98 dk

Yönetmen:Pitof

Senaryo:François-Eugène Vidocq, Pitof, Jean-Christophe Grangé

Ülke:Fransa

Tür:Aksiyon, Suç, Fantastik, Gizem, Bilim-Kurgu, Gerilim

Vizyon Tarihi:27 Aralık 2002 (Türkiye)

Dil:Fransızca

Müzik:Bruno Coulais

Çekim Yeri:Bordeaux, Gironde, Fransa

Nam-ı Diğer:Dark Portals: The Chronicles of Vidocq

Oyuncular: Gérard Depardieu, Guillaume Canet, Inés Sastre,André Dussollier

Özet

Vidocq, Paris’te 1930 yılında geçiyor. Dedektif Vidocq katil simyacının peşindeyken ortadan kaybolur. Kurbanlarını genç kızlardan seçen katil, şehirde paniğe sebep olmaktadır. Bu durumu çözebilecek tek kişi olan Vidocq, doğaüstü güçleri olan, maskeli seri katilin kurbanı olur. Vidocq’un biyografisini yazmaya karar veren Etienne Boisset, bu ölümü araştırmak ve intikam almak için devreye girer.

es

Bekle!

 Eğer ölmek zorundaysam, bunu bilmek istiyorum.

 Yüzünü görmek istiyorum.

 Vidocq öldü!

 Vidocq öldü!

 Vidocq aşkının ihanetine uğradı Vidocq mahkum edildi.

 Vidocq kaçtı.

 Vidocq hapihaneden kaçtı.

 Hapishane kuşu yeni bir hayata başladı.

 Mahkum polis şefliğine atandı.

 Vidocq yeni polis.

 Vidocq’a nişan veriliyor.

 Vidocq görevden uzaklaştırıldı.

 Vidocq soruşturma dairesi kuruyor.

 Vidocq ve Nimier araştırma.

 Lanet olası aptal.

 Kahrolası serseri!

 Ne oluyor?

 Ne istiyorsun?

 Ben Etienne Boisset.

 Bir gazeteceyim.

 İlginç değil!

 Bekle!

 Sadece gazeteci değil.

 Vidocq hakkında yazan   bir gazeteciyim.

 Bunun nesi komik?

 Anılarını kendi yazabilir.

 Kimsenin yardımına ihtiyacı yok.

 Eğer Vidocq hakkında yazacaksan, bunu ilk önce ben bilmeliyim.

 Ben Nimier, onun ortağıyım.

 Bela ister misin?

 Bana izin verin.

 Size bir şey göstereceğim.

 Şuna bak.

 Vidocq bana yazmış.

 Yemin ederim bu doğru.

 Kitabımı okuyacaktı.

 Dinle!

 Sen duymadın mı?

 Vidocq öldü.

 Bu doğru.

 O halde bunun anlamı ne?

 Ne istiyorsun?

 Kitabımı bitirmek.

 Ve onun katilini bulmak.

 Vidocq’un katili   zavallı bir aptal.

 Onu bulmalıyım.

 Kitabım onun ölümünün intikamını alacak.

 Defol buradan.

 Hala gidebilecek haldeyken defol!

 Bildiğiniz bir şey varsa bana söyleyin.

 İkiniz bir davaya bakıyordunuz.

 Öyle değil mi?

 Onun katili bir ölüydü.

 İşte bunun için yardımcı olabilirim.

 Anlat bana.

 Böylece olay netliğe kavuşur.

 Ne zaman başladı?

 Bir hafta önceydi.

 İki kişinin izini sürüyordu.

 Yıldırım Komplossu.

 Belmont ve Veraldi.

 Bir aldatmacaydı.

 O ikisini yıldırım çarptı ve   eğer bir adam buna maruz kalırsa bu bir kazadır.

 İki kişiyi aynı anda çarparsa bu bir komplodur.

 Özellikle de bunlar Belmont ve Veraldi ise.

 Kimdi onlar?

 Belmont bir silah tüccarıydı.

 Veraldi ise bir kimyager.

 Onlar her türlü maddeyi baruta çevirebilirlerdi.

 Yani?

 Yani  Bu ordumuz için bir darbeydi.

 Ordumuzun zayıf düşmesine izin veremeyiz.

 Hele şu anda.

 Neden korkuyorsunuz?

 Prusyalılardan mı?

 Onlar sana güç verdiler.

 Ben içerideki düşmandan korkuyorum.

 10’uncu Charles’ın reformları pek popüler değil.

 Pek değil.

 Paris hainlerin elinde.

 Orléancılar, Bonapartçılar, Cumhuriyetçiler.

 Kimseye güvenemezsin.

 Ben bir politikacı değilim.

 Adamlarım çok fazla çalışıyorlar.

 Düşen yıldırım bardağı taşıran damla oldu.

 Bu davayı almak zorundasın.

 Beni 2 yıl önce kovmuştun.

 Hatırladın mı?

 Üzgünüm.

 Yapacak çok işim var.

 Anlamıyor musun?

 Krallık tehlikede!

