87 dk

 Yönetmen:Greg Spence

Senaryo: Gregory Widen, Matt Greenberg, Greg Spence

Ülke:ABD

Tür:Fantastik, Korku, Gerilim

Vizyon Tarihi:27 Kasım 1998 (Finlandiya)

Dil:İngilizce, Almanca

Müzik:David C. Williams

Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD

Nam-ı Diğer:Ashtown: Prophecy II | God’s Army II | Prophecy II: Ashtown

Oyuncular:    Christopher Walken,    Russell Wong    Jennifer Beals,

Özet

Büyük Meleklerden Gabriel, kendisi gibi büyük bir melek olan Daniel’den olma çocuğun doğmasını engellemek üzere dünyaya gelir. Çocuğu doğuracak olan ise Tanrı’nın Maymunu adındaki Valerie adlı kadındır. Bu çocuğun doğmak üzere olduğunu ise Thomas adlı bir keşiş haber vermektedir. Daniel, Gabriel’in meleklerden oluşan tüm ordusunu yok edince Gabriel de daha yeni intihar etmiş genç bir kız olan Izzy’den yardım ister. Onun hayatta kalmasını sağlayarak birlikte inanılmaz bir savaşa başlarlar.

Alt yazı

 Tanrım, gözlerimi gördüğüm bu hayallerle kör et.

 Duyduğum bu çığlıklarla sağır et.

 Yoksa Tanrı’nın Ordusu’nun düştüğünü göreceğim.

 Ölen on bin meleğin çığlıklarını duyacağım.

 Elime rehberlik yap Tanrım.

 Çünkü Cennet Alemi’nin sonu yaklaşıyor.

 TANRI’NIN ORDUSU 2

Cennet’in en karanlık saatinde, bu sayfaları koru, gözet   ve bizi gözet.

 Çünkü Cennet’in savaşı Dünya’ya indi.

 Thomas Dagget.

 Saat sekizi beş geçiyor.

 Şimdi hava durumuna bir göz atalım.

 San Fernandoda yaşayanlar bu sabah camlarının   buz tuttuğunu görerek çok şaşırdılar.

 Ama yetkililerin bildirdiğine göre öğleden sonra hava açık olacak.

 Hava sıcaklığı ise merkezde yaklaşık 20 derece civarında   sahil bölgesinde ise yaklaşık 23 derece civarında olacak.

 Saat kaç oldu?

 Geliyorum.

 Geliyorum.

 Elimize yeni gelen bilgilere göre, 405 Sunset Yolunda  – Çabuk olun!

 – Ne olmuş?

 90l100 Otoyolu’nda araba kazası geçirmiş.

 Yoldan çekilin!

 – Kapıyı açın!

 – 40, 50.

 – Sakın korkma.

 – Ne?

 Sakın korkma.

 Onunla ben ilgilenirim.

 Teşekkürler.

 Ameliyata hazırlayın!

 Durumu iyi değil!

 Geliyor!

 Gabriel!

 O geliyor!

 – Neler oluyor?

 – Bilmiyorum Peder.

 Birden bire çığlıklar atmaya başladı.

 Kapıyı açmaya çalıştım ama içeriden kilitlemiş.

 – Thomas!

 – Thomas!

 Thomas!

 Thomas?

 Thomas?

 O geliyor William.

 Başlamanın zamanı geldi Gabriel.

 Bu benim savaşım değil ve   Cehennem ikimize yetecek kadar büyük değil.

 Doktor Rose, lütfen 124 nolu odaya gelin!

 Lütfen 124 nolu odaya gelin!

 Doktor Jawll, ameliyathaneden bekleniyorsunuz!

 Selam!

 Kendini nasıl hissediyorsun?

 – Bak, ben  – Danyael.

 Danyael mi?

 Beni hatırladın mı bilmiyorum.

 Senden özür dilemek istiyorum.

 Seni öldürebilirdim.

 Beni öldürebilmek için bundan daha fazlası gerekir Valerie.

 Konuş benimle.

 Tanrım, bizi karanlıktan ve karanlığın yaratıklarından koru.

 Bizi senin yolundan ayırma.

 Yolundan ayrılanların bize zarar vermesine izin verme.

 Tanrım, bizi karanlıktan ve karanlığın yaratıklarından koru.

 Bizi senin yolundan ayırma.

