112 dk

Yönetmen:Brad Anderson

Senaryo:Joe Gangemi, Edgar Allan Poe

Ülke:ABD 

Tür:Dram, Korku, Gerilim

Vizyon Tarihi:14 Haziran 2014 (Çin)

Dil:İngilizce

Müzik:John Debney

Çekim Yeri:Bulgaristan

Nam-ı Diğer:Stonehearst Asylum

Oyuncular: Kate Beckinsale, Jim Sturgess ,David Thewlis, Brendan Gleeson

Özet

Edgar Allan Poe’nun kısa hikayesinden sinemaya uyarlanan film, yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi karanlık bir tona sahip. Tıp fakültesinden mezun olan bir öğrenci ilk görevi için bir akıl hastanesine atanır. Hastaların hareket ve gündeliklerine zamanla alışan genç adam zamanla buraya alışır. Fakat bir süre sonra hiçbir şeyin göründüğü gibi basit ve sıradan olmadığını fark eder…

Alt Yazı

tek sıkıntı bu değil.

 Vardığımız sonuç da   genellikle cinsel sinirler açısından sıkıntı oluşturduğu.

 İsteri.

 Yunancada, “rahim” kelimesinden türemiştir.

 Genellikle Fransızlar bunun üstünde çalışmış   sonraları Avusturyalı meslektaşlarımız bunu incelemişler.

 Bu gece de, bu koroya İngiliz aksanını da eklemek için çalışacağız.

 Hastayı getirin lütfen.

 Oxfor Üniversitesi 1899

Gördüğünüz gibi   hastamız Bethlehem Hastanesinde benim gözetimimde bulunan   otuzbeş yaşlarında, alımlı bir kadın.

 Mükemmel yetiştirildiğinden dolayı, hayatının çoğunda, klasik isterinin   klasik belirtilerinden dolayı acı çekti.

 Bunların ne olduğunu kim söyleyebilir bana?

 Halsizlik mi?

 Doğru.

 Başka.

 Vücudun uç kısımlarında karıncalanma.

 – Evet.

 Başka.

 – Ani kasılmalar.

 Hastanın saldırgan olabileceği   kontrol edilmesinin güç olduğu durumlarda   “isterik kriz” diye isimlendirilir.

 Bu yüzden, ihtiyati bir ölçü olarak   ona dört doz eroin enjekte ettim.

 Klinik bir ortamda, krizi tetiklemeye çalışan biri, yeteri kadar dikkatli olamaz.

 Benim de şimdi yapmaya çalışacağım gibi.

 Lütfen.

 Yalvarıyorum size efendim, yapmayın.

 Şşş, şşş, şşş.

 – Tetikleme noktası  – Yardım edin.

 Yardım edin.

 Kimse yok mu, lütfen?

 Bana bak.

 Aklımı kaçırmadım ben.

 – Aklımı kaçırmadım ben.

.

 – Bana bak.

 Tetikleme noktası, dişinin vücudunun herhangi bir yerinde saklı olabilir.

 Genellkikle, göğsün hemen alt taraflarında.

 – Dokunma bana.

 – Daha derindeki şeylerde.

 Ya da yumurtalıkta.

 Yumruklarını sıkmasını, geriye bükülmesini   tonik ve klonik spazmları not edin.

 Bunu sona erdiren   derin kontraktür.

 Dikkat et.

 Aylık kanaması başladı.

 – Sıradaki hasta lütfen.

 – Hastayı getirin.

 – Sorusu olan?

 – Peki kadının aklını kaçırmadığını söylemedeki ısrarı?

 Her suçlunun masum olduğunu söylemesi gibi   aklını kaçırmış her kadın da aklının yerinde olduğunu söyler.

 – Ama kadın çok

 – İnandırıcı mı?

 Hemen hemen.

 Alımlı olması mı?

 Güzelliği mi?

 Onun için her kelime doğru.

 Aynı zamanda aklını kaçırdığı da.

  Ve orada, deliliğin içinden çıkılmaz durumu ve    mesleğimizi bekleyen büyük teklike yatıyor.

  Bu yüzden, dikkatinizi çekerim beyler    kariyerinize bir acemi olarak başladığınızda    duyduğunuz hiçbir şeye inanmayın    gördüklerinizin ise sadece yarısına inanın.

———

Hay aksi.

 Hey!

 Bekleyin!

 Merhaba.

 Bir bakar mısınız?

 Yalvarırım, bekleyin.

 İlkin, babam senin bir kaçık olduğunu   düşünerek durmak istemedi   ama onu, senin, tımarhaneye doğru gittiğin için ve ordan   uzak olmadığın için deli olmadığına ikna ettim.

 Güzel akıl yürütme.

 Sen de sadece yolunu kaybetmiş birine benziyorsun, aklını kaçırmış birine değil.

 Minnettarım.

 Teşekkür ederim.

 Stonehearst’ta bulunan birini mi ziyaret ediyorsun?

 Aslında, oraya acemiliğimi tamamlamak için gidiyorum.

 Akıl sağlığı konusunda eğitim görmüş bir doktorum ben.

 Başarılı biri olacağını söyleyebilirim.

 Gözlerin yardımsever görünüyor.

 Teşekkür ederim.

 Tımarhane tepenin hemen üstünde.

 – Emin misin?

 – Evet.

 Baksana!

 Ben bir şey göremiyorum.

 Mutlu Noeller.

 Stonehearst Akıl Hastanesi Kimse yok mu?

 Merhaba!

 Sen de kim oluyorsun?

 Çok şükür.

 İyi günler, efendim.

 Adım Edward Newgate.

 Dr.

 Edward Newgate, Oxford’tan.

 İçeri alabilir misiniz beni?

 Duruma göre değişir.

 Sizi bekliyor muyduk?

 Umarım öyledir.

 Burdaki müdüre mektup göndermiştim.

 Birkaç hafta falan olmalı.

 Posta, yılın bu vakitlerinde pek düzenli çalışmaz.

 Öyle mi?

 Ben  Şaka yapıyordum sadece.

 Tabiki gelebilirsin, Ted.

 Seni dışarıda donmaya terk etsem pek de iyi bir hristiyan olmam sanırım.

 Üstelik Noel arefesinde.

 Çok teşekkür ederim.

 Çok sağolun.

 Benim adım Finn.

 Ben güvenlik şefiyim.

 Yabandaki küçük tımarhanemize hoş geldiniz.

 Şu an Stonehearst’ta 200 kişi kalmakta.

 Krallıktaki varlıklı ailelerden bazılarının kız ve erkek çocukları da var.

 Lord’larımız, dük’lerimiz var.

 Kraliçenin kuzeni bile var.

 Şimdi kendi pisliğine parmak basmak istiyor.

 Buyur geç, Rosie.

 Kendisini iki kafası olduğuna inandıran bir hastamız   ve çaydanlık olduğuna inanan bir kontumuz var.

 Şaka yapmıyorum.

 Bekle burda.

 Doktor yakında gelecektir.

 Tamam, sağolun.

 Edgar Allan Poe’ya Ait Bir Hikayeye Dayanmaktaır

Trefinasyon.