 Bir sonraki fırtınada   tekrar yıldırım düşürebilirler.

 Önce öde sonra düşünürüz.

 Şüphe etmene gerek yok.

 Yeteneğini harcıyorsun.

 Peki bunun suçlusu kim?

 Hatırla.

 Gelecek fırtınaya kadar zamanın var.

 Napoleon zamanında top yapabilmek için kilise çanlarını erittik.

 Ama yeterince bulamadık.

 Ve kiliselerde bunun gibi dökümhaneler oluşturduk.

 Bu iyi bir nokta.

 Tanrı’ya daha yakın oldunuz.

 – Evet efendim, ama uzun sürmez.

 – Neden?

 İşte bunun için.

 Eriterek kaynaştırmanın yolunu sadece Belmont biliyordu.

 Onun ölümü hakkında ne düşünüyorsun?

 Hayatın böyle ironik olabilmesi ne ilginç.

 Belmont servetini ateşle yaptı ve ateşle öldü!

 Bir sürü koruması vardı.

 O bir şeylerden korkuyordu.

 Evet.

 Onu bazı şeyler bir süreliğine korkutmuştu.

 Kanunsuz işleri var mıydı?

 Belmont olabildiğince dürüst bir adamdı.

 Bazı hataları vardı.

 Fakat biz onun sağlığına içerdik.

 Ne gibi hatalar?

 Sana söyleyeyim.

 Belmont   hayatında bir şeyle ilgilenirdi.

 Kendisiyle.

 Bunun anlamı nedir?

 O bir sanatçı gibiydi.

 Kendi portresi üzerinde çalışırdı.

 Evli miydi?

 Evet.

 Kendi egosuyla.

 – Neler oluyor?

 – Rutin şeyler.

 Bir ahmak yanıyor.

 Burada barut üretiriz.

 Elbiselerimiz onunla doludur.

 Bekle.

 Belmont’un üzerine yıldırım düştüğünde  bir meşale gibi alev almıştı.

 Belki de elbisesi barutla kaplıydı.

 Şaka yapıyorsun.

 Elbiseleri her gece temizlikçi   kadın tarafından temizlenirdi.

 Onlar bu kadar dikkatsiz olamazlar.

 Siz en iyisi beni de şüpheliler listesine alın.

 Austerlitz’de kasıklarımda top patlamıştı.

 Küçük bir teknik hata.

 Teşekkürler Bay Belmont.

 Bu sürtük fena değil.

 Devam et.

 Sadece gelecek fırtınaya kadar zamanımız var.

 Kaybedecek vaktimiz yok.

 Bay Belmont’un paltosunu kim temizlerdi?

 Bunu şu küçük Afrikalı yapardı, Gandin.

 Nerede o?

 Şu anda ütü yapıyor olmalı.

 Çağırayım.

 Gandin!

 Sen Gandin misin?

 Ben bir şey yapmadım efendim!

 Evet mi hayır mı?

 Belmont’un paltosunu fırçaladın mı?

 Ben masumum efendim.

 Evet mi hayır mı?

 Ben tamamen masumum.

 Fırçaladın mı fırçalamadın mı?

 Senin suratını ütüleyeceğim!

 Ne yapıyorsun sen?

 Bırak onu lanet herif!

 Üzgnüm.

 Sanırım şarap başıma vurdu.

 Fırçaladın mı?

 – Hayır.

 – Neden?

 – Yapmamam söylendi.

 – Kim tarafından?

 Kim?

 – Onu şu çamaşır ipiyle asalım!

 – Hayır, bir mektup almıştım.

 Okuyabiliyor musun?

 Belmont ve Veraldi’nin elbiselerini fırçalamamamı söylüyordu.

 Kim göndermişti?

 Bilmiyorum.

 Para vardı  – Senin hatan yüzünden kızardılar.

 – Bilmiyordum.

 – Aptal.

 – Hayır, yemin ederim  başka şansım yoktu.

 Nedenmiş o?

 Mektup şeytanın kendisinden   gelen bir emir gibiydi.

 Saçmalık.

 Hayır, yemin ederim!

 Sanırım kanla yazılmıştı!

 Yıldırımı bir hedefe yönlendirmenin mümkün olduğuna inanıyorum.

 Onu çekebilmen için ihtiyacın olan tek şey bir iletken.

 Ve onu yönlendirmek için   iletkeni bir çatı kancasına bağlaman yeterli.

 Ve çok önemli olan bir şey daha var.

 Hedefin üzerinde bir parça metal olmalı.

 Orada.

 Gözlerini koru.

 Kolay görünüyor.

 Metal, bir anahtar gibidir.

 Kainatın ateşi her şeyi bir anda delip geçebilir.

 Ama alevi yoktur.

 Yıldırım çarpan bir adam   yanamaz.

 Canlı bile kalabilir.

 Bu daha önce olmuş.

 Yıldırım sadece bir kıvılcımdı.

 Bu bana hapishanenin bacasından kaçmaya çalıştığımız anı hatırlatıyor.

 – Unut gitsin.

 – Keşke unutabilsem.

 Aklında ne var senin?

