109 dk

Yönetmen:Robert Mandel

Senaryo:Robert T. Megginson, Gregory Fleeman

Ülke:ABD

Tür:Aksiyon, Gerilim

Vizyon Tarihi:01 Ocak 1986 (ABD)

Dil:İngilizce

Müzik:Bill Conti

Çekim Yeri:New York City, New York, ABD

Oyuncular: Bryan Brown,Brian Dennehy, Diane Venora,

Devam Filmleri

1986 – F/X(16,401)6.7

1991 – F/X2(8,224)5.9

1998 – F/X: The Series (634)6.8(Tv Dizisi)

Özet

Özel efektler konusunda uzman olan Bryan Brown, hükumet tarafından çok gizli bir iş için görevlendirilir. Yeraltı dünyasının karanlık isimlerinden Jerry Orbach saldırıya uğramıştır. Hükumet ise, Orbach’ın mafya tarafından ölü bilinmesini istemektedir

Alt Yazı

 Harry! Bu ne sürpriz.

  Seni görmek ne güzel.

  Göründüğü gibi değil.

  Tony’le ben eski arkadaşız.

  Öyle değil mi Tony?

  Harry ve ben eskiden ortaktık.

  Değil mi Harry?

  Şey, ortaktan da öteydik, huh?

  Güzel günlerdi, huh, Harry?

  Hayır.

  Hayır, Harry.

  Harry, hayır! Kes, kes! Harika! Başardık! Bayanlar, iyi misiniz?

  İyi misin?

  Harikaydı.

  Ellen, çık oradan.

  – Nasıldım?

  – Harikaydın.

  Kimse senin gibi ölemez.

  Tekrar çekecek miyiz?

  – Senin bulunduğun sahneleri değil.

  – Güzel! Özgürüm! Barmen sahnesini tekrar çekmek istiyor.

  – Evet, öğle yemeği için özgürsün.

  – Nereye gidiyoruz?

  – İtalyan Restoranına.

  – İtalyan yemeklerinden nefret ediyorum.

  Harika bir iş çıkardın.

  – Neredeydin sen?

  – Oldukça kan var.

  – Burada işler nasıl?

  – Rollie, harika bir iş.

  – Sen de harikaydın.

  – Bir ara tekrarlayalım bunu.

  Birazdan yapacağız.

  Şimdi mükemmel oldu.

  Mısır nişastası işe yarıyor.

  – Rollie Tyler?

  – Benim.

  – Selam.

  Ben Joe Leitner.

  – Nasılsınız?

  Rollie, her zamanki gibi heyecan vericiydi.

  – Birazdan çekime devam edeceğiz, hazır ol.

  – Tamam.

  Birazdan geliyorum.

  Ülkeye geldiğinizden beri büyük bir hayranınızım.

  Çok teşekkür ederim ama şu an gördüğünüz üzere biraz yoğunuz.

  – Sete nasıl girdiniz?

  – Sıradan bir hayran değilim.

  Yapımcıyım.

  İşlerinize gerçekten hayranım.

  – Venüs’lü Vermin’den bu yana.

  – İzlediniz mi onu.

  Avustralya’dan sınır dışı edilmesine eden olan film o.

  Film de güzeldi ama özel efektler inanılmazdı.

  – Aynı zamanda pahalıydı da.

  – Şey, iyi bir bütçemiz var.

  Ki bu da sizinle konuyu sizinle konuşmak istediğim projeye getiriyor.

  – Korku filmi değil, daha çok bilim kurgu diyebiliriz.

  – Selam.

  Ben Ellen.

  Bu filmde oynuyorum.

  Doğru! Şu peruklu olan.

  – Çok güzeldi.

  İzledim.

  – Teşekkürler.

  Bu şey gibi  – Bunu özel olarak konuşabilirsek– – Yarın, saat 11’de atölyemde?

  11 harika olur.

  Çok teşekkürler.

  Zaman ayırdığınız için teşekkürler.

  Tanıştığımıza sevindim.

  Bu harika görünüyor.

  İnanılmaz.

  Hoşça kalın.

  Çok teşekkürler.

  İyi biri.

  Bundan iş çıkabilir.

  Artık kimse insanlarla ilgili film yapmakla ilgilenmiyor.

  Tek ilgilendikleri özel efektler.

  Gözlerim yaşardı.

  – Frank, şunu biraz alabilir miyim?

  – Elbette.

  Rollie.

  – Vay! Mükemmel bu! – Güzel, değil mi?

  – İntihar sahnesi için.

  – Evet.

  – Harika.

  – Hoşuna gitti mi?

  Hayır.

  Dinleyin beyler, öğle yemeğine gelmeyeceğim.

  Saçlarım kir pas içinde, kendimi iğrenç hissediyorum.

  Bir duş alacağım.

  – Charlie, Ellen’ı bırakabilir misin?

  – Olur.

  Sorun değil.

  Seni seviyorum.

  Hoşçakal.

  Saat 7’de, unutma.

  – Hoşçakal Andy.

  – Hoşçakal Ellen.

  İlk durağımız Wooster ve Greene arasındaki Prince Caddesi.

  İlk önce hayatımdan zevk aldığıma emin olmalıyım.

  Yarım saat sonra bir seçmem var.

  Çiçekleri sulayıp kedileri beslemek için Susan’ın evine uğramalıyım.

  Bu akşam Susan’larda akşam yemeği var, unutma.

  Gitmek istemiyorum.

  Burada seninle  Hayır, gitmeliyim.

  Sabahın bu vaktinde prova yapmak zorunda mısın?

  Aman Tanrım– – Bol şanslar! – İyi şans dile.

  İyi şanslar.

  Taksi! Leitner! Yukarı gel.

  Üzgünüm.

  Seni Rosebud konusunda uyarmalıydım.

  – Hırsızları korkutmak için kullanıyorum.

  – Buna kanabilirim! Vay! – İçeri gel.

  – Vay! Bu harika.

  Aman Tanrım! – Succubus’un Şarkısı.

  – Doğru.

  Dişi Mumyalar Gezegeni.

  – Ev ödevini iyi yapmışsın.

  – Evet.

  Aman Tanrım! Kanlı Bodrum.

  – Ona dikkat et.

  – Özür dilerim.

  – Anamı Kesen Ben.

  – Hepsini biliyorsun.

  Evet.

  Bu harika.

  Bunlar gerçekten güzel.

  – Lanetli bebek.

  – Hı-hı.

  Biraz kahve ister misiniz bay Leitner?

  Adım Leitner değil.

  Lipton.

  Tamam, Lipton.

  Bu durumda belki çay istersiniz.

  – Ayrıca film yapımcısı da değilim.

  – Öyleyse nesiniz?

  Adalet Bakanlığı.

  Sahte isim kullandığım için üzgünüm, ama hem sizin hem de benim güvenliğim için gerekli.

  – Başım belada mı?

  – Hayır! Kesinlikle değil.

  Aslında bakarsanız, bizimki belada.

  Ve   sizin özel dehanızın kurtulmamızda bize yardımcı olabileceğini düşündük.