 Kötü ruhlar tarafından ele geçirilenlerin   üzerinde vahşiler uyguladığı bir tedavi yöntemi.

 Kafatasına delik açarak.

.

  şeytanların kaçabilmesine olanak sağladığı düşünülüyordu.

 Daha aydınlık birçağda yaşadığımız için şükredelim   sizce de değil mi, doktor ?

 Newgate.

 Edward Newgate, Oxford’tan.

 Haber vermeden geldiğim için özür dilerim.

 Bir mektup yazmıştım.

 Bay Finn, hiç gelmediğini söyledi.

 Oxford’tan gelen biri için burda her zaman yerimiz vardır.

 Peki, Seni Stonehearst’a getiren nedir?

 Mektubumda da yazdığım gibi   metodlarınızı yerinde gözlemlemeyi ve  – Yok, yok teşekkür ederim.

 – Çok saçma.

 Çok çetin bir yolculuk yaptın.

 Cahilliğin mutluluk veren sahillerinden   akademik zırvalıkların upuzun okyanusundan   krallığımın sahillerine kadar   buraya varana kadar geldin.

 Üstelik yeni bir yüzyılın şafağındayken.

 Demek   akıl sağlığı konusunda tecrübe edinmek istiyorsun.

 En son hatırladığım kadarıyla.

 – Neden?

 – Anlamadım?

 Neden sana daha çok itibar kazandıracak bir alanda değil?

 Ameliyat mesela.

 Kan ilgimi çekmiyor, sanırım.

 Tropik bölge tıbbı o zaman.

 Ya da dişi anatomisi.

 İkisinin de parası iyidir.

 Sorunlu bir aklı beni her zaman büyülemiştir.

 En azından bir rahip, hiç olmazsa cenneti garantiler.

 Sen ne elde etmeyi umuyorsun?

 Cehennemdekilere yardımcı olmanın vereceği tatminkarlık.

 Tüm hastalıklar içinde, akıl hastalıklarından   daha kötüsü olduğunu sanmıyorum, efendim.

 İnsanın aklındaki sebebi alır götürür   onurunu, ruhundaki canlılığı.

 Ve öyle yapar ki   o kadar yavaş yapar ki, ölümden medet umdurur.

 Lütfen, efendim.                       

 Teorik bilgim ve iştiyakım var.

 Eksik olduğum tek kısım, klinik tecrübe.

 Akşam kontrolü vakti.

 Tabi ki.

 Sizi tutmak iste  – Bana katılın, Doktor.

 – Teşekkür ederim.

 Bay Finn, doktorun paltosunu çıkarmasına yardımcı olur musunuz?

 Teşekkür ederim.

 Tipik vakaların hepsini burda bulabilirsin.

 Nevrasteni, zamansız bunama   tedavisiz eşcinsellik, epilepsi, melankoli.

 Ama bizi diğer akıl hastanelerinden ayıran   esas nokta, hastalarımızın toplumsal statüleri.

 Avrupadaki en güçlü ailelerden insanlar var.

 Mesela, burda bulunan Terrance   kıtada bulunan en büyük demir yolu şirketinin varisidir.

 Zihinsel problemi nedir peki?

 Trenlere karşı aşırı ilgisizliğiyle başı dertte.

 Ailesi o yüzden mi göndermiş?

 Şu ilginç bir vaka.

 Signore Balzoni, Milan’da polo maçı esnasından atında düştü   o gün bugündür kendini bir arap aygırı sanıyor.

 Yemek vakitlerinde kendini biraz kızgın hissediyor.

 Buyrun lütfen.

 Burdaki hastalarımızın çoğunun aileleri için   utanç kaynağı olduğundan dolayı burda olduğunu göreceksiniz.

 Toplumdan dışlananlar.

 Signore, beyfendinin kolunu bırak   yoksa bir hafta boyunca tımar edilmeyeceksin.

 Onu tımar mı ediyorsunuz?

 Onu hoşnut etmek için ufak bir çaba.

 – Bu, onun sanrılarını arttırmaz mı?

 – Evet.

 Neden hastalarınızı tedavi etmek için çaba harcamıyorsunuz?

 Tedavi mi etmek?

 Ne için?

 Akıl sağlıklarına tekrar kavuşmaları için elbette.

 Ve de bedbaht bir adamdan çok mutlu bir at yapmak tabi ki.

 Madam.

 Saygılar.

 Burası her zaman böyle canlı mıdır?

 Burda, hastalarımızı sakinleştirmenin, onları sersemleştirerek   bromit ve benzeri gibi olmalarını pek istemiyoruz.

 Burda işimizi, tamamıyla onların doğal halleriyle yapmayı tercih ediyoruz.

 Şah.

 Hmm.

 İyi günler, çiçeğim.

 Hemşire.

 Hemşire?

 Bugün yemeğini yedi mi?

 Oğlu savaştan dönene kadar bir şey yemeyi reddediyor.

 1885’lerde Peşavar’da bir savaş sırasında öldü.

 Tüple beslemeyi denediniz mi?

 O tür ortaçağ metodlarını burda uygulamıyoruz.

 “Ortaçağ” demek biraz zor.

 Ne dersin o zaman?

 Ölümü engellemek için kullanılabilecek bir yöntem.

 Ölüm engellenemez, Doktor   delirmekten daha ileridir.

 İnsanın doğasında olan bir şey için tedavi yoktur.

 Ve deneyen hekimler de ahmaktır.

 Sana sıradaki hastayı gösterecektim.

 Fiziksel ya da duygusal temas ile krizi tetiklenen   ve bunun, kendi doğal yapısında olduğunu kabul eden   bir kadın hastamız var.

 İsteri olmalı.

 Ne tür bir tedavi yöntemi uygulardın?

 Hardal kullanırdım sanırım.

 Hasta mı yoksa turşu malzemesi mi?

 Leğen kemiği masajı mı?

 Potasyum bromür mü?

 Ben fikrinle ilgileniyorum Doktor, okuduğun kitaplarla değil.

 Bromürü unut.

 Gözlerini aç.

 Ona baksana.

 Tekrar soruyorum sana   etrafındakilerinin onu yok edeceği korkusu   yüreğini dolduran, son derece   nezaketli ve zarif olan bir kadına   ne tür bir tedavi yöntemi uygulardın?

 Müzik.

 Günde en az üç defa.

 Bravo, Doktor.

 Katılıyorum sana.

 Ruhu, müzikten daha iyi bir şekilde onaran pek az terapi vardır.

 Adı Charles Graves.

 Eliza.

 Bize göre ise Graves.

 Sanırım kocasını tanıyorsundur?

 – Maalesef.

 – İğrenç bir adam.

 Muhteşem bir varlığa sahipti.

 Manevi yönünden bahsetmiyorum bile.

 Tahmin edebileceğin gibi, isterik krizleri nişanlandıktan   daha da kötüleşti, ta ki bir gece kocasının kulağını ısırana   ve bir tarakla gözünü yarana kadar.

 Sonra kocası, onu öldürmeye çalıştı.

