108 dk

Yönetmen: Michael Haneke

Senaryo:Michael Haneke

Ülke:Avusturya

Tür:Suç, Dram, Korku

Vizyon Tarihi:12 Aralık 1997 (Türkiye)

Oyuncular:  Susanne Lothar,    Ulrich Mühe,    Arno Frisch,    Frank Giering,

Özet

Anna,Georg ve genç oğulları Georgie, tatil için göl kenarındaki evlerine gelmişlerdir. Komşuları Fred ve Eva onlardan önce gelip yerleşmişlerdir. Anna ve George, komşuları ile güzel havanın nimetlerinden yararlanmak için ertesi gün golf oynamak üzere sözleşirler. Daha sora baba ile oğul yeni elden geçirilmiş yelkenlileri ile ilgilenirken, Anna iyi görünümlü bir genç olan Peter tarafından ziyaret edilir. Peter, Eva’nın yemek pişirdiğini ve yumurtaya ihtiyaç duyduğunu söyleyerek, Anna’dan yumurta rica eder. Bu isteği iyi niyetle kabul eden Anna, bir an duraladıktan sonra Peter’e arazilerine nasıl girdiğini sorar. Genç adam çitlerinde bir delik olduğunu, oradan geçtiğini deliği ise ona Fred’in gösterdiğini söyler. İyi başlayan tatil kabusa dönüşmek üzeredir

Alt yazı

Suliotis?

 Yaklaştın.

 Björling, çok basit.

 Tebaldi?

 Bildin.

 Şimdi sıra bende.

 – Bakma!

 – Bakmıyorum.

 Baban baktı mı?

 Doğru mu?

 Oh şimdi  Gigli!

 Tabii ki!

 Ama neyle?

 Hiç duymamıştım!

 Yeni mi?

 Herhalde!

 Evet, canım?

 Händel’e benziyor.

 Doğru ama ne?

 Hiçbir fikrim yok!

 Evet?

 Bilmiyorum.

 Nedir?

 Üç iki öndeyim!

 Evet, nedir bu?

 Konuşmayı bırak!

 İlk önce dinle!

 – Ama bu hile!

 – Ne?

 Alıştırma yapmak yasak.

 Yarın saat 10’a rezervasyon yaptık.

 Gelecek misiniz?

 Evet, tabii.

 Tekneyi suya indireceğiz.

 Yardım eder misiniz?

 20 dakika sonra?

 Tamam.

 20 dakika sonra uğrarım.

 Teşekkürler.

 Sonra görüşürüz.

 Neyi var?

 Hiçbir fikrim yok.

 Çok üzgün galiba.

 Daha bir kelime konuşmadı.

 Yarınki partiyi kiminle düzenledin?

 Onunla.

 Dün mü?

 Evvelki gün.

 Ee?

 Hiçbir şeyi yoktu.

 Sissi daha gelmedi.

 Belki evdedir ya da sahilde.

 O iki herif kimdi?

 Bilmiyorum.

 Ailedendir herhalde.

 Sanırım kardeşinin o yaşlarda bir oğlu var.

 Onu buraya koyma.

 Eşyalarını da yukarı çıkart!

 Tamam.

 Hemen şimdi!

 Giriş açık olmalı.

 Yoksa ayaklarımıza dolanacak.

 Arabada o kadar çok şey var ki.

 Duymadın mı?

 Tamam, gidiyorum!

 Camları aç.

 Biraz havalandırmamız lazım.

 Tamam, anne!

 Dur, Rolfi!

 Dur!

 Hadi, in!

 Bavulumu açmam lazım!

 Hadi git!

 – Georg?

 – Evet?

 Diğer erzak kutusu nerede?

 Hemen getiriyorum.

 Golf malzemeleri engel oluyor.

 En son onları koymuştum.

 Onları hemen içeri almamız gerek.

 Her şey ısınmış.

 Buzluk fırına dönmüş.

 Dur!

 Beni düşüreceksin.

 Sahibine git.

 Diğer kutuda daha çok et var.

 Getiriyorum.

 Önce pencereleri açayım.

 Göl tarafındaki pencereler kapalı kalsın.

 Yoksa çok sıcak olur.

 Sana bir şey vereceğim.

 Ama önce toparlamam lazım.

 Köpeği çağırır mısın?

 Bana engel oluyor.

 Rolfi!

 Buraya gel!

 Sahibine gel bakalım!

 Şişeleri de getir.

 Akşama kadar hepsi ısınır.

 Dur, Rolfi!

 Sus!

 Girin!

 Pardon, eşyaları kaldırıyor.

 Merhaba.

 Geldiğin için teşekkür ederim.

 Yalnız çok zor olurdu.

 Çok doğal!

 İşte  Paul.

 Memnun oldum.

 Paul bir iş arkadaşımın oğlu.

 Memnun oldum.

 Bana yardım etmen çok nazikçe.

 Aynen.

 Yani ben de memnun oldum.

 – O olmadı galiba.

 – Susacak mısın?

 Serseri!

 Hadi eve git!

 – Ne zaman geldiniz?

 – Geçen hafta.

 Siz de mi?

 – Evet.

 – Hayır.

 Bu haftasonu geldiler.

 Biz Cuma günü buradaydık.

 Selam, Fred.

 Hemen gelmen çok nazikçe.

 Eva nasıl?

 İyi.

 – Merhaba.

 – Merhaba, hanımefendi.

 Peki Tropea nerede?

 İtalya’nın güneyinde.

 Aşağıda.

 Neredeyse çizmenin en ucunda.

 – Ama daha sıcak.

 – Her zaman değil.

 Geçen yıl İtalya çok soğuktu.

 Ama sen burada denize giriyordun.

 Keşke Sissi de burada olsaydı.

 Onsuz pek eğlenceli olmuyor.

 – Dikkat et!

 – Ediyorum.

 Dikkat et yoksa yeniden onarmamız hiçbir işe yaramaz!

 – Bak, hiçbir şey görünmüyor!

 – Çok güzel.

 Teknenin serenini koymama yardım eder misin?