 Yolundan ayrılanların bize zarar vermesine izin verme Tanrım.

 Maymunlar!

 Hiçbir şeyi doğru dürüst yapamazsınız.

 “Karanlığın yaratıkları.”

 değil, “Karanlığın varlıkları.”

 olacak.

 Beni nasıl buldun?

 Yaşamak için güzel bir yer.

 Şu vizyonlar da neyin nesi Thomas?

 Ne yapıyorsun sen?

 Onları parşömen kağıtlarına mı yazıyorsun?

 Yoksa taştan tabletlere mi?

 Bildiğim kadarıyla bunları peygamberler yapardı.

 Yoksa resim mi yapıyorsun?

 Belli birinin resmini.

 Onu gördüğünü biliyorum Thomas.

 Evet?

 – Kim o?

 – İronik, öyle değil mi?

 Bir baş melek, Tanrı’nın gönderdiği vizyonu bir maymuna soruyor.

 Evet.

 Bir peygamber olmak için atman gereken küçük bir adım daha var.

 Buna dayanabilecek misin?

 – Bunu imzalamanız gerektiği söylendi.

 – Daha sonra imzalasam?

 Hazır mısınız?

 Bir  İki  Üç!

 – Oh!

 Bu inanılmaz!

 – Harika!

 Şuna bakın!

 Bunu nasıl yapıyorsun?

 Çok iyi!

 – Kendinize iyi bakın çocuklar.

 – Hoşça kal!

 – Güle güle!

 – Teşekkürler!

 – Demek bugün çıkıyorsun.

 – Geç bile kaldım.

 Umarım seni ziyarete gelmemden rahatsızlık duymamışsındır.

 – En azından bunu yapayım dedim.

 – Özür dilemek zorunda değilsin.

 Evet ama sen de sürekli beni bağışlamak zorunda değilsin.

 – Bu benim damarlarıma işlemiş.

 – Benimkine de suçluluk duymak.

 Beni yeniden gördüğüne sevindin mi?

 Oradaki çocukların çoğu ölümcül vaka.

 İlk başlarda sürekli iyileşeceklerini   umut ediyordum.

 Ama sonra bundan vazgeçtim.

 – İnsan kendine “Ne için?

” diye soruyor.

 – Sence ne için Valerie?

 Şimdi mi?

 Haftada 472 Dolar, artı sosyal haklar.

 Bu çok üzücü.

 Artık bu duruma üzülmeli miyim bilemiyorum.

 – Belki de üzülmelisin.

 – Sen neden kendinden bahsetmiyorsun?

 Anlatacak fazla bir şey yok.

 Aramızda ilginç olan sensin.

 Öyle mi düşünüyorsun?

 Bilemiyorum, bence şu oldukça ilginç.

 – Gençken yaptırdığım bir şey.

 – Öyle mi?

 – Evli miydin?

 – Evet.

 Ne oldu peki?

 Üç sene birlikte yaşadık.

 Sonra evlendik ve sadece 3 ay sürdü.

 Kredi kartlarımı kullanmadığı zamanlarda, evde polisiye dizileri izlerdi.

 Yeryüzündeki en çalışkan insanlardan biri değildi.

 Peki şimdi nerede?

 – Gitti.

 – Üzgünüm.

 Önemli değil.

 Sanırım böylesi daha iyi oldu.

 – Çok perişan durumdaydım.

 – Valerie!

 Aptalın tekiymiş!

 Beni sadece eve bırakacağını sanıyordum.

 Burada olmam hoşuna gitmiyor mu?

 Emin değilim.

 İyi bir zaman değil mi?

 Evet.

 İyi misin?

 İyiyim.

 Ne var?

 – Beni kabul ediyor musun?

 – Ne?

 Ne?

 Beni kabul ediyor musun?

 Evet.

 Valerie?

 Kendine iyi bak Valerie.

 Valerie?

 Tamam mı?

 Tamam.

 – Çok uzun sürdü.

 – Michael zorlamamamı söylemişti.

 Ama ağırdan almanı da söylemedi.

 Uzun zaman oldu Danyael!

 Seni yeniden görmek güzel.

 Güle güle kardeşim.

 Derin bir nefes al Danyael!

 Olanları düzeltmek için iyi bir zaman.

 Geri gel!

 Şimdi!

 Bana sorarsan hiçbir şey olmadı.