 Hayır, babası.

 Eğer Baronet’e kalsaydı   kadın şimdi sevgi dolu yuvasında olacaktı.

 Hatta bundan yaklaşık bir hafta önce, ondan aldığım bir mektupta   kendi gözetimi altına almak için, benim onu tedavi ettiğimi   ve artık tamamen iyileştiğini söylememi istiyordu.

 Peki, red mi ettin?

 Kadının güvenliği için.

 – Gel, Doktor.

 – Tabi ki.

 Yemekten önce görmemiz gereken çok şey var.

 Şu kadarını söylemeliyim ki piyanoyu harikulâde çalıyorsunuz.

 Harikulâde çalıyorsunuz.

 Çok harikulâde.

 Ben Newgate.

 Dr.

 Edward Newgate.

 Benim adım Edward Newgate.

 Dok  Hemşire.

 Bir bardak su alabilir miyim?

 Tabi hanımefendi.

 Harikulâde çalıyorsunuz.

 Ne çalıyordunuz, Mozart mıydı, Beethoven mıydı?

 Hayır, kendim besteledim.

 Öyle ya.

 – Kendimi tanıştırayım.

 Adım 

– Doktor Newgate.

 Biliyorum.

 Pek fazla ziyaretçimiz olmaz.

 Daha çok, cüzzamlı insanlar gibiyiz.

 Eminim ki cüzzamlılar sizin kadar çekici değildir.

 İltifat etmemenizi isterdim.

 – Beni rahatsız hissettiriyor.

 – Bağışlayın, Bayan Graves.

 İsteyeceğim son şey, sizi rahatsız etmek olacaktır.

 Doktor olduğuna emin misin?

 Evet, tabi ki öyleyim.

 Çünkü, daha önce özür dileyen kimseye rastlamadım.

 Ya da şundan dolayı rahatsız etmekten kaçınanı.

 Ben öbür doktorlar gibi değilim.

 Yani, dürüst olmak gerekirse, doktor olmaya alışamadım.

 Birileri “doktor” diye seslendiğinde   hâlâ başkasına mı söylüyor diye bakarım.

 – Buyrun hanımefendi.

 – Sağol, hemşire.

 Tamam.

 Olağanüstü biri, değil mi?

 Şu an bir sahnede olmalıydı   akıl hastanesinde değil.

 Afedersiniz, Ben Doktor Newgate.

 Edward Newgate.

 Ya siz?

 Bırakınız Jael, Plover ile sevinsin.

 – Anlamadım?

 – Ve Hobab, Herakliyus ile sevinsin.

 Yunan şiiridir bu.

 – Newgate.

 – Tuxedo giymişsin.

 Evet, teşekkür ederim, teşekkür ederim.

 Özür dilerim, o adam neden burda?

 Jeremiah.

 Karısını çekiçle öldürdü.

 Tahrik edilmeden hem de.

 Peki salonda ne işi var?

 Ben, savaş sırasında sağlık memuruyken   bize yardımcı olanları akşam yemeğine davet ederdik.

 Adamların arasındaki bağı güçlendirir ve morallerini yüksek tutardı.

 Aynı durumun burda da uygulanmasını istedik.

 Hastalarımızn topluluk içinde bulunabilmeleri için   ve toplumla değer alışverişinde bulunabilmeleri için.

 Yemek hazır.

  Aferin sana.

  Aferin sana.

 Aferin sana.

 Söylesene doktor, küçük akıl hastanemiz hakkında ne düşünüyorsun?

 Neden, daha önce gördüklerime hiç benzemiyor.

 Newgate, Oxford’tan yeni mezun oldu.

 Peki, Londra’ya daha yakın   akıl hastaneleri varken neden buraya geldi?

 Taşraya hep özlem duymuşumdur, o yüzden sanırım.

 Bilirsiniz, Yorkshire’de bir çiftlikte büyüdüm   ve, en güzel çocukluk anılarım da   oyun arkadaşlarım inekler ve tavuklar ileydi.

 Yorkshire aksanı yok sende.

 Neden yok, Ted?

 Benim, benim anne-babam, ben altı yaşındayken öldüler   ve ben de Londra’da bir yetimhaneye gönderildim.

 Çok kötü bir yerdi.

 Ama, bilirsiniz, benim gib insan doğasına meraklı biri için büyüleyici bir yerdi.

 İronik tarafı, onlara şimdi minnetarım.

 Nasıl yani?

 Sefalet durumunda, insan çektiği acıyı dışarı vurur.

 Hayatımın nasıl bir yönde ilerleyeciğini yetimhanedeyken anlamıştım.

 Arkadaşın olmadığı ve perişanlığın olduğu bir ortam.

 Ve bu zavallı ruhlara birazcık   küçücük olan bu dünyada   umut ve nezaket vermek.

 Kusura bakmayın, sofrayı, Charles Dickens’ın romanlarına çevirdim.

 Afiyetler olsun.

 Bu akşamki et neyin, Finn?

 Sincap mı?

 Şu an bir mütevazilik havası hakim buraya.

 Bay Finn’in şerefine   Noel gecesinde bize böyle bir ziyafet sağladığı için.

 Mickey Finn(*).

 Kusura bakma.

 İsmin gerçekten bu mu?

 Evet öyle.

 Neden?

 Bilirsin, ilaç katılmış içki(*)   birine içirip bayıltmak gibi.

 Bu gayet, gayet  Sustum.

 Hiç aklıma gelmemişti bu.

 “İlaçlı içki içirip bayıltmak.

” Yaşlı anam bana bu ismi verirken   nasıl da  Kusura bakmayın ama bana hiç de komikmiş gibi gelmedi.

 Değil miydi?

 Şu büzülmüş kıç gibi duran yüzünü ne güldürebilir acaba?

 Bu kadar yeter, Finn.

 Bağışlayın.

 Kabalık etmek istemedim.

 Evet, sorun değil.

 Yılbaşı şerefine olmaz.

 Hadi ama.

 Dostluğumuzun göstergesi olarak sana içki vereyim.

 Hayır, hayır, hayır.

 Yeterince içtim ben.

 Hadi ama, kutlama yapıyoruz.

 Yok artık, Finn Tanrımıza ve kurtarıcımıza kadeh kaldırmamızın sorun olduğunu sanmıyorum.

 Sence de değil mi, Doktor?

 Memnuniyetle.

 Canım benim.

 Korkarım leke yapacak.

 Sodalı su lekeyi çıkaracaktır.

 Benimle gelin.

 Burdan hemen gitmelisiniz.

 Ama geleli fazla olmadı.

 Buraya ait değilsin.

 Ben de senin için aynı şeyi söyleyecektim.

 Şüphelenmeleri an meselesi.

 Üstünü değiştirmek için odana gideceğini düşünüyorlar, ama gitme.

 Eşyalarını bırak.

 Doğruca ahıra git.

 Bataklık yolu en güvenli yoldur.

 Şehre güvenli bir şekilde döndüğünü görecek.

 Bir at çalmamı mı istiyorsun?

 Sesini alçalt.