  – Kahve mi demiştiniz?

  – Evet.

  Harika.

  Teşekkürler.

  Tanık koruma ve yerleştirme programını duydunuz mu hiç?

  Duyduğumu söyleyemem.

  Temel olarak insanlar koruma karşılığında hükümet için tanıklık ederler.

  Onlara yeni kimlikler verip başka şehirlere yerleştiririz.

  – Süt ya da şeker?

  – Süt, şeker koymayın.

  Teşekkürler.

  Buna benzer bir film çekmiştim.

  Adam katili görür– Dinlemek isterdim, gerçekten isterdim, ama– – Nicholas De Franco şu an elimizde.

  – Şu mafya mı?

  Gazetede okumuştum.

  Onu yeterince hayatta tutabilirsek bizim için tanıklık edecek.

  Şey, iyi şanslar.

  Kellesi için ödül kondu.

  Biz de en akıllıca şeyin herkesi onun öldüğüne inandırmak olduğunu düşündük.

  Buyur.

  Sahte bir suikast düzenlemek istiyoruz.

  Bunu halk içinde yapmak istiyoruz, ve bunu senin ayarlamanı istiyoruz.

  Delisin.

  Bak, sana sadece yağ yakmıyordum.

  Ne kadar iyi olduğunu biliyorum.

  – Bu işi yapabileceğini biliyorum.

  – Bunu yapamam demedim.

  Sadece beni yönlendir.

  Denetle.

  Tanrım! Çok fazla film izlemişsin.

  Sadece meraktan soruyorum, bu iş ne zaman olacak?

  – Bir hafta sonra.

  – Tanrım! İmkansız! Niçin?

  Baskı altında çalışmaya alışıksın.

  Ben özel efektlerin adamıyım.

  İnandırıcı olmasını sağlarım.

  Bu şekilde kalmasını istiyorum.

  Bu yetenek, hassaslık ve zamanlama gerektirir.

  Bir haftada ne yapacağımı ve senden bunu başarmanı bekleyemem.

  Mafyayı çökertmenin, %20’sini parmaklıkların arkasına göndermenin eşiğindeyiz.

  – Ayrıca, sana vergisiz 30 bin dolar ödeyeceğim.

  – Para bana ihtiyacım olan zamanı vermez.

  Tamam, bak.

  Bir düşün bunu.

  Bir düşün, lütfen.

  Tek istediğimiz bu.

  “Biz” kim oluyor?

  İfade vermek için yaşarsa De Franco’nun organize suç örgütlerine vereceği zararın   ne kadar olduğunu biliyor musun?

  – Başarabilirseniz iyi iş olur.

  Bu ne demek oluyor?

  Beni sinir ediyor demek oluyor, hepsi bu.

  Tanrım, bu herif tam bir pislik.

  40 yıl boyunca organize suçların başında duruyor   sonra da emekli olmak istiyor, kanıtları veriyor ve özgürce yürüyüp gidiyor.

  Bay Tyler, o 40 yıl bizim için değerli olma nedeni.

  Demek istediğim, hayat adil olsaydı Adalet Bakanlığına ihtiyaç duymazdık.

  Evet, sanırım duymazdık.

  Ne diyorsun?

  Bize yardım edecek misin?

  Şey, isterdim, ama bu biraz benim alanımın dışında.

  – Kahretsin.

  – Martin.

  Hayır, harika.

  İnandırıcı oyuncaklarınla oynamaya devam et.

  – Bay Tyler’ın herhangi bir yükümlülüğü yok.

  – Teşekkürler.

  Geldiğiniz için teşekkürler.

  Hayal kırıklığına uğradım.

  Bunun gizli kalması gerektiğinin farkındasınız, değil mi?

  – Evet, elbette.

  – Sizi anlıyorum   yani, bu büyük bir sorumluluk.

  De Franco konusundaki düşüncelerinizi de takdir ediyorum.

  Bu düşüncelerini, çocuğun biri mafya yüzünden aşırı doz alıp öldüğünde hatırlayacağım.

  Güzel.

  Yap bunu.

  Bırak onu Martin.

  McKinnon’u çağırırız.

  Evet, ilk başta gitmemiz gereken adam oydu zaten.

  – Bill McKinnon?

  – Evet.

  Tanıştığımıza sevindim bay Tyler.

  Düşünmek için 24 saat verir misiniz?

  Selam.

  Nasılsın?

  “İyi.

  Sen nasılsın?

 ” – Harikayım.

  Sen nasılsın?

  – Özür dilerim.

  Kafam biraz dağınık.

  – İşi aldın mı?

  – McKinnon’u kullanmayı düşünüyorlar.

  McKinnon mı?

  Benim için de bir rol var mı?

  Benim yerime McKinnon’la çalışmayı mı tercih ederdin?

  Tatlım, asla bir aktriste bunun gibi bir soru sorma.

  Hayır, senin için bir rol yok.

  Bu işte yok.

  O zaman McKinnon’ı kullanmaları kimin umurunda?

  Beyaz lahananın harika bir yapısı var.

  Aynı uzaylı eti gibi.

  Tek düşünebildiğin şey bu mu?

  Düşünmemeye çalışıyorum.

  Sorun ne?

  McKinnon mı?

  – Hayır, tam olarak değil?

  – O zaman niçin bu kadar düşüncelisin?

  Andy, ben Rollie.

  Evet, saatin kaç olduğunu biliyorum.

  Senin telsiz telefonuna ihtiyacım var.

  Birazdan orada olacağım.

  Hayır, sadece kapıcıya bırakman yeterli.

  Sen uyumaya devam et, tamam mı?

  İyi geceler.

  O herifin yapmamı istediği iş var ya   sanırım yapacağım.

  Sabahın üçünde mi?

  Görüşürüz.

  – Bu ne?

  Sen sigara içmezsin.

  – Rollie, lütfen açma.

  Özel bir şey.

  Hadi ama Andy.

  Seni dört yıldır tanıyorum.

  Ne bu?

  İçine bakma, tamam mı?

  Tamam Andy, Broadway’e dön.

  Bugün akşama kadar yokum.

  – Nereye gidiyoruz?

  – Sen geri döneceksin.

  Bir iş için biriyle görüşeceğim.

  Şimdi kenara çek.

  Tyler?

  Yukarı çıktığını gören var mı?

  – Kimse seni gördü mü?

  – Hayır.

  Ne yapıyorsun?

  – Yani kimse burada olduğunu bilmiyor.

  – Sekreterim, ona söyledim.

  – Yalan söylüyorsun Lipton.

  – Tanrım! Tamam, yalan söylüyorum.

  Tehlikeli bir espri anlayışın var ahbap.

  Bu nasıl çalışıyor?

  Bel kısmına bir bak.

  Bir alıcı.

  Evet.

  Bu da bir verici.

  Uzaktan kumanda gibi.

  – Tabancada kuru sıkı mı var?

  – Evet, kuru sıkı.

  Atış sırasını ezberle ve her seferinde tam onikiden vur.

