142 dk

Yönetmen:Jee-woon Kim

Senaryo:Jee-woon Kim, Hoon-jung Park

Ülke:Güney Kore 

Tür:Aksiyon, Dram, Korku

Vizyon Tarihi:27 Mayıs 2011 (Türkiye)

Dil:Korece

Müzik:Mowg

Nam-ı Diğer:I Saw the Devil

1063 kişi izledi 253 kişi izleyecek 124 kişinin favorisi 57 takip

Oyuncular: Byung-Hun Lee, Min-sik Choi, In-seo Kim, Ho-jin Cheon

Özet

Karanlık Sırlar’ın yönetmeninin yeni filmi, Kore’de yaş sınırlamasıyla neredeyse yasaklanan Şeytanı Gördüm, zevk için öldüren bir psikopatla bir gizli ajan arasındaki kedi-fare oyununu izleyen bir intikam filmi.

Şeytani zekâsıyla dehşetengiz cinayetler işleyen, kurbanları arasında çocuklar bile bulunan seri katil Kyung-chul’u polis bir türlü yakalayamaz. Ancak, emekli bir polisin kızı öldürüldüğünde, kızın nişanlısı, gizli ajan Dae-hoon, katili kendi bulup cezalandırmaya karar verir. İntikamı kanlı olacaktır, bir canavara dönüşse bile

Altyazı

Bugün kiliseye, rahip ve rahibeyi ziyarete gittim.

 Yani, bunu sık sık yaparım.

 Buradaki çocukları seviyorum.

 İleride bir bebeğim olursa, böyle bir yerde büyütmek isterim.

 Çünkü buralar görülmeye değer kır çiçekleri ve ağaçlarla kaplı.

 Hem Seul’a da yakın.

 Efendim?

 Çekici mi?

 Gelmesi biraz vakit alabilirmiş.

 Sesini duymak beni mesut ediyor.

 Yağan kar ile işittiğim sesin   arabadaki havaya renk katıyor.

 Bir dakika.

 Arabanın lastiği mi indi?

 Evet.

 Çekici çağırdım.

 Kardan dolayı gelmeleri vakit alır.

 İzninizle ben bir kontrol edeyim.

 Lastikleri kontrol edeceğini söyledi.

 Sahi mi?

 Bana kalırsa, çekiciyi beklesen iyi olur.

 Ne?

 Hayır, lastik değiştirmek zor iş değil.

 Ne?

 Çok tuhaf.

 Ona çekici çağırdığını söyledin ama adam hâlâ lastiği kontrol etmek istiyor.

 Bekle, bekle.

 Durum nedir?

 Pekâlâ.

 Alo?

 Jooyeon, şimdi gitmem gerekiyor.

 Kapıyı sakın açma ve çekicinin gelmesini bekle.

 Ne?

 Bekle.

Biricik aşkım 

Sırıl sıklam aşığınım 

Ben-

– Ona çekici çağırdığını söylemene rağmen lastiği kontrol etmesinden hoşlanmadım.

 Evet, burası biraz kalabalık.

 Özür dilerim.

 Doğum gününde yanında olamadığım için.

 Peki.

 Yakında orada olacağım.

 Lastik tamamen inmiş.

 Yardımlarınız için teşekkürler ama çekiciyi beklesem iyi olur.

 Çok teşekkür ederim.

 Neden gitmiyor?

ŞEYTANI GÖRDÜM

Bayım.

 Bayım.

 Cildin çok yumuşak olduğu için oldukça kolay olacak.

 Canımı bağışlayabilir misin?

 Niçin?

 Ben   karnımda bir bebek taşıyorum.

 Canımı bağışla lütfen.

 Dongsoo!

 Dongsoo!

 Ne var?

 Buraya gelin!

 Acele edin!

 Patron!

 Buraya neden geldiniz?

 Evinizde kalsaydınız size durumu sonra bildirirdik.

 Ne oldu?

 Kızıma ne oldu?

 Lütfen bakmayın.

 Şimdi olmaz.

 Henüz bir şey bilmiyoruz.

 – Dedektif Joh.

 – Evet.

 Buraya gelir misiniz?

 – Bu nedir?

 – Bakalım bir.

 Saça benziyor.

