102 dk

 Yönetmen:Ken Russell

Senaryo:Paddy Chayefsky

Ülke:ABD

Tür:Korku, Bilim-Kurgu, Gerilim

Vizyon Tarihi:25 Aralık 1980 (ABD)

Dil:İngilizce, İspanyolca

Müzik:John Corigliano

Oyuncular: William Hurt,Blair Brown,Bob Balaban, Charles Haid

Özet

Bilim Tarihinin En Korkunç Deneyi Kontrolden Çıkıyor… Araştırmacı bilim adamı Eddie Jessup başka bilinç düzeylerinin her günkü hayatımız kadar gerçek olduğuna inanmaktadır. Duyuları azaltarak ve sonra da kuvvetli halüsinasyon gösterici uyuşturucular kullanarak bu alternatif düzeyleri açığa çıkartmaya çalışır.

Alt yazı

Bu sıra dışı bir tanktı, dikey duruyordu  ve eski bir kazana benziyordu.

  Tankın içindeki denek kafasına ağır bir cam küre takmıştı.

  Bütün bu aygıtlar oldukça  rahatsızlık verici gözüküyordu.

  Ancak bu etkili bir cihazdı.

  Deneye katılan 23 öğrenciden sadece ikisi bu deneyimden rahatsızlık duydu.

  Hatta bazıları bundan keyif aldığını söyledi.

  Bazı öğrenciler halüsinasyon gördü.

  Dr.  Jessup, ensefalografi sonuçlarını çok ilginç buldu.

  Böylece, 1967 Nisan’ında, bir Cumartesi öğle sonrası  cihazı kendi üzerinde test etmeye karar verdi.

  Arthur.

  Arthur baksana.

  Orada mısın?

  Arthur, beni işitiyor musun?

  Arthur, bana yanıt ver.

  Tamam mı?

  Gelip seni çıkarmamı mı istiyorsun?

  Evet.

  Şu EEG çıkışlarına bakmak istiyorum.

  Hadi dostum.

  Kendini nasıl hissediyorsun?

  Fena değil.

  İnanılmaz sayıda halüsinasyon gördüm.

  Çeşitli rüya halleri, mistik bilinç durumları  bir sürü dini sembol, çoğu İncil’den, Vahiyler Kitabı’ndandı.

  Orada beş saate yakın kaldın.

  Bana bir saat gibi geldi.

  Bunu bir gün ben de denemek isterim.

  Denemelisin.

  Hoşuna gider.

  Arada bağlantı kurduk mu?

  Elbette.

  Dediğin gibi düzenli olarak seni kontrol ettim.

  Nasıl yanıtlar verdim?

  Çok derli toplu.

  Bir ara ağlıyordun.

  Gerçekten ağlıyor muydum?

  Hıçkırarak ağlıyordun.

  Yüzünde gözyaşları vardı.

  Sana ne olduğunu sorduğumda, bana  babanın ölümünü yeniden yaşadığını söyledin.

  Not tuttun mu?

  Hepsi orada.

  Arthur, haftaya bunu tekrar denemek istiyorum.

  Haftaya tekrar uygun olur musun?

  Neyin peşindeyiz?

  Henüz bilmiyorum.

  Bu türden araştırmalar hakkında yayınlanmış pek az şey var.

  Bu alanda iyi araştırmacılar var, mesela Tart, Ornstein ve Deikman  ama çoğunun tek derdi, uyuşturucuların faydalarını anlatmak.

  Elbette yapılması gereken ilk şey, sağlam yöntemlerle, bu deneyimleri  laboratuvar ortamında, kontrollü deneylerde incelemeye çalışmak.

  Bunlar, Hobart ile yürüyen çalışmalarımızı engellemeyecek.

  Peki ne üzerinde çalışacağız?

  Duyusal yoksunluk mu?

  İzolasyon mu?

  Yani bu tankla ne yapacağız?

  Bir ödenek almaya çalışmıyoruz.

  Amacımız sadece eğlenmek.

  Bu tank bizde olduğu sürece onunla oynayalım.

  Bakalım bu yol bizi nereye çıkaracak.

  Bu büyüleyici bir alan Arthur.

  Bununla ilgilenmeliyiz.

  New York Hastanesi’nde bir izolasyon tankı olduğunu bile bilmiyordum.

  Psikoloji bölümünde birileri  duyusal yoksunluk araştırmaları yapıyor olmalı.

  Jessup bununla ne yapıyor?

  Bilmiyorum.

  Derslerine giren öğrenciler üzerinde deneyler yapıyor.

  Sanırım üç, dört aydır bunu yapıyor.

  – Jessup’un bu türden  – Arthur.

   işler yaptığını biliyor muydun?

  İlk kez senden duydum.

  Ne istiyorsun hayatım?

  Zil daha ne kadar çalacak?

  Neyse, ben bakarım.

  Değişik bilinç halleri gibi  tuhaf bir konuyla  uğraşmasını beklediğim en son insan Jessup.

  Gerçeği kabul etmeliyiz.

  Jessup aslında epeyce tuhaftır.

  İşte kendisi de burada.

  Arthur senin çok utangaç olduğunu söyledi.

  Seni konuşturmamı istedi.

  Beni konuşturmak mı?

  Arthur öyle dememiştir.

  Aslında, senin kibirli, küstah ve itici biri olduğunu söyledi.

  Biraz deli ama çok zeki olduğunu  ve eğer seni konuşturmayı başarırsam, hayran kalacağımı söyledi.

  Evet, Arthur bunu demiş olabilir.

  Payne Whitney’de onunla ve  – Alan Hobart ile çalışıyormuşsun.

  – Evet.

  Ne tür bir iş bu?

  Toksik metabolitlerle ilgili.

  Şizofreniye özel, sıra dışı maddeler bulmak için  Heath ve Friedhoff’un yöntemlerini uyguluyoruz.

  Sanırım boşuna uğraşıyoruz.

  Sen ne yapıyorsun?

  Fiziki antropoloğum.

  Tezimi bitirmeye çalışıyorum.

  – Nerede?

  – Columbia’da.

  Holloway ve tayfası.

  Doktora yapmak için biraz genç değil misin?

  24 yaşındayım.

  Yine de çok iyi sayılır.

  Ben doktoramı 25 yaşında verdim, üstelik dahi genç olarak görülüyordum.

  Ben de bir dahi gencim.

  Anlaşılan güzel kadınlar antropolojiye ilgi duyuyor.

  Öyleyse şizofreni tıbbi açıdan tek bir nedene indirgenemez diye düşünüyorsun?

  Bir hastalık olduğuna bile emin değilim.

  Deliliğin sadece başka bir bilinç hali olduğunu mu düşünüyorsun?

  Bunu destekleyecek yeterli sayıda kanıt var.

  İşin hakkında pek konuşmuyorsun, öyle değil mi?

  Prensip olarak hayır.

  İçsel deneyimler her zaman ilgimi çekmiştir  özellikle de dinsel deneyimler.

  Şu anda şizofrenlerle çalışmamın tek nedeni  şizofrenide dinsel deneyimin bu kadar öne çıkıyor olması.

  Hayvanlarla bir yere kadar çalışabiliyoruz.

  Maymunlarla çalıştım ama maymunlar bize  bilinçlerinde olan biteni söyleyemiyor.

  Bunun için insanlara ihtiyacımız var.

  İnsanları kesip biçemiyoruz.

  Kafalarına elektrotlar saplayamıyoruz.

