105 dk

Yönetmen:D.J. Caruso

Senaryo:Christopher Landon, Carl Ellsworth

Ülke:ABD

Tür:Suç, Dram, Gizem

Vizyon Tarihi:03 Ağustos 2007 (Türkiye)

Dil:İngilizce, İspanyolca

Müzik:Geoff Zanelli

Çekim Yeri:Whittier, California, ABD

Oyuncular:    Shia LaBeouf,    Sarah Roemer,    Carrie-Anne Moss,    David Morse,

Özet

Kale Brecht (Shia LaBeouf), babasının kazayla trajik ölümünden sonra girdiği bunalımı atlatmaya çalışan sorunlu bir gençtir. Asık yüzlü, içine kapanık ve çekingendir. İşlediği küçük bir suçtan dolayı yargıç tarafından ev hapsi cezasına çarptırılır. Annesi Julie ise (Carrie-Anne Moss) evin geçimini sağlayabilmek için gece gündüz çalışmaktadır. Tek isteği kayıtsız ve bezgin davranışlarda bulunan oğlunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek ,ona babasının eksikliğini hissettirmemek ve iyi bir gelecek sağlayabilmektir. Evinin duvarları adeta Kale’in üzerine üzerine gelmektedir. Zaman geçirebilmek için tüm ilgisini pencerenin dışındaki komşu evlerine yöneltince röntgenci bir genç olup çıkar. Gözetlediği evler arasında, sorunlu geçmişinden kaçmak için yeni taşınan güzel komşu kızı Ashley de vardır. Yerel gazetelerde esrarengiz adam kaçırma olaylarıyla ilgili haberler çıkmaya başlayınca Kale tüm dikkatini komşularından orta yaşlı gizemli adama yöneltir. Genelde sessiz ve sakin bir yer olan kasabada terör estiren seri katilin kapı komşusu olduğuna ikna olmaya başlamıştır. Gözetlemeyi takıntı haline getirerek komşusunun attığı her adımı izlemeye başlar. En küçük hareket,nüans ve detayları bile not almaktadır. Elinde inandırıcı herhangi bir kanıt olmadığı halde kendini birtakım önlemler almak zorunda hisseder. Kuşkularının sağlamasını yapabilmek için güzel komşusu Ashley ile arkadaşı Ronnie’den yardım ister. Ev hapsinde olduğundan tüm bunları evinin sınırlarını aşmadan yapmak zorundadır.

Alt Yazı

– Sence bizi görüyor mudur?

 – Hayır.

Fakat inan bana onu izlediğimizi hissediyordur.

 Baba?

 Bu büyük bir balık baba.

 İşte geldi.

 Saat 10 ve 2 pozisyonu.

 Yapabilirsin.

 Dönüyor.

 Göster ustalığını Kale.

 Önüne getirmeye çalış.

 Söylediklerin kafamı karıştırıyor.

 Onu ürkütme.

 İşte oldu.

 Harikaydı.

 Yemi yuttu.

 Akıntıya bırak.

 Akıntıya bırak.

 – Dalga geçiyor olmalısın.

 – Dikkatli ol.

 – Çek onu.

 Çek onu.

 – Yavaş, yavaş.

 Vurdu! Dik tut.

 Misina sağayım mı?

 Panik yok.

 Bırak gelsin.

 İşte böyle.

 – Vuruyor.

 – Yuttu.

 Oltayı sar, yavaş ve sakin.

 Tamam.

 – Dalga geçiyor olmalısın.

 – Sorun yok.

 Elinden geleni yaptın.

 – Saçma.

 – Önemli değil.

 Balık bazen kaçar.

 Hadi.

 Biraz mola verelim.

 Bir balık bile tutamıyorsam, burada ne işim var?

 İşten iyi, değil mi?

 Tut şunu.

 İşten iyi, dedim.

 Sen bir yazarsın.

 Evde çalışıyorsun.

 Hayatın hiç de zor değil.

 Babanla vakit geçirmek için arkadaşlarını satman hoşuma gidiyor.

 Gelmem için beni zorlamadın.

 – Gene de hoşuma gitti.

 – Benim de.

 Konuşmak istediğin herhangi bir şey var mı?

 – Ne?

 Ne?

 – Baba oğul konuşması mı?

 Boş ver.

 Hayır, hayır.

 – Hadi konuşalım.

 – Boş ver dedim.

 Hayır, söyleyeceğim bir şey var.

 Gözünden kaçmıyor.

 – Anneme söyleme.

 – Söylemem.

 Çocuğum olacak.

 Kız arkadaşım hamile ve onu ziyaret etmeliyim.

 Reno’da oturuyor.

 Oraya gitmek için   annemin arabasını almam gerekecek.

 Karavan parkına taşınacağız.

 İsmi, Shirley.

 – Güzel mi?

 – Tabii ki.

 Güzel.

 Önemli olan bu.

 Seni ukala.

 Hadi balık tutalım.

 Senden önce tutacağım.

 Sen balık tutarken ben dikkatini dağıtmıyorum.

 Nehirde yüzen balıkların hepsi, şimdi bizim kovamızda.

 Dalga geçiyorsun.

 Geçen seferki gibi, balık almak için durmadığınızdan   emin misin?

 Geçen seferki gibi balık mı satın alıyoruz?

 Hayır, bunu yutmayacağını biliyoruz.

 Adama bak.

 Ah, hadi ama! Serseri! Sana demedim anne.

 Affedersin.

 Onu görmeliydin.

Bir hafta yetecek kadar tuttuk.

– Ne zaman burada olursunuz?

 – Bilmem.

 Bir saat?

 Kale, iyi misin?

 Baba.

 Kale! Baba?

 1 YIL SONRA Bu yaz, Hawai’ye gittikten sonra   belki   Pislik  Belki   büyük annemleri ziyarete Kore’ye giderim   belki de gitmem.

 Belki   evde kalırım.

 Fakat belki   bizimkiler bana acır.

 Belki   beni plaja götürürler   böylece yerli kadınların   doğal güzelliğine bakabilirim.

 Hayal kurmaya devam et sapık.

 Belki.

 Belki sana “F” veririm.

 Söylesene Kale   üç harika yaz ayı boyunca   ne yapmayı planladığını bize anlatacak kadar   uyanık kalabilir misin?

 Ayağa kalkayım mı?

 Yaz ayları.

 Ne yapacaksın?

