123 dk

Yönetmen:Joel Schumacher

Senaryo:Andrew Kevin Walker

Ülke: ABD , Almanya 

Tür: Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi:14 Mayıs 1999 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:Mychael Danna

Çekim Yeri: Miami Beach, Florida, ABD

Nam-ı Diğer:8 Millimeter | Eight Millimeter | Sexy World

Oyuncular:     Nicolas Cage,    Joaquin Phoenix,     James Gandolfini

Devam Filmleri    1999 – 8 Milimetre (118,401)6.5

    2005 – 8mm 2 (4,221)4.5

Özet

Tom Welles oldukça yetenekli bir özel dedektiftir. Spesifik olarak insanları takip etmek konusunda uzmanlaşmış ve sektörün aranan isimlerinden biri olmuştur. Karısı ve kızıyla beraber oldukça tekdüze bir yaşam sürmektedir. Yaşadığı heyecansız muhit Harrisburg, Pensilvanya da Tom’un bu sıradan hayatını daha da derinleştirmektedir. Bir gün hayatına giren ve Tom’u büyük bir sırra doğru sürükleyen sekiz milimetrelik bir film bobini, onun hayatındaki ana dönüm noktası olacaktır. Joel Schumacher’in gişede fazlasıyla başarılı olan filminin başrolünde Nicholas Cage var. Joaquin Phoenix, James Gandolfini ve Peter Stormare gibi oyuncuları da 8MM’de görmek mümkün.

Alt yazı

Miami’ye Hoşgeldiniz.

 Florida yasalarına göre, umuma açık   kapalı yerlerde sigara içmek yasaktır.

 Sigara içmediğiniz için teşekkür ederiz.

 MIAMI ULUSLARARASI HAVAALANI HARRISBURG HAVAALANI

Damadınız gündüzleri kuru temizleme işiyle ilgileniyor.

 O kadını her akşam görüyor.

 Ayrıntılar ve kadınla ilgili bilgiler, dosyamda.

 Hoş bir durum olmadığını biliyorum.

 Tedbirliymiş, değil mi?

 Aptal şey!

 Kızıma o kadar söyledim, ama elden ne gelir?

 – ENDUSTRİ KRALI 81 YAŞINDA ÖLDÜ

– Çocuklar için üzülüyorum.

 Başka bir şey yoksa, faturam zarfın içinde.

 Tamam, Bay Welles.

 Teşekkür ederim.

 Senator, yardımcı olabileceğim birşey olursa, lütfen çekinmeyin.

 Sizi ararım.

 Merhaba?

 Geldin.

 Arka taraftayız.

 Nasıldı?

 Bence çok iyi.

 Güzel.

 Baba geldi, birtanem.

 Ders kitabı nasıl gidiyor?

 Federal Tiyatro projesine 10,000 kelimelik yazı geldi.

 4,000 kelime olması lazım ve yazarı tek kelime bile çıkarmıyor.

 Kötü, yani.

 Miami nasıldı?

 İyi.

 Yalnız.

 Para verseler de orada yaşamam.

 Neden gittin, o zaman?

 Senator Michaelson’un çevresi geniş.

 Nasılsın, Cinderella.

 Beni özledin mi?

 Özlemez, olur muyum?

 Benim tatlı kızım.

 Seni özlemiş.

 Ben de özledim.

 Sigara mı, içiyorsun?

 Sigara mı?

 Sigara falan içmiyorum.

 Yapma, hayatım.

 Kokuyorsun, işte.

 Amy, şu herifi takip edeceğim diye bar bar dolaştım durdum.

 Böyle mi karşılanacaktım?

 – Beni suçluyor musun?

 – Suçladığım falan yok.

 Sigara içmiyorum, anladın mı?

 Bu meseleyi halletmiştik.

 Yemek hazırlayacağım.

 Acıktın mı?

 Yemek mi pişiriyorsun?

 Seni özledim.

 Sen gidince canım sıkılıyor.

 Yanına gideyim mi?

 Ben bakarım.

 Hadi.

 Neden böyle yapıyorsun, Cinderella?

 Tamam, tamam.

 Seni seviyorum.

 Seni seviyorum.

 Hayatım, telefon!

 Tamam, bakıyorum!

 Kusura bakmayın, telefona şimdi geldim.

 Sizinle görüşmek büyük zevk, Bay Longdale.

 Size nasıl yardımcı olabilirim?

 Saat dört iyidir.

 Orayı biliyorum, sanırım.

 Daniel Longdale.

 Telefonda görüşmüştük.

 Memnun oldum.

 Christian’ların avukatı ve vasiyet vekillerinden biriyim.

 Bu Bayan Christian.

 Şeref duydum.

 Sizi çok met ediyorlar, Bay Welles.

 Harrisburg, Lancaster ve Hershey’deki meslekdaşlarımla görüştüm.

 Etkili dostlarınız varmış.

 Hayranlık duyduğum kişilere hizmet sunma ayrıcalığım vardır.

 Yöntemleriniz ve gizlilik konusundaki   titizliğinizden övgüyle bahsediyorlar.

 Teşekkür ederim.

 Kocamın yeni öldüğünü biliyorsunuzdur.

 Başınız sağ olsun, Bayan Christian.

 Onun ölümüyle kafamda bazı soru işaretleri oluştu.

 Sizin için elimden geleni yaparım.

 Kocamın özel çalışma odası.

 Buraya çok az kişi girmiştir.

 Babam Pittsburgh çelikte çalışmıştı.

 Irving Çelik İşletmeleri.

 Akademik burs alarak Penn’e gittiniz.

 Doğru.

 Arkadaşlarınız hukukçu, ekonomist olmuş.

 Siz de dedektif.

 Bu alan istikbal vaadediyordu.

 Kocanız bir efsane.

 Lütfen.

 45 yıldır evliydik.

 Dört çocuk ve bir sürü torunumuz oldu.

 Ama onun asıl tutkusu   işiydi.

 Yine de bana hep sadık kaldı.

 Onu çok sevdim.

 Anlıyorum.

 Daniel.

 Bunu bir tek kocam açardı.

 Açması için birini tuttuk.

 Kimseyi, içinde ne olduğuna   baktırmadım.

 Bunlar kocamın özel eşyalarıydı.

 Hiç  Hiç farketmemişim  Bana ne bulduğunuzu söylemek ister misiniz?

 Para, hisse senetleri, bonolar.

 Biri dışında hepsi sıradan şeyler aslında.

 Bir film   bir kız öldürülüyor.

 Pek anlayamadım.

 Çok gerçekçi.

 Aslına bakarsanız hergün sinemalarda, TV’de de   kim bilir kaç kişi öldürülüyor?

 Ucuz bir pornografi gösterisi gibi başlayıp   hızla şiddet ve kana bulanırlar.

 Sizin bahsettiğiniz sanırım bir yeraltı filmi.

 Yeraltı filmleri şehrin bir mitidir.

 Seks endüstrisi öyle bir kültür yaratmış ki, bir benzeri yok.

 Bayan Christian’a bunu söyledim.

 Sado-mazo cinsi bir film olmalı.

 Numaradan saldırı, numaradan şiddet.

 Sağlam mide gerekir, ama bunun kolayı var.

 Yapay kan, özel efektler falan.

 Filme bakıp bize fikrini söyler misin?

 Tek isteğim   bu iğrençliğin sahte olduğunu duymak.

 Kanıt istiyorum.

 Bu filmi   kim yaptıysa gerçek gibi olmasına çok özen göstermiş.

 Ama ben uzman değilim.

 İsterseniz bu kararı polise bırakalım.

 Hayır.

 Bay Christian’ın namı dışında, başka bir sürü sebep   yüzünden de gereksiz bir şey.

 Filmi kimin yaptığını bul   ve gerçek olup olmadığını sapta.

 Fiyatın neyse söyle.

 Ayrıca bilgi toplaman için ne kadar lazımsa alacaksın.

 O kızı bulmam gerekecek.

 Kayıp vakası gibi ele alabilirim.

 Anladım.

 Ayrıca   bu filmi kopyalamayacağından da emin olmalıyız.

 Bu konuda hiç kuşkun olmasın.

 Ve benim de muattabım sadece   ve sadece sizsiniz.

 Avukatınızla olan ilişkiniz sizi ilgilendirir.

