128 dk

Yönetmen:Martin Scorsese

Senaryo:John D. MacDonald, James R. Webb, Wesley Strick

Ülke:ABD

Tür:Suç, Gerilim

Vizyon Tarihi:13 Kasım 1991 (ABD)

Dil:İngilizce

Çekim Yeri:Florida, ABD

Oyuncular: Robert De Niro, Nick Nolte, Jessica Lange, Juliette Lewis, Joe Don Baker

Özet

Sam Bowden (Nick Nolte) hayatını kanuna adamış Atlanta’da yaşayan bir avukattır. Ailesi ile birlikte sakin bir hayat süren Sam’in hayatı yakında kabusa dönüşecektir, çünkü 14 yıl önce avukatlığını üstlendiği Max Cady (Robert De Niro) isimli adam, hapisten çıkmıştır ve intikam için hazırlanmaktadır. Çünkü, Max Cady acımasız bir tecavüzle suçlanıyordu, okuma yazması da yoktu. Bu yüzden Sam eline Max’in hapisten kurtaracak bir belge geçmesine rağmen yine de bunu kullanmaz ve Max Cady tutuklanır. Şimdi Max hapisten çıkmıştır. Önce küçük tehditlerle başlayan intikam hırsı, gittikçe Sam’in ailesini de etkileyecektir. Sam’in bir kadın avukat arkadaşına ilk başta tecavüz eden Max Cady, bu sayede karısı ile Sam’in arasına açar ve evlerinde tartışmalar başlar. Max’in çıktığı günlerde de Sam’in evindeki köpek zehirlenerek öldürülür. Ve bu olaylar Max Cady için sadece başlangıçtır, daha sırada 16 yaşındakı kızları Danielle (Juliette Lewis) vardır.

Alt Yazı

Hatıralarım.

 O güzelim nehre verilen adın  hayret verici olduğunu düşündüm hep: Korku Burnu.

 O büyüleyici yaz gecelerinde korkulacak tek şey  büyünün sona erip gerçek hayatın paldır küldür içeri girmesiydi.

 HAKİKAT – ADALET Pekala Cady, işte beklediğin an geldi.

 Seni almaya kimse gelecek mi Cady?

 – Kitapların ne olacak?

 – Hepsini çoktan okudum.

 Selam.

 Nasılsın?

 – Nasılsın?

 – İyiyim.

 Ropa limpia mı?

 Hayır, o kelime temiz demek.

 Bunlar kirli.

 Konsept, gerilimi azaltmak.

 Hareketi simgeleyen bir motif bulmalıyım.

 Bir seyahat acentası için çok rastlanmadık bir motif değil  ama kimin umurunda?

 – Bir ok olabilir belki.

 – Evet, bir ok olabilir.

 Belki.

 Ama bir yandan da istikrarı simgelemeli  güvenilir bir şirket izlenimi uyandırmalı.

 Sonuçta, bu fikirleri  göze hoş görünecek şekilde dengeleyebilirsen bir logo elde edersin.

 Pekala.

 Hareket, istikrar  ve bir ok.

 Pekala, bunun için bir şeyler düşünürüm.

 Benjamin!

 Evet.

 Hastanede bebeğimi değiştirdiler, değil mi?

 Nasıl gitti?

 Yargıcı, nafaka duruşmasını 21 gün daha ertelemeye ikna ettim.

 Harika.

 Pazartesiye kadar, damadımın bütün o parayı  – hangi bankaya kaçırdığını bulmalıyım.

 – Doğru.

 – Her neyse, kızım ve ben teşekkür ederiz.

 – Bir şey değil Tom.

 İşte baban geldi!

 Güle güle Ufaklık!

 Adios!

 Evet, bu çok yaratıcı Ufaklık.

 Beni seviyordu.

 Bütün bu zaman boyunca, beni sevmişti.

 İçeri giremezsin.

 Baban, kampanyası için bir televizyon çekimine katılıyor.

 Baba, seninle konuşmam gerek.

 Burada ne arıyorsun?

 Az sonra yayına çıkacağım.

 Bu duman da ne?

 Afedersiniz.

 Gelin, yerimizi değiştirelim.

 Ben de seni babalıktan reddediyorum.

 O terbiyesiz herifin yaptığına inanabiliyor musun?

 Onu bir güzel pataklamalıydın.

 Ne?

 Pataklamak mı?

 Ne demek istiyorsun?

 Boks yapmıştın ya.

 Onu bir güzel yola getirir, çenesini kapatırdın.

 – Seni yenebilirim.

 – Dikkat.

 – Seni yenebilirim.

 – Suratının ortasına tekmeyi atabilirdin.

 Suratının ortasına mı?

 Alçakça kavga etmeyi iyi bilirsin.

 Bundan para kazanıyorsun.

 Aman ne zekice Leigh.

 – Dışarıda oturalım.

 – Borcum ne kadar?

 – Borcunuz ödendi.

 – Ödendi mi?

 Kim ödedi?

 Şuradaki bey.

 Kızlar, haydi içeride oturalım.

 Evet, içeride oturalım.

 Bay Mükemmel Oyuncu.

 – Bak.

 – Ne?

 Backhand’i bilekten savurmalısın.

 Bu noktada biraz müzik dinlemeyi tercih ederim Sam.

 Sam, ölmeden oynamak istiyorum.

 Tamam.

 – Bilekten savurmalısın.

 – Ebe.

 – Bunu yapmaya bir süre ara vermeliyiz.

 – Neyi yapmaya?

 Bir şey yapmıyoruz ki.

 – Hayır, bunu biliyorum.

 – Ama  Pekala.

 Tamam.

 Belki de haklısın.

 Neden?

 Karın mı bozuluyor?

 Karım varolduğunu bile bilmiyor, ki bence bilmemesi kesinlikle daha iyi.

 Nedenmiş o?

 Lori, bu soruyu neden sorduğunu biliyor musun?

 – Çünkü sen hiç evlenmedin.

 – Eee?

 Evlilik aldatma ile eş anlamlı mı yani?

 Yani, iki kişi  evlenip uzun süre birlikte yaşayınca  Seninle vakit geçirmek hoşuma gidiyor, bu suç değil ya.

 Sen eğlencelisin, şirinsin ve bilemiyorum  Mahkemelerden, hangi yargıcın cübbesinin altında silah taşıdığından  hangisinin bunadığından söz ediyoruz.

 Tanrım.

 Bak Lori, başka bir zamanda, başka bir yerde  kim bilir?

 – Yarın?

 – Kısa ve kolay davalar var.

 Hayır, üç maçtan ikisini aldım.

 Beş maç yapalım.

 Pekala, olur.

 Zaten bugün kazanmana izin verdim.

 – Tabii ya.

 – Görüşürüz.

 Kuş gibi özgür.

 Canının istediği yere kimle istersen gidersin.

 Bu kadar özgürlük insanın başını belaya sokabilir.

 – Anahtarlarımı alabilir miyim?

 – Beni hatırlamıyor olabilir misin?

 Sizi hatırlıyorum.

 Geçen gece sinemadaydınız.

 Hayal kırıklığına uğradım.

 İncindim.

 Anahtarlarımı alabilir miyim?

 Max Cady.

 Hiç değişmemişsin.

 Altı yedi kilo almışsın.

 Ama ortalama bir erkeğin altmış yaşına gelene dek her yıl  Haydi ama.

 Her yıl yarım kilo aldığını söylerler.

 Ben mi?

 Hapiste olduğum süre boyunca her yıl yarım kilo verdim.

 – Atlanta 1977.

 – Doğru bildin.

 Temmuz.

 On dört yıldır elime anahtarlık almadım.

 İyi görünüyorsunuz, sağlığınız yerinde.

 Teşekkür ederim.

 Kodeste sağlıklı kalmak kolay değildir.

 Ama sen bunu bilemezsin, değil mi?

 Seni sefil beyazlarla aynı yere tıkarlar.

 Tüm gün çalışmadan otururlar.

 Aslında  bu küçük puro tek kötü alışkanlığım  çünkü kodeste, insan olduğumu hatırlatacak bir alışkanlığa ihtiyacım vardı.

 Sizi hangi rüzgar New Essex’e attı?

 İklim.

 Ah, güney.

 Buraya, New Essex’e yerleşmeyi düşünüyorum avukat bey.

 Beni takip mi ediyorsunuz?

 Burası küçük bir şehir.

 Sık sık karşılaşacağız.

 – Her neyse, kendinize iyi bakın Bay Cady.

 – Sen de.

 – Kaybetmek ne demekmiş öğreneceksin.

 – Ne?

 Baba, rica etsem  Afedersin Dani.

 – Ne çalışıyorsun?

 – İngilizce.

 Bir anı roman olan  Eve Doğru Bak Meleğim’i okuyup  aynı tarzda bir şeyler yazmamız gerekiyor.

 Senin anın neyle ilgili?

 Tekne ev.

 Daha 3 Temmuz bile değil.

 İki hafta buradan uzaklaşıp eski günlerdeki gibi  Wilmington’daki tekne evde kalsak iyi olur.

 Haziran başı gitmek istedim.

 Vaktinin olmadığını söyledin.

 – Yoktu.

 – Şimdi de benim vaktim yok.

 Ayrıca Dani’nin yaz okulu eylül başında bitecek.

 İki haftayı kaçırsa ne olur sanki?

 Diğer seçeneği okuldan atılmaktı.

 Belki de tiyatro öğretmeni onu bir konuda heyecanlandırır.

 Evet, kendisi hakkında muhtemelen.

 Ne diye eroin kullanıyormuş gibi ortalığı velveleye verdiler ki?

 Yani, marihuana nedir ki?

 Sen de, ben de zamanında içmiştik.

 Bazı toplumlarda bu dinsel bir törendir.

 Ama bizimkinde yasak.

 Ensest, ölüsevicilik ve hayvanlarla cinsel ilişki gibi yasak.

 Tatlım.

 – Putperestlik, yamyamlık gibi.

 – Şunu bir daha yapsana.

 – Ne?

 – Şunu bir daha yapsana.

 – Sam, dışarıda biri var!

 – Ne?

 lşığı açma.

 Açma.

 Onu havai fişekler patlayınca gördüm.

 Ne?

 – Bugün öğleden sonra onunla konuştum.

 – Onu tanıyor musun?

 Derhal arazimden çıkmanı istiyorum!

 Gitmiş.

 ”Kaybetmek ne demekmiş, göstereceğim sana” dedi.

 Veya ”Kaybetmek ne demekmiş, öğreteceğim sana.

” Bunun gibi bir şey.

 Çok şairane.

 – Kim o?

 Nereden geldi?

 – O  Haydi ama Leigh, köpeği indir.

 Ben, aşağı in.