 Onlar her ikisi de patlamaya ayarlanmış bir halde  tuzağa doğru yürüdüler.

 Yani?

 Yani mi?

 Eğer centilmenlerimiz birer bomba idiyseler   onların fünyeleri de olmalıydı.

 Şapkada ne vardı?

 Şey  Orada ne vardı?

 – Bir tarak.

 – Bir ne?

 Altın bir tarak.

 Bir kadın tarağı.

 – Yıldırımı çeken oydu.

 – Açıkla şunu.

 Çin malıydı.

 – Maymun kafalı bir şeytan.

 – Bir şeytan mı?

 Ne yaptınız peki?

 Hiçbir şey yapmadım.

 Vidocq beni davadan almak istedi.

 – Neden?

 – Bilmiyorum.

 Belki de demir yüzünden.

 Git gide yumuşuyordum.

 Peki daha sonra ne yaptı?

 – Bana bir şey göster.

 – Eğer onunla kalsaydım   onu durdurabilirdim.

 Kahretsin!

 Keşke  Geri geleceğim.

 Kesin bir şey yok efendim.

 Vidocq’u dün gece görmüşler.

 Neden burada olduğunu bilmiyorlar.

 Çukurdan ne haber  O neden bu odadaymış?

 Kimse bilmiyor.

 Soruşturmaya devam edin.

 Onlar bir şeyler saklıyorlar.

 Basına kim sızdırdı?

 Bilmeyi isterdim!

 Tanrım, sence bu bizi nasıl gösteriyor?

 Cesedi hala göremedim.

 Ceset mi?

 Evet, Vidocq’un cesedini.

 Daha önce hiç ceset görmediğimi mi düşünüyorsun?

 – Konuşabilir miyiz?

 – Şimdi değil.

 Anlıyorum.

 Belki de Vidocq hakkında konuşacak zamanın vardır?

 Louis Belmont ve Simon Veraldi için zamanın yok mu?

 Paris’te hiç kimse böyle bir tarak takmıyor.

 Bunu araştırdım.

 Ne demek istediğini anlamıyorum.

 Belmont ve Veraldi’yi sen öldürdün.

 Kanıtım var.

 Yıldırım katili sensin.

 Güzel, ben bir katilim.

 Peki sen kimsin?

 Ben Etienne Boisset.

 Bir gazeteciyim.

 Vidocq’un ölümünü araştırıyorum.

 Asyalı değilsin.

 Ne zeki bir gazeteci.

 Hızlısın.

 – Tarakları istiyorum.

 – Ne?

 Tarakları ver.

 Sana neler bildiğimi anlatayım.

 Anlaştık mı?

 Bu, cinayetlerim en büyük kanıtı.

 Sana bir canavar gibi mi görünüyorum?

 Dinliyorum.

 Beni tanırsın François.

 Benden şüphelenemezsin.

 Tarakları onların şapkalarına ben koymadım.

 Preah!

 Kendini nasıl bir şeye bulaştırdın?

 Sadece bu kadar kapatabilirim.

 Ortağımı bu işin dışında tutuyorum.

 Ama iki hafta önce içinde para olan bir mektup aldım.

 Yapacağım tek şey tarakları Belmont ve Veraldi’nin şapkalarına koymaktı.

 Bu anlaşmanın bana düşen tafarıydı.

 Ödemeyi kimin yaptığını kesinlikle bilmiyorum.

 Peki bunu merak ettin mi?

 Birinin skandal yaratmak istediğini düşündüm.

 Bunu neden yapmayacaktım ki?

 Onlar sadece müşteriydiler.

 Mektuplar tehditkar değil miydi?

 Tehditkar mı?

 Kanla mı yazılmışlardı?

 Elbette hayır.

 Aslında, parfümlüydüler.

 Asilce yazılmışlardı.

 Onların bir kadından geldiğini düşündüm.

 – Onları sakladın mı?

 – Ne düşünyorsun?

 Preah  Listedeki bir sonraki kim?

 3’üncü bir tarak olduğunu mu düşünüyorsun?

 Tanrım.

 Listedeki bir sonraki kim?

 Ernest Laffite Invalides’in müdürü.

 Bekle, geliyorum!

 Hey sen!

 – Ne yapıyorsun?

 – Kaybol!

 Polisle beraberim.

 Her şey yolunda.

 – Çatıda ne yapıyordun?

 – Hiçbir şey.

 Bir gölge gördüm.

 Onu eve götüreceğim.

 Durumu iyi değil.

 Buraya.

 – Diğerleri nerede?

 – Kişisel arşivimde.

 Bu politik bir tuzak değil.

 Belmont ve Veraldi politik kişiler olabilirdi ama Laffite değildi.

 Silah ticaretinde birlikte çalışmaları sadece bir tesadüftü.

 Başka sebepten öldüler.

 Bu bir intikamdı.

 Eski bir kan davası.

 Yıldırımın kullanılma metodu   ilahi bir cezalandırmayı andırıyor.

 Sen katili gördün, değil mi?

 Sen güvercinleri ve onun pelerin kullanış şeklini gördün.