  De Franco mu?

  De Franco.

  Ne zaman?

  Yan çevir.

  Hâlâ çirkin görünüyorum.

  Umarım efekt yeteneğin fotoğrafçılığından daha iyidir.

  Yakında öğreneceksin.

  Tamam, ileri bir noktaya bak.

  Gözlerini kapat.

  Bir şey olmayacak.

  Lipton.

  Ön tarafı destekle.

  Güzel.

  Öne eğil.

  Beş dakika.

  – Bu kadar mı?

  – İstiyorsan bir daha yapabiliriz.

  Zeki herif.

  Negatifler sende mi?

  Lipton’dan anladığım kadarıyla herşey yolunda gidiyor.

  Sen ne düşünüyorsun?

  Yönetmen sensin.

  Ben sadece düzeneği kuruyorum.

  Bu işi batırırsa başımız derde girer.

  Sadece aptal gibi görünmeyiz, başka tanık da bulamayız.

  İşi halledecek.

  Sadece sakin olması gerekiyor.

  Sanırım şu an biraz gergin.

  Dinle, Rollie   bunu sana sormaya hakkım yok biliyorum.

  Evet, devam et.

  Bu işi yapabilecek tek kişinin sen olduğunu biliyorsun.

  Burada çok özel bir efektten bahsediyoruz.

  Bu konuda bilgin var, tecrüben var.

  Sen olmadan işe yaramaz.

  Tetiği benim çekmemi mi istiyorsun?

  Muhteşem! Ya biri bana ateş ederse?

  Restoran bizim adamlarımızla dolu olacak.

  – Lipton ne olacak?

  – Lipton’u unut.

  Sana sorun çıkarırsa, direkt olarak bana gel.

  Rollie   bu gerçekten sana ihtiyaç duyduğumuz bir dava.

  30 bin dolar.

  Bir dakikalık iş için.

  Michael Corleone Sicilya’ya gitmişti.

  Bana ne olacak?

  %100 güvende olacaksın.

  Sana söz veriyorum.

  Ayrıca teşekkür de ediyorum.

  Bunun için ne kadar minnettar olduğumu anlatamam.

  Delirmiş olmalıyım.

  Tamam.

  Otur.

  Gömleğini çıkart.

  – Ne, merhaba demek bile yok mu?

  – Merhaba.

  – Gömleğini çıkart.

  – Her zaman zeki biri oldun.

  Beni öldürmeye hazırlanıyor gibi konuşuyor.

  Bu ne?

  Ne, bu mu?

  İçerde bir paket Luckies var.

  Kalp pili.

  15 bin dolara mâl oldu.

  – Bir de bana hırsız derler! – Muhtemelen öylesin.

  Soğukmuş.

  İşte oldu.

  Bu harika.

  En sert vuruşunu göster bana, tam buraya.

  Seni öldürebilirim.

  Bırak şu tabancayı.

  Tamam.

  Bu organik yapıştırıcı.

  – Ne o?

  Uhu mu?

  – Evet.

  Oldu.

  Demir Maskeli Adam.

  Şunu tutar mısın?

  – Bu siyah kutu ne?

  – Bir alıcı?

  Ne, radyo gibi bir şey mi?

  – Aynen radyo gibi.

  – Unut bunu! Kafayı mı yediniz?

  – Ne oldu?

  – Kalp pilim.

  Göğsümün yakınında elektriksel bir aktivite olursa ölürüm.

  – Bu amper gücünde bir şey olmaz.

  – Nereden biliyorsun?

  Dinle, Tyler, bundan emin olsan iyi olur.

  Şimdi eminim.

  Tamam mı?

  Hadi işimize devam edelim.

  Otur.

  Zeki herif.

  Baştan başlayalım, ha?

  – Eee?

  Yakışıklı oldum mu?

  – Bir İtalyanın olabileceği kadar.

  Hey, Tyler   sakın bu işi batırma.

  O pislikten kurtulsan iyi olur.

  Şundan da kurtulsak iyi olur.

  Bunu yapmaktan nefret ediyorum.

  Özellikle buna.

  İz bırakmayacağız.

  İşte başlıyoruz.

  – Hızlı geldiler.

  – Elbette öyle.

  Onlar bizimkiler.

  – Sorun çıktı mı?

  – Hayır.

  Hiç sorun çıkmadı.

  Etraf insan doluydu.

  Karidesinin ortasında vurdum onu.

  Bu naylon niçin?

  Koltukta leke kalmasını istemiyorum.

  Ne lekesi?

  Üzgünüm Rollie.

  İz kalmayacak.

  Yine mi! Yine mi! Saat 10’dan sonra park yasak! Dün söyledim.

  Saat 10’dan sonra park yasak! Siz insanların neyi var böyle?

  Burası benim bölgem.

  Benim sokağım.

  Mason, ben Taylor.

  – Lipton az önce beni öldürmeye çalıştı! – Neden bahsediyorsun?

  – Duydun! – Ne zaman?

  Nerede?

  İşi yaptıktan sonra arabada.

  Bana silah çekti! – Yaralandın mı?

  – Hayır, hayır.

  Yaralanmadım.

  Kaçtım.

  – Dışarıda bir yerde, benim peşimde.

  – Bekle biraz.

  Dur düşüneyim.

  Düşünecek ne var?

  Bir şeyin peşinde! Beni öldürmeye çalıştı.

  De Franco Lipton’u satın almış olmalı.

  Onu öldüreceğim.

  Tabii önce o beni öldürmezse.

  Dinle beni.

  Olduğun yerde kal.

  Dalga mı geçiyorsun?

  Beni buradan almalısınız.

  Sana dediğimi yap, Rollie.

  Daha fazla risk almana izin veremem.

  Seni şubeye getirmesi için devriye arabası göndereceğim.

  Seninle orada buluşurum.

  Evet.

  Tamam.

  Acele et! Tamam.

  Şimdi, neredesin?

  Bilmiyorum! Bir telefon kulübesindeyim.

  51.

  caddeyle 11.

  caddenin köşesinde.

  Tamam.

  Bak Rollie, olanlar için ne kadar üzgün olduğumu anlatamam.

  Ama bana ve kendine bir iyilik yap, olduğun yerde kal.

  – Bizi bekle, tamam mı?

  – Tamam.

  Evet, Rick ve Susie Kelly’lerde bizi bekliyorlar.

  Yağmur yağdığını biliyorum.

  Ne olmuş yani?

  Biraz yağmur kimseye zarar vermez.

  Merkez 1, burası Mobil 1.

  Teslimatı yaptık ama yanlış adrese.

  – Hemen oradan uzaklaşın.

  – Tyler ne olacak?

  Tyler’ı unutun.

  Hemen oradan uzaklaşın.

  – Bunu duydun mu?

  – Evet.

  Ne yapacağız?

  Hastaneye git.

  İşi profesyonellere bırakma zamanı geldi.

  – Herhangi bir şüpheliniz var mı?

  – Şu an itibariyle yok ama bir kaç ihtimal var.