 Beni dinlediği yok.

 Senin köpeğin.

 Haydi.

 Hayır, masanın üstüne çıkmaması gerek.

 – Çayından köpek kılı çıkacak.

 – İn aşağı.

 Nereli?

 Dağlı, kafayı dinle bozmuş çatlaklardan.

 Hapse neden girdi?

 – Sanırım fiziksel saldırı suçundan.

 – ”Sanırım” mı?

 – Kime saldırmış?

 Bir erkeğe mi?

 Bir kadına mı?

 – Bilmiyorum.

 On dört yıl önceydi.

 Yani, sanki  Gerçekten hatırlamıyorum.

 Senden ne istiyor?

 Bizi taciz etmeye çalışıyor, peşimizde dolanıp duruyor.

 Eski bir mahkum, bu yüzden  Herhalde avukata bozulmuş.

 – Demek müvekkilin.

 – Evet.

 – Güle güle baba.

 – Hoşçakal.

 – Yorgun görünüyorsun.

 – Sağol.

 Tam ihtiyacım olan şey.

 Ben gerekli işlemlere başlayana  hatta patronla konuşana dek  Dani’nin ormanda tek başına dolaşmaya çıkmamasını tercih ederim.

 – Benjamin’i yanında götürse bile mi?

 – Bekçi köpeğimiz Ben’i mi?

 Adamı yalayarak mı öldürecek?

 – Dediklerimi ona söyle.

 – Neyi?

 Hakkında hiçbir şey bilmiyorum ki.

 Adamın biyografisini anlatma, etrafta bir serseri varmış de.

 Onu tekrar görürsen polise haber ver ve beni ara.

 Silaha ne dersin?

 Hani burada işler kızışırsa diye.

 Evde dolu bir silah olsa kendini güvenlikte hisseder misin?

 Sonunda birbirimizi vururuz.

 Ya da Dani bizi vurur.

 O bir şey yapmaz.

 Hapisten daha yeni çıktı.

 Tekrar içeri girmek istemeyecektir.

 Lee Heller’i ara.

 Lee renkli bir kişiliktir, ama yine de eyaletteki en iyi ceza avukatıdır.

 – Güzel.

 – Bana Lee Heller’i bul.

 – Sam, bu herifi sen savunmuştun, değil mi?

 – Doğru.

 Sana zarar vermek istediği ne malum?

 Dün arabama biniyordum.

 Bu herif geldi.

 Biraz konuştuk.

 Bana ”Kaybetmek ne demekmiş, öğreneceksin” dedi.

 Bu pek de teröristçe bir tehdit sayılmaz.

 Tom, Tanrı aşkına, herif eski suçlu.

 Sen de bunun ne demek olduğunu benim kadar iyi biliyorsun.

 Dün gece evimizin arkasındaydı.

 – Meskene tecavüze yeltendi.

 – Hayır, pek sayılmaz.

 Arazinin sınırını çevreleyen duvarın üstünde oturuyordu.

 Bu, araziye izinsiz girmek bile sayılmaz.

 Haydi.

 Ne diyebilirim ki?

 Bir kısıtlama emri çıkart.

 Bu sabah mahkemeye başvurdum.

 Duruşma on gün sonra yapılacak.

 Güzel.

 Yapabileceğim bir şey varsa söyle.

 Tom, on dört yıl önce  o davada, elime kurban hakkında bir rapor geçti.

 – Tecavüz davasıydı.

 – Doğru.

 Tecavüz ve cinsel şiddet uygulama.

 Her neyse, kurban hakkında bir rapor geldi  ve kurbanın önüne gelenle düşüp kalktığı anlaşıldı.

 Ve  raporu hasıraltı ettim.

 – Başka bilen var mı?

 – Hayır, hasıraltı ettim.

 Ne müvekkile ne de savcıya gösterdim.

 Ama bu herifin o kıza yaptıklarını görseydin  ”Her ceza duruşmasında, sanık  ”savunması için avukat desteği alacaktır.

” Altıncı maddeyi biliyorum.

 Buna inanıyorum da.

 Bu yüzden Kamu Savunma Bürosu’ndan ayrıldım.

 O pozisyonda kanuna hizmet etmek mümkün değildi.

 Kiminin iyi bir savunmaya hakkı yoktur, öyle mi?

 Tabii ki iyi bir savunmaya hakları var!

 Ama kıza yaptıklarını görseydin  – Raporu hasıraltı ettin.

 – Senin kızın olsaydı  – Yani, demek istediğim  – Raporu hasıraltı ettin.

 Tanrım, Sam.

 Ah, Tanrım.

 Ama bunu nasıl bilebilir, anlayamıyorum.

 Okuma yazması yoktu.

 Ona her şeyi okumak zorundaydım: İddianameyi  tutuklama raporlarını, her şeyi.

 Bilmesine imkan ihtimal yok.

 Hey Dani  burası çok sakin ve ışık da mükemmel  neden gelip kitabını burada okumuyorsun?

 Neden?

 Nedenini söyledim.

 Sakın adam teşhirci veya röntgenci olmasın?

 Teşhirci ne demek, sen nereden biliyorsun?

 Sence daha önce bana şeyini teşhir eden olmadı mı yani?

 Seni aşağılamak istemedim.

 Eminim sana da teşhir eden olmuştur.

 Buraya gelmek istersen gel.

 İstemezsen gelme.

 Canın ne isterse onu yap.

 Ama dışarı çıkma.

 İyi günler avukat bey.

 Ne istiyorsunuz Bay Cady?

 Bu yaşta muhteşem oluyorlar, değil mi?

 Daha keşfedecekleri ne çok şey var.

 Sen şanslısın.

 Benim kızım beni tanımıyor bile.

 İçeri girdikten sonra annesi ona öldüğümü söylemiş  aslında bu, doğru da sayılır.

 Bay Cady, acı çektiğinizi anlıyorum.

 Sorununuzu anlıyorum ama, neden ben?

 Sizin avukatınızdım.

 Sizi savundum.

 Neden savcıyı veya yargıcı taciz etmiyorsunuz?

 – ”Taciz.

” – Neden onları değil?

 Yanlış hatırlamıyorsam, işlerini usulüne uygun yapmışlardı.

 Ben işimi yapmadım mı?

 Öyle mi yani?

 Suçunuzun hafifletilmesini sağladım.

 Şiddet yerine tecavüz olabilirdi.

 Georgia ceza kanunlarına göre, yedi yılda şartlı salıverilebilirdim.

 Tecavüz ciddi bir suçtur.

 Müebbete, idama mahkum olabilirdiniz.

 Şu anda idam gününü bekliyor olabilirdiniz.

 Kodesteyken okumayı öğrendim.

 İlk önce, Benekli Çiftliğe Gidiyor  sonra Kaçak Tavşan, sonra da çoğunlukla hukuk kitapları.

 Sen ayrıldıktan sonra, avukatlığımı kendim yaptım, biliyor muydun?

 Pek çok kez temyize başvurdum.

 Hayır, bunu bilmiyordum.

 Yani, işte burada  iki avukat, mesleki konuları tartışıyoruz.

 Ne kadar istiyorsunuz Bay Cady?

 – Neyi ne kadar istiyorum?

 – Ne kadar para istiyorsunuz?

 Para mı?

 Avukat bey, sence parasız mıyım?

 Makul ölçüler çerçevesinde tartışmaya açığım.

 Hiç kadın oldun mu?

 – Ne oldum mu?

 – Kadın.

 Şişko, kıllı, çirkin bir dağ adamının arzuladığı biri oldun mu?

 Acı çektiğinizi anlıyorum.

 Buna hiç şüphe yok.

 Acı çekmek ne demektir, bilemezsin avukat bey.

 Galatyalılar 3’te dediği gibi: ”Boş yere mi bu kadar elem çektiniz?

” Kodeste olanlar, kadınsı tarafımı keşfetmemi sağladı.

 Telafisi için tartışmaya açığım.

 Dört beyaz veya dört zenci herif tarafından  yere yatırılıp arkadan becerilmenin  telafisi ne olacak efendim?

 Telafisi de aynı şekilde olacak mı?

 Telafinin formülü nedir efendim?

 Nakit 10.000 dolara ne dersiniz?

 Ben  Bunu analiz edelim.

 Rakam öylesine ağzımdan çıktı.

 Sadece hesaplama açısından 20.000, 30.000 dolar diyelim.

 Bak ne diyeceğim.

 50.000 dolar olsun.

 On dört yıl için 50.000 dolar.

 On dört yıl çarpı 365 gün  yaklaşık 5000 gün eder.

 50.000’i buna bölsen günde 10 dolar eder.

 Asgari ücretin bile altında.

 Kaybettiğim ailem ve saygınlığım da cabası.

 Ne konuştuğumuzun farkında olduğunu sanmıyorum.

 On dört yıl.

 Hoppa.

 Kaçmam lazım.

 Randevuma geç kaldım.

 İyi haberlerim var.

 Bankayı ve hesap numarasını buldum.

 Damadının avukatını arayıp mahkemeye gideceğimizi söyleyeceğim.

 Bay Bowden, eşiniz birinci hatta.

 Beklemesini söyle.

 Bir telefon etmeliyim.

 – Ben olsam aramazdım.

 Bence  – Bay Bowden  acil olduğunu söyledi.

 Evet?

 Öyle korkunç, can havliyle havlıyordu ki.

 Sanki çığlık atar gibiydi  sonra Dani koşarak geldi ve ben  ben de veterineri aradım.

 Sonrası çok tuhaftı, çünkü  sanki kurgusu boşalıyor gibiydi  eski bir saat gibi kurgusu boşalıyordu.

 Sonra, birdenbire duruverdi.

 Çok garipti  gözleri kocaman açılmıştı, sanki  hayretle bakıyordu.

 Ve sonra  sonra öldü.

 Daha veteriner gelmeden ölüverdi.

 Veteriner ne dedi?

 – Zehirlendiğini söyledi.

 – Zehirlendiğini mi?

 Ne tür bir zehirmiş?

 – Ne tür bir zehir olduğunu bilmiyorum.

 – Tanrım!

 Onu dışarı çıkarma demiştim.

 – Onu dışarı çıkarmadım!

 – Peki nasıl oldu?

 Kesin!

 Benim de bir İngiliz seterim var, bu yüzden köpek katillerini hiç sevmem.

 Sorun şu ki, bir köpeği zehirlemek sadece para cezası gerektirir.

 Ama işsizse, parası olması gerekir  yoksa onu serserilikten tutuklarız.

 Çırılçıplak soyup arama yapacağız.

 Planlarını altüst edeceğiz.

 Pekala.

 İstenmeyen birini köşeye sıkıştırmak için kanunda pek çok yol vardır.