 Arka tarafa dikkat et!

 Tatil boyunca burada olacağını söylemişti.

 Dinle, delikanlı.

 Neden burada olmadığını ben de bilmiyorum.

 Bir arkadaşıyla Tropea’ya gitmiş olabilir.

 Yarın gidip annesine sorarız.

 Şimdi bu oyuna bir son ver.

 Fred Amca neden o kadar tuhaftı?

 Şaşırmadım!

 Geçen sefer de kendinde değildi.

 Boşver lütfen  Değişmeyecektir.

 Boşuna sinirleniyorsun.

 Haklısın!

 Böyle işte!

 Çok iyiler.

 Tekneyle uğraşıyorlar.

 Ne?

 Saat beş, beş buçuk.

 Saatim yok.

 Buradaki saat de durmuş.

 Pazartesi yeni pil alırım.

 Ne?

 Evet, öyle yapıyorum.

 File?

?

.

 Evet, aptalca.

 Bu şey erimiş.

 Bunu yemek lazım!

 Bize bir uğrayın!

 Güven bana.

 Salak gibi bir buçuk kilo et doldurdum.

 Ve işte sonuç  Hayır, şaka yapmıyorum.

 Haftasonu bize gelin.

 Ne?

 Bu kadar çok kargaşa yapmamasını söyle ona.

 Bekle.

 Keskin bir bıçağa ihtiyacımız var.

 Babana söyle, geri getirsin.

 Alo?

 Affedersin.

 Sevgili arkadaşın bilgisayarını alsın.

 Arabaya atlayın.

 En fazla iki saat sonra buradasınız.

 Yalvarttırmasın.

 Tamam.

 İyi düşünün.

 En azından bütün hafta yetecek kadar bifteğimiz var.

 Çav, Fanny.

 Bizi aramayı unutmayın.

 Size güvenebileceğimizi söylemen için.

 Tamam mı?

 – Yine ne var?

 – Biri var.

 – Nerede?

 – Kapıda.

 – Günaydın.

 – Günaydın.

 Rahatsız ettiğim için özür dilerim.

 Yan taraftan geliyorum.

 Daha önce karşılaşmıştık.

 Dış kapıda, arabayla.

 Ah evet, doğru.

 Girin, lütfen.

 Acele edin.

 On dakika sonra yemek yiyeceğiz.

 Ne vardı?

 Şey  Eva  Yani Bayan Berlinger gönderdi beni  Şu an yemek hazırlıyor ve   yumurtası kalmamış.

 Sizde olup olmadığını sormamı istedi.

 Tabii ki.

 – Kaç tane gerekiyor?

 – Dört.

 Dört mü?

 – Niçin?

 – Efendim?

 Niçin?

 Yumurtaları niçin istemişti?

 Ne hazırlıyor?

 Hiçbir fikrim yok.

 Bu şekilde alır mısınız yoksa bir poşete mi koyayım?

 Nasıl isterseniz.

 Nasıl girdiniz?

 Ön taraftan.

 Yani aşağıdan, sahilden.

 Ama hiç ıslanmamışsınız.

 Tellerin arasında bir delik var.

 Suyun kenarında ama içinde değil.

 Fred   yani Bay Berlinger biliyor.

 Bana o gösterdi.

 Ah öyle mi?

 – Poşete koyayım mı böyle olur mu?

 – Böyle alırım.

 Teşekkür ederim.

 Eva’ya selamlar.

 Yarın golf oynayacağız!

 Söylerim.

 Tekrar teşekkürler.

 Fred’e ve arkadaşınıza da teşekkür ederim.

 – Kahretsin!

 – Ne oldu?

 Önemli değil.

 İyi ki şimdi geldik  Pazartesi kasabaya alışverişe giderim.

 Beni gerçekten rahatsız ediyor.

 Önemli değil.

 Sabahları yumurta yemiyoruz.

 Evet, hasar az.

 Gerçekten rahatladım.

 Daha dikkatli olmalıydım.

 Kapıyı  – Olmuş bir şey için üzülmeye değmez.

 – Gerçekten çok iyisiniz.

 Herkes elinden geleni yapıyor.

 Üzgünüm.

 Çok sakarım.

 Sanırım dokunduğum her şeyi kırıyorum.

 Yumurta taşımak için idealsiniz.

 Evet, çok doğru.

 Evet.

 Şimdi ne yapıyoruz?

 Bifteğim var ama misafir bekliyoruz.

 Büyük ihtimalle sabahları yumurta yiyorlar.

 Dört tane kaldı.

 On ikilik bir paket miydi yoksa yanlış mı gördüm?

 Yanlış görmediniz.

 Poşete koyayım mı?

 Gerek yok.

 Emin misiniz?

 İsterseniz.

 İstersem mi?

 Daha iyi olur.

 – Tanrım!

 – Ne oldu?

 Oh, hayır!

 Özür dilerim.

 Mutfağı dağıtmadan yumurtalarınızı alın ve gidin.

 Peki.

 Alın.

 Poşete koymayacak mısınız?

 Çok üzgünüm.

 Gerçekten.

 Ben de.

 İşte, alın.

 Çok teşekkür ederim.

 Sağolun.

 Bayan Berlinger iyiliğinizi takdir edecektir.

 Peki.

 Nasıl isterseniz öyle yapın.

 – İyi günler.

 – İyi günler.

 Affedersiniz  Dur!

 Rolfi!

 Hadi kaybol!

 Kaybol!

 Çabuk!

 Üzgünüm.

 Gerçekten zararsızdır.

 Sadece oynamak istiyor.

 Garip bir oyun.

 Size bir şey yapıyor mu?

 Peter köpeklerden korkar.

 – Üzgünüm.

 – Ben de.

 Üstüme atladı.

 Üzgünüm.

 Tamam.

 – Onu kapatırım.

 Gidebilirsiniz.

 – Gerek yok.

 – Kocam yapabilir  – Gerek yok.

 Teşekkür ederim.

 Benim hatam.

 Köpeği unutmuştum.