  – De Franco tanık koruyucu gözaltında değil miydi?

  – Evet, öyleydi.

  Kim koruyordu onu?

  Selam, Jake.

  İşte o.

  Ondan kalanlar.

  Evet, bu De Franco.

  – Bunu imzalamamı istiyor musun?

  – Evet, lütfen.

  Ben bunları departmana götürüp kaydettireyim.

  İyi geceler.

  Çabuk, içeri gir.

  – Niçin sen?

  – Çünkü tuzağa düşeceğimi biliyorlardı.

  “Rollie, sen en iyisin”, huh! Pantolonumu indirdim ve domaldım.

  – Kim onlar?

  – Nereden bileyim.

  Kim olduklarını söylediler ama  – Niçin polise gitmiyorsun?

  – Bir saat önce iki polis beni öldürmeye çalıştı.

  Muhtemelen gerçek polis değillerdir.

  Polis arabaları, polis telsizleri vardı.

  Kahrolası polise benziyorlardı.

  Sakinleş.

  Sen bir şey yapmadın.

  Bundan emin değilim.

  Tabancaya kuru sıkı doldurmuştum.

  Ama ben minibüste De Franco’nun makyajını yaparken   Lipton tabancayla uğraşıp duruyordu.

  – Eee?

  – Eesi, ya içine gerçek mermi koyduysa?

  Aman Tanrım.

  O zaman madem ölmesini istiyorlardı, niçin kendileri öldürmediler?

  Bilmiyorum.

  – Bekle.

  – Ne?

  Ne?

  Hadi ama.

  Halka açık bir yerde yapılmasını istediklerini söylemiştin, değil mi?

  Evet.

  De Franco’yu öldürmek için onu polis korumasından uzaklaştırmak zorundaydılar.

  Şey, belki De Franco’nun bunu reddeceğini biliyorlardı   tabii Rollie Tyler, efekt uzmanı bu sahte cinayeti   işlemek için orada olursa başka tabii.

  Sen yemdin! Saat kaç?

  Endişelenme.

  Bugün iş yok.

  Nasıl hissediyorsun?

  Nasıl hissediyorsun?

  Daha iyiyim.

  Şaka yapmıyorum.

  Bırak beni.

  – Sorunu çözdüm.

  – Ne demek istiyorsun?

  Çok basit.

  Direk gazetelere gideceksin.

  – Yapma.

  – Ciddiyim.

  Woodward ve Bernstein gibi yap.

  O aşağılıkları ispiyonla.

  Bana inanacaklarını nereden çıkardın?

  Ben inanıyorum.

  Paranoyaklık yapmayı bırak.

  Bugün harika bir gün.

  Sen harika bir kızsın.

  Güneş parlıyor, kuşlar şarkı söylüyor, çiçekler açıyor.

  Hadi, üstünü giy de şu işi yapalım.

  Kalk.

  Biri bize inanacak.

  Evet, sanırım inanacaklar.

  Konuş benimle.

  Konuş benimle dedim! Konuş benimle, aşağılık! Kimsin?

  Kim gönderdi seni?

  Niçin öldürdün onu?

  Mason kimin için çalışıyor?

  Mason’u istiyorum.

  Olamaz.

  Ne?

 ! 138 Greene Caddesi.

  En azından bir merhaba diyemez misin?

  138 Greene Caddesi.

  Şu renk olan.

  Kimliği belirsiz erkek, beyaz.

  Kimliği belirsiz kadın, beyaz.

  İkisinin de kimliği belli değil.

  Merhaba ve hoşçakal.

  Bobby, şu pencerenin bir resmini çek.

  – Cesetler nerede?

  – Adli tıptakiler şehir merkezine götürdüler.

  – Kim haber verdi?

  – Susan Melnick.

  Onun dairesi.

  – O nerede?

  – Şehir merkezinde.

  Herkes şehir merkezindeyken ben bu soruşturmayı nasıl yapacağım?

  Kadını sonsuza kadar burada tutamazdım, Leo.

  Ne zaman geleceğini bilmiyordum.

  Hey, Leo?

  Bunu sokağın karşısındaki boş dairede bulduk.

  – Bu ne, Eddie?

  30 kalibre mi?

  – Evet, 30 kalibre sniper mermisi.

  Susturuculu ve lazer dürbünlü Amerikan modeli.

  Aman Tanrım.

  Cumartesi gecesi eğlencelerine ne oldu?

  – Kız bu muydu?

  – Evet.

  Ön tarafından mı vurulmuş?

  Vurulduğu zaman pencerenin önünde olduğunu düşünüyoruz.

  Yatağa nasıl gelmiş?

  – Adamla ilgili ne var?

  – Adı William J.

  Adams.

  Kim olduğunu bulmaya çalışıyorlar.

  Komşuları araştırmaya devam edin.

  Ben size yetişirim.

  Şehir merkezinde.

  Polismiş.

  – Polis mi?

  – Eski polis.

  William J.

  Adams.

  10-05-1946’da doğmuş.

  İki yıl orduda bulunmuş.

  Terhis olmuş.

  Altı yıl polislik yapmış.

  04-06-1981’de işi bırakmış.

  Sonrası bilinmiyor.

  Bilinmiyor.

  Parmak izlerinden bir şey çıkarabilir misin bana?

  İşte.

  Dairede dört farklı parmak izi bulmuşlar.

  İki erkek, iki kadın.

  Kadın izleri ölü kızla ve dairenin sahibi Susan Melnick’le eşleşmiş.

  Erkek izlerinden biri senin ölü polis Adams’a ait.

  Hâlâ diğer parmak izinin sahibini bulmaya çalışıyoruz.

  – Leo.

  – Mickey, komşulardan bir şey çıktı mı?

  – Kimse bir şey duymamış.

  – Elbette.

  – Ama Ellen Keith’le ilgili bir şeyler öğrendim.

  Selam.

  – Selam.

  Son bir yılda üç tane falan sevgilisi olmuş.

  Bir tanesi Beverly Hills’den bir yapımcı.

  Diğeri de Kaliforniya’dan bir aktör.

  – İkisinin de sağlam şahitleri var.

  – Ya üçüncü adam?

  – Leo, bana ihtiyacın var mı yoksa ?

  – Bekle bir saniye.

  Üçüncü adama ne olmuş?

  Özel efekt uzmanıymış.

  Filmlerde numaralar yapıyorlar.

  Aynı filmde çalışıyorlarmış.

  Adı Roland Tyler.

  Birlikteymişler.

  – Tyler nerede?

  – İki gün önce ortadan kaybolmuş.

  İlginç bir tesadüf.

  Bu herifin adresi var mı elimizde?

  Sanırım bir yerlerden bulabilirim.

  Tatlım, şu Adams denen herifle ilgili neler bulabileceksin bir bak?

  Leo, dosya kapanmış! Yeniden aç.

  Andy, dinle, ben Rollie.

  Benim yeşil makyaj çantamı getirmeni istiyorum.

  Evet, atölyemde.

  Getir– Soru sorma lütfen.