 Neler döndüğünü bana anlatana kadar olmaz.

 Dediğimi yap.

 Git.

 Hemen.

 Eliza.

 Eliza, lütfen  Bayan Graves, ben çok özür dilerim.

 Niyetim sizi üzmek değildi.

 Bayan Graves, şimdi de siz söyleyeceklrimi dinleyin.

 Size Szie söylemem gereken bir şey var.

 Kazan Dairesi Yardım et bize.

 Lütfen.

 Çıkar beni burdan.

 Yardım et bize.

 Yardım et bize.

 Yardım et bize.

 Bir şey yememiz lazım.

 Lütfen.

 Yardım et bize, lütfen.

 Sen de kimsin, evlat?

 Ben-ben doktorum.

 Yalancı.

 Daha önce hiç görmedim seni.

 Nerden geliyorsun?

 Salondan.

 Ondan önce, seni ahmak.

 Oxford’dan geliyorum.

 Beni dinle   kulaklarını dört aç, evlat.

 Bu kafeslerden kaçmamız için bize yardım etmelisin.

 Akıl hastası değiliz biz.

 Akıl hastası değiliz biz.

 Akıl hastası değiliz biz.

 Akıl hastası değiliz biz.

 Lütfen.

 Lütfen, yarım et bize.

 Elbette akıl hastası değilsiniz.

 – Bize yarım etmelisin.

 – Edeceğim, edeceğim.

 Sabah ilk iş olarak Doktor Lamb ile görüşürüm.

 Doktor Lamb mı?

 Kafayı mı yedin?

 Eğer bizi bulduğunu öğrenirse, senin de bizim de boğazımızı keser.

 Anahtarları alman lazım.

 Çıkar bizi.

 – Lütfe.

 Akıl hastası değiliz biz.

 – Tamam.

 Bize yardım etmen lazım.

 Sabah ne yapacağımı düşünürüm.

 Çıkar bizi.

  Newgate.

  Edward Newgate.

 İsmimi nerden biliyorsunuz?

 Mektubun.

 Hatırladın mı, Benjamin?

 Birkaç hafta önceydi.

 Oxford’dan bize mektup yazan genç adam.

 Hatırladım.

 Newgate.

 Mektubun, Lamb bizi alaşağı etmeden önceki   son posta teslimatıyla gelmişti.

 – Alaşağı etmek mi?

 – Evet.

 Sizi alaşağı mı etti?

 Neler oluyor burda?

 Ben Marion Pike.

 Başhemşireyim burda.

 Charles Swanwick.

 Baş sıhhi memur.

 – Hemşireyim.

 – William Paxton, hademe.

 Dr.

 Benjamin Salt   Stonehearst akıl hastanesinin gerçek müdürü.

 Bir dakika, bir dakida.

 Eğer müdür siz iseniz   demek ki Doktor Lamb da  En berbatından kaçık bir şeytan.

 Aman Allahım.

 Olamaz.

 Neler oldu?

 İçeceğimize bir şey koydular, Doktor.

 Klorar hidrat.

 Ameliyatta kullanılan bir bir ilaç.

 Renksiz ve kokusuz bir şey.

.

  ama yanlış dozda verilirse ölümcüldür.

 Üç doktor o gece öldü.

 Hemşirelerimden üçü öldü.

 Zavallılar.

 Aylardır bunu planlıyorlarmış.

 Şerefsiz piçler.

 Hepimizi bayıltmak için fırsat kolluyorlarmış  Mickey Finn.

 İnanamıyorum  Bize çok az su ve yiyecek veriyorlar.

 Hata yapma Doktor, ölüyoruz biz.

 Ölüyoruz biz.

 Finn’den anahtarları çalabilirsin.

 – Ne?

 – Bizi çıkar.

 Daha yüz metre gidemeden bizi parça parça ederler.

 Şansımız, kavga etmeden yana kullanacağız.

 Bu durumumuzda, onların sayı üstünlüğüne karşı mı?

 Yukarıda, silahlı soğukkanlı katiller var, Charles.

 Etrafına baksana bir.

 Hiçbirimizde dövüşecek hâl yok.

 Bazılarımız, çoktan ölmüş sayılır.

 Sadece tek bir çözüm var.

 Sensin, Doktor.

 Tek ümidimiz sensin.

 Lütfen.

 Koş evlat.

 Anahtarlar.

 Şehre git.

 Yardım getir.

 Anahtarlar.

 Koş.

 Koş, evlat.

 O kim, Eliza?

 Korkuyorum.

 Kimse yok, canım.

 Uyku perisidir.

 Bayan Graves.

 Bizi sevindirmeye ve uyumamıza yarım etmey mi gelmiş?

 Yat sen.

 Bayan Graves, buradan derhal gitmeliyiz.

 Daha önce gitmek için şansın vardı.

 Salt ve diğerlerini gördüm, Bayan Graves.

 Yakalansaydın neler olacileceğini düşündün mü hiç?

 – Bir fikrim var.

 – Hiçbir fikrin yok.

 Bunun tartışmasını daha sonra yapabiliriz.

 Şimdi en kalın giysilerini giymeni ve   on dakikda sonra benimle balkonda buluşmanı istiyorum.

 Bir atı alıp ve eğer şansımız varsa   şehre varıp yardım için birilerini getirebiliriz.

 Seninle bir yere gitmek isteyebileceğimi nerden çıkardın?

 Çünkü ben  Sen de gelmeden gitmem.

 – Gidip yatmalıyım.

 – Dinle beni.

 Akıl hastaları, bu akıl hastanesini yönetiyor.

 Evet, ben de onlardan biriyim.

 Neler varmış burda?

 Akşam kontrolü bitti Doktor.

 Ben de tam Doktor Newgate’te odasına gitmesini söylüyordum.

 Kaybolmuş, değil mi?

 Evet, utanılacak bir şey.

 Malzeme odasına bakıyordum.

 Yanlış yöne sapmış olmalıyım.

 Şimdi ne tarafa gitmem gerektiğini biliyorum   o yüzden hepinize iyi geceler diliyorum.

 Sağolun Bayan Graves.

 Finn, genç doktora odasına kadar eşlik et.

 Zevkle.

 Yok, yok.

 Hiç gerek yok.

 Israr ediyorum.

 Ve sabah kontrolünde sizi de görmeyi umut ediyorum.

 Sekiz buçukta.

 Tamam.

 Gelirim.

 Bu taraftan, Ted.

 Birşeyden şüphelendi mi?

 Yok.

 Böyle kalması için elimizden geleni yapmalıyız.

 Seni rahatsız eden bir şey var, tatlım.

 Bu böyle devam edemez, Silas.

 Eninde sonunda ortaya çıkar.

 Bahar yakın.

 İnsanlar gelecek.

 Ziyaretçiler.

 Onları öylece kilit altında tutamayız.

 Şu an burada olmamızın tek nedeni   dünyanın bizden kurtulmak istiyor olması.

 Ailelerimiz için utanç kaynağı   insan ırkı için sürgünüz.

 Kimsenin umurunda olmayan bir sebep için, gerçek ortaya çıkmaz.