 Yoksa gelirdim  Ne güzel bir donanım!

 Gallaway, değil mi?

 Harika.

 İzin verir misiniz?

 Yarına hiç şansımız yok, değil mi?

 İyi bir sopa iyi bir oyuncu yapmaz.

 Doğru.

 Bir kere denesem abartmış olur muyum?

 Hemen şimdi, dışarıda?

 Lütfen?

 Bahçeden göle kadar.

 Olur mu?

 – Sizi memnun edecekse.

 – Teşekkürler!

 Pardon.

 Golfe bayılıyor!

 – İkimiz de.

 – Nasıl?

 İkimiz de golfe bayılıyoruz.

 Rolfi!

 Dur!

 Rolfi!

 Sus hemen!

 Neyi var?

 Bilmiyorum.

 Sıcaktandır.

 Bir bakayım.

 Harika!

 Gece ile gündüz kadar farklı.

 Sonsuz teşekkürler.

 Rica ederim.

 Tom nerede?

 – Kim?

 – Ona yumurta vermiştiniz.

 Anlamadım.

 Sopa gerçekten mükemmel.

 Sen de denemelisin.

 Bakın, bayım.

 Ne oynadığınız umurumda değil.

 Ama bu oyunun içinde yer almayacağım.

 Şimdi gidin buradan.

 Hangi oyun?

 Neden birden bu kadar hırçınlaştığınızı anlamıyorum.

 Tom ya da ben sizi kırdık mı?

 Lütfen buradan gidin.

 Ben yokken yanlış bir davranışta mı bulundun?

 Terbiyesizce mi davrandı?

 – Bir şey mi dedi.

.

?

 – Yeter.

 Sizden gitmenizi istiyorum, hemen  Gidin lütfen.

 Peki.

 Hala nedenini anlamadım ama ısrara ediyorsanız  Peki.

 Yumurtaları Tom’a verin ve sizi bir daha rahatsız etmeyelim.

 Ne?

 Tabii ki bunu Eva ve Fred’e anlatacağız.

 Açıkçası, daha önce başıma böyle bir şey gelmemişti.

 Ya senin, Tom?

 Yumurtaları alabilir miyiz, lütfen?

 Çıkmanızı söyledim.

 Bir şey mi yaptım?

 Defolun, sizi  Köpek  Ne oldu?

 – Defet şunları!

 – Tanıştığımıza sevindim, Bay Schober.

 Schober’di, değil mi?

 Fred, yani Bay Berlinger söyledi bana.

 Ne?

 Ne oldu?

 Kapıyı göster!

 Karınız bir hata yapıyor.

 Burada olduğunuza sevindim.

 Bütün bunları bir açıklığa kavuşturmamıza yardım edin.

 Lütfen, Georg!

 Bu gerçekten inanılmaz!

 Bu yanlış anlaşılmayı size açıklayabilir miyim?

 Bayan Berlinger beni yumurta almam için gönderdi.

 Ee?

 Karınız yumurtaları Peter’a verdi ama o yumurtaları düşürdü.

 Dört yumurta daha verdi ama   sonra köpek üstüme atladı  Şimdi de  Bir düzine yumurta vardı.

 Alış verişi de Pazartesi yapıyorsunuz  Sadece yumurtaları istiyoruz.

 Hepsi bu.

 Neler olduğunu açıklar mısın?

 Yumurtaları ver onlara.

 Bekle!

 Biraz bekler misin?

 – Alabilir miyim?

 – Bir saniye.

 Neler oluyor?

 Tüm bunlar bu aptal yumurtalar yüzünden değil herhalde.

 Hesap vermek zorunda değilim ama bu  Sana onları dışarı atmanı söylediysem sebeplerim vardır herhalde.

 İstediğin gibi yap.

 Benim için konu kapanmıştır.

 Anna  Gitme nezaketini gösterir misiniz?

 Karım kendini iyi hissetmiyor.

 Her şey yolunda mı?

 Gidin lütfen.

 Ne?

 Lütfen  Yumurtaları verin ona.

 Bu da ne böyle?

 Bir şey yok.

 Yumurtaları aldı ama köpek saldırdı.

 Hepsini düşürdü.

 Yine istiyor.

 Bunda anlamayacak ne var?

 Ne biçim konuşuyorsunuz?

!

 Yumurtalarına biraz daha dikkat etseydin!

 Kaybolun hemen!

 Çabuk!

 Baba!

 Kırıldı mı?

 Uslu dur!

 Nazik ol!

 Sana zarar vermeyeceğim ama rahat dur.

 Olduğunuz yerde kalın!

 Kımıldama.

 – Yüzüme vurdu.

 – Evet, o başlattı.

 İsterseniz ona yardımcı olabilirim ama yaramazlık yok.

 – Bir sandalye getirin.

 – Dizi  – Pantolonunu çıkarmalı.

 – Sandalye!

 Peter tıp okuyor.

 Size yardımcı olacaktır.

 Pantolonunuzu çıkarır mısınız?

 Yaranızı görmezsem yardımcı olamam.

 Acı verdiğim için özür dilerim   ama beni mecbur ettiniz.

 Kabul edin.

 Sağduyulu olun, Bay Schober.

 Bacağınıza bakmasına izin verin.

 Size yardım edebilir.

 Rica ederim gidin.

 Lütfen!

 Böyle bir yere varamayız.

 Size yardımcı olmasına izin verin.

 Başka çareniz yok.

 Siz kaptansınız, bayım.

 Biliyorsunuz ki gemide kaptanın sözü kanundur.

 Ne yapmak istiyorsunuz, bayım Birisini aramak ister misiniz?

 Ambulansı?

 Ya da polisi?

 Gidin.

 Sizi engellemeyeceğim.

 Tom da.

 Söz veriyorum!

 Değil mi, Tom?

 Ne bekliyorsunuz?

 Cep telefonunu suya attı.

 Neden bunu yapıyorsunuz?

 Neden yapmayalım?

 Tamam, o zaman   başka bir oyun oynayalım.

 Bir bilmece.