 Sadece bir sihirbaz numarası.

 Şaka yapıyor olmalısın.

 Peki ya maske?

 Bu da bir intikam cinayeti olduğunu gösteriyor.

 – Hiç sanmıyorum.

 – Bir ayna  Sanki bu adamlar kendileriyle yüzleşmelilermiş gibi.

 Bu çok saçma.

 Onları iyi tanırdım.

 Bir parça gartiptiler.

 Ama zararsızdılar.

 Garip mi?

 Garip demekle ne kastediyorsun?

 Yaptığın tek şey bu mu?

 Onlar bana asla dokunmadılar.

 Yani demek istediğin onlar   erkekleri mi tercih ediyorlardı?

 Onlar kendi vücutlarını severdi.

 Ve yüzlerini de.

 Onlar kendilerine aşıktı.

 Bu sebepten mi öldüler?

 Bilmiyorum.

 Vidocq öyle düşünmüştü.

 Başka fetişleri de vardı ve sanırım birileri onaylamadı.

 Belki de yıldırım katili aşırı makyajlı tiplerden biridir.

 Aynalı bir maske.

 Bütün bunlar çok garip.

 Sonra nereye gitti?

 Yani Vidocq.

 Bilmiyorum.

 Tek bir şeyden eminim.

 O, benim yüzümden öldü.

 Hayır, soruşturma yüzünden.

 Beni korumak için tek başına çalışıyordu.

 Bu yüzden öldü.

 Onu uzun zamandır mı tanıyordun?

 Aslında polis bey  Ne kadar zeki olduğunuzu görelim.

 Bakalım bunu üzerimden çıkarabilecek misiniz.

 Bu gizli bir Siam.

 Vücuduma göre oturtulmuş.

 Düğme yok, ilik yok.

 Ne çeşit  İlişkiniz nasıldı?

 Profesyoneldi  Tamamen profesyoneldi.

 İşte.

 Bu bir şaka mı?

 Yarın aynı saatte.

 Sen hangi gezegendensin?

 – Santer.

 – Bilmiyorum.

 Provence’de bir köy.

 Vidocq’la hiç tanıştın mı?

 Hayır, ona sadece yazdım.

 Onun biyogarafisini yazmam   konusunda bana yardım edecekti.

 – Biyografi mi?

 – Daha fazlası.

 Gerçek bir kitap.

 Ciddi bir kitap.

 Eğer son bölümde katilin adını açıklarsam   onun intikamını almış olacağım.

 Ona hayran mıydın?

 Hakkındaki her şeyi biliyorum.

 Hapisten kaçışını, polise nasıl katıldığını   ve bütün bu suçluları nasıl yakaladığını.

 O bir aziz değildi.

 Onu küçük görme.

 Polise katılmak için arkadaşlarına ihanet etti.

 Bunu herkes biliyor.

 Bu kitabımda da var.

 O, suçla savaşmak istedi.

 Bir hiç yüzünden de durdu.

 Düşündüğü bu değildi.

 Kendini suçlu hissediyordu.

 Bu onun gücü   ve ilham kaynağıydı.

 Bunun anlamı nedir?

 O, herkesin içinde kötü bir taraf olduğunu hissetmişti.

 Üç adam da bu yüzden öldü.

 Bir şeyler saklıyorsun!

 Onun nereye gittiğini biliyorsun.

 Bunun üstesinden gelemezsin.

 Bildiklerini bana anlat!

 Onların kötü olduklarını düşünüyordu.

 Onları takip edyordu.

 Nasıl?

 Utançla dolu bir evi ziyaret edecekti.

 Nerde?

 Temple Bölgesi, Boulevard du Crime’da.

 Tesekkürler, Preah.

 Soruşturmamız nasıl gidiyor?

 Bir şüpheli kayıp.

 Ne demek istiyorsun?

 Cam üfleyicisi.

 İşe gelmemiş.

 Saklanıyor.

 Diğerleri de onu koruyor.

 Biliyordum.

 O herif bir şey görmüş olmalı.

 Saklanıyor.

 Çok korkmuş olmalı.

 Bu nedir?

 Hiçbir şey.

 Onu yarından önce bul.

 – Endişelenmeyin efendim.

 – Endişelenmeyeyim mi?

 Tanrım!

 Belmont, Veraldi ve Laffite gitti.

 En iyi dedektifimiz Vidocq yandı.

 Evet, en iyiydi.

 Bunu benim kadar sen de iyi biliyorsun!

 Yeter artık!

 Paris bir isyanın eşiğinde.

 Belmont dökümhanesindekiler tembellik yapıyor.

 Kimse silah yapmıyor.

 Bu bir oyun.

 Af edersiniz efendim.

 Eğer cinayetler politikse   neden Ernest Laffite öldürülsün?

 Neden bir doktor?

 Bu planın bir parçası olmalı.

 Şeytanca planlarının.

 Temple Bölgesindeki şüpheli herkesi toplayın.

 Cam fabrikasına geri dön.

 İşçileri yeniden sorgula.

 Orada bir şeyler bulacağımızdan eminim.