 Onunla olan sadece bir denemeydi Danyael!

 Onu bulacağım.

 Kaçma!

 Çocuklar!

 Bu günlerde hiç söz dinlemiyorlar.

 Sen çocuk değilsin Raphael.

 Şu maymun.

 Kim o?

 Nerede?

 Neden bu işe burnunu sokuyorsun Gabriel?

 Asıl sen neden bu işe burnunu sokuyorsun?

 Bu benim savaşım!

 Sen kendi savaşın yaptın.

 Düşmanımın arkadaşı, benim düşmanımdır.

 Tatmin olman için daha kaç dünyanın yok olması gerekiyor Gabriel?

 Sadece bir.

 Bu dünyanın!

 Ben hırslı biri değilim.

 Selam!

 Acaba bana yardımcı olabilir misiniz?

 Bir arkadaşımı arıyordum ve   buraya gelmiş olabileceğini düşündüm.

 – Çok fazla sayıda müşterimiz var efendim.

 – Eğer bu şey ona ait ise  – Fiş.

 – Evet fiş.

 Eğer bu fiş ona ait ise   nerede oturduğunu şu şeye bakarak bulabilir misiniz?

 – Şu şey her neyse.

 – Tabii.

 Pekala.

 Bu giysi zaten geri alınmış.

 Bu nedenle ona ait bilgi veremem.

 Sorun olmaz.

 Biz akrabayız.

 Arkadaş olduğunuzu söylemiştiniz.

 Beni yakaladınız.

 Ben sadece  Başının burası mı, yoksa burası mı ağrıyor?

 Burası.

 Peki ya miden?

 Bulantı burada mı, yoksa burada mı?

 Sanırım burada.

 – Sana yumurta yapayım.

 – Gerek yok, corn flakes yerim.

 – Sen yumurta seversin.

 Yumurta yapıyorum.

 – Yumurta istemiyorum.

 Her sabah benden yumurta istersin.

 Yumurta yapacağım!

 – Nana, yumurta istemiyorum!

 – Sıska olmak için mi yemiyorsun?

 – Öyle bir şey yok.

 Canım yumurta istemiyor!

 – Yoksa hamile misin?

 Hamile mi?

 Ah, hamileymişim!

 Üşüttüm Nana, sadece üşüttüm!

 İşte ben bu yüzden hemşire oldum  Her midesi bulananın hamile olmadığını sana ispatlayabilmek için!

 Evet?

 Büyükannenin tıp okuluna gitmediğine emin misin?

 – Bir hata olmalı.

 – Hata yok Valerie.

 Sen hamilesin.

 Bu mümkün değil Kate.

 Sadece bir erkekle birlikte oldum.

 – O da birkaç gün önceydi.

 – Bir şey daha var.

 Sadece hamile değilsin.

 Test sonuçlarına göre sen hamileliğinin 6.

 haftasındasın.

 Selam!

 Bitti.

 Oh!

 Bu inanılmaz lzzy.

 Bunu yapmak için daha iyi bir gece olamaz Julian.

 Bu sana sahip olabilmemin tek yolu.

 Çünkü başka türlü sana sahip olamam.

 Mektupta bunu da yazdım.

 Bu çok güzel Julian.

 – Hazır mısın?

 – Hazırım.

 Ben hazırım.

 Cennet’te görüşürüz bebeğim.

 Orada görüşürüz.

 Gösteri zamanı!

 Kimse yok mu?

 Bu çok kötü.

 Yoğun bakım tatlım.

 Izzy?

 Izzy!

 Isabelle!

 Geri dön.

 Geri dön.

 Orada olduğunu biliyorum.

 Geri gel artık.

 Kendine gel!

 Kendine gel!

 Selam!

 Saçını beğendim.

 – Julian?

 – O gitti!

 O öldü.

 Yani nalları dikti.

 Bak, yardımına ihtiyacım var.

 Bunun şu anda zor olduğunu biliyorum.

 Sakın başlama.

 Sakın başlama!

 Yapma lütfen!

 O öldü.

 – Julian!

 – Darmadağın oldu.

 – Julian!

 – Haydi kızım, haydi!

 – Haydi kızım, yapacak işlerimiz var.

 – Julian!

 Julian!

 Kendimi öldüremedim mi?

 Hem evet, hem hayır.