 Buralarda ona sarıhummalıymış gibi davranılacak.

 – Ellerini duvara daya.

 – Kollarını aç.

 – Bu o mu?

 – Yüzünü duvara dön.

 Öteki tarafta ayna var.

 Burada olduğunuzu bilmiyor.

 Evet, bu o.

 Gömleğini çıkar.

 – Haydi, acele et.

 – Gömleği ona ver.

 – Bana ver.

 – Ayakkabılarını çıkar.

 Diğer memura ver.

 Ona ver.

 Haydi.

 Kollarını aç.

 ÖÇ BENİMDİR Kollarını iki yana aç.

 ZAmANlm YAKLAŞtl Avuçlarını çevir.

 Dediklerini yap.

 RAB CEZALANDlRlClDlR ZAMANıM DAHA GELMEDİ Yavaşça arkanı dön.

 HAKİKAT – ADALET Ona bakayım mı, onu okuyayım mı, bilemiyorum.

 Kıpırdama.

 CEZA ZAMANl – LorettA Bir adım daha at.

 Prosedürü biliyorsun.

 Duvara dayan.

 Dairesini aradık.

 Arabasının ruhsatı ve her şey düzgün.

 Ne tabanca var, ne de başka bir silah.

 Ama bunları bulduk.

 Cady’nin banka cüzdanı.

 30.

000 dolar mı?

 Evet, annesi o hapisteyken ölmüş.

 Çiftlik satılmış.

 O da parasını almış.

 Parası var.

 Peki, ne yapacağız?

 En azından köpek yüzünden onu tutuklarız.

 Ne oldu?

 Köpeği dışarı bıraktınız.

 Cady onu kaçırdı.

 Köpeği dışarı bırakmadık.

 Cady evin içine mi girdi?

 Bu meskene tecavüzdür.

 Ama eve de girmedi.

 Ben polis değilim.

 Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum.

 Ama bir şekilde yaptığını biliyorum.

 Bu yeterli değil Bay Bowden.

 Siz bir avukatsınız.

 Bal gibi biliyorsunuz.

 Pantolonunu çıkar.

 Er ya da geç bir hata yapacak.

 Şerif buna garanti verdi.

 O eski bir suçlu.

 Vermek istediğimiz mesajı alacak.

 Yine de onu öldürmek istiyorum.

 Nasıl oldu da onlara katılmadın?

 Step yapabiliyorsun.

 Step dansı yapabiliyorsun.

 Bir zamanlar istemiştim, ama bilemiyorum  – Orospu çocuğu.

 – Ne?

 – Sana bakıyor.

 – Neden bahsediyorsun sen?

 Ne halt ediyorsun burada?

 4 Temmuzda atılan bir havai fişek gibi ateşli.

 – Ona sahip olduğun için çok şanslısın dostum.

 – Orospu çocuğu.

 Nereye gitti?

 Koluma dikkat edin.

 Kırılmış olabilir.

 Senin neyin var?

 Beni öyle itip kakmaya hakkın yok.

 Geçit törenini seyrediyordum.

 Kimseye bir kötülük yapmadım.

 Ne diye böyle öfkelendin ki?

 Seni dava etmediğim için şanslısın.

 Pekala.

 – Sakin olun.

 – Ben sakinim.

 – Ne yapıyorsun?

 – Bir şey yok.

 – Kimdi o?

 – Hiç kimse.

 Haydi.

 Kravatlı adam, karısı onu götürdü.

 – Sanırım kolunu gerçekten incitti.

 – Anne!

 – İçtiğiniz şey çok sert bayım.

 – Ne demezsin.

 İçine bir de kırmızı balık koysanız tam olacak.

 İyi vakit geçiriyor gibisin.

 – Alıştırma yapıyorum.

 – Ne alıştırması?

 – Yere düşme alıştırması mı?

 – Sefahat dolu hayat sürme.

 Sefa ne?

 Sefahat.

 Üç heceli bir kelime.

 Benimle dalga mı geçiyorsun?

 Pekala, tamam.

 Sorun değil.

 – Kızardın.

 – Kızardım mı?

 Evet.

 Rengin gömleğinin rengi gibi oldu, kızıl.

 Evli bir erkeğe sırılsıklam aşık olmak bana göre değildi.

 – Kesinlikle değildi.

 – Aklımdan ne geçiyordu, bilemiyorum.

 Sadece Tanrı bilir.

 Buradaki tek dangalak benim herhalde.

 Aman Tanrım.

 O evli herifle yattığımı düşünmedin umarım  Senin bileceğin iş, bana ne.

 Onun gibi bir sürü adamla birlikte olduğum izlenimi uyandırmak istemem.

 Bende öyle bir izlenim uyandı.

 – O ilkti.

 – Tabii ya.

 – İlkti, yemin ederim.

 – Tabii ya.

 – Of Tanrım.

 – Bunu yargıca söyle.

 – Aslında hergele beni bugün ekti.

 – Öyle mi?

 – Evet!

 – Ne ayıp.

 Biliyorum.

 Yani, şimdi sıra bende.

 Neredensin?

 Nereden miyim?

 – Buna bayılacaksın.

 – Evet.

 Georgia Eyalet Hapishanesi’ndenim.

 Dalga geçtiğimi mi sanıyorsun?

 Gerçek bu.

 Hapisten daha yeni çıktım.

 Tanrım.

 Demek günüm böyle sona erecekmiş.

 Aslında, aklıma bir fıkra geldi.

 – Dinlemek ister misin?

 – Anlat.

 Gecemize renk kat.

 Bekar bir kadın  Bir dakika, böyle değildi.

 – Haydi, anlat şu fıkrayı.

 – Sus.

 Bırak da anlatayım.

 Bekar bir kadın bir herifle tanışır  ve adam, hapisten yeni çıktığını söyler.

 ”Ne yaptın?

” diye sorar.

 ”Karımı elektrikli testereyle 52 parçaya böldüm” der.

 O da ”Yani bekar mısın?

” diye sorar.

 – Bu daha da komik.

 – Sağol.

 – Sana bir şey sorabilir miyim?

 – Ne?

 – Sen ne yaptın?

 – Soracağını biliyordum.

 – Karımı 52 parçaya böldüm.

 – Bunu söylemenden korkuyordum.

 Ben ufak tefek biriyim, bu yüzden  Seni belki 40 parçaya bölebilirim.

 – Gerçekten, ne yaptın?

 – Hayır, sen gerçekten ne yaptın?

 Nükleer enerji santralını protesto yürüyüşündeydik  ve bizi tutuklamaya geldiler  sert bir şerif arkamdaki kadını itip kaktı.

 Ben de adi herife vurdum, bu yüzden beni biraz içeri tıktılar.

 Ben Deniz Meltemi içiyorum, umarım ısmarlayabilirsin.

 Ayık kalman lazım.

 Ayık olmazsan, şansını zorluyorsun demektir.

 Çünkü ben hayvan herifin tekiyim.

 Öyle mi?

 Belli oluyor.

 Şöyle dön bebeğim.

 Haydi bakalım.

 Loretta kim, bu arada?

 Hayatımın aşkı.

 Artık aramızda değil.

 – Hayatının aşkının ben olduğumu sanıyordum.

 – Onu 52 parçaya böldüm.

 O evli adam canını böyle mi yaktı?

 – Böyle mi yaktı canını?

 – Sana söyledim ya, hiçbir şey yapmadık.

 – Böyle mi yaktı canını?

 – Rezalet.

 Sertmiş.

 Bu hoşuna gitti mi?

 Aman Tanrım.

 Tutuklu muyum?

 Pek sayılmaz hayatım.

 Memur bey, yemin ederim, bir hata yapıyorsunuz.

 O evli herif canını böyle yaktı mı?

 Çünkü onun bana yaptıkları canımı bundan daha çok yaktı!

 Artık elimdesin orospu!

 Dani, bu tuş ne zamandır çalmıyor?

 Ne?

 Bilmiyorum.

 Nedeni belli.

 Telin teki eksik.

 Piyanonun bir teli eksik.

 Birisi piyano ile oynadı mı?

 Ne?

 – Evet?

 – Bay Bowden.

 – Sanırım yeni bir bilgi elde ettik.

 – Güzel.

 Yarım saat sonra orada olurum.

 Pekala, güzel.

 Teşekkür ederim.

 – Kimdi o?

 – Cady bir kıza daha tecavüz etmiş.

 Tecavüz mü?

 Fiziksel saldırı demiştin.

 Davada yeterli kanıt yoktu.

 Suçu hafifletmiştim.

 Kaypak Sam olduğun o günleri hatırlıyorum.

 Üzgünüm.

 Seni ve Dani’yi tedirgin etmek istemedim.

 – Neden?

 Kız kaç yaşındaydı?

 -16.

 16, ne?

 Doğum günüm yaklaşıyor.

 Komşular çığlıkları duyup bizi aradı.

 Zanlı araba ile uzaklaşırken birisi plakasını okumuş.

 – Max Cady.

 – Harika.

 Küçük bir sorunumuz var.

 Kız korkmuş.

 Merdivenden düştüğünü iddia ediyor.

 Bana bakma.

 Aman Tanrım.

 İkiniz tanışıyor musunuz?

 Evet, birlikte çalışıyoruz.

 Ben dışarıda olacağım.

 Çok aptalım.

 Geçen gün kulüpte beni ektin.

 Sonra da aramadın.

 Dün gece  hiçbir şeyi umursamaz bir haldeydim.

 Dediklerini düşündüm  karının benden haberi olmadığını.

 Ve içimden  ben sana gösteririm dedim.

 Sanırım gerçekten de gösterdim, değil mi?

 Sanırım gerçekten de gösterdim.

 Beni dinle, olur mu?

 Bak, bu Cady denen herif  benzerini daha önce de yaptı.

 Bunu yine tekrar edecek  eğer sen tanıklık etmezsen ve onu mahkemeye çıkartamazsak.

 Hayır.

 Ve onu suçlamaz ve tanıklık etmezsen.

 İşlerin nasıl yürüdüğünü biliyorum.

 Her gün bunlarla uğraşıyorum.

 Ama bu sefer, ben öbür taraftayım.

 Neden bir barda oturduğumu  ne kadar içtiğimi ve ne giydiğimi açıklamak istemiyorum.

 Birlikte çalıştığım insanlara anlatamam.

 İnsanları tanık sandalyesinde sorgulayan o heriflerin yanında yapamam.

 İnsanı çarmıha gererler.

 Sonra da birbirlerine anlatıp gülerler.

 Senin hakkında da soru soracaklardır.

 Beni dinle.

 Bu umurumda değil.

 Ama benim umurumda.

 Eminim senin de umurundadır.

 Çok üzgünüm.

 Gerçekten çok üzgünüm.