 Haydi, ben size sonra katılırım.

 Bakan Polignac burada.

 Kapanana kadar onunla kalmalıyım.

 Git!

 Mekanikle ilgilenir misin?

 Ben Sylvia, müdürüm.

 Bu yakışıklı genç adam için neyiniz var?

 Zanzibar’ın ateşi.

 Guérande’nin tuz madenleri.

 Çöl rüzgarı.

 Üzgünüm, ben bir kız aramıyorum.

 Vidocq’un ölümünü soruşturuyorum.

 Santa Maria.

 Vidocq  Ruhu huzur içinde yatsın.

 Onu tanıyor muydunuz?

 O, hem bir müşteri hem de bir dosttu.

 Onu kim öldürdü bilmek istiyorum.

 Kim istemez ki?

 Bunun bitmesini istiyorum.

 Cehenneme gidip geri gelmen gerekecek.

 Cehennem mi?

 O, 3 adamı takip ediyordu.

 Belmont, Laffite ve Veraldi.

 Onlar müşteri miydiler?

 Hayır, burada onların aradığı parçalar yoktur.

 Çok nadide parçalar.

 Parça mı?

 Ne parçası?

 Bakireler, bakire kızlar.

 Onların deyimiyle, saf ruhlar.

 Onları neden istesinler ki?

 Ne düşünüyorsun?

 Bu olamaz.

 O piçler fakir ailelerin kızlarını satın alıyorlardı.

 Onlardan buralarda çok vardır.

 Sana inanmıyorum.

 Beni yoruyorsun.

 “The Furet” gazetesine git.

 Froissard’a sor.

 O, tüm hikayeyi biliyor.

 Froissard, gazeteci.

 Teşekkür ederim.

 Paris halkı öfkesini gösteriyor!

 Biz çoğunluğun tarafındayız!

 Paris’ her taraftan haberler geliyor!

 Vatanseverler her yerde destek oluyorlar.

 Paris halkı   ayrıcalıklarını korumak için her şeyi feda etmeye hazır.

 Ayrıcalık!

 ” 15 nisan 1830. Perrine Dorin anısına.”

 ” Simone Menand anısına.”

 ” Etienne Valmont anısına.”

 ” 3 mayıs, 1830 ” ” 24 haziran, 1830 ” ” Temple Bölgesi.”

 Burada ne yapıyorsun?

 Bana cevap ver!

 – Ne yapıyorsun?

 – Soruşturma.

 Ne soruşturması?

 Vidocq cinayeti.

 Öyle mi?

 Ben onun biyografisini yazıyorum.

 Onun anlaşmalı biyografistiyim.

 Defol aptal.

 Gidip kendi biyografini yaz sen!

 Basın bu kadar güçlü mü?

 Bu aşağılık bir durum ama gerçek.

 Neden polise söylemeyelim?

 Henüz değil.

 Yakında halkanın başındaki ismi öğreneceğim.

 Bu 3 sapkını yönlendiren adamı.

 Bunu ummadın.

 Eğer Vidocq’un ölümü için olmasaydı şimdi yatışmıştı.

 Bizler aynı lideri takip ediyorduk.

 – Ne lideri?

 – Cam fabrikası.

 Cam fabrikası mı?

 Yıldırım, cinayetler ve bakireler arasındaki bağlantı nedir?

 Ben kaynaklarımı açığa vurmam.

 O öldüğünde ben oraya gidiyordum.

 Böylece hikayeyi herkesten önce öğrendim.

 Froissard, Paris’in en hızlı kalemi.

 Sen delisin.

 Bu bir yarış değil, cinayet.

 Her şey yolunda mı?

 Evet.

 Çocuğa biraz ipucu veriyordum.

 Şimdi değil Froissard.

 İşler karışıyor.

 Sana ihtiyacımız var.

 Pekala, geliyorum.

 Polise gidemezsin.

 Çünkü elinde gerçek kanıt yok.

 Gerçekler var.

 Söylentiler.

 – Tanıklarım var.

 – Sarhoşlar.

 Çok önemli bir tanığım var.

 Kim?

 Ben!

 Toplu bir şeyler olcağından emin olabilirsin.

 Sana inanmıyorum.

 İnanmıyorsan Marine Laffite’ye sor.

 Marine Laffite mi?

 Doktorun karısı.

 Nerde o?

 Boşver.

 Konuşacak durumda değil.

 – Öldü mü?

 – Hemen hemen.

 Afyon.

 Afyon, dostum.

 Göz bebeklerine kadar uyumuş halde.

 Kocasının ölümünden sonra afyon dumanını bir türlü bırakamadı.

 Bırak onu.

 Bu seni aşar!

 Hepiniz işin içindesiniz.

 Hiçbir şey.

 – Cam üfleyicisini bulamadın mı?

 – Onlar hiçbir şey bilmiyorlar.

 Ya da birinden korkuyorlar.

 Polignac ile konuştum.

 10’uncu Charles 4 kararname yayınladı.

 Basını zaptedin, çemberi kırın.

 Ulu Tanrım.

