102 dk

Yönetmen: Alex Proyas

Senaryo: James O’Barr, David J. Schow, John Shirley

Ülke: ABD

Tür: Aksiyon, Dram, Fantastik

Vizyon Tarihi: 01 Aralık 1994 (Türkiye)

Dil: İngilizce

Müzik: Graeme Revell

Nam-ı Diğer:Karga

Oyuncular:    Brandon Lee,   Rochelle Davis,   Ernie Hudson

Devam Filmleri:     1994 – Ölümsüz Aşk (159,159)7.6

    1996 – Karga 2 (18,412)4.7

Özet

Bir zamanlar insanlar biri öldüğünde ruhunu bir karganın ölümün ülkesine taşıdığına inanırlardı.Ama bazen çok kötü birşey olduğunda büyük bir kederde taşınırdı ve ruh rahat edemezdi.O zaman bazen,sadece bazen karga yanlış şeyleri düzeltmek için ruhu geri getirebilirdi…Eric Draven (Brandon Lee) ve nişanlısı Shelly Webster (Sofia Shinas) düğünlerine 1 gün kala Top Dollar (Michael Wincott) un başını çektiği çetenin saldırısına uğrayarak vahşice katledilirler.Bir yıl sonra Eric Draven in mezarını ziyaret edecek olan karga genç adamın intikamcı bir ruh olarak geri dönüşününde simgesi olacaktır.Alınacak intikamlar verilecek dersler vardır…James O’Barr ın karanlık çizgi romanı Alex Proyas ın elinde kült bir esere dönüşürken Brandon Lee çekimleri sırasında yanlışlıkla vurulduğu Eric Draven ile beyazperdenin en etkileyici karakterlerinden birine efsanevi bir yorum getiriyo

Alt Yazı

30 EKİM – ŞEYTAN’IN GECESİ

Bir zamanlar, insanlar birisi öldüğünde   ruhunu bir karganın ölüler ülkesine taşıdığına inanırlardı.

  Ama kimi zaman, çok kötü bir şey olduğunda   ölü korkunç bir kederi beraberinde getirir ve ruhu huzura kavuşamazdı.

  Bazen, sadece bazen   karga, ruhu yanlışları düzeltmesi için geri getirirdi.

  Orada.

  Cam parçaları var.

  Hey, Çavuş!

  Evet?

  Shelly Webster ve Eric Draven.

  Yarın gece evleneceklermiş.

  Hangi aptal cadılar bayramında evlenir ki?

  Hiç kimse.

  – Efendim, kadını götürüyoruz.

  – Götürün.

  Pekâlâ çocuklar, halledelim şu işi.

  Şeytan’ın gecesi.

  Şimdiye kadar kaç tane oldu?

  143 yangın.

  – Geçen yıla göre daha tembeller.

  – Üç saat daha var.

  – Belki de işe yavaş başlamışlardır.

  – Geliyor!

  Buraya gelip onu bu şekilde alamazsınız.

  Prosedür belli.

  Önce bu işi benimle halletmeliydiniz.

  – Kurban bu mu?

  – Yok, bu Marilyn Monroe.

  – Onu bulmuştuk ama kaçırdınız.

  – Adının ne olduğu umurumda değil.

  Götürülmesi emrini ben vermedim.

  Tanrım, Albrecht.

  Şimdi rozetini neden geri aldıklarını anlıyorum.

  Evet, yeterince iyi bir pislik olamadığım için.

  Hadi.

  Gidelim.

  Tamam, gidelim.

  – Shelly.

  – Geri çekil, evlat.

  – Eric nerede?

  – Onun için endişelenme.

  Ona, Sarah’ya göz kulak olmasını söyleyin.

  Söylerim.

  Sadece dinlen.

  Hadi.

  – Sarah sen misin?

  – Evet.

  Tamam, beni dinle.

  Ablan iyileşecek.

  O benim ablam değil.

  Shelly, sadece bana göz kulak oluyor.

  O benim arkadaşım.

  O ve Eric.

  Ona Eric hakkında yalan söyledin.

  Söylemek zorundaydım.

  Shelly hakkında da bana söylüyorsun.

  Ölecek, değil mi?

  Şey  Tamam.

  Tamam.

  Her şey yoluna girecek.

  İyileşecek.

  BİR YIL SONRA

Bir bina meşale gibi yanar, geriye kalan sadece küllerdir.   aileler, arkadaşlar, duygular.

  Ama şimdi biliyorum ki bazen aşk, iki kişinin   beraber olması gerektiğini kanıtlar, o zaman da hiçbir şey onları ayıramaz.

  Sonra görüşürüz.

  Nesin sen?

  Gece bekçisi mi?

  Biliyor musun, bence buraların   doğal afete ihtiyacı var.

  – Deprem, kasırga gibi işte.

  – Hayır, hayır, hayır, hayır.

  Mickey, hadi adamım.

  Hardalı alta sürdün.

  Ya da İncil’deki gibi bir sel baskınına.

  Bırak, ben yapayım.

  İşte.

  Oldu.

  Soğan yok mu?

  Hadi adamım.

  Cimrilik yapma.

  – Biraz daha soğan koy.

  – Tamam, işte oldu.

  Tamamdır.

  İşte şimdi aynı dili konuşuyoruz.

  Sarah ucubesi de geldi.

  – Islak yollarda onu nasıl kullanabiliyorsun?

  – Yetenek meselesi.

  Selam.

  Sarah tam bir sosisli müdavimi.

  Aç mısın?

  – Sen mi ısmarlıyorsun?

  – Ben ısmarlıyorum.

  – Soğansız olsun, tamam mı?

  – Soğansız mı?

  Osurmana sebep olurlar.

  Erie Gölü’nün bir zamanlar üzerinde yüzen   onca pislik yüzünden alev aldığını hatırlarsın.

  Keşke bunu görebilseydim.

  Ateşle!

  Evet!

  – Tamamdır, bütün aletlerinin amına koyduk!

  – Lanet olsun!

  Lanet olsun, çocuklar.

  T-bird, polis aracı, polis aracı.

  Kötü adamların hepsi bu gece sokağa dökülmüş.

  – Lanet olsun!

  – Bu da neydi?