 Eğer sen, kız ve Cady arasında kişisel bir mesele ise bu  Kişisel mi?

 Pekala teğmen.

 Ne ima etmek istiyorsunuz?

 Demek istediğim, bazı şeylerin sessizce halledilmesi gerektiği.

 Polis tarafından değil.

 Cady karıma tecavüz etmeyi planlıyor, bu sizi ilgilendirmez mi?

 Tecavüz planlıyor diye kimseyi tutuklayamam.

 Sen bir avukatsın.

 Bunu bal gibi biliyorsun.

 – Sağol.

 – Ben olsam bunu çözmek için  Kısıtlama emri mi çıkartırsın?

 Bunu yaptım bile.

 Cady’nin bir kaplan olduğunu düşün.

 İşin sırrı onu çalıların arasından çıkartmakta.

 Bunu nasıl yaparsın?

 Kazığa birkaç keçi bağlar ve ağacın tepesine saklanırsın.

 Öneriniz nedir?

 Ailemi yem olarak mı kullanayım?

 Peki ya sonra?

 Bu psikopat karıma ve kızıma saldırsın diye dua mı edeyim?

 – Ya sonra?

 Kafasını mı uçurayım?

 – Ben bir kanun adamıyım.

 Bir vatandaşa, kendi yöntemleriyle kanunu uygulamasını tavsiye etmem ahlaksızlık olur.

 – Sanırım beni yanlış anladınız.

 – Sanırım öyle oldu.

 Pekala, tüm söylediklerimi bağışlayın.

 Ve ailemi taciz ediyor.

 Bunu da öyle zekice yapıyor ki, kanunen bir şey yapamıyoruz.

 Sanırım eve rahatça girip çıkabiliyor.

 Dışarıda mı bilemiyorum.

 Ya dışarıda, ya da içeride.

 Emin olamıyorum.

 Duvarlar ötesini göremem.

 Duvarlar ötesini görmeni istemiyorum.

 Bu önemli değil.

 Neden hiç kimse benim için bir şey yapamıyor?

 Polisler ve kanunlar ne işe  Sam, sakin ol.

 Sana bir şey izah edeyim.

 Sistem, hırsızlık ve soygun gibi genel sorunları  çözmek için düzenlenmiştir.

 Ama yalnız bir serseri sebepsiz yere seni hedef alırsa  sistem işi ağırdan alır ve şüpheyle yaklaşır.

 Bir işe yaramaz.

 Bu adamla arandaki bağlantı nedir?

 – Onun eyalet tarafından atanan avukatıydım.

 – Ama ona haksızlık ettin, değil mi?

 – En azından o bunu öyle algılıyor.

 – Senin ne yaptığın umurumda değil.

 – O ne yaptı?

 -16 yaşındaki bir kıza tecavüz etti.

 Yaşı 16 civarında olan bir kızın var mı?

 15 yaşında.

 Anlaşma şöyle.

 Geçmişini araştırırım, onu izler ve bir risk değerlendirmesi hazırlarım.

 – Harika.

 Bak, polisler  – Onu ben bulurum.

 – Adı Max Cady.

 – Yavaş ol.

 Sakin ol.

 Dani, rahatlayabilirsin  çünkü baban bir özel dedektif tuttu.

 Öyle değil mi?

 Kime benziyor?

 Sam Spade gibi mi?

 Mickey Spillane?

 Peter Gunn?

 Kirli Harry?

 Perry Mason?

 Hayır.

 Perry Mason avukattı.

 Adamın ofisine girdiğim anda rahatladım.

 Her şey bu herifin kontrolü altında.

 Kersek bunlarla uğraşarak geçimini sağlıyor.

 Hatta bu iş hoşuna gitmiş gibi geldi bana.

 – Evet?

 – Benim.

 Sen gittikten sonra, Statesboro hapishanesinden bir görevliyle görüştüm.

 Anlaşılan adamımız Cady mutfakta çalışıyormuş.

 Onunla birlikte mutfakta çalışan inatçı bir serseri daha varmış.

 Cady’nin puro dumanından nefret ediyormuş ve sürekli mızmızlanıyormuş.

 Bir gün adamı, boynu kırılmış ve dili koparılmış olarak bulmuşlar.

 Tanrım.

 Ya.

 Olay mahallinde Cady’nin olduğuna dair kanıt yokmuş  en azından  kanıtlar yeterli değilmiş.

 Ama şartlı tahliye komisyonu onu yedi yıl daha içeride tutmuş.

 Adamımız evden çıkıyor.

 İyi bir uyku çekmeye bak.

 – Kimdi o?

 – Özel dedektifimiz.

 Artık rahatlamıştık sanıyordum.

 New Essex Devlet Hastanesi.

 5036 numaralı oda lütfen.

 – Bir dakika lütfen.

 – Tamam.

 – Alo?

 – Selam Lori, benim.

 Bu işe karıştığın için kendimi çok kötü hissediyorum.

 Senin hatan değil.

 Cady’nin benden öç almak için seni inciteceği aklıma gelseydi seni uyarırdım.

 Evet, biliyorum.

 Aramana sevindim.

 Evet, neyse.

 – Bu konuda çok üzgünüm.

 – Ben de.

 Connecticut’a geri dönmekte kararlı mısın?

 Bunu çok düşündüm.

 Sanırım yapılabilecek en iyi şey bu.

 Belki de okula geri dönerim.

 Seni gerçekten özleyeceğim.

 Evet.

 Afedersin.

 – Bu bence harika.

 – Evet.

 – Bence sonu iyi olur.

 Seni yine ararım.

 – Pekala, hoşçakal.

 Hangisinden daha çok nefret ettiğimi bilmiyorum: O fısır fısır konuşmalarından mı, yoksa aptalca o tazelerle beni aldatmandan mı?

 Kimdi o?

 – Dayak yiyen kız mı?

 – Evet, oydu.

 Sana söyledim ya.

 Mahkemede görevli bir memur o.

 Eee, sonra?

 Onu beceriyor musun?

 İlginç bir seçim Sam.

 Yatak odamızdan telefon görüşmesi yapmak.

 Neden her özel telefon görüşmesi yaptığımda  birini becerdiğimi düşünüyorsun?

 O psikopat bu yüzden onu seçti, değil mi?

 Evet, bu yüzden onu seçti.

 Ama onu becerdiğim falan yok.

 Seni ucuz zampara seni!

 Kes şunu!

 Dani alt katta.

 – Tatlım, bir şey yok.

 – Evet, görüyorum baba.

 Bu pislikleri Atlanta’da bıraktığını sanıyordum.

 Dr.

 Hackett’le yaptığımız seanslarda küçük iğrenç sırlarımızı  itiraf ederken yaşadığımız o aşağılanma.

 – Hani o olayı iyice didiklemiştik ya.

 – Niye zahmet ettin?

 – Çünkü gitmeyi sen istedin.

 – Hayır, niye zahmet ettin?

 Neden zahmet edip de ilişkimizi, evliliğimizi düzeltmeye çalıştın?

 Beni ve Dani’yi neden taşınmaya zorladın?

 Çünkü taşınmaya karar verdik!

 Uzaklaşmak istediğini söyledin.

 – Ne yani, anlamıyor muyum?

 – Anlamıyorsun.

 Nadine?

 Benim, Dani.

 Yok bir şey.

 Burada aklımı kaçırıyorum.

 Uzaklaşmak istiyorduysan, bunu yapabilecek cesaretin vardı.

 Sen öyle rol yaparken seni terk edebilir miydim sanıyorsun?

 Rol yapmak mı?

 Rol yapan sendin.

 Ben rol yaptığımı hatırlamıyorum.

 Hatırlamıyor musun?

 O zaman hafızanı tazeleyeyim.

 Üç ay boyunca çalışmadığını hatırlıyor musun?

 Hiç yemek hazırlamadığını?

 Burası mahkeme salonu değil!

 Her sabah, öğle, akşam ağladığını hatırlamıyor musun?

 Hatırladın mı?

 Demek seni korkuttum ha?

 Ne sandın ki Sam?

 Kendimi öldüreceğimi mi sandın?

 – Senin için mi?

 – Kim için?

 Kendini beğenmiş ukala.

 Yatak odasından çıkmıyordun!

 – Sen de keşke aynını söyleyebilsen.

 – Dr.

 Hackett’ın söylediği de buydu.

 Geçmişi deşmek.

 Önemli olan, New Essex’de biriyle yatıp yatmadığım.

 Ve kimseyle yatmıyorum.

 Kıza gelince, o daha çocuk.

 Bu seni durdurmaz ama.

 O daha bebek.

 Sen de meslektaşlarına ilgi duyarsın.

 Sen ise kadınlara.

 Haydi ama, ben bir avukatım, o bir memur.

 Gözümün içine bakıyor.

 Bana tutulmuş işte.

 Bir şey yapamazdım.

 Bak Leigh, korkuyorum.

 Tüm bu olup bitenler  Dışarıda bir hayvanın bizi avlamak için dolanıp durduğunu düşünüyorum.

 Bize olabilecek en kötü şekilde zarar vermek istiyor  bu da beni çok korkutuyor.

 – Gerçekten korkuyorsun, değil mi?

 – Evet.

 Nihayet biri seni avcuna düşürdü.

 Bak, sanırım  onu dövmesinin ve ona tecavüz etmesinin nedeni  sistemi bildiği için tanıklık edip  davacı olmayacağını bilmesiydi.

 Ne de olsa meslekten.

 Duruşmaya çıkacağını biliyor.

 Ve o tanıklık etmeyince, sen de onunla aramızda  bir şeyler olduğunu düşünecektin  ve böylece kavga edecektik.

 Böylece bize zarar vermesi daha kolay olacaktı.

 Bunu konuştuğumuza sevindim, çünkü bu sorunu birlikte çözebiliriz.

 İkimiz birlikte bir takım olup o orospu çocuğunu alt edebiliriz.

 Tanrım.

 Evet, bu harika.

 Bunu beklemiyordum.

 Lanet olsun!

 – Buyurun.

 – Afedersiniz, ben daha sipariş vermedim.

 Bunu şuradaki bey gönderdi ve ücreti de ödedi.

 Kim?

 – Hangisi?

 – Şu anda dışarı çıkan bey.

 İzninizle.

 Cady, buraya gel.

 Bir saniye bekle.

 Son zamanlarda gerçekten pek neşem yok.

 Çok yazık, değil mi?

 Neşelenmem için ne yapabilirsin, biliyor musun?

 – Hayır.

 – Buradan defolup gidebilirsin.

 Bu şehri kastetmedim, eyaletten gitmeni kastediyorum.

 Seni görmek, sesini duymak veya kokunu almak istemiyorum.

 Git.