  Sadece dediğimi yap.

  Tamam mı?

  Central Park’taki göle getirmeni istiyorum.

  Ben kayıkhanede olacağım.

  Hayır, tekneli bir film çekmeyeceğiz.

  Sadece istediğimi yap, lütfen.

  Görüşürüz.

  De Franco ile birlikteydik, tuvalete gitmek istedi.

  20 dakika sonra Marshal Morgan ve ben kontrol etmeye gittik, ama gitmişti.

  Dün akşam Murdoch’a anlattığım gibi, De Franco kaçıp gitti.

  – Restorana nasıl gitmiş?

  – Hiçbir fikrim yok.

  Sanırım taksiyle.

  Benim hatam.

  Kabul ediyorum.

  Ne diyebilirim ki?

  – İstifa etmemi mi istiyorsunuz?

  – Bir saat içinde raporunu masamda istiyorum.

  Bak, seni rahat bırakayım.

  Teşekkürler, Murdoch.

  Dinle, bütün olanlar için çok üzgünüm.

  Seni ajan Whitemore ile tanıştırayım.

  – Sizinle irtibatımızı o sağlayacak.

  – Elimden geleni yapacağım.

  Masamda   bir saat içinde! Yuttu.

  Belki.

  Teğmen Murdoch, bir köstebek mi var?

  – Elinde bir bok yok, değil mi, Murdoch?

  – McCarthy, izin verirsen– De Franco’yu bana ver.

  Bütün sorumluluğu ve basını alayım.

  Sana tasmamı bile veririm sana.

  Sadece bana De Franco’yu ver.

  Buna bayılırdın, değil mi?

  Leo McCarthy: önce De Franco’yu yakaladı, sonra da katilini.

  Niçin vazgeçmiyorsun, Leo?

  – Yine mi Leo.

  Duymak istemiyorum.

  – Duyacaksın, kahretsin.

  De Franco’yu yakalamak için altı ayımı heba ettim, altı ayımı! Sonunda onu içeri aldık, önce öldürülmesine sebep olan Lipton’a devredildi.

  Sonra da bu davayı aşağılık Murdoch’a veriyorsun.

  Niçin, Jake?

  Niçin?

  Nedenini bilmek istiyor musun.

  Kendine haksızlık yapıldığını düşünen   zavallı sinirli bir dedektife bakıcılık yapmak istemiyorum.

  – Haksızlığa uğradım.

  Bana haksızlık yaptın.

  – Niçin övgüyü Murdoch’un alacağını bilmek ister misin?

  Çünkü insanları sinir etmiyor.

  Ve, Leo, sen insanları sinir ediyorsun.

  Rollie?

  Selam! Getirdim Ne giyiyorsun böyle?

  Bak! Takip edilmişsin.

  – Takip mi edilmişim?

  – Onu ekmeliyiz.

  – Kimi?

  – Şu uzun olanı.

  Rollie Tyler’ın elindeki tüfekle kafana nişan aldı.

  Onunla buluşmak istiyorsan, bu kayığı alıp suya koyduğunda   bunu anlayacak.

  Hadi! Çabuk ol! Hadi! Rollie! Lanet olsun sana! Bana neler olduğunu anlatmak zorundasın.

  Bir adam öldürdüm.

  Üç herif beni öldürmeye çalıştı.

  Ve Ellen öldü.

  Kapıyı çaldın mı?

  Dene.

  – Açın kapıyı! – Ben gidip aletleri getireyim.

  Açın şu kapıyı! Kaldır şunu.

  – Çıkalım hadi.

  İznimiz yok.

  – Rahatla.

  Zaten içeri girdik.

  Etrafa bakarız.

  İşe yarar bir şey bulursak, arama izni için merkeze telefon ederiz.

  Tanrı aşkına! Şu yere bir baksana.

  Söylemiştim.

  Özel efekt yapıyor.

  Vay! Anamı Kesen Ben.

  Harika! Bu çöpleri izlemek için para mı verdim demek istiyorsun?

  Böyle şeyleri ne biçim bir adam hayal edebilir, Mickey?

  Demek istediğim, Tyler denen adam kafayı yemiş olabilir.

  Yaşadığı yere baksana.

  Senin daireni de gördüm Leo.

  Unuttun mu?

  Belki bay Tyler insanları inandırma işinden bıkıp   gerçek şeyler yapmaya karar vermiştir.

  Bunları gerçeğinden ayıramam.

  Mickey.

  De Franco’nun tıbbi incelemesini hatırlıyor musun?

  Evet.

  Altı kurşun.

  Beşi göğsünden, biri de kafasından.

  – Bu da ne?

  – Konuşabilseydi neler derdi, ha?

  Tyler’ın Ellen Keith, Adams ve De Franco’yu bir gece içinde öldürdüğünü söylemiyorsun, değil mi?

  Buna ben de inanmıyorum.

  Ben inanıyorum.

  Parçaları biraraya getiremiyorum.

  Önce bir cinayet numarası yapmak için kiralandım.

  Sonra cinayet gerçek oldu.

  Sonra beni kiralayan adamlar beni öldürmeye çalıştı.

  Bu hiç mantıklı değil.

  Sonra da seni buna bulaştırdım.

  Aklımı kaçırmış olmalıyım.

  Şimdi ne yapacağımızı düşünmeliyiz.

  Bir şeyler düşünmeliyiz.

  Sonsuza kadar burada kalamayız.

  Rollie, hadi bir şeyler yapalım.

  Leo.

  Günaydın Velez.

  Ne buldun?

  FBI merkezinden biriyle konuştum.

  Senin arkadaşın Adams’ın polis teşkilatından ayrıldıktan sonra   Adalet Bakanlığına katıldığını söyledi.

  Günaydın Marisa.

  Günaydın.

  Adalet Bakanlığı.

  Demek bilinmiyor kısmı buymuş.

  Ve gizli, ve çok gizli ve tanrı bilir daha neler.

  Eee bu FBI’daki adamın sana yardım etmesini nasıl sağladın?

  Tatil için Jamaika’ya gideceğimi ve yanımda gelecek birine ihtiyacım olduğunu söyledim.

  Adalet Bakanlığı, hepsi bu mu?

  Bölüm yok mu?

  Telefon numarası yok mu?

  Adres yok mu?

  Söylediklerinin hepsi bu kadar.

  Hey, Velez! Şu şeyde Adalet Bakanlığının bölümlerinin dökümünü yapabilir misin?

  – Elbette.

  – Teşekkürler.

  Antitrust Başsavcılık  – Tam olarak aradığın ne?

  – Nereden bileyim?

  Bölge savcılığı, Göçmen Bürosu,   Uluslararası Trafik, Hırsızlık, TKY.

  TKY ne?

  Tanık Koruma ve Yerleştirme İşte buldum! Jamaika’ya hoş geldin.

  Ve orada güzel vakit geçir.

  Çok teşekkürler, Velez.

  Lütfen bekleyin.

  Albay Mason, bu beyler sizi bekliyordu.