 Kocam fark eder.

 Seni temin ederim   bu duvarların arasında her zaman güvende olacaksın.

 Korkarım ki tüm bulduğum bu kadar.

 Yukarıda da erzaklar azaldı.

 Gelecek sefere daha fazla getiririm.

 Öksürüğün için de biraz şurup.

 Çok sağol, Doktor.

 Bize, silahlı insanlar lazım, ilaçlar değil.

 Böyle bir şey artık mümkün değil, Doktor.

 Geçen geceden sonra, Finn ve adamları beni sürekli izliyor.

 Görünmeden gelmek için bin takla attım.

 Geri gel buraya.

 Lütfen dostum, hadi ama.

 Yanılıyor olabilirim, ama Lamb sanki   dümeni kaybetmektense, içindeki herkesin boğulmasını   istiyor gibi.

 Aman Allahım.

 Bir yolunu bulup kaçmayı başarabilsek bile   dündüğümüzde bizi neyin bekleyeceğini Allah bilir.

 Biz derken?

 Ben-ben ve Bayan Graves.

 Eliza Graves?

 Ahmaklık etme evlat.

 O da en az ordakiler kadar deli.

 Hayır, hayır, öyle olduğunu sanmıyorum.

 Kocasına anlat bunu.

 Ama karısının ısırmadığı sağlam kulağıyla dinlediğine emin ol.

 Kocası bir canavardı.

 Kendini savunmada haklıydı kadın.

 Bayan Pike, hangi tarafı tuttuğunuzu sorabilir miyim?

 Peki, kaçamıyorsun   Finn’den anahtarları çalamıyorsun da.

 Ne yapmayı düşünüyorsun o zaman?

 Buraya, gözlem yapmaya geldim.

 Lamb beni bir hamisi olarak görüyor.

 Eğer öyle güvenmesini sağlamaya devam edersem   bilirsiniz, nasıl düşündüğünü anlayabilirsem   belki de mantıklı davranmasını sağlayabilirim.

 Soğukkanlılıkla beş asker öldürdü.

 Sen de onun mantıklı düşünebileceğini mi sanıyorsun evlat?

 Eğer bana onun hastalık dosyalarını verirseniz.

 Geç kaldın.

 Yok ettiği şeylerden ilkiydi.

 O zaman o zaman yokluğum farkedilmeden dönsem iyi olur.

 Ecza dolabında.

 Scotch içkisinin arkasında.

 Onun  Yani benim odamda.

 Daha önce kaçmış ve çalmıştı.

 Ona bir daha bu zevki tattırmak istemedim   o yüzden onunkini sakladım.

 Tamam.

 Doktor?

 Sizi uyarayım.

 Lamb bizim için ne planlıyor bilmiyorum   ama şunu biliyorum ki, onun için tehlike arz ettiğini sezerse   boğazını kesmede tereddüt etmeyecektir.

 Bunlar pek de iyi durumlar değil, ama yakında değiştireceğiz.

 Ve yeni bir yüzyıla girerken   koğuş sistemi ve onun ardındaki her türlü   düşünceyi atmak istiyorum.

 – Değil mi, Finn?

 – Aynen öyle.

 Peki şu an içinde bulunanlarla ne yapmayı düşünüyorsunuz?

 Diğer herkesle beraber kalacaklar.

 Ciddi olamazsınız.

 Bir insanı kafese koyarsan, hayvan gibi davranmaya başlar.

 Özgürlüğüne kavuşturursan, insan olduğunu hatırlar.

 Bu da sizin planınız, değil mi, aydınlanmış bir toplum oluşturma?

 Sorunuzda bir şüphecilik mi seziyorum, Doktor?

 Hayır, katiyen değil.

 Sanırım tek merak ettiğim   hapsedilmeyi gerektirecek kadar menfur bir suç olduğunu   düşünüp düşünmediğiniz.

 Sadistler  mutluluğu, başkalarına   eziyet etmede bulanlar.

 Ve kendileri katılmaktan kaçındıkları bir savaşa, gençleri   ölüme gönderen korkak insanlar.

 Bu ikisi haricinde, geriye kalan tüm insanların   saygınlıklarının yeniden tesis edilerek tedavi edilebileceğine inanıyorum.

 Aşa aşağıdaki ne öyle?

 Oxbridge Canavarı.

 – Ne canavarı?

 – Sahne ismi o.

 Çocukken ailesi onu bir gösteri grubuna satmış.

 Birkaç gün önce, hemşireye saldırırken elini yaraladı.

 Ünlüğünüzü çıkaracak kadar nezakete sahip misin, Doktor?

 Benden aşağı inmemi mi bekliyorsunuz?

 Klinik tecrübe için buraya gelmiştin, hatırladın mı?

 Evet, tabiki.

 İki doz afyon işi çözecektir, sanırım.

 Hiç gerek yok ona.

 Ne bekliyorsunuz, ninni mi söyleyeyim?

 Bunları kullan.

 Akıl hastanesindeki doktorlar için en yaralı şeylerdir.

 Bok kovasına dikkat et.

 Merhaba?

 Dinleyin beni.

 Size zarar verme niyetinde değilim, Bay Ogre.

 Sadece ellerinizi görmek istiyorum.

 Aman Allahım.

 Sorun değil.

 Sorun değil.

 Sorun değil.

 Lamb, lütfen yardım et.

 Gözler, Newgate.

 Gözler.

 Arthur.

 Arthur.

 Arthur, lütfen.

 Lü-lütfen, Arthur.

 Arthur.

 Arthur.

 Afedersin, Arthur.

 Sana Arthur diyebilir miyim?

 Kalkabilir miyim?

 Müsaaden olmadan girmek istemedim.

 Niyetim rahatsız etmek değil.

 Ben Doktor Newgate.

 Ama sen bana Edward diyebilirsin.

 Sorun yok.

 Eddard?

 Evet öyle, Edward.

 Eddard.

 Şimdi, Arthur   şimdi şu eline bakalım, olur mu?

 Tamamdır.

 Her şey yolunda.

 Aynen böyle, Arthur.

 Bravo, Doktor.

 Bravo.

 Pantolonlarınızı çıkarabilir misiniz lütfen?

 Hayır, hayır.

 Sorun omuzumda.

 Lütfen?

 Ben hallederim, Millie.

 Sen işinin başına dönebilirsin.

 – Ama gitmek istemiyorum.

 – Yanlız bırak bizi.

 Otur.

 Omzunu çıkar.

 İnatçı ahmak.

 Neden dinlemedin?

 Şansın varken burdan kaçabilirdin.

 O zaman bu olanları bilmiyordum, Eliza.

 Öyle deme bana.

 Bayan Graves, şunu anlamalısınız ki   burda hayatınız tehlikede.

 Emin olun, değil.

 Elini uzat.

 Peki aşağıdakiler?

 Peki ya onlar?

 Bayan Pike ve diğer kadın   durumları çok mu kötü?

 Evet, hepsinin öyle.

 Kendin de oraya inip bakabilirsin.

