124 dk

Yönetmen:Andrzej Zulawski

Senaryo:Andrzej Zulawski, Frederic Tuten

Ülke:Fransa  , Batı Almanya  

Tür:Dram, Korku

Vizyon Tarihi:24 Mayıs 1981 (Fransa)

Dil:İngilizce, Fransızca, Almanca

Müzik:Andrzej Korzynski

Çekim Yeri:Kreuzberg, Berlin, Almanya

Nam-ı Diğer:The Night the Screaming Stops

Oyuncular: Isabelle AdjaniI, Sam Neill, Margit Carstensen

Özet

80’li yılların başında Batı Almanya’da geçen öyküde, ayrılmanın eşiğine gelmiş Mark ve Anna’nın yaşadıkları anlatılır. Mark’tan ayrılmak isteyen Anna, neden olarak eşine geçerli bir neden sunamaz. Başka bir adam olduğunu düşünen Mark, olayı araştırır.

Anna’nın sevgilisine ulaşan Mark, onun da karısından uzun süredir haber alamadığını ve Anna’nın garip davanışlarının nedenini bilmediğini söyler. Karısının peşine düşen Mark’ın olayın daha ciddi, karanlık ve doğaüstü boyutlarda olduğunu öğrenmesi pek uzun sürmeyecektir.

Andrzej Zulawski’nin fantastik, korkutucu ve sürreal öğelerle anlattığı Possession, gösterildiği dönem bazı ülkelerde yasaklanmış, bazılarında ise sansüre uğramıştı.

Alt yazı

Bilmiyorum diyemezsin, telefondaki gibi.

 Ne zaman bileceksin?

 Bilmiyorum.

 Dışarda kalmamı mı istersin?

 Otelde, mesela.

 Daha rahat konuşmak için daha sonra buluşmayı ister misin?

 Daha fazla zaman mı istiyorsun?

 Ne istiyorsun?

 Neler oldu?

 Bob bugün döndüğünü biliyor.

 Okuldan sonra onu hayvanat bahçesine götürebilirdim.

 Gel de artisti gör.

 Her çiftin başından geçiyordur belki bu.

 – Korkmamak lazım.

 – Hayır.

 – Açıkça konuşmalıydık.

 – Zor.

 Zor mu ?

 Sürekli yoktum, bu işi bitirmem gerekiyordu.

 Belki de ben çok istedim.

 İstemesi gereken bendim.

 – Biliyorum.

 – Hiçbir şey bilmiyorsun.

 Neden böyle yaptım ?

 Beni aldattın mı ?

 Aslında, tam olarak öyle değil.

 Ya sen ?

 Böyle şeyler olduğunda her zaman bir başkası vardır.

 Bu sefer öyle değil.

 Bize olanlar normal.

 Duygular  değişir.

 Ama ben, sensiz bir hiç olurdum.

 Şimdi ne hissediyorsun?

 Gerçekten bilmek ister misin ?

 Hayır.

 Aynen.

 Ben de bilmek istemiyorum.

 – Ne zaman buluştunuz ?

 – Saat 8 buçukta.

 – Nerede ?

 – Parkta.

 – İstekli miydi ?

 – Evet, oldukça.

 Şüpheli buldunuz mu ?

 Hayır, olan bitenden haberdardı.

 Üzgün müydü ?

 Hayır, açgözlüydü.

 Baskı hissetiniz mi ?

 Korkup korkmadığımı mı öğrenmek istiyorsunuz?

 Hayır, sorunuza cevap veremem.

 Kaç tane Valium aldı?

 İki.

 Bir daha buluşmak için ne planladınız?

 Hepsi raporumda var.

 Yerimi alacak kişiye teslim edeceğim tavsiyelerim.

 Yerinizi doldurmayı düşünmüyoruz.

 – Görevimi tamamladım.

 – Mükemmel biçimde.

 Bu yüzden sizi tekrar işe alıyoruz.

 Söz konusu bile olamaz.

 – Karşı çıkmanızın sebebi nedir?

 – Ailem.

 – Bu konuda size yardımcı olabilir miyiz ?

 – Hayır.

 – Bunu biraz daha düşünmeniz gerekmez mi ?

 – İmkansız.

 – Uzun süre böyle mi olacaksınız?

 – Umarım olmam.

 Duygularınız düşüncelerinizi etkiliyor olmasın ?

 Bu sebeple yerime birini bulmanızı öneriyorum.

 Pekala.

 Başka sorusu olan?

 Adamımız daima pembe çoraplar mı giyiyor?

 Anna ?

Benim.

 Anna ?

Şehirdeyim.

 Nerede?

 Seni bütün gün bekledim.

– Düşünmeye ihtiyacım var.

 – Düşünmek mi ?

 Neyi ?

 Kendimi !

 Neredesin ?

 Ne zaman TAÇ MAHAL

 – Burada Tanrının yüzünün yarısını gördüm.

 Diğer yarısı, sensin – Alo ?

 – Margie, ben Mark.

 Birbirimize yakın olmadığımızı biliyorum, ve senden yardım istemek benim için kolay değil ama  Onun tek arkadaşı sensin, bana doğruyu söyle: biri mi var?

Sihirli değnek kullanır gibi değişik bir şey yapsaydın bu onun hoşuna giderdi.

  Çok erken döndün  Elbette , benim hatam.

 Ne zamandan beri bu oluyor?

– Bir süredir.

 – Kim peki?

Görüyorsun, Mark !

Eşin sır saklamasını biliyor.

 Margie  Sihirli değneğim yok ve onu tedirgin etmek istemiyorum, ama ona benimle konuşmasını söyle.

 Ne istiyorsa yapacağım.

 Bu doğru  değil.

 Yalvarırım.

– Evet ?