 – Mazeret yok.

 – Yok.

 Bu işin sizi tedirgin ettiğinin farkındayım.

 İmha edebilirdiniz.

 Bana, o zavallı kızın öldürülmediğini söyle.

 Lütfen?

 Onu canlı bul.

 Elimden geleni yapacağım, hanımefendi.

 Cleveland mı?

 Eve yeni geldin.

 Keşke kalabilsem, ama buranın ipoteği kalkacak.

 Cindy’nin okul parası da var.

 Bu işi başarırsam, o çevrede tanınır   hayatımızı kurtarırız.

 Ara verelim mi?

 Baban, verelim diyor.

 Bayan Christian nasıl biri?

 Tahmin ettiğin gibi biri.

 Durumuna üzülüyorum.

 Kayıp vakası.

 Ona bu işin 2 haftamı alacağını söyledim.

 Bilemedin 3.

 Daha fazla sürmez.

 İyi bir fırsat yakaladım.

 Sana bu kadarını söyleyebilirim.

 Ne yaptığımı bilmesen daha iyi.

 Hiçbir zaman bilmem, zaten.

 – Uyandı.

 Onu ben alırım.

 – Şimdi geliyorum.

 – Silah alıyor musun?

 – Kullanmayacağım.

 Alma.

 Taşımayacağım.

 Bir önlem sadece.

 Endişelenme.

 Oraya gidince beni ara lütfen, olur mu?

 Beni Philadelphia’lı bir doktorla karısı tuttu.

 Birkaç gün önce 81.

 caddede otostop yapan bir kız almışlar   evden kaçmış, 18 yaşlarında.

 Ona yemek vermişler.

 Doktor enazından evine   telefon etmesi için Onu ikna etmeye çalışmış.

 Kız yemeği yemiş, tabii ve kaybolmuş   onu bir daha görmemişler.

 Bizim kısımda resim çizen bir arkadaş vardı.

 Benden bu kızın kim olduğunu bulmamı istediler   ailesini arayıp   çocuklarının yaşadığını söyleyecekler.

 Göz atmamın sakıncası yok, ya?

 Ne demek.

 Ne ararsan var.

 Rahat rahat ara.

 Her yıl 850,000 ile 1,000,000 arası kayıp vakası olur.

 Bir kısmı bilgisayarda, gerisini de dosyalarda parmak ıslatıp ararız.

 Dosyalar eyaletlere ve yıllara göre düzenlenmiştir.

 Çocuklar ayrıdır.

 Yemek ve sigara yasak.

 – Dışarda kahve var.

 – İyi mi bari?

 Korkunç.

 Böyle giderse, birkaç güne kalmaz   tiryakisi olursun.

 İyi şanslar.

 Hayatım, benim.

 Nasılsın?

 Ben iyiyim.

 Neredesin?

 Hâlâ Cleveland’deyim.

 Cindy nasıl?

 Çok şeker.

 Uyuyor.

 – Bütün gün seni özlüyorum.

 – Ben de seni.

 Seni yarın akşam ararım.

 İyi geceler.

 İyi geceler, canım.

 SUPRALUX Merhaba, Bayan Christian?

 Tom Welles.

 Son durum şöyle.

 Film deposunu inceledim.

 Bu filmin tipi Supralux 5-4-4.

 Fabrikası, bu filmin üretimini ’92de durdurmuş.

 Yani film daha eskiden mi yapılmış?

 Evet.

 Ben şimdi tamamen bunun üzerinde duracağım   siz de kocanızın 6-7 yıl önceki mali   kayıtlarını bir karıştırın.

 Sıradışı bir şey olup olmadığına bakın.

 Bizim elimizdeki de bir saatte tabolan fotoğraf filmi değil.

 Yani başka kopyası yok, hı?

 Elimizde sadece bu film var.

 Negatifi yok.

 Video filmi gibi değil, kopya edilemiyor.

 Bu film herne ise, kanımca   ortalarda dolaşan başka kopyası yok.

 Kayıp olup olmadığını bile bilmediğimiz bir kızın peşindeyim.

 6-7 yıl önce yapıldığına bakınca   bu filmi çekenleri bulmak doğrusu pek kolay olmayacak.

 Senin bulacağını biliyorum.

 Çok iyi çalışıyorsun.

 Lütfen araştırmaya devam edeceğini söyle.

 Edeceğim.

 Sizin için bulmaya çalışacağım.

 Bana güvenebilirsiniz.

 Hoşça kalın, Bayan Christian.

 Şu an size cevap veremiyoruz, lütfen mesaj bırakın.

 Hayatım, benim.

 Kusura bakma, dün akşam aramayı unuttum.

 Bu akşam unutmayacağım.

 Epey mesafe katettim.

 Yakında eve döneceğimi umuyorum.

 Seni seviyorum ve çok özledim.

 Akşam konuşuruz.

 KUZEY CAROLINA MARY ANNE MATHEWS YAŞ 16, 1993’DEN BERİ KAYIP Janet’i mi arıyorsunuz?

 Merhaba, Bayan Mathews?

 Adım Thomas Hart.

 Belgeli bir dedektifim.

 Birleşik Devletler Güvenlik Teşkilatı Kayıp Merkezi adına çalışıyorum   kayıt kontrol çalışması yapıyorum.

 Kızınız Mary Anne ile ilgili sorularımızı cevaplamanızı istiyorum.

 Dün FBI’dan bir adamınızla görüşmüştüm, Ajan  Neil.

 Neil Cole?

 Evet, Ajan Cole.

 Sizi arayıp geleceğimi haber verecekti.

 Size söylemedi mi?

 Bu siz misiniz?

 Beş yaşlarında falansınız galiba.

 Biraz daha büyük.

 Çok tatlı.

 Ziyaretim, sizi umutlandırmasın.

 Gelişim çalışmaları herhangi bir şekilde etkilemeyecektir.

 Demek istediğim, sizi   boş yere umutlandırmak için gelmedim.

 Hep kavga ederdik, Mary Anne ile ben   ve üvey babası.

 Kızım ondan nefret ederdi   çünkü gerçek babası değildi.

 Evde sorun, okulda sorun.

 Her yerde sorun.

 Kuralları sevmezdi.

 Bana çekmiş, sanırım.

 Kuralları zor yoldan öğrendim.

 Kocanızla konuşabilir miyim?

 Üvey babasıyla?

 Dave’le mi?

 Gitti.

 Mary Anne gittikten iki sene sonra.

 Kızım onu hep reddederdi.

 Onu Dave yüzünden kaybettim, Sonra da O’nu kaybettim.

 Burada yalnızca ben kaldım.

 Mary’nin erkek arkadaşı var mıydı?

 Birisiyle gizli gizli görüşürdü.

 Bana kim olduğunu söylemezdi.

 Cildinde kırmızı izlerle gelir, Hep yalan söylerdi.

 Bunu sormak istemezdim ama, Bu koşullarda   üvey babasının   herhangi bir tacizine dair bir belirti var mıydı?

 Öyle birşey yoktu.

 Polis ve FBI da sormuştu.

 Öyle birşey yoktu.

 Olsa bana söylerdi.

 Özür dilerim.

 Sormak zorundaydım.

 Bunlar onun doğum günü için.

 Gidişinden beri her yıl için 1 tane.

 Döndüğünde onu bekliyor olacaklar.

 Ona vurmuştum.

 Biliyorum.

 Dave yüzünden kavga ediyorduk, O damarıma damarıma basıyordu.

 Ben de ona vurmuştum.

 Yarabbim.

 Ertesi gün gitmişti.

 Çocuklar kaçarken, genelde hep not bırakırlar.

 Suçluluk duygusuyla.

 Not yoktu.

 Polis bakmıştı.

 Kaçırılma başka, kaçma başka.

 Polis bazen kaçma vakasına gereken dikkati göstermez.

 Hiçbir şey bulunmadı.

 Bulunmasını ben de istemez miydim?

 Öyledir, ama bir de benim bakmama izin verir misiniz?

 Bana   beni umutlandırmayacağınızı   yüreğimi kaldırmayacağınızı söylemiştiniz.

 Buyrun.

 Birşey içmem lazım.

 Teşekkür ederim.

 Sevgili anneciğim, Bunu okuyorsan   seni Hollywood, California’dan arıyorum, demektir.