  Bu yüzden, transı başlatacak bir teknik bulmam gerekti.

  İzolasyon tankı da en az riskli olandı.

  Baksana  Bu gece seninle birlikte eve gitmek istiyorum.

  Sence uygun olur mu?

  Evi paylaşıyorum.

  Salondaki kanapeye mecbur kalırız.

  Salondaki kanapenin sorunu ne?

  İnsan hep aşağıya kayıyor.

  Eminim idare ederiz.

  Evet, ben de eminim.

  O halde, gitmek istediğin zaman bana söyle.

  Şimdi gidelim.

  Ne düşünüyorsun?

  Tanrı’yı.

  İsa’yı, haça gerilmeyi.

  Cinsel stres altındayken genellikle İsa’yı  ve haça gerilmeyi mi düşünürsün?

  Dokuz yaşındayken hayaller görürdüm  azizleri, melekleri, hatta İsa’yı bile görürdüm.

  Elbette artık böyle hayaller görmüyorum.

  16 yaşından bu yana görmüyorum.

  Annen baban dindar mıydı?

  Hiç ilgileri yoktu.

  Babam bir uçak mühendisiydi.

  Annem ise klinik psikologtu.

  Peki ne oldu?

  Yani, İsa hayalleri gören bir küçük çocuk, nasıl oldu da  Cornell Tıp Fakültesi’nde fizyoloji hocası oldu?

  İnanmayı kestim.

  Çok trajik bir hadiseydi.

  Babam kanserdi, ölümü uzun sürdü ve çok acı çekti.

  O zaman 16 yaşındaydım ve babamı çok seviyordum.

  Her gün okuldan sonra hastaneye koşup  odasında oturup, ev ödevlerimi yapardım.

  Çok miktarda ağrı kesici veriyorlardı.

  Son birkaç hafta komada kaldı.

  Bir gün bir şey söylediğini duyar gibi oldum.

  Yanına gidip, üzerine eğildim  kulağımı dudaklarına dayadım.

  “Bir şey mi dedin baba?

 ” O zaman büyük zorlukla söylemeye çalıştığı şeyi işittim, fısıldayarak söylüyordu.

  Şöyle diyordu:

“Korkunç. ” “Korkunç. “

Yani, son, korkunçtu, babam gibi iyi insanlar için bile.

  Yani, çektiğimiz tüm acıların nedeni, sadece acı çekmekmiş.

  Öğlen yemeğine kadar, Tanrı’yı kafamdan silip attım.

  Bir daha hiç hayal görmedim.

  10 yıldır kimseye bundan bahsetmedim.

  Şimdi sana söylüyorum çünkü nasıl bir  çatlakla ilişkiye girdiğini bilmeni istiyorum.

  Arthur haklıymış.

  Sen hayran olunacak bir delisin.

  Kutsal İncil

SİGARA İÇİLMEZ

– Merhaba.

  – Merhaba.

  O mesele halloldu.

  Metcalfe bu sabah tekrar Spencer ile konuştu.

  Artık o iş kesin benim.

  Doktora sonrası çalışmalarım için Temmuz ve Ağustos’ta Nairobi’deyim  Eylülde ise, Harvard’da ders vermeye başlıyorum.

  Harika.

  Demek Eylül’de ikimiz de Harvard’da ders veriyor olacağız.

  Öyle görünüyor.

  Her şey bundan daha yolunda olamazdı, değil mi?

  Boston’da birlikte olacağız.

  Bence evlenmeliyiz.

  Elbette beni biraz çatlak bulduklarını biliyorsun.

  Birazcık mı?

  Sen zırdelisin!

Bana ne kadar tuhaf olduğunu söylemene gerek yok.

  Bunu çok iyi biliyorum.

  Son iki aydır seninle yatıyorum.

  Seks bile senin için mistik bir deneyim.

  Kendine acı çektirmekten hoşlanıyorsun, bu çok hoş olabiliyor.

  Ama bazen benimle seviştiğinden kuşku duyuyorum.

  Kendimi Tanrı’ya kavuşan coşkulu bir rahibin kollarında hissediyorum.

  Eddie, senin Faust’tan farkın yok.

  Büyük gerçeği öğrenmek için ruhunu satarsın.

  Ama insan hayatında öyle büyük gerçekler yok.

  Kuşku içinde doğarız.

  Hayatımız boyunca kendimizi yaşadığımıza ikna ederiz.

  Bunun bir yolu da, birbirimizi sevmektir, benim seni sevmem gibi.

  Sensiz yaşamayı hayal bile edemem.

  O yüzden, evlenelim.

  Eğer yürümezse yürümez.

  O zaman el sıkışırız, herkes yoluna gider.

  Ona dimetiltriptamin veriyor.

  Bir dakika içerisinde etkisini gösterecek ve yarım saatlik bir yolculuğa çıkacak.

  Şimdi kendini farklı hissediyor musun?

  Evet.

  Endişelerin daha mı az?

  Çok daha az.

  Herhangi bir özel his yaşıyor musun?

  Sanki  İsa kalbime dokunuyor.

  Akut şizofreni hastalarında pek çok dinsel kuruntu görülür.

  Bazı uzmanlara göre, şizofrenler, fiziksel olarak bizlerden farklıdır.

  Sanki neredeyse, fiziksel olarak vücutlarını  şizofrenik hayallerinde algıladıkları şekle sokmaya çalışırlar.

  Pekala, madem senin için bu kadar önemli, evlenelim.

  Kadınlarla aram pek iyi değildir  senin kadar ilginç birini de kolay kolay bulamam.

  İdare edecek kadar iyi bir koca olacağımı düşünüyorum.

  Seni kaybetmek istemiyorum, anlıyor musun?

  Sanırım, ilan-ı aşk anlamında senden duyabileceğim  en açık ifade bu olacak.

  Yatakta gerçekten o kadar tuhaf mıyım?

  Bazen.

  Kendimi değiştirmeye çalışayım mı?

  Hayır, aslında bu hoşuma gidiyor.

  – Baba, yoruldum.

  – Küçük hanımı biraz taşıyalım bakalım.

  Mason, dikkat et.

  Nasılsın Eddie?

  Merhaba Mason.

  Bira içer misin?

  – Gözlerimle görmesem inanmazdım.

  – Hani önümüzdeki hafta gelecektiniz?

  Merhaba, adınız ne?

  Ben Mason Parrish.

  Bu da Margaret.

  Bu Mason.

  Mason, hep sözünü ettiğim Bay Rosenberg.

  – Nasılsınız?

  – Mason Parrish, tanıştığımıza sevindim.

  Şu aile adamına bak sen!

 Eddie, harika gözüküyorsun!

 İnanmıyorum.

  Bir tane daha mı?

  Bu nereden çıktı?

  Bu uzun bir hikaye.

  Harika gözüküyorsun.

  Kendinize bir ev buldunuz mu?

  Evet.

  Huntington Field yakınlarında küçük, güzel bir yer bulduk.

  Tanrım, San Francisco’ya taşınalı yedi yıl oldu.

  Arthur, Boston Üniversitesi’nde ders verecek.

  – Eddie bana bahsetmişti.

  – Yedi yıl olmuş!

 Duyduğuma göre yeni doçent olmuşsun.

  Epey zengin olmalısınız!

 Bir ailede iki öğretim üyesi  Bakın, Maine’de bir yerimiz var, yazın oraya gidebiliriz.