 – Bitti, Mark.

 Başka biri mi var?

Evet.

– Uzun süredir mi?

 – Çok mu önemli?

 Evet !

-Onunla  yatıyor musun ?

 – Evet.

Hoşuna gidiyor mu ?

 – Evet.

– Benden daha mı çok?

 – Evet.

 Anlıyorum.

– Nasıl yaşamayı düşünüyorsun peki ?

 – Konuşmamız lazım.

– Şimdi mi ?

 – Nasıl istersen.

 Einstein kafede, yarım saat sonraÇok uzak, geç kalırım.

 Onun yanından mı arıyorsun ?

 Evet.

 Bizi dinliyor mu?

Hayır.

 Peki orada mı?

Evet.

 Aylık 800 kağıt sen ve Bob için yeter mi?

 Sanırım.

 Onun yanına mı taşınıyorsun yoksa dairende mi kalacaksın?

 İzin verirsen dairemde kalırım.

 Bob’u bir daha görmemeye karar verdim.

 – Hiç mi ?

 – Hiç.

 Bunu nasıl söyleyebilirsin?

 Lanet bir “Haftasonu babası” olursam bu onu daha çok altüst eder.

 – Onun için zaten öyle değil miydin?

 – Kesinlikle !

 Seni tanıyor, ihtiyacı olan  gerçek bir baba, her zaman yanında olacak biri değil mi ?

 Olabilirdim, eğer görevim bitmemiş olsaydı.

 Onunlayken daha mı iyi?

 Sıkıldım artık.

 Söyle.

 İstediğini düşün.

 Bob’a yapmak istediğin  insanlık dışı mı ?

 ve senin yaptığın insani, öyle mi ?

 – Bu ne kadar sürecek ?

 – Bilmiyorum.

 Bir hafta ?

 İki hafta?

 Sadakat ve dürüstlük anlayışını tümden yitirecek misin?

 Bunun sadece ilk görüşte aşk olduğuna kendimi ikna edebilseydim!

 Seni teselli edecekse, ilk geceden beri onun yatağındaydım.

 Benden ne bekliyorsun ?

 Ne yaptığına bak !

 Hiçkimse iyi ya da kötü değildir.

 Ama eğer istersen çok kötü olurum.

 Bilseydim, senden asla Bob’u yapmazdım !

 Defol !

Yardımcı olabilir miyim?

Yardıma ihtiyacınız var mı?

Alo ?

 Ne zamandır  Ne zamandır burdayım?

 3 haftadır, bayım.

 Neler oldu ?

 Söyle babana.

 Annem döneceğini söyledi, ama dönmedi.

 Sonra, Margie aradı ve bana cesur olmamı söyledi.

 Bacağını kırmış, hastanedeymiş.

 Bunca zamandır yalnız mıydın ?

 Bak yeni gemime.

 Sana bunu annen mi aldı?

 Hayır, Heinrich amca aldı.

 Çok oldu mu?

 Evet.

 Dün mü?

 Hayır, sen uzaklardan dönmeden önce.

 Çok güzel.

 Gel şunları temizleyelim.

 Hem nasıl bu kadar pislendin?

 Bu istisnai bir durum, Mark.

 Genelde vaktinde gelirim.

 Umrumda değil.

 Sana sensiz yaşayamadığımı söylemek için gelmiştim, herşeyi anlamaya hazır olduğumu, ama artık bir anlamı yok.

 – Benden Bob’u alamazsın !

 – Almaya çalışmıyorum.

 İstediğin zaman onu ziyaret edebilirsin, ama ben buraya yerleşiyorum.

 Yapabileceğim birşey var mı?

 – Sadece  – Evet ?

 Ben  Düzene girmelisin, onu terketmelisin.

 Ara onu, bitirdiğini söyle.

 Onu sevdiğini söyleyebilirsin, ama gerçek ailen burada.

 – Ara onu hemen !

 – Telefonda olmaz.

 – Sana güvenmiyorum.

 – Yüzyüze konuşmalıyım.

 Sana güvenmiyorum.

 Ara !

 Tanrı aşkına!

 Kalmak istiyorsan, ara onu.

 Havalar hala sıcak, bence kazaklarını almana gerek yok.

 Seni böyle görmekten nefret ediyorum.

 Ne istiyorsan onu yapalım, ama ağlama.

 Çok uykum var.

Anna benim yanımda ve yanımda kalacak.

Aşkım, ben Margie’yle konuşmalıyım.

Böylece seni bir daha incitmeyeceğim.

 O bana geri dönmeyeceğini söyledi, Onunla konuşmalıyım, bana telefonunu ver.

– 542-6261.

 – Nerede?

 Bilmiyorum, Mark.

 Alo ?

 Heinrich’le görüşmek istiyorum.

– Oğlum evde değil.

 Kimsiniz?

 – Anna’nın eşiyim.

Anna burda değil.

 Haftalardır onu görmedim.

Onu çok özledim.

Alo ?

 Ne oldu ?

 Çiş.

 Seni götüreyim mi ?

 – Annem nerde ?

 – Margie’de.

 – Sen de gidecek misin ?

 – Seninle kalacağım.

 Ben Bob’un babasıyım.

 Artık onu ben okula bırakacağım.

 Memnun oldum.

 Kutup ayılarını görmek için giden siz miydiniz?

 Merhaba.

 Şaka mı bu ?

 Ne demek istiyorsunuz?

 – Bu peruk !

 – Ne ?

 Pardon, bu imkansız.

 Eşimi hiç görmüş müydünüz?

 Tabii ki, her gün.

 – Heinrich ?

 – Evet.

 Anna için geldim.

 – Anna burada değil.

 – Lanet kapıyı kırmamı mı istiyorsun ?

 Gerek yok, zaten  açık.