 Bu nedir?

 Golf topu.

 Doğru, bayım.

 Bir golf topu.

 Peki neden cebimde?

 Bayan biliyor.

 Çünkü ?

 Ee?

 Ee?

 Çünkü atmadın.

 Evet!

 Peki neden atmadım?

 Çünkü sana engel olduk.

 Evet.

 Denemiş olmalıydım.

 Yoksa tam karmaşa.

 Nerede?

 Soğuk.

 Soğuk.

 Çok soğuk.

 Soğuk.

 Soğuk.

 Isınıyor.

 Daha sıcak.

 Soğuk.

 Çok soğuk.

 Isınıyor.

 Daha sıcak.

 Kaynıyor!

 Mutfaktan bana yiyecek bir şeyler getirir misin?

 Mümkün mü?

 Muz falan.

 Sakın cebine bıçak koymak gibi bir şeye kalkışma.

 Buna pişman olursun.

 İşte güneş yeniden gözüküyor.

 Çok naziksin.

 Teşekkür ederim.

 Selam, tatlım!

 Neredesiniz?

 İnin aşağı!

 Aynı şeyi düşünüyoruz, değil mi?

 Teknenizi gördük!

 Selam, Gerda!

 Selam, Robert!

 Ne zamandır buradasınız?

 Az önce geldik.

 Daha yeni yerleşiyoruz.

 Ne kadar kalmayı düşünüyorsunuz?

 Bir iki hafta.

 Tam olarak bilmiyoruz.

 Harika!

 Merhaba, canım.

 Seni gördüğüme sevindim.

 Kardeşimi tanıyor musun?

 Hayır.

 Memnun oldum.

 Merhaba, Robert!

 – Nasılsınız?

 – Çok iyi!

 Bu Paul.

 Komşularımızın yanında kalıyor.

 – Merhaba, Paul!

 – Merhaba, memnun oldum.

 Üşüyor musunuz?

 Hayır, şey  Egzamam var.

 O zaman suya girmelisiniz.

 Burada su mükemmel.

 Tavsiye için teşekkürler.

 Merhaba.

 Georg nerede?

 İyi, sağol!

 Ama nerede?

 Teknenin direğini yerleştirirken kasını incitti.

 Uzanıyor.

 Gerçekten aptalca.

 Her şeyi kendin yapmak isteyince başa gelenler Robert tek başına tekneyi suya indirecek, değil mi?

 Biricik arkadaşına söyle de biraz çaba göstersin.

 Hemen her akşam ızgara yapıyoruz.

 Ona güveniyoruz.

 Söylerim.

 İyileştiğinde hemen bize gelin.

 Robert’ın oğlu kız arkadaşıyla burada.

 Hoşuna gidecektir.

 Peki  Sonra görüşürüz, canım.

 Rüzgar değişmezse, arabayla gelin.

 Meteoroloji rüzgar olacağını söyledi.

 Robert ilerlemeyeceğimizi söylemiştim.

 – Tekneyi nereye bağlıyorsunuz?

 – Ne?

 Ah!

 Orada, tepenin arkasında.

 Ama diğer tarafında.

 – Sarmaşıklı ahşap evde mi?

 – Tam orası.

 Bana çok hoş göründü.

 Zaten öyle, delikanlı.

 Hadi, çav!

 – Bu hafta burada mısınız?

 – Bu hafta, evet.

 Akşama görüşürüz belki!

 Nasıl isterseniz.

 Bizi her zaman memnun eder.

 Henüz bilmiyorum.

 Georg’un durumuna bağlı.

 Bakarsınız.

 Hoşçakalın.

 En çok iki saat sonra burada olurlar.

 Bu oyun da artık bir son bulur.

 Pardon ama tam olarak böyle değil.

 Konuşmanızın son kısmını duydum.

 Gelmeye karar verirlerse sizi aramasını istediniz.

 Yoksa yanlış mı anladım?

 Bize katılmasalar da mutlaka gelirler.

 Yalan söylemeye izin var mı?

 Bir saniye.

 İşte, buyurun.

 Bize açıkça söyleyebilirsiniz.

 Kendinizi daha iyi hissedersiniz.

 Biz de size karşı çok dürüstüz.

 Bir yastık koyarsanız daha iyi olur.

 Peter’ın yardımını kabul ederseniz daha rahat edersiniz.

 Size yardımcı olabilirim.

 Ama sizi zorlamak istemiyorum.

 Dikkat edin!

 Tamam, bacağını kaldırın.

 Daha rahat olacak.

 Evet.

 İşte bu kadar.

 Sen de onun gibi yaslan.

 Bu bir teklif mi?

 – Ne?

 – Senli benli konuşmak.

 Bundan çok memnunum.

 İlişkileri kolaylaştırır.

 Yine de az önce olanlar için özür dilemek istiyorum.

 Sözlü saldırılarımdan dolayı.

 Ama tokatın istem dışı bir hareket olmadığını itiraf etmelisin.

 Paul.

 Bu Peter.

 Gel, Tom.

 Nezaket bilmiyor musun?

 Georg’a elini uzat.

 Al, ağrı kesici.

 Ne?

 Senin için yaratılmadık?

 – Senli benli konuşmak  – Seni serseri.

 Dur!

 Lütfen!

 Dur!

 Yeter artık.

 Yoksa annen için iyi olmaz.

 Anladın mı?

 Anladın mı?

 Rahat dur.

 Basit bir senli-benli konuşma yüzünden ne kargaşa!

 Sadece yakınlaşmak için bir deneme değil.

 – Ben de öyle düşünüyordum  – Neden bunları yapıyorsunuz?

 Neden bunları yapıyoruz?

 Söylesene!

 Bilmiyorum.

 Kaptan bilmek istiyor.

 Neden?

 Evet?

 Anlatması zor  Şekil yapmayı bırak.

 Zor olduğunu sen de biliyorsun.

 Tanrım, bu nasıl bir oyun?

!

 Babası boşandı, o bu kadarken.

 – Sonra başkasını aldı  – Doğru değil!