  Haziran’da yine Afrika’ya gidiyorum.

  Eddie de Meksika’da olacak.

  Mexico Üniversitesi’nde Eccheverria diye birini tanıyor musun?

  Kaliforniya’da seninle çalışmış.

  Hatırlıyorum.

  Çok akıllı bir gençti.

  Burada, Botanik Müzesi’nde.

  Bir gün onunla bir ara gelmeliyiz.

  Haziran’da onunla beraber Meksika’ya gidiyorum.

  Meksika’da ne var?

  Eccheverria, Hinchi yerlileri arasında bir büyücü bulmuş.

  Orta Meksika’da yalnız yaşıyorlar.

  Eski Toltek ayinlerini  hala yaşatıyorlar.

  Kutsal mantar törenlerini ve  bunun gibi şeyleri sürdürüyorlar.

  Anlaşılan, halüsinasyon gördüren bir tür madde alıyorlar.

  Bunu alan herkes aynı deneyimi yaşıyormuş.

  Maggie kanapede uyuyakalmış.

  Onunla ilgilenir misin?

  Elbette.

  New York’tan beri bir izolasyon tankına hiç girdin mi?

  Hayır.

  Sen girdin mi?

  Hayır, ama buradaki tıp fakültesinde bir tane olduğunu öğrendim.

  Artık kimsenin bu türden çalışmalar yapmadığını sanıyordum.

  New York’tayken, o tankla birkaç ay boyunca  ilginç çalışmalar yaptığımızı düşünüyorum.

  Meksika’dan döndüğümde belki yine yaparız.

  Tamam, neden olmasın.

  Evi pek toplu tuttuğu söylenemez.

  – Boşanacaklarmış.

  – Kimler?

  – Aslında emin değilim, resmen  – Sen neden bahsediyorsun?

  Emily ve çocuklar, Cambridge’e taşınıyor.

  Ev o yüzden bu kadar dağınık.

  Yarın, Emily’nin eşyalarını depoya kaldıracaklar.

  Sonra çocuklarla beraber, bir yıllığına Afrika’ya gidecek.

  Eddie de Meksika’ya gidiyor.

  Emily döndüğünde Cambridge’e gidecek, Eddie de burada kalacak.

  Eddie boşanmak istiyor, Emily değil.

  Aslında bu kadar süre beraber kaldıklarına şaşıyorum.

  Bütün bunlar hangi arada oldu?

  Bana daha beş dakika önce söyledi.

  Ya bize yazdığı o mektuplar?

  Hep ne kadar mutlu olduklarını anlatıyordu.

  Bana sorma.

  Emily hala ona aşık.

  O da hala Emily’ye aşık.

  Baksana, Sylvia demin  Sylvia demin söyledi, boşanıyormuşsunuz.

  Hayır, sadece ayrılıyoruz.

  Boşanma işini herhalde ancak önümüzdeki sene halledebiliriz.

  Yani bu mesele beni ilgilendirmez elbette, ama neden?

  Sana tapan harika bir kadınla evlisin.

  Tanrı aşkına, hayatta isteyebileceğin her şeyi elde ettin.

  Harvard Tıp Fakültesi’nde kadrolu bir profesörsün.

  Herkes sana saygı ve hayranlık besliyor.

  Tanrı aşkına, beni böyle mi düşünüyorsun?

  Saygı ve hayranlık beslenen biri?

  Çocuklarına düşkün bir baba?

  Şefkatli bir eş?

  Ama son yedi yılda, yılda neredeyse iki makale yayınladım  içlerinde bir tane önemli çalışma yoktu.

  Fakültedeki diğer genç evli çiftlerin salonlarında oturup  gereksiz şeyler konuşuyorum: “Dekana kim yağ çekiyor? ” “Kimin işi tehlikede? ” Emily bu hayattan çok memnun.

  Bana aşık olduğunu söylüyor, bu her ne demekse.

  Aslında demek istediği başka bir şey.

  Yalnız olsak  kendimize çektireceğimiz acı yerine  birbirimize çektirdiğimiz anlamsız acıyı tercih ediyor.

  Ama ben, yalnızken çekeceğim acıdan korkmuyorum.

  Hatta, bütün bu karmaşadan, ıvır zıvırdan ve  saçma alışkanlıklardan kurtulamazsam  aklımı oynatacağım!

 Arthur, sorunu yanıtlayabildim mi?

  Ne sormuştum ki?

  Neden boşanacağımı sormuştun.

  Bak, bu senin hayatın.

  Sorduğum için bile pişmanım.

  Bak  neden Eccheverria ile birlikte çıkıp bir yerlerde yemek yemiyoruz?

  Aslında Eduardo, Hindistan’da hayal kırıklığına uğradım.

  Nasıl bakarsan bak, yoga hala  önceden kabul edilmiş bir inanç sistemine hizmet eden ve  bir duruma ulaşmaya çalışan bir teknik.

  Biz bilim insanlarının, hem çalışmalarımıza hem de halka karşı ahlaki sorumluluğu var.

  Bir sopayla, o süreyi beş dakikaya  indirmek, babunların aklına hiç gelmedi işte.

  İnsan da ilk başlarda babun gibi bozkırda yaşayan bir primattı.

  Yoga pratiğini değerli kılan şey, buradaki  inanç sisteminin aslında esasen dine dayanmaması.

  Çünkü Budizm’de bir Tanrı yok.

  Ölümsüzlük ve nihai gerçek; benlikte, bireysel aklın içinde.

  Neden bunun dinle ilgisiz olduğunu düşünüyorsun?

  Tek yaptığın Tanrı’nın yerine ilk benliği koymak oldu.

  Evet, ama onu yerelleştirdik.

  En azından benliğin yerini biliyoruz, aklımızın içinde.

  Bu bir tür insan enerjisi.

  Atomlarımız altı milyar yaşında.

  Akıllarımızda altı milyar yılın belleği var.

  Bellek, enerjinin ta kendisi!

 Kaybolmuyor!

 Hala orada, içeride!

 Eski bilinç hallerimize giden fizyolojik bir yol mevcut.

  Öyle olmalı!

 Lanet limbik sistemin içinde olmalı.

  Jessup, sen bir çatlaksın!

 Mason, bunda tuhaf olan ne?

  Ben, gerçek benliğini arayan biriyim.

  Arketipsel Amerikalı gibi davranmakla eline ne geçiyor?

  Herkes gerçek benliğini arıyor.

  Hepimiz kendimizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz  kendimizi anlamaya, kendimizle iletişim kurmaya  gerçekliğimizi kabul etmeye, kendimizi araştırmaya ve genişletmeye çalışıyoruz.

  Tanrı’dan vazgeçtiğimizden beri  hayat denilen bu anlamsız dehşeti açıklamak için kendimizden başka bir şey yok.

  Sen çatlaksın.

  Bence, gerçek benlik, o ilk benlik  ta baştaki benlik; gerçek, ölçülebilir, somut bir şey  elle tutulabilir, insani şekle sahip bir şey.

  Ben de o lanet şeyi bulacağım.

  Kimyasal özellikleri neler?

  İnsana zararları var mı?

  Bu mantarlar neredeyse kesinlikle Amanita muscaria.

  Bu çok güçlü bir psikedelik, birazcık da tehlikeli.

  İçinde belladona benzeri alkaloitler var  atropin ile skopolamin gibi.

  Bazı yerli kabileler, sinicuiche bitkisine  büyük saygıyla yaklaşıyor.