 Sen dostum musun?

 Hayır, dostun değilim.

 Dostum olduğunu düşündüm, çünkü nereye gidip gitmeyeceğimi dostlarımla konuşurum.

 Ama eğer dostum değilsen, buna haddini bilmezlik derim.

 Aslında, bence bu düpedüz kabalık, çünkü ben senin emir erin değilim ahbap.

 Vay vay.

 Seni kırdıysam özür dilerim, seni sefil beyaz boktan herif.

 Birden elim ayağım kesildi.

 Beni gerçekten sarstın.

 Baksana, tir tir titriyorum.

 Benimle konuşurken ağzını bozmana gerek yok dostum.

 Tepem atabilir.

 İşler rayından çıkabilir.

 Sonra, kendimi savunayım derken bir şey yapabilirim  ki bu da hiç hoşuna gitmez.

 – Sırtın kaşınıyorsa, kaşıyayım.

 – Beni tehdit mi ediyorsun?

 Çabuk öğreniyorsun.

 Burada olmak benim hakkım, bunu sen de biliyorsun.

 – Burada kalırsam ne yapacaksın?

 – Hakların umurumda bile değil.

 Ayağını denk al, demek istediğimi biliyorsun.

 Beni tutuklayacak mısın?

 Polis misin?

 Yoksa polis miydin?

 Polis kalmak için yeterince iyi değil miydin?

 Konuşmamızdan ben bunu çıkardım.

 Umarım kahvaltı hoşuna gitmiştir.

 Bayan, bu sizin mi?

 – Size yardımcı olabilir miyim?

 – Bunu buldum.

 Belki ihtiyacınız olur diye düşündüm.

 Sizi korkutmak istemem ama, bir köpek toplayıcı tasmasız bir köpeğe rastlarsa  başıboş bir köpek olduğunu sanabilir ve Tanrı bilir ona ne yapar.

 Doğrusu  köpeğimiz  – Öldü.

 – Çok yazık.

 Bir erkeğin en iyi dostu.

 Bir kadının da.

 Gözlerimi bile kapatmadan onu hayal edebiliyorum  iri, dost canlısı, tüylü, ayağınızın dibinde uyuyor  siz o sinir bozucu küçük çizimleri karalarken size arkadaşlık ediyor.

 Sen Max Cady’sin, değil mi?

 Ben polisi aramadan buradan gitsen iyi olur.

 Bir şey yaptığım yok.

 Sadece size tasmanızı geri verdim.

 Mülkünüzde de değilim.

 Buraya neden geldin, etrafa bakınmaya mı?

 Buyurun Bay Cady, etrafa göz atın.

 Güzel ev.

 Güzel bir ev.

 Gördüğünüze göre tatmin oldunuz mu?

 Yoksa dahası da mı var?

 Öyle mi?

 Dahası da olacak, değil mi?

 Mutlu olana dek durmayacaksın.

 Siz mutlu değilken ben nasıl mutlu olabilirim ki?

 Benim hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun.

 – Gördüklerim yeterli bayan.

 – Öyle mi?

 Nasıl biri olduğunu merak ediyordum.

 Yüzünü görmek istiyordum, ama gördüğüm kadarıyla  iğrenç birisin.

 – Anlıyorum.

 – Ya.

 Sizin tipiniz değilim.

 Onca zaman hapiste kalmak insanı kabalaştırıyor.

 Bir sürü dövmem olduğunu mu düşünüyorsunuz?

 Ama hapiste, vücudunu kirletmekten başka yapacak pek bir şey yoktur.

 İkimiz için de böyle olması gerekmiyordu.

 Kocan ikimize de ihanet etmeseydi  Kim bilir?

 Farklı insanlar olabilirdik.

 Mutlu olabilirdik Leigh.

 – Anne, telefonda biri var!

 – Dani!

 Buraya gelme!

 Sam.

 Seni burada bulacağımı biliyordum.

 – O uyanık serseri beni fark etti.

 – Ne?

 Benim hatam değil.

 Takip edileceğini biliyordu.

 O serseri herif yüzsüzün teki.

 – Sana demiştim.

 – Nereye gitti, biliyor musun?

 Halk kütüphanesine gitti ve Alman filozofu  Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünü okudu.

 – Tanrı öldü demişti.

 – Tanrı öldü.

 Doğru.

 Bu şekilde devam edebiliriz, ama masraflı olmaya başlayacak.

 Gündüzler çok umurumda değil.

 Onu birkaç gece daha takip et.

 Bu sorunu gerçekten çözmek istiyor musun?

 – Evet, çözmek istiyorum.

 – Öyleyse bir önerim var.

 Cady’yi biraz hırpalayacak adamlar tutabilirim.

 Neden bahsediyoruz burada?

 İki demir boru ve bir bisiklet zincirinden.

 O zaman o kadar korkutucu olmaz.

 Ben bir avukatım.

 Bunda anlaştık mı?

 2000 yıl önce olsa onu taşa tutup gebertirdik.

 Kanunun dışında hareket edemem.

 Kanun benim işim.

 – Ben geldim!

 Herkes nerede?

 – Buradayız.

 İyi akşamlar hanımlar.

 Vay, tavuk.

 İyi misiniz?

 Her şey yolunda mı?

 – Evet.

 – Güzel.

 Bugün buraya geldi.

 – Alo.

 – Alo, Danielle  – Bayan Danielle Bowden’le mi görüşüyorum?

 – Evet.

 Ben yeni öğretmeninim.

 – İngilizce mi, tiyatro mu?

 – Tiyatro.

 – Nasılsın?

 – İyiyim.

 Yaz sınıfındaki öğrencileri listeden tek tek arayıp görüşüyorum.

 Biraz canın sıkkın gibi.

 Birkaç tatsız şey oldu, ondan.

 – Yapabileceğim bir şey var mı?

 – Sanmıyorum.

 Tişörtlerde yazdığı gibi, ”Bazen işler ters gider”.

 Evet.

 Biliyor musun, bütün bu olumsuzlukları kullanabilirsin.

 Ne demek istiyorsunuz?

 Ben öğrencileri ile yakından ilgilenen bir öğretmenim.

 Kusuruma bakma.

 Şu anda her ne yaşıyorsan, oluruna bırak.

 Sakarlaştığını hissetmen, sokakta yürürken  ağzı sulanan bir aptalın cinselliğinle dalga geçmesi  özellikle ayın muayyen günlerinde artan içinde hissettiğin o karmaşa  annen ve babanın büyümene ve  bir kadın olmana izin vermeyişlerine karşı duyduğun öfke.

 Bunları bastırma veya reddetme.

 Bunları hayatında ve işinde kullan.

 Tamam.

 Yani  Bunu düşüneceğim.

 Ders yarın 110 numaralı sınıfta, değil mi?

 Hayır, ders tiyatro salonuna alındı.

 – Tiyatro çalışmak için daha iyi bir yer var mı?

 – Doğru.

 Ve unutma Danielle, bütün bu korkularını analiz edip bir şeyler öğrenebilirsin.

 Bu parçayı biliyor musun?

 ”Arıyorsan doğru kadını ”Bütün gün ”doğru bir kadın ”Olmalısın sen de ”doğru erkek ”Bütün gece doğru bir erkek” Bana güvenebilirsin, çünkü ben doğru erkeğim, tamam mı?

 Tamam.

 İyi geceler.

 Tamam.

 İyi geceler.

 Tatlım, seninle gelsem daha iyi olmaz mı?

 Hayır, gerek yok anne.

 Burada bir sürü insan var.

 Saat dörtte seni almaya geleceğim.

 – Tamam.

 – Güle güle.

 Yaz okulunun bu kadar kalabalık olacağını ummamıştım.

 Gelecek dönemki koro programı için büyük bir toplantı var.

 – Ben tiyatro dersi için aşağıya iniyorum.

 – Tamam, hoşçakal.

 Kimse yok mu?

 Nadine?

 Ben tiyatro dersi için geldim.

 Yakalandım mı?

 – Hayır.

 – Umarım yakalanmamışımdır.

 Okulda ot içemezsiniz.

 Mesleğin ayrıcalıkları.

 Utangaçlığı yok eder.

 Tiyatro dersi için mi geldin?

 Evet.

 Siz tiyatro öğretmeni misiniz?

 Ve sen de  Dur tahmin edeyim.

 Cecile James mi?

 Hayır, ben Danielle Bowden’im.

 Danielle.

 Evet, dün gece konuşmuştuk.

 Evet.

 Afedersin.

 Ne kabalık.

 Sorun değil.

 ”Sanırım baş başayız şimdi” Tamam.

 Sağolun.

 Buyurun.

 Bunu sana vereceğim.

 Öğrendiğim küçük bir numara.

 Al.

 Dün gece telefonda konuştuk ya?

 Söyledikleriniz aklıma yattı.

 Uzun süre düşündüm.

 Bunlar insan olmanın gerçekleri.

 Hepsi bu.

 Ve burada ele aldığımız şey de bu.

 Elindeki kitap var ya, Thomas Wolfe  O kitap içsel bir yolculuk, kendini keşfetme hakkındadır.

 Sonunu beğendim  Eugene’nin yolculuğu gerçekten  çok mistikti, anlıyor musunuz?

 Sanki hacca gitmek gibiydi.

 Bana sorarsan, oyunbozanlık etmekti.

 Halbuki onlar Wolfe’nin hayatından alınma gerçekler.

 Roman â clef denen tarzda bir roman.

 Ne olduğunu biliyor musun?

 Tabii ki.

 Aslında, evini terk ederek şeytanlarından kaçamazsın.

 Buna karşın yazarlar yeni yerlere gidince özgürlüğe kavuşur.

 Örneğin Henry Miller.

 Üçlemesini okudun mu?

 Pleksus, Neksus ve Seksus?

 – Okumadın mı?

 – Hayır.

 Büyük kayıp.

 Biliyor musunuz?

 Yengeç Dönencesi’ni okudum.

 Ama sadece kısmen  çünkü annemlerin kütüphanesinden çaktırmadan almıştım.

 Betimlemelerinin çok canlı olduğunu söyleyebilirim.

 Bir romanında, hangisiydi hatırlamıyorum  bir ereksiyonu kanat takmış bir parça kurşuna benzetir.

 – O bölümü okumadım.

 – Tabii ki.

 Okumana izin yok.

 Annen baban senin yetişkin olmanı istemiyor.

 Yetişkinliğin tuzaklarını, o özgürlük duygusunu biliyorlar.

 Hem de çok iyi biliyorlar.

 Doğru yoldan saparak duydukları suçluluğu ve öfkelerini  suç bile sayılmayan bir şey için, ot içtiğin için sana yöneltiyorlar.

 Bir saniye.

 Siz nerelisiniz?