 Söylediğinizi anlamıyorum.

 Oraya kadar okumadım.

 Ödevini yaptın mı, yapmadın mı?

 Galiba yapmadım.

 “Galiba yapmadın” mı?

 Kendini veya beni ne sandığını bilmiyorum.

 Dürüst bir cevap veremiyorsun, pekâlâ.

 Seni sınıfta bırakmamak için bir tek neden söyle, hemen.

 Baban ne düşünür?

 Tamam Bay Brecht.

 18 olmanıza altı ay var, dolayısıyla kabul ettiğiniz 2.

 saldırı suçu   bir yıl ıslahhane cezası gerektirir.

 Öncekilerle birlikte, üçüncü suçun oldu.

 İnsanın babasını kaybetmesi kolay değil.

 O yüzden size 3 ay ev hapsi veriyorum.

 Bay Brecht, size bir şans tanıdım.

 Sakın beni pişman etmeyin.

 Pekâlâ, evden çıkmamak için hazırsın.

 Yeşil, izin verilen alandasın demek   yani bu adamın 30 metre çapı dâhilinde.

 Fişten çektiğin an, polis gelir.

 Bay Bilezik’ten sabit bir GPS sinyali alır, o da telefon hattından kontrol sistemimize gelir.

 7 gün 25 saat, neredesin, neredeydin biliyoruz.

 – Peki ya kazara  – Kırmızı ışık yanar.

 Yeşile dönmek için 10 saniyeniz var, yoksa  Ne?

 İnfaz timi mi gelir?

 Gözlerini de bağlamazlar üstelik.

 Su geçirmez, suya batırıp sınırı geçeyim deme.

 İşe yaramaz ve aptal durumuna düşersin.

 Açıklamalar, bu da kartım.

 Hapis ücretinden haberiniz var mı?

 – Hayır.

 – Her gün, 12 dolar.

 Kredi kartı geçerli.

 Harika.

 Cüzdanım şurada.

 Memur bey.

 Gutierrez?

 İspanyolca öğretmenin mi?

 Benim kuzenim.

 Bir şey daha.

 Ev hapsi çocuk oyuncağı gibi görülebilir   ama bu yüzden üşüten bir sürü kişi gördüm.

 Hatta bir veya iki gün sonra bile.

 Kendini oyalayacak sağlam şeyler bulmaya bak.

 Bum! Beynini dağıttım.

 Pekâlâ, girişte iki kişi daha.

 M-60’ı ben alayım.

 Kobra saat 3 yönünde.

 Yerine geç ve bekle.

 Alttaki girişe git.

 İşte başlıyoruz.

 İşte geliyor.

– Vur, şimdi! – Ateş.

 Bum! Vurduk! Tamam, onu vurduk.

 Şimdi beni takip et.

 Altta gizli bir giriş var.

 Kimse yok mu?

 XBOX LIVE’a bağlan GİRİŞ REDDEDİLDİ Şaka mı bu?

Alan, hissettiği suçluluk duygusunu konuşmak için “Cheaters’a” uğradı.

Kameranız bulunduğum bir duruma şahit oldu galiba.

 Oho.

 İşte geliyor.

 Yakaladım seni ahbap.

Ne oluyor burada?

 Kapıyı aç.

 Cesur ol Alan.

Valerie’nin kuzeniyle ne yaptığınızı açıklayın.

Odamı temizleyecektim.

 Uçmadan önce  iTunes’dan müzik indirmek için giriş yapın.

 Bu Apple kullanıcısı bulunamadı.

 Bu Apple kullanıcısı bulunamadı.

Cabo’nun cadde ve dükkan labirentinde alışveriş yapın.

Sonra su sporlarının en iyisinde maceraya atılırız.

Tabii ki bir de en güzel fıstıklar var.

Cabo San Lucas, “Bikini Güzergâhları’nda”.

 – Hâlâ saçma şeyleri mi izliyorsun?

 – Hayır, haberleri.

  Patricia Williams, kaçırılmış olabilir.

3 gündür   telefonlara cevap vermeyince   ailesi kaybolduğunu bildirmiş.

 XBox’umu iptal ettirmişsin.

 iTunes’u da.

 Başka neyi iptal etsem?

 Hizmetçi servisini! Kale, hapsolmana üzülüyorum ama bu bir tatil değil.

 Bugün iki evi görmeye gelecekler.

 Odayı ve mutfağı temizlemeni istiyorum.

 Ajandama bakayım.

Williams’la ilgili   herhangi bir bilginiz varsa   özel bir hat açıldı.

 Sence de çok dramatik değil mi?

 Fişi yine takarım.

 Dramatik mi?

 Ne yapacaksın?

 Delirdin mi?

 İşte şimdi dramatik oldu.

 Odanı temizle.

 Ronnie, bu şey çok kaşındırıyor.

 Ayrıca, annem dönüştü.

“Shawshank’teki” gardiyana dönüştü.

 XBox ve iTunes   aboneliğimi iptal ettirmiş.

 Hiçbir yere gidemiyorum.

 Çıldıracağım.

 Bana bir şeyler söyle.

 Ne olursa.

Dostum, şu Hawaii’li yavruları görmelisin.

 İnanılmazlar.

Havuzdaki bir kız bana şunu öğretti: Anlamı ne?

– Galiba Hawaii’ce çiftleşme daveti.

 – Yalan söylüyorsun.

 Yanındaki kim?

Burada mı çalışıyorsun?

 Seni sonra ararım.

 Hayır, kapatma! Ronnie!Kapatmalıyım.

 Görüşürüz.

 İşte geliyor.

 Ah, evet.

 Geliyor işte.

 Mary birkaç gece yerine bakmamı istedi, eve geç geleceğim.

 Söylemek istediğin bir şey var mı?

 Hiçbir şey.

 Geliyorum! Pislik.

 Geri zekâlı! Sizi küçük serseriler.

 Bahse girerim bunu çok komik buluyorsunuzdur.

 Ne yapacaksın, öğretmen gibi bizi de mi öldüreceksin?

 Şu pisliği göstermeden ve kıçınıza tekmeyi basmadan önce değil! Ah, lanet! Evden ayrılamayacağını söylemiştin! Ayrılamaz! Ah, kahretsin, kahretsin! Yeşile dön! Yeşile dön! Tamam, yine evdeyim.

 İyiyim.

 Yeşile dön! Evdeyim! Yeşile dön.