 Çevir bakayım.

 Olay yeri inceleme!

 Buraya gelin hemen!

 Onu bulduk!

 Onu burada bulduk!

 Siz burada bekleyin.

 Tanrı yardımcımız oldu.

 Aksi halde onu bulamazdık.

 Otuz yıldır   cinayet masasının başında olan bir adamın   kendi kızını koruyamaması ne komik.

 Lütfen içmeyin artık.

 Özür dilerim.

 Ben   çok üzgünüm.

 Senden   ve Jooyeonum’dan.

 Çok ama çok özür dilerim.

 Özür dilerim, Jooyeon.

Sözümü tutamadım.

 Geç kaldım ve sözümü tutamadım.

Ama Jooyeon 

 sana yemin ederim ki 

 sana yaşattığı acıların 1000 katını yaşayacak 

 hayır, 10000 katını.

 Soohyun.

 Pekâlâ, ne kadar istiyorsun?

 Yapılacak önemli işler olmadığından bir kaç ay izin kullanabilirsin.

 İki hafta yeterli olur.

 – Daha fazla izin alabilirsin.

 – Hayır, iki hafta sonra   işimin başına döneceğim.

 Peki, bunu yapabilirsen, çok minnettar olurum.

 Kendini toparlayabilecek misin peki?

 Pekâlâ.

 O halde iki hafta sonra seni burada görmeyi umuyoruz.

 İzninde iyice dinlen lütfen.

 Başımıza gelenlere inanamıyorum.

 Nişanlanalı bir ay bile olmamıştı.

 Dünyanın çivisi çıkmış!

 Geldin demek.

 İşte GPS   ve takip cihazı.

 Takip ve dinleme amaçlı kullanılabilir.

 İnanılmaz değil mi?

 İyi iş çıkardın.

 Teşekkür ederim.

 Rica ederim.

 – İçeri girmeyecek misin?

 – Efendim?

 Söyleyecek bir şeyin yok mu?

 Hayır.

 Bak, sana güveniyorum ama olur da bir sorun çıkarsa   başka birimden cebe indirdiğim için başımız fena halde belaya girebilir.

 Endişelenme.

 Sorun çıkmayacağından emin olacağım.

 Polis   bu dördünden şüpheleniyor.

 Daha önce, bu tür olaylara karıştıkları için liste başılar.

 Soohyun, demek buradasın.

 Evet.

 Akşam yemeğine kalmak ister misin?

 Teşekkür ederim, hemen gitmem gerekiyor.

 Babam için sebze almaya gittim.

 Hemen işe koyuluyorum.

 Rahatsız olmayın.

 – Gidiyor musun?

 – Evet.

 Bu piç neden yerinden kımıldamıyor?

 Alo?

Henüz şüpheli bir durum yok.

Evet.

Başüstüne efendim.

Yemin ederim bu herif sapıklar kralı.

 Sessiz ol.

 Bunu hatırlıyor musun?

 Bilmiyorsun demek?

 Anlıyorum.

 Bu adam da kim?

 Bu adamın hâli ne böyle?

 Niye teslim olmuş?

 İki ay önce, nehirde bulunan genç kızın ölümünden sorumlu olduğunu söyledi.

 Birkaç yıl önce liseli Shin-Chun’un kaçırılmasından da kendisi sorumluymuş.

 Nesi var bunun böyle?

 Neden her yeri yara bere içinde?

 Kimin marifeti bu?

 Siz mi yaptınız?

 Hayır, birdenbire sağlık ekipleri geldi   ve onu yarı ölü şekilde buldular.

 Bunu bu hale kim getirdi peki?

 Kendi kendine mi zarar verdi?

 O kısmı henüz anlatmadı.

 Hay Allah’ım.

 Hey, dün gece sana ne oldu?

 Ne sayıklıyor böyle?

 Durum gösteriyor ki, birileri adamın penisini çekiçle ezmiş.

 Hey!

 Saçmalamayı bırak!

 Hey aptal, sana bunu kim yaptı?

 Kimsin lan sen?

 Orospu çocuğu!

 Bu saatte otobüs geçmez.

 Nereye gidiyorsunuz?

 Buyurun?

 Nereye gidiyorsunuz, diye sordum.