 Kesinlikle.

 Bunun arkasından ne gelecek?

 Ayaklanma.

 Halk ayaklanacak.

 Sahip olduğumuz silahlarla beraber   kendi kendimizi kapatmalıyız.

 Ta ki destek gelene kadar.

 Bırak gitsinler.

 Tanık için kötü oldu.

 Başka bir şey öğrenemeyeceğiz.

 Temple isyanından haber var mı?

 Peki ya gözetleme operasyonundan?

 Onu kaldırıyoruz.

 Yarın yapacak başka işlerimiz var.

 – Bir şey daha var.

 – Ne?

 Cam fabrikasındaki çocuk işçiler garip bir şey söylediler.

 Küçük bir detay verdiler.

 Nedir o?

 Fabrikada gezinen bir yaratıktan söz ediyorlar.

 Bir hayalet.

 Yüzünde ayna olan bir yaratık.

 Tanıdık geliyor mu?

 Biraz.

 Buralardan bir efsane.

 Bir hayalet ya da benzer bir şey.

 Ne zaman bir suç işlense hemen bunu ortaya atarlar.

 Batıl inanç.

 Hepsi bu mu?

 Düşünüyorum da  belki şimdiye kadar yanlış iz sürdük.

 Belki bu yaratık   Vidocq’un ölümüyle ilgilidir.

 Sen aklını kaçırmışsın.

 Hayaletlere inanır mısın?

 Gidip biraz dinlenin Bay Tauzet.

 Devam edeyim mi?

 Git ve dinlen!

 Birkaç saat içinde seni avlayanlar sadece hayaletler olmayacak.

 Marine Laffite mi?

 Sen Marine Laffite misin?

 Ne istiyorsun?

 Konuşacak zamanım yok.

 Vidocq’un katilini arıyorum.

 Vidocq öldürüldü mü?

 Neden gülüyorsun?

 Çünkü bu benim hatam.

 Neden?

 Anlamıyor musun?

 Onu canavarın kucağına ben attım!

 Ne canavarı?

 Anlat bana  – Vidocq’u ne zaman gördün?

 – 2 gün önce.

 Yatak odamda.

 Devam et.

 Sen de mi ölmek istiyorsun?

 Ona ne oldu?

 Önce benimki.

 Buranın sahibi kim?

 Onlar gelecek.

 Söyle bana.

 Her şey Ernest ile başladı.

 Onun hırsıyla.

 O, narsistti.

 Yaşlanmak istemedi.

 Bu da bir bakış açısı.

 Kocan garip bir adamdı.

 Ve sapıktı da.

 O bakireleri satıyordu.

 Kapa çeneni!

 Sen bir şey bilmiyorsun.

 Ernest imajı üzerinde bir sanatmış gibi çalışırdı.

 Kendini bir sanat eseri gibi görürdü.

 Yaşı onu yeniyordu.

 Delirmişti.

 Bana artık hiç dokunmuyordu.

 Tenine kafayı takmıştı.

 Kırışıklıklara  Tam anlamıyla onu yiyip bitiriyorlardı.

 Her gece diğerleriyle buluşuyordu.

 Belmont ve Veraldi’yle mi?

 Bir gece onu takip ettim.

 Bu tenimizi gençlikteki tazeliğine götürecek.

 Bekle, geçen sefer de böyle demiştin.

 Bunun ne faydası olacak ki?

 Bu dünyada biraz daha zaman mı?

 Sihirli bir tozun dokunuşuyla   gençliğin geri dönecek.

 Bir anlaşma yapalım.

 Ne satıyorsun?

 Senin aradığın şeyi.

 Sonsuz gençlik.

 Ne?

 Sonsuz gençlik iksiri.

 Saçmalık.

 Kimsenin böyle bir gücü yoktur.

 Doğru, ben hariç!

 Karşılık olarak   ne istiyorsun?

 Bir maddeye ihtiyacım var.

 Eğer bana onu bulursan   gençlik iksirimi alacaksın.

 Ne maddesi?

 Bakireler.

 Genç bakire kızlar.

 Saf ruhlar.

 O, bu yüzden mi onları satın aldı?

 Başka sebep miydi?

 Cinsel değil miydi?

 Cinsel mi?

 Bu adamlar bildiğim kadarıyla seksin ötesindeydi.

 Onlar güzellik ve sanatla ilgiliydiler.

 Peki maskeli adam.

 Kim o?

 Simyacı.

 Kim?

 Simyacı.

 Temple bölgesini onun kolladığı söyleniyor.

 Kurbanlarının imajını aynasında görüyor.

 Gülme.

 Onda gençlik iksiri var.

 Bu kesin.

 İksir yapmak için bakirelere ihtiyacı vardı.

 Uyuşturucular senin beynini zehirlemiş.

 Seni neden dinliyorum ki?

 Sen benim, Ernest ve hepimiz gibi korkmuşsun.

 Sen delirmişsin.

 Maskeden sakın!

 Eğer maskede yansıman çıkarsa   ruhun kaybolmuş demektir.

 Sen delisin.

 Haftalar geçti.