 Yoksa yapacağının Lamb’e olan bağlılığını zayıflatacağından mı korkuyorsun?

 Daha önce burda neler yaşadığımız hakkında en ufak bir fikrin yok.

 Salt ve arkadaşlarının ne tür bir canavar olduğunu.

 Bizi ne hale sokup, üzerimizde en uygunsuz, iğrenç   incelemelerde bulunduklarını tahmin bile edemezsin.

 Bizleri bağladılar   birşey hissetmememiz için ilaç vererek, üstümüze buz gibi su döküyorlardı   ve ağza alınmayacak kadar adi durumlara sokuyorladı bizleri.

 Ama sen nerden anlarsın bunları.

 Anlıyorum.

 Anlıyorum.

 Anlıyorum.

 Anlıyorum.

 Zulmün ne demek olduğunu biliyorum, Bayan Graves.

 Biliyorum.

 Ve sana söz veriyorum   daha önce yaşadığın acıların hiçbirini tekrar yaşamayacaksın.

 Asla.

 Bana ne olduğunu neden bu kadar önemsiyorsun?

 Çünkü   seni bu akıl hastanesine hapseden düşüncenin   bir doktor, bir insan olarak bana öğretilen şeylerin bana   ne kadar iğrenç geldiğini şimdi hissediyorum.

 Müsaadenizle.

 Allah aşkına, Swanwick, keser misin artık şunu?

 Senin yaptığın, elleriyle mezardan çıkmak için   uğraşan bir adamın anlamsız çabası gibi.

 Belki öyledir, ama en azından benim mezar taşımda seninki gibi yazmayacak.

 “Karanlık bir yerde, bir köpek gibi öldü.

” Başardın.

 Başardın.

 Şehre varmalısınz.

 Çabuk.

 Acele edin.

 Yardım getirin.

 Acele edin.

 Hasta Kayıtları Stonehearst Akıl Hastanesi Doktor Benjamin Salt – Müdür Etrafta neden dolanıyor hâlâ anlayamıyorum.

 O da diğerleri gibi aşağıya kilitlenmeli.

 Bu lanet akıl hastanesini tek başıma idare edemem.

 – Bana bir yardımcı lazım.

 – Ben yaparım sanmıştım.

 Tıp bilgisi olan birinin.

 Bir doktor gibi davranmak ne kadar zor olabilir ki?

 “Sırtını dön ve öksür.

” “Neyinizin olduğuna bakarken, genç bayan, yana eğilin.

” Senin yeteneklerin diğer işler için daha uygun.

 Kazan dairesinde çalışanların kazanı doldurduğunu kontrol etmek gib.

 Odada buzlanma var.

 Ne yaptı sana?

 Neden bahsediyordun sen?

 O geldiğinden beri pek bir değiştin.

 Sanırım onda görevine tam bir bağlılık görüyorum.

 Akıl hastanesinde çok iyi hizmet edebilir.

 Bana kendimi hatırlatıyor.

 Kararlı, idealist.

 Bir tane daha getirir misin?

 Aramızda bir bağ olduğunu düşünüyorum.

 Burda ne yapmaya çalıştığımı anlayacağına inanıyorum.

 Yaa, öyle mi?

 Peki ya Salt ve diğerlerini   o halde görürse nasıl bir anlaşılma olacak sence?

 Yeni yıla başladığımızda, bu fazla sürmeyecek.

 Bulunacak bir şey kalmayacak.

 Şimdiden söylüyorum, bu adama güvenmiyorum.

 Birşeylerin peşinde.

 Yanılıyor olabilirim, ama   Bayan Graves’e biraz ilgisi var sanki.

 Kadın da ona göz kırptığında   hiçbir şey yapmayacak.

 Ve seni temin ederim, kimseye birşey diyemeyecek.

 Birileri kaçtı.

 Hey!

 Bu tarafa.

 Bu tarafa.

 Bu tarafa.

 Eğer şehre ulaşacak olurlarsa, bizim sonumuz olur.

 Ulaşamayacaklar.

 Hadi.

 Hadi.

 Aman Allahım, olamaz.

 Hayır.

 Evet, evet beyler.

 Geri çekilin, sizi piçler.

 Geri.

 Geri çekilin.

 Gözyaşına gerek yok.

 Size söz veriyorum, kılınıza dokunmayacağız.

 Kız kardeşin ve annene de, boğazlarını kesmeden   önce böyle mi söylemiştin?

 Ha?

 Evet, Bay Swan.

 Ama sizin metodlarınız hastalığımı iyileştirdi.

 Zararsız bir insanım şimdi.

 Öyleyim.

 Artık kuzu gibiyim.

 Hayır!

 Ne kadar üzücü ve ayıp bir şey.

 Gelin, Bay Swanwick.

 Sizi de kaybetmeden önce içeri geçelim.

 Vah vah.

 İçlerinden biri, kendini uçurumdan attı.

 Bu da, şebek gibi bize geldi.

 At ürkünce şaha kalktı ve adamı tepeledi.

 Yerde taş kesildi.

 İntihara meyil, akıl hastaları arasında yaygındır.

 Bildiğimiz üzere.

 Finn.

 – Cesetleri gömün.

 – Tamam.

 Doktor Lamb.

 Kendini, sırtından bıçaklamış da olabilir mi?

 Düştüğünde sert bir şeyin üstüne düşmüş olmalı.

 Keskin bir şey.

 Çok yazık.

 Bunu öylece bırakıp gidemezsiniz.

 Neyden evlat?

 Kendiniz de ceseti inceleyebilirsiniz.

 Adli tıpçı değilim ben.

 Sen de öyle.

 Doktor Lamb, bu adam açıkça  At tarafından ezildi.

 Bir akıl hastanesini idare ediyorum.

 Ve sen de, doktor, bakman gereken hastaların var sanırım.

 Bu delilik.

 Ne dedin sen?

 – Bu delilik dedim.

 – Delilik.

 Delilik mi dedin?

 Çalışanlarımın önünde beni nasıl delilikle itham edersin?

 Sizi hiçbir şeyle itham etmedim.

 İki hasta öldü, Newgate   çünkü sen işini yapmıyor ve onlara göz kulak olmuyordun.

 – Silas.

 – Nerdeydin, Newgate   bu iki arkadaş kaçtığında?

 İhmalkârlığın yüzünden daha kaç kişi ölmeli?

 Silas!

 Hemşire, sanırım içeri geçsek iyi olur.

  1 Mart 1891.

  Silas Lamb adındaki bu muamma, beni hayrete düşürmeye devam ediyor.

  Silas, orduda cerrah olduğu yıllar hakkında sessizliğini koruyor    savaş hakkında    hepsinden öte, bu akıl hastanesine düşmesine    neden olan korkunç hadise.

 Hayır!

 Hayır!

  Ve hâlâ da en ufak bir şüphesi yok    iş, barbarca dediği benim    metodlarıma gelince.

  Böyle şeylerle itham edilen biri tarafından    zâlimlikle suçlanmak ne kadar ironik.

 Hayır!

 Hayır!