  – Bay Mason.

  – Evet.

  Ben yüzbaşı McCarthy, NYPD.

  Bu yardımcım dedektif Gaglione.

  Nasılsınız?

  Birkaç dakikanızı alabilir miyiz?

  Elbette.

  Peşimden gelin.

  Söyleyin, size nasıl yardım edebilirim.

  Şey William J.

  Adams diye birini tanıyor musunuz?

  William J.

  Adams diye birini tanımam mı gerekiyor?

  Joyce, aramaları bekletir misin?

  Şey, sizin için çalışıyor.

  Benim için 253 kişi çalışıyor.

  – Oturun.

  – Teşekkürler.

  Adams diye biri var mı diye dosyalara bak.

  William J.

  Şimdi, bu adamla niye ilgileniyorsunuz?

  Bu sabah öldürülmüş olarak bulundu.

  Öldürülmüş olarak mı?

  Şey, bu korkunç.

  Kimin yaptığına dair bir fikriniz var mı?

  – Şey, evet.

  Bir şüpheli– – Hayır.

  Evet, hayır.

  Teşekkürler.

  Evet ve hayır.

  Bir bakalım.

  İsmi hatırlamama şaşmamak lazım.

  Adams bizim yüzen diye tabir ettiklerimizden.

  Yüzen, bizim Doğu Nehrinden çıkardığımız cesetlere verdiğimiz isimdir.

  Şey, bizim dilimizde yüzen, serbest çalışanlara denir.

  Doğrudan görevleri olmayan ajanlar.

  Onları ara sıra tanık yerleştirmelerinde kullanırız.

  Onu en son haziran 1983’de kullanmışız.

  Ondan sonra– Ondan sonra, bundan başka onunla ilgili bilgi yok.

  Son görevinden düşük değerlendirme notu.

  Benim tahminim işi iyi yapamadığı ve bizim de onu kullanmayı bıraktığımız.

  Başka bir şey var mı?

  Başka bir belge?

  Adres?

  Sadece adreste bulunmadığı için   geri gönderilmiş yazışmalar.

  Daha fazla yardım edemediğim için üzgünüm.

  İşbirliğiniz için teşekkürler.

  Önemli değil.

  Umarım katili bulursunuz.

  Yakalayacağız.

  Martin, buraya gelir misin, lütfen?

  Eee?

  Ne biliyorlar?

  Şimdilik bir halt bilmiyorlar.

  Ama bu ne kadar sürer?

  Şu kahrolası Tyler bizi batırabilir.

  Bu gece buradan gidiyoruz.

  Toparlan.

  Bu bizi hiçbir yere götürmez.

  – Ben o kadar emin değilim.

  – Ne?

  – Bizim nazik bay Mason’un bağlantılı olduğunu düşünüyorum.

  – Hadi ama! 1- Mason William J.

  Adams’ı hiç duymadığını söyledi, değil mi?

  Adams eski bir polis, bu herifler için gizli işler yapıyor.

  İşi batırıyor ve mıhlanıyor.

  Ve Mason onun adını hiç duymamış mı?

  Bu saçmalık.

  2- Adams’ın öldürüldüğünü söylediğimde, Mason nasıl olduğunu soramadı.

  Herkes, Mickey, hastalık derecesinde meraklıdır.

  – Elbette.

  – Adams’ın eski patronu dışında herkes.

  Bu bir teori.

  Mason kesinlikle bu olayla bağlantılı.

  Nasıl bağlantılı olduğunu bulacağım.

  Martin, bahsetmeyi unuttuğum bir şey var.

  Albay Mason’u bay Tyler diye biri arıyor.

  Biraz beklemesini söyle.

  – Konuştur onu.

  Ben takip edeceğim.

  Kaçıncı hat?

  – İkinci hat.

  Tyler?

  Ben Lipton.

  Hayır, Mason burada değil.

  Şey, gerçekten bunun olmasını bekle– O konuda gerçekten üzgünüm ahbap, ama bütün detayları bilseydin– Evet, dinliyorum.

  Tamam, haklısın, kesinlikle haklısın.

  Bunun zamanı.

  Tamam.

  Dinle, Tyler– Bunun ayarlanabileceğinden eminim.

  Dinle, bir saniye bekler misin?

  Herif binanın içinde, Tanrı aşkına, lobideki ankesörlü telefondan arıyor.

  Hangi cehennemdesin Tyler?

  Beni niçin kiraladığını hatırlıyor musun, Lipton?

  “Özel deham” için.

  20 dakika sonra Bowery ve Houston’un köşesinde ol.

  Mason! Duydun mu bunu?

  Yakala onu.

  Ve bu sefer işini bitirdiğinden emin ol! Tyler Bowery ve Houston’un köşesindeki bir telefon kulübesinde.

  Sürmeye devam et.

  Sola dön ve doğuya doğru sür.

  Evet, tamam.

  Bu iyi olsa iyi olur.

  Olay yeri inceleme bu parmak izlerini 51’le 11’in köşesinden almış.

  – Orada ne oldu?

  – Herifin biri telefon kulübesinde vuruldu.

  – Bağlantıyı göremiyorum– – Sosyal güvenlik numaralarına bak.

  Kimin sosyal numaraları bunlar?

  Telefon kulübesindeki adamı öldüren iki herifin.

  – Ardışıklar.

  – Evet, ama bak.

  Varrick Maryland’de doğmuş, Gallagher Idaho’da, üç yıl arayla.

  Sosyal güvenlik numaraları nasıl ardışık olabilir?

  Sahte değillerse.

  Sosyal güvenlik numaralarını kim ayarlayabilir diye düşündüm?

  Ve senin tanık yerleştirme programına baktığını hatırladım.

  Bu Jamaika’da fazladan bir hafta değerinde olabilir.

  Benden o kadar uzun ayrı kalamazsın.

  Bu çok zekice Velez.

  Hadi eski dostumuz Adams’ı da getirelim buraya.

  Bunları silme.

  Bunları üste koy, ayrı ekranlar gibi.

  Yapamam.

  Birkaç not alayım öyleyse.

  Leo– Kahretsin.

  Kırk yıl düşünsem bu aklıma gelmezdi.

  – Ardışık.

  – Bingo.

  Bu hepsinin sahte ve aynı adam için çalıştığı anlamına gelir.

  Ve ben o herifin kim olduğunu biliyorum.

  Velez   harika bir polissin.

  Teşekkürler.

  Bütün Jamaika senin olsun.

  Bronx ve Staten adası da.

  Tamam, anahtarları ver.

  – Bak– – Anahtarları ver dedim! Onu ben alayım.

  – Çık dışarı! – Geliyorum.

  Çık dedim! – Bak– – Kapa çeneni! Andy, çık.

  Öne binme sırası sende.

  Sen, içeri gir.

  – Gir içeri! – Bekle! Konuşacağımızı sanmıştım.

  Şimdi orada otur ve hiç soru sorma.

  Lipton?

  Mason’un adresini istiyorum.