 Kaba ve saldırgan olmak faydasız.

 Durumumuz dağdaki göle benziyor: yüzüyoruz, ama herkes kendi köşesinden başlıyor.

 Sizi gördüğüme şaşırmadım.

 Ben de tam sizi düşünüyordum.

 Burada olduğunuza göre, açıkça konuşalım.

 İsterseniz benden nefret edin, Ama siz olayı benden öğrenmek istemiştiniz, o yüzden bari bu konuşmayı yapalım.

 Sizin kadar ben de acı çekiyorum.

 Anna’nın size birşey dememesi hepimiz için çok kötü.

 Fakat ben her zaman onun kararlarını kabul ediyorum.

 Kimsenin kimseye kendi isteklerini dayatma hakkı yok.

 Onu demek böyle değiştirdiniz.

 Belki de, ama bu onu değiştirmek mi yoksa kendiyle yüzleşmesini sağlamak mı?

 Dilsiz hale gelmesi onun adına konuşmanız hakkını mı veriyor?

 Neden bahsediyorsunuz siz?

 Dünkü telefon konuşmamız, siz ve ben ?

 Hambourg’dan yeni geldim ben!

 Beni dinlemiyorsunuz.

 Onu sevdiğimi anlamanız için uğraşıyorum.

 Sizin döndüğünüz gün ben onun düşünmesi için gittim.

 – Size şans tanıdım.

 – Palavra  Bu şekilde konuşmanızı dinlemeye mecbur değilim  – Ne zamandan beri sürüyor?

 – Bir senedir.

 – Ben burdayken bile, siz  – Evet.

 “Anna’nın kararlarını kabullenmek”ten kastınız bu mu ?

 Kesinlikle.

 Anahtar sözcük: “kabullenmek”.

 Sizinle dürüstçe konuştum.

 Bana bir konuyu aydınlatabilir misiniz ?

 Son ziyaretinizde, karınız sizi cinsel anlamda tatmin etmiş miydi?

 Neden ?

 Çünkü bizim mükemmel uyumu sağladığımız dönem, o dönemdi.

 Annem.

 – Hep burada mı ?

 – Evet.

 – Anna’yı becerirken bile mi?

 – Tabii ki.

Söyle, kara koyun yünün var mı ?

Evet, bayım 3 çanta dolusu

Biri hocam için biri eşi içinve diğeri de sokakta yaşayan küçük çocuk için

– Arka bahçeye gidebilir miyim?

 – Evet, ama sandviçini al.

 – Neredeydin ?

 – Sana yazdım, Margie’deydim.

 Yalan, onu aradım.

 Onunla birlikteydim.

 Yalan, onu görmeye gittim.

 Doğruyu söylemiyorsun.

 – Arkadaşlarlaydım.

 – Kimler?

 – Yeni arkadaşlar.

 – Öğrenicem.

 Tabi!

 Öğren!

 Öğren!

 Öğren!

 Dün gece neden gittin?

 – Yalnız kalmak için.

 – Arkadaşlarla değil miydin ?

 Neden kavga çıkarmaya çalışıp bana işkence ediyorsun?

 Gidip bir daha da gelmezsen huzura kavuşacağım!

 Ya Bob ?

 O benim de oğlum !

 Ona fazla bağlı değilsin, olsaydın bizi bu hale getirmezdin.

 Tanrım, eğer gerçekten onu düşünseydin, bizi düşünürdün!

 Ben de bunu yaptım!

 Hayır, sen ona yeni ayakkabılar alıp, karnını doyurup, masal anlatmayı seçtin.

 Eğer onu gerçekten düşünseydin, bizi de düşünürdün!

 Tabi tabi !

 Sen daima haklısın!

 Çok zor, anlıyor musun?

 Ben istemedim, ama oldu işte.

 – Yaklaşma !

 – Anna, benim !

 Midemi bulandırıyorsun, görmüyor musun?

 Bana dokunmanı artık istemiyorum !

 Aşkta kanal değiştirir gibi zap yapamazsın!

 Ya bu “Aşkım, bana güven”?

 yazan mektupların Bunca zamandır kendi kendini yaktın!

 – Beni inandırmak istiyorsan  – Ben fahişeyim!

 Canavarım!

 Sen yokken, önüme gelenle yattım!

 Kim olursa olsun!

 Bırak gideyim!

 Beni zor kullanmaya mecbur etme.

 Beni engelleyemezsin Camdan atlarım.

 – Ona bu kadar mı ihtiyacın var?

 – Oh evet !

 Tek ihtiyacın düzüşmek mi?

 Tekrar yap.

 Bunu neden yapıyorum biliyor musun?

 Senin yalanların yüzünden.

 O zaman daha fazla vurmalısın!

 Kaltak, kaltak Kaltak, kaltak!

 – Bize ne olucak?

 – Sana bağlı !

 – Asla geri gelme.

 – Defolup gidiyorum.

 – Seni takip edicem.

 – Deneme bile !

 İşte Margie !

 Ayrılan çiftlerin imdadına koşan ev sahibi.

 Beni kimse tutamaz.

 Onu izlemekten ve kendini küçük düşürmekten nefret ediyorsun, sana yardım etmek için yanındayım.

 Bob’la ilgileneceğim.

 Kazağını ver.

 Seni seviyorum, Margie.

 Fazla hayal kurma, Mark.

 Seni perişan görmeye bayılıyorum.

 Bu o kadar güven verici ki.

 Kapa çeneni, Margie.

 M.

 Zimmermann sizi bekliyor.

 Sağdan ikinci kapı.

 Sizin için ne yapabilirim?

 Karımı birkaç günlüğüne takip etmenizi istiyorum.

 Tabi ki.

 “Kadınlar”  Sebeplerinizi belirtmek ister miydiniz?