 Sungmin Apartmanına.

 Sungmin mi?

 Buradan pek uzakta değil, isterseniz sizi bırakabilirim.

 Sizi oraya götürebilirim.

 Hayır, teşekkür ederim.

 Sizi bırakabilirim.

 Ben böyle iyiyim.

 Sungmin Apartmanı buraya çok yakın.

 Sorun olmaz.

 Bundan emin misiniz?

 Elbette.

 Arabaya binin.

 Ne oldu?

 Efendim?

 Yok bir şey.

 Okul taşıtı mı bu araç?

 Nereye koydum onu?

 Ne?

 Efendim?

 Niye bana korkmuş gözlerle bakıyorsun?

 Bunu ilk defa mı görüyorsun?

 Kimsin?

 Bu arada, sigorta parasını almak için bunlara neden ihtiyaç duyuyorsunuz?

 Öncelikle, oğlunuz Gyeongchul Jang’ın doğru kişi olduğundan emin olmalıyız.

 Zira aynı isimde pek çok kişi var.

 Bunların hepsi eski resimler.

 Bu resimden onu tanıyabilirsiniz belki.

 Birkaç sorum daha olacak.

 Onunla şimdi görüşebilmemin başka bir yolu var mı?

 Bilmiyorum ama belki oğlu onu nerede bulabileceğini biliyordur.

 Sanghoon!

 Sanghoon!

 Nerede bu çocuk?

 Yangpyeong?

 Chungpyeong?

 Sanırım son söylediğim.

 Son olarak, aradığım kişinin oğlunuz olduğundan emin olmak istiyorum.

 Bu Gyeongchul Jang mı?

 Gyeongchul bu.

 Bu fotoğraf yakın zamanda mı çekildi?

 Niçin bu kadar ürkütücü görünüyor?

 Sigortaymış, peh.

 Ailesini mi sigortalattı?

 Bizi ve oğlunu terk edip gitti ve bir daha dönmedi!

 Şimdi sen, onun bize sigorta yaptırdığına mı inanıyorsun?

 Hadi oradan!

 Neden böyle konuşuyorsun?

 Yalansa söyle!

 Onu hâlâ evlat olarak mı görüyorsun?

 – Sus!

 – İşe yaramazın tekidir o!

 Lütfen konuşmayı kes ve biraz sakinleş.

 Neden böyle konuşuyorsun?

 – Böyle konuları konuşacak zaman mı?

 – Tamam, sustum.

 Bu arada, olur da poliçe sahibi ölür veya kaybolursa   parayı ailesi alabilir mi?

 Sanghoon sen misin?

 Babanın nerede yaşadığını biliyor musun?

 Lanet olsun.

 Neden soruyorsun?

 Siz kızlar ev dışında hiçbir yere gitmiyorsunuz, tamam mı?

 Tamam.

 Şoför bey, başka yerde inmelerine izin vermeyin lütfen.

 – Elbette.

 – Teşekkür ederim.

 Siz kimsiniz?

 Gyeongchul Jang burada mı?

 Neden soruyorsunuz?

 Biz polisiz.

 Nerede o?

 Öğrencileri evlerine bırakıyor şimdi.

 Onu hemen arayabilir misiniz?

 Lütfen.

 Ne dedin?

 Bir kız kayıp mı?

 Siz ne yapıyordunuz?

 Neden Gyeongchul Jang’ın evden ayrıldığını fark etmediniz?

 Görevde uyudunuz, değil mi?

 Onu nasıl kaybedersiniz?

 Bir de utanmadan bana bunu bildiriyorsunuz?

!

 Hepiniz evin önündeydi, değil mi?

 Orada ne yapıyorsunuz?

 Onu selamladıktan sonra mı yakalamayı planlıyordunuz?

 Bir avuç geri zekâlısınız.

 Şimdi dinleyin.

 Okulun her köşesini araştırmalı ve Gyeongchul Jang’ı bir an önce bulmalıyız.

 Lanet olası arama iznine ihtiyacımız yok.

 Onu hemen yakalamalıyız, anlaşıldı mı?

 Kulağını iyi aç ve dinle: Aradığımız katil o!

 Gidip onu yakalayın!

 Benim.