 Nereli miyim?

 – Evet.

 – Nereli olduğumu sanıyorsun?

 Bilemiyorum, ama  Söylersem bana kızar mısın?

 Ben kara ormanlıyım.

 Çok komik.

 Siz tiyatro öğretmeni değilsiniz, değil mi?

 Belki iri ve kötü yürekli kurdumdur.

 Demek evin etrafında dolaşıp duran o adamsınız.

 Annemin köpeğini öldüren siz misiniz?

 – Annenin köpeği mi öldürüldü?

 – Evet.

 Bunu bilmiyordum.

 Ne acı.

 Gerçekten çok acı.

 Evet, öyle.

 Ne cins bir köpekti?

 Bilmiyorum.

 Sadece  Yumuşak tüylüydü ve  Yumuşak tüylü mü?

 Yani siz yapmadınız mı?

 Tabii ki ben yapmadım.

 – Peki.

 – Bunu yapmazdım.

 Peki öyleyse  Öyleyse, burada ne yapıyorsunuz?

 Seni görmeye ve seninle dürüstçe konuşmaya geldim.

 – Neden?

 Yani  – Çünkü  seninle tanışmak, nasıl biri olduğunu görmek istedim.

 Tatlı bir insan olduğunu görüyorum.

 Hepsi bu.

 – Canımı yakmayacaksın, değil mi?

 – Canını hiç yakmayacağım.

 Burada can yakma falan yok Danielle.

 İkimizin arasında öfke falan yok.

 Sadece gerçeği arıyoruz.

 Beni ot içerken yakaladığında beni yargıladın, bana kızdın mı?

 Hayır.

 Ama ailen seni yargıladı.

 Sana çok kızdılar, değil mi?

 Evet.

 Kendi günahları için seni cezalandırdılar.

 Ne yaptılar?

 Babam  İkisi de avaz avaz bağırdı ve  annem ağladı  ve babam cipi kullanamayacağımı söyledi.

 Bence seni kendi günahları için cezalandırdılar ve sen de gücendin  ve bence gücenmelisin de.

 Ama Profesör Doğru Adam’ın sana bir tavsiyesi var.

 Onları lanetleme.

 Onları yargılama.

 Onları affet, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.

 Babamdan neden nefret ediyorsun?

 Ondan hiç nefret etmiyorum.

 Hayır.

 Onun için dua ediyorum.

 Buraya ona yardıma geldim.

 Hepimiz hata yaparız Danielle.

 Sen ve ben yaptık.

 Ama en azından bunu kabul ettik.

 Etmedik mi?

 Evet.

 Ama baban kabul etmiyor.

 Herkes başının etrafında bir hale gibi cehennemi taşır.

 Baban da.

 Herkes  cennetine varmak için o cehennem halesinden geçmek zorundadır.

 Cennet nedir, biliyor musun?

 – Hayır.

 – Kurtuluştur.

 Çünkü baban mutlu değil.

 Annen mutlu değil.

 Ve biliyor musun?

 Sen mutlu değilsin.

 – Mutlu musun?

 – Hayır, değilim.

 Dün gece beni düşündün, değil mi?

 Evet, düşündüm.

 Biliyorum.

 Biliyor musun, sanırım ışığa doğru yaptığım uzun yürüyüş için  bir yoldaş bulmuş olabilirim kendime.

 Kolumu omzuna atmamın mahzuru var mı?

 Önemli değil.

 Hayır, bir mahzuru yok.

 Tamam.

 Kersek, hangi cehennemdeydin?

 Kızımın okuluna gitmiş.

 Onu geceleri izlememi söyledin.

 Ben de geceleri izliyorum.

 Ne oldu?

 Karım Leigh, Dani’nin bir okul kitabının arasında biraz marihuana buldu.

 Onu Cady mi verdi, neler oldu bilmiyoruz.

 Çok korkmuş ve bu konuda konuşmuyor.

 Bu iş artık uzadı.

 Bir son bulması lazım!

 – Polisleri aradın mı?

 – Hayır, polisleri aramadım.

 Onlar için ne dedin?

 ”Ağır, şüpheyle yaklaşan, yararsız.

” Hayır Leigh, bir şey yok.

 Bir dakika bekle.

 Kersek  onu biraz hırpalayacak o üç adamı tutmak istiyorum.

 Olmuş bil, ne kadar erken olursa o kadar iyi.

 Üç adam sana bir binliğe patlar.

 Ucuz değil, ama üç kişiden azı olmaz.

 Fazlası göz çıkarmaz.

 Sabah parayı gönderirim.

 Yarın akşam hallederiz.

 Ve Sam  bunu yapınca rahatlayacaksın.

 Olur.

 Şu gençlere bir baksana.

 Hiç de mutlu görünmüyorlar.

 İşlerine ve tutkularına bağlılar, ama birbirlerine bağlı değiller.

 Cady, kapa çeneni ve beni dinle.

 Eğer ailemi  rahat bırakmaz ve buradan defolup gitmezsen  canını hayal bile edemeyeceğin kadar yakacağım.

 – Tekrar eder misin?

 – Dedim ki  buradan defolup gitmezsen  canını hayal bile edemeyeceğin kadar yakacağım.

 – Bu bir tehdit mi?

 – Evet.

 Bir tehdit olduğuna emin olabilirsin.

 Saygı göreceğim bir yere  örneğin Kaliforniya’ya taşınmayı düşündüm.

 Depreme hazırlık dersi verebilirim.

 Ama sonra birden fark ettim ki New Essex’i seviyorum avukat bey.

 Demem o ki, başka nerede eski bir meslektaşla böyle muhabbet edebilirim?

 Biz meslektaş değiliz.

 Anladın mı?

 – Benden iyi olduğunu mu düşünüyorsun?

 – Hayır.

 Söylemek istediğim bu değil.

 Güzel.

 Eğer benden daha iyi değilsen sahip olduklarına sahip olabilirim.

 – Neye sahipmişim?

 – Bir eşe ve bir kıza.

 Sana bağlılığın ne demek olduğunu öğreteceğim.

 On dört yıl önce 2,5’a 3 metrelik bir hücreye bağlanmak zorunda kaldım  ve şimdi de sen bağlılık göstermek zorunda kalacaksın.

 Seni kurtarmaya geldiğimi söyleyebilirsin.

 Pekala.

 İncil’e bak avukat bey  Ester ve Mezmurlar arasındaki bölüme.

 İyi misin?

 – Her şey yolunda mı?

 – Evet.

 Bu işe yaramayacak.

 – Ne işe yaramayacak?

 – Bizi içeri kilitlemen, dünyadan saklaman.

 Bu kadar da abartma Dani.

 – Beni okuldan alıkoyman.

 – Yarın okula gideceksin.

 Üstüne de bir şeyler giy.

 Artık çocuk değilsin.

 Neden yarın okula gideceğim?

 Ne yapacaksın?

 Bu seni ilgilendirmez Dani.

 Baba  bana zorla yaklaşmadı.

 Zorla yaklaştığını düşünmek istiyorsun.

 Ama sanırım  Sanırım benimle bağlantı kurmaya çalışıyordu.

 – Anlatabildim mi?

 – Bak Dani  beni iyi dinle.

 Hayır.

 Anlıyor musun?

 Sen ve Max Cady arasında  hiçbir bağlantı olamaz.

 Anladın mı?

 Sana dokundu mu?

 Neye gülüyorsun?

 Neden gülümsüyorsun?

 Sana bir soru sordum.

 Sana dokundu mu?

 Dani, gülümsemeyi kes!

 Sana soruyorum, sana dokundu mu?

 Dur Dani.

 Afedersin.

 Dur tatlım.

 Afedersin.

 Defol!

 Sen DÜNYADA VlP Ben CENNETTE VlP DOĞUŞTAN AMERİKALl, TANRlNlN İNAYETİYLE GÜNEYLİ!

 Gel bakalım.

 Avukat bey?

 Sen misin?

 Pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım.

 Sefil, beyaz, boktan bir herif değilim.

 Hepinizden iyiyim.

 Sizden daha hızlı öğrenirim.

 Sizden daha çok okurum.

 Akılda sizi geçerim, daha iyi felsefe yaparım.

 Ve sizden daha uzun yaşarım.

 Mideye birkaç yumruk, benim gibi bir eski toprağa bir şey yapar mı sandınız?

 Benden iyi olduğunuzu kanıtlamak için  bundan çok daha fazlası gerek!

 ”Ben Tanrı gibiyim ve Tanrı benim gibi. ”

Ben Tanrı kadar uluyum.

 ”O benim kadar ufak. ”

Benden daha üstün değil, ben de ondan aşağı değilim.”

Silesius, 17. yüzyıl.

 Orada olabilir misin?

 Acaba orada mısın?

 Aman siktir et.

 Burada olsan ne fark eder ki?

 Siktir et!

 – Bay Kersek birinci hatta.

 – Güzel.

 Bağla.

 Yorgun görünüyorsun Sam.

 İlamı aldın mı?

 Hayır, bunu konuşmalıyız.

 Şuna bir cevap vereyim de.

 – Kersek.

 – Dün gece için çok üzgünüm.

 O herif bir nükleer saldırıdan bile sağ çıkabilir.

 Bir saniye bekle.

 Tom, yapmayacağım.

 Yanlış bir hamle yaptım  ve maalesef ters tepti.

 Yaptığın şey aptalcaydı.

 Senden istediğim fazla bir şey değil.

 O benim kızım!

 Hayır, yalan yere yemin etme.

 Bu saçmalık ve ben bu işte yokum!

 – Tamam mı?

 – Ofisimde olacağım.

 O meşhur ceza avukatının adı neydi?

 Lee Heller.

 Konuşmalıyız.

 Cady’nin o herifleri nasıl patakladığı duyulursa  üç tane yeni adam bulmak zor olur.

 Üç tane yeni adam istemiyorum.

 Beni duydun mu?

 Bay Heller, Broadbent ve Denmeyer’den Sam Bowden.

 Tom sizden sitayişle bahsetti.

 En iyisiymişsiniz ve benim ihtiyacım da bu.

 Kore’de omuz omuza çarpışmıştık.

 Sana nasıl yardım edebilirim Sam?

 Mesele, bir kısıtlama emri için verdiğim dilekçe, ama sorunlar çıktı.

 Biliyorum, çok acele ediyorum ama, emrin çıkarılması şart.

 Ailemi taciz eden Max Cady adında eski bir mahkum var.

 Üzgünüm Bay Bowden.

 Bu görüşmeye devam edemem.

 – Daha uygun bir zaman var mı?

 – Korkarım, bir uyuşmazlık var.

 – Neymiş o?

 – Bakın  Bay Cady dün beni avukatı olarak tuttu.