?

 Mecbur değilsiniz, ama bize araştırma sırasında faydası olabilir.

 Karım artık benimle yaşamıyor, ama  oğlumu görmek için, uğruyor ya da en azından şimdiye kadar uğradı.

 – Anlıyorum.

 – Bende bir fotoğrafı var.

 Başka ?

 Ailesi var mı?

 – Eşiniz çalışıyor mu ?

 – Bir seneden fazla.

 Arkadaşları?

 En iyi arkadaşı Margie Gluckmeister, telefon rehberinde var.

 Ara sıra uğrar.

 Bob’la ilgilenir.

 Peki.

 Şimdi formalitelere geçelim.

 İzin verir misin?

 Bu ne kadar sürer?

 İzninle.

 Seninle konuşuyorum.

 İzninle !

 Bana böyle davranmaya hakkın yok!

 Benden bu kadar nefret etmen için ne yaptım?

 Hiçbir şey.

 – Bunu hakediyor muyum?

 – Hayır !

 – Uzak dur benden !

 – Geri gelmemeni söylemiştim.

 Uzak dur !

 İğrenç.

 Halimize bak.

 Konuş benimle.

 Seninle böyle olmak istemiyorum.

 Sen olmadığında, seni bir hayvan gibi görüyorum, bir sıçan gibi.

 Seni gördüğümdeyse, herşey yok oluyor.

 Bana yardım etmeye çalış.

 Konuş benimle.

 Belki faydası olur.

 Mutlu musun?

 Onu seviyor musun?

 O seni seviyor mu?

 Birlikte yaşamayı mı istiyorsunuz?

 Bir aile kurmayı?

 Bob ve ben sizi rahatsız ediyoruz, öyle mi?

 Başka birşey varsa, bana söylemelisin.

 Neden konuşmaktan korkuyorsun?

 Benden mi korkuyorsun?

 Çıldırıp yine seni döverim diye mi?

 Seni sevmem diye mi korkuyorsun?

 Bana yardım et!

 Anna, dur!

 Bob’u düşün !

 Sen ne istiyorsan onu yapalım.

 Hareket etme.

 Benimle konuşmak zorunda değilsin.

 Benim ailem sensin.

 – Gitmem gerek.

 – Bob’u beklemeyecek misin ?

 Yapamam.

 Okula onu almaya gidebiliriz.

 Yapamam.

 Acımıyor.

 Hayır.

 Eşinizin adresini buldum: Kreuzberg, 87 Sebastian Strasse.

 Yalnız gibi görünüyor.

 Kanıtlamamı ister misiniz?

 Rahatsız ettiğim için üzgünüm, Ben yöneticinin binasındanım, Kırık bir camla ilgili bir şikayet aldık.

 – Bunun için mi geldiniz?

 – İncelemem gerekiyor.

 Sizi temin ediyorum ki burada öyle birşey yok.

 Nasıl bu kadar emin olabilirsiniz?

 Daha yeni geldiğinizi gördüm.

 – fazla uzun sürmez.

 – Sizi burada istemiyorum.

 Anlıyorum bayan ama ya ben, ya polis: Zenci bir kadın yaralanmış.

 Bizim ülkemizde olmamalıydı aslında ama şikayetçi olmuş işte.

 Ben ne yapabilirim?

 Hiçbir şey.

 Buyrun.

 Herşey normal mi?

 Bir saniye.

 – Yani ?

 – Banyo?

 Banyoda pencere yok ki.

 – Emin misiniz?

 – Kesinlikle.

 Bu cephede bazılarında var.

 Bunda yok.

 Korkarım ki kontrol etmek zorundayım.

 – Bir bardak şarap alır mıydınız?

 – Şarap mı ?

 Korkarım ben  – Evet, şarap.

 – Korkarım   Hadi ama, bu kadar resmi olmayın.

 Hanımefendi, yanılıyorsunuz.

 Benim çocuklarım var.

 Pencereler için burdayım.

 Üzgünüm, hanımefendi.

 Göz atmam gerekecek.

 Kırıldı !

 Bu da ne?

 Kaç oldu?

 Benim yapamayacağım kadar çok.

 Sizi bu saatte rahatsız ettiğim için özür dilerim.

 Eşinizi görebilir miyim?

 Hayır, kendisi dışarda.

 Bu tam olarak doğru değil.

 Artık bizimle yaşamıyor.

 Bob hakkında.

 Bob iyi.

 Küvette dalış rekoru kırmaya çalışıyor.

 – Günaydın !

 – Çık oradan, Bob.

 Yardımcı olursanız  Bir saattir suda.

 Elbette.

 Çok zile bastım.

 Sizinle bu sıkıcı üçlü hikayedeki rol dağılımı hakında konuşacaktım.

 Başka bir deyişle: o nerede?

 Olanlar hakkındaki mantıksız yaklaşımınız üzerine çok kafa yordum.

 – Anna orada mı ?

 – Farzedelim ki var?

 Onunla sadece konuşmak istiyorum.

 Ya reddedersem?

 Sizinle dövüştüğüm için üzgünüm.

 Bundan böyle tüm fiziksel varlığımı onun dönmesini sağlamak için kullanacağım.

 Burada olmaması ne yazık !

 Bir karım ve bir kızım olduğunu size söylemiş miydim?

 – Hayır !

 – Cincinnati’de yaşıyorlar.

 Sizin için ne kadar önemliler ?

 Daima benim ilk ailem olarak kalacaklar.

 Anna ikinci olacak, siz ve Bob’la birlikte.

 Köpeğiniz var mı?

 Çok isterdim.

 Dalga geçiyorsunuz.

 Sizin gibi adamlar toplama kampı kurarlar.