  Git kendini becer Tyler! Tamam, senin yolunla yaparız! Kemerini bağla.

  Tyler! Deli misin sen?

  – İyi misin?

  – Öldürüyorsun beni! Bekle bir dakika! – Şimdi bana Mason’un yerini söyle! – Tanrı aşkına, Tyler, bilmiyorum! Belki bu hatırlamana yardım eder! Bekle bir dakika! Bekle! Hâlâ hayatta mısın?

  Ya sen Lipton?

  İyi vakit geçiriyor musun?

  Tamam! Dur! Yalvarırım! Tamam, Lipton! – Artık konuşmak istiyor musun?

  – Tamam! Tamam.

  Eee, Mason nerede yaşıyor?

  – Albay Mason burada değil.

  – O zaman ev adresine ihtiyacım var.

  Bu gizli bir bilgi.

  Hanımefendi, kıçında dövmesi bile olsa umurumda değil.

  – Burada oyun oynamıyorum! – Adresi bilmiyor.

  Albayın ev adresi kesinlikle gizlidir.

  Bunu biliyor olmanız gerek.

  Tanınabilir bir yüz.

  Patronun nerede yaşıyor?

  – Bu kesinlikle sadece gerekenlerin bileceği bir bilgi.

  – İnan bana birtanem, bilmem gerekiyor.

  Senin gibi hoş bir bayanın dört cinayete yardımcı olduğunu görmek hiç hoşuma gitmez.

  Beni tehdit etmeye mi etkilemeye mi çalışıyorsun?

  – Hangisini istersen?

  – İş arkadaşlarına sordun mu?

  Yüzbaşı Murdoch’ın bu bilgiye sahip olduğuna eminim.

  Kıçında dövmesi bile olabilir.

  Çok tatlısın.

  Burada bir çeşit bağlantı olduğunu düşünüyorum ama kontrol etmemiz gerekiyor.

  Biraz zaman alacak– Bayanlar ve baylar, yüzbaşı McCarthy ile bana birkaç dakika izin verebilirseniz– – Sakin ol Leo.

  – Siktir git.

  – Leo, ne halt istiyorsun?

  – De Franco’nun dosyasına ihtiyacım var.

  Tanrı aşkına, hiç vazgeçmez misin?

  Dinle, seni lanet yaltakçı! Seninle uğraşacak vaktim yok.

  De Franco’nun dosyasını ver yoksa gırtlağını söker çıkarırım.

  – Masanın üstünde.

  – Teşekkürler.

  Onu bu ofiste okuyacaksın.

  Başını büyük belaya soktun.

  Az önce kendi dava dosyanı kapattın.

  Bu son artık! Kendini gömdün! Onunla nereye gittiğini sanıyorsun?

  McCarthy?

  McCarthy! Leo, bekle bir dakika.

  – Tahmin et ne buldum.

  – Tahmin etmiyorum, Mickey.

  Ne buldun?

  Tyler’ın minibüsünü.

  Bağlanmış.

  – Oraya giderse beni arayacaklar.

  – Hayır, git orada otur bekle.

  İşte burada Jim.

  Benim için güzel bir tane seç, ha?

  – Elbette.

  – Daha sonra görüşürüz.

  Bağlantı teli aklında olsun Joe.

  – Telefonu kullanabilir miyim?

  – Elbette.

  – Alo?

  – Bay Mason orada mı?

  Kim arıyor?

  – Lipton’ı verin.

  – Lipton burada değil.

  Kim arıyor?

  Eminim Tyler’dır.

  Tyler, seni orospu çocuğu! Öldün sen! Orospu çocuğu! Deli misin?

  Üç saat sonra ülke dışına çıkacaksın.

  Ama bir kişi-bir kişi- şüphelenirse, herşey biter.

  Tyler biliyor.

  Başka neden arasın ki?

  Hiçbir şey bilmiyor.

  Bilseydi polise giderdi.

  Seni öldürdüğünü sanıyor.

  Anlamıyor musun?

  Tamam, tamam! Hellraiser’da kullandığımız sis bombalarını getir bana.

  Tamamdır! Hey, memur bey! – Nasıl yardımcı olabilirim?

  – Şuradaki benim arabam.

 .

  – Ofisten giriş yaptırın.

  – Teşekkürler.

  – Ehliyetinizi görebilir miyim, lütfen?

  – Evet, hemen çıkarayım.

  Şu tarafta.

  Hadi gidelim.

  Merkez, burası 714 numaralı araç, cinayet masası.

  12.

  Bulvar’daki araç bağlama merkezindeyim.

  – Tanrım! Hangi bombaları kullandın?

  – Büyük olanları.

  Hellraiser dedim, Öldüren Duman demedim! Burası araç 714.

  Mavi bir minibüsü takip ediyorum.

  Yan tarafında harfler Frank’in F’si,   X-Ray’in X’i.

  12.

  Bulvardan Kanal Caddesine doğru ilerliyor.

  – İçinde muhtemel cinayet şüphelileri var.

  – 224 numaralı araç eşlik edecek.

  Kahretsin, misafirimiz var.

  Ne yapacağız?

  Arka tarafı aç.

  Tamamdır.

  Skidball Express’i hatırlıyor musun?

  – Elbette hatırlıyorum! – O zaman hazırlan! Çekil yolumdan! – Bir sonraki köşeden sola dönünce! – Anlaşıldı! Şimdi! Hakladık onları! Kahretsin! İsa aşkına! Yüce Meryem! Sıkı tutun, Andy! Sıkı tutun! Rollie! Tanrıya şükür, yol.

  İşte buradasın.

  Yakaladım seni, aşağılık.

  Çarpacağız.

  Çekilin yoldan! Lanet olsun! – Andy, iyi misin?

  – Evet.

  Hadi, bebeğim.

  Hadi, bebeğim.

  Sırada ne var?

  – Depresyondaki Mankenler’i hatırlıyor musun?

  – Evet.

  Bir sonraki dönemeçte, Nelly’i gönder! Yakaladık, yakaladık! Kahretsin! Hayır! Hayır! Aman Tanrım! – Ne oluyor yüzbaşı?

  – Kahretsin! Kahretsin! Ne oluyor burada?

  Harika.

  İşte bu harika! Kahretsin! – Tamam, bir bakalım.

  Bu bir manken mi?

  – Evet, manken! Ne var?

  Yüzünü görebilmeyi dilerdim.

  Evet, ben de.

 .

  – Kahretsin.

  – Ne?

  Rollie, ne oldu?

  Teker mi patladı?

  Rollie, seni orospu çocuğu! Öldürecekler seni! Onlar öldürmezse, ben öldüreceğim! Wallenger.

  Evet, tamam.

  Ama hızlı olsun.

  – McCarthy.

  – Tyler minibüsünü çaldı.

  Üç arabamızı parçaladı ve kaçtı.

  Orospu çocuğu! Tebrikler, Mickey.

  Jake, Nick De Franco hayatta.

  Hayattaysa, morgda kim yatıyor?

  Kim bilir?

  Herifin biri.

  Jake, onu durdurabiliriz.