 Şimdi üstümü değiştirmek için evdeyim ama buna ayıracak vaktim yok sanırım.

 – Nereye gidiyorsun?

 – Arkadaşıma.

 – Hangisine?

 – Hangisini tanıyorsun ki?

 – Ne?

 Kıyafet getireyim mi yoksa içeride kendin mi değiştireceksin?

 Değiştirmek için vaktim yok.

 Bana bir kaç kıyafet hazırla sen.

 Hayır, sana demedim.

 Bu saatte arkadaşında ne işin var?

Çalışacağız!

 Neden arkadaşının evinde çalışıyorsun?

Neden benimle uğraşıp duruyorsun?

 Bana karşılık mı veriyorsun sen?

 Çabuk buraya gel!

Gelmiyorum!

 Bak şu terbiyesize!

 Neyi bekliyorsunuz?

 Hemen iş başına!

 Görelim bakalım.

 Vay, tenin bembeyaz.

 Sorun yok, korkma.

 İşi çok hızlı bitireceğim.

 Durum o ki, okul servisini bir daha kullanamayacağım.

 İşler iyice sarpa sardı.

 Ne yani, senden hoşlanamam mı?

 Senden hoşlanabilirim, değil mi?

 Senden hoşlanmam gayet normal.

 O halde neden lanet insanlar canımı sıkıp duruyorlar, ha?

 Neden?

!

 İşi çok hızlı bitireceğim.

Gyeongchul Jang.

 Ne yani?

 Yalnız mısın?

 Polis misin?

 Polis olduğun belli.

 Nasıl oldu da Kore polisi beni bu kadar çabuk buldu?

 Çok şaşırdım.

 Sanırım benim kim olduğumu bilmiyorsun.

 Kore polisinden ne beklenir ki?

 Sözün bittiği an!

 Seni aptal!

 Canın cehenneme!

 Bu herif de kimdir?

 Manyağın önde gideni.

 Siktiğimin dallaması!

 Merhaba, bayım.

 Nereye gidiyorsun bilmiyorum ama bu taksiyi kullanabilirsin.

 Binmiyor musun?

 Bu saatte başka taksi bulamazsın.

 Bu yolda yalnız başına neden yürüyorsun?

 Ama şansın varmış ki bir artık bir taksin var.

 Müşterim de aynı yöne gidiyor.

 – Bu beyefendi de bize katılabilir mi?

 – Elbette katılabilir.

 Güzel.

 Bir taksi bulmak sizin için kolay olmamıştır.

 Buralarda bu saatte bir taksiye kolay kolay rastlayamazsınız.

 Ben bile buradan nadiren geçerim.

 İş dolayısıyla buraya arada bir gelirim.

 Fakat siz beyler, bugün çok şanslısınız.

 Farkındasınız, değil mi?

 Son günlerde burada üzücü olaylar yaşandı.

 Bu yüzden, bu civardan pek müşterim olmaz.

 Ama bugün iki müşterim oldu.

 Anlayacağınız, bugün ben de şanslıyım.

 Değil miyim, bayım?

 Böyle karanlık bir yerden yolculuk nereye, beyler?

 Bayım?

 Bugün gününüz iyi geçti sanırım.

 Bayım.

 Evet?

 Bugün hepimizin şanslı olduğunu söyledin.

 Evet, bunu söyledim.

 Neden?

 Bence bugün sizin hiç şansınız yok.

 Akılsız piçler.

 Genç olduğundan kemiklerin yakında kaynar.

 Endişelenecek bir durum yok.

 Futbol oynarken bileğini nasıl kırdın?

 Futbolu yumruklarınla mı oynadın?

 Neyse, bundan böyle dikkatli ol.

 Anladın mı?

 İşimiz bitti.

 Gidebilirsin.

 Hey, adi herif!

 Ben senin oğlun muyum?

 Beni niye azarlıyorsun o halde?

 Gözlüğünü çıkar.

 Gözlüğünü çıkar.

 Yaklaş.

 Yaklaş.

 Bayım?

 Dışarı gelebilir misiniz?

 Reçetenizi almanız gerekiyor.

 Kaç yaşındasın?

 22.

 22 yaşında olmak hoş olmalı.