 Hadi.

 Evet! Evet! Evet! İyi misin?

 Hayır, sorun yok.

 İyiyim.

 Şimdi değişti.

 Yeşil yanıyor.

 Hayır, hayır.

 Efendim?

 Memur bey, dinleyin.

 Evden ayrılmıyordum.

 Merdivenlerimde bir torba bok vardı.

 Torbayı merdivenlere koyup yaktılar.

 – Yere yat.

 – Bok dolu bir torba  Yat yere! Ellerini başının arkasına koy.

 Evimi pislettiler.

 – Yüzün yerde, yüzün yerde.

 – Saçmalık bu.

 Diğer elini ver.

Memurlar büyük ihtimalle yakınlardaydı.

 Fakat o polis öğretmenimin kuzeni.

 Sizce de çıkar çatışması yok mu?

Seni sürüklemedi, değil mi?

– Hayır.

 – Çünkü ilk sefer affedilebilir.

Öğretmenin kuzeni de bunu biliyordu.

Ancak gelecek sefere, kendini hâkim önünde bulursun.

 Teşekkür ederim.

 Biraz daha sert Chad.

 Selam köpekçik.

 Buraya gel.

 Sen ve ben, ikimiz.

 Nerede o?

! Nerede o?

! Frankie! Neredesin?

! Frankie!Aloha, Senyor Kale.

 Ronald! Neler oluyor dostum?

 – Hiçbir şey.

 – Nasılsın?

 – Duş aldın mı?

 – Evet.

 – Nedir bu?

 – Macadamia fıstığı.

 Bana bunu mu getirdin?

 Sana göstermek istediğim bir şey var.

 Benim de sana var.

TV’de olmayan bir reality.

 – Tam penceremin önünde.

 – Maui piliçlerim var dostum.

 İşte.

 Bayan Pilch.

 Ve Pilchlerin köpeği.

 – Heyecan verici.

 – Bekle, daha bitmedi.

 İzle.

 Hizmetçileri Linda’ya hoşça kal diyor, göğsünde dövme var.

 Ayrıca her Perşembe saat 16.

00’da şehir kulübüne gidiyor   ve koca memelilerle tenis oynuyor.

 Bayanlar gidiyor.

 Sahne sırası Bay Pilch’te, işten dönüyor.

 Büyüleyici.

 Ayağa kalk ve şuna bak.

 Buna ne dersin?

 Eve giriyor.

 Al şu dürbünü.

 Yukarıya bak, ikinci kat.

 – Kim var?

 – Vay canına! Neden bahsettiğimi gördün mü?

 – Ronnie, hadi gidelim.

 – Geliyorum.

 Aman Tanrım.

 Piyangoyu vurmuşsun.

 Tacizciler kitabında var mı bu?

 Tacizci değilim.

 Bunlar sadece gözlem.

 Can sıkıntısının yan etkileri.

 Oyalanacak bir şey bul Kale.

 Bu, Robert Turner.

 Ve ?

 Bunu günde iki kez yapar.

 İşte sana bahsettiğim casusların hücresi.

 – Zil şakacıları mı?

 – Evet.

 Kontratak planın ne?

 Seçeneklerimi gözden geçiriyorum.

 – Ufaklıkla ben ilgilenirim.

 – Gel hadi.

 Neydi bu?

 Turun son durağı.

 Buraya gel.

 Aman Tanrım.

 Tanrı varmış.

 Bu da kim?

 Bilmiyorum.

 Sana engel olan ne?

 Hadi.

 Yardım edebilir miyim?

 Hayır, hallettim.

 Çalılar fazla uzamış.

 Endişelenme.

 Bunu hep yaparım.

 Eminim.

 Bu ikisini alabildim.

 Mektuplarımı alamamak can sıkıcı.

 Kalan son gururun da yakınlarda yok oldu.

 Polisler geldiğinde mi?

 Hayır, onların hatasıydı.

 Aradıkları ben değildim.

 Yanlış çocuk, yanlış ev.

 Karıştırdılar.

 Bu arada, ben Kale.

 Taşınma nasıl gidiyor?

 Hâlâ devam ediyor.

 Yardım etmek isterdim ancak bu aralar mesafelerle sorunum var.

 Martha Stewart gibisin.

 Bir farkla, ofise gitmek için   48 saatlik iznim yok benim.

 Ayrıca pasta süsleme işinde de   o kadar iyi değilim.

 Nereden geliyorsun?

 Şehirden.

 Zoraki bir taşınma.

 Ashley?

 Eve girer misin lütfen?

 Annem.

 Kibardır ve hep “lütfen” der   ama ses tonu her şeyi anlatır.

 Evet, o ses tonu bilirim.

 Bu arada, ben de Ashley.

 Anlamıştım.

Japonya’da kazançlı sezon doruk noktasına Otopark görevlisi, kimliği bilinmeyen birininWilliams’ı aldığını söyledi, saat 10.

00 ile 10.

30 arası.

O kişi soldan hasarlı, mavi renkli,60 model bir Ford Mustang kullanıyormuş.

Polis bunu doğrulayan   kamera görüntüleri yayınladı.

İncelemeye yakın kaynaklara göre,en son gelişme kasetin tekrar incelenmesiymiş  Demek bensiz başladın, ha?

 Güzel.

 Ne diye durdun?

 Beni göremezsin.

 Burası aşırı karanlık.

 Başardın.

 Beni kontrolden çıkardın.

 Seninle konuşurken yüzüme bak! Bir Mustang.

 Affedersin.

 Beni duyduğunu sandım, üzgünüm.

 Ninja gibisin.

 – Üzgünüm.

 – Önemli değil.

 Ne yapıyorsun?

 Pencereden bakıyorum.

 Rüzgârı seyrediyorum.

 Yaratıcı oluyorum.

 İyi geceler demek istemiştim.

 İyi geceler.

 Seni seviyorum.

 – Seni seviyorum.

 – İyi uykular.

 Tamam anne.

 KAYIP KADIN – GİZEMİNİ KORUYOR Ne yapıyorsun?

 Ne yapıyorsun?

 Bahçeme mi bakıyorsun?

 Öyle mi?

 Güzelim bahçeme mi bakıyorsun?

 İşte seni yakaladım.

 Yakaladım seni.

 Artık bahçemi kazamayacaksın.

 Kayıp tavşancıklar yok ama şunu dinle.

 Kızın kayboluşu bazı cinayetlerle, adam kaçırmalarla aynı, 3 yıl önce Austin’de.

 Hepsi kızıl saçlı.

 Adamı yakalayamadılar   ama bir evde 7 pilicin cesedini buldular, katil evi terk ettikten bir yıl sonra.

 İpucu yok, orada kimin yaşadığı belli değil, çünkü sahte bir isim   ve bir posta kutusu kullanmış.

 Şuna bir bak.

 Kızların fotoğrafları.

 Tanrım, iğrenç bu.

 Hareket ediyor.

 Yüzmeye gidiyoruz.

 Elimizde ne var?

 Geç olması hiç olmamasından iyidir.

 İşte başlıyoruz.

 Mahallene gerçekten bayıldım.

 – Yeni bu.

 – Yenileri severiz.

 Su sıcak bebek! İşte böyle.

 Derin nefes al.

 Bakabilir miyim?

 İşte başlıyoruz.

 Konsantre ol kızım.

 Altın madalya için.

 Katıksız bir ahmaksın.

 Duyması mümkün değil.

 Omaha’daki sağır teyzem bile duydu.

 Şimdi beni gördü.

 Beni gördü.

 – Bana baktı.

 – Mümkün değil.

 – Evet.

 – Gördün mü?

 O  Pekâlâ, belki de gördü.

 Bu kadar az mı yüzer?

 Hayır, normalde keyfini çıkarır.

 İşte gitti.

 Hayır! O değil.

 O olabilir.

 Tamam, bakalım.

 Eğer o değilse, bırak gitsinler.

 Bu, o.

 Gelen, o.

 – Lanet olsun! – Dur, dur.

 Kötü yakalandık! Hayır! Açma! Burada olduğumu biliyor.

 Ayağımdaki zımbırtı.

 Merhaba.

 Neden bu kadar geç açtın?

 Ee, üst kattaydık, oyun oynuyorduk.

 Video oyunları! Evet.

 Bu, arkadaşım Ronnie.

 Ronald.

 – Merhaba desene Ronald.

 – Merhaba Ronald.

 Aptalın tekisin.

 Seni buraya getiren ne?

 Evime yani.

 – Kapıda kaldım.

 – Berbat bir şey.

 Tam bir trajedi.

 Birini mi arayacaksınız?

 Sokakta kalmayı tercih ederim.

 Video oyunları, ha?

 Ben de oynamayı severim.

 Odan burası mı?

 Biraz dağınık.

 Biraz mı?

 Dışarıda ilginç bir şey var mı?

 Ne dedin?

 Seni duyamadım.

 Komşuları mı gözetliyorsun?

 Aslına bakarsan, evet.

 Bir komşusu var, bu durumda senin de komşun oluyor, Teksaslı, soğukkanlı bir katil olabilir.

 Austin.

 Öyle mi?

 Delil A, Robert Turner.

 Onu gördüm.

 Yani?

 Yani, ee  Madison’daki kayıp kıza ne dersin?

 Haberlerde veriyorlar.

 Sizce ilgisi mi var?

 Arabası kızı götüren arabaya benziyor.

 – 60 model bir Mustang.

 – 60 model Mustang.

 – Aynı renk.

 – Aynı renk.

 Bunlar şüphelileri elemeye yeter.

 Haberlerde arabanın hasarlı olduğunu söylediler.

 Ve ön tamponu hasarlı.

 – Tamam mı?

 – İpuçları tutuyor.

 Hikâye uyuyor.

 Uyuyor.

 Tamam.

 Mustang’i görüyorum.

 Ama hasar göremiyorum.

 Hayır, orada.

 Orada.

 Orada olmalı.

 Nasıl bu kadar çabuk tamir ettirdi?

 Çünkü hiç hasarlı olmadı.

 Her neyse, tam bir çöpçü.

 Voleybol oynuyor.

 – Kafatası topluyor! – Ne?

 Bir bakayım.

 Uzun boynuzlu.

 Neredeler bilirsin.

 – Teksas.

 – Peki katil nereli?

 Teksas.

 Tamam.

 Kahve ve çörekler nerede?

 Kahve ve çöreksiz izleme olmaz.

 Hepsini amcamdan aldım.

 Birinci sınıf bir sosyopattır.

 Turner kaç yıl orada yaşamış?

 Birkaç yıl.

 Şuna dinleyin.

 Teksas’ta bulunan cesetler   muhafaza edilmiş.

 Bu adam hasta.

 Cesetler birbirine girmiş ve bodrum duvarlarına sıkıştırılmış.

 Kız künt travmadan ölmüş, kafasına ve yüzüne vurmuş.

 Acayip.

 Acıktım.

 Hadi pizza siparişi verelim.

 Bir süredir yok.

 Yakala.

 Telefonumu nereden buldun?

 Özelime girdin.

 Bunun için seni yetkililere şikâyet edebilirim.

 Telefonuma ne yaptın?

Ah, ben çok azdım Ah, ben çok azdım Seni her aradığında bunu duyacaksın.

 Güzel seçim.

 Güzelmiş.

 Biraz korkunç, değil mi?

 Biraz renk kullanabilirdi.

 Mahsuru var mı?

 Hayır.

 Göster kendini Picasso.

 Söylesene, ailen seni neden banliyöye sürükledi?

 Şey, galiba annem babamın ipini kısa tutmak istedi.

 Şehir hayatı baştan çıkarıcı olabiliyor.

 Fakat annem hâlâ çok ağlıyor, babam da daha çok ilgilenmiyor.

 Ne düşündüler, fazladan bir banyonun   işe yarayacağını mı?

 “İhanet mi?

 Boş versene.

 “Şu depo alanına bak!” Onun gibi bir şey.

 Pekâlâ, senin sorunun ne?

 Neden sorunum olduğunu düşünüyorsun?

 Tanrım, bilmiyorum.

 İşte geldi.

 Başka bir araba.

 Şövalyeliğin öldüğünü kim söylemiş?

 Ben söylemedim.

 – Senin için bir parti kızı var.

 – Nereden biliyorsun?

 Parlak yeşil bileklik The Place’e ait.

 Kırmızı olan Komodo Club’a ait, sarı olan da Razors’a.

 Ehliyetin kusursuz olmalı.

 Ehliyete ihtiyacım yok.

 Ah, ayakkabılarına bayıldım.

 Dalga geçiyorsun.

 Ayakkabılarına mı bakıyorsun?

 Ayakkabılar.

 Elbette.

 İçeri giriyor.

 Kızı sarhoş edecek.

 Bu yaptığımız doğru değil.

 Harekete geçiyor.

 İşte başladı.

 Reddedildi.

 Suratındaki bakışa bak.

 Havaya girmek için biraz müzik.

 – Sence hangi şarkı?

 – Bilmem.

 Bir fikrim var.

 Al şunu.

 – Hayır.

 – Dur, dur.

 Hayır.

 Dur, dur.

 – Dalga geçiyorsun.

 – Tempo uyuyor.

 Aman Tanrım.

 Gerçekten uyuyor.

 Ancak varoşlarda olur.

 Başka nerede bu tür bir eğlence var?

 Tanrıya şükür buraya taşındın.

 Bekle.

 Şunu gördün mü?

 Zum yap.

 Fiyat etiketiymiş.

 O elbiseyi iade edemeyecek.

 İşte başlıyor.

 Şimdi harekete geçmelisin.

 Kızıl saçlı kim?

 – Güzelmiş.

 – Senin yapacak işin yok mu?

 Senin yapacak işin yok mu?

 – Yok.

 – Senin  Bu arada, babam bu şarkıyı çok sever.

 Merhaba anne.

 – İşte başlıyoruz.

 – Hayır, ben iyiyim.

 Barnes and Noble’dayım.

 Sorun değil, yürürüm.

 Vardiyası bitmiş.

 Gitmem gerek.

 Benimle yürür müsün?

 Bunu annene ver.

 Bu ilginç gece için teşekkürler, ve de gün için.

 Galiba sınır burası.

 Galiba.

 Ee, yarın aynı vardiya mı?

 Sana haber veririm.

 Biri arasın, biri arasın.

 Biri arasın, biri arasın.

 Selam çocuklar.

 Aile eğlencesi mi?

 Tamam, neler olduğunu anlıyorum.

 Şimdi başınız belada.

 “Çizgi film izliyoruz.

” “Tamam tatlım.

 Anlıyorum.

 Artık büyüdünüz.

” Hadi anne.

 Serseriler.

 Vay canına.

 Bunlar çok azgın.

 İmdat! Ah, lanet olsun.

– Ne kadar ileri gittiniz?

 – Dinle beni.

 Tuner beni gördü.

 Evindeki kızıl saçlı.

 Ne gördüğümden emin değilim.

 Onu yakaladı ve ışıkları söndürdü.

 Peki ya kızı öldürdüyse?

Sakin ol.

 Konuş benimle.

 Neler oldu?

 Telefonda kal.

 Sadece telefonda kal.

Bir şey görüyor musun?

Kale, neler oluyor?

Konuş benimle ahbap.

 Kızıl saçlı.

 Evden ayrılıyor.

Sen gerçekten kafayı üşütüyorsun.

Buna bir son vermelisin Kale.

 Sakin ol.

 Sakin ol.

 Ben, Robert Turner, komşun.

 Biliyorum! Burada ne işin var?

 Günaydın, tatlım! Onu korkuttum.

 Ah, markette Robert’la karşılaştım.

 Dükkândan çıktığımda lastiğim inmişti.

 Değiştirmeye çalıştık ama adaptör  Babam o cıvataları takardı.

 İşe yaramadı.

 Cıvataları sıyırdı.

 – Benim hatam.

 – Hayır.

 Hayatımı kurtardınız.

 Arabayı Frank’in yerine çektik.

 Tanrı’ya şükür oradaydınız.

 – Arabayı Frank’e götürebildik.

 – Yardım edebildiğime sevindim.

 Ekmek bıçağı kullanmak seni öldürür mü?

 Ne farkı var?

 Bed Bath’de 60 Dolar kadar fark eder.

 Bu şeyleri hep merak etmişimdir.

 – Bakmamın mahzuru var mı?

 – Evet, var.

 – Ne yaptın?

 – Kahveniz  İspanyolca öğretmenimi vurdum.

 Sütü arabada unutmuşum.

 Hemen dönerim.

 Öğretmenimi vurdum, – derken neyi  – Suratına yumruk attım.

 Dinle beni.

 Anlıyorum.

 Ben de okula gittim.

 Bir sürü öğretmen vardı, öldürmek istediğim.

 Kale, şekeri uzatır mısın lütfen?

 Buyurun.

 Biraz daha süt ister misiniz?

 Annen dışarıda yemek yemeyi ne kadar çok sevdiğini söylüyordu.

 Öyle mi?

 Yemeğe çıkabiliriz, sonra da sinemaya gideriz.

 – Olmaz.

 – Hoşuma giderdi.

 Benim için.

 Benim için olmaz, ama annem gitmeyi çok ister, – değil mi anne?

 – Hadi oturalım.

 Tanıştığımıza sevindim Kale.

 İğrenç.

 Adam tam bir ucube.

 Seninle tanıştığına gerçekten sevindi mi   yoksa sinsi bir mesaj mıydı?

 – Benimle dalga mı geçiyorsun?

 – Biraz.

 – Saçlarımı fark ettin mi?

 – Evet, güzel olmuş.

 Mustang var, uzun boynuzlu kafatası var, ve şu kız, korkmuş görünen.

 Yarı çıplak koşuyordu.

 Sonra beni gördü, mutfağımda belirdi ve anneme asılmaya başladı.

 Onu suçlayabilir misin?

 Annen çok seksi.

 Ciddi olur musun?

 Kızın görüntüsünün   başka bir açıklaması olabilir.

 Belki de yarı çıplak kovalanmayı seviyordur.

 Beni bu hâlde bırakıyor musun?

 Bir partiye gidiyorum.

 – Kimin partisi?

 – Benim.

 Senin mi?

 Sen parti veriyorsun  Affedersin.

 Tanıdıkların olduğunu bilmiyordum.

 Şu kızla tanıştım, Minnie Tyco.

 Sıska psikopat.

 İspanyolca dersindeydi.

 Eğlencelidir.

 Ailemin şehir dışında olduğunu söyledim ona.

 Birini aradı, o da birini aradı, – şimdi herkes geliyor.

 – Anladım.

 Tüm yakışıklılar ve güzeller geliyor.

 Eğlenceli olacak.

 Gerçekten parti veriyor musun?

 Evet.

 Pekâlâ, iyi eğlenceler.

 Bu kadar çabuk uyum sağlayacağını düşünmemiştim.

 Bu gece bunu çekmecende tutmaya çalış.

 Ne demek bu?

 Ah, seni izlediğimi düşünüyorsun.

 İzlemiyorum.

 Kendi işlerimle ilgileniyorum.

 Pekâlâ, buraya kadar! Aman Tanrım.

 Minnie Riperton’ı sevmiyor musun?

 Ona vurdum! Şimdi seni yakaladım Greenwood! Rehberde adın olmasa iyi olur! Büyük bir taktik hata dostum.

 Çok büyük! Ne yapıyorsun burada?

 Ne, müzik dinlemeyi sevmez misin?

 Aman Tanrım.

 Geri çekil yoksa atarım.

 O hayatımın 60 gigabyte’ı.

 Daha iyi.

 – Ne yapıyorsun?

 – Sen ne yapıyorsun?

 Partimin tadını çıkarıyorum.

 – Gerçekten mi?

 – Hayır, bekle.

 Sana göre, ben ayak uyduruyorum.

 – Beni kandırabilirdin.

 – Yani?

 Eğlenmene bak.

 Sakın beni sinirlendirme.

 Beni izliyordun.

 Peki ne zamandır?

 Sadece bu gece mi?

 Bir haftadır?

 İki haftadır?

 Taşındığımdan beri?

 Neleri kaydettin?

 Başka ne gördün?

 – Başka ne mi gördüm?

 – Evet.

 Bir sürü şey gördüm.

 Demek istediğim, öyle değil.

 Örneğin, pizza aromalı cips seven   dünyadaki üç kişiden birisin.

 Vaktini evden çok, evin çatısında geçiren   tanıdığım tek insansın.

 Peki ne yapıyorsun?

 Okuyorsun.

Kitaplar.

 “Us Weekly” veya “Seventeen” değil, gerçek kitaplar.

 Bir de sürekli şunu yapıyorsun, Obsesif Kompülsif Hastalık gibi, ama değil.

 Ne zaman odandan çıksan, kolu tutuyorsun, neredeyse çıkıyorsun ama çıkmıyorsun.

 Geri dönüyorsun, aynanın karşısına geçip, kendine bakıyorsun.

 Fakat bu, “çok seksiyim” türü bir bakış değil.

 Daha çok, “Gerçekte kimim ben?

” türü bir şey.

 Bunu kendine sorman  Harika.

 Bir de benim gibi pencereden bakıyorsun   ama sen dünyaya bakıyorsun, çözmeye çalışıyorsun.

 Anlamaya çalışıyorsun.

 Tıpkı kitapların gibi, dünyanın neden düzenli olmadığını bulmaya çalışıyorsun.

 Ben sadece sana bakıyorum.

 En iğrenci de bu, şimdiye kadar duyduklarımın, veya en tatlısı.

 Geçen geceyi hatırlıyor musun?

 Benim sorunlarımdan bahsettiğimiz geceyi?

 – Sorunun olmadığını söylemiştin.

 – Öyle mi dedim?

 Saçmalık.

 Milyon tane sorunum var.

 Öğretmenini öldüren birinin mi?

 Öğretmenimi öldürmedim.

 Kahretsin.

 Torbada ne var?

 Aman Tanrım.

 – Ne gördün?

 – Kırmızı lekeler.

 – Kan mı?

 – Ne yapmalıyız?

Arabasına girmemi istediğine inanamıyorum.

 Torbaya bakmamız gerek.

 Garaj kapısının kumandasını al.

Gideyim mi?

 Turner nerede?

 Kürek alışverişinde.

 Görüntü sana doğru yola çıktı.

Güvende olduğumdan emin misin?

 Hâlâ dükkânda.

Başlıyoruz.

– Bu harika.

 – Neymiş o?

 Sanki naklen yayın yapıyor.

İnternet’te göründüğünden daha zor bu.

 Harika gidiyorsun.

 Ashley! – Merhaba! – Selam, Sıska Minnie.

 ÇAĞRI SONA ERDİ O ismi nereden duydun?

– Ashley?

 – Pislik herif.

 İçerideyim.

 Güzel.

 Etrafa bakmaya başla.

 Koltuğun altına bak, yan bölmelere bak, torpido gözüne bak.

– Burada değil.

 – Hiçbir şey yok mu?

 Tamam, bakmaya devam et.

 Bekle biraz.

 Turner’ı kaybettim.

 Sıska Psikopat’la karşılaştım.

 En son ne zaman gördün onu?

 Bilmiyorum.

 Beş dakika önce.

 Arabası gitmiş.

Oy, oy, oy! Kumandasını buldum! Aç ve şifreyi bana ver.

 Hemen şifreyi ver.

Ama şimdi kapıyı açamıyorum.

 Hayır! Bunu yapma.

Bekle.

 Neden bu kadar gerginsin?

 Ashley, Turner’ı gözden kaybetmiş.

 Eve geliyor.

 O yüzden gerginim.

 Hemen bana şifreyi söyle.

Hayır, hayır.

 Aptal Operasyonu resmen sona erdi.

 Ronald, hayır! Dinle beni! Çevir ve bana şifreyi söyle.

 Hedefe ulaştın! Kumandayı aç ve söyle.

 Kumandayı aç ve şifreyi bana ver.

Yapamıyorum  Açılmıyor.

 Denemeye devam et.

 Bekle.

 Ronnie’yi oradan çıkar! Bana şifreyi veriyor.

 Acele etmesini söyle.

 Kahretsin! Ronald, hadi.

Hazır mısın?

 Bir yukarı  Bayan Carlson.

 Kale.

  üç yukarı, dört yukarı  Hayır, hayır.

 Yanlış söyledim.

Dört aşağı.

 Kale?

 Merhaba.

 Ben, Robert Turner.

 Arkanızdaki evde oturuyorum.

 Ah, evet.

 Mahzuru var mı?

 Kaba bir davranış.

 Ne yapıyorsunuz?

 Ben resmî olarak mahallemize hoş geldiniz diyorum.

 Beni takip ettiğini biliyorum.

 Yapma.

 Sakın inkâr etme.

 Kızmadım.

 Açıkçası, nedenini bile bilmek istemiyorum.

 Sadece şunu bilmeni istedim, ben biraz utangacımdır.

 Ben öyle sinsice dolaşmaktan, popüler falan olmaktan, yeni çağ tarzı yaklaşmaktan haz etmiyorum, ve yalnızlıktan hoşlandığımı sana söylemeye   kendimi mecbur hissediyorum.

 Dünya gittikçe paranoyaklaşıyor.

 Bence sizin kadar   zeki ve çekici birinin   vaktini boşa harcamaması gerekir, bu paranoyayı beslemek için.

 Artık biliyorsunuz.

 Tek izleyen siz değilsiniz.

 Bu bilgiyi paylaşabilirsiniz, isterseniz.

 Tamam mı?

 Anlaştık mı?

 Tamam, tamam.

 Buraya kadar.

 Polisleri arayacağım.

 Hiçbir şey yapmadı.

 Mahremiyeti sevdiğini söyledi.

 Peki neden?

 Bir şey saklıyor.

 Kesinlikle.

 Bunu bildiğimizi biliyor.

 Ve görünüşe bakılırsa, umurunda değil.

 Ödünü patlatmış.

 Koca adam.

 Kale, o beni korkutuyor ama haklı.

 Onu gözetliyoruz.

 Onda şu Stockholm Sendromu var.

 Rehine, rehin alana âşık mı oluyordu?

 – Böyle şeyleri nereden öğreniyorsun?

 – Çok okuyorum.

 Nasıl bir şey, adam sevimli mi, cazibeli mi?

 Ben böyle bir şey söylemedim.

 “Arabama girdi ama kibarca” dedin.

 – Anlamıyorum.

 – Sana bir şey söyleyeyim mi?

 – Şey yapmamız   gözetlemeyi bırakmamız?

 Artık sevimli küçük bir oyun olmaktan çıktı.

 Haddini aştı.

 Hayır, burada değilim.

 Tamam, geliyorum.

 Bizimkilerin evlilik yıldönümü, yeterince eğlenceli.

 Buna bir son ver.

 Seni sonra ararım.

Ben, Ronnie.

 Güzel bir mesaj bırakın.

 Turner’ın evinin ayrıntılı planını buldum.

 İnşa edildiğinde   ev ve garaj birbirinden bağımsızmış.

 Şu ortadaki bölüm yokmuş.

 Neden böyle bir şeye ihtiyaç duysun ki?

 Ara beni.

 – Kim o?

 – Ben Ronnie! Kapıyı aç! – Mesajımı aldın mı?

 – Telefonumu arabasında düşürmüşüm! Kapağı geri takarken yere bırakmış olmalıyım.

 – Tamam, tamam.

 – Anladın mı?

 Telefonunu alacağız.

 Tamam mı?

 Fakat yapmanı istediğim bir şey var.

 Orada mısın?

Nasıl görünüyorum?

 Görebiliyor musun?

 İyi görünüyorsun.

 Seni görüyorum.

Peki ya orada?

 Hareket var mı?

Nasıl görünüyorum?

 Gitmeye hazırsın.

 İşte gidiyorsun.

Nasılım?

 Hâlâ sinyal alabiliyor musun?

 Seni görüyorum.

 Köşeden uzat.

 İşte oldu.

Hâlâ güvende miyim?

 Hareket yok.

Çok gürültü yaptım.

 Bir şey var mı?

 İyi gidiyorsun.

Burası berbat kokuyor.

– Koku neye benziyor?

 – Kızarmış seksi piliç cesedine.

Kapı kilitli değil.

Göremiyorum.

 Burada değil.

 Aramaya devam et.

 Bulursun.

Evet, tamam.

 Buldum.

Teşekkür ederim, teşekkür ederim.

– Tamam.

 Torbayı bulmalısın.

 – Pekâlâ.

 Tamam.

Göremiyorum.

 Ah, bekle.

 Gördüm, gördüm.

Görüyor musun?

 İşte orada.

 İyi iş çıkardın.

 Tamam.

Kamerayı bir saniye için yere bırakmalıyım.

Kokunun kaynağı kesinlikle bu.

Bunu bir daha yapmak istemiyorum.

 Sakin ol.

 Torbanın içine bakmanı istiyorum.

Burası kan dolu.

Bekle.

 Bence bu saç.

Tanrım, çok mide bulandırıcı.

Aman Tanrım.

 Yapışkan bu.

 Ronnie, kamera kayıyor! Kahretsin.

Çok az kalmıştı.

 İyi kurtarış.

Tuttum.

 Nasıl görünüyorum?

Ah, olamaz.

 Ronnie?

 Kapıyı kapattın mı?

Garajda biri var galiba.

Bana yardım et.

 Sus, evde o.

Ah, kahretsin! Ah, kahretsin! Ronnie! Kapıyı aç! – Arkadaşım kaçırıldı! – Sopayı bırak! Yere! Hemen bırak! Sopayı al.

 Buradayım çünkü arkadaşım evde.

 Ev sahibi onu öldürmeye çalışıyor.

 Ah, hadi ama! – Kapı açık.

 – Buraya geldiğimde açıktı zaten! – Kırma ve içeri girme.

 – Saçmalık! – Bay Turner?

 – Evet.

 Nasıl yardım edebilirim?

 Bu çocuk, arkadaşının sizin evinizde olduğunu iddia ediyor.

 Herhangi bir bilginiz var mı?

 Hayır, yok.

 Yalancı.

 – Bu kadar yeter.

 – Arkadaşım içeride.

 Yeni uyanmadı o.

 İnsanları kaçırıyor ve öldürüyor.

 Garajdaki torbada bir ceset var! Lütfen.

 Kapı açıktı.

 Nasıl açmış?

 Emin değilim.

 Bu çocuğu tanıyor musunuz?

 Evet.

 Annesiyle birlikte arkadaki evde oturuyor.

 Bir saniye efendim.

 Terslik var.

 Bir kontrol edelim.

 Efendim, içeri bakabilir miyiz?

 Elbette.

 Keyfinize bakın.

 Geçen gece vurdum.

 Kimseyi zahmete sokmadan kendim yoldan çekeyim dedim.

 Onu gömecektim ama berbat bir hafta geçirdim.

 Tamponu tamir ettirecek vaktin oldu.

 Araba fuarı için depodan çıkarmam gerekti.

 Mükemmel durumda olması gerekiyordu.

 Otomobil Fuarı.

 Büyük araba düşkünü, ha?

 – Bu kadar yeter.

 – Otomobil Fuarı.

 Peki ya arkadaşım?

 Arkadaşım nerede?

! Bu onun ikinci ihlali.

 Yarın sabah 9.

00’da mahkemeye çıkacak.

 Suçlamada bulunabilir mi?

 Oğlunuz onun evindeydi.

 Evet, Bay Turner isterse suçlamada bulunabilir.

 Teşekkür ederim.

 Buna inanamıyorum.

 O herife inandığına inanamıyorum.

 – Yaptığından sonra  – Hepsi hikâye.

  ve diğerlerinden sonra, seni alıp götürmemeleri bir mucize.

 – Onunla konuşmalıyım.

 – Şimdi mi?

 Suçlamada bulunabilir.

 – Umurumda değil! – Yerine otur! Benim umurumda.

 Kalbimi kırıyorsun Kale.

 Kahretsin.

 Ne yapıyorsun anne?

 Lanet olsun.

 Ronnie?

 Metin mesajı: Televizyonuna bak.

 Kahretsin.

 Beni öldürme.

 – Beni öldürme.

 – Ciddi misin?

 Başıma neler geldiğini biliyor musun?

! Sakin ol! Öldüğünü sandım.

 Polislere gidip şöyle dememi mi isterdin: “Hey memur bey.

 O haklı.

 Evindeydim.

 “Bu sabah girdiğim arabadan   “telefonumu almalıydım.

” Tek düşünebildiğim hapse girmek istemediğimdi.

 Saklandım.

 Pekâlâ, kötü bir şakaydı.

 Sağlıklı düşünemiyordum.

 Lütfen.

 Aman Tanrım.

 Seni serseri.

 Seni serseri.

 – Torbada ne vardı?

 – Ölü bir geyik.

 Elbette.

 Annenin orada ne işi var?

 Beni hapisten kurtarıyor.

 Bu delile el koymadan önce   buraya gel ve şuna bir bak.

 Benim muhteşem kaçışım videoda kayıtlı.

 Çalışmayabilir.

 Yere düşürdüm.

 İşte başlıyor.

 İki haftadır hücrende gibiyim.

 Tuvalete gitmem gerek.

 Şuna bak, harika.

Ronnie?

 Kapıyı sen mi kapattın?

Galiba garajda biri var.

Bana yardım et.

 Neydi o?

 Onun için gerçekten çok zor.

 Hâlâ kendini suçluyor.

 Anlıyorum.

 Bu tür duygular, öylece  Öylece kaybolmaz.

 Çok teşekkür ederim.

 Ona karşı çok iyi davrandınız.

 Benim için bir zevkti.

 İyi geceler.

 Ronnie!! Ronnie, çabuk yukarı gel! Ronnie! Ronnie! Parti kızı, ölmüş! Demek kızın görüntüsünü kaydetmiş, öyle mi?

 Bunun olmasını hiç istemedim.

 Tek istediğim huzur içinde yaşamaktı.

 Bu yüzden de projektörü sana doğrultmalıyız.

 İşin çoğunu zaten yaptın.

 Sen, kurt var diye bağıran yalancı çobansın, komşunun sorunlu oğlu.

 Fakat şimdi gerçekten kopacaksın.

 İlk önce arkadaşını öldürdün, çünkü senden habersiz kız arkadaşını arıyordu.

 Ve anneni de buraya getirmemiz gerek, böylece boynunu kesebilesin, çünkü durmadan seni suçluyordu, babanı öldürdüğün için.

 Nasıl, kulağa hoş geliyor, değil mi?

 Güzel.

 Kalem ve kâğıt.

 Şöyle yaz.

 “Sevgili Ashley, “Ronnie’yi öldürdüm ” Kapıyı kapat, kapıyı kapat.

 Telefonu al.

 Makas! Makas.

 Telefon çalışmıyor.

 Annen nerede?

 Turner’ın evinde.

 Bunu al.

 Sınırı geçmem gerek.

 Kaçmaya hazır ol, tamam mı?

 Şimdi! Atla! Şimdi! Acele et! Annemi almalıyım.

 Polislerin geldiğinden emin ol.

 Tamam mı?

 Fırla! Hadi! Anne!Bir-üç-Adam.

 Bir-üç-Adam, cevap verin.

 On üç-Adam.

 Devam edin.

Vardiyanızın bittiğini biliyorum ama çocuk yine sınırı geçti.

Hâlâ ilk olay olmasını istiyor musunuz?

 On üç-Adam.

 Evet, ben hallederim.

Anlaşıldı.

 Tamam.

 Hallettiğim zaman.

 Anne?

 Anne?

 Anne?

 Anne?

 Anne?

 Ah, kahretsin! Anne?

 Parti kızı.

 Evden hiç ayrılmamış.

 Bay Turner?

 Efendim, burada mısınız?

 Polis! Anne?

 Anne?

 Anne?

 Rapor veriyorum, on üç-Adam  Anne?

 Kimse yok mu?

 Anne?

 Ah, Tanrım.

 İyisin.

 Seni buldum.

 Beni buna sen zorladın.

 Biliyorsun   iyi hâlden dolayı   bu şeylerden erken kurtulan ilk kişi sensin.

 İyi hâl mi?

 Sorun mu var, ilgilenecek birini ara.

 İyi hâl.

 Hapis ücretini ödeyecek misiniz Bayan Brecht?

 Dalga geçiyorsunuz.

 Dalga geçmiyor.

 Bugün ücrete tabii.

 Dalga geçmiyor.

 Hayır.

 Baksana.

 Beni takip edin.

 Mesafelerle sorunun kalmamış.

 Bu seni korkutuyor mu?

 Ah, evet.

 Dehşete düşürüyor.

 Şimdi ne olacak?

 Bayan Greenwood, uydu şirketinden arıyoruz.

 Yetişkin Programları abonelerimizi arıyoruz.

– Ne?

 – Sapık filmler bayan.

 Çocuklar böyle diyor.

 Biz konuşurken, programı izlediğinizi görüyoruz.

 İkinci kat, alıcı 3.

– Bu mümkün değil.

 – Ben sadece işimi yapıyorum.

Teşekkür ederim.

 Evet, efendim.

 Güzel.

 Şimdi kendini daha iyi hissediyor musun?

 Evet.

 Fakat bu daha ilk saldırı.

 Mahalledeki kötü adama karşı bir direniş bu.

 Çok kararlıyım.

 Sen benim kahramanımsın.

 Yakında YouTube’un en popüler videosu olacak.

||