 Günlüğümü almadım, çünkü evden neden ayrıldığımı bilmeni istiyorum.

 Bana vurduğun için değil.

 Bunu o Dave denen adam bulmasın diye sakladım.

 Warren Anderson ve ben birbirimizi seviyoruz.

 Onunla yeni bir hayata başlayacağım.

 Babasının kasabada bir garajı var.

 Ama Warren’ın daha büyük planları var.

 Film yıldızı olmak istiyor.

 Benim de filmlerdeki kızlardan daha güzel olduğumu söylüyor.

 Ben de bir yıldız olabilirim.

 Birşey içmek ister misiniz?

 Hollywood’a gittiğimizde   gözlerimdeki ateşi herkes farkedecek, çünkü aşığım.

 Haklıymışsınız.

 Hiçbir şey bulamadım.

 Size içki hazırlamıştım.

 Sağ olun, almıyayım.

 Yapacak işlerim var.

 Yarın akşama yine uğrarım.

 Sen bu satırları okurken biz evlenmiş oluruz.

 Beni aramaya gelme, çünkü geri dönmeyeceğim.

 Belki beni bir gün TV’da ya da dergilerde görürsün.

 Beni merak etme.

 Sevgiler, Mary Anne.

 Bay Anderson?

 Kimsiniz?

 Tom Hart.

 Elinizi sıkmadığım için kusura bakmayın.

 Oğlunuzu arıyorum.

 Warren adında bir oğlunuz var, değil mi?

 Evet.

 N’oldu ki?

 Polis misin?

 Hayır, efendim.

 Eskilerden bir arkadaşıyım.

 Ona borcum vardı.

 Borcun mu var?

 Bu da yeni mi çıktı?

 İstersen bana bırakabilirsin.

 Sakıncası yoksa, ona göndermek isterdim.

 California’da, değil mi?

 California mı?

 Evlat sen Fayetteville damını biliyor musun?

 Warren işte, orada.

 Hırsızlıktan sekiz ay yedi.

 Sağ olun.

 Evet, o kızı tanıyorum.

 LA’a taşınmadan önce o orospudan paçamı kurtarmıştım.

 Kapıma gelip usul usul bana yamanmaya çalışmıştı.

 Sürtüğe cehenneme kadar yolu olduğunu söyledim.

 Nereye gitmişti?

 Belki de cehenneme.

 Bilmiyorum, umurumda da değil.

 Çıplak meme barlarında falan çalışacağını söylediydi.

 Bana sorarsan, memeleri o kadar da güzel değildi.

 Ondan sonra hiç haber aldın mı?

 Onu düzmüş olmam, onu hep yanımda istediğim anlamına gelmez, ki.

 Film yıldızı olacak diye kalkıp Hollywood’a gelmişti.

 Ben de öyle.

 Benim halime baksana.

 Baksana, bana bir sigara versene?

 Ben sigara içmiyorum.

 Nasılsın?

 İyiyim.

 Sesin iyi gelmiyor.

 Kolay değil.

 Ne var?

 Ne oluyor?

 Sandığımdan daha zormuş.

 Bu sana koydu mu?

 Es geçemeyeceğim bir şey var.

 Neredeyse toparladım sayılır.

 Seni özledim.

 Ben de seni özledim.

 Seni seviyorum.

 Cindy’i benim için öp.

 Bekle, sana bay-bay diyecekmiş.

 Babaya bay-bay, de.

 Merhaba, canım.

 Merhaba, tatlım.

 Nasılsın, Cinderella?

 Telefona dokunuyor.

 Sesini duyunca yüzünün halini bir görsen.

 Seni seviyorum.

 Ben de seni seviyorum.

 Hoşça kal.

 Yemek hazırlamıştım.

 İki kişilik olmuş.

 Kusura bakmayın, kalamam.

 Bilmenizi isterim, arkadaşlarla konuştum.

 Mary Anne’in dosyasını açık bırakmalarını söyledim.

 Şey   bari birşey içseydiniz.

 Acıkmadığınızdan emin misiniz?

 Bir kere olsun televizyonun önünde yememek iyi olurdu.

 Daha saatlerce araba kullanacağım.

 En sıkıcı şeylerden biridir.

 Yalnız yemek.

 Şimdiye kadar buna alışmış olmam gerektiğini düşünebilirsiniz.

 Bayan Mathews?

 Janet.

 Hiç aklınıza geliyor mu   Mary’nin hiç dönmeyebileceği?

 Hergün bunu düşünüyorum.

 Ne zaman telefon çalsa   hâlâ O mu acaba, diyorum.

 Tek düşündüğüm O.

 Söyleyebilir misiniz   bir seçim yapmanız gerekse   Onun bir yerlerde mutlu, güzel bir hayatı olup   bundan hiç haberiniz olamamasını mı, yoksa   en kötüsünü   Onun öldüğünü   ama bunu biliyor   olmayı mı   tercih ederdiniz?

 Sonunda Ona ne olduğunu   öğrenmiş olacaksınız.

 Tercih mi yapmam gerekiyor?

 Evet.

 Bilmek isterdim.

 Bilmem gerekiyor.

 Affedersiniz, tuvaletinizi kullanmam lazım.

 Gidiyorsunuz.

 Birşey bulursam sizi arayacağım.

 EGZOTİK DANSÖZLER YETİŞKİN KİTAPLARI Nasıl gidiyor?

 Bu akşam mühim, ha?

 Evet, öyle olacak.

 Pille çalışan vajina ister misin?

 Heyecan verici ama teşekkür ederim.

 Seni o malum durumlarda görmek istemem   sonra gelip döne döne ararsın, bulamazsın, ona göre.

 Göze alıyorum.

 Pekâlâ, borcunuz 74.

58$.

 Bir yüzlük.

 25$ ve biraz bozukluk.

 Yetişkinler Kitabevinden alışverişiniz için teşekkürler.

 İyi günler dilerim.

 Ne okuyorsun?

 Adı çarpıcı.

 Aslında ne okuyorsun?

 İnanılır gibi değil ama bazı kısımları çok mühim.

 Soğuk Kanlılıkla Capote.

 Anlarsın, ya.

 Seninkilerin önünde mahçup olmayasın.

 Pornocular beni kovalar.

 O zaman ne yaparım, ben?

 İyi günler.

 HERKES İÇİN EĞLENCE!

 Nasılsın?

 Sevgilim.

 – Nasılsın?

 – Yorgunum.

 Cindy nasıl?

 Çok şirin.

 Babasını özledi.

 Nasıl gidiyor?

 Nasıl gitsin, işte.

 Çantamı toplayıp, gelsem diyorum.

 Sahi mi?

 Canım, bekler misin?

 Sonra arasam, olur mu?

 Seni birazdan arayacağım.

 Görüşürüz, canım.

 Bayan Christian, orada 3 adam var.

 Kameraman ve maskeli adamdan başka bir üçüncü kişi var.

 Bir an görünüp kaybolan bir adam.

 Seyrediyor.

 Bilgisayarla görüntüsünü netleştireceğim.

 Ama muhtemelen 6 yıl önce çekildiği için pek de  Tamam, uğraşacağım.

 Sağ olun.

 Yardımlarınız için teşekkür ederim.

 Hoşça kalın.

 Yaptığımız işin tutarı 137 kişinin yevmiyesine eşdeğer   bu makine yüzbin dolarlık   sonuçta birilerinin kafalarının arkadan görüntüsünü netleştiriyoruz.

 Çerçeve de ister misin?

 Buyrun.

 İyi günler.

 Benzin istasyonları gibi, para pompalamadan önce.

 Beni hatırladın mı?

 Demek pilli vajinayı almaya karar verdin.

 Öğrenmem gereken şeyler var.

 Belki yardım edebilirsin.

 Thomas Welles.

 Güzel resim.

 Ne öğreneceksin?

 Ben de ganisi var.

 Karşılığını ödeyeceğim şey.

 Ne aradığını bilmiyorum ama   sana başından beri açık konuştum, ben sağlamım.

 Tebrikler.

 Teşekkür ederim.

 Kapat oranı!

 Ne istersen bulabilirim.

 Sen söyle, ne iş, ben keseyim fiş.

 – Ne zamandır burada çalışıyorsun?

 – İki yıl oldu.