  Bu bitkiye, kuzeyde, Chihuahua’da bile rastladım.

  Yerliler, bu bitkinin eski anıları canlandırdığını söylüyor  hatta antik çağlardan kalma anıları bile.

  Hinchiler ise buna “ilk bitki” diyor.

  İlk derken, “çağlar öncesi” anlamında mı?

  Evet.

  Antik çağlara ait olma anlamında.

  Bunu denemek isterim.

  Sence törenlerine katılmama izin verirler mi?

  Anlaşması kolay insanlara benziyorlar.

  Törenlerine katılmana izin verdi.

  İyi.

  Ona, nasıl bir tecrübe yaşayacağımı sorar mısın?

  Bu mantarları tören için mi topluyorlar?

  Hayır, önümüzdeki sene için toplanıyor.

  Brujo!

 Ruhun, ilk ruha geri dönecek.

  Bu ilk ruhun neye benzediğini sor ona.

  Bu henüz doğmamış bir şey.

  Sonra boşluğa gireceksin.

  Bir nokta göreceksin.

  Bu nokta, bir çatlağa dönüşecek.

  Bu, hiçliğin içindeki çatlaktır.

  Bu hiçliğin içinden, doğmamış ruhun gelecek.

  Kökü tutmanı istiyor.

  Avucun yukarıda olacak şekilde elini uzat.

  Eduardo!

 – İsa aşkına.

  – İyi misin?

  Kertenkeleyi öldürdüğümü sadece onlar iddia ediyor.

  Bunu sen görmedin, hatırlamıyorsun!

 Bütün bu lanet iş koca bir şaka.

  Yerliler, gringo ile dalga geçmek için bana bir oyun oynadı!

 Bak, bana ne olduğunu sordun, ben de sana anlattım!

 Karışımı içtin ve dışarı çıktın.

  Bir süre sonra bir çığlık ve havlama sesleri geldi.

  Arkandan gittim.

  Çığlıklar sustu ve brujo bana bağırdı  “bir şey yok, geri dön” dedi.

  Zırva!

 O zaman neden brujo’dan  o karışımı istedin ve neden Boston’a götürüyorsun?

  Arthur’dan analiz etmesini isteyecektim, hatta imal etmesini.

  Bu gürültü insanı aptallaştırıyor.

  Güneş karardı  simsiyah oldu.

  Dolunay kan rengine büründü.

  Sonra, ateşlerle yanan koca bir dağ  denize fırlatıldı.

  Yaratık, dipsiz çukurdan yukarı tırmandı.

  Dipsiz çukurun meleği.

  Adı ise  Abaddon.

  Kafayı yemiş.

  İyi misin?

  Bu maddeyi deneyin!

 Yeni geldi!

 Sağır edici!

 Bu gürültü sağır edici!

 Bu gürültüde beni işitebiliyor musunuz?

  Aman Tanrım.

  Gördüğüm en inanılmaz şey!

 Bir dağın doğum sancısını izliyorum!

 Aman Tanrım.

  İyi misin?

  İyiyim.

  Gerçekten iyiyim.

  Seni bu durumdan çıkartayım ister misin?

  Şimdi ne olacak?

  Bayıldı.

  Bu baygınlıklar epey garip olabiliyor.

  Bazen dört saat kadar sürebiliyor.

  Kendine geldiğinde bir kuş kadar mutlu oluyor  ama hiçbir şey hatırlamıyor.

  Meksika’dan getirdiği bu madde ne kadar tehlikeli?

  Hayır, tehlikeli demedim, sadece garip dedim.

  Vücutta çok uzun süre kalıyor.

  Esas tuhaf olanı da, hemen beyne gidiyor.

  Buna inanamıyorum.

  Test edilmemiş bir madde alıyorsunuz, bu beyne ulaşıyor ve  hücrelerin çekirdeğini etkiliyor; sizce bunlar tehlikeli değil mi?

  Bu maddeyi aldığımızı kayıtlara geçmedik.

  – Eddie 10 mg.

  Alıyor  – Bu derhal sona erecek!

 İtibarlı bilim insanları gibi davranmanız gerekiyor  Meksika mantarlarıyla kafayı bulan üniversiteli gençler gibi değil!

 Seni niye çağırdım sanıyorsun?

  Onu durdur da görelim.

  Bu LSD değil, lanet olsun.

  Bu içtiğiniz şey bir serotonin antagonisti değil!

 İçinde bu lanet maddeden kaç gram birikti dersin?

  İki mi?

  Üç mü?

  İçinde bir kamyon dolusu antimetabolitle  kansere davetiye çıkartıyor olabilirsin.

  Hinchi yerlileri bunu yüzyıllardır yapıyor ve kanserin emaresi yok.

  Hinchi yerlilerinin canı cehenneme!

 Bu mantarlar hakkında hiçbir şey bilmiyorsun!

 Anlaşılan vücutta inanılmaz bir süre kalabiliyorlar.

  En az 30 fareye bu maddeden verdik.

  Bazılarına olağanüstü miktarlarda verdik  ama hiçbirinde görülebilir bir etki yaşanmadı.

  Şimdi nereye gidiyoruz?

  Bir şeyler yiyeceğiz sanmıştım.

  Eddie bana bir izolasyon tankı göstermek istiyor.

  İzolasyon tankı mı?

  Sizle her konuştuğumda daha da çatlaklaşıyorsunuz!

 Bu izolasyon tanklarının 1960’larda kaldığını sanıyordum  Timothy Leary ve diğer gurularla birlikte!

 Bir an susup, bizi dinleyebilir misin?

  Bu bayılma dönemlerinde  muazzam bir hızlanma hissi yaşıyorum  sanki milyonlarca, milyarlarca yıllık bir seyahat yapıyorum.

  Zaman ortadan kalkıyor.

  Halüsinasyonun sürdüğünü hissetsem de artık hayal görmüyorum.

  O baygınlık duvarını aşmak istiyorum.

  Varlığını bildiğim ama göremediğim hayallerin ne olduğunu öğreneceğim.

  Maddenin dozunu artıramayız çünkü şu anda toksik düzeye yaklaştık.

  Bu deneyimi yoğunlaştırmanın tek yolu  200 mg.

  Lık dozu alıp, tankın içine girmek.

  Sen o maddeyi bir daha almadan daha çok şey bilmek istiyorum.

  Vücuttan atılım süresini belirlemeliyiz.

  – Bu bir yılımızı alır!

 – Hücrelere giriş şeklini öğrenmeliyim.

  Benzer başka maddeler bulmalıyım.

  Tek bildigim, bu Meksika mantarı olağanüstü bir madde.

  Sezgilerim, burada çok önemli bir şey yakaladığımı söylüyor.

  Bir 200 miligram daha beni öldürmez.

  İşte burada.

  Demek yataymış.

  New York’taki daha büyüktü.

  Burada uyku araştırmaları yapıyorlarsa, bu  Sanırım yıllardır kullanılmıyor  ama dün test ettim, çalışıyor.

  Bir haftaya kalmaz burayı temizleriz.

  İnsanlara denenmemiş  bir maddeyi verdiğiniz ortaya çıkarsa, başınız büyük derde girer.

  Merak etme.

  Bana bir şey olmayacak.

  Gidip bir hamburger atıştıralım.

  Bu gece bir öğrencimle buluşacağım.

  Pekala!

 Ne isterseniz yapın.

  Bence ikinizde de sorumluluk duygusundan eser yok.