 Bunun cevabı bana bağlı.

 Aman Tanrım!

 – Onun yaptığını nereden biliyorsunuz?

 – Elleriyle kurbanın kalbini   çıkardığını gören bir tanık var.

 Ayrıca olay yerinde bunu bırakmış.

 Bu hasta kimlik numarasını araştırdık ve ona ait olduğunu belirledik.

 Bize onun hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 – Hiçbir şey.

 Onu pek iyi tanımıyorum.

 – Şuna bir bakın.

 Bu size bir şey çağrıştırıyor mu?

 Evet, onda da böyle bir

 – Siz Valerie misiniz?

 – Evet.

 – Hemşire misiniz?

 – Evet.

 – İşiniz bitti mi?

 – Evet, onu alabilirsin.

 Benimle gelin.

 – Size ne söyleyebilirim bilmiyorum.

 – Sus ve beni dinle!

 Şimdi beni iyi dinle.

 Her iki kulağınla birden.

 Bu ofiste binlerce ceset gördüm.

 Buna kömürleşene kadar yanmış   paramparça olmuş, kim olduğu tespit edilemeyecek durumda olanlar dahil.

 Evet, anlıyorum ama bütün bunların benimle ne ilgisi var?

 Konuşma Val.

 Doğranmış cesetler, derileri yüzülüp   masa örtüsü olarak kullanılanlar.

 – Bu sizin işiniz.

 Yine konuşuyorsun.

 Hayır!

 Dinle!

 4 yıl kadar önce buraya bir ceset geldi.

 Aynı şunun gibi bir dövmesi vardı.

 Aynı onun gibi dağılmıştı.

 Gözleri yoktu.

 Ama ben ofisime gelen bu şeyin   ne olduğunu kendim çözmeliydim.

 Olay gittikçe garipleşiyordu.

 Beyaz hücreleri, optik sinirleri yoktu.

 Orada önümde yatanın   hiçbir zaman doğmamış olduğunu anladım!

 – Bu imkansız.

 Ben de öyle düşünmüştüm.

 Ama bir gece, kendi kendine alev alıp yandı.

 Böyle bir cesedin varlığını gösteren tüm kayıtlar yok oldu.

 O cesetle herhangi bir ilgisi olan herkes   ya öldü, ya da delirdi.

 Arkadaşım Thomas’da dahil.

 – O kim?

 – Bir polis.

 Rahip olmuştu.

 – Her Noel’de bana peynir gönderirdi.

 – Onu nerede bulabilirim?

 Bulamazsın.

 Öldü.

 St. Gregory Manastırı’nda yanarak kül oldu.

 Yanarak kül oldu da ne demek?

 Sen iyi bir insana benziyorsun Val.

 Beni dinle ve yoluna git.

 Bu işe bulaşma.

 Selam Joe!

 Güle güle kardeşim.

 – Teşekkürler.

 – Bayan Rosales, size başka ne söyleyebilirim   bilmiyorum ama onun ölümü buradaki herkesi şok etti.

 – Thomas tarikatımızın iyi bir üyesiydi.

 – Daha önce polis olduğunu duydum.

 Size hiç baktığı davalardan bahsetti mi?

 İlginç bazı vakalardan?

 Bayan Rosales, gerçekten size daha fazla bilgi veremem.

 Anlıyorum Peder.

 Ancak, bir süre önce bir şeylere bulaşmış   ve sanırım ben de bir şekilde bu işin içine girmek zorunda kaldım.

 Bu meleklerin kullandığı bir işaret.

 Yahudilere göre   Tanrı tüm meleklerini bir işaretle damgalamış.

 Bana da Thomas söylemişti.

 O bu konularda uzmandı.

 Neden peki?

 Pekala, bu aslında pek konuştuğum bir konu değildir.

 Ama   sizin için çok önemliymiş gibi görünüyor.

 Gelin.

 Thomas melekler konusunda çok takıntılıydı.

 Bazı hayaller gördüğünü söylüyordu.

 Dediğine göre, Tanrı insan nesliyle çok fazla ilgilendiği için   meleklerden bazıları bunu kıskanmışlar ve insan neslini yeryüzünden   silmeye karar vermişler.

 Liderleri de baş melek Gabriel’miş.

 Lütfen oturun.

 Sorun şu ki, bu başkaldıran melekler   hala Tanrı’ya bağlı olan meleklerle ters düşmüşler.