 Erkek arkadaşın var mı?

 Anlamadım?

 Bir sürü erkek arkadaşı olan birine benziyorsun.

 Doğru mu?

 Hayır.

 Erkek arkadaşım yok.

 Bana yalan söyleme.

 Senin gibi bir fıstığın nasıl bir erkek arkadaşı olmaz?

 Şeyi bilmiyorsundur sen.

 Affedersiniz?

 Şeyi bilmezsen, erkekleri de bilemezsin.

 Dün, tam eğlenmeye başlamıştım ki   piçin teki belirdi ve eğlencemin içine etti.

 Şimdi bu işi, sessiz sedasız seninle yapmak istiyorum.

 Kıyafetlerini çıkar.

 Ne?

 Kıyafetlerini çıkar.

 Madem bu işi birlikte yapacağız, zevki de paylaşmalıyız, değil mi?

 Şimdi çıkar şu kıyafetlerini.

 Suratını doğramadan önce çıkar şu kıyafetlerini sürtük.

 Üstündekileri hemen çıkar, dedim sürtük!

 İşte böyle.

 Sutyenini de çıkart.

 Acele et.

 Lütfen beni öldürmeyin.

İşte böyle.

 Şimdi külotunu da çıkar.

 Seni orospu çocuğu.

 Sen de kimsin lan?

 Bekle.

 Hemen çıkma.

 Tedavi için sana ihtiyacım var.

 Neden aciz görünmeye çalışıyorsun?

 Daha yolun başındayız.

 Aklına kazı bunu.

 İşler daha kötüye gidecek.

 Şimdi gözlerini kapat.

 Arkanı dön ve kulaklarını da kapat.

 Siktiğimin kaçık orospu çocuğu seni!

 Peh!

 Orospu çocuğu!

 Bana bunu yapmak istiyorsun ha?

 Seni orospu çocuğu!

 Bana bunu yapmak istiyorsun.

 Kaçık herif.

 Öyle olsun siktiğimin dangalağı, kim daha iyiymiş görürsün sen!

 Ne oldu?

 Kaza mı yaptın?

 Sanırım arabası arızalanmış.

 Evet, efendim.

 Her şey yolunda mı?

 Senin için endişeleniyorum.

 Polis, Gyeongchul Jang’ın peşinde olduğumu düşünüyor.

 Bu gösteriyor ki, polis de Gyeongchul Jang’ın peşinde.

Acaba   kovalamacayı bırakman mümkün mü?

 Ama ben  Üzerine düşeni fazlasıyla yaptın.

 Buna bir son vermeni istiyorum.

 Ama efendim  Neyse, boş ver.

 Seni anlıyorum.

 Kapatıyorum.

 Soohyun, benim.

Soohyun.

 Nasılsın?

 Sen nasılsın Soohyun?

 Şimdi işimle meşgulüm biraz.

 Öyle mi?

 Nasıl bir işmiş o?

 Ne iş yaptığımı biliyorsun.

Normalde ne iş yaptığını, evet ama gizli kapaklı ne işler çevirdiğini, hayır.

Babamdan sabıka kayıtlarını aldığını biliyorum.

 Soohyun, nasıl hissettiğini biliyorum   ama buna bir son vermeni istiyorum.

 Ne yaparsan yap, kardeşim geri gelmeyecek.

Onu yakalasan bile, değişen bir şey olmayacak.

 İntikam, filmlerde olur ama bu adam delinin teki.

 Kusura bakma ama sana anlatacak bir şeyim yok.

 Ne demek bana anlatacağın bir şey yok?

 Senin için hiç mi değerim yok?

 Son zamanlarda ne durumdayım, bir fikrin var mı?

Peşimde biri var mı diye sürekli arkama bakıyorum.

 Hâlâ bana söyleyecek bir şeyin yok mu?

 Şimdi sana yalvarıyorum.

 Uğraşların boş yere.

 Lütfen işin peşini bırak.

 Kusura bakma ama şimdi kapatmam gerekiyor.

 Ayrıca uğraşlarım boş yere değil.

Soohyun!

 Soohyun!

 Su.

 Su ver.

 İlk tanıştığımız zamanları hatırlıyor musun?