 Yalan söylüyor!

 Annem boşandı çünkü  Çünkü  Küçüğe sadece kendisi bakmak istiyordu   ve o günden beri o ibne bir katil.

 Yeterince açık mı?

 Pisliğin tekisin!

 Aslında   kötü bir çevreden geliyor.

 Beş tane kardeşi var.

 Hepsi de esrarkeş.

 Baba alkolik, annenin ne yaptığını da siz hayal edin.

 Ya da aslında onu beceren o.

 Zor   ama gerçek.

 Hadi, biraz sakinleş.

 İğrençsiniz.

 Çocuğun önünde terbiyesizce davranmayın.

 Oh, pardon.

 Nasıl bir cevap istersiniz?

 Hangisi sizi tatmin eder?

 Zaten doğru değil.

 Siz de benim kadar iyi biliyorsunuz.

 Bir bakın.

 Kötü bir çevreden geldiğine gerçekten inanıyor musunuz?

 Görüyorsunuz.

 Şımarık bir serseri.

 Dünyanın pisliği ve iğrençliği onu sarmış.

 Yaşamın boşluğu altında ezilmiş!

 Çok zor, bundan emin olun.

 Görüyorsunuz, yine gülüyor.

 Peki.

 Tatmin oldunuz mu?

 Ya da başka bir şey mi?

 Acıktım.

 Bir bakayım neler var.

 Aslında, bayılıyor.

 İşte şimdi nedeni anlaşılıyor ve  Bunun için sinirleri bu kadar gergin  Ben de bayılıyorum.

 Şık evlerdeki zengin aileleri soyuyoruz.

 Mal alabilmek için.

 Saçmalıklarınızı keser misiniz?

 Anladım.

 Daha tatmin olmadınız mı?

 Ah, çaktın demek?

 Harika.

 Şişko!

 Davayı çakmış!

 Artık her şeyi biliyor!

 Bu gerçekten harika.

 Dinleyin.

 Peter, buraya gel!

 Bakın, bir bahis oynayacağız, tamam mı?

 Gel otur!

 – Burası karanlık.

 – Uyuma!

 İddiaya girelim ki  Saat kaç?

 Dokuza yirmi var.

 Diyelim ki  12 saat diyelim.

 Üçünüz de olacaksınız.

 Ne?

 Bahse girerim yarın saat dokuzda hayatta olacaksınız.

 Ya da ölü olacaksınız.

 İddiaya girmek istemiyorlar.

 Olamaz.

 İddiaya girmeniz gerek.

 Ne düşünüyorsunuz?

 Sizce şansları var mı?

 Onlardan yanasınız, değil mi?

 Kime oynuyorsunuz?

 Ne biçim bir bahis bu?

 Ölürlerse ne bir şey kazanırız ne de kazançlarını ele geçirebiliriz.

 Her halükarda kaybediyorlar.

 Kesin şu saçmalığı.

 Bizi korkutmak mı istiyorsunuz?

 Bunlarla korkutamazsınız.

 Ne istiyorsunuz?

 Paramızı mı?

 Alın ve gidin.

 Fred ve Eva’nın neler olduğunu görmeye gelmeyeceğini mi düşünüyorsun?

 Bir de kıçımıza mı vuracaksınız?

 Pekala.

 Televizyonda dedikleri gibi: Top, bahse girdi!

 Şimdi ne yapıyoruz?

 Bize bir şeyler hazırlar mısınız?

 Beni endişelendiriyorsun, Şişko.

 Kendini kontrol edemiyor musun?

 Sosisi daha yeni götürdün.

 Tiksindirici.

 Bu insanlar ne düşünür?

 Öğleden beri hiçbir şey yemedim!

 Ayrıca bana ‘şişko’ demeyi kes.

 – Tamam, Tom.

 – Tamam, Jerry.

 Koca göbeğine biraz dikkat et.

 Daha çekici olduğunu mu sanıyorsun?

 Kaptanın karısına bak.

 Seni çekici bulduğunu mu sanıyorsun?

 – Her tarafın yağ.

 – Yeter!

 Baksana.

 O kadar da yaşlı değil.

 Kusura bakmayın, madam.

 Onun için kabul edilebilirsin.

 Ama bu vücutla  Biraz ondan örnek al.

 İşte bakımlı bir vücut.

 Gereksiz hiçbir kalori yok!

 O kadar da emin değilim!

 Ne?

 Duydunuz mu, madam?

 Bu ne terbiyesizlik!

 Bu kabul edilemez!

 Hey, sen.

 Kızılderili!

 Adın neydi?

 Babam gibi.

 Georgie, gel buraya.

 Gel hadi!

 Gel, yanıma otur.

 Bir oyun oynayacağız.

 Bırakın oğlumu!

 İstemediğini biliyorum.

 Ama göreceksin, çok eğlenceli.

 Bırakın oğlumu!

 Görüyor musun, annen senin için ileri atılıyor?

 – Baban da öyle yapmalı.

 – Durun!

 Zahmeti için annen bizimle oynayacak.

 İşte Georgie.

 Güzel bir oyun oynayacağız: “Torbadaki kedicik”.

 Göreceksin, çok eğlenceli.

 Panik yapma.

 Bir şey olmayacak.

 Güzel bir oyun olacağını söyledim.

 Bir aile oyunu.

 Sıkılmaması için baba da bizimle oynayacak.

 Evet, iyi dinleyin!

 Kımıldamamalısın, yoksa eğlenceli olmaz.

 Beni dinle biraz!

 Çok güzel, Georgie.

 Biz bir takım olalım, tamam mı?

 Çok sıkıcı değil, ha?

 Yeterince hava alabiliyorsun, değil mi?

 – Yeterince hava alabiliyorsun, değil mi?

 – Evet.

 Mükemmel.

 Öyleyse başlıyoruz.

 Bu küçük oyunumuzun başlangıç noktası   anne ve küçük kızılderili sinsice kaçmak istiyordu.

 – Peki neden?

 – Bilmiyorum.

 Yalan söyleyebilir miyiz, Şişko?