 Bu da yukarıda bir çeşit sivil savaş çıkmasına neden olmuş.

 Thomas’ın dediğine göre son bir çarpışma daha olacakmış.

 Ve eğer iyiler kazanırlarsa, sorun yok.

 Peki ya kazanamazlarsa?

 Eğer kazanamazlarsa  İşte.

 Ne anlama geliyor?

 “Yanan Cennet’in külleri yeryüzünü kaplayacak.”

 Madem iyi bir kahindi, bu savaşın nasıl biteceğini de söyledi mi peki?

 Bu biraz metaforik.

 Cennet’in ve Dünya’nın birleşmesinden bahsediyor.

 – Bir “Nefilim.” in gelişinden.

 – Neyin?

 “Nefilim.”

 Bir melek ve bir insandan doğan çocuk.

 Yaratılış kitabında bahsediliyor.

 Açıkçası bunu ne yapacağımı bilemiyorum.

 Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladıklarında onların kız çocukları   doğmaya başladığında, Tanrı’nın oğulları ne kadar güzel olduklarını   gördüler ve istediklerini seçerek kendilerine eş yaptılar.

 Nefelimler o zaman doğmaya başladılar.

 Tanrı’nın oğulları, insanların kızlarına giderek onlardan çocuk yaptılar.

 Onlar çok güçlü ve ölümsüzdüler.

 Yani bilgisayar kullanmayı bilmediğin için mi beni hayatta tutuyorsun?

 Numarası neydi?

 3-3-6-6.

 Tamam!

 Bir şeyler oluyor.

 – Bu o mu?

 – Bilmiyorum.

 Rosales.

 Valerie.

 Bu gelinlik o özel gününüzü daha da özel yapacak.

 Nana?

 Düğün gününüzde nikah masasına bu gelinlikle oturursanız   uzun süre akıllardan silinmeyen bir gelin olacaksınız.

 – Bu gelinlikte en iyi kalite saten ve dantel kullanıldı.

 – Nana!

 Bu doğru Jack.

 Kumaşın kalitesi zaten açıkça belli oluyor.

 Carol, ayrıca bu gelinliğin fiyatı da çok uygun.

 Bunu giyen gelin, düğün gününde zarafeti ile göz kamaştıracak.

 Nana?

 Eğer bugün satın alırsanız dört eşit taksitten de yararlanabilirsiniz.

 Nana?

 Nana?

 Nana!

 Nana!

 Nana artık yaşamıyor.

 Zaten fazla vakti de kalmamıştı.

 Ayrıca birazdan olacakları görmek isteyeceğini de sanmıyorum.

 Olaya şu açıdan bak: Birazdan ona kavuşacaksın.

 Karnında ne taşıdığın konusunda hiçbir fikrin yok.

 Hayır!

 Hayır!

 Hayır!

 Hayır!

 Burada olan şey kesinlikle kişisel değil.

 Tamamen iş.

 Bu en iyi yaptığım şeydir.

 Kaç!

 Ne istiyorsun?

 Dans etmek mi?

 Tek istediğim biraz saygı.

 Bunu sana kimin yaptığını sakın unutma.

 Yürü!

 Bu o!

 Gaza bas!

 Dur!

 Geri git!

 Geri git!

 Canın yandı mı?

 Köpeğe çarpma sakın.

 Kimseyi öldüreceğimden bahsetmemiştin.

 Julian için yap.

 Ona olan aşkın için.

 Yap şunu!

 Aferin kızım!

 Hemen buradan defol.

 Valerie!

 Kimse yok mu?

 Yardım edin!

 Kimse yok mu?

 – Kimsin sen?

 – Bildiğini sanıyordum.

 – Bana cevap vermedin.

 – Özür dilerim.

 – Yapabildiğimin en iyisi bu.

 – Yapabildiğinin en iyisiymiş!

 Yapabildiğinin en iyisi yeterince iyi değil!

 Sana anaokulunda   ne öğrettiler bilmiyorum ama en iyin bu durumda yeterli değil!

 Beni baştan çıkarıp yattın!

 Büyükannem öldü!

 Evime bir manyak girdi!

 – Ve beni öldürmeye çalıştı?

 Kimdi o?

 – Gabriel.

 – Sen aklını kaçırmışsın.