  Bir daha beni arayıp, Eddie’nin bu maddeyi almasından endişe ettiğini söyleme!

 Seni uyarıyorum, bu madde hakkında çok daha fazla şey öğrenmeden  Eddie’ye daha fazla vereyim deme sakın!

 Size laboratuvarımı açtım, gönlünüzce fare kesmenize izin verdim!

 Aptal deneylerinize bundan daha fazla bulaşmayacağım!

 Gidip kendi aptal hamburgerinizi yiyin.

  Ben de kendi randevuma bir saat geç kaldım!

 Ben ilk üçünü yaptım.

  Sen kalanları yap.

  Bak sen şu işe.

  Demek kendini tutamadın?

  Birilerinin sizin gibi büyücülere göz kulak olması lazım.

  İçinde ne var, tuz eriyiği mi?

  Suya kaldırma gücü kazandırmak için yüzde on magnezyum sülfat ekledik.

  – Çok acayip.

  – Afedersin, Mason.

  Bir, iki, üç, dört.

  Bir, iki, üç, dört.

  Tamam, her şey yolunda.

  7 Ocak Çarşamba, 16:28.

  Bu müthiş bir şey!

 Bir yayladayım  Hiç zaman beklemeden ikinci safhaya geçti.

  Otlaklar, bozkırlar.

  Kendimi  Kendimi bu manzaranın içinde, hayatta hissediyorum.

  Bir buçuk kilometre ötede yoğun bir orman var.

  Onun ardında üzeri dumanlı dağlar var.

  Yeni doğmuş dağlar, üçüncü zamanın sonları, Cenozoik dönem.

  Bir sınır bölgesindeyim.

  Her şey çok sakin ama canlı.

  Ağaçlarda yaşam var.

  Bitki örtüsünde yaşam var.

  Aman Tanrım.

  İnsanın doğuşu.

  İşte bu!

 Tanrım!

 İşte orada.

  Bu bir proto-insan.

  İlk ve orjinal insan biçimi  ufacık, belki 1 metre boyunda, tamamiyle kıl kaplı  şempanze gibi, ama iki ayağı üzerinde.

  Yürürken ellerini kullanmıyor.

  Kolları kısa.

  O kadar zarif hareket ediyor ki.

  Onlardan iki üç tane var.

  İki ayaklı, minik, kıllı insanımsı canlılar  ellerinde bir parça volkanik taş var  bir şeyi takip ediyorlar ya da avlanıyorlar.

  İsa aşkına.

  Eddie, iyi misin?

  Onlardan biri olmaya başladım.

  Artık sadece gözlemci değilim.

  Onlardan biriyim artık.

  Bir keçiyi öldürüyorum.

  Öldürüyorum  yiyorum  Bir keçinin sıcak etini yiyorum, kanını içiyorum.

  İyi misin?

  Harikayım.

  – Çıkmak istiyor musun?

  – Hayır!

 Sanki keyfi pek yerinde değilmiş gibi geldi bana.

  Bu tank tripleri bazen çok tuhaf olabiliyor.

  O da neydi?

  İyi misin?

  Harikayım.

  – Bitirmek istiyor musun?

  – Hayır.

  – Seni yalnız bırakmamı ister misin?

  – Evet.

  Bu seanslar dört saatten fazla sürmüyor demiştin.

  Dokuza çeyrek var.

  Onu şimdi çıkartıyoruz.

  Bu kadar uzun süre bağlantısız olmak hoşuma gitmiyor.

  Sanırım şokta.

  Bir sara krizi yaşamış olmalı, herhalde kafasını çarptı.

  Dur bakalım.

  Neden kan testi istiyorsun?

  Ne diyor?

  “Oral mukoza örneği, karyotip analizi için kan  ” ayrıca Goodman and Sarich laboratuvarı için resimler.

  “Hemen boynumun resimlerini çekin, ben  “eski halime dönmeden.

 ” Ne olmadan?

  Eski haline dönmeden.

  O zaman lanet kanını al, belki sonra kendisine bakmama izin verir.

  İzin verirsen biraz boynuna bakmak istiyorum.

  – Herhangi bir kütle var mı?

  – Hayır.

  Saçmalamayı kes!

 Aptal halüsinasyonun dışa mı vurdu yani?

  Ne yazdı?

  “Bu sıradan afazi değil.

  “Bu, halüsinasyonun yan etkisi; zaman-mekan kayması. “ Jessup, sen lanet bir çatlaksın.

  Giyin.

  Seni Brigham’a götüreceğim  orada baştan aşağı bir inceleyelim.

  Sen tamamiyle çatlaksın, lanet aptal bir adamsın.

  Boğazına bakacağım, kafatası filmlerini çekeceğim.

  CAT taraması yapacağım, arteriyogram filmi de çekebilirim.

  Bir de şu EEG çıkışlarına tarafsız biri baksın istiyorum.

  Ne diyor?

  “Röntgen filmi. ” Pekala.

  Arthur, hadi işini bitir, onu röntgen taramasına götürelim.

  Hemen dönerim.

  Tamamen fiziksel bir şey olması mümkün mü?

  Eğer nörolojik değilse, fiziksel olmak zorunda.

  Bu adamın boynunun filmlerini istiyorum.

  Periapikal, lateral ve oblik.

  İsa aşkına doktor, çok işim var!

 Lanet filmleri çek!

 Bu acil bir durum!

 Pekala.

  Belki bu bir geçici iskemik ataktır.

  Eddie’ye, tanktan çıktığında yüzünde kan olduğunu  söylemesek iyi olur.

  Bunun, halüsinasyonunda  yediği keçinin kanı olduğunu iddia edecektir.

  Sen de onun kadar tuhaf davranmaya başladın!

 Sence ne oldu peki?

  İsteri nöbetine girecek birine benzemiyor  bence bir sara krizi yaşadı.

  O tanktan çıktığında amnezik durumundaydı, yüzü de kan içindeydi.

  Tankın içindeyken kriz geçirmiş olmalı  kriz sırasında dudağını ısırmış olmalı.

  Şimdi de postiktal afazi yaşıyor.

  Önce vasküler zedelenme, felç ya da ters dönmüş embolus sanmıştım  ama nörolojik olarak sağlam olduğuna göre, sara krizi olduğunu düşünüyorum.

  Şimdi sakin ol bakalım.

  Hiçbirimiz röntgen uzmanı değiliz.

  Aradığınız nedir?

  Sen bunları bir zarfa koy.

  Bu gece radyoloji bölümünde kim var?

  Dr.

  Wissenschaft.

  Bunlara güvenilir birinin bakmasını istiyorum.

  Brigham’daki herkesin bunu bilmesini istemem.

  O röntgen teknisyeni zaten fazla meraklıydı.

  Sen iyi misin?

  Mason, ben iyiyim.

  Bunun geçici bir şey olduğunu anlatmaya çalıştım.

  Bu geçici iskemik ataktı, başka bir şey değil.

  – Sesine kavuşmuş.

  – Bu bir iskemik atak değildi!

 Sara krizi de değildi.

  Mason, röntgen filmlerini gördün.

  Gırtlağın önünde larenjiyal kese benzeri bir şey vardı.

  Bu kesinlikle maymunlara ait bir şey.

  Belli ki  zamanda geri gittim, maymunumsu bir şeye dönüştüm.

  Bunları, gerektiği gibi bakacak birine göstereceğim.

  Çünkü bunlara yanlış bakıyorsun.