 – Ne yaptı?

 – Aslında, arayanlar listesine bakılırsa  Bay Cady beni bu sabah aramış ve eminim bana bilgi verecektir.

 Durun bir dakika Lee.

 Bu adam bir psikopat.

 Görünen o ki, sizinle duruşmada görüşeceğiz.

 – Tekrar eder misin?

 – Dedim ki, ”Eğer ailemi  ”rahat bırakmaz ve buradan defolup gitmezsen  ”canını hayal bile edemeyeceğin kadar yakacağım.

” – Bu bir tehdit mi?

 – Evet.

 Bir tehdit olduğuna emin olabilirsin.

 Müvekkilime şöyle bir bakarsanız  Bay Bowden’in iğrenç ve korkak tehdidini yerine getirdiğini görebilirsiniz.

 Tanrı’nın dünyadaki tüm zavallıları kurtarmak için elini uzatması gibi  sizin de aynı şeyi yapmanız için dua ediyorum efendim.

 Sayın hakim  Bay Cady görüşmemizi gizlice kayda aldı  çünkü ona söyleyeceklerimi  Bu mahkeme kin gütmeye  kan davalarına veya kanun dışı hareketlere göz yumamaz.

 Büyük zenci eğitmenimiz Bay Booker T.Washington’un da dediği gibi  ”Hiçbir insanın beni rezilce yerde sürüklemesine izin vermeyeceğim  ”öyle ki ona karşı kin güdeyim.” Evet.

 Kısıtlama talebini onaylayacağım  aranızdaki husumeti tasdik etmek için değil  ama Hıristiyan toplumunun yararı için.

 Mahkeme emri iptal edene dek  Bay Maximilian Cady’ye  500 metreden daha fazla yaklaşmayacaksınız.

 Hazreti Süleyman bile daha iyi bir karar veremezdi sayın hakim.

 Bay Bowden’in hain taktiklerini öyle saldırganca buluyorum ki  bu ahlaksız davranışından ötürü meslekten men edilmesi için  baroya başvuracağım.

 Şimdi, bize izin verirseniz, müvekkilimin  sayısız röntgen filminin sonucunu almak için  hastaneye geri dönmesi gerek.

 Kersek, silah istiyorum.

 – Bana silah lazım.

 Silah istiyorum.

 – Silah mı?

 Evet, bana bir silah lazım.

 – Silahlar hakkında bilgin var mı?

 – Silahlara inanmam.

 Hele evde asla.

 Sana silah bulacağım.

 Ne tür olsun?

 Sakin ol.

 – Kullanabileceğim basit bir şey.

 – Bakalım ne uyar.

 45’lik  Ellerini göreyim.

 – Kısa namlulu bir 38’lik.

 – Pekala.

 Güzel.

 Sana kullanmayı öğretirim.

 – Harika.

 – İlk ders  bununla bir insanı öldürebileceğini düşünme.

 – Tamam.

 – Yumruğunun uzantısı gibidir.

 Elini uzatır ve herifi yere yıkarsın.

 Bum.

 Pekala.

 Sonra birkaç ağaca ateş ederiz, tamam mı?

 Bu harika.

 Güzel.

 Ne oldu?

 Ne?

 – Bak Sam  – Evet?

 Sana silah vereceğim.

 Cady’ye doğrulttuğunda  bir adama ateş etmenin bir ağaca ateş etmekten farklı olduğunu anlayacaksın.

 Sonra bir anda silahı Cady alacak.

 Bana öğretirsin.

 Silahı tutabilirim.

 Elimden öylece alamaz.

 En iyi ihtimalle Cady’yi gebertirsin.

 On beş yıldan müebbete hapis.

 Bunun farkında mısın avukat bey?

 Tanrım!

 İşler sarpa sardı Kersek!

 Kanuna göre ben Max Cady’den daha tehlikeli biriyim.

 Ensesi kalın bir savcı, baronun ahlak komitesini bana karşı iyice kızdırmış.

 Raleigh’de saldırı ile ilgili olağanüstü bir toplantı var.

 Aradaki bağlantıyı nasıl kurdular?

 Cady’yi uyarmaya gittim.

 Yapılabilecek en makul şeyin bu olduğunu düşündüm.

 Belki onu korkuturum dedim.

 Üstünde ses kayıt cihazı varmış.

 Allahın salakları.

 Bu duruşma gerçekten önemli mi?

 Avukatlığa devam etmek istiyorsam önemli.

 Cady’nin gitmesine gerek yok, değil mi?

 Bay Cady suçlamalardan tamamen muaf.

 – Ama senin gitmen gerekiyor.

 – Evet.

 – Bu duruşma ne zaman?

 – Perşembe sabahı saat dokuzda.

 İşkence iki gün sürüyor.

 Oraya bir gece önceden mi gitmen gerek?

 Evet.

 Cady bir fırsatçı.

 İki günlüğüne gittiğini düşünürse  sineğin boka konması gibi ailenin peşine düşer.

 Eğer eve girerse  öldürülebilir.

 Nefsi müdafa.

 Ama orada olmadığından emin olmadıkça ortaya çıkmaz.

 – İyi yolculuklar.

 – Tamam.

 Hoşçakalın.

 – Gece bizi ara, olur mu?

 – Tamam.

 – Raleigh’e giden 9.

20 uçağını kaçırdım mı?

 – Maalesef evet.

 10.

20’de bir uçak var.

 Sorun bu değil.

 Samuel Bowden için bazı önemli evraklar getirdim.

 9.20 uçağına bindi mi?

 Bu bilgiyi veremeyiz efendim.

 Bakın, acaba  Bunları ona bu gece gönderebilirim  ama yarın sabah dönebilir ve  Bakın  Karım ve ben bir kaza geçirdik ve o bizim avukatımız.

 Eğer onunla haberleşemezsem davayı kaybedebiliriz.

 Zaten küçük kızımız Dani’yi kaybettik.

 Acaba  Acaba uçakta olup olmadığını ve dönüş tarihini öğrenmemin bir yolu var mı?

 Bunun bize çok büyük faydası olur.

 Yarından sonraki gün geri dönecek efendim.

 Tanrı sizi korusun.

 İçeri gir.

 Eğil Sam.

 Bana bir sigara versene.

 Ağır ol.

 Yeniden başladığından beri benim iki katım içmeye başladın.

 Sana ne kadar borcum oldu, bir kenara yaz.

 – Havaalanında nasıl gitti?

 – Konuştuğumuz gibi  ama bizi gördü mü ya da orada mıydı bilmiyoruz.

 Tuzağı kurup bekleyip göreceğiz.

 Ya görmek istemiyorsak?

 – Dani!

 – Ne var?

 Belki köpeği o zehirlemiştir.

 Sam, pencerelere dikkat et.

 Ayağa kalkmana izin yok, hatırladın mı?

 – Cady peşinde değil miydi?

 – Dani’yi tanımıyorsun.

 Yatak odasında bir tırtıl bulsa götürüp dışarı bırakır.

 Hiçbir şeyi öldüremez.

 1.80’lik bir tırtılı bile mi?

 Tanrım.

 O nedir?

 Misina.

 Sam’ın oltasından aldım.

 Pencerelerin ve kapıların arkasından geçirip  Dani’nin ayısına bağlayacağım.

 Ayı bir milim bile oynarsa hortlağın içeri girmeye çalıştığını anlayacağım.

 Ne okuyorsun?

 İNCİL – Neden?

 Kersek istifa mı etti?

 – Hayır.

 Sadece Cady  Cevap arıyorsun.

 Ben de.

 Ne kadar güçlü veya zayıf olduğumuzu  bilmek isterdim.

 Ama sanırım bunu öğrenmenin tek yolu  tüm bunları yaşamak.

 Cady, Ester ve Mezmurlar arasındaki bölümü okumamı söyledi.

 Hangisini?

 Eyub’un Kitabı.

 Eyub iyi bir adamdır.

 Tanrı’ya inanır  ve Tanrı inancını sınar.

 Sahip olduğu her şeyi alır  çocuklarını bile.

 Bu iğrenç bir plan.

 Yani, vahşice.

 Hepsi delirmiş.

 Babam birdenbire şey olup çıktı  Nasıl desem?

 Bir vahşi.

 Babanı dinle.

 Dediklerini yap.

 Başka ne yapabilirsiniz?

 Gidebiliriz.

 Tekne eve gidebilir  bir koyda kayboluruz.

 Haydi Dani.

 Dışarıda durma.

 Beni rahatsız eden nedir, bilmek ister misin?

 Bu herifi öldürmek.

 Yani, bir adamın canını almak.

 Bununla yaşayabilir miyim bilmiyorum.

 Yaşaman gerekebilir.

 – Sam, planı hatırla.

 – Planı biliyorum.

 Lanet olsun, bu önceden tasarlanmış.

 Bu beni bir suç ortağı, bir yardakçı yapar.

 Ve aşırı şiddet göstermek demek.

 Cady’ye yapacağımız en aşırı şey  bağırsaklarını deşip ciğerini yemek olabilir.

 Bu aşırı olabilir.

 Tanrı aşkına Kersek, ben ciddiyim.

 Hayır, korkuyorsun.

 Ama bu sorun değil.

 O korkudan yararlanmanı istiyorum.

 Güney korkudan doğdu  Kızılderililerin ve kölelerin korkusundan  kahrolası Birliğin korkusundan.

 Güneyde korkudan yararlanma geleneği vardır.

 Ne oldu?

 Arkana bakma!

 Beni sinirlendiriyor.

 Sam onu evine götürmek için  buralarda olmasaydı normalde ne yapardı?

 – Kalırdı  – Gece burada kalırdı.

 Öyleyse gece burada kalacak.

 – Ne var?

 – Leigh.

 Köpeğin nasıl öldüğünü anladım.

 – Sam, rüya mı görüyorsun?

 – Hayır!

 Birdenbire evin içinde olduğuna dair garip bir hisse kapıldım.

 Uyku tutmadı mı Bayan Graciela?

 Evet.

 Çok sıcak.

 Sanırım havadaki bu nem bizi susatıyor.

 Afedersiniz.

 Babam polisti.

 Yirmi yıl boyunca.

 Gözetleme sırasında en çok bunu içmeyi severdi.

 Bunu hapiste öğrendim.

 Beğendin mi?

 Sefil, beyaz, boktan herif.

 Burada kal Leigh.

 Kersek?

 Dani, odana geri dön.

 Kapıyı kilitle.

 – Aşağı inme Sam.

 – Hayır, bir şey yok.

 Dani, bakma.

 Aman Tanrım, Graciela!

 Aman Tanrım.

 Piyano teli.

 O orospu çocuğunu geberteceğim!

 Durmasını söyle!

 Tanrım, dışarıda olabilir!