 Adın ne, sormamın sakıncası yoksa?

 Max.

 Mesele şu, Max.

 Yeraltı pornografi piyasasıyla ilgileniyorum.

 Elaltından satılan işler, illegaller.

 Buralarda pek illegal bulunmaz.

 Olanları kim yapar, kim satar iyice bakmam gerekiyor.

 Sen bu işlere takılıyorsan, çok iyi.

 Yoksa da, anlat.

 Baksana, polis falan mısın, yoksa?

 Polissen ve soruyorsam, cevaplamak zorundasın.

 Polis değilim.

 Özel dedektif, misin?

 Shaft filmindeki gibi falan?

 Özel Pipi ister misin?

 Ben satıyorum, indirimli.

 Burda ne kazanıyorsun?

 Haftalık 400 kağıt, sigorta yok.

 Diyelim, ben de haftada 400 kağıt kazandığın bu   köhne yerde abartılı fantezilere kapıldım.

 Ve sana birkaç gün için 500 kağıt önerdim.

 Altı olabilir, Babalık.

 Beş.

 Numaram.

 Ne zaman başlayabilirsin?

 Yarın akşam geç çıkacaktım.

 Yarın.

 Tamam.

 Bana Babalık, déme.

 Hay hay.

 Duygularını incitmek istememiştim.

 Tarzını anlamadım.

 Pornodan herhangi biri kadar zevk alabilirsin.

 Ama fazla düşkünlüğün yok.

 Sıradan polisler gibisin.

 Biri illegal mevzulara giriyorsa, bunun   apayrı bir çekim gücü vardır.

 Çekim gücü.

 Truman Capote sözcüğü.

 Nasılsın?

 Yeraltı pornosuyla ilgilenmeyen biri, sormama kafayı takmaz.

 İlgileniyorsa, sinir katsayısı artar.

 Hakarete uğramış davranandan, bilgi koparmaya bak.

 Baksana Babalık, bu işten vazgeçmen için çok geç sayılmaz.

 Görmek istemeyeceğin şeyler görebilirsin.

 – Gördüklerini asla silip atamazsın.

 – Ne gördüğümü nerden biliyorsun?

 Tamam, peki.

 Yine de, herkesin bir sınırı vardır.

 Ben 6 senedir burda müzikte birşeyler yapmaya çalışıyorum.

 O yarım günlük işle, iki yakamı biraraya getirmeye uğraşıyorum.

 Ve bir bakıyorsun, zaman akıp gitmiş, ben hâlâ aynı yerdeyim.

 Diyeceğim şu ki, bir de bakmışsın, piyasa’nın tam ortasına dalmışsın.

 Benim için endişelenme.

 – Yine de teşekkür ederim.

 – Birşey değil.

 Babalık, şeytanla dans ediyorsun.

 Şeytan aynı şeytandır.

 Sana şeytanlığını yapar.

 Şiir de mi yazıyorsun?

 Şık bir espri.

 Burası üç senedir çalışıyor   ama sürekli oradan oraya taşınır.

 Burası aysbergin görünen yüzü.

 Meksikadan sado-mazo, Asya köle filmlerinin sürüsüne   bereket istiyorsan, hayvanlı olanlar da var.

 Elini sürme.

 Ne istiyorsan, O’na söyle.

 Sorsana.

 Yapma!

 Tamam!

 Sakin ol!

 Tamam?

 Geçti.

 Hadi, gidelim.

 Tamam!

 Emniyetle herhangi bir bağlantın var mı?

 Siktir, Larry.

 Emniyetle herhangi bir bağlantın var mı?

 Siktir, Larry.

 Oldukça rahatsın, Welles.

 Porno canavarların işte burada.

 Şiddet oburları.

 Bu bodrum satışları fazla uzun sürmeyecek.

 Çok riskli ve zaten artık herşey İnternette.

 Oğlancılar resim alışverişlerini Modemle yapıyorlar.

 Artık paravan şirketler gizli kod   ve kuryelerle rahatça haberleşiyor.

 Yasadışı birşey çıkarsa, alıcılar olabildiğince uzaklaşır.

 Kimse kimseden haberdar değildir, anlıyor musun?

 Nasıl gidiyor, Samuel?

 Ona bir merhaba, diyeceğim.

 Nasılsın?

 Güzelmiş.

 Fermuarlarla falan Michael Jackson gibi, olmuşsun.

 SÜBYANLAR Bunlar ne?

 Şiddet filmleri.

 Tecavüz filmleri.

 Manyaklık.

 Beş tane alırsan, bir tane de bedava.

 Daha sert birşeyler var mı?

 Daha serti yok.

 Yeraltı?

 Yeraltı diye birşey yok.

 Elimdekiler bunlar, bayım.

 Nerede bulabilirim?

 Siktir git.

 Gördün mü?

 Bak.

 Şaplak Dorothy.

 Bu piliçten çok iyi baseball oyuncusu olur.

 Kol kasları inanılmaz.

 Bu sado-mazo ve köle filmlerinden bazıları başka numaralara da kayar.

 Ayak fetişleri, orgazm, bok filmleri   hünsa, tuhaf organlar.

 Sert görüntülerin en serti.

 Ama hepsi yasal.

 Stick.

 Biri anlattıklarımı görünce kusar.

 Biri aşık olur.

 Bu sana bahsettiğim arkadaş.

 Kasetler yanında mı?

 1000$.

 – İkisine 1200.

 – Max’a 1000 demiştin.

 Biliyorum.

 Böylesi daha eğlenceli.

 Ben arttırdıkça, sen fitil oluyorsun.

 – Bir hukukumuz var sanıyordum.

 – Bu gerçek mi?

 Görebileceğin en manyak film.

 Gerçek mi?

 Göt kadar gerçek.

 Nefes almıyor.

 Bu filmleri kim yapıyor?

 Bilmiyorum.

 Filipinliler olabilir.

 Evet, kesinlikle onlardır.

 Dur bir dakika.

 Bu o kız.

 Bu aynı kız, değil mi?

 Bak.

 Aynısı.

 Gerçek değilmiş.

 Harika.

 Yeraltı 2: Diriliş.

 Yapma.

 1200’e ne umuyordun?

 Bira ya da başka birşey ister misin?

 Ben içeceğim.

 Kusura bakma ama.

 Yeraltının sahte olduğunu söylemiştim.

 Keşke bir fiş alsaydım.

 “Sert şaplak.

” “Max California.

” Benim eski grubumun adı.

 Dağıldık.

 Ne zaman?

 Bir yıl oldu.

 Karışmak istemem ama   bütün bu pisliğe ne diye bulaştın sen?

 Ben hiçbir şeye bulaşmadım, Babalık.

 Bence pekâlâ başka işler yapabilecek kadar zekisin.

 Sağ ol.

 Keşke bir plak şirketin olsaydı.

 Bak, benzin istasyonunda iyi kazanırsın.

 Ben ne satın alıyorum, ne de onay veriyorum.

 Sadece yol gösteririm.

 Seni rahatsız ettiğini söylemiştin.

 Evet, öyle.

 Hergün başarısız insanlar görmek, hoş değil.

 Başka seçeneğim var mı?

 Müzik yapımcıları da kapımda bana yalvarmıyor ki.

 Ya sen, Tom Welles?

 Parmağında bir yüzük var.

 Çocukların var mı?

 Bir kızım var.

 Bir karın, bir kızın   kırmızı panjurlu bir yuvan   ve Kont adında bir köpeğin.

 Senin burada ne işin var?

 Güzel bir soru.

 Gittiğimiz yerlerde tahrik mi oluyorsun?

 Hayır.

 Aslında sen boşalamıyorsundur da.

 Şeytan seni değiştirmeye başlamış bile.

 İyi geceler, Max.

 MİSYON

 Bu bey, bu kızı tanıyan olup olmadığını soruyor.

 Evet.

 Ben Mary’i hatırlıyorum.

 Mary Anne Mathews?

 Yanlış hatırlamıyorsam, Burada bir ay kadar kalmıştı.

 Bir gece geri dönmedi.

 Ona ne olduğunu biliyor musun?

 Henüz bilmiyorum ama ailesi için araştırıyorum.

 Şu çiçekli olanı bana indirebilir misin?

 Bu onun çantası.

 Onu, sen resmini gösterince hatırladım.