  Hepsi de bu.

  Kimse kalkıp da bana  dört lanet saat boyunca lanet genetik yapını değiştirdiğini  sonra da eski haline döndüğünü söyleyemez!

 Ben Harvard Tıp Fakültesi’nde endokrinoloji profesörüyüm!

 Ben Peter Bent Brigham Hastanesi’nde hekimlik yapıyorum!

 American Journal of Endocrinology’de  yazar ve editörüm!

 Doğu Bölgesi Endokrinologları Birliği üyesi ve başkan yardımcısıyım!

 Journal Club’un başkanıyım!

 Senin uyduruk, zırva, uçuk, aptalca  kuantum ve safsata dolu saçmalıklarını daha fazla dinlemeyeceğim!

 Bunları bir radyoloji uzmanına göstereceğim!

 Bana bir iyilik yapar mısın?

  Teşhisim: Bilateral aspirasyon pnömonisi.

  – Bana bir iyilik yapıp, şunlara bakar mısın?

  – Bu vakanın durumu nedir?

  35 yaşında beyaz bir adam, akut afazi atağı, geçmişinde travma yok.

  Ne arıyorsun?

  İskelet yapısı bana biraz anormal geldi.

  Biraz mı?

  Bu adam lanet bir goril!

 Dr.

  Jessup, iyi misiniz?

  Evet.

  Dr.

  Jessup, iyi misiniz?

  İyiyim.

  Birkaç not almam gerekiyor.

  Bay Daniel Craig, American Airlines  Emily!

 Danışma bankına lütfen.

  Aman Tanrım, harika gözüküyorsun!

 Nasılsın Eddie?

  İyiyim.

  Ya sen?

  İdare eder.

  Bak, baban da orada.

  Bizi yeni evimize götürecek misin?

  Elbette.

  Hatta, uslu durursan  seni bir Çin restoranına bile götürebilirim.

  Ayrıca, babunların bazen et yediklerini de bilmelisin.

  Babunları, aşikar bir şekilde avlanırken  gördüğüm zamanlar oldu.

  Bir çift babun, bir ceylanı öldürüp, yedi.

  Hatta, iki babun arasında  ilkel bir iletişim bile mevcuttu.

  O yüzden maymunlar arasında  sözsüz iletişim üzerine yapılan çalışmaları hayranlıkla izliyorum.

  Nevada Üniversitesi’nde Gardner ile yazışıyorum.

  Bu yaz oraya gidip birkaç hafta kalabilirim.

  Raporumu yazmak dışında yapacağım bir iş yok.

  Bu babunların seslerini hiç kaydettin mi?

  Elbette kaydettim.

  Neden sordun?

  Çok işitmek isterdim.

  Elbette.

  Bayan Tally sabah 10.

 30’da burada olacağını söyledi.

  Toplanmana yardımcı olacakmış.

  Tekrar düzenli gelmeye başlamasını istiyorsan ona söyleyecekmişsin.

  Bir hafta önce Nairobi’den ayrılmak üzereyken  Mason’dan bir mektup aldım.

  Meksika’dan getirdiğin çok karmaşık bir madde ile  deneyler yaptığını söylüyor.

  Bu madde henüz yeterince test edilmemiş ve çok tehlikeliymiş.

  Mason sana başka neler yazdı?

  Son bir yıl içerisinde bu maddeden yaklaşık iki gram aldığını ve  üç ay önce çok sıradışı bir genetik geriye dönme hadisesi  yaşadığını yazdı.

  Sende kan kanseri ya da lenfoma olabilirmiş.

  Seni baştan aşağı incelemek istiyormuş  ama sen reddediyormuşsun.

  Senin aklını kaçırdığından çok endişeleniyor.

  Çok garip davrandığını düşünüyor ve  buraya döndüğümde seninle konuşmam için bana yalvardı.

  Mason çenesini kapalı tutma konusunda fiziksel açıdan özürlü.

  – O aptal ve dogmatik bir sersem!

 – Mason birinci sınıf bir doktordur!

 Bu kan kanseri değil!

 Başka herhangi bir kanser türü de değil!

 Üzerimde karaciğer ve CAT taraması yapmasına izin verdim.

  İçime sondalar ve skoplar sokuldu!

 Her tarafım yoklandı!

 Son üç aydır ya gırtlağımda ya da kıçımda Mason’ın aynaları var.

  Ama kansere dair en ufak bir kanıt ya da emare yok.

  Mason sana başka ne yazdı?

  Bunların hangisinde babunların sesleri var?

  – Onları işitmek isterim.

  – Neden?

  Yaşadığım o gerileme sırasında dört saat süreyle  afazik durumda olduğumu da yazdı mı?

  Çıkartabildiğim yegane sesler, hırıltılar ve homurtulardı.

  Tahminimce bunlar, kayıtlarındaki babun seslerine benziyor.

  Mason, senin kan testleri yaptırdığını ve sonuçların  maymunların kan yapısına benzediğini söylüyor.

  İnsana mahsus antigenler de vardı.

  Bu verileri görmek isterim.

  İzolasyon tankına dönüp bunu bir daha denemeliyim!

 Bakalım yine olacak mı!

 Gerçekten olduğuna hiçbirimiz inanmıyor.

  Aradan üç ay geçince ben bile kuşku duymaya başladım.

  Ama tank çalışmasını askıya aldılar.

  Mason bütün projeye el koydu.

  Laboratuvarda Arthur’a her gün fare beyinleri parçalattırıyor!

 Onlar fare beyinleri kesmekle uğraşırken ben ne yapacağım peki?

  Anne.

  Herkes babanın çıldırdığını düşünüyor.

  Anne, ne zaman yemek yiyeceğiz?

  Hadi şimdi git Grace ile oyna.

  Bu geri dönmenin, bilinçli bir eylem tarafından tetiklendiğine eminim.

  Tankın içindeyken başka bir bilinç haline geçtim!

 Başka bir benliğe büründüm, daha ilkel bir benliğe.

  Bu madde, bir şekilde, bu öteki, daha ilkel benliğin  kendini dışa vurmasını tetikledi.

  Hiç olmazsa verilerime bak!

 Elbette.

  Belki yarın öğleden sonra  Bana bilgiçlik taslama!

 Deli olmayabilirim, bunu unutma!

 Senden tek istediğim, aklında yeni bir şeye yer açman  bir tane sıra dışı kavramı kabul etmen  diğer bilinç hallerimizin de ayık bilinç kadar gerçek olduğunu ve  bu gerçekliğin dışa vurulabileceğini kabul etmen!

 Niye bağırıyorsun?

  Üç ay boyunca Arthur ve Mason  bana bilgiçlik tasladı.

  Artık bundan usandım!

 Zihnimiz dediğimiz bilgisayar bankasında milyonlarca yıl kayıtlı!

 Tüm evrimsel tarihimiz, milyarlarca uyuyan gen içimizde depolanmış halde.

  Belki de bu kaynağa eriştim!

 Tek istediğim o tanka geri dönüp deneyi tekrarlamak.

  Bu, bilimsel çalışmanın en temel ilkesi!

 Deneyi tekrarla.

  Sonucu doğrula!

 Bu sırada yanımda başka saygıdeğer bilim insanları olsun istiyorum!

 Sonuçlarımı onaylatmak isterim.

  Doğada yepyeni bir gücü ortaya çıkarmış olabiliriz!

 Tanrı aşkına, bunun daha fazla araştırmayı hakettiğini düşünmüyor musun?