 İnsanlığın ürettiği bu gibi topluluk ve sahte ideoloji savunucuları beni boğar.

 Niçin benden nefret ediyorsunuz?

 Aşkımın bereketli yağmurunun üzerinize yağmasına neden izin vermiyorsunuz?

 Pekala tamam, sizi seviyorum!

 Aslında Anna’nın nerede kaldığını size söyleyebilirim.

 Kaldığını?

 Ama adamın adını bilmiyorum.

 Bu imkansız.

 Gerçekten mi ?

 Ona sonsuza dek tatmin edeceğinize mi inanmıştınız?

 Siz ve beyninizden sarkan Ying Yang toplarınız?

 Herşeyi cinsel bir yarışa indirgeseydik, siz açık ara kazanırdınız.

 Ama bu yeterli mi?

 Sizden korkuyordum ama sanırım artık korkmuyorum.

 Korkacak birşey yok, Tanrı hariç.

 Sizin için neyi ifade ederse  Bence, Tanrı bir hastalık.

 Tanrı’ya hastalık yoluyla erişebiliriz zaten.

 “Adımları takip et !

” dedi gizemle Winnie.

 “Kimin adımları ?

” dedi yaklaşarak Porcinet.

 “Ben de tam bunu merak ediyordum?

” “Sence ne demiş olabilir?

” Size iyi geceler dilemek istiyor.

 Teşekkürler.

 Sabun kokuyorsun.

 Helen’ı seviyor musun?

 Sanırım.

 – Emin değil misin?

 – Henüz bilmiyorum.

 – Sen onu seviyor musun?

 – Evet.

 Sen sevmiyor musun?

 Ne Heinrich’i, – ne de bu gemiyi sevmiyorum.

 – Neden ama?

 Eğlenceli biri.

 Annenin onu bize tercih etmesini sevmiyorum.

 Kim daha güzel?

 Annem mi, Helen mi?

 – Sence?

 – Sen söyle.

 Annen.

 İyi geceler, evlat.

 Teşekkürler.

 Bob için size yardımcı olan biri var mı?

 Sorun değil, boş zamanım çok var.

 Bob bana hiçbirşey anlatmıyor, sıkıntılarını içine atıyor.

 Ama olanları hissediyor, çocuklar hayret vericidir.

 Okulda, yemekten sonra 1 saat dinlenme süremiz var.

 Bob sürekli uyuyakalıyor.

 Uykusunda sürekli bağırıyor ve ağlıyor Evde de yapıyor mu?

 Hayır.

 Üstündekileri fırlatıyor, sakinleştirmek çok güç oluyor.

 Uyandığında, hiçbirşey olmamış gibi davranıyor.

 Ne diyebilirim ki ?

 Kadınlara karşı savaş açtım.

 Öngörülemez, tutarsızlar ve güvenilmezler.

 Tehlikeliler.

 Kadınların adet görme dışında farklı bir yanı yoktur.

 İzninizle.

 Geldiğim yerde kötülük kolayca kendini belli eder.

 Çünkü insan bedeninde cisimlenir.

 İnsan olduğu için, zarar görme tehlikesiyle karşı karşıya olursunuz.

 Size hayran olmadığımdan değil, ama kadınların dünyayı kirletmesi hakkındaki hikayeleriniz bana acınası geldi.

 Ben kirlenenlerdenim.

 Çünkü kendinizi hiç özgür hissetmediniz?

 Yazık size, “özgürlük”, “kötü”yü simgeliyor.

 ya özgürlüğün yok oluşu?

 Olağandışı bir durum.

 Bob’un ağlayıp ağlamayacağını dinlemek için kalırım.

 Benimle yatmak zorunda değilsiniz.

 Amacım bu değil -Ne oldu?

 -Anneciğim, anneciğim, anneciğim  Kabus mu gördün?

 Geçecek.

 Pardon, bu kötü bir fikirdi.

 bu size yalnız kaldığınızı düşündürebilir.

 Günaydın, sizi evden aradım aslında, burada bulabileceğimi tahmin etmiştim.

 Size Bob’un nerede okuyacağını söylememiştim.

 Bulmak çok kolay oldu.

 Küçük bir sorunumuz var.

 Karınızı izleyen dedektif dün gece evine dönmedi.

 Ee?

 Bu sabah işe de gelmedi.

 Eşinizi ne zaman kontrol etmesi gerekiyordu?

 Dün veya bugün ?

 – Bilmiyorum.

 – Lütfen yanlış anlamayın.

 Bu dedektif gece sarhoş olup fahişelere gitmezdi, yani tarzı değildir.

 Kalp krizi belki de?

 Öğlen, yokluğunu polise bildirmek zorundayım.

 Sizi sorgulayacaklardır.

 Mesleki sır olduğunu söylerim, ama bana dedektifin size verdiği adres lazım.

 87, Sebastian Strasse.

 Siz oraya gittiniz mi?

 Telefon ettiniz mi?

 – Hayır.

 – Çok hoş, peki sebebini öğrenebilir miyim?

 Eşinizi bulmak için sabırsız olursunuz sanıyordum.

 Öyleydim.

 Hala öyleyim sanıyorum.

 ama bu saf ve körü körüne bir tutkudan başka bir şey değildi.

 Hem biliyor musunuz?

 İçimde o tutkudan eser kaldığını sanmıyorum.

 Anlıyorum.

 Sizinle irtibat kurmadan ofise gelmemenizi rica etmeme gerek yok sanırım.

 Neden?

 Görmek için  duygularımı belki anlarsınız  olaya merakım şundan ileri geliyor  ben bu dedektifle birlikte yaşıyorum.

 Sizi çağıracağım.

 – Sizinle konuşmalıyım.

 – Tahmin etmiştim.

 – Bu adamı tanıyor musunuz ?