 Ne kadar güzel bir örneksin.

 Nedenini biliyorsun.

 – Çünkü sen bahsetmiştin.

 – Ben mi?

 Vücudunun kusursuzluğundan sen şüpheleniyordun.

 Tamam, bunu unutalım.

 Ufaklığın önünde rahatsız olmasını anlıyorum.

 Öyleyse “torbadaki kedicik” oyununa devam ediyoruz.

 Çocuk hiçbir şey görmüyor.

 Anne çıplak.

 Kediciğe zarar verme.

 Babanın zaten bacağı kırık.

 Çocuğumu bırakın!

 Kesinlikle.

 Baba da bizimle oynayacak.

 Ne bekliyoruz?

 Karınıza bu kadar oyun oynamamsını söyleyin.

 Gülünç oluyor.

 Lütfen  oğlumu bırakın.

 Lütfen!

 Söylemeniz yeterli: Soyun.

 Lütfen!

 “Soyun, tatlım.

” Soyun.

 “Soyun, tatlım.

” Soyun, tatlım.

 Bravo.

 Ne demiştim?

 Fazlalık yok.

 Şimdi tekrar giyin.

 Ööğğ!

 Şişko, şu veletle ilgilenir misin?

 Pek temiz değil.

 Kurut.

 – Çocuğu burada bırakın!

 – Bir şey yapmayacağım.

 Oturun.

 Tekme atmamanızı tavsiye ederim.

 Bu ikisiyle fazla uğraşma.

 Kafasından aşağı bir kap su dök.

 Halıya zarar vermemeye dikkat et.

 Hayır, tabii ki şakaydı.

 Dönüşte Latince’me tekrar bir göz atmalıyım.

 Başarırsam İş Hukuku okuyacağım.

 Ama önce askerlik var.

 Çok mu acıyor?

 Neden bizi hemen öldürmüyorsunuz?

 Eğlenceli kısmı unutmayalım.

 Zevkimizi engellemeyin.

 Bacağınız için kusura bakmayın.

 Ama sizin hatanızdı.

 Neden Paul’e tokat attınız?

 Yumurta dilenmek benim için hiç de hoş değildi.

 Utanç verici de diyebilirim.

 Farkına varabiliyor musunuz?

 Tüm bunlara değmez.

 Ne de olsa bir kutu yumurta.

 Burada olmalı.

 Karınıza inanmalıydınız.

 Yumurtalarla gitmemiz için çok yalvarmıştı.

 Ama iş işten geçtikten sonra farkına varıyoruz.

 Ah!

 İşte!

 Bir tanesi çatlamış.

 Bu kartonlar inanılmaz derecede dayanıklı.

 Düşündüğümüzde  Neden bunu yapıyorsunuz?

 Beni aptal mı zannediyorsunuz?

 Anlamıyorum.

 Size kötü davranmam için beni zorluyorsunuz.

 Siktir!

 Tamam mı?

 Yaptınız mı?

  ?

?

 Paul halıya zarar vermememi söylemişti!

 Lütfen, bırakın gidelim.

 Daha çok gençsin!

 Daha uzun bir hayat var önünde!

 Daha hiçbir şey olmamışken!

 Georg’un bacağını teknede kırdığını söyleriz.

 – Herkes inanır  – Neden kendinizi rezil ediyorsunuz?

 En az sizin kadar benim için de nahoş bir durum.

 Georgie?

 Neredesin?

 Georgie!

 Geliyorum!

 Dur biraz müzik koyayım.

 Selam, Georgie!

 Yaklaşmayın!

 Silah!

 Önce horozu çekmen lazım!

 Tetiğe basman gerekiyor.

 Selam!

 Yine biz!

 Anne!

 Yavrum!

 Onlar  Onlar Sissi’yi öldürmüşler!

 – Selam, Beavis!

 – Selam, Butt-Head!

 – Anlıyor musun?

 – Galiba.

 – Bakabilir miyim?

 – Tabii.

 Bu harika tüfeğin nereden çıktığını merak ediyorsunuz, değil mi kaptan?

 Yoksa tanıdınız mı?

 Fred’le hiç ava çıkmadınız mı?

 Az önce üzerime ateş etmeye kalktığını biliyor musunuz?

 İnanması zor ama gerçek.

 Değil mi, Georgie?

 Ne diyorsun, Tom?

 Kötü.

 Saat kaç?

 On biri geçiyor.

 Artık yavaş yavaş iddiayı düşünmemiz gerekiyor, değil mi?

 Zaten yardımı için Georgie’ye teşekkür etmemiz gerekiyor.

 Bir tane Beavis’e   bir tane Butt-Head’e.

 Ya şundadır ya bunda  Helvacının   kızında.

 Ee?

 Oynamak istemiyor.

 Ne kadar veriyorsun?

 37 ?

 Abartma  O zaman   cömert olalım ve  35 diyelim.

 Tamam mı?

 Kabul ediyor.

 Kimden saymaya başlıyorsun?

 Ondan mı?

 Şimdi de ben bir şeyler yiyeceğim.

 Bir, iki, üç   dört, beş, altı, yedi  Bir şeyler isteyen var mı?

 Salak, Şişko.

 Elenene değil, kalana ateş ediyoruz.

 – Neler oluyor sana?

 – Kaçmaya çalıştı!

 Ee?

 Ne olmuş?

 Onu öldürmen için bir sebep değil bu!

 Hiç zamanlama duygun yok mu senin?

 Saat kaç?

 Gece yarısı olmak üzere.

 Siktir!

 Bu ikisinden alacağımız kalmadı artık.

 – Tüyelim.

 – Peki.

 Sopa için çok teşekkürler.

 Torbaya geri koyarım, tamam mı?

 Teşekkürler.

 O zaman iyi akşamlar!

 Hoşçakalın!

 Gittiler.

 Duydun mu?

 Gittiler!

 Bir bıçak getireyim.

 Sakin ol  Derin nefes al.

 Buradayım, canım  Derin nefes al.

 Derin nefes al.

 Sakin ol.