  Kayıtlarım, notlarım ve diğer her şey evde.

  Yarın kaç gibi gelip bunlara bakmak istersin?

  2:00, 2:30 gibi.

  Gidip kızları almak istiyorum.

  Hemen dönerim.

  – Ben bakarım, ben bakarım.

  – Hayır, ben bakacağım.

  Saat 8:30, hemen temizlenin ve pijamalarınızı giyin.

  Bu gece en ufak bir sorun istemiyorum.

  Tamam mı?

  Alo?

  Ah Mason.

  Aradığın için teşekkür ederim.

  Sanırım Arthur’la konuştun.

  Hayır, hayır, çocuklarla az önce akşam yemeği yedim.

  Ne diyeceğimi bilemiyorum.

  Sanırım çok haklısın.

  Çöküntünün eşiğinde.

  Tüm öğleden sonra buradaydı, deli gibi konuşup durdu, sonra da ortadan kayboldu.

  Genelde bu kadar sorun etmezdim ama şu anda çok endişeliyim.

  – Sorun nedir?

  – Bodrum katında bir hayvan var!

 Nasıl bir hayvan?

  Sanırım bir maymun!

 Charlie!

 Charlie Thomas!

 Neredesin?

  Dinle, B binasının bodrumunda bir hayvan var.

  Ben, kazan dairesine inen kuzey koridordan gideceğim  sizler de öbür taraftan gelin.

  Dikkat et.

  Epey büyük bir maymun.

  Hayvan odalarını ara ve bu maymunun nereden geldiğini öğren.

  Burada bir yerde olmalı.

  Ben de bir yukarı bakayım.

  Bu da ne  Defol!

 Defol buradan!

 Defol buradan!

 Filmler – Hediyeler – Hatıralık eşyalar Tank odasında ne yapıyordun?

  Çoğu şeyi parça parça hatırlıyorum, ama her şeyi değil.

  Bana karşı sabırlı olmalısın.

  Mason bütün gece seni Boston’da aradı.

  Her şey yolunda.

  Ben iyiyim.

  Sanırım, sabahın 2.

 30’unda polisten bir çağrı alsaydın  kocanı hayvanat bahçesinde çıplak halde  uyur bulduklarını söyleselerdi, sen de endişelenirdin.

  Evet, sanırım haklısın.

  Elbette, Mason da devamlı olarak, benim üşüttüğümü yazdığı için  sen de tamamen delirdiğimi düşündün.

  Üzgünüm Emily.

  Beni affet.

  Sana bugün çektirdiğim sıkıntıyı biliyorum.

  Sanırım burada deminden beri, beni  psikiyatriste gitmeye nasıl ikna edeceğini düşünüyordun.

  Aslında, evet.

  Bunca yıldır bana nasıl katlandığını bilemiyorum.

  Sana aşıktım.

  Aman Tanrım Emily, bunu nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum.

  Gerçekten.

  Bunun muazzam sonuçları olabilir.

  Anlaşılan çok ilkel bir bilinç haline girdim.

  Tek hatırlayabildiklerim, bu bilinçteyken kavrayabildiğim şeyler.

  Tank odasından nasıl çıktım hatırlamıyorum, en azından net hatırlamıyorum.

  İlk hatırladığım şey köpekler.

  Sokak köpeklerini takip ederek hayvanat bahçesine gittim.

  Hayvanat bahçesinde ufak bir koyunu avlayıp, yedim.

  Tamamiyle ilkeldim.

  İçimde sadece  hayatta kalma, geceyi sağ çıkarma isteği ve  yemek yeme  içme ve  uyuma isteği vardı.

  Hayatımda hiç bu kadar tatmin olduğumu hatırlamıyorum.

  Bu gece bir adamı öldürmüş olabilirim.

  Birisine vurduğumu  sanki hatırlıyorum  Bu elbiseleri almakta ne kadar zorlandım bilemezsin.

  Güvenlik merkezine inmem gerekti.

  Derhal güvenlik merkezini aramanı istiyorlar.

  Bu gece, senin izolasyon tankı odanda bir tür maymun geziniyormuş.

  Seninle bir ilgisi var mı?

  Maymun neredeyse bir güvenlik görevlisini öldürüyormuş.

  Bu gece tank odasına bir maymun sokmadın değil mi?

  Saatin ve diğer eşyaların, ceketinin cebinde.

  Sen iyi misin?

  O iyi mi?

  Bana anlattıklarını Mason’a da anlat.

  Bu konuda Mason’ın ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum.

  Mason’ın ne düşündüğünü tahmin etmek zor değil.

  Tanrım!

 İşte orada.

  Bu bir proto-insan.

  İlk ve orjinal insan biçimi  ufacık, belki 1 metre boyunda, tamamiyle kıl kaplı  şempanze gibi, ama iki ayağı üzerinde.

  Yürürken ellerini kullanmıyor.

  O kadar zarif hareket ediyor ki.

  Onlardan iki üç tane var.

  İki ayaklı, minik  Bir keçiyi öldürüyorum.

  Öldürüyorum  Sıcak etini yiyorum.

  Kanını içiyorum.

  İyi misin?

  Harikayım.

  Harikayım.

  Sanki keyfi pek yerinde değilmiş gibi geldi bana.

  Bu tank tripleri bazen çok tuhaf olabiliyor.

  O da neydi?

  Seni uyandırdım mı?

  Ben Emily.

  Eddie, şu anda panik içerisindeyim.

  Seninle konuşmalıyım.

  Nereden anlatmaya başlayacağımı bile bilmiyorum  ama senin yaşadığın şeylerin sadece  bir halüsinasyon olmadığını düşünmeye başladım.

  İçimde bir his, gerçekten fiziki bir şeyin meydana geldiğini  bir tür genetik dönüşüm gerçekleştiğini söylüyor.

  Niye böyle düşünüyorum bilmiyorum.

  Bu çok mantıksız, ama böyle düşünüyorum.

  O yüzden şimdi çok korkuyorum.

  Dehşet içerisindeyim.

  Ben de öyle.

  Önümüzdeki hafta bu deneyi tekrarlamanı istemiyorum.

  Her şey gerçekten oldu mu, öğrenmem lazım.

  Senden deneyi ertelemeni istiyorum.

  Riski azaltmak için neler olduğunu biraz daha öğrenelim.

  Deneyi tekrarlamadan neler olduğunu öğrenemeyiz.

  Ama genetik yapında onarılamaz hasarlara yol açabilirsin!

 Burada genetikle uğraşmıyoruz!

 Kütle ve madde ötesine geçtik, belki enerjiyi bile aştık.

  İlk düşünceye geri döndük.

  Söylemeye çalıştığım şey sana aşık olduğum.

  Bunu biliyorum.

  Ben sana, bunun bildiğimiz her şeyi değiştirdiğini söylüyorum.

  Öyle bir kutuyu açıyoruz ki, evren ve zaman hakkındaki görüşlerimiz değişebilir.

  Hatta başka bir evrenle bile bağlantı kurabiliriz.

  Tanrı aşkına Emily, sen bir bilim insanısın.

  Neler hissettiğimi anlaman lazım.

  Evet, neler hissettiğini biliyorum.

  Eddie çok geç oldu.

  Bu gece burada kalmak ister misin?

  Şu anda biraz şefkate ve desteğe ihtiyacım var.

  Kalacaksın, değil mi?