 – Cevap vermek zorunda mıyım ?

 – Eninde sonunda olacaksınız.

 – Çok kolay.

 Siz mi, polis mi?

 Gerçekten.

 Neden?

 Beni korkutuyorsunuz.

 Ya ben, ben korkmuyor muyum?

 Evet, onu görüyorum  Karanlık bastırıyor.

 Vazgeçmek  acıdan sonra rahatlamak için verilen sözdür.

 O burada.

 Tanrım !

 Çok yorgun.

 Benimle bütün gece sevişti.

 Emmanuel ?

 İşi tamamen bitmedi.

 Emmanuel !

 Dizini kaldır.

 Ayağın.

 Eline dikkat et.

 Karnını dön.

 Sırtın.

 Bacağını kaldır.

 Dizini kaldır.

 Eline dikkat et.

 Karnını içine çek.

 Sırtın.

 Ayağın.

 Pozisyon al.

 Dizin.

 Omuzların.

 Hep kaldır.

 Kaldır!

 Mükemmel !

 İsteğin gücü önemli, “Daha iyisini yapabilirim !

 En iyisi olabilirim.

” diyebilmek için, O olmadan, hiçbir şeye varamayız.

 Bana bunu kimse öğretmedi.

 Bu yüzden seninleyim.

 Çünkü sen benim yerime de “ben” diyorsun.

 Evet, onu düşünüyorum.

 Ama bu suçlu ben, onu sokakta rastladığım kızkardeşim gibi görüyorum.

 “Merhaba, kardeşim.

” “Kader” ve “Şans” adlı ikizler gibi Kader  , şanssız olabilir, ama şans  “Kader” ve “Şans” adlı ikizler gibi Kaderim , şanssız olabilir ama şansım  kaderimi açıklayamaz.

 Kaderim şansımı beklememe izin vermedi, şansım da bana yeteri kadar kader vermedi.

 Sonra öğrendim ki hayat, benden küçük rollerin oynandığı bir sahneymiş.

 Yine de oynuyorum: acı çekiyorum, inanıyorum, gerçekten!

 Ama biliyorum ki başka bir çözüm yolu daha var.

 Kanser veya delilik gibi.

 Ama kötülük ve delilik gerçeği çarpıtır.

 Bahsettiğim çözüm bu gerçeği mahveder.

 Nasıl desem  Belki bunu anlatmak imkansız, belki de ben çok salağım.

 Sanki bana   doldurulması gereken boş bir yermişim gibi bakıyorsun.

 Ben de seni seviyorum ama beni tutan, onun geri geleceğini ve ona acı çektireceğimi, kötülük edeceğimi bilmek.

 Evet onu aldattım, ama bunun bana bir getirisi yok.

 Yalnız yaşayamam, çünkü kendimden korkuyorum.

 Kendi kendimin cellatıyım  İyi olan, kötü olanın yansımasından başka bir şey değil.

 Başka hiçbir şey değil.

 Ne yapıyorsun?

 Kirli çamaşırları ayırıyorum.

 – Ben yaparım.

 – Benim yapmam gerek.

 – Senden daha iyi yaparım.

 – Çok naziksin.

 Bob oradayken yapabilirdin.

 Senin için çok zorlaşıyor, değil mi?

 Sandığın kadar güçlü değilsin.

 Bu yüzden geri dönüyorsun.

 Kendini  parçalanmış hissediyor olmalısın.

 Açıkça görüyorum, şu an.

 Sanırım oradayken, eve dönmek istiyorsun, döndüğünde de, orada olmak istiyorsun.

 Eğer yaşadığın bu denli güçlüyse, ve hiç sahip olamadığın hayalin buysa, ona sahip çık, onu al.

 Sen oradayken, burası çok sakin oluyor.

 Sen yokken de öyleydi.

 Gel buraya, bakalım ikimiz sakince kalabiliyor muyuz.

 Orada da böyle misin ?

 Şimdi bana söylebilir misin?

 Herşeyi mahvediyorum.

 Bob’u bile.

 Ben hainim, yalancıyım, tamamen yalnızım.

 Beni ahlaksız bir pislik gibi görüyorsun bence de öyle, ama başka sebeplerle.

 Kimse için hiçbir şey hissetmiyorum!

 İki kızkardeş savaşmak için çok yorgunlar.

 Çamurda dövüşen iki kadın gibi, kimin daha önce öleceğini görmek için birbirini boğan İkisi de beni bağlıyor!

 Orada düşük yaptım, kardeş Kader’i kaybettim.

 Geriye kalan ise kardeş Şanstı.

 Kaderime özen göstermem gerekirdi, onu korumam gerekirdi.

 Oraya bunun için mi gidiyorsun?

 Evet.

 Sen çirkin ve kalpsizsin.

 Seni ilk kez, adi buldum.

 Ben çocukken  ölmek için verandanın altına sığınan yaşlı bir köpek vardı.

 Ölmeden önce, korkuyla   havlıyordu.

 Sanki gerçekten bir şey görmüş gibiydi.

 Yüzüğünü ve sana son verdiğim kol saatini şimdi çıkartmanı istiyorum.

 Ona yoğurdunu yedirmeyi unutma.

 Gitmem gerek.

 Ayaklarına kapansaydım, yine de gider miydin?

 Evet.

– Alo?

 Ben Anna’nın kocasıyım.

 – Burada değil.

Nerede olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

– Oğlunuzu seviyor musunuz?

 – Tabii ki.

 Benim de onu sevdiğimi ona söyleyin.

 Herkesi seviyorum ve herşeyi kabulleniyorum.

 Bilgeleştim, olgunlaştım ve iyi oldum.

Onunla konuşmak ister misiniz?

 Kahve içiyorduk.