  – Sen burada bekle.

  – Dikkatli ol.

  Mickey, yardım çağır!

  Gabriel!

  – Eric?

  – İskân Bakanlığı!

  Kanun ihlâli mi?

  Güvenlik tehlikesi mi?

  Burası bizim için uygun görünüyor.

  Hadi baştan dekore edelim.

  “Utanca karşı koydu Şeytan   iyiliğin ne kadar kötü olduğunu hissetti.

  Erdemi onun şeklinde görmek ne kadar güzel.

 ” Çok müstehcen.

  Erdem mi?

  Shelly?

  – Hayır!

  Eric!

  – Görüşürüz!

  Hayır, hayır, hayır, önce ben.

  Lütfen.

  – Shelly.

  – Eric!

  – Bu iyiydi.

  – Çok iyi.

  Daha iyisini yapabilirsin, adamım.

  Yapabilir misin?

  Şuna bak.

  Şuna bak.

  Yeni favori tatilim Şeytan’ın Gecesi.

  Git oraya ve arkadaşlarınla konuş  Seni hasta pislik.

  Sen aklını mı kaçırdın, adamım?

  İyi izle!

  En son kancıklar içer, adamım.

  – Siktir git, Tin Tin.

  – Hey.

  Elindeki bok dolu bile değil, adamım.

  Bu dolu ama.

  Aranızdan hangi Motor City piçi   benimle bunun dolu olup olmadığına dair iddiaya girmek ister?

  Hey, ateşle!

  Ateşle!

  – Ateşle!

  – Ateşle!

  Ateşle!

  Ateşle!

  Alın bakalım silahşörler.

  – Silahlarınızı kaldırır mısınız, çocuklar?

  – Nasıl gidiyor?

  Kedicik.

  Bö!

  – Seni seviyorum.

  – Tekrar söyle.

  Seni seviyorum.

  Olamaz.

  Restorana gidiyoruz.

  Mükemmel görünüyorsun.

  Evet!

  – Buraya gel!

  – Hayır, hayır, hayır!

  İki yüzük.

  24 ayar.

  24 ayar mı?

  18 ayar bu.

  Değersiz bir şey.

  Muhtemelen sahte.

  Deri çanta.

  Deri.

  Bu ne, Tin Tin?

  Kan lekesinin bunun üzerinde işi ne?

  Benden sana 50 papel çalışır.

  İyilik yapmaktan nefret ederim.

  İster kabul et, ister al git.

  İşte paran.

  Kararlar, kararlar.

  Seni kel kafalı, sübyancı,   asalak, cimri piç kurusu.

  Çıkarken kapıyı kapat!

  Senin için güzelce kapatırım, sahip.

  Siktir git.

  Onu çevir de götüne sok, seni adi pislik.

  Şişko götünü bıçaklamadığıma şükret.

  Keş herif, ne sikime yüzünü gözünü boyadın ki?

  Cadılar Bayramı yarın.

  Gel bakalım.

  Siktir git, seni katil!

  Ben kimseyi öldürmedim, adamım!

  Seni de tanımıyorum!

  – Ne istiyorsun, adamım?

  – Bana hikâyeyi anlatmanı.

  Bir yıl önce çatı katında bir adamla bir kadının başına gelenleri.

  – Sen aklını kaçırmışsın  – Dinle!

  Hatırlayacağından eminim.

  Onları Cadılar Bayramı’nda öldürdün.

  Evet, evet, Cadılar Bayramı, evet.

  Arkadaşlar, fahişeler, her neyse adamım.

  Kızın adı Shelly’di.

  Onu kestin.

  Ona tecavüz ettin.

  Shelly, evet, evet.

  Pembe götüne sokmuştum, onun da çok hoşuna gitmişti!

  Katil mi?

  Katil mi?

  Sana öldürmekle ilgili bir şey söyleyeyim.

  Eğlence!

  Bu kadar basit.

  Öğrenmen gereken tek şey bu.

  Seni iki dostumla tanıştırayım.

  Asla ıskalamazlar.

  Daha iyisini dene.

  Bir daha dene!

  Kurbanlar.

  Hepimiz öyle değil miyiz?

  – Şu kargaşaya bak!

  Dünya nereye gidiyor?

  – Tam kargaşa.

  Ben yukarı çıkıyorum.

  Ön taraftan bildirin.

  Çekilin yolumdan, sizi solucanlar!

  Şuradakilerden ver bana!

  Kızlar neden daha sonra gelmiyorsunuz?

  Beni bulun.

  Hey, ne oldu tahmin et?

  Oyun salonu yerle bir oldu.

  Bum!

  – Bum ha!

  – Bunu düşünebiliyor musun?

  Çok trajik.

  Adamlarını topla.

  Yarın gece için hazırlanın.

  Sorun olmasın.

  – İçeride mi?

  – Bir görüşme yapıyor.

  Geçmişi düşünüyorsun.

  Bunu bana babam vermişti.

  5 yaşıma girdiğimde.

  “Öleceğini anladığında çocukluğun bitecek” derdi.

  Uyuyor mu?

  Sanırım onu incittik.

  Gözlerini seviyorum.

  Çok güzeller.

  Çocuk, yolun ortasından çekil!

  Sana buradan uzak durmanı söylemiştim.

  Çok geç olmadan eve dönersin değil mi, Darla?

  Şu an meşgul.

  Gidip oyuncaklarınla falan oyna, tamam mı?

  Benim hiç oyuncağım yok.

  Gidip yiyecek bir şeyler al.

  Bana birisi akşam yemeği ısmarladı.

  Bir polis.

  “Bana birisi akşam yemeği ısmarladı.

  Bir polis.

 ” Otuz, kırk dolar.

  Bu pislik de kim şimdi?

  Bas git!

  Kapattık!

  Kapalı!

  Sakat kalmak istemiyorsan uyuyacak başka bir yer bul.

  Gecenin lanet yaratıkları, asla laftan anlamazlar.

  Hey!

  Hey!

  “Aniden bir tıkırtı geldi, Sanki biri usulca vurdu   vurdu kapısına odamın. ” Sen neden bahsediyorsun?

  Kapıyı çaldığımı duydun, değil mi?

  Kırıp girdin, şimdi bana yeni bir kapı borçlusun!

  İki nişan yüzüğü arıyorum.

  Altın.

  Git de dağılmış beynin için adli tıp uzmanı ara.

  Lanet olsun.

  Şimdi yandık!

  Şimdi yandık.

  Şimdi yandık!

  Bay Gideon.

  Dikkatini bana vermiyorsun.

  Hayır!

  Tekrar ediyorum, altın nişan yüzükleri, anladın mı?

  Tin Tin adında bir müşterin tarafından bir yıl önce rehin olarak bırakılmış.

  Son nefesini vermeden önce bana söylemişti.

  Bu bok çuvalı da kim?

  Adı Tin Tin, T-bird’ün yardımcılarından biri.

  Sanırım kaza sonucu ölmediğini söyleyebilirsin.

  Bölgendeki iblislerin hiç biri gerçek adını kullanmaz mı?

  Bu bölgedeki çetenin işi olabilir ama onların tarzına pek benzemiyor.

  Bırak ya, Albrecht.

  Sen artık devriye polisisin, yerini bil.

  Sanırım sana bunun için teşekkür etmeliyim, değil mi?

  Sözün özü: Ağzından çıkanlara dikkat et.

  Buna ne diyorsunuz?

  Buna kan diyoruz, dedektif.

  Ama sanırım sen bunu grafiti olarak not edeceksin.

  Hemen bölgemi terk et, tamam mı?

  – Biraz sıcağa ne dersin?

  – Ne yapıyorsun?

  – Bu oyunu bilmiyor musun?

  – Ne oyunu?

  Tamam, yüzükler!

  Yüzüklerin yerini söyleyeceğim!

  Metal kutunun içinde!

  Şuradaki rafın altında!

  Lanet yüzüklerini al!

  Al da götüne sok, orospu çocuğu!

  – Bak, tavan arasına çıkıyor.

  – Tamam.

  Hayır, hayır.

  Hayır, hayır, hayır.

  Çok güzeller.

  Buna inanamıyorum.

  Shelly.

  Seni seviyorum.

  – Hayatta kalmak için tek bir şansın var.

  – İstediğin her şeyi al.

  – Teşekkür ederim.

  – Ne istersen al!

  Şimdi bana Tin Tin’in küçük parti arkadaşlarının   nerede olduklarını söyleyeceksin.

  Pit’de.

  Pit’de takılıyorlar.

  T-bird’ün kuş beyinlileri orada takılır.

  Funboy, üst katında yaşıyor.

  – Funboy.

  – Bebeğim.

  – Hepsi eğlenceli takma adlarıyla  – Lütfen!

  –  güzel bir kulüpte!

  – Dur!

  Lütfen!

  – Tanrı aşkına!

  – Olduğun yerde kal!

  Bunların her birinde bir hayat saklı   yok olmalarına yardım ettiğin hayatlar.

  Yalvarırım.

  Beni öldürme.

  Seni öldürmeyeceğim.

  Bu gece ölümün onlar için geldiğini   haber vereceksin.

  Eric Draven’in selamlarını söyle.

  Buradan çıkar çıkmaz o üzgün kıçını havaya uçuracaklar.

  Sokak palyaçosundan başka bir şey değilsin, orospu çocuğu.

  Burası benzin mi kokuyor?

  Hayır, adamım!

  Hayır!

  Hayır!

  Hayır!

  Bu şirketten, biliyorsun evlat.

  Al bakalım.

  Ben bir şey yapamam.

  Şu an teknik olarak annenin izin saati.

  Evet, ne izin ama.

  Polis!

  Kıpırdama!

  Kıpırdama dedim.

  Polislerin hep “Dur orada!

 ” dediklerini sanırdım.

  Ben bir polisim ve “Kıpırdama” diyorum, Karbeyaz.

  Kıpırdarsan ölürsün.

  Ben de zaten ölüyüm ve kıpırdıyorum diyorum.

  Bir adım daha atmaya kalkma.

  Çok ciddiyim.

  O zaman eğer yapabiliyorsanız ateş edin, polis memuru Albrecht.

  Nesin sen, deli mi?

  Silahın üstüne mi yürüyorsun?

  Kafan mı iyi?

  – Beni hatırlamadın mı?

  – Sen neden bahsediyorsun?

  Peki ya Shelly’yi?

  Shelly Webster’ı hatırladın mı?

  Shelly Webster öldü, dostum.

  Yavaşça kaldırımın kenarına doğru yürümeni istiyorum.

  Kıpırda!

  Tamam, destek gelene kadar burada bekleyeceğiz.

  – Bu olay gittikçe garipleşmeye başladı.

  – Böyle daha iyi.

  T-bird adında birisini tanıyor musun?

  Bıçaklarla oynamaması gereken bir arkadaşı vardı.

  Paltosunun son halini beğendin mi?

  Tin Tin’i öldüren sendin.

  O zaten ölüydü.

  Bir yıl önce öldü.

  Shelly’ye dokunduğu an.

  Hepsi öldü.

  Ama sadece şu an bunu bilmiyorlar.

  Defolun buradan!

  Polisler!

  Gidelim buradan!

  Hadi, koş!

  Harika, harika.

  Adam cehennemden gelen bir pandomimciye benziyordu ve   sen de onu gözünün önünden kaçırdın.

  En azından rüzgara karşı yürüme artistliğini yapmadı.

  O şeyden nefret ediyorum.

  Şeytan’ın Gecesi için biraz erken.

  Çok huzursuzsun.

  Sadece biraz daha aç olmayı dilerdim.

  – Ne istediğine dikkat et.

  – Evet, istediğimi elde edebilirim, biliyorum.

  Sana karşı koyan güçler var.

  Görmek inanmaktır, değil mi?

  Lezzetli.

  Tefeci Gideon’un dükkânı tamamen yanmış.

  Demek kimse bu küçük olayı ben olmadan temizleyemedi.

  Bununla ilgili yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

  Hayal kırıklığına uğramış olmalısın.

  Başım dertte.

  Adamlarımdan birisi öldürüldü.

  – Kimmiş öldürülen?

  – Tin Tin.

  Birisi bıçaklarını tüm organlarına alfabetik sırayla sokmuş.

  Beyler, o zaman zavallı Tin Tin için saygı duruşunda bulunup   sessizliği içimize çekmeliyiz.

  Yarın gece benim için çalışacaksın, değil mi?

  – Söylediğin her şeyi yapabilirim.

  – Güzel.

  Bu çok güven verici.

  Gideon’un mekânının neden yandığını hâlâ bilmiyorum.

  Doğal bir afetten dolayı mı olmuş yoksa Tanrı’nın gazabına mı uğramış?

  Ne olduğunu bilmem gerek.

  Bırak beni, pis herif!

  Çok kötü.

  Biraz yavaş olsana, sik kafa!

  Duramazdı.

  Göt herifin tekiydi.

  Ben onu durdurmasını bilirdim.

  Sen ne ayaksın böyle, palyaço falan mı?

  Kimi zaman.

  Bu kaykay yapmaktan çok sörf yapmaya benzedi.

  Keşke yağmur bir an önce dursa.

  – Yağmur her zaman yağmaz.

  – Eric?

  Teşekkür etmesen de olur.

  Nasıl olsa aynı tarafta savaşmıyor muyuz?

  Bir yıl önce iki kişi cinayete kurban gitti.

  Suçlular bulunamadı.

  Annie  şuna bir baksana.

  “Biz, aşağıda imzaları bulunan   1929 Caulderon Court apartmanının kiracıları olarak ” Nedir bu, dilekçe mi?

  İyi kalpli bir kızın tüm belaları başına sarmasına neden olan koca bir imza.

  Bu onun öldürülmesine sebep oldu.

  O civardaki tahliyelere karşı mı savaşıyordu?

  Shelly Webster ve onun müzisyen erkek arkadaşı, Eric Draven.

  En son böyle bir davaya burnunu soktuğunda rozetini elinden almışlardı.

  – Biliyorum.

  Torres bana sürekli hatırlatıyor.

  – Hatırlattığına eminim.

  Sonunda seni bir okul köşesindeki yola verecekler.

  Sorun olmaz.

  Bu dosyayı benden almadın, tamam mı?

  Ve bana borçlu olduğunu da sakın söyleme.

  Sana borçluyum!

  Evet, doğru.

  Lanet olsun.

  Yarın gece kafayı bulup   pencereden bu boktan şehrin tamamen yanışını izleyeceğiz.

  İçeride kocaman, lanet bir kuş var.

  Ne?

  Bu bir güvercin yavrusu.

  Buraya gel, kuş.

  Kuş.

  Hey, kuş.

  Kuş.

  Ku-ku-kuş.

  Buraya gel, kuş, kuş.

  Buraya gel, kuş, kuş, kuş, kuş.

  Kuş.

  Kuş.

  Pekâlâ, Funboy.

  Bu da ne lan?

  Yapma, adamım!

  Yapma!

  Korkudan neredeyse ödüm bokuma karıştı!

  Şuna bak ya.

  Endişelenme.

  Kuşunu alıp gitme zamanın geldi, ucube.

  Ateş et bakalım, Funboy.

  En öldürücüsünden olsun.

  Sen cidden bitmişsin.

  Hiç aynaya bakmıyor musun?

  Profesyonel yardıma ihtiyacın var.

  Tam isabet!

  Vurur ve sayıyı kazanır!

  – Yüce İsa!

  – Yüce İsa mı?

  Eğer bunu duyduysan beni durdur.

  İsa otele geldi bile.

  Otelciye üç çivi verdi ve dedi ki  Sen gebermek nedir bilmez misin?

  “Bunları bu gece için saklar mısın?

 ” – Acıttı mı?

  – Siktir.

  Acıt  acıtmış mıymış?

  Tanrım.

  Çarşaflarımı ne hâle getirdiğine bir bak.

  Cebimde bir silah var.

  Beni gördüğüne sevindin, değil mi?

  Uzak dur!

  Uzak dur benden!

  Bak.

  Anne, tüm çocukların dudağında ve kalbinde Tanrı’nın adıdır.

  Anlıyor musun?

  Uyuşturucu seni bitirir.

  Kızın sokaklarda seni bekliyor.

  Eğer buz isteseydim, söylerdim.

  Şimdi, doldur şunu!

  Kendin doldur, sert çocuk.

  Buna gerçekten ihtiyacım var.

  Tamam.

  Kibritlerle oynarken kendini mi yaktın?

  – Siktir git.

  – Bir randevun var.

  – Hah, şimdi yandık.

  – Bitir şunu.

  Bu ilk olacak.

  Görünce başımla mı selamlayayım yoksa reverans mı yapayım?

  Arkadaşıma bir bardak kan getirin.

  Hey, hey, tatlım!

  İyi geceler, Darla.

  Bir yere ayrılma.

  Bırak beni, lanet herif.

  Şşş.

  Sizin de gördüğünüz gibi, 27.  caddenin köşesinde,   geçen yıl Şeytan’ın Gecesi’nde çıkan büyük yangının olduğu yerdeyim.

  Tam bir yıl önce, şu an sizin de gördüğünüz önümdeki sokağın   karşısındaki bu yer çıkan yangın sonucu tamamen yanmıştı.

  Yangına yedi yangın şirketi müdahale etmiş   ama ne yazık ki iki itfaiyeci olay sırasında hayatını kaybetmişti.

  Aslında eğer müdahaleler bölge polisinin gözetiminde gerçekleştirilmeseydi  Dur orada!

  Tanrım.

  Bunu bir daha sakın yapma, adamım.

  Siktir.

  İyi benzetmişsin.

  Cesedini gördüm, adamım.

  Ölmüştün.

  Gömüldün.

  Şapkan hâlâ başında duruyor.

  Oturmalıyım.

  Lanet  Lanet olsun.

  Sen   bir çeşit hayalet misin?

  Bö!

  Ne olduğumu bilmiyorum.

  Bize ne olduğunu anlatman gerek.

  Sen pencereden aşağı balıklama atladın.

  Kızsa hırpalanmış ve tecavüze uğramıştı.

  Hastanede de öldü.

  Sordun söyledim, adamım.

  Hadi.

  Dosyayı oku.

  Shelly Webster 30 saat yoğun bakımda kaldı.

  Sonunda dayanamadı.

  Bunu gördüm.

  Ama elimden bir bok gelmezdi.

  Dokunma bana!

  Hey.

  İyi misin?

  Onu gördüm.

  Gözlerinin içinden onu gördüm.

  O süre boyunca hep yanında kalmışsın.

  Bir şeyi anlaman gerek, tamam mı?

  Kurtulacağını umdum.

  Bana işe yarar bir bilgi verebilirdi.

  Evet.

  Bak, ben

 Peki neden bir şeyler yapmadın?

  Sen gerçekten de o binada yaşayan insanların   dilekçeye imza atmış olsalar bile   size olanlar hakkında bir şeyler anlatabileceklerini mi sanıyorsun?

  Araştırmaya devam ettim ve   sonunda istemedikleri işlere burnumu soktuğum için rütbemi düşürdüler.

  Bu karın mı?

  Evet, yani artık değil, boşanıyoruz.

  Çok komik.

  Küçük şeyler Shelly için çok şey ifade ederdi.

  Bense önemsiz şeyler olduklarını düşünürdüm.

  İnan bana, hiç bir şey önemsiz değildir.

  Bunu içmemelisin.

  Seni öldürür.

  Yine havaya uçup gözden mi kaybolacaksın?

  Kapını kullanabileceğimi düşünmüştüm.

  Bak, adamım, senin ve kız arkadaşının   başına gelen korkunç şeyler için çok üzgünüm.

  Evet.

  Evet.

  Bıçağı elime sapladı!

  Ben de o orospu çocuğunu vurdum!

  Kurşun deliğinin kendi kendine kapandığını gözlerimle gördüm.

  Ve sonra da dükkânım havaya uçtu.

  – Üstelik günüm berbat oldu.

  – Evet.

  Onu ben de gördüm.

  Gitarı vardı.

  Sanki kanatları varmış gibi   dördüncü katın penceresinden atlamadan önce bana göz kırptı.

  Sana göz mü kırptı?

  Ah şu müzisyenler.

  – Başka ne gördün?

  – Şimdiye kadar bu tür boklarla ilgili   ne halt etmem gerektiğini hiç duymamıştım!

  Ne yapacağım?

  Geçim kaynağım uçup gitti.

  Her şeyini kaybetmedin.

  Ya, tabii.

  Belki sen de iskele babasının tekisin!

  Tanrım!

  Yeterli.

  Yakala.

  Tanrım!

  Benimle iş birliğine yanaşmayan en son adama merhaba de.

  Sen neden bahsediyorsun, bu şey gerçek mi?

  Dünyanın bütün güçleri gözlerde saklıdır, dostum.

  Bazen onlara sahip olan kişiden daha kullanışlı olurlar.

  Lanet aklını tamamen kaçırmışsın!

  Biliyorsun!

  Evet.

  Gözler görür.

  Kız kardeşimden öğrendiğim en önemli şey.

  Kız kardeşin mi?

  Kız kardeşin olduğunu mu sanıyor?

  Babamın kızı.

  Bu doğru.

  Benzerliği görmüyor musun yoksa?

  Şimdi en baştan tekrar başla, dostum.

  Bu sefer bütün detaylarıyla anlat.

  Ne dersin?

  Yanında bir kuş vardı.

  Nerdeyse yüzümü gagalayacaktı.

  T-bird’e ölümün onun için yolda olduğunu söyle dedi.

  Ne sikim demekse artık.

  Draven.

  Adının Eric Draven olduğunu söyledi.

  Şimdi şu şeyi bırakmak ister misin?

  O kuş adam, senin yaşamana izin verdi demek.

  Tüm bunları kendi kıçını kurtarmak için uydurmadığına emin misin?

  Bunları uydurmuyorum.

  Siz iki sikik gibi dönek de değilim.

  Pekâlâ.

  Bir çocuk ve kuşu.

  Çok dokunaklı.

  Evet.

  Sikiklerin hatırı için öl bakalım o zaman!

  Şunu versene.

  Teşekkürler.

  Funboy da siyah bir kuş gördüğünü söylemişti.

  Büyük bir kuş.

  Sonra da kendi kanında boğularak öldü.

  Şunu temizleyecek birini bulayım.

  Yine sen.

  Yolunu mu kaybettin, acıktın mı?

  Selam.

  # Yağmur her zaman yağmaz #

Sana daha kaç kere söyleyeceğim?

  İkimiz birlikte bu işin içindeyiz!

  Birimizin başına bir şey gelirse, hepimize etki eder!

  Bunu bir araya getirmek ne kadar zaman aldı, bilmiyor musun?

  Evet, uzun zaman aldı.

  O fare boku Tin Tin’i Voodoo bebeğine çevirdi!

  Tin Tin götün tekiydi.

  Tin Tin.

  Lanet olası.

  Ateşle!

  Ateşle!

  Ateşle!

  Ateşle!

  Ateşle!

  Funboy yok.

  Belki de hâlâ  Darla’yı beceriyordur.

  Sigara ve bira al.

  Çabuk ol.

  Alayım.

  Ne bok yediğini sanıyorsun, adamım?

  Sür.

  Bu da ne böyle?

  Hey, T-bird!

  T-bird!

  – Lanet olsun!

  – Senin derdin ne?

  Amcık ağızlı!

  Arabama çarptın!

  Ne istiyorsun, adamım?

  Para mı?

  Uyuşturucu mu?

  Al.

  İşimize yarayabilirsin.

  Tin Tin’in defterini dürdün.

  – İş bu, değil mi?

  – Daha hızlı.

  Krema var mı?

  Bundan nefret ediyorum.

  Krema demeye bin şahit lazım.

  Bu da ne  Bak.

  Sayende popüler olduk.

  Işıkları bu şekilde yanıyorsa bil ki dost değillerdir.

  48 numaralı devriye aracından bildiriyorum.

  Büyük, eski, kırmızı bir aracın peşindeyiz.

  Dön.

  Kişisel meseleni halledebiliriz amigo.

  Tamam mı?

  Lanet olsun!

  Çıkmaz sokak!

  Dikkat et!

  Tanrım!

  Yoldan çekil!

  Lanet olsun!

  Siktiğimin yabancı arabaları!

  Kahretsin!

  Kahretsin!

  Bundan nefret ediyorum.

  Hiç iyi olmadı.

  T-bird!

  Seni yakaladım, adamım!

  Lanet olsun!

  Hatırlamak mı?

  Evet, her şeyi hatırlıyorum.

  Ama bilmiyorum ne  Ne?

  Ne?

  Neden bahsediyorsun?

  Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır.

  Şehir merkezindeki yerden mi bahsediyorsun?

  Evet, kızı hatırladım.

  Küçük hanımı biraz korkutmamız gerekmişti.

  Kiracıları çıkarma planımıza engel oluyordu.

  Sonra o aptal erkek arkadaşı çıkageldi ve basit bir temizliği   tamamen pisliğe dönüştürdü!

  Kimin umurunda ki?

  Çok eski hikâye!

  Neden?

  Ne istiyorsun?

  Bu da ne?

  Ne?

  Konuşsana.

  Konuş!

  Bu şikayetleri bize sen mi yolladın?

  Gel buraya!

  “Utanca karşı koydu Şeytan.

 ” Alabildin mi, tatlım?

  Seni tanıyorum.

  Seni tanıyorum.

  Seni tanıdığımı biliyordum.

  Seni tanıdığımı biliyordum.

  Ama sen, o değilsin.

  Sen, o olamazsın.

  Seni pencereden attık.

  Oradan dönüş yoktur.

  Burası gerçek dünya.

  Oradan dönüş yoktur.

  Seni öldürdük.

  Oradan dönüş yoktur.

  T-bird  Oradan dönüş yoktur.

  Oradan dönüş yoktur.

  T-bird.

  “Utanca karşı koydu

Şeytan ve   iyiliğin ne kadar kötü olduğunu hissetti. “

 “Ve iyiliğin ne kadar kötü olduğunu hissetti. “

T-bird.

  T-bird.

  Sabah 7:00 haberleriyle karşınızdayız.

  On yıldan fazla süredir Cadılar Bayramı’ndan bir önceki geceye   her yıl yapılan kundaklama olaylarından ötürü,   varoşlarda yaşayan insanlar tarafından   karanlık ve ölümcül bir isim olan Şeytan’ın Gecesi deniliyor.

  Geçen sene 200’ün üzerinde yangın rapor edildi   ve bu yangınlarda 11 kişi hayatını kaybetti.

  Bu gece belki de şimdiye kadarki en büyük ve   en ölümcül Şeytan’ın Gecesi olabilir.

  Belediye başkanı tüm çevre eyaletlerin itfaiyelerini çağırdı  İki tarafı da kızarmış mı seviyorsun?

  Hatırlayamıyorum.

  Ne yapıyorsun?

  Ben yumurta sevmem.

  – Bekle, eskiden severdin.

  – Evet, beş yaşındayken.

  O zaman ne istersin?

  Koyu bir kahve ve sigara mı?

  Seni böyle yılın annesi yapan şey de ne?

  Uyuşturucudan olmadığı kesin.

  Birisi beni uyandırdı.

  – Kim?

  – Bu biraz çılgınca.

  Çok tuhaf davranıyorsun.

  Piyangodan para falan mı çıktı, Darla?

  Unut gitsin.

  Bu annelik saçmalığını zaten hiç bir zaman beceremedim.

  İki tarafı da kızarmış.

  İki tarafı da kızarmış seviyorum, anne.

  Hey, Albrecht.

  24 saat içinde bölgende gerçekleşen üçüncü olay.

  Bunu gölden yeni avladık.

  Arabasında yanmış.

  Kimliğinin dişlerinden tespit etmek zorunda kalacağız.

  Adamın adı T-bird.

  Kundakçılık uzmanlık alanıydı.

  Ava giderken avlanmış gibi görünüyor.

  – Dava kapanmıştır.

  – Siktir git be.

  Buraya gel.

  Benden bir şeyler saklıyorsun.

  Sağda solda pislikleri öldürerek   kendi düzenini kendi sağlayan bir katil var   ve sen onu koruyorsun.

  O yüzü boyalı çizgi film karakteri kim?

  – Dedektif olan sensin.

  Sen söyle.

  – Pekâlâ.

  Gideon’un dükkânı patlıyor ve sen ava giderken avlandı dediğin   T-bird’ü havaya uçuran ucubeyle lak lak ediyorsun.

  Cinayet dosyalarımdan birini çalıyorsun ve   buna sadece lanet bir araba kazası mı diyorsun?

  – Hadi ama!

  – Evet.

  Güzel konuşmaydı.

  Sözünü kesmek istemedim.

  Kulağa çok hoş geliyordu.

  Bunları kağıda dökmelisin.

  Pekâlâ, zeki çocuk.

  Başkomiserde seni bekleyen küçük, güzel bir not var.

  – Açığa alındığın ilk güne hoş geldin.

  – Açığa mı alındım?

  – Ne sebepten?

  – Görevi kötüye kullanma.

  Bana laboratuarı bağlayın.

  Üzüntü için bir, neşe için iki  – Buraya gel.

  –  kız için üç, oğlan için dört.

  Dans edelim  Eric?

  Kızım Sarah, iyice çıldırdın.

  Gabriel.

  Senin öldüğünü sanıyordum.

  Ölü değilsin, değil mi?

  Sen olduğunu anlamıştım.

  Makyajına rağmen.

  Şarkının sözlerini hatırladım.

  “Yağmur her zaman yağmaz. ” dedin.

  Bu senin şarkılarından birinin sözüydü, değil mi?

  Hadi, Eric.

  Burada olduğunu biliyorum.

  Seni özledim  Shelly’i de.

  Kendimi çok yalnız hissediyorum.

  Unut gitsin.

  Umurunda olduğunu sanmıştım.

  Sarah, umurumda.

  Bu o!

  Bu o!

  Ama daha farklı görünüyordu.

  Ölü bir fahişe gibi beyaza boyanmıştı.

  Onu gördüm.

  T-bird beni bira almaya yollamıştı, tamam mı?

  Sonra onu götürdü.

  Ama ben peşlerine düştüm.

  Ve T-bird’ü o lanet arabanın içinde kızarttı!

  T-bird!

  Şerefine, dostum.

  Belki de bunu kamerayla kaydetmeliydik.

  Ağır çekimde bir daha oynatırdık.

  – Ateşle!

  Ateşle!

  – Mezara baktın mı?

  – Boştu.

  – Ateş  Mezar mı?

  Ne mezarı?

  Benim lanet olası mezarım mı?

  Dördün üçü gitti.

  Bu hızlı ucubeyi de halletmek için yoldadır.

  Bu hiç adil değil.

  Bu Funboy’un hatasıydı.

  Tamamen kontrolden çıkmıştı.

  T-bird, geldiğinde   “ikisini de hakladı.

  Ve şimdi de o hayalet beni öldürecek” demişti.

  Bu hayalet şimdi de beni öldürecek.

  – Hayalet beni  – Hey.

  O hayalet falan değil.

  – Herkes geldi.

  – Gözün üzerinde olsun.

  Ona ihtiyacımız olabilir.

  Hayalet beni öldürecek  Sade mi sever, soğanlı mı?

  Peki.

  Demek benimle konuşmuyorsun.

  Birisi öldüğünde, bu dünyaya geri gelemez, değil mi?

  Ben de öyle sanıyordum.

  Bildiğin böyle birisi mi var?

  Çatlağın teki olduğumu düşüneceksin.

  Evet ama o zaman ikimizi birden tımarhaneye kapatmaları gerekebilir.

  – Sen de onu gördün mü?

  – Bir şeyler gördüm.

  Belki de büyükbabandı.

  Eric benim için geri dönmedi.

  Artık arkadaşım olamaz çünkü ben yaşıyorum.

  Eve kadar sana eşlik edecek bir arkadaş mı istiyorsun?

  Çocuklar.

  Öyle görünüyor ki T-bird dostumuz bu gece aramızda olamayacak.

  Tabii bunda ölmüş olmasının da biraz payı var.

  Oturmak ister misin?

  Pekâlâ, pekâlâ, pekâlâ.

  Şeytan’ın Gecesi tekrar geldi çattı.

  Bir parça ateşle başlayan bir parti verip   biraz kâr ederiz diye düşünüyordum.

  Ortaya çıkan ışığa bayılıyorum.

  Problem şu ki bunların hepsi daha önce yapıldı.

  Söylediklerimi anlıyor musunuz?

  Vazgeçmek için yeterli bir sebep değil.

  Yanlış.

  Aslında vazgeçmek için en iyi sebep.

  Hatta tek sebep.

  Adamın biri bir fikirle gelir.

  Fikir diğerlerini de cezbeder ve   hemfikir olurlar.

  Fikir büyüdükçe büyür.

  Ve fikir bir geleneğe dönüşür.

  Peki o fikir neydi?

  İşte beni rahatsız eden şey de bu, çocuklar.

  Ama size şu kadarını söyleyebilirim ki, bu fikir üzerinde düşündüğümde   yüzümde kocaman bir gülümseme belirirdi.

  Yani beyler   açgözlülük amatörlere özgüdür.

  Kargaşa, kaos, anarşi   şimdi asıl eğlence bunlarda!

  – Peki ya Şeytan’ın Gecesi’ne ne olacak?

  – Ne mi olacak?

  İlk yangını bu lanet şehirde başlattım.

  Sonrasında her şarlatanın ve pisliğin beni taklit edeceğini biliyordum.

  Şu an ellerinde ne var, biliyor musunuz?

  Şeytan’ın Gecesi tebrik kartları.

  Ne kadar kıymetli, değil mi?

  Evet.

  Fikir bir geleneğe dönüştü, çocuklar.

  Artık uzama zamanı geldi.

  Yani bizden tüm şehirde “Ateşimi Yak” geleneğini yapmamamızı mı istiyorsun?

  Hayır.

  Hayır, sizden öyle büyük bir ateş yakmanızı istiyorum ki   tanrılar tekrar bizi dikkate alsın.

  Söylemeye çalıştığım şey bu.

  Hepinizden istediğim şey, gözlerimin içine bakıp   bir kez daha “Eğleniyor muyuz?

 ” diyebilmeniz.

  – Hey, sen!

  Adın ne?

  – Ne?

  Berduş!

  Bunu hissedemiyor musun?

  Kendimi büyük bir kancanın ucundaki küçük bir solucan gibi hissediyorum.

  “Kendimi büyük bir kancanın ucundaki küçük bir solucan gibi hissediyorum.

 ” Evlat, anan seninle gurur duyuyor olmalı!

  Bu lanet şey nasıl girdi buraya?

  Beyler.

  Bırakın gideyim!

  Bırakın gideyim!

  Gideceğim!

  Sen osun, değil mi?

  İntikamcı.

  Katillerin katili.

  Kostümün güzelmiş.

  Ama suratın için de aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

  Sadece onu istiyorum.

  Ama alamazsın.

  Pekâlâ  Anladığım kadarıyla kararları sen veriyorsun.

  Şimdide sözünü ne kadar geçirebildiğini görelim.

  Ne kadar can sıkıcı, boktan bir laf.

  Öldürün!

  Çok acıtmış olmalı.

  İşte bu kadar.

  Ne manyak herifti be.

  Gitmiş.

  Haklayın onu!

  Buraya gel!

  Gel, yardım et!

  Beni öldürecek!

  Yüce İsa!

  Hey!

  Hepiniz öleceksiniz.

  Gidelim buradan!

  Kötü bir adam olmak için hiç de iyi bir gün değil, değil mi Skank?

  Ben Skank değilim.

  Skank orada.

  – Skank öldü.

  – Doğru.

  Hayır!

  Bu ne ya?

  – Kıpırdama!

  – Dur!

  Bu o!

  Kımıldarsan vururuz!

  Etrafın polislerle sarıldı.

  Kaçmaya çalışma.

  – Olduğun yerde kal.

  – Kahretsin!

   kollarını ve bacaklarını  Kaçmaya çalışma.

  Yere yatıp kollarını ve bacaklarını aç  Hadi!

  Çabuk ol!

  Tavsiyem: Bir dahaki sefere eğil.

  O kadar polis var ki, beleş donut dağıtılıyor sanırsın.

  Lanet olsun!

  Bunu yapacağını biliyordum.

  Şuraya bak.

  Tüm şehir şimdiye kadar tutuşmuş olmalıydı.

  Gökyüzü kızıla boyanmalıydı.

  Anlaşılan o ki artık çok geç.

  Muhteşem Eric Draven.

  Büyük bir gücü var ama sen bu gücü ondan alabilirsin.

  – Şimdiden onu sevdim.

  – Karga   onun gerçek dünyayla ölüler ülkesi arasındaki   tek bağlantı.

  Yani, kargayı öldürürsen, adamı yok edersin.

  Eve dönüyorum, Shelly.

  Gecenin bir köründe mezarlıkta   olmamam gerektiğini söyleyeceksin, değil mi?

  Dünyadaki en güvenilir yer olduğu söylenebilir.

  Çünkü buradaki herkes zaten ölü.

  Buraya geleceğini biliyordum.

  Gerçekten çok geç oldu, Sarah.

  Veda etmemiştin.

  Bunun için beni bağışlamalısın.

  Bir daha asla geri gelmeyeceksin.

  Bunu daha önce Shelly’e vermiştim.

  Eminim sana vermem çok hoşuna giderdi.

  Böylece onu daima hatırlarsın.

  Bunu hiç bir zaman çıkarmayacağım.

  Artık eve dönsem iyi olacak.

  Hoşça kal.

  Şşş!

  Şşş!

  Sakin ol, tatlım.

  Hadi ama.

  Hadi.

  Nedir bu?

  Dostundan küçük bir hediye mi?

  Bunu şans getirmesi için saklayacağım.

  Ne dersin?

  Gözlerin o kadar masum bakıyor ki  Eric!

  Eric, yardım et!

  Eric!

  Her şey çok hızlı oldu.

  Gak!

  Gak!

  Bum!

  Siktir, öldüm!

  Kızı bırak, ben de senin buradan çekip gitmene izin vereyim.

  Pekâlâ, pekâlâ.

  Bunun üzerinde düşünmem için bana bir dakika ver.

  Unut gitsin.

  Siktir.

  Pekâlâ, pekâlâ, pekâlâ.

  Bana öyle geliyor ki bizim küçük hayatlarımızda geçtiğimiz   bir kaç dakika içinde oldukça büyük değişiklikler oldu.

  Sence de öyle değil mi?

  Bir hayalete göre iyi kan varmış sende.

  – Hâlâ yaşıyor.

  – O zaman öldür!

  Hoşça kal, kuş.

  Kahretsin.

  Sadece saygılarımı sunmak için uğramıştım   bir de baktım ki gene bütün kurşunlar üzerinde.

  – Sarah ellerinde.

  – Kaç kişiler?

  İkiden fazla.

  Ben hallederim.

  Endişelenme.

  Endişelenmiyorum.

  Bak, planımız şu.

  Sen önden çıkıyorsun ve kurşunları bittiğinde ben de onları tutukluyorum.

  Planın kulağa hoş geliyor ama bir problemimiz var.

  Lanet olsun.

  Her yer kan revan içinde.

  Senin yenilmez olduğunu düşünüyordum.

  Öyleydim.

  Ama artık değilim.

  Sanırım gerçekten yardımıma ihtiyacın olacak, değil mi?

  Hadi.

  Şunu al.

  – Arkamda kalacaktın.

  – Sanırım işi fena batırdım.

  Sahip olduğun tüm güç bundaydı.

  Artık o benim.

  Ne yazık ki bizim   fazla zamanımız yok.

  Eric, yardım et!

  Korkuyorum!

  Bırak beni!

  Onu bırak!

  Ben elindeyim zaten.

  Seninle dövüşmeyeceğim.

  Öyle olsun.

  Hayır!

  Eric!

  – Sarah?

  – Dikkat et!

  Eric!

  Babam hep derdi ki  “Herkesin bir şeytanı vardır   ve onu bulana kadar rahat edemezsin. “

Orada sen ve kız arkadaşınla olan şey  O binayı temizledim.

  Bu şehirde benim istemediğim hiç bir şey olmaz.

  Bu yüzden eğer evlilik planlarını bozduysam üzgünüm, dostum.

  Ama senin için teselli olacaksa   yüzüme kocaman bir gülümseme kondurmayı başardın.

  Gerçekten büyük bir ruhun vardı, evlat.

  Seni özleyeceğim.

  Sana vermem gereken bir şey var.

  Daha fazla bende kalmasını istemiyorum.

  Acıyla geçen otuz saat!

  Hepsi bir arada!

  Hepsi senin için.

  Tamam.

  Ona yardım et.

  Yaşıyor musun?

  Tanrım, bir sigaraya ihtiyacım var.

  Herkes öldü mü?

  Bana yardım ettin.

  Senden aldıklarım beni kurtardı.

  – Teşekkürler.

  – Lafı bile olmaz.

  Zaten bir şekilde kiliseye gelmeyi düşünüyordum.

  İğrenç.

  Bu dakikadan sonra bırakıyorum.

  Tabii eğer yaşarsam.

  Yardım gelene kadar onunla kal.

  İyileşecek, değil mi?

  Eric?

  Bunu çok sık yapıyor.

  Shelly.

  – Pekâlâ, neler oluyor burada?

  – Birkaç kişi öldürülmüş.

  En azından yağmur durdu.

  – Yağmur her zaman yağmaz.

  – Olamaz, buna inanamıyorum.

  – Bu kabus senin hatan mı, Albrecht?

  – Sen eve git artık.

  – Ben iyiyim.

  – Tamam.

  – Bana neler olduğunu anlatmak ister misin?

  – Senin kahraman çatıda.

  Bu fırsatı kaçırdın.

  Götürün onu buradan!

  Teşekkürler.

  Eğer sevdiğimiz kişiler bizden çalınmışsa   onları yaşatmanın yolu, onları sevmeyi bırakmamaktır.

  Binalar yanar, insanlar ölür ama gerçek sevgi sonsuza kadar sürer  BRANDON VE ELIZA İÇİN||