 Galiba, hep döneceğini umuyordum.

 Uzun süredir yok.

 Bir süre, onun daha iyi bir yaşama geçmiş olması için dua etmiştim.

 Bu çantayı yakınlarına verir misin?

 Sizin için uygunsa.

 Evet, elbette.

 Teşekkür ederim.

 Parlak Yıldız

Bu gece gördüğüm ilk yıldız

İnşallah gerçek olur, gerçek olsun

Bu gece tuttuğum dilek

Çevirdiğiniz numara servis dışıdır.

 Buyrun, Hollywood Mumya Muzesi.

 Yardımcı olabilir miyim?

 Santral 149.

 Aradığınız şehir ve numara, lütfen?

 Bilmiyorum.

 Hollywood.

 Celebrity Films’in numarasını ve adresini istiyorum.

 Numara ve adres için lütfen bekleyin.

 CELEBRITY FILMS 404 EDDIE POOLE – Ben önce geldim.

 – Affedersiniz, birkaç dakika sürecek.

 Eddie Poole?

 Celp mi getirdiniz?

 Hayır, ben acaba bu kızı görmüş olabilir misiniz, diye soracaktım.

 Polis misin?

 Ben O’nun bir akrabasıyım.

 Buraya kaç çaylak gelir, biliyor musun?

 Lütfen, bir baksanız.

 Birkaç yıl önce olabilir.

 Adı Mary Anne Mathews.

 Onu hiç görmedim.

 Emin misiniz?

 Resme baktım işte, yetmedi mi?

 Hadi bakalım.

 İşim var benim.

 Sıradaki kim?

 Güzel.

 Ne cins satıyorsun?

 Benim kasetlerim satar.

 Onları yalayıp, yutarlar.

 Geçen ay üç abaza senin kasetleri geri getirdi.

 Düşün, ne kadar kötü olmalı ki, o salaklar   ellerinde fişlerle getirip geri vermeye çalıştılar.

 Ne kadar kötü?

 Başı, kıçı yerinde kızlarla kaliteli birşey yapacaksak, tamam.

 Yoksa, siktir ol!

 Ananın başı, kıçı yerinde mi?

 Yerindeyse gönder bana, pezevenk.

 Cevap vermiyor.

 Hey, patron.

 Burada bagaj dolusu bira var.

 – Günün nasıl geçti?

 – Harika.

 – Herkes burada mı?

 – Kızlardan biri dışında tamamız.

 Onları kolluyor musun?

 Celebrity Films.

 Herşeyi biliyorum.

 Neyi biliyorsun?

 O kızı   altı yıl önce.

 Ona ne yaptığını biliyorum.

 Kimsin?

 Onu öldürdün.

 Sen ve arkadaşların.

 Sen neden bahsediyorsun, be?

 Onu filmde öldürdün.

 Artık kapana kısıldın.

 Hepiniz kısıldınız.

 Hadi bana birşeyler söyle, Eddie.

 Benim.

 Ne istiyorsun?

 Bir telefon geldi.

 Konuşmalıyız.

 Telefonda olmaz.

 Birimizin uçağa atlaması gerekiyor?

 Yüreğimi kaldırma, paranoyak sapık.

 Siktir!

 Demek seyretmeyi seviyorsun.

 Telefon Manhattan’da “D.

 Velvet” adına kayıtlı.

 Dino Velvet.

 Yapımcı/yönetmen/karanlık işler.

 Sado-mazonun Jim Jarmusch’udur.

 Filmleri ne kadar serttir?

 Ne kadar sert olmasını istersin?

 Köle, fetiş, sert Gotik.

 Kesinlikle hassas insanlara gelmez.

 Bulmak zordur.

 Hep sert dergilerin arkasındaki ilanlardan ısmarlanır.

 Tutkunları vardır.

 Bir adam var, onların sanat olduğunu düşünür.

 Bana Velvet’in iyi para verene, sipariş film yaptığını söylemişti.

 Yasadışı değil ama sınırda.

 Biri çıkıp da dalış kıyafetli bir travestinin  Anladım.

 Max, buraya gel!

 Şimdi   New York’a mı gideceksin?

 Belki.

 Bu kılıkta.

 Bana ihtiyacın olacak.

 Bahsettiğim, Frenchie, Velvet films’in yalnızca hayranı değildir.

 İstersen seni oraya sokarım.

 Tabii, biraz para gerekir.

 Masraf parası da.

 Birinci sınıfta giderim.

 Ne zaman yola çıkıyoruz?

 Ne yapıyorsun?

 Ahbap, bu benim bu şehre ilk gelişim.

 Beni çekme, diyorum.

 İyi, Howard Hughes.

 Bu kadar lüks olacağını söylememiştin.

 – Burası Başkanlık suiti.

 – Esprilerin rahatlatıyor.

 İki kapı yanındayım.

 Tom, neden bu pire yuvasında kaldığımızı anlamıyorum.

 Pire yuvalarında işine karışan olmaz.

 Ben dışarı çıkıyorum.

 Sen de ne kadar Velvet kaseti bulursan al.

 Fişlerini de al.

 Peki, efendim.

 Kocamın kullandığı beş vadesiz hesap vardı.

 1992 Kasım’ıyla   1993   Martı   arasında   her hesaptan nakit çekmek için bir çek yazmış.

 Kocam para işleriyle kendisi ilgilenmezdi.

 Nakit hiç kullanmazdı.

 Bu yazdığı çekler çok şaşırtıcı miktarlarda.

 Bu beş farklı hesaptan çekilen   çeklerin toplamın tutarı 1 milyon $.

 Çok ilginç, Bayan Christian.

 Bunu söylüyorum çünkü   sıradışı birşey bulursam haber vermemi istemiştiniz.

 Nakit 5,000 $’ım kaldı.

 Size bahsettiğim planı onaylarsanız 50’ye daha ihtiyacım olacak.

 Maskeli adamı belirlemeye çok yaklaştım.

 Bay Longdale’e ayarlamasını söyleyeceğim.

 Size nasıl ulaştırayım?

 Size adresi vereceğim.

 Dino Velvet’in dünyasına hoşgeldiniz.

 Dino Velvet’in dünyasına hoşgeldiniz.

 Kim o?

 Maskeli olan, kim o?

 Hadi, uyan.

 Kim bu?

 Dino’nun delilerinden biri.

 Bunların birçoğunda vardır.

 Adı ne?

 Bilmiyorum.

 Tek özelliği bu.

 Hep maske takar.

 Kendisine şöyle derdi, Makata  Hayır, Makine.

 Kendisine Makine der.

 Aşıktır.

 Yaptığı işe aşıktır.

 Keşke senin için de öyle diyebilseydik.

 Evet, evet.

 Burada gerçekten benim tarzımı beğenirler.

 Ben kalabalıkta kaybolan bir tip değilim, farkındaysan.

 Mesela buradaki bayanlar, onlar tarzımı beğenir.

 Kimsiniz?

 Adım Max California.

 Daha önce aramıştım.

 Frenchie’nin, L.A.’dan arkadaşıyım.

 Ortağımla ben Bay Velvet’le görüşmek istiyoruz.

 Burada değil.

 Ona yüklü bir para vermemiz gerekiyor.

 İlgilenmiyorsa, toz oluruz.

 Ne diyorsun sen, be?

 Sen benim soruma bir cevap versene.

 Sana bir soru sordum!

 Laura nerede?

 Sana yarım saattir soruyorum.

 Oturun.

 Rahatınıza bakın.

 Aptal!

 İki gün içinde mi çekilecek?

 Ahbap, harcadığın, benim param.

 Yapsan iyi olur.

 Siktir.

 Sizinle tanışmak bir şeref.

 Bizi kabul ettiğiniz için sağ olun.

 Tanrım.

 Sizin için ne yapabilirim?

 Bir film yaptırmak istiyoruz.

 Orjinal bir Dino Velvet yapımı.

 Doğru.

 Sizin hayranınızım.

 Tanrım, iltifata bayılırım.

 Siz bir dahisiniz Bay Velvet.

 Korkunç bir dahi.

 Filmden Videoya kayıt yapan tek kişisiniz.

 Artık bu inceliklere önem veren yok.

 Sizin filmlerinizde doku var.

 En beğendiğiniz hangisi?