 – Valerie, lütfen.

 Anlamıyorsun.

 Çok iyi anlıyorum.

 Sen bir psikopatsın!

 Ne kadar önemli olduğunu bilmiyorsun.

 Bu bir sır.

 Ve bu sır bize verildi.

 Bir çocuk doğacak.

 Çocuk benim türümle, senin türünün bir karışımı olacak.

 Bu çocuk bu savaştaki kardeşlerimi bir araya toplayacak.

 Bu çocuk sana verildi.

 Sıyırmışsın!

 Sen kafayı sıyırmışsın!

 Sen kesin şu ortalıkta ellerinde kutsal kitapla dolaşan   tiplerden olmalısın.

 – Bana inanmalısın.

 Kardeşlerim dediklerin, kesin sürekli beyaz elbiselerle dolaşıyorlardır.

 Ve bir de internet sayfanız vardır.

 Haftasonları toplanıp çikolatalı kek yiyorsunuzdur.

 Korkma!

 Bu akşam bu civarda garip bir şeyler gördünüz mü bayım?

 – Bir araba hırsızlığı rapor edildi.

 – Hayır memur bey.

 Yani hiçbir şey görmediniz, hiçbir şey duymadınız, öyle mi?

 Aslına bakarsanız memur bey, pek dikkat etmedim.

 Kadınımla birlikteydim.

 7 Charlie 63, lütfen cevap ver!

 Dorffman cevap ver!

 – Evet ben Dorffman.

 – Affedersiniz   bir şey sorabilir miyim?

 O aletle birbirinizle mi konuşuyorsunuz?

 – Evet, bu bir telsiz.

 – Bu bir mucize.

 63 beni duyuyor musun?

 Dorffman, lütfen cevap ver.

 63 orada mısın?

 Peki, söyle bakalım.

 Bu nedir?

 – 63 cevap vermiyor.

 Ne olduğuna bir bakın.

 – Ve de bu?

 7 Charlie 63 cevap vermiyormuş.

 En son bulunduğu yere birileri gönderilsin.

 Sanırım ufak bir iletişim problemimiz var.

 Ne dersin?

 Sorun yok.

 Gel buraya.

 Gel buraya, haydi.

 Korkma.

 Haydi gel.

 Otur.

 Julian’la birlikte olmak istiyorum.

 Lütfen!

 Neden ölmeme izin vermiyorsun?

 Birbirimizi iyice anlayalım: Ben yıldızların ilk doğdukları anı gördüm.

 Ve adı Meryem olan genç bir kadına   karnında taşıdığı çocuğun kim olduğunu haber verdim.

 Nehirleri kana dönüştürdüm.

 Kralları kötürüme.

 Ve şehirleri kuma.

 İşte bütün bunlardan dolayı   sana hesap vermek zorunda olmadığımı düşünüyorum.

 Bir çocuğun olacak.

 Onu büyüteceksin.

 Sonra okulun ilk gününde onu   okul servisine bindireceksin ve o bir daha geri dönmeyecek.

 Ya da genç bir erkek olduğunda, bir nehre dalacak ve bir daha çıkmayacak.

 Ve ben bunu kabul etmek zorundayım, öyle mi?

 Zaten hayat böyle değil mi?

 Bu sana, beni kullanma hakkını verir mi?

 – Benim kararım değildi.

 – Ama senin seçimindi.

 Hiçbir zaman seçme şansım olmadı Valerie.

 Dinle   seni Michael’a götüreceğim.

 – Michael mı?

 O seni koruyabilir.

 Diğerleri ile birlikte bir yerdeler.

 Nerede olduklarını bilmiyorum ama onu bulmaya çalışacağım.

 Bir kitap var.

 Bir rahip verdi.

 Sizin savaşınızla ilgili vizyonların ve kehanetlerin kaydı var.

 – İşine yarayabilir?

 – Nerede?

 Arabada.

 Evimin orada.

 Sana bir şey sorabilir miyim?

 Evet.

 Benim şansım ne kadar?

 Dürüst ol.

 Bilmiyorum.

 Burada kal.

 Kilisede güvendesin.

 Trinity Kilisesi’nden alarm!

 2222 Western Yolu!

 Tüm serbest birimler!

 Tüm serbest birimler!

 Gördün mü?

 Bunu işte bu yüzden aldım.

 Haydi yürü.