 Bir terör örgütü kurmak ve dünyayı yakıp yıkmak istiyorduk.

 O günler burnumda tütüyor.

Hiçbir şeyden korkmazdık.

 Annen öldükten sonra konuştuğumuz zırvalardan ibaretlerdi.

 Sigara versene.

 Ölen kızlardan biriyle alakası olmalı.

 Öyle olmasa, bunu kim yapar ki?

 O da artık bizden biri.

 Tıpkı senin gibi avlanmaktan hoşlanıyor.

 Yakala ve bırak.

 Yakala ve bırak.

 Kedi fare oyunu oynuyor.

 Dostum   bu kez faka bastın galiba.

 Kaltağını kaybettikten sonra bu herif kafayı sıyırmış.

 Uyuyan dev uyanmış.

 Komik, değil mi?

 Yorgun olmalısın, git yat.

 Bir sürü boş oda var.

 İstediğin odada uyuyabilirsin.

 Sana yarın kahvaltı hazırlayacağım.

 Aşağılık herifler.

 Bırak!

 Bırak beni!

 Canın cehenneme pislik!

 İkiniz de kafayı yemişsiniz.

 Hızlı, biraz daha hızlı.

 Bir kez daha.

Tıpkı senin gibi avlanmaktan hoşlanıyor.

Yakala ve bırak.

 Yakala ve bırak.

Avının acı çektiğini görmekten zevk alıyor.

Kedi fare oyunu oynuyor.

İşler daha kötüye gidecek.

 Eğlenceliymiş.

 Bunu sakın yapma.

 Dün gece Miyeon’u görmedin mi?

 Direnirsen, acıların katlanır ve işimiz daha uzun sürer.

 Çabucak bitireceğim.

 Bana biraz daha sabret.

 Peki neden bize güvenmedin?

 Söylesene!

 Evini veya paranı mı istedik senden?

 Sadece birkaç günlüğüne burada kalmak istemiştik ama siz damarımıza bastınız!

 Özür dilerim.

 Çok özür dilerim.

 Bunu daha önce söylemen gerekirdi.

 Değil mi?

 Siz aptallar   işler bu noktaya gelince hep bunu söylersiniz.

 Bir dakika, sırasıyla kollar, bacaklar ve kafaydı, değil mi?

 Gözlerini kapat.

 Bunu görmesen iyi olur.

 Nerede bu kız?

 Ses çıkarmadan nasıl içeri girdin?

Karnımda bir bebek taşıyorum.

 Neye benzediğini merak ediyordum.

 Canavara falan benzemiyorsun.

 Kaçık piç.

 Kollar, bacaklar ve kafaydı, değil mi?

 Sizin yaptıklarınızın aynısını, ben de sizlere yapacağım.

 Merak etme, ne eksik ne fazla.

 Sizi sapık ruhlu piçler.

 Şimdi rahat bir nefes aldım.

 Size bir şey olacak diye endişeleniyordum.

 O, NIS’den Soohyun Kim, değil mi?

 Onun neler yaptığını görmek ister misiniz?

 Lütfen onu durdurun.

 Canavarla mücadele etmek için canavar olmak gerekmez.

 Onun için endişeleniyorsunuz, değil mi?

 O şimdi nerede?

 Tedavini yaptığım için şimdi iyisindir.

 İki gündür deliksiz uyuduğunuzu biliyor musun?

 Ne oldu?

 Onu neden polise teslim etmiyorsun?

 Daha değil.

 Ne yapacaksın peki?

 Hiç, yüreğine   sanki bir bıçak saplıyorlarmış gibi hissettin mi?

 Ben hissediyorum.

 Jooyeon’a bir sözüm vardı.

 Yaptıklarının cezasını çekecek.

 Henüz değil.

 Sona epey yolumuz var daha.

 Pekâlâ.

 Sana başka sorum olmayacak.

 Bu arada, takip cihazı iyi çalışıyor mu?

 Kabız olmadığı sürece– Verdiğim ilaçtan sonra kendinden geçti.

 Yarına kadar kendine geleceğini sanmıyorum.

 Çok farklı göründüğünün farkında mısın, Soohyun?

 Merhaba.

 Dexibuprofen içeren ağrı kesici alabilir miyim?

 Ne?