  – Ama fazla zamanımız yok.

  – Zamandan bol bir şeyin yok.

  – Anlamıyorsun.

  – Anlıyorum.

  De Franco’dan uzak duramadın.

  – Bir çakışma oldu.

  – Kural 1, çakışma olunca bana gelirsin.

  – Kim oluyorsun da Murdoch’a kaba kuvvet uyguluyorsun?

  – Tamam, hata yaptım.

  Özür dilerim.

  – Şimdi işe dönebilir miyim?

  – Otur oturduğun yerde.

  Daha anlamadın mı?

  Onların niçin burada olduğunu sanıyorsun?

  Ne yapacaksın?

  Emekliliğimi mi elimden alacaksın?

  Emekliliğin mi?

  Hapse girmezsen şanslı sayılırsın.

  Meslektaşına baskı uygulama,   suç işlemek, görevi ihmal– Jake, bu Nicky De Franco, Tanrı aşkına.

  Elimizden kaçacak.

  Bir durum raporu istiyorum.

  Ondan sonra, oturup Murdoch’a gelişmeleri anlatacaksın.

  Ondan sonra da, evine gideceksin.

  Bu akşam 5:30’dan itibaren,   görevden alındın.

  Anlaşıldı mı?

  Neden bahsediyorsun, Jake?

  Huh?

  Sen bu herifler gibi değilsin.

  Artık seni koruyamam, Leo.

  Jake.

  Hadi ama.

  Benim, Jake.

  Bu iş benim herşeyim.

  Lütfen.

  Bunları başına sen açtın.

  Rozetini ve silahını alayım.

  Jake.

  Leo?

  İyi misin?

  Evet.

  Erkek gibi karşıladı, değil mi?

  Murdoch   puştun tekisin.

  Bu kadar komik olan ne?

  Ceketin.

  Kahretsin! Bu neydi?

  Gidip bakın.

  Mitchell! Git bak.

  Roy! Roy! – Ne oluyor dışarıda?

  – Ben söyleyeyim, bu senin dostun Tyler.

  Dışarıdaki iki adamını ve Lipton’u harcadığına eminim.

  Güvenliği geçmesi imkansı– – Ben siktirip gidiyorum buradan.

  – Otur yerine.

  Helikopter geliyor.

  Peşinde olduğu kişi sensin.

  Benim öldüğümü sanıyor.

  Bu neyi değiştirir?

  – Ne yapacağız?

  Oturup bekleyecek miyiz?

  – Evet bekleyeceğiz.

  Tek yapabileceğimiz bu.

  Şimdi otur yerine! Tanrı aşkına.

  Kabloları kesti.

  Hâlâ evi ya da hangi odada olduğumuzu bilmiyor.

  Aşağılık.

  “Hangi odada olduğumuzu bilmiyor.

 ” mu?

  Salondaki ışıklar yanıyor hâlâ.

  Sigorta kutusunu kurcalıyor olmalı.

  – Lanet evin içine girmiş.

  – Kapa çeneni! Sen şu koridoru al.

  Kahretsin! Eddie! Bizimle oyun oynuyor.

  Gallagher! Varrick! Sert adamlarından ikisi daha gitti.

  Belki bizi aramak için geliyordur.

  Öyle mi?

  Bırak gelsin.

  Neye bulaştığını göstereceğim ona.

  Sorun ne, Mason?

  Biraz gergin görünüyorsun.

  Tanrı aşkına.

  Alacağım tüm destek sen misin?

  Hayır.

  Diğerleri yolda.

  Ben yolun bir kilometre aşağısındaydım.

  – Siz Yüzbaşı Wallenger misiniz?

  – Evet.

  Bu kapıyı kırıp açmalıyız.

  Bir şey bulmadığımız müddetçe yapamayız.

  Bir şey mi buldunuz?

  Tanrım, sanırım bulmuşsunuz.

  Orospu ço ! Helikopter.

  Etkilendim.

  Ben de.

  Bizim helikopterimiz yok.

  Hadi buradan gidelim! Kalp pil– Pilim! Anahtar.

  Anahtar nerede?

  – Eddie, yardım et bana.

  – Nick, önce anahtar.

  Anahtar içinde.

  Eddie, yalvarırım! Tanrı aşkına— Evdekilerin dikkatine.

  Polis sesleniyor.

  Etrafınız sarıldı.

  Silahlarınızı bırakın ve teker teker kapıdan çıkın.

  Mason! Aman Tanrım.

  Ne oldu?

  Beni niye kiraladığını unuttun mu?

  Seni pezevenk.

  Bizi kandırdın.

  – Rollie– – Kımıldama.

  Bu anahtarı görüyor musun?

  Bu anahtar 15 milyon dolar değerinde.

  De Franco’nun yıllar boyunca mafyadan çaldığı bütün para.

  Cenevre’deki Royal Bank’taki bir emanet kasasında saklanmış.

  15 milyon dolar.

  Bizim.

  Ama parayı almak için bana ihtiyacın var.

  Çünkü Cenevre’dekiler sadece beni ve De Franco’yu tanıyorlar.

  Evden çıkmak için bir dakikanız var.

  Dinle, hâlâ kaçabiliriz.

  Bir çıkış yolu biliyorum ama çabuk olmalıyız.

  Bodrumdan geçersek– Rollie, gelecek misin?

  Gitmeliyiz.

  – Rollie– – Hayır, bu olmaz, Mason.

  – Anahtarı alayım Rollie.

  – Bilmen gereken bir şey var.

  Anahtarı ver, Rollie.

  Bu elimde, silahın mermileri var.

  Ve bunda da, Japon yapıştırıcısı.

  1001 kez kullanılanlardan.

  Şimdi 1002 oldu.

  Hayır! Hayır! – Mason! İndir silahı! – Hayır, ateş etmeyin! Bu bir hata! Ateş etmeyin! Kahretsin! Üst katı kontrol edin.

  Dikkatli olun.

  Biri ambulans çağırsın.

  Bu herif ölmüş.

  Çok yazık, Rollie.

  Filmlerdeki gibi değil.

  Lütfen, ölmediğini söyle.

  Ölmüş.

  – Cesetler evin içinde torbalarda.

  – Teşekkürler.

  Bu bokun kokusu çıkacak.

  Şunları torbalara koyun da gidelim.

  – New York’tan gelen polis nerede?

  – Ne polisi?

  Adı neydi  Wallenger.

  Adli tıp gelene kadar kimsenin onlara dokunmasını istemiyorlar.

  – Hiç kimse.

  Anladın mı?

  – Evet, efendim.

  Selam, Rollie.

  Benim adım Leo Konuşmamız gerekiyor.

  Sorun çıktı mı?

  Çıkmadı.

  Burada emekliliğinde yetecek kadar var, Leo.

  Şey, işimi özleyeceğim, ama bu acıyı biraz hafifletecektir.

  O şeyi bir daha suratına takman gerekmeyecek.

  Bilmiyorum, Leo.

  Başka bir şey yapmak zor geliyor.