  Birinin, en çok korktuğu şeyi bulduğunuzda    onun deliliğinin anahtarını keşfetmiş    yani onu kontrol etmeyi keşfetmiş olursunuz.

  Silas pek az şeyden korkardı.

  Ama her insanın dayanabileceği direnme sınırı vardır.

  Ve ben de, onun doktoru olarak, onun sınırını bulacağıma şartlandım.

  Onu tedavi etmek    ve tamamlamak için.

  Silas, hatâen, beni kontrol edebileceğine inanarak    bunun keyfini çıkarıyordu.

  Keder dolu zihninde, Stonehearst’tı, yanlızca    satranç mücadelesi olarak görüyordu.

  Beni de, keyfinin yerine gelmesi için kullandığı    piyonu olarak görüyordu.

  Ama Silas da, çoğu çocuk gibi, bütün oyunların    biteceğini unutmuş görünüyordu.

  Ve sadece bir kişinin kazandığını.

  3 Ekim 1899.

  Aradan geçen dokuz yıldan sonra    Silas Lamb’in kafasından silip    atamadığı anıyı bulmak için çaba harcadım.

  Çok zâlim bir anne mi?

  Sadist bir baba mı?

  İlgisiz bir Tanrı mı?

  Cavabı bulduğumu söyleyemem.

  Tek bildiğim, Silas Lamb gibi bir hayvanın    tekrar adam olabilmesi için    ilk önce kırılması gerektiğiydi.

 Şu an benim takım elbisemi giyiyorsun.

 Üstüme tam uydu, değil mi sence de?

 Tabi, biraz daraltmam gerekti.

 Çünkü sen   benden daha şişman birisin.

 Ya da öyleydin.

 Sanırım, silahsız bir adamı   soğukkanlılıkla öldürmeni, iştahını etkilemediğini   görünce şaşırmamalıyım.

 Tam aksine.

 Onların ölümü, beni ve arkadaşlarımı   çok üzdü.

 – Arkadaşların mı?

 Onlara bir grup ayyaş ve kronik mastürbasyoncu desek daha doğru olur.

 Komik, kronik mastürbasyonda daha önce bir zararlılık görmedim.

 Yine de, buraya başsağlığı dilemeye ve   artık kimsenin aynı hatayı tekrar yapmayacağını söylemeye geldim.

 Ve iyi niyet göstergesi olarak da   yemeğinizi arttıracak ve   aşağıya daha fazla taze su göndereceğim.

 Gördüğün gibi, eski dostum, senin aksine   zalim biri değilim ben.

 Bu arada   hazır ben burdayken   hastaların durumlarıyla ilgili rapor almak isteyebileceğini düşündüm.

 Zerre umrumda değil.

 Artık benim sorumluluğumda değiller.

 Melankolikler, afyon verilmediğinden dolayı   artık daha az uyuşuk haldeler.

 İsterikler, bir taraflarını dürtmediğin için   artık daha rahat haldeler.

 Hatta mongolidler bile sınırlanmadıklarından ve mutfaktaki   saçma işlerde çalıştırılmadıklarından dolayı daha mutlu.

 Elinizdeki erzak bittiğinde, hepinizin   açlıktan ölecek olması çok acı.

 Elimizde yeteri kadar erzak var.

 Ne düşündüğümü söyleyeyim sana, eski dostum.

 Şu öksürüğün için hiçbir şey almadın   ecza dolabına bakmayı ihmal ettiğin için   ve ilaç almadığın için afyon bağımlısı oldun.

 Ve eminim ki bu takım elbisemi giymenin nedeni   dolaptaki en kalın giysi olması   ve embesiller kazan dairesinde çalıştığı için çabuk ısınmak için   bunu giymek zorundasın.

 Umarım aklı başında olan biri gibi   davranmaktan keyif almışsındır, Silas.

 Bu maskaralıklarınız   o zavallı adamların beynini   nasıl dağıttığınızı unutmanıza yardım ediyor mu bari?

 – Bay Finn.

 – Doktor Lamb.

 Doktor Newgate’i bul.

 Benimle ameliyathanede buluşmasını söyle.

 Sen bilirsin.

 Yeme o zaman.

 Sanki çok umrumda, seni yaşlı inek.

 Millie.

 Yoruldum.

 Hemşire olmaktan yoruldum.

 Her şey daha önceki haline dönemez mi?

 Ben deneyebilir miyim?

 Teşekkür ederim.

 Şimdi de   benim için de deneyebilir misin?

 O bunu tadını sevmiyor.

 Hayır.

 Oğlun, değil mi?

 Sen ne yersen o da onu yer, değil mi?

 – Ama nasıl?

 – Kablolardan biliyorum.

 Nasıl pencereden bana kadar geldiğini görmüyor musun?

 Afgan’larla savaşıyor şimdi.

 Açlıktan ölmemi istemiyorsun değil mi   anneciğim?

 Daniel?

 – Evet.

 – Çok şükür.

 Bu gerçekten sen misin, Daniel?

 Evet, benim.

 Dinle beni, aramızda ne kadar mesafe olursa olsun   her zaman aklımda olacaksın.

 Canım evladım.

 Dinle, anneciğim   Kraliçe Majesteleri için gizli diplomatik bir görevden dolayı   ne yazık ki tekrar yurtdışına gitmeliyim.

 Nereye?

 Bunu söylemem yasak.

 Ama gideceğim yerde yiyecek çok az   o yüzden ikimiz için de yemelisin.

 Benim için bunu yapabilir misin?

 Oğlun Daniel için?

 Yiyeceğim.

 Yiyeceğim.

 İşte böyle.

 İşte böyle.

 Aferin.

 Çok güzel.

 Hayır, hayır, hayır.

 Git yat.

 Dinlen biraz.

 Daha yapacak işlerim var.

 Hayır, doktorun emri.

 Sorun değil.

 Git.

 Millie, kapıyı kilitle.

 Biraz daha.

 Çok güzel.

 İşte böyle.

 Aferin.

 Çok güzel.

 Çok teşekkür ederim.

 Millie’nin gerçekten dinlenmeye ihtiyacı vardı.

 Lamb, dört hemşirenin işini yaptırdığı için kendini çok yoruyordu.

 Aç karna, buz gibi bir koğuşun ortasında.

 Birkaç ay sonra bahar gelecek.

 Belki de birkaç ay içinde hepimiz ölmüş oluruz.

 Zatürre.

 Tifüs.

 Açlık.

 Hatta Finn bile.

 Lamb’in bu girişimi sonuç vermeyecek, Eliza.

 O göremiyor, çünkü delilik gözlerini kör etmiş.

 Ama senin değil.

 Buraya geldiğim ilk zamanlar, Millie zar zor konuşabiliyordu.

 Salt, onu kontrol altında tumak için morfin veriyordu.

 Lamb her türlü ilaç tedavisini kaldırdı.

 Koğuşlarda çalıştırmaya başladı onu.

 Onun için iyi oldu.

 İş görebilen genç bir kadın haline geldi.

 Evet, bir çocuk aklı var, ama en azından yaşıyor, Edward.

 – Kardeşinmiş gibi seviyorsun onu.