 Dexi ne?

 En kuvvetlisinden ver.

 Peki.

Şimdi neredesin?

Yakınlarda olmadığın besbelli.

 Beni dinliyor musun?

 Elbette dinliyorsun.

 Bu çok eğlenceli!

 Değil mi?

 Hayatım boyunca hiç bu kadar eğlenmemiştim.

 Hey, kim olduğunu biliyorum.

Kız arkadaşın, Yeongili Jooyeon Jang’dı.

 Değil mi?

 Haklıyım, değil mi?

Büyük bir hata yaptığını bilmeni istiyorum.

 Beni hafife aldın.

 Beni şansın varken öldürmediğine pişman olacaksın.

 Birini öldürmek bu kadar zaman almamalı.

 Merhaba.

 Göreceksin.

 Acı neymiş sana öğreteceğim.

 Affedersiniz!

 Bu arada   onu öldürmeden önce, hamile olduğunu söylemişti.

 ve hayatını bağışlamamı istemişti.

Bundan haberin var mıydı?

 Hadi, hadi, hadi.

 Acele et adi herif!

Yoksa o kadın ölecek.

 Yaşamama izin veriyorsan, beni yakından takip etmen gerekirdi.

 Allah’ım, bunları kurtarmak zorunda mıyız?

 Böyle şerefsizleri görünce insanlığımdan utanıyorum.

 Uyandıklarında bana haber verin.

 Yine ne var?

 Ne olmuş?

 Ciddi misin?

 Gerçekten mi?

 Anladım.

 Gyeongchul Jang teslim olacakmış.

 Seni orospu çocuğu, büyük hata yaptın.

 Uyan.

 Sana bir şey sormak istiyorum.

 Arkadaşın nereye gidecek?

 Onun damarına basmayacaktın.

 Ne yaşadıysa, aynısını yaşatır.

 Demek istediğimi anladın mı?

 Seninkinin ailesi?

 Teslim olduktan sonra, her şey bitmiş demektir.

 Seninki   kendini çok kötü hissetmemiştir.

 O, benim aksime   zevki tattırmadan acıyı tattırmaz.

 Önce zevki tattırır.

 Komik mi?

 Gerçekten komik mi bu?

 Bu seni kahkahalara mı boğuyor?

 O zaman, kalan hayatında seni kahkahalara boğalım hadi.

Gyeongchul Jang’un hattına girdim.

Seni merak ettiğimden dolayı polis iletişim hatlarını dinliyordum.

Bir kaç dakika önce, polisleri teslim olmak istediği için aradı.

Fakat, teslim olmadan önce bitirmesi gereken bir iş varmış.

Yine mi cinayet işleyecek?

 Aradığı yeri tespit edebildin mi?

Yeongi vilayeti.

 Dedektif Joh?

 Ben Soohyun Kim.

 Ne dedin?

 Bunlara sebep olacak ne fenalık yaptın sen?

 Ona bir şey olursa, bittin sen!

 Anladın mı?

 Cevap ver, lanet olası!

 Tüm ekiplere Dedektif Jang’ın evine gitmelerini söyle ve arabayı çevir.

 Çabuk!

 İkiz mi bunlar?

 Hayır.

 Jooyeon, annesinin izinden gidiyor olmalı.

 Neyse ki babasının izinden gitmiyor.

 Peşime o deliyi neden taktın peki?

!

 Deli misin sen?

 Deli mi?

 Bakalım.

 Kahretsin, nerede bu?

 O piçi ne sinirlendirir?

 Bunu yaparsam, sinirlenir mi?

 Peki bunu?

 Peki bunu?

 Peki bunu?

 Peki bunu, aşağılık herif!

 Peki bunu, orospu çocuğu!

 İçeri giremezsiniz.

 Giremezsiniz.

 Neler oluyor?

 Bırakın onu.

 Soohyun Kim sen misin?

 Seni adi herif!

 Gel buraya!

 Ne yaptığının farkında mısın?

 Ne cüretle buraya geliyorsun?

 Seni beş para etmez pislik!

 Bırakın.

 Bırakın beni.

 Kansız herif!

 Yol verin.

 Açın yolu!

 Alo?

 Gyeongchul Jang ben.