  O tanktan maymun olarak çıkarsam, benimle bağlantı kurmanız  imkansız olacak, o yüzden tanktayken bana sakinleştirici verin  yoksa peşimden koşup beni yakalamanız gerekecek.

  Tamam.

  Bak sana ne diyeceğim, o tanktan maymuna benzer bir şekilde çıkarsan  kendi rızamla bir akıl hastanesine yatacağım.

  Böyle bir şey olursa, ona güçlü bir Amytal dozu veririz.

  Ne demek “böyle bir şey olursa”?

  Hepinizin ağzında aynı şey var!

 Bir şey olacağını mı düşünüyorsunuz?

  Bunu öğrenmek istiyorum.

  Üzgünüm.

  Sadece çok gerginim.

  Bak, ben de gerginim.

  Bir şey oldu mu?

  Daha 10 dakika önce baktım.

  Tavuk mu, hindi mi sipariş ettin?

  Tavuk iyidir umarım.

  Saat neredeyse 11.

 00 oldu.

  İki saattir onun içinde.

  Bence artık bunu bitirmeliyiz.

  Açıkça söyleyeyim, çok korkuyorum!

 Bütün genetik yapısını mahvediyor olabiliriz!

 Şimdi bunu nasıl durduracağız?

  – Onu çıkartabilir misin?

  – Bundan hiç hoşlanmayacak.

  Ona asla izin vermemeliydik!

 Bizi ikna etmesine nasıl izin verdik ki?

  Onu çok ciddiye almadık ama, deli olmadığını biliyoruz.

  Hepimiz, içimizde bir yerde  kavranamayacak bir şey bulmuş olabileceğini biliyoruz!

 Ama şimdi ona inandığım için, bu işin bitmesini istiyorum!

 Bütün fiziksel veriler iyi.

  Sanırım bir iki gün uyuduktan sonra kendine gelir.

  Çok miktarda ilaç aldı.

  Bu türden bir psikedelik deneyim sonrasında birkaç günü  baygın geçirmek olağan sayılır.

  Buna bir psikedelik deneyim demek hiç doğru değil.

  Kalbi iyi durumda.

  Kan basıncı da öyle.

  Ben senden çok onun için endişeleniyorum.

  Ben iyiyim.

  Dünyada bunca lanet adam varken niye buna aşık oldum ki?

  Onu içimden söküp atamıyorum.

  Son bir yılda kaç adama aşık olmaya çalıştım biliyor musun?

  Kimle yatsam, onu hayal etmediğimde bir şey olmuyor.

  Kiminle yürüsem ya da yemek yesem  yanımda o olmadığı için içimde hep bir acı var.

  O benim ruhumu ele geçirdi.

  Tanrım, bu delice bir şey!

 Herhalde başka türlü olamazdı.

  Ama bana hiç değer vermiyor!

 Emily, işi dışında değer verdiği tek şey sensin.

  Ben onun için asla gerçek olmadım.

  Ona göre, tüm insan varlığı gerçek dışı.

  O, sadece gerçeğe aşık.

  Eddie için gerçek, ancak değişmeyen, her zaman sabit kalandır.

  Eddie bu gece, kendisi için aşk anlamına gelen bir şey yaşadı.

  Ona bütün benliğini teslim etti.

  Nihayet Tanrı ile birleşti.

  Nihayet, mutlak olana kavuştu ve kendini gerçeğe teslim etti.

  Bu da onu neredeyse mahvetti!

 Beni hiç sevmedi.

  Sen de onu benim kadar tanıyorsun.

  Hepimiz onun için geçici madde parçalarıydık.

  Pekala, belli ki şoktasın.

  Sana bir şeyler getireyim.

  Bu gece, fizik biliminin ötesine geçtik.

  Artık haritası olmayan topraklardayız!

 Bu gece tarih yazdık, peki bundan sonra ne yapacağız?

  Ben hiçbir şey yapmayacağım!

 Bu gece ödüm koptu!

 O tank resmen havaya uçtu!

 O tankın içinde her ne olduysa çok fazla enerji ortaya çıktı.

  Tanrı aşkına, bu konuyu kapatalım.

  Konuşmak istemiyorum.

  Elimde değil!

 Sen şimdi uyumak istiyor olabilirsin  ama ben o haldeyim ki, herhalde bir yıl uyuyamam.

  Yerimde duramıyorum!

 O tank odasının niye o hale geldiğini bilmek istiyorum!

 Mason, sen doğaüstü güçlere inanır mısın?

  Hayır bayım, inanmam!

 O halde bu gece fiziksel bir olaya şahit olduk  açıklaması olmayan bir fiziksel olay!

 Ama bunun bir açıklaması olmalı.

  Ne olduğunu öğrenmeliyim.

  İsa aşkına, bırak konuşayım!

 Son üç saatim o lanet tank odasını  temizlemekle geçti  Bu konuyu düşünmek istemiyorum!

 Sana ne yapmak istediğimi söyleyeyim!

 Bu deneyi başka insanların üzerinde tekrarlamalıyız!

 Bir örneklem kümesi seçmeliyiz.

  Öğrenci birliğine bir gönüllü ilanı asacağız.

  Beş altı denek bulup, en baştan başlayacağız  bu maddenin dozunu giderek artıracağız  ve sonuçları, Eddie’nin verileriyle karşılaştıracağız.

  İsa aşkına, bunun için ödenek bile bulabiliriz!

 Burada büyük bir ahlaki sorun var.

  Sen, denenmemiş bir maddeyi masum insanlara vermekten bahsediyorsun!

 Lütfen bağırmayı kesin!

 Nasılsın?

  Uyumaya devam etmek istiyor musun?

  Evet.

  Ama önce Mason sana bir baksın istiyorum.

  Olabilir.

  Mason, ona şöyle bir baksan diyorum.

  Umarım çocuklar değildir.

  Alo?

  Her şey yolunda Arthur.

  O iyi.

  – Arayan Arthur.

  İyi misin?

  – Evet.

  Arthur, kendime geldiğimde seni ararım.

  Her şey yolunda.

  Tanrım, acaba saat kaç?

  Çocukları aramalıyım.

  Bilmeni istiyorum ki, sen benim için çok değerlisin.

  Sana ve çocuklara çok ihtiyacım var.

  Emily, beni sen kurtardın.

  Beni, bu cehennemden çekip çıkardın.

  Hayatın başlangıcı demek olan  o temel dehşet anındaydım.

  Bu, hiçliğin ta kendisi.

  Saf ve korkunç hiçlik.

  Her şeye dair nihai bir gerçek varsa, o da nihai bir gerçek olmadığıdır.

  Gerçek, geçici bir şey.

  İnsan hayatıysa gerçek.

  Emily, seni korkutmak istemem ama  sana anlatmaya çalıştığım şey; yaşadığım dehşetin  gerçek ve canlı bir dehşet olduğu, o şu anda içimde yaşıyor ve büyüyor.

  Bu dehşetin beni yok etmesini engelleyen tek şey sensin.

  Neden bize geri dönmüyorsun?

  Artık çok geç.

  Sanırım artık bunun içinden çıkmam mümkün değil.

  Bu şekilde yaşayamam.

  Bu acıya dayanmak mümkün değil.

  Eddie, buna karşı koy!

 Onu sen yarattın.

  Sen yok edebilirsin!

 Eddie, eğer beni seviyorsan  beni seviyorsan!

 Eddie!

 Buna karşı koy!

 Seni seviyorum Emily.