 Ernest ve diğerleri bakireleri teslim etmeye devam ettiler.

 Onlara uyuşturucu verdiler.

 Hepsini durdurmak istedim.

 Gerçekten istedim.

 Afyon çok güçlydü  O herşeydi.

 Vicdan azabı Ernest’i yiyip bitiriyordu.

 Bir gece vaz geçmeye karar verdi.

 8 araba dolusu teslim ettik ama hala iksir yoktu.

 Yalancı.

 Sende hiçbir şey yok.

 Ne giz ne de iksir.

 Sen sadece   şeytansın.

 Daha fazla lazım!

 Bu kadar.

 Ben bittim.

 Daha fazla lazım!

 Bana her şeyi söyledi.

 Teslimatı bıraktı.

 Ve sonuda öldürüldü mü?

 Belmont ve Veraldi’den sonra yıldırım çarptı.

 – Vidocq’a söyledin mi?

 – Evet.

 Peki ne yaptı?

 Nerede bu yerli?

 Vidocq ne yaptı?

 O, ne yaptı?

 – At arabamızı aldı.

 – Ne için?

 Atların onu laboratuvara götüreceğini söyledi.

 Bunun anlamı nedir?

 Bana cevap ver.

 Cevap ver!

 8 araba dolusu bakire.

 Atlar yolu biliyordu.

 Laboratuvar nerede?

 Cevap ver!

 – Defol!

 – Nerede?

 Cevap ver!

 Eğer bilseydim   şu anda ölmüş olurdum.

 Uzun sürmeyecek.

 Popüler inanışlar, dedikodular, batıl inançlar.

 Bir efsane.

 Temple bölgesinin en eski efsanelerinden.

 Simyacı bir katil ve bir bilim adamı.

 Bölgenin sakinleri cinayetleri onun işlediğine inanıyorlar.

 Bazıları yüzü yok derler.

 Bazılarıysa bir çok yüzü olduğunu.

 Aç şunu.

 Aç şunu.

 Seninle konuşmalıyım.

 Burada ne yapıyorsun?

 Ben Etienne Boisset.

 Vidocq’un ölümünü araştırıyorum.

 Bu gayet iyi.

 Tutuklayın şu hergeleyi.

 Bize ne yaptığını söyle.

 Adamlarım sana benzeyen birinin   Boulevard du Crime’da görüldüğünü söyledi.

 Efendim bakın!

 Size söyledim, Vidocq simyacıyı araştırıyordu.

 Tanrım, adam gerçekten var!

 Bir efsane değil.

 Açıklamama izin ver!

 Bunaçık, çok açık.

 Vidocq onu cam fabrikasına kadar takip etti ve   simyacı onu orada çukura itti.

 Belki de doğru.

 Başka ne olabilir?

 Teoremimizi bir daha gözden geçirelim.

 Diyelim ki yıldırımın arkasında simyacı vardı.

 Ve Vidocq da onun arkasındaydı.

 Anlamadım.

 Yıldırım, cinayetler, maske.

 Sonuçta bir türlü suçluya gelemiyoruz.

 Sonuçta bu her şeyi ve maskeyi   açıklıyor.

 Vidocq çukura kazara mı düştü?

 Dinle beni.

 O kendi ölümünü organize etti.

 Biz sadece bir kül   yığını bulduk.

 Değil mi?

 Ne harika bir çıkış.

 Samimi olmak gerekirse bütün bu olanlar   biraz karışık.

 Beni dinle!

 Beni dinle!

 Vidocq, simyacı ve iki insan.

 Kanıtım var.

 Bizim müfettiş bu konuyu biliyor gibi görünüyor.

 Ne kanıtı?

 Bırakın beni!

 Laffite öldüğünde Invalides’de kavga ettiler.

 Bir tanığım var.

 Aletlere ne diyorsun?

 Vidocq kimyacıydı.

 Kağıtlarla deney yapıyordu.

 Bu sadece dekor mu?

 Simyacının ardında  bir kişinin olduğunu kim söylemiş Sen delisin.

 Maskenin ardında iki düzenbaz olabilirdi.

 Vidocq ve  başka bir canavar.

 Mesela Nimier.

 Sen delisin.

 Ben iyiyim, gerçekten.

 – Alıyor musun  – Delil.

 Sakin ol!

 Sakinleş!

 Bu nedir?

 Sen nerelisin?

 O ayna giyiyor, değil mi?

 Yüzünün olması gereken yerde bir ayna var.

 Nasıl kaçabildin?

 Sana ne yaptı?

 Kızlara ne yaptı?

 O ne yaptı?

 Laboratuvarı nerede?

 Nerede?

 Lanet olası herif!

 Piç kurusu!

 Artık yaratığın sırrını biliyorum.

 O ayna canlı.

 O maske sadece   bir enerji mıknatısı.

 Enerjiyi kendisine çekiyor.

 Simyacı kurbanını öldürürken onun ruhunu çalıyor.

 Onları maskesine hapsediyor.

 Genç kalmak için onların hepsini yaşıyor.