 Çok güzel.

 Derin nefes al.

 Gitmeliyiz.

 Geri geldiklerini düşün  Benden destek alarak yürüyebilir misin?

 Denerim.

 Kolunun neyi var?

 Böyle deneyelim mi?

 Daha kolay destek veririm.

 Gerekmez.

 Hadi!

 Gidelim.

 İyi misin?

 Hayır!

 Anna!

 Hayır!

 Kilitlemişler.

 Pencereden geçmeliyiz.

 Yapamam.

 Georg!

 Lütfen!

 Yapamam.

 Sen git.

 Aptal gibi zaman kaybetmeyelim.

 Git.

 Lütfen.

 Mutfak penceresinden geç.

 Lokantaya doğru koş ya da  Burayı kilitledilerse büyük kapıyı da kilitlemişlerdir.

 Doğru.

 Bir pense al ve parmaklıkları kes.

 Ama yolda dikkatli ol.

 Belki dışarıda bekliyorlardır.

 Penseler nerede?

 Bilmiyorum.

 Burada, mutfakta.

 Hayır  Dışarıda, teknenin hangarında.

 Seni burada yalnız bırakamam.

 Git lütfen.

 Üzerine bir şey geçir.

 Koşmak için ayakkabı al.

 Bekle, çanta hala burada.

 Aşağıda.

 Kilerde saklanacağım.

 Anahtar kapının üzerinde olmalı.

 Kendimi içeri kapatıp geri dönmeni bekleyeceğim.

 Nasıl ineceksin?

 İnerim.

 Git!

 Lütfen!

 Cep telefonu!

 Çalışıyor!

 Ne?

 Çalışıyor.

 Anlaşılan kurumuş.

 Ara!

 – Kimi?

 – Birilerini ara.

 Polisi!

 – Numarası ne?

 – Hiçbir fikrim yok.

 Annemi ya da babamı ara  Hayır, bekle  Peter’ı ara.

 Evinde, biliyorum.

 Şey istiyordu  Dörde sonra üçgene bas, onun kodu.

 Çalmıyor.

 Bakayım.

 – Ama bir ses var!

 – Hala ıslak.

 Yok.

 Saç kurutma makinesini al.

 Belki bir faydası olur.

 Sandalyeyi ver.

 Çalışmıyor.

 Bırak hadi.

 Belki de çalışmıyor artık.

 Git!

 Çok zaman kaybediyoruz.

 Bırak ben yapayım.

 Git!

 Sandalyeyle beni oraya çek.

 Böyle yürümekten daha kolay olur.

 Sağol.

 Şimdi git.

 Anna?

 Lütfen beni affet!

 Seni  Seni seviyorum!

 Git lütfen!

 Yardım edin!

 Peter?

 Ben Georg!

 Duyuyor musun?

 Çok az duyuyorum!

 Dinle.

 Beni duyuyorsan gölün yanındaki eve polis gönder!

 Hemen!

 Siktir!

 Peter!

 Beni duyuyor musun?

 Durun!

 Iska.

 Merhaba, kaptan.

 Merhaba.

 Her an gelebilirler.

 O zaman acele etmeliyiz, değil mi, Beavis?

 Neden bana inanmıyorsunuz?

 – Kaç demiştik?

 37 mi?

 – 35.

 Neyse ki şarj arabanın içinde!

 Eğer yaşını öğrenirsek ondan başla.

 – Neden?

 – Deşarj olmadı.

 – Peki, onunla başlıyorum.

 – Evet.

 Evet, biliyorum.

 Başka bir şey bulmalıyız.

 Hanımefendi öğlen denemişti.

 Daha hızlı say, Beavis.

 Bize inanıyor musunuz?

 Risksiz bahis olmaz, kaptan.

 Sizin de şansınız olmalı.

 Rüzgar istediği yönde eser.

 Yelkenin zevki bu, değil mi?

 Peki ya şimdi?

!

  34, 35!

 Aynı hatayı tekrarlama.

 Sıra kalanda, elenende değil.

 Yeni bir oyuncak görüyorum.

 Bunu madama mı borçluyuz?

 Olayı daha eğlenceli hale getirir.

 Bir dilsizin acı çekmesi fazla gösterişli olmaz.

 Biz seyirciye oynayacağız  Yapabileceklerimizi göstermek istiyoruz, değil mi?

 Şimdi tekrar oynayabilirsin.

 Yanlış hatırlamıyorsam senli-benli konuşuyorduk.

 Evet, Anna  Şimdi “sevimli eş” oynuyoruz.

 Ya da “bıçakla ölmek, tüfekle ölmek”.

 Hayatını kaybetmek her zaman zor değil.

 Hey!

 Uyumaman gerek!

 Bizimle oynamalısın, yoksa yine esnemeler başlayacak.

 Bu hiç hoş olmaz, değil mi?

 Şimdi, oyunun kuralı şu: Georgie elenmişti, yani şimdi sıra onda.

 Kaçınmak zor olacak.

 Tabii eğer yerini almak istemiyorsan.

 İstiyor musun?

 Bence Şişko anlayışla karşılar.

 Değil mi, Şişko?

 – Bana artık Şişko deme.

 – Bak, ne kadar da anlayışlı.

 Bitirin.

 Yeterince var.

 Var mı?

 Sizce yeterince var mı?

 Ne düşünüyorsun, Anna?

 Sıkıldın mı?

 Oynamak istemiyor musun?

 Cevap verme artık.

 Bırak ne yapmak istiyorlarsa yapsınlar.

 Daha çabuk kurtuluruz.

 Hiç de cesurca bir davranış değil!

 Uzun metraj için yetmez.

 Yeter mi?

 Mantıklı bir gelişmeyle gerçek bir son istiyorsunuz, öyle mi?

 İddia devam ediyor.

 Tek taraflı olarak iptal edemeyiz.

 Evet  Oyunun adı “sevimli eş”.

 Beavis’in saymış olmasına rağmen   sıradakinin kim olacağını seçme hakkına sahip.

 Ve.

  hangi araçla!