 Gel!

 Haydi gel!

 Burası NM-19, Trinity Kilisesi’ne gidiyorum.

 Anlaşıldı NM-19.

 – Efendim, buraya giremezsiniz.

 – Tamam.

 Cennet Bahçesi.

 Dikkatli ol!

 Burada olduğunu biliyorum Val!

 Kokunu alıyorum!

 Ve seni görüyorum.

 Neden saklanıyorsun?

 Sana bir yararı olmaz.

 Danyael sana her ne söylediyse yanlış biliyor.

 Ben bunu daha önce de yaşadım.

 Senin türün, benim türümle  Bu iyi bir karışım değil.

 Bir meleğin gücü ve bir insanın özgür iradesi.

 Anneler buna bayılırlar.

 Ama başlangıçta  Doğuma kadar  O şeyi içinden çıkarmak için kendini kesen kadınlar gördüm ben.

 Çünkü içlerinde taşıdıkları şeyin lanetini biliyorlardı.

 Onları kimse sevmez.

 Sert bir şey bul ve   şu işi bitirelim.

 Şimdi, burada olduğuna göre.

 Yavaş ol ve benden özür dile.

 Kıpırdama!

 Ellerini kaldır!

 Yardım edin!

 – Ateş etmeyin!

 – Gabriel!

 Yardım edin!

 Olduğun yerde kal!

 Elindekini yere bırak!

 Hayır, durun!

 Isabelle mi?

 Izzy!

 Izzy.

 Bize doğruyu söylemelisin.

 Onun kim olduğunu söyle.

 Ölüm Meleği.

 Sana kahve getireyim.

 Güzel ceket.

 – Kilisede ne işi vardı?

 – İnsanlığın kurtarıcısını öldürecekti.

 Ona sorsanıza.

 Nasıl.?

 Uyursan, gemin batar.

 Bakalım burada ne varmış?

 O nedir?

 Bu yarının gazetesi.

 Gidelim, ölü maymun!

 Haydi kalk.

 İstemiyorum.

 Pekala   nerede olduklarını bile bilmiyorsun.

 – Ama nereye gittiklerini biliyorum.

 – Nereye?

 – Cennet Bahçesi’ne.

 – Nereye?

 – Cennet’e.

 Ben gidip başka bir araba bulayım.

 Burası.

 Elimi tut.

 Cennet burası mı?

 İnsan burada yaratıldı.

 Sadece o!

 Michael onunla yalnız görüşmek istiyor.

 Merak etme.

 Korkma!

 Bu sizin geleneklerinizde de var değil mi?

 Ölüler için mum yakmak.

 Michael mı?

 Ne köhne yer!

 Uzun zaman oldu.

 Şefe geldiğimi haber verir misin?

 Onu sakın yeme!

 Bana güven.

 Şimdiye kadar çok mum yaktım.

 Bu benim için mi?

 Hepimiz için olabilir.

 Danyael beni koruyabileceğinizi söyledi.

 Eğer bunu yapabilseydim, bu savaş çok uzun zaman önce biterdi.

 Bütün bu yolu boşu boşuna mı geldiğimi söylüyorsunuz yani?

 Eğer inanmak istediğin buysa, o zaman evet.

 Buna inanamam.

 O zaman inanma.

 Demek burada yaşıyorsun.

 Seni zor tanıdım.

 Çok değişmişsin.

 Konuş benimle!

 Neden savaşıyoruz?

 Ben savaşmak istemiyorum.

 Biz bir aileyiz.

 Ne istediğimi biliyorsun.

 Senin istediğin, seni yürüyen bir trajedi haline getirdi kardeşim.

 Lucifer bile seni kabul etmezdi.

 Bu çok şaşırtıcı.

 – Çünkü ikinizin çok ortak yönünüz var.

 – Ben ne yaptım?

 Neden benimle   bu şekilde konuşuyorsun?

 Nasıl beni onunla karşılaştırırsın?

 Yaptığım her şeyi hepimiz için yaptım.

 Böyle olmasını istemiyorum!

 Böyle olmasını istemiyorum!

 Daha önce olduğu gibi olmasını istiyorum!

 – O zaman itaat et!

 – Kime?

 Konuşan maymunlara mı?

 İtaat et Gabriel.

 Yoksa şimdiye kadar bir kulun çarptırıldığı   en yüksek cezaya çarptırılırsın.