 Hayır istemiyorum, hem kahveniz soğusun istemem.

 Kahvenizi çok beğenirim .

 Ona Anna’nın adresinin 87 Sebastian Strasse olduğunu söyleyin.

 1. kat. 5, 6, 7, gökyüzü !

 – Öğretmen hanım, gecikme için kusura bakmayın.

 – Önemli değil.

 Sizi bekliyorduk.

 Teşekkürler.

 Hoşçakal, Bob.

 Ne bu?

 Benim adım.

 Yalnız kalmak istemene saygı gösterdim, ama çok uzun sürdü.

 Zaten, ne yapıyorsun ki burada sen?

 Bana artık karşı koyma.

 Senden daha güçlü olduğumu biliyorsun.

 Senin üzerinde hakkı olan tek kişi benim, çünkü kimseye hak iddia etmem.

 Bunu Hindistan’dan getirdim.

 Şair Michaux üstüne yazdı.

 Senin için aldım.

 Bununla, aşk bilinmedik ufuklar açıyor.

 Tamamen bilinmeyen  Akıntıda karşılıklı kürek çekmek için yaratılmışız, kendimizi kıyıya bırakmak için değil.

 Kesinlikle.

 Sana Tanrı’nın yolunu gösteririm.

 Bu yol asla kapanmadı.

 Şaka mı bu ?

 Ne bu?

 Onları atıcam, kokmaya başladılar.

 Bu imkansız!

 Burası temiz kalmalı.

 – Tanrım!

 – Bana yardım etmek ister misin?

 Diğerlerinden farklı değilsin.

 Hepimiz aynıyız.

 Sadece kelimeler değişir, bedenler ve çeşitlilikler.

 Böcekler gibi!

 Et !

Olay mahallindeki tüm araçları ara.

İki kamyon getirin !

 Nerede bu ?

 Aç hadi, Bob.

 Dinle, Heinrich.

 Kımıldama.

 Köşedeki barda mı?

 Biraz daha kanasın.

 Olabildiğince çabuk geliyorum.

 – Ben dönene kadar Bob’a göz kulak olur musun?

 – Neden ?

 Annen aradı.

Hayır, burada değil.

 Tuvaletlerde.

 Tampax mı lazım ?

 Ben yaralıyken bile şaka yapmaya cüret ediyorsun!

 Orada en az iki ceset var.

 Şaka sandım ama bu gerçek kan!

 Onları kesmiş.

 Canlı bir canavar var !

 Sarhoşsun sen Heinrich.

 – Bizi parçalara ayıracak.

 – Belki seni görmek istemiyordur.

 – Dalga geçmiyorum!

 – Tamam, dalga geçmiyorsun.

 – Peki ne ?

 – Anlamıyorsun, o bir katil.

 Anladım, ama neden polis değil de, beni aradın ?

 O bir deli!

 Bu ne demek biliyor musun?

 – Orada cesetler var.

 – Hiçbir şeye inanmıyorum.

 Belki de halisünasyon görüyorsun.

 Belki uyuşturucu aldın, veya kendi kendini yaraladın, acı çekmeyi öğrenmek için.

 Bu bir sömürü olurdu !

 Başkaları için konuşuyorum.

 Başkaları için diyorsun ama onların eşlerini alıyorsun!

 İstediğimi alırım!

 Ayrıca kendimle barışığım.

 Girdiğimi kimse görmedi.

 Seni aradım çünkü ona yardım etmeliyiz.

 Neden?

 O şey normal değildi, insan bile değil!

 O bir   Yaratık mı?

 Belki de Tanrı’yı gördün ama tanımadın.

 Tanrı’ya inanıyorsun, değil mi?

 Uyuşturucu veya seks yoluyla ulaştığımız, anlaşılmaz büyük bir Tanrı.

 – Haklı mıyım?

 – Dinle, Mark.

 Bu kadın deli, birşeyler yapmalıyız.

 Biz ?

 – Ben hiçbir şey yapmam.

 – Böyle kalamam ben.

 Söz konusu olan Anna ve cinayetler!

 Kadın gibi davranıyorsun, Mark.

 Birşey yapmazsan, sessiz kalmamı sağlamak zorunda kalırsın.

 Paran var, biliyorum.

 Beni buradan çıkartmalı, dengemi tekrar sağlayabilmem için beni tatile çıkarmalısın.

 Bunu hak ediyorum !

 Benim gibi sen de görmüş olsaydın!

 Heinrich, bana yardım et !

 Kendimi kötü hissediyorum.

 Yaralı olan benim, sen değil!

 Lütfen.

 Tanrı bu oyunu kutsasın !

 İnsanın yaptığını, Tanrı küle çeviriyor!

 Tanrı’ya inanıyor musun?

 İçimde.

 Al beni.

 Margie onu gördü mü?

 – Bu yüzden mi onu öldürdün?

 – Onu benden almaya kalktı.

 – Kader bu kadar güçsüz mü?

 – Onu korumak gerek.

 Bir çocuk gibi mi?

 Benim için, Tanrı daima bir köpeğin öldüğü verandada.

 Bir ökaliptus dalı altında, saatlerce kalabileceğim, bulutları çimenlerin rengini değiştirmesini izleyebileceğim bir yerde.

 Paraya ihtiyacım var.

 Kaçmalıyım.

 Herşeyi ayarladım.

 Yeri yıkadım, yatağı düzelttim.

 Nereye gideceğimi bilmiyorum.

 Orası tehlikeli olmaya başladı.

 Herkes beni ortadan kaldırmak istiyor.

 Arabayı bana bırak.

 Margie’nin anahtarlarını al, evine git ve bekle.

 Motosiklet kullanmasını biliyor musun?

 Heinrich bana öğretti.

 Motosiklet aşağıda.