 Bıçağı mı tercih ederiz?

 Yoksa tüfeği mi?

 Evet?

 Evin hanımı ne diyor?

 Hey, kalkıyoruz!

 Demek seni ilgilendirmiyor?

 Bizimle oynamak istemiyor musun?

 Beavis, oyunu bir kez daha göster.

 Bekle.

 Al.

 Hey, dikkat et!

 Az kalsın kesiyordum.

 Gerçekten mi?

 Görüyorsun.

 İşte bıçak.

 Buna engel olabilirsin.

 Bizimle oynaman yeterli.

 Anlıyorum, Anna.

 Seni gerçekten anlıyorum!

 Sevdiklerimize acı çektirmek hiç hoş değil.

 Oysa bunları önlemek o kadar basit ki.

 Oyunun kurallarına uyman yeter ve her şey yolunda gider.

 Ne yapacağım?

 Bak, o kadar da zor değil.

 Biz de sana yardımcı olacağız.

 Bir dua okuyacaksın.

 Eğer hatasız okursan sıradakine ne olacağını seçebilirsin.

 Yoksa Baba Georgie’yle devam mı edelim?

 Hiç dua bilmiyorum.

 Hiç dua bilmiyor musun?

 Hiç mi?

 Bu mümkün mü?

 Söyle ona bir tane, Şişko.

 Bana sürekli Şişko deme.

 Tamam, söylemeyeceğim.

 Evet?

 “İzin ver Tanrım, göklerin krallığını bulmama.

” – Çok basit.

 – Başka bilmiyorum.

 Evet.

 “İzin ver Tanrım, göklerin krallığını bulmama.

” Hayır!

 Böyle değil!

 Bu bir dua.

 Böyle mırıldanamayız.

 Yüze Tanrı’ya sesleniyorsun.

 Öyleyse düzgün dua et.

 Hadi, dizlerinin üstüne çök.

 Ne bekliyorsun?

 İşte böyle.

 Güzel.

 Dizlerinin üstüne.

 Ellerini birleştir.

 Karnının önünde değil.

 Dua ettiğin kişi nerede?

 Yukarıda!

 Yukarıya doğru dua edeceksin.

 Böyle!

 Güzel, coşkuyla.

 – Beavis, yardım eder misin?

 – Hayır!

 “İzin ver Tanrım ” ” göklerin krallığını bulmama.

” Bravo!

 Çok güzel.

 Bu, elemelerdi.

 Şimdi sıra altın madalyada.

 Bu kısa duayı hatasız tekrarlarsan   sondan başa doğru   kimin önce silahı sola vereceğine karar verebileceksin.

 Ve daha da ilginci nasıl olacağına karar verebileceksin.

 Tüfekle, çabuk ve acısız  Dikkat et!

 Kumanda nerede?

 Nerede şu boktan kumanda?

 Bu, elemelerdi.

 Şimdi sıra altın madalyada.

 Bu kısa duayı hatasız tekrarlarsan   sondan başa doğru   kimin önce silahı sola vereceğine karar verebileceksin.

 Ve daha da ilginci nasıl olacağına karar verebileceksin.

 Tüfekle, çabuk ve acısız  Bunu yapmamalıydın, Anna.

 Kuralları çiğnemiyoruz.

 Üzgünüm, kaybettin.

 Georgie’ye veda et.

 Oturabilir misin?

 Eldivenlerini verir misin?

 Fakat her şey ters.

 Ama paniğe kapılmayı engellemek için bütün bu tahminler yanlış.

 Ama Kelvin ne olduğunu biliyor.

 Ve zamanında karısını ve küçük kızını uyarmak istiyor.

 Fakat sorun sadece anti-madde dünyasından gerçekliğe gelmek değil.

 – İletişimi sağlamak  – Bak!

 Sportif ruh diye buna denir.

 Hey, dikkat et, Şişko.

 Yüzme bilmediğini sanıyordum.

 Dulu yanına al.

 Kendini yalnız hissediyor.

 Bize yardım eder misiniz?

 Bu çok zor.

 Yoksa size zarar vereceğim.

 Evet.

 Nerede kalmıştım?

 Maddesel ve anti-maddesel dünyaların arasındaki iletişimde.

 Karanlık bir çukurda olmak gibi.

 ?

?

 Yer çekimi o kadar güçlü ki hiçbir şey kurtulamaz: Mutlak sessizlik.

 – Saat kaç bu arada?

 – Ne?

 Saat kaç?

 – Sekizi geçiyor.

 – Şimdiden mi?

 Niye?

 Dokuza kadar mühlet vermiştin.

 Neredeyse bir saati vardı!

 İlk olarak, tekneyle yol almak çok yorucu.

 İkincisi, acıkmaya başladım.

 Doğru.

 Eğer Kelvin yerçekimine meydan okursa   evrenlerden birinin gerçek olduğu ortaya çıkar.

 Fakat diğerleri sadece kurgudur.

 Nasıl yani?

 Ne bileyim.

 Sanal alemin izdüşümü gibi bir şey.

 Kahramanın nerede?

 Gerçek mi yoksa hayal dünyasında mı?

 Ailesi gerçek dünyada, kendisi sanal alemde.

 – Fakat kurgu gerçektir.

 – Neden?

 – Onu filmde görüyor musun?

 – Tabii ki.

 Öyleyse başka yerde gördüğün gerçeklik kadar gerçek, değil mi?

 – Aptal.

 – Neden?

 Ayakta olan var mı?

 Kim var orada?

 Merhaba.

 Bu kadar erken saatte rahatsız ettiğim için özür dilerim ama beni Anna gönderdi.

 Evet?

 Beni hatırlıyor musunuz?

 Dün öğlen, iskelede karşılaşmıştık.

 Ben Paul.

 Ah evet.

 Günaydın.

 Beni Anna gönderdi.

 Haber vermeden arkadaşları geldi.

 Birkaç yumurta verebilir misiniz diye soruyor.

 Tabii ki.

 Girin.

 Biraz bekleyin.

 Altyazı: Zerothh||