 Seni şerefsiz.

 Neredesin şimdi?

 Sen  Saeyeon’a bir şey yapmadın.

 Değil mi?

 Sonra öğrenirsiniz.

 Ne?

 Alo?

 Nasıl hissediyorsun?

 Benim gibi hissediyor musun şimdi?

 Neden peşime düştün seni cahil piç?

 Kimin kazanmasını bekliyordun?

 Senin mi yoksa benim mi?

 Gyeongchul Jang, Gyeongchul Jang!

 Gyeongchul Jang ortaya çıktı!

 Emrimi bekleyin.

 Şimdi!

 Koşun!

 Şu arabayı durdur!

 Durdur şunu!

 Yakalayın!

 Yakalayın!

 Yakalayın!

 Dur!

 Evet, haklıydın.

 Ben hata yaptım.

 Seni hafife aldım.

 Şu andan itibaren, sana merhamet etmeyeceğim.

 Seni orospu çocuğu, ne yapıyorsun sen?

 Ne yapıyorsun?

 Daha yeni başladık.

 Şimdiden ağlamaya mı başladın?

 Seni orospu çocuğu!

 Orospu çocuğu, öldür beni.

 Öldür beni.

 Hemen beni öldür lan!

 Orospu çocuğu, öldür beni.

 Öldür beni, orospu çocuğu!

 Öldür beni!

 Olmaz.

 Daha değil.

 Biraz bekleyeceksin.

 Düşün bir.

 Seni öldürecek olsaydım, daha önce defalarca yapabilirdim.

 Çektiğin acılar doruğa ulaştığında seni geberteceğim.

 Korkudan tir tir titreyip   acıların doruğa ulaştığında seni geberteceğim.

 Asıl intikam budur.

 İntikam işte böyle alınır.

 Bağışla, bağışla canımı.

 Bağışla, bağışla, bağışla.

 Bağışla beni.

 Bunu birçok kez duydun, değil mi?

 “Canımı bağışla.

” Bunu duymak, seni keyiflendirmiş olmalı.

 Canımı bağışla.

 Canımı bağışla.

 Zaten cezalandırılacağım.

 Bu yüzden canımı bağışla.

 Çektiklerim yetmez mi?

 Zaten yeterince acı çektim, yeter artık.

 Lütfen, lütfen canımı bağışla.

 Çok üzgünüm.

 Lütfen, lütfen canımı bağışla.

 Korkuyor musun?

 Söyle bana.

 Korkuyor musun?

 Şimdi yaptıklarının farkına vardın mı?

 Benimle yeterince oynadın   yeter artık orospu çocuğu.

 Artık zırvalamayı bırak.

 Sen kaybettin.

 Şimdiye dek benimle oynadığını sanıyorsun.

 Komik.

 Acının ne olduğunu bilmiyorum.

 Korku mu?

 Onu da bilmiyorum.

 Benden kurtuluşun yok.

 Yani, sen kaybettin.

 Bunun farkında mısın?

 Ölümünden sonra bile, acı çekmeni isterdim.

 Orospu çocuğu!

 Siktiğimin piçi, sen bittin!

 Kaçık herif!

 Ölmeyeceğim.

 İnadına ölmeyeceğim.

 Seni orospu çocuğu, hayatta kalacağım.

 Hey kaçık herif, beni duyuyor musun?

 Beni işitiyor musun?

 Benim hiçbir şeyden korkum yok.

 Seni kaçık herif.

 Boş konuştuğumu sanıyorsun, değil mi?

 Baba.

 Baba.

 Hey!

 Kapıyı sakın açmayın.

 Baba.

 Hayır, hayır.

 Sakın açmayın.

 Sang-Hoon!

 Kapıyı açmayın!

 Orada ne halt yiyor o?

 Çekil bakalım.

 Sakın açmayın.

 Neden açılmıyor bu kapı?

 Sakın!

 Sizin burada ne işiniz var be?

!

 Anne.

 Orada mısın?

 Sakın!

 Sakın kapıyı açmayın!

 O lanet kapıyı sakın açmayın!

 Hemen buradan gidin!

 Evinize gidin!

 Gyeongchul!

 Gyeongchul!

 Gyeongchul!

Çeviri : Deiji||