 Herşeyle ben ilgilenirim.

 Bankaya pazartesi giderim.

 Bob uyanırsa, ona söyle  Söylerim.

 Ben burdayım, hadi uyumaya git.

 Gitmem gerek.

 Kapıyı kapat.

 – O da burada diye mi ?

 – Evet.

Rahatsız ettiğim için kusuruma bakmayın.

Çok geç oldu ve Heinrich beni aramadı.

Beni her gece daima arar, böylece endişelenmeme gerek kalmaz.

 Belki numaranızı unuttu.

Hayır, anlamıyorsunuz.

Bir anne çocuğunun başına birşey gelse hisseder.

 Karımla evinizde birlikte olmadığı için  mi endişelisiniz?

Gelmeliydiler.

Çarşafları değiştirdim, gelebilirler.

 Kiminle konuştuğunuzun farkında mısınız?

Farkındayım.

– Oraya gittim.

 – Nereye ?

Endişeliydim görüyorsunuz.

Verdiğiniz adresten bir şey çıkmadı.

Dumanlı bir hol ve girişi engelleyen bir polisten başka bir şey görmedim.

Evi aramak için köşedeki bara gittim,Heinrich’in dönüp dönmediğini öğrenmek için.

 Ee ?

Heinrich bardaydı.

Kimse onu tanıyamamıştı.

Ben cesedini tanıdım, tabi ki.

 Polise teşhis ettiniz mi?

Hayır.

 Cesedi oradaydı, ama ruhu değil.

 Belki de ruhu ve bedeni çoktan ayrılmıştır.

Ne söylediğinizi bilmiyorsunuz siz.

 Haklısınız, ne konuştuğumuzu bilmiyorum.

Size benzememeye ve sizden daha iyi olmaya mecburdu.

Anna’yla karşılaştığında, onu tamamen büyüledi.

Heinrich’i oraya siz gönderdiniz.

 Dinleyin.

 Heinrich’in her anlamda üstünlüğünü kabul ediyorum.

 Anna’nın onu seçmesinden gurur duydum.

 Ama Anna gitti, ve ben yalnızım oğlumla başbaşayım.

 onu bulmalıyım, katil o olabilir.

 Onu bulucam ve Heinrich’in ruhuna ne yaptığını itiraf etmesi için uğraşacağım.

 Sonra sizi görmeye gelicem size söyleyeceğim.

 – Yukarı gelmez misiniz ?

 – Acelem var.

 Karınız mı yaptı?

 Bana bir söz verir misiniz?

 Ne olursa olsun?

 Söz.

 Bitmek üzere 

Heinrich öldü, değil mi?

 Anna’yı buldunuz mu ?

 Ölüm meleği gibi geldiniz, katil melek gibi.

 – Sizi öldürmeyi düşündüm.

 – Ya şimdi ?

 Artık bilmiyorum.

 Fikrinizi değiştirmenize sebep olan bir şey mi oldu?

 Bilmiyorum, ama Heinrich’in de oldu.

 Bana Heinrich’in ruhunun nerede olduğunu  bilmediğinizi mi söyleyeceksiniz?

 Evet.

 Yüzünüzden belli.

 Ruhun bedenden ayrıldığına, bedenin ölümlü olup, ruhun sonsuza dek kaldığına inanmak isterdim.

 ama bu doğru değil.

 – Artık bilmiyorum.

 – Ben, biliyorum.

 Oğlumu desteklemeliyim, kötülük etmiş olsaydı bile.

 Onun herşeyini bilirim.

 ama onu seviyorum.

 Hangisi daha kötü merak ediyorum: birinin eşini çalmak mı, bir çocuğa kötülük etmek mi, ya da cinayet işlemek mi?

 Bir karısı ve bir çocuğu vardı.

 Onu çok seviyordum, Anna’nızı da tabi.

 Onları sevmem gerekiyordu, oğlumu seviyorlardı çünkü.

 Dünya böyle.

 Katiller en değerli şeylerimizi bizden alıyorlar.

 Benim için endişelenmeyin.

 Heinrich olmadığına göre, ölüm benim için daha iyi.

 Bu köpek yaşlılıktan ölmedi.

 Ya siz, Mark ?

 Adamımız halefinizden bahsettirmiyor bile.

 Sizi istiyor.

 Aslına bakarsanız, halef falan yok.

 Bizim gibi çiğnenmiş köpekleri bırakın, çarpışan dünyayı kurtarın.

 Hangi köpeğin kusmuğuyla ilgilenirsiniz, onu çok sevseniz bile?

 Herşeyi seven bir adam tanıdım.

 Lanet bir çamurda öldü.

 Biliyoruz.

 Bu sadece bir ayrıntı.

 Ben çocukken, bir köpeğim vardı, adı Louie’ydi.

 Verandada öldüğünde, – yanındaydım.

 – yani ?

 Görmeliyim  Orada onu çeken ne, görmeliyim.

 Artık çocuk değiliz.

 Kanıtlamak gerekir mi?

 Geri çekilin ve polis arabasına çarpın.

 Zevkle, bayım.

 Anna, araba !

 Anna !

 Kaç!

 Koş !

 Beni nasıl buldunuz?

 Nasıl bulmazdım?

 Onu görmeni istedim.

 Sonunda bitti.

 Bununla yaşamak zor, kardeşim.

 Buradan çıkış yolu var mı?

 Bana yardım eder misiniz?

 Alın şunu.

 Öldürün onları.

 Nasıl bitsin istersiniz?

 Açar mısın lütfen?

 Neden ama ?

 Baban olabilir.

 – Açma.

 – Ama istiyorum.

 – Açma.

 – İstiyorsam.

 – Açma !

 Lütfen, açma !

 Açma !

 Çeviri: Atchoum||