 Simyacı   bakirelerin kanını maskesinin aynası için kullanıyor.

 Kanın saflığı   ona hayat veriyor.

 Eğer haklıysam onu nerede bulacağımı biliyorum.

 Maskeyi o yapmiyor O hammaddeyi topluyor.

 Simyacı sadece bir suç ortağı.

 Bir camcı.

 O adamı nerede bulacağımı biliyorum.

 Arsenal Cam Fabrikası.

 Hey bilmiş çocuk.

 Ne oldu ha?

 Onu nereden aldın?

 Hala tedirgin misin?

 En azından bir şey yapıyorum.

 Hiçbir şey yapmadığımı mı düşünüyorsun?

 İşe Chink’i sorgulamakla başladım!

 İşi çözmek için ilk başlayan bendim.

 Fark nerede?

 Benden daha fazla mı biliyorsun?

 Vidocq’un cam fabrikasında kimi aradığını biliyorum.

 Ve orada neden şüphelendiğini de.

 Yani Simyacı mı?

 Bir parça yavaşsın.

 Onun suç ortağını arıyor olmalısın.

 Yani cam üfleyicisini mi?

 Evet.

 O adam her şeyi gördü.

 Vidocq’un öldüğünü de.

 Ne?

 Dün akşam polis gittikten sonra cam üfleyicisiyle görüştüm.

 Onların birini sakladıklarını biliyordum.

 Korumamı istiyorlarsa onu bana vermeleri gerektiğini biliyorlardı.

 – Konuşacak mı?

 – Başka seçeneği yok.

 Ben veya Simyacı.

 – Gidiyor musun?

 – Hızlısın.

 – Beni de al.

 – Elbette.

 Bu benim soruşturmam.

 Onu ben yakalamak istiyorum.

 Vidocq’un intikamını almak istiyorum.

 Gidelim.

 – Nereye?

 – Kimsenin bakmaya cesaret edemeyeceği yere.

 Cam Fabrikasına.

 Froissard’la birlikte iki oldu.

 Bu aptal ne zaman birini ziyaret etse   Simyacı takip edip, tanığı yok ediyor.

 Yakında onun da sırası gelecek.

 Ve biz onu kaybettik.

 Hayır efendim.

 Nereye gittiğini biliyorum.

 O, Nimier’le birlikte.

 Onlar cam üfleyicisini buldular.

 Demek ki   gerçeğin ortaya çıkma vakti geldi.

 Gaz için buna ihtiyacın olacak.

 Bugün toksit maddeleri yakıyoruz.

 Haydi onlara ne gördüğünü anlat.

 Sakin ol.

 Seni korumak için buradalar.

 Şeytanın peşinde olduğunu söyledi.

 Ama şeytan oydu.

 Yeni bir maskeye ihtiyacı var.

 Bana malzemeyi verdi.

 Ne zaman geri gelecek?

 Ne zaman?

 Şu anda burada.

 Ne?

 Soğutma odasında.

 Orada olmalı.

 Oradayken ben gidemem.

 Bekle!

 Eğer ölmem gerekiyorsa   bilmek istiyorum.

 Yüzünü görmek istiyorum!

 Vidocq kendini öldürttü mü?

 Bu imkansız.

 Yemin ederim gördüm.

.

 Vidocq canavarın yüzünü gördüğünde   çukura atladı.

 Sen onun yüzünü gördün mü?

 Hayır bana arkası dönüktü.

 Bunların hepsi bir hiç yüzünden.

 Bu benim son ümidimdi.

 Dedektif.

 Bir şey kaçırmadınız.

 Kimse bir şey görmedi.

 Hiç kimse Simyacı kim bilmiyor.

 Gerçekten mi?

 Bana yüzünü göster.

 Benim gitmeme sebep olan maskenin ardında gördüğüm değildi.

 Maskenin üzerinde gördüğümdü.

 İşçilere ölmem gerektiğini söyledim.

 Teoride ölü.

 Beni sakladılar.

 Beni korudular.

 Gece, Nimier beni görmeye geldi.

 Senin kanıtları temizlemeye çalıştığını biliyordum.

 Etienne şapşalından daha iyi kim kamufle edebilirdi ki?

 Lanet olası maske.

 Nimier!

 O benim!

 Tuzağa düştü!

 Piç kurusu!

 Cesedi görmeme izin ver!

 Seni görmek istedim.

 Kötü bir rüya olmadığından emin olmak istedim.

 Bunsuz da yapardım.

 Neler oluyor?

 Bitti.

 Halk Louvre’yi aldı.

 10’uncu Charles kaçtı.

 Bu bir şey değiştirecek mi?

 Onlar için bilmiyorum.

 Benim içinse her şey bitti.

 – Ne demek istiyorsun?

 – En iyi ihtimal hapishane.

 En kötüsü giyotin.

 Ya da tam tersi.

 Fransa’dan ayrılacak mısın?

 Hayır kaderimle yüzleşeceğim.

 Bu olanlardan sonra  Tanrım, bütün bunlar nasıl olabildi?

 Arkadaşımız Jean-françois Mallet’ye||