 – Evet.

 Bu yüzden onu asla terk edemem.

 Terk etmek zorunda değilsin.

 Gerçekten, terk etmek zorunda değilsin.

 Üçümüz beraber gidebiliriz.

 Birlikte.

 Burdan uzakta yeni bir hayata başlarız.

 – Nereye?

 – İspanya’ya, İtalya’ya.

 Güneşin her zaman parladığı   gökyüzünün mavi olduğu, ve istediğin herşeyi   yapabilecek kadar özgür olabilirsin.

 Gerçekten canlı hissedebileceğin bir yere.

 Bunun olmasını sağlayabilirim.

 Yapabilirim.

 Hiçbir şey bize engel olamaz.

 Hiçbir şey.

 Kocam engel olabilir.

 Olursa, onu öldürürüm o zaman.

 Dikkatli ol, Edward.

 Bu şekilde konuştuğun zaman, bir doktormuş gibi konuşmuyorsun.

 Seninle beraber iken, ben  Ne olduğumu unutuyorum.

 Yerinde olsam, ona o kadar yaklaşmazdım.

 Isırgan bir tiptir kendisi.

 Doktor Lamb gelmeni istiyor.

 Nereye?

 Beni izle.

 – Newgate, tam vaktinde.

 – Ne için?

 Kendim tasarladığım bir makineyle uyguladığım prosedürde bana   yardımcı olman için, ki işe yararsa, akıl hastalığının tedavisinde   yeni bir çığır açacak.

 Talihsiz bir vaka.

 Kendisinin, Stonehearst’ın gerçek müdürü olduğunu sanıyor.

 Yaygın bir oyun.

 Napolyon ve İsa Peygamber’in hemen arkasındaki makam.

 Ne yapacaksın ona?

 İyileştireceğim tabi ki.

 Edison’un çağımızdaki buluşuyla   deli-gömleğini, soğuk su banyolarını   kusma makinesini, dayak cezasını   tarihe gömmeliyiz.

 Finn, üç saniye ile başlıyoruz.

 Ben buna “elektroterapi” diyorum.

 Ve sanırım deneğin beynine uygulandığında   göreceklerin seni büyüleyecek.

 Eğer burda pratiklik edinmek istiyorsan   daha sağlam bir mideye sahip olman gerek.

 Acıtıyor görünebilir, ama seni temin ederim öyle değil.

 Evet, ama kalbi, bunun onda biri onu kalbini durdurmaya yetebilir.

 Şimdi yapma şerefini sana bırakıyorum, Doktor.

 Ne?

 Hayır.

 Beş saniyelik doz işi halledecektir.

 – Ama Doktor Lamb, böyle bir şey  – Yap dedim!

 Yap hadi.

 Ve şimdi   bu yöntemin, inanılmaz derecedeki   mucizevi etkilerini   göreceksin.

 Adınız nedir efendim?

 Bilmiyorum.

 Buranın müdürü siz misiniz?

 Bilmiyorum.

 Gördüğün gibi   az önce binbir türlü hile ile meşgul olan zihin   şimdi sakin bir halde.

 Ben–ben hastanede miyim?

 Stonehearst Akıl Hastanesinde yatan bir hastasınız.

 Sizler de kimsiniz?

 Söyle ona, Doktor.

 Söyle dedim.

 Seni burda tutanlarız.

 Hoşgeldin 1900 Bu, ilacın son kalanı.

 Teşekkür ederim, Doktor.

 Şimdi dinleyin beni.

 Yapabiliyorsanız dinlenin.

 – Gücünüzü toplamalısınız.

 – Ne için?

 Bu gece, sizi çıkarmaya çalışacağım.

 – Hepinizi.

 – Bu gece mi?

 Neden?

 Çünkü Lamb’in Salt üzerinde yaptığı şey, korkarım   sadece provaydı.

 Hepinize yapmasından korkuyorum.

 Bu gece o zaman.

 Doktor Salt’un metodlarını hiçbir zaman onaylamadım.

 Tabiki, eleştirmek haddime değildi.

 Eliza, her zaman ona ve diğer hastalara   iyi davrandığını söyledi.

 Onları kendi çocuklarım gibi severdim.

 Lamb bile mi?

 Silas’ta bile iyilikten bir parça var.

 Delilikten dolayı yitirmiş olsa bile.

 Onu nasıl anlarım?

 İlk içgüdün doğruydu.

 Onu, bir hastan olarak düşün.

 Zihninin en karanlık köşesini aydınlatmak için   zihninin parlayan ışığını kullan   böylece belki, senden ve hatta kendinden, delicesine sakladığı   şeyi bulabilirsin.

 Yapman gerekeni ancak o zaman anlayabilirsin.

 – Onu yenmek için mi?

 – Hayır.

 Onu iyileştirmek için.

 Lamb’i bir hasta olarak düşünmek, çok güç.

 Belki sen de onun en çok zaman harcadığı yerde zaman harcamalısın.

 Neden gitmeme izin vermiyorsun?

 Gitmek istiyorum.

 Çünkü senin yaşındaki bir kız için uygun değil.

 Artık küçük kız değilim ben.

 Hanımefendi oldum.

 Çok da güzel biri, hatırlatırım sana.

 Genç erkeklerin nasıl da gözlerini alamadıklarını görmelisin.

 Dinle beni, Millie.

 Ben dönene kadar, bu odada kalmalı ve kapıyı   kilitlemelisin, anladın mı?

 Sırf onunla kaçabilmek için beni burda bırakıyorsun, değil mi?

 – Kiminle?

 – Doktor Newgate, elbette.

 Millie, bu hiç doğru değil.

 Beni, burda temizlik ve diğer işleri yapmam için bırakarak   onunla kaçıp uzaklara gideceksin, ve bu hiç adil değil.

 Yok, hayır.

 Şşş.

 Burdayım, burdayım.

 Hiçbir yere gittiğim yok.

 Eliza?

 Evet, canımın içi.

 – Nasıl bir şey?

 – Ne nasıl bir şey?

 Aşık olmak?

 En güzel kadınsın.

 Çok güzel olmuşsun.

 Dansa kaldırmak için geldin sanırım.

 İnan bana, hiçbir şeyi bunun kadar istemezdim.

 Ama zamanımız yok.

 Bana bir iyilik yapmanı istiyorum.

 Yapmam gereken bir şey var, ve eğer Lamb beni sorarsa   biraz hava almak için dışarıya çıktığımı söyle.

 Şimdi söyle.

 Nereye gidiyorsun?

 Bütün bunlara son vermenin bir yolunu bulmaya.

 Bekle.

 Edward, bekle.

 Yemek hazır.

 Eliza.

 Nasılsınız?

 Kim?

 Ben mi?

 Memnuniyetle.

 Bölebilir miyim?

 Vay vay.

 Ne kadar güzel bir elbise.

 Ve hoş ayakkabılar.

 Onu, bir hastan olarak düşün.

 Zihninin en karanlık köşesini aydınlatmak için   zihninin parlayan ışığını kullan   böylece belki, senden ve hatta kