34 dk

Yönetmen:David Lynch

Senaryo:David Lynch, Barry Gifford

Ülke:Fransa ABD

Tür:Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi:31 Ekim 1997 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:Angelo Badalamenti

Web Sitesi:davidlynch.com [us]

Bütçe:$15,000,000 / Hasılat: $8,275,991

Çekim Yeri:Los Angeles, California, ABD

Oyuncular:Bill Pullman,Patricia Arquette,John Roselius,

Özet

Los Angeles’da yaşayan ve bir gece kulübünde caz saksafon çalan Fred Madison(Bill Pullman ) adlı bir adamın başından geçen garip olaylarla başlıyor.Karısı Renee’nin(Patricia Arquette ) kendisini aldattığı paranoyasıyla yaşayan Madison, evinin dışarıdan kamerayla çekilmiş görüntülerinin yer aldığı bir kaset alır. Ardından bu sefer evin içininin çekildiği bir kaset daha alan Madison, daha sonra karısıyla yatak odasındaki görüntülerinin yer aldığı üçünücü bir kaset daha alır. Bu sırada karısının, daha önce hiç tanımadığı bir arkadaşının partisine katılan Madison, burada kendisini tanıdığını ve şu anda evinde olduğunu söyleyen garip bir adamla(Robert Blake) tanışır. Ertesi gün karısının evde ölü olarak bulunması üzerine zanlı durumuna düşen Madison, aleyhine olan deliller üzerine, karısını öldüren kıskanç koca suçlamasıyla hapse atılır. Karısının öldürülmesine dair hiçbir şey hatırlamayan Madison, gelişen olaylar karşısında ne yapacağını bilemez. İşte tam bu sırada dört duvar arasında tıkılıp kalan Madison, bir anda ortadan kaybolur ve yerine Pete Dayton(Balthazar Getty) adlı genç bir adam geçer. Dayton, arabasının bakımını sadece kendisine yaptıran bir gangsterin Alice adlı sevgilisine aşık olan bir genç bir oto tamircisidir. Alice ile birlikte gangsterlerin elinden kaçmaya çalışan Dayton, sevgilisinin, kirli geçmişinden kurtulması için, Alice’i fahişe olmaya iten adamı öldürmeye karar verir.

Alt yazı

Dick Laurent öldü.

 Bu gece kulübe gelmesem olur, değil mi?

 Ne yapacaksın?

 Kalıp bir şeyler okuyacağım.

 Öyle mi?

 Ne?

 Ne okuyacaksın Renee?

 Seni hala güldürebiliyorum, ne güzel.

 Gülmeyi seviyorum Fred.

 Seninle bu yüzden evlendim.

 İstersen eve döndüğünde beni uyandırabilirsin.

 O ne?

 Bir video kaset.

 Dışarıda basamaklarda buldum.

 Kimden?

 Bilmiyorum.

 Zarfın üstünde bir şey yazmıyor.

 Kasette bir şey yazıyor mu?

 Hayır, yazmıyor.

 Bakalım içinde ne var.

 Haydi.

 Bir emlakçı göndermiş olmalı.

 Belki.

 Önemli değil.

 Önemli değil.

 Önemli değil.

 Dün gece bir rüya gördüm.

 Sen evin içindeydin.

 Bana sesleniyordun.

 Neredesin?

 Seni bulamıyordum.

 Sonra seni gördüm.

 Yatakta yatıyordun.

 Ama sen değildin.

 Sana benziyordu ama sen değildin.

 Fred, iyi misin?

 Erken kalkmışsın.

 Köpeğin sesine uyandım.

 Bu köpeğin sahibi kim?

 Bu ne?

 Bir kaset daha mı?

 Evet.

 İzlemek istemiyor musun?

 Bilemiyorum.

 İzlemeyecek misin?

 Peki.

 Yine aynı şey.

 Hayır, değil.

 Ne?

 Polisi aramamız gerek.

 Çok doğru.

 Evet.

 Biri eve girip yatakta uyurken bizi filme almış.

 Bu yetmez mi?

 Yedi bin otuz beş numara, Hollis.

 Gözlemevinin yakınında.

 Evet.

 Burada olacağız.

 İki dedektif gönderiyorlar.

 Hepsi bu.

 Ne diyorsun?

 Aslında bilemiyorum.

 Haydi; koridora ve yatak odasına bakalım.

 Yatak odası burası mı?

 Burada mı yatıyorsunuz?

 Bu odada?

 İkiniz de?

 Yatak odamız burası.

 – Başka yatak odası yok mu?

 – Hayır.

 Prova odası olarak kullanıyorum.

 Ses geçirmez.

 Müzisyen misiniz?

 Evet.

 – Ne çalıyorsunuz?

 – Tenor.

 Tenor saksafon.

 – Siz?

 – Müzik kulağım yok.

 – Video kameranız var mı?

 – Hayır.

 Fred nefret eder.

 Bir şeyleri kendimce hatırlamayı severim.

 Ne demek bu?

 Benim hatırladıklarımın, yaşandığı gibi olması gerekmez.

 – Bir alarm sisteminiz var mı?

 – Evet.

 Aslında var.

 Ama son günlerde kullanmıyorduk.

 Neden?

 Bir sebepten kendiliğinden çalışıyordu.

 Yanlış alarmlar.

 Yeniden kullanmayı deneyebilirsiniz.

 Evet.

 Tamam?

 Pencere ve kapıların zorlanıp zorlanmadığına bakacağız.

 Evi gözetimde tutacağız.

 Elimizden geleni yapacağız.

 Başka bir şey olursa, bizi arayın.

 Ararız.

 Teşekkür ederiz beyler.

 Bu bizim işimiz.

 Andy, harika parti.

 – Muhteşem görünüyorsun.

 – Teşekkür ederim.

 Fred!

 Lütfen!

 Lütfen!

 İki duble viski.

 Sek.

 Daha önce karşılaştık, değil mi?

 Hiç sanmıyorum.

 Nerede karşılaştığımızı düşünüyorsun?

 Senin evinde, hatırlamıyor musun?

 Hayır, hayır, hatırlamıyorum.

 Emin misin?

 Elbette.

 Aslına bakarsan, şu anda oradayım.

 Ne demek bu?

 Şu anda neredesin?

 Senin evinde.

 Bu çok saçma.

 Ara beni.

 Kendi numaranı çevir.

 Çekinme.

 Burada olduğumu söylemiştim.

 Bunu nasıl yaptın?

 Bana sor.

 Evime girmeyi nasıl başardın?

 Beni davet ettin.

 Çağrılmadığım yere gitmek adetim değildir.

 Kimsin sen?

 Telefonumu geri ver.

 Seninle konuşmak bir zevkti.

 – Bana içki alacağını sanıyordum.

 – Bir dakika lütfen.

 Andy, merdivendeki adam kim?

 Şu siyah giysili.

 Adını bilmiyorum.

 Dick Laurent’ın arkadaşı sanırım.

 – Dick Laurent mı?

 – Evet, sanırım.

 Dick Laurent öldü, öyle değil mi?

 Öyle mi?

 Dick’i tanıdığını bilmiyordum.

 Öldüğünü nereden biliyorsun?

 Bilmem.

 Onu tanımıyorum.

 Dick ölmüş olamaz.

 Öldüğünü kim söyledi sana?

 Kim hayatım?

 Kim ölmüş?

 Eve gidelim.

 – Ama  – Haydi.

 Hemen gidiyoruz.

 Buraya hiç gelmememiz gerekirdi.

 O Andy denen pislikle nasıl tanışmıştın?

 Uzun zaman önceydi.

 Moke’un Yeri denen bir barda tanıştık.

 Sonra arkadaş olduk.

 Bana bir işten bahsetti.

 Bir iş mi?

 Hatırlamıyorum.

 Her neyse, Andy iyidir.

 Ama çok garip arkadaşları var.

 Arabada bekle.

 Sana arabada kalmanı söylemiştim.

 Neden?

 Ne oldu?

 Neden beni dışarıda beklettin?

 Nedenini söyleyeyim.

 Çünkü evde birinin olduğunu düşündüm.

 Var mıydı?

 Hayır, elbette yoktu.

 Fred, neredesin?

 Renee!

 Otur, katil!

 Onu öldürmedim!

 Lütfen öldürmediğimi söyleyin.

 Biz jüri üyeleri, davalıyı birinci derece cinayetten suçlu bulduk.

 Fred Madison, jüri seni birinci derece cinayetten suçlu buldu.

 Bu yüzden seni, elektrikli sandalyede ölüme mahkum ediyorum.

 Kendini evinde farz et dostum.

 Bir şeye ihtiyacın olursa uşaktan isteyebilirsin.

 Haydi, ellerini uzat.

 Bir sorun mu var?

 Başım.

 – İyi uyuyabiliyor musun?

 – Hayır.

 Uyuyamıyorum.

 Artık uyuyacaksın.

 Hücresine geri götürün.

 Peki doktor.

 Gidelim.

 Gardiyan!

 Gardiyan!

 Gardiyan!

 – Ne istiyorsun?

 – Aspirin.

 Başım.

 Tanrım.

 O karı katili çok berbat görünüyor.

 Hangisi?

 Pete, gitme!

 Pete!

 Yok artık!

 Mack, durum ne?

 Pek emin değilim yüzbaşı.

 Bunu kendiniz görmelisiniz.

 Burası.

 Bu Fred Madison değil.

 Evet, değil.

 – Kim peki?

 – Bilmiyorum efendim.

 Yüzbaşı Luneau?

 Evet, Mack?

 Yüzbaşı, burada çok garip şeyler oluyor.

 Evet beyler, yabancının kim olduğunu öğrenmiş olduk.

 Adı Peter Raymond Dayton.

 24 yaşında.

 Beş yıl önce araba hırsızlığından tutuklanmış.

 Bir yıl boyunca gözetim altında kalmış.

 Anne ve babası, kendisi ve William Dayton’la Garland caddesi 814 numarada yaşıyor.

 Teşekkürler Lou.

 Hangi cehenneme kayboldun sen dostum?

 Merhaba.

 Dostum.

 Berbat görünüyorsun dostum.

 Evet, ne oldu?

 Sadece kendimi iyi hissetmiyordum.

 Bulaşıcı bir şey değil, değil mi?

 Hayır, hiç sanmıyorum.

 Tamam, haydi biraz dolaşmaya çıkalım.

 Pek çok farklı meyve büyür ve olgunlaşır.

 Bir kovayı doldurmak için çok fazla çilek gerek.

 Ama buna değer.

 Çünkü  Haydi, haydi dostum.

 Gidelim.

 Görüşürüz.

 Ben biraz bu soytarılarla çıkacağım.

 Bu sana iyi gelir.

 – İyi geceler tatlım.

 – İyi Geceler.

 Görüşürüz.

 Neler oluyor sana?

 Yüzüne ne oldu?

 Bilmiyorum.

 Bu ne demek?

 Son günlerde bir garip davranıyorsun.

 Mesela geçen gece  Ne gecesi?

 Seni en son gördüğümde.

 Hatırlamıyorum.

 Benden hala hoşlanıyor musun?

 Nerelerdeydin?

 Ne haber?

 Geri dönmene sevindim.

 Harika.

 – Seni gördüğüme sevindim dostum.

 – Gerçekten dostum.

 Seni gördüğüme sevindim.

 Geri döndüğüne sevinecek pek çok insan var.

 Buna ben de dahilim.

 Geri dönmek güzel.

 Bay Smith seni bekliyor.

 Evet, onunla ilgilenirim.

 Bay Eddy aradı.

 Arayıp gelmesini söyleyeyim mi?

 Ara, döndüğümü söyle.

 Biliyorsun, çalışmaya hazırım.

 – Çalışmaya hazır mısın?

 – Evet.

 – Öyleyse iş başına.

 – Tamam, dostum.

 Pete geri döndü!

 Burada tam dokuz kişi var.

 Bunlardan yedisine sorabilirsin.

 Bu fiyatı içlerinden birinden alabilirsen, diğer ikisine de sormana izin vereceğim.

 Pete nerede?

 Arka tarafta.

 Bay Eddy!

 Ne oldu?

 Biri sana sorun mu çıkarıyor?

 Hayır, sorun yok.

 Çünkü biri sana sorun çıkarıyorsa, bunu halledebilirim.

 İşte böyle.

 Hayır, ben iyiyim Bay Eddy.

 Ben ciddiyim Pete.

 İşte böyle.

 Teşekkürler, ben iyiyim.

 Şimdi, ne istiyorsunuz?

 Standart bir bakım mı?

 Benimle dolaşmaya gelmeni istiyorum.

 Motordan bir ses geliyor.

 Tamam, gidip patrondan izin alayım.

 Arnie için sorun olmaz.

 Haydi, gidelim.

 Kenara çekin ama motoru kapatmayın.

 Şehirdeki en iyi kulaklar onda.

 Şimdi bir deneyin.

 Çok güzel.

 Yağın üstündeki bıçak gibi.

 Haydi, biraz dolaşalım.

 Nasıl isterseniz Bay Eddy.

 Çok güzel bir gün.

 İyi iş çıkardın Pete.

 Bu arabayla ilgilenmeyi sevdiğimi biliyorsunuz Bay Eddy.

 Kahretsin.

 Bu aptal düşündüğüm şeyi mi yapıyor?

 Bu mekanik harikasının ve 1400 beygir gücündeki motorun hakkını verelim.

 Tanrım.

 Tanrım.

 Bir daha, sakın bir arabaya bu kadar yaklaşma!

 Bir daha yapmayacağını söyle.

 Asla!

 Yapmayacağım.

 Saatte 35 mil hızla giderken bir arabanın durması için ne kadar mesafe gerektiğini biliyor musun?

 Tam altı araba boyu!

 Bu tam otuz iki metre yapar bayım!

 Aniden durmuş olsam, bana çarpacaktın!

 Kendine bir ehliyet kitabı alacaksın, tamam mı?

 O lanet şeyi çok iyi çalışacaksın!

 Bundan sonra lanet kurallara uyacaksın!

 Geçen yıl otoyollarda tam elli bin insan öldü!

 Ve bunun tek suçlusu, senin gibi adiler.

 O ehliyet kitabını alacağını söyle!

 Ehliyet kitabını alacağım.

 Aferin!

 Tanrım!

 Bunun için özür dilerim Pete.

 Ama takip mesafesi, hoş göremeyeceğim konulardan biri.

 Evet, anlıyorum.

 Bekle biraz.

 Teşekkürler Bay Eddy.

 Hayır, ben teşekkür ederim.

 Yarın da Cadillac’ı getireceğim.

 – Porno sever misin?

 – Porno mu?

 Hoşuna gider mi?

 Hayır, hayır teşekkürler, hayır.

 Sen bilirsin şampiyon.

 – Yarın görüşürüz.

 – Görüşeceğiz.

 Tanrım.

 Lou, şu adamı tanıdın mı?

 Evet, Laurent.

 – Ne istiyorsun?

 – Biraz dolaşmak ister misin?

 Bilmiyorum.

 Haydi, atla bebeğim.

 Buraya gel.

 Neden benden hoşlanmıyorsun?

 Senden hoşlanıyorum.

 Ne kadar?

 – Kanalı neden değiştirdin?

 – Hoşuma gidiyordu.

 Benim gitmiyordu.

 Hoşlanmıştım.

 Dediğim gibi Cadillac’ı bırakmaya geldim.

 Ne dersin, bugün göz atma şansın olacak mı?

 Elbette, bugün mü alacaksınız yoksa sabah mı?

 Eğer işi bitirebileceksen bugün yine gelebilirim.

 Bitiririm.

 Adamımsın Pete.

 – Ben Alice Wakefield.

 – Pete Dayton.

 – Bugün buraya gelmiştim.

 – Evet, hatırlıyorum.

 Beni yemeğe çıkarmaya ne dersin?

 Bilemiyorum.

 Tamam.

 Neden ben seni yemeğe çıkarmıyorum?

 Bak, bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

 Telefonun var mı?

 Evet.

 İşte, tam orada.

 Kendime başka bir taksi çağırmalıyım.

 Alo?

 Van Nuys.

 Vanguard taksinin numarasını alabilir miyim?

 Alo, evet, bir taksiye ihtiyacım var.

 Arnie’nin garajı.

 Beşinci caddenin köşesi.

 Alo, evet, taksiye ihtiyacımız kalmadı.

 Teşekkürler.

 Belki de yemeği es geçmeliyiz.

 Elbisemi çıkar.

 Bir klozet deliğinden daha fazla mal görmüştür.

 – Daha fazlasını istiyorum.

 – Ben de.

 – Seni arayabilir miyim?

 – Evet.

 Evden ara.

 Sana numarayı vereceğim.

 Tamam bebeğim.

 Buradayım!

 Haydi gel bebeğim, ben odayı tuttum.

 Ben bakarım!

 Alo?

 Benim.

 Bebeğim.

 Bu gece buluşamayacağız.

 Tamam.

 Bay Eddy’yle bir yere gitmem gerek.

 Tabii.

 Sanırım bir şeylerden şüpheleniyor.

 Dikkatli olmalıyız.

 Seni özledim Pete.

 Ben de seni.

 Yine ararım.

 Ne lanet bir iş.

 Onunki mi, bizimki mi Lou?

 Bizimki Hank.

 Biraz otur.

 Ne oldu?

 Otur.

 Pek iyi görünmüyorsun.

 Yok, sadece biraz başım ağrıyor.

 Neler oluyor?

 Polis aradı.

 Peki ne istiyorlar?

 Geçen gece sana ne olduğu hakkında bir şeyler öğrenip öğrenmediğimizi sordular.

 Ve senin bir şey hatırlayıp hatırlayamadığını bilmek istiyorlar.

 Ama hiçbir şey hatırlamıyorum.

 Onlara ne dediniz?

 O geceyle ilgili polise hiçbir şey söylemeyeceğiz.

 O gece seni gördük Pete.

 Eve arkadaşın Sheila’yla birlikte geldin.

 Sheila.

 Evet.

 Ve yanınızda bir adam vardı.

 Nedir bu?

 Neden bana bir şey söylemediniz?

 Adam kimdi?

 O adamı daha önce hiç görmemiştim.

 Ne oldu bana?

 Lütfen, lütfen baba, söyle.

 Bay Eddy.

 Pete.

 Nasılsın?

 İyiyim.

 Eminim geçen gün yanımda olan kadını fark etmişsindir.

 Güzel bir sarışın.

 Arabada kalmıştı.

 Adı Alice’tir.

 Yemin ederim onu ölesiye seviyorum.

 Ve eğer onunla yatan birini duyacak olursam, bunu çıkarır ve poposuna öyle bir sokarım ki, ucu ağzından çıkar.

 – Sonra ne yaparım biliyor musun?

 – Ne?

 Lanet olası beynini havaya uçururum.

 Seni iyi gördüm.

 Neler yapıyorsun bakalım?

 Ben bakarım!

 Alo?

 Benimle yirmi dakika sonra  Sycamore’daki Starlight otelinde buluş.

 Bizi öldürecek.

 Sen, bildiğinden emin misin?

 Emin değilim ama biliyor.

 Peki, şimdi ne yapacağız?

 Bilmiyorum.

 Biraz paramız olsa, birlikte kaçabilirdik.

 Bir adam tanıyorum.

 Kızlara eğlence için para öder.

 Üstünde hep nakit bulundurur.

 Onu soymak kolay olur.

 O zaman buradan kaçmak için paramız olur.

 Birlikte olabiliriz.

 Onunla hiç eğlendin mi?

 Hoşuna gitti mi?

 Hayır.

 – Bu, anlaşmanın bir parçasıydı.

 – Ne anlaşması?

 – Bay Eddy için çalışıyor.

 – Öyle mi?

 Peki ne iş yapıyor?

 Bay Eddy için filmler çekiyor.

 – Pornolar mı?

 – Evet.

 Sen bu lanet insanlara nasıl bulaştın Alice?

 – Pete, hayır.

 – Hayır, filan yok.

 Nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum.

 Uzun zaman önceydi.

 Moke’un Yeri denen barda bu adamla tanıştım.

 Onunla arkadaş olduk.

 Bana bir işten bahsetti.

 Porno işi mi?

 Hayır, sadece iş.

 Ne olduğunu bilmiyordum.

 Birini görmem için bana randevu ayarladı.

 Bir eve gittim.

 Beni uzun süre beklettiler.

 Kapıda bekleyen bir adam vardı.

 Başka bir odada bir adam ağırlık kaldırıyordu.

 Endişelenmeye başladım.

 Sonra her şey karardı.

 Beni diğer odaya götürdüler.

 Neden hemen ayrılmadın?

 Hoşuna gitti?

 Gitmemi istersen   giderim.

 Gitmeni istemiyorum.

 Gitmeni istemiyorum.

 Seni seviyorum Alice.

 – Andy’yi arayayım mı?

 – Andy mi?

 Adı bu.

 Andy.

 – Buradan kaçış biletimiz.

 – Evet, ara onu.

 Yarın gece için ayarlayacağım.

 Saat on birde onun evinde buluşalım.

 Arabayla gelme, otobüse bin.

 Kimsenin takip etmediğinden emin ol.

 Adresi akılda tutmak kolay.

 2-2-2-4.

 Deep Dell yolu.

 Yolun güney tarafındaki beyaz mermer ev.

 Yukarıda Andy’yle olacağım.

 Arka kapı açık olacak.

 Mutfaktan geçip salona gir.

 Orada bir bar var.

 On biri çeyrek geçe, Andy’yi bana içki hazırlasın diye aşağı göndereceğim.

 Ve geldiğinde, sen başına vuracaksın tamam mı?

 Tamam.

 Bir başkasıyla yatıyorsun değil mi?

 Benimle her istediğinde yatıyorsun.

 Kes şunu.

 Aramıyorsun.

 Kim o?

 Kes şunu.

 O kaltağın adı ne?

 Üzgünüm.

 Üzgünsün demek.

 Evine git.

 Üzgün müsün?

 Sheila, kes şunu.

 Üzgün müsün seni lanet olası, üzgün müsün?

 Evine git.

 Canın cehenneme!

 Kes şunu Sheila, dur Sheila.

 Tamam, Sheila, Sheila, Sheila.

 Haydi, içeri girip bunu sakince konuşalım.

 Haydi.

 Artık farklısın.

 Söyle ona, söyle ona!

 Sheila hayır, hayır.

 Zaten artık umurumda değil.

 Özür dilerim Bay Dayton.

 Bir daha sizi ya da ailenizin   başka bir üyesini rahatsız etmeyeceğim.

 Haydi kalk.

 Telefonda biri var.

 Bu gece birkaç kez aradı.

 Kim peki?

 Adını söylemiyor.

 Alo?

 Pete, nasılsın?

 Kimsiniz?

 Kim olduğumu biliyorsun.

 Bay Eddy.

 Evet, nasılsın bakalım Pete?

 İyiyim.

 İyisin demek.

 Bu iyi Pete.

 Bakın, vakit geç oldu Bay Eddy, ben  İyi olduğunu duyduğuma çok sevindim.

 İyi olduğundan emin misin?

 Her şey yolunda mı?

 Evet.

 İyi olduğunu duyduğuma gerçekten sevindim Pete.

 Bir arkadaşımla konuşmanı istiyorum.

 Daha önce karşılaştık, değil mi?

 Sanmıyorum.

 Nerede karşılaştığımızı sanıyorsun?

 Senin evinde.

 Hatırlamıyor musun?

 Hayır.

 Hayır, hatırlamıyorum.

 Doğuda, Uzakdoğu’da, bir insan ölüme mahkum edildiğinde, onu kaçamayacağı bir yere gönderirler.

 Celladının ne zaman arkasından yaklaşıp ensesine bir kurşun sıkacağını bilemez.

 Neler oluyor?

 Seninle konuşmak büyük zevkti.

 Araya girip iyi olduğunu duyduğuma sevindiğimi söylemek istedim.

 Haklamışsın.

 Onu öldürdük.

 Sen öldürdün.

 Ne yapacağız?

 Ne yapacağız?

 Parayı almamız gerek.

 Buradan hemen gitmeliyiz.

 Bu sen misin?

 İkisi de sen misin?

 Bu benim.

 Tatlım.

 İyi misin?

 Banyo nerede?

 Yukarıda.

 Koridorun sonunda.

 Benimle konuşmak mı istiyordun?

 Neden diye sormak mı istiyordun?

 Ne oldu?

 Bana güvenmiyor musun Pete?

 Bunu pantolonuna sok.

 Satın alacak birini tanıyorum.

 Bize para verip bu malların  ve Andy’nin arabasının karşılığında pasaport da sağlayabilir.

 O zaman istediğimiz yere gidebiliriz.

 Haydi bebeğim.

 Pete, sen kullan.

 Tanrı aşkına nereye gidiyoruz Alice?

 Nereye gidiyoruz böyle?

 Çöle gitmek zorundayız bebeğim.

 Sana bahsettiğim şu adam   kulübesinde bekliyor.

 Haydi!

 Beklememiz gerekecek.

 Neden ben Alice?

 Neden beni seçtin?

 Beni hala istiyorsun, değil mi Pete?

 Her zamankinden çok?

 Seni istiyorum Seni istiyorum Seni istiyorum.

 Seni istiyorum.

 Bana asla sahip olamayacaksın.

 Buradayım!

 Alice nerede?

 – Alice kim?

 – Onun adı Renee.

 Sana adının Alice olduğunu söylediyse, yalan söylemiş.

 Ya senin adın?

 Senin adın ne?

 Benimle geliyorsun.

 Ne istiyorsunuz benden?

 Artık geri verebilirsin.

 Sen ve ben   gerçekten çok kötü olabiliyoruz, değil mi?

 Şuna bir bak.

 Evet, bu kesinlikle o.

 Bu Fred Madison’ın karısı.

 Dick Laurent’la birlikte.

 Ve şuradaki yarık kafayla.

 Evin her yerinde Pete Dayton’ın parmak izleri var.

 Ne düşünüyorum, biliyor musun Eddy?

 Ne Al?

 Ne düşünüyorsun?

 Bence kötü rastlantı diye bir şey yok.

 Dick Laurent öldü.

||