 SONSUZLuğU NEREDE GEÇiRECEksİNİZ?

 Dinleyin, Kersek’in silahı bende  Cady’nin evde kullandığı piyano telini de bulursunuz.

 Evet, nasıl göründüğünü biliyorum.

 Cinayet mahallinden kaçmamak gerekir.

 Bakın teğmen.

 Bunu bilmiyor olabilirsiniz  ama hukukta olağanüstü hal denen bir şey vardır.

 Öngörülemeyen bir doğal olayı simgeler  ve bütün sözlerden veya sorumluluklardan önce gelir.

 Yani kanunen, bahisler kapanır.

 Siz Max Cady’yi bulun, biz de geri gelelim.

 – Ne dedi?

 – Kaçak olduğumuzu söyledi.

 – Bu da ne demek?

 – Doğru bir şey yapıyoruz demek.

 Korku Burnu – SONRAKİ ÇlKlŞ O kırma köpeğiniz nerede Bayan Bowden?

 Yarın birkaç balık tutarım.

 Bunu yapmana gerek yok.

 Bir hafta yetecek kadar yiyeceğimiz var.

 Ama bu hoş olur.

 Güzel.

 Sadece yağmur.

 Bir yağmur bulutu.

 – O neydi?

 – Sadece rüzgar.

 – Gidip demire bakacağım.

 – Dur baba.

 Dışarı çıkma.

 Hayır Danielle.

 Her şey yolunda.

 Tamam mı?

 – Evet.

 Nehrin üstündeyiz bebeğim.

 – Ses çıkaran şey rüzgar.

 Graciela’nın bir erkek kardeşi var.

 Yani, vardı.

 Ah, tatlım.

 Onunla hemen temas kurarız.

 Çay yapıyoruz.

 Sizi duyamıyorum.

 Burası çok rüzgarlı.

 Bu da ne?

 Hareket mi ediyoruz?

 İyi akşamlar hanımlar.

 Kocamın bir silahı var.

 Bu silah olmasın?

 – Bu silah mı?

 – Nerede o?

 Dinleniyor.

 Uzun ve yorucu bir gün geçirdi.

 Danielle, evini terk ederek şeytanlarından kaçamayacağını söylemiştim.

 Ben terk etmedim.

 – Beni annemle babam getirdi.

 – Tabii ki.

 Seksus nerede?

 – Evde kaldı.

 – Yazık.

 Yüksek sesle oradan bir şeyler okuruz sanmıştım.

 Ben  – senin için birazını ezberledim.

 – Öyle mi?

 – Evet.

 – Öyle mi?

 Vay, etkilendim.

 Hangi bölümünü?

 Şey bölümünü  hangi bölüm olduğunu biliyorsun.

 – Sanırım ev ödevini yapmamışsın.

 – Yaptım.

 Hangi bölümleri?

 Güzel bölümleri mi?

 Evet.

 Öyle  – Uslu bir kız oldun mu?

 – Oldum.

 Beni takip edeceğini biliyordum ve  Beni iyi tanıyorsun, değil mi?

 Evet.

 Tanıyorum.

 Beni daha da yakından tanıyacaksın.

 Bana sıcak bir şeyler mi ikram ediyorsun?

 Bir konuya açıklık getirelim.

 On dört yılımı 2,5’a 3 metrelik bir hücrede  insan sayılamayacak yaratıklarla geçirdim.

 O zamanlar amacım insandan öte bir şey olabilmekti.

 Anlatabildim mi?

 Dedem kilisede yılanları eliyle tutardı.

 Ninemse ispirto içerdi.

 Yani, genetik olarak efsunluyum ben.

 Seni affediyorum Danielle, tatlım.

 O, gerçek sen değildin.

 Ama yine de başaltında beklemeni isterim.

 Danielle, başaltına gir.

 – Dur!

 – Hayır!

 Yeniden doğmaya hazır mısınız Bayan Bowden?

 Benimle birkaç dakika geçiren tatlım, cennet kelamını konuşmaya başlar.

 Özür dilerim Bayan B.

 Gücenmeyin ama  tasarladığım planda  sadece sizin ve benim sevişmemizden daha fazlasına yer var.

 Demek istediğim, bu  çok sıradan ve sıkıcı.

 Şu anda elimizde bir fırsat var.

 ”Neymiş o fırsat?

” diye sorabilirsiniz.

 Şu anda ve burada elimize geçen fırsat  bir ananın, kızına karşı duyduğu gerçek sevgiyi  tüm heyecanı ve derinlikleriyle birlikte  betimleme ve canlandırma olanağı, bilmem anlatabildim mi?

 Çık dışarı bebeğim.

 Haydi canım.

 Çık.

 Çık dışarı.

 Çık şuraya.

 Bu seninle benim aramda.

 Onları bu işe karıştırma.

 Bu benim gecem avukat bey.

 Benden rol çalmaya kalkışma.

 Dur!

 Evet Leigh?

 Beni dinle Max.

 Bak Max, tüm bunlar başladığından beri  sürekli seni düşünüp durdum.

 Hapiste onca sene geçirmenin nasıl bir şey olduğunu  senin açından hayal etmeye çalıştım.

 Seni ve hatta işlediğin suçları ve o suçları işlerken  neler hissettiğini hayal etmeye çalıştım.

 Bak, kaybetmek ne demektir bilirim Max.

 Vakit kaybetmeyi, hatta seneler kaybetmeyi bilirim.

 Hapisle karşılaştırılamaz, biliyorum ama  anlayabiliyorum  ve bunu seninle paylaşabilirim.

 Bu yüzden her ne planlamış olursan ol  bunu sadece benimle yapmanı istiyorum  onunla değil  çünkü  ikimizin arasında bu bağlantı var.

 Ne dersin avukat bey?

 Çok güzel ifade ettin Leigh.

 Cesurcaydı da.

 Bu güçlü duygularını aktardığın için sana teşekkür ederim  çünkü  böylesi daha çok hoşuma gidecek.

 Aman Tanrım!

 Mahkeme Samuel J.

 Bowden’i çağırıyor!

 Gerçeği, yalnızca gerçeği söyleyeceğinize yemin eder misiniz?

 – Birinin tekneyi yönetmesi lazım.

 – Yemin ettin mi?

 – Ben yaparım.

 – Otur Danielle.

 Bu kamu görevini hafife alma.

 Sen jürisin.

 Tamam, gerçeği söyleyeceğime yemin ederim.

 Ne bilmek istiyorsun?

 Savunmamla ilgili olarak, davacının cinsel geçmiş raporu hazırlanmış mıydı?

 Bak  Afedersiniz sayın hakim.

 Bu tartışmaya açıktı.

 Bir müfettiş, kurbanın eski ilişkileri hakkında bir rapor hazırladı  doğru mu?

 Yönlendirici sorular sorabilirim.

 Tanığın tavırları düşmanca.

 Mahkemeye raporun özünü açıklar mısınız?

 On dört yıl önceydi.

 Hatırlamıyorum.

 Sen ona vururken nasıl cevap verebilir?

 Çünkü yalan söylüyor.

 Raporda yazanları bal gibi biliyor.

 – Değil mi?

 – Önüne gelenle düşüp kalktığı yazıyordu.

 Bir ay içinde üç kez sevgili değiştirmişti.

 En az üç!

 Bu raporu bölge savcısına gösterdiniz mi?

 O rapora, mahkum olduktan altı yıl sonra kendimi savunurken rastladım.

 Dava dosyasının içindeydi.

 1977’de o raporu hasıraltı ettin avukat bey.

 Jüriye bunu neden yaptığınızı söyler misiniz?

 Mahkemeye bunu neden yaptığınızı söyleyin.

 Çünkü ona vahşice tecavüz etmiş ve onu dövmüştü.

 Benimle konuş!

 Burada duruyorum!

 Herkesle düşüp kalkması ona tecavüz etmeni haklı çıkarmaz!

 Daha önce iki kişiye tecavüz ettiğini övünerek anlattın.

 Çok tehlikelisin!

 Sen benim avukatımdın!

 O rapor on dört yılımı kurtarabilirdi.

 – Büyük bir olasılıkla haklısın.

 – Seni erdem budalası!

 Ben Vergilius’um ve seni cehennemin kapılarından geçireceğim.

 Şu anda dokuzuncu kattayız, hainlerin katı.

 Memleketine ihanet edenler, dostlarına ihanet edenler  Tanrı’ya ihanet edenlerin katı!

 Siz efendim, üçüne de ihanet etmekten suçlu bulundunuz!

 Barolar Birliği Meslek Yönetmeliğinin  yedinci maddesini tekrar eder misiniz?

 ”Bir avukat müvekkilini ” ”Kanun çerçevesinde şevkle temsil etmelidir.” Ve sizi suçlu buldum avukat bey  dostlarına ihanet etmekten  ülkene ihanet etmekten  yeminine sadık kalmamaktan  beni yargılayıp satmaktan suçlu buldum.

 Ve Tanrı’nın krallığı tarafından bana verilen yetkiyle  seni cehennemin dokuzuncu katına mahkum ettim!

 Şimdi kaybetmek neymiş öğreneceksin  özgürlüğünü, insanlığını kaybetmeyi öğreneceksin.

 Şimdi sen ve ben, ikimiz de aynı olacağız avukat bey.

 Danielle, diz üstü çök.

 Giysilerini çıkar!

 Hemen diz üstü çök!

 Giysilerini çıkar!

 Diz üstü çök!

 Yapma!

 Haydi çıkar giysilerini!

 Sen Leigh, giysilerini çıkar.

 Şimdi!

 Haydi!

 Bu gece bir hayvan olmayı  hayvan gibi yaşayıp ölmeyi öğreneceksiniz.

 Bana elini ver!

 Atla!

 Sınırlama emrini unuttun mu avukat bey?

 Bana 500 metreden daha yakınsın!

 İşte böyle avukat bey  iki avukat  meseleyi birlikte çözüyor!

 Seni öldüreceğim!

 Beni çoktan kurban ettin avukat bey.

 ”Ürdün’ün kumlu kıyılarında duruyorum ”Ah, kim gelecek benimle birlikte ”Vaat edilmiş topraklara doğru yürüyorum” Neler olduğundan hiç söz etmedik  en azından birbirimize.

 Sanırım korkudan.

 Adını veya yaptıklarını hatırlamak  rüyalarımıza girmesine izin vermek demekti.

 Ve ben artık onu rüyalarımda pek görmüyorum.

 Yine de hiçbir şey, o gelmeden önceki gibi olmayacak.

 Ama bu önemli değil  çünkü geçmişe saplanıp kalırsan, her gün azar azar ölürsün.

 Bana gelince  ben yaşamayı tercih ederim.

 Son.

||