 Bir seçim yapmam gerekse Boğulma ya da Şeytan.

 Boğulma daki yücelik insanın tüylerini ürpertiyor.

 Şeytan sa beni heyecenlandırdığı kadar korkuttu da   ama ikisi arasında seçim yapmam zor.

 Ne kadarlık bir bütçeden bahsediyoruz?

 Peşin beşbin dolar.

 Beşbin de teslimatta.

 İki kadın.

 Biri beyaz, biri siyah.

 Sert kölelik tabii.

 Gerisini sizin   sanatsal yorumunuza bırakıyoruz  

Ancak iki şartım var.

 Buyrun.

 Çekimi izlemek istiyorum.

 Aynı işi siz de yapmayacaksınız, değil mi?

 Meslek sırlarımı falan   kapmayasınız?

 Hayır.

 Güzel.

 Hoşuma gitti.

 İkinci şartım.

 Diğer oyuncu   sizin şu kullandığınız   hayvan olmalı.

 Maskeli adam.

 Makine.

 Bilmiyorum.

 İlgilenebilir.

 Fakat bu size bir beş ila yedi bine daha mal olur.

 On bine gerçekten çok özel birşey hazırlayabilirim.

 Hallederiz.

 Bana yeter.

 Tek yapacağım, ilham toplamak.

 Bunu depozit olarak saklayacağım.

 Bu akşam beni saat 10’dan sonra arayın.

 Saat 10’da.

 Sizin çok özel, çok güzel bir yüzünüz var.

 Işığın yansıması.

 Sizi çekmek isterdim.

 Sakıncası yoksa?

 Ben kameradan utanırım.

 Bana paranızı veriyorsunuz da, resminizi mi vermiyorsunuz?

 İkisi farklı şeyler.

 Umarım iş ortağı olabiliriz.

 Saat 3’de Hoyt Avenue, Brooklyn.

 Orada olacağım.

 İşlerim var.

 Teşekkürler.

 Demek, film işine girdik?

 Bu senin.

 – Nedir bu?

 – Para.

 Bununla mal ve hizmet alınır.

 Çok cömertsin  Benim param değil.

 Fazla büyütme.

 Bu akşamki Los Ángeles uçağına bir biletin de var.

 Benimle daha fazla devam etmeni istemiyorum.

 Ne diyorsun sen, ya?

 Biz bir takımız.

 Biz ortağız.

 Eminim ki, karşımızdaki insanların son derece dengesiz   olduklarının farkındasın.

 Bana bu yüzden ihtiyacın var ya.

 Dengesizliğin ne olduğunu bilirim.

 Çok iyi çalıştın.

 Şimdi eve dönmenin zamanı geldi.

 Ama beraber çok iyi bir bomba patlatacaktık.

 Tom, ne oluyor farkındayım, anidın mı?

 Ne oluyormuş?

 Dino, Makine ve Eddie bir yeraltı filmi yapıyor, öyle mi?

 Peki senin filmde ne işin var.

 Yoksa kurban sen mi olacaksın ?

 Sana haklı olduğunu kim söyledi?

 Sonra, kurbandan sözeden oldu mu?

 Hayatın 3 kuralı vardır, Tom Welles.

 Bir: Her zaman bir kurban vardır.

 İki: O kurban sen olma.

 Üç, ne?

 Unuttum.

 Güzel.

 Herşeyi unutmanı istiyorum.

 Los Angelos uçağına binmeni ve herşeyi unutmanı istiyorum.

 Batı kısmından iş teklifleri geliyor.

 Seni tekrar aramak isterim.

 Arayıp beni çağıracaksın, öyle mi?

 Senden yardım isteyebilirim.

 Zeki olduğunu söylediğimde ciddiydim.

 Laf olsun diye söylemedim.

 Sağ ol.

 Tamam.

 Kendine iyi bak, Max California.

 Peki, Tom Welles.

 Şeytan seni bekliyor.

 Geldin demek.

 Gel şöyle yanımıza.

 Merhaba, Makine.

 Senin işine hayranım.

 Parayı getirdin mi?

 İşte burda.

 Güzel.

 Kadınlar nerede?

 Kadınlar   daima geç kalır.

 Bunlar ne için?

 Sadece dekor.

 Güzeller, değil mi?

 Makine ve ben tam da bıçakların güzelliğini konuşuyorduk.

 Konuklarım geldi!

 Bay W.

, üzerinizdeki silahı lütfen çıkarır mısınız?

 Ne yapıyorsunuz?

 Kendimi tekrarlamaktan nefret ederim.

 İnsanı aptal gösterir.

 Yavaş yavaş.

 Lütfen silahını göster.

 Yavaş ve sakin.

 İşte böyle.

 Sakin.

 Güzel.

 Şimdi de kurşunları masaya boşalt.

 Dikkat et.

 – Neden böyle davrandığınızı anla  – Kapa çeneni!

 Tam boğazının ortasına bir ok yapıştıracağım, anlıyor musun?

 Bu, o.

 Son kurşun.

 Sonuncusu.

 İyi çocuk.

 Onu yatağa kelepçele, Eddie.

 Tamam, efendim.

 Makine!

 Baştan sana ne yapacağıma karar vermemiştim.

 Ve sen bizim Eddie’yi tedirgin ettin.

 Öyleydi, böyleydi derken, bir de baktık ki   eski bir iş arkadaşımız herşeyi açıklayıverdi.

 Makinedeki Şeytan.

 Bay Longdale’i tanıyorsun, değil mi?

 İşi bitirelim.

 Kapa çeneni.

 Seninle konuşan yok.

 Böyle yüzlerle filmde neler yapabilirdim.

 Ama bir kere daha düşününce, yüzlere niye ihtiyacım olsun, ki?

 Beni dinle.

 O filmi getireceksin.

 Buraya getirip, bana vereceksin.

 Böylece bir dürtü olsun ki   işimizi daha verimli yapalım.

 Onun bu işle bir ilgisi yok.

 O hiçbir şey bilmiyor.

 Şimdi ne söyleyeceğimi tahmin edemiyor musun?

 Bana o filmi getirmezsen   onu öldüreceğiz, düzeceğiz   ve filme alacağız.

 Bu sana yetmiyorsa   ailenin peşine düşeceğiz.

 Filmi getireceğim.

 İyi çocuk.

 Takım çalışmasına yatkınsın.

 Bay Longdale sana eşlik edecek.

 Neden ben?

 Çünkü senden hoşlanmıyorum, Bay Longdale.

 Bay W   çabuk davran.

 Tanıştığımızdan hatta öncesinden beri yaptığın herşeyden haberim vardı.

 Bu işten vazgeçseydin, bunların hiçbiri olmayacaktı.

 Ya da işi baştan kabul etmeseydin.

 Bu kadar ilerleyebileceğini tahmin etmemiştim.

 Seni tuttum, çünkü çok genç ve bu konuda tamamıyla çaylaktın.

 Ama hırsını gözardı etmişim.

 Christian zenginliğini gördün ve çok keyiflendin, değil mi?

 Bahçe kapılarını dikizlemiyordun.

 Ev sahibi seni içeri almıştı.

 Sence Christianlar gibi insanlar bizim gibileri evlerindeki   partilere davet etmek için mi kiralarlar?

 Hayır.

 Biz evlerini temizlemek, asil kıçlarını silmek için oradayız.

 Senden yeraltı filmi alman, istendi.

 Ellerinde yoktu, sen de bir tane yapmaları için para verdin.

 İşin aslı bu, değil mi?

 Onu öldürmeleri için para verene kadar O kız yaşıyordu, değil mi?

 Vicdanın için Christian sana ne kadar ödedi?

 Bir milyon?

 İyi para verdi.

 Ama, sen ucuza gittin.

 Sırf Bayan Christian seni övdü diye   cinayet kanıtının üstüne oturup, arkadaşını ve aileni   kimsenin tanımadığı ölü bir kızın mezarına   sürükleyip o kızı dışarı çıkarmaya çalıştın.

 Mary Anne Mathews.

 Onun adı.

 Annesi onu unutmamış.

 Ben bu işten sıkıldım.

 Aramızdaki fark ne biliyor musun?

 Ben bu işten sıyrılıp, para da kazanacakken   sen öleceksin.

 Şimdi filmi alalım.

 Onunla bu filmi seyrettin mi?

 Ne?

 Yeraltı filmini.

 Onunla seyrettin mi?

 Bunun arkadaşına faydası olmaz.

 Filmi alalım.

 Onu heyecanlandırdı mı?

 Bay Christian’ı?

 O kızı kesmelerini izlemek?

 Boşaldı mı?

 Mary Anne Mathews ölürken, Onun pipisini   tutup boşalmasına yardım etmiş miydin?

 – Sen ne yapmaya çalışıyorsun?

 – Anlamaya çalışıyorum!

 Bir yeraltı filmiyle ne yapmak istiyordu?

 Neden mi?

 Evet, neden?

 Neden?

 Neden küçük bir kızın   doğranmasını seyretmek istedi?

 Çünkü buna gücü vardı.

 Yaptı, çünkü yapabiliyordu.

 Başka bir sebep mi arıyordun?

 Şimdi.

 Al.

 Vur beni.

 Bay Welles, film, lütfen.

 Önce onu bırakın.

 Bana ne isterseniz yapın ama onu bırakın gitsin.

 Pekâlâ.

 Onu bırak, Makine.

 – Bu mu?

 – Bu.

 Bravo.

 Bunu kaçırmak istemezsiniz   Bay Welles.

 Bu iş de böylece bitti.

 Sanki hiç yaşamamış gibi.

 Kendini suçlama.

 Senin boyunu aşıyordu.

 Pezevenkler.

 Sizi sürüngen pezevenkler.

 Birşeyi öğrenmek istiyorum.

 Harcayacak bir milyon dolarınız varken neden hâlâ sürünüyorsunuz?

 Bir milyon mu?

 Evet!

 Christian, Longdale’e o kadar verdi!

 Size o kadar verdi, değil mi?

 Nakit bir milyon?

 Aptal kazmalar!

 Ne diyor bu, ya  Yani sen milyon mu aldın?

 Hayır, yalan söylüyor.

 Beni kandırdın mı?

 Bana yalan mı söyledin?

 Yok, canım, Edward!

 O halde ne diyor, bu?

 Longdale bizi kandırmış   tamamen, bütünüyle yakışıksız birşey yapmış.

 Geri çekilin.

 Benden uzak durun.

 İndir arbaleti!

 Sana şu dümbüğe güvenme, demiştim.

 Bay Longdale, sapıklar ve pornocular   birbirlerine güvenmeselerdi   tüm porno endüstrisi batardı.

 Çünkü ne kayıt, ne sözleşme ne de resmi belge tutulur.

 Ve biri   bizi kandırırsa   ona güvenemeyiz.

 O kişi bizi polise de verebilir, öldürebilir de.

 Yani başka seçeneğimiz yok, Bay Longdale.

 Var mı?

 Ben bu işi kapatmak istiyorum.

 Başka kimse incinmesin.

 Eddie, silahını at.

 Siktir.

 Çıkar ve yere at.

 Yoksa vururum.

 Aptallık etme, Edward.

 Bana doğru it.

 Sen, Dino arbaleti bırak.

 Kamera.

 Olmadı.

 Bir yanlışlık var.

 Tanrım, böyle olmasın.

 Daha sinemasal bir   şekilde ölmeliydim.

 Öldür onları, Makine.

 Hepsini öldür.

 Makine!

 Dur, Eddie!

 Yemin ediyorum, seni sırtından vururum!

 Maskeni çıkar.

 Çıkar şu maskeyi!

 Yalnızca bir kurşunu var!

 Amy, beni iyi dinle.

 – Tom, neredesin?

 – Amy, dinle.

 Cindy’i al.

 Hemen evden çıkın.

 4.

 Temmuz haftasında gittiğimiz yere gidin.

 – Neden?

 Ne var?

 – Amy, lütfen.

 Açıklayamam.

 Üç saat sonra orada olacağım.

 Ben yoldayım!

 Hemen gidin!

 Tom, beni korkutuyorsun.

 Lütfen, Amy, dediğimi yap!

 Peki, hoşça kal.

 Gidiyorum.

 Bayan Christian, ben Tom Welles.

 Longdale öldü.

 Filmi yapan adamlar onu öldürdü.

 Onları kocanız için kiralamış.

 Ve paraların çoğunu kendi almış.

 Film gerçek!

 Kızı öldürmüşler!

 Bayan Christian?

 Buradayım, Bay Welles.

 Affedersiniz.

 Biliyorum, bu çok  Başınız dertte mi?

 Polise gideceğiz.

 Bu akşam size herşeyi anlatırım.

 Polisi sabah ararız.

 Tamam.

 Saat sekiz, iyi mi?

 Evet, sekiz uygun.

 Kızın adı   neymiş, öğrendiniz mi?

 Mary Anne Mathews.

 Teşekkür ederim.

 Bay Welles, hoşça kalın.

 İyi misin?

 Sen?

 Beni neden aramadın?

 Neden ortadan kayboluverdin?

 Yaralısın.

 Bunlar kelepçe mi?

 Hapiste miydin?

 Telefon ettirmediler mi?

 Ne oldu?

 Konuşsana, Tom.

 Evliliğimizin sürmesini istiyorsan, bana böyle davranmamalısın!

 Haklısın.

 Söylediğin herşey doğru.

 Bu yeterli değil, Tom.

 Artık değil.

 Bize birşey olmasına izin vermeyeceğim.

 Şu halimize bak!

 Kendine bak!

 Kendine bir bak!

 Bak!

 Orospu çocuğu.

 Bana ne çektirdiğin hakkında en ufak bir fikrin yok.

 Başına ne geldiğini sanmamı bekliyordun?

 Birkaç gün burada kalacağız.

 Sadece birkaç gün.

 Affedersin.

 Başka yolu yok.

 Yemin ediyorum   bize birşey olmayacak.

 Üstesinden geleceğim.

 Yemin ediyorum.

 Yemin ediyorum.

 Şimdi dönmem gerekiyor.

 Nereye?

 Bayan Christian’ı görmeliyim.

 Tek tanık o.

 Neyin tanığı?

 Düzelecek.

 Herşey düzelecek.

 Tom Welles.

 Bayan Christian beni bekliyordu.

 Evet, haber verdi.

 Onu hemen görmem gerekiyor.

 Çok acil.

 Mrs.

 Christian bugün öğleden sonra hayatına son verdi, Bay Welles.

 Ama ben  Hayır, hayır ben  Onunla az önce konuşmuştum.

 Talimatlarına göre bu zarf   Mary’nin ailesine verilecekmiş.

 Durumu, sizin anlayacağınızı yazmış.

 Bu zarf da sizin için.

 Katılmak isterseniz, tören gelecek hafta yapılacak.

 Üzgünüm, efendim.

 İyi akşamlar, efendim.

 Bizi unutmaya çalış.

 Ne yapıyorsun?

 Geri dönmeliyim.

 Yaşadıklarını   gittiğin yeri   herşeyi unut.

 Burada kal.

 Kalamam.

 Bizi, aileni tehlikeye atıyorsun?

 Neden?

 Benim dışımda bu işi bitirecek kimse kalmadı.

 Eve gitmenin sakıncası kalmadığında haber vereceğim.

 Geri döndüğünde bizi bulamayabilirsin.

 Cindy’nin eğitimi ve diğer ihtiyaçlar için.

 Seni seviyorum.

 Ellerini başına koy.

 Dizlerinin üstüne çök.

 Sence şaka mı yapıyorum?

 Acıdı, değil mi?

 Ne istiyorsun?

 Makine kim?

 Nerede oturur?

 Bilmiyorum.

 Onun adını istiyorum.

 Adını falan bilmiyorum.

 Canını acıtmaktan asla bıkmam.

 Adını bilmiyorum.

 Maskeyle gelir, maskeyle gider.

 New York taraflarında biryerlerde oturur.

 Arabaya bin.

 Neden?

 Onun kızı öldürdüğü yeri göstereceksin.

 Siktir.

 Tamam, siktir.

 Onu buraya getirmek için ne yaptın?

 Ona ne kadar güzel olduğunu   O’nu nasıl yıldız yapacağını mı, söyledin?

 İltifat mı, ettin?

 Benden ne istiyorsun?

 Bilmek istiyorum.

 Bilmek mi, istiyorsun?

 O hiçbir şey değildi.

 Bir sokak aşiftesiydi.

 Onun gibi kızların kaybolmasını, kimse umursamaz.

 Evet, ona iltifat ettim.

 Duymak istediklerini söyledim, yıldız olacağını   çok para kazanacağını ve daha bir sürü şey.

 Bitirdiğimde, oyunculuk testinin heyecanına kapılmıştı.

 Dino’yu aradım   O ve Makine uçağa atlayıp geldiler.

 Küçük bir parti yaptık.

 Başka ne öğrenmek istiyorsun?

 Filmi gördün, değil mi?

 Sonunu biliyorsun.

 Onu buraya getirdiğini gören oldu mu?

 Kim görecek, ki?

 Burası Allahın harabesi.

 Onu içeri getirdiğimde   köşede Makine’yi gördü.

 Bağırmaya başladı   gürültü ediyordu.

 Susması için onu biraz patakladım.

 Dino   ona sakinleştirici verdi.

 Makine yere muşamba yaydı.

 Ve onu kesmeye başladı.

 Bu kadar.

 Öldü.

 O öleli çok oldu.

 Senin dışında da kimse aramadı.

 Öğrenmek istemiştin.

 Öğrendin, işte.

 Sen içerdeydin.

 Mary Anne’in kanlar içinde ölüşünü seyrettin.

 Niçin?

 Neden seyrettin?

 Seyretmek istedim.

 Daha önce hiç görmemiştim.

 Neden?

 Sertleştin mi?

 Hoşuna mı gitti?

 Hayır.

 Beni iğrendirdi.

 Ama, manyak zenginin biri   kendini bu şekilde doyuruyorsa, bana ne?

 Kalkma!

 Para için yaptım.

 Paraya ihtiyacım vardı.

 Kız nerede?

 Cesedi nerede?

 Ormana gömdüm.

 Bulamazsın.

 Bulsan bile, neyi kanıtlayacaksın ki?

 Bir kızın iskeleti, o kadar.

 Film olmadan, hiçbir şey ispatlayamazsın.

 Beni bırakmaktan başka çaren yok.

 Elinde film yoksa, hiçbir şey  Ne yapıyorsun?

 – Ellerini arkana getir.

 – Siktir!

 Ellerini arkana getir!

 Tamam.

 Sen ne yaptığını sanıyorsun?

 Seni öldüreceğim.

 Seni öldüreceğim.

 Ve aynı ona yaptığın gibi seni burada bırakacağım.

 Beni öldürmeyeceksin.

 O cesaretin yok, senin.

 Beni kendi silahınla mı vuracaksın?

 Adına kayıtlı silahla, hı?

 Bunu planlamış mıydın, yoksa?

 Kurşunları kafamdan tek tek ayıklaman gerekecek.

 Zevke bak.

 Veya bir çukur kazarsın.

 Ellerinle kazıp, beni kız arkadaşının yanına gömersin.

 Durma.

 Çek tetiği.

 Durma.

 Niye bekliyorsun?

 Hadisene, çek tetiği.

 İbne!

 Ne yapmamı istersin?

 Ağlayayım mı?

 Bebek gibi mi?

 “Kızı öldürdüğüm için üzgünüm.

” Senin de!

 Onun da!

 Hadi, öldür beni.

 Çek şu tetiği artık.

 Çek şu tetiği.

 Çek!

 Çek!

 Yapamazsın.

 Seni orospu ibne!

 Şu haline bak.

 Siktiğimin büyük kahramanı.

 Sen kim, silah kim.

 Şuna bakın.

 Koca kahraman.

 Karıcığına, evine git!

 Kancık!

 Adi kancık!

 Şimdi ne yapacaksın, ibne?

 Polise gidemezsin!

 Karınla kızını gönder bana.

 Bir film çevirelim, ibne!

 Bok.

 Korkak tavuk!

 Bayan Mathews?

 Ben Thomas.

 Thomas Hart.

 Birkaç hafta önce gelip kızınızla ilgili görüşmüştüm.

 Evet, günlüğünü bulmuştunuz.

 Teşekkür ederim.

 Bir not bırakmış   ve aptal erkek arkadaşı California’da Onu bırakmış   FBI’a haber verdim.

 Hatırlıyor musunuz   ne olursa olsun, gerçeği öğrenmek   isteyip   istemediğinizi, sormuştum?

 Birileri, onu alıp öldürmüş ve gömmüşler.

 Çok üzgünüm.

 Üzgünüm.

 Yaptıkları için onları cezalandırmak istiyorum.

 Ne diyorsunuz?

 Onların canını acıtabilirim.

 Onları cezalandırmam için bana izin verin.

 Kızınızın, ne kadar önemli olduğunu   bana onu sevdiğinizi söyleyin.

 – Lütfen onu sevdiğinizi söyleyin.

 – Onu seviyorum.

 Onu çok seviyorum.

 Onu çok seviyorum.

 Kim o?

 Geber, orospu çocuğu, geber!

 New York Hastanesi.

 Nöbetçi hemşire lütfen.

 Acil.

 13. Bölgeden memur Anderson.

 Son 48 saat içinde karnından yaralı   erkek bir hasta geldi mi, acaba?

 Bıçaklanma olayı.

 Karın yaralanması?

 Hayır, yok.

 Teşekkür ederim.

 Bıçaklanmış birini arıyorum.

 Erkek.

 Bir seksen boylarında.

 Bir dosya var.

 Pazartesi gelmiş.

 Dün yada evvelsi gün gelmiş olmalı.

 Maalesef.

 – Queens County Acil.

 – İyi günler, Memur Anderson.

 Bir bıçaklanma vakası vardı   ve yaralı yanlış isim vermiş.

 Erkek, karnından yaralanmış.

 Bekleyin.

 Kayıtlara bakayım.

 Dün taburcu edilen bir hasta var.

 Sağ elinde dövme var mı?

 Evet.

 George Anthony Higgins.

 Sigorta poliçesi annesinin adına düzenlenmiş, Doris Veronica Higgins.

 Evet o.

 Adresini alabilir miyim?

 Annesinin adresi var.

 Douglaston.

 Sokak adı lazım mı?

 Bu akşam benimle kiliseye gelsen ne iyi olurdu.

 Seni seviyorum, oğlum.

 Saat 10’a kadar gelirim.

 Hoşça kal.

 İNANÇLI HRİSTIYAN KARDEŞLERİ

Birini öldürmenin en güzel tarafı nedir, biliyor musun?

 Yüzündeki ifadeyi görmektir.

 Tehdit edildiğinde   canı acıdığında   ya da bıçağı gördüğündeki   ifadeye benzemez bu.

 Bıçağın girdiğini hisseder ya.

 Budur işte.

 Sürprizdir.

 Bir türlü inanamaz.

 O kız da şaşırmıştı.

 Porno olmadığını gördü.

 Nasıl sertleştim, bak?

 Maskeni çıkar.

 Ne umuyordun, bir canavar mı?

 Adım George.

 Belki biliyorsundur.

 Kafan almıyor mu, hı?

 Hiçbir şey söyleyecek değilim.

 Söyleyebileceğim hiçbir şey gece rahat uyumanı sağlamaz.

 Dayak yemedim.

 Taciz edilmedim.

 Annem beni dövmedi.

 Babam hiç vurmadı.

 Ama ben böyleyim.

 Hepsi bu kadar!

 Gizemli bir yönüm yok.

 Bu işi yapıyorum, çünkü hoşuma gidiyor.

 Yapmak istiyorum.

 Bıçak yarası?

 Kaç darbe vuruldu?

 İsminiz, efendim?

 Sen misin?

 Tanrım!

 Sarıl bana.

 Sarıl bana.

 Teşekkür ederim Sevgili Bay Welles: Bana mektup yazıp   gerçek adınızı ve   gerçekte neler olduğunu yazdığınız için teşekkür ederim.

 O adamların öldüğüne çok sevindim.

 Ama hiçbir şey kalbimdeki boşluğu dolduramayacak.

 Gönderdiğiniz parayı tedavim bitince   hayır işlerinde kullanacağım.

 Bana gerçeği söylediğinizde sizden nefret etmiştim   ama şimdi Mary Anne’i gerçekte yalnızca   sizin ve benim düşündüğümüzü anlıyorum.

 Sizi seven   Janet Mathews.

||