 – Hiç sanmıyorum.

 Buradaki numaralar farklı bir şey söylüyorlar.

 Şöyle ya da böyle, bu savaşın bitmesi gerek.

 Bunun üstesinden gelebileceğine inanıyor musun?

 Gel o zaman.

 Kardeşler izleyecekler ama kimse sana karşı bir harekette bulunmayacak.

 Söz veriyorum!

 Michael lütfen!

 Onu yakalamasına izin veremezsin!

 Yaşamak ya da ölmek onun kendi seçimi, bizim değil.

 Onun bu şekilde ölmesine izin veremem.

 Bana karşı gelmek pahasına olsa bile mi?

 Evet.

 Bu taraftan!

 Danyael!

 Michael onun içeri girmesine izin verdi!

 Bu taraftan!

 – Git haydi!

 – Peki ya sen?

 Önemli olan sensin.

 Git haydi.

 Ah!

 Demek buradasın!

 Özgürlüğün bedeli!

 Ne yapman gerektiğini biliyorsun.

 Gel haydi!

 Canımı sıkan bana karşı gelip o maymunla yatmış olman değil.

 Bundan hoşlanmış olman.

 Yoksa ona aşık mı oldun?

 Sen aşk hakkında ne bilirsin ki Gabriel?

 Ailene karşı geldin!

 Her şeyin eskisi gibi olmasını istiyorum.

 Sen bizdensin.

 Onlardan biri olmayı tercih ederim.

 Bu çok kötü.

 Teşekkürler.

 – Zamanı gelmişti.

 – Evet.

 Güzel hareket.

 Julian’a selamını söylerim.

 Julian’ın nerede olduğu konusunda hiçbir fikrin yok!

 Valerie!

 Bunun için  Canın cehenneme!

 Şimdi canın yanacak!

 – Haydi gel, gitme zamanı.

 – Eğer Tanrı ölmemi isteseydi   bunu yapmana çok daha önce izin verirdi.

 Bunun seninle bir ilgisi yok.

 Karnında taşıdığın şeyle ilgisi var.

 Bir meleğin gücü ve bir insanın özgür iradesi.

 Ben sadece benim olanı istiyorum!

 Cenneti!

 Anlıyor musun?

 O benim Cennetim!

 Pekala, şunu basitleştirelim.

 Söyle!

 Onun yanında olmadığını biliyorsun.

 Söyle!

 O ve sen, en son ne zaman konuştunuz?

 Uzun zaman oldu.

 Biliyor musun?

 Aslında o seninle konuşuyor   ama onu dinlemeyen sensin.

 – Nereden biliyorsun?

 Onu duyabiliyorum.

 Ne diyor?

 Atla!

 İşte cevabın kardeşim.

 Sonunda, en çok korktuğun şeye dönüşürsün.

 Güle güle Gabriel.

 Peki şimdi ne olacak?

 Geleceği göremem Valerie.

 Çocuğum doğduğunda, onu benden alacaksın değil mi?

 Onun için değerli olan tek şey bu çocuktu.

 Önem verdiği tek şeydi.

 Çocuğu senden de daha önemliydi.

 O bende kalacak.

 Onu ben büyüteceğim.

 Belki bir gün okul servisine binecek ve geri dönmeyecek.

 Ya da belki bir gün, bir nehre dalacak ve sudan çıkmayacak.

 Bu riski göze alacağım.

 Bu kararı sen veremezsin Michael.

 5 YIL SONRA Anne, tatil ne zaman?

 Daha bir ay var.

 Ve sonra yaz gelecek.

 – Şimdiden başlayamaz mıyız?

 – Hayır.

 Başlayamayız.

 Ah, onu göndermeyi hiç istemiyorum.

 Bir şey olmaz.

 İnançlı olman gerekiyor.

 Bir saniye, şunu vereyim.

 – Bu senin için.

 – Nasılsın?

 İyiyim.

 Bu seni sıcak tutar.

 – Teşekkür ederim.

 – Kendine iyi bak.

 – Neden bu adama iyi davranıyorsun?

 – Çok tatlı biri.

 – Eskiden bir melek olduğunu söylüyor.

 – Telefon çalacak.

 Kimin aradığını bileceksin.

 Her şey daha iyi olacak.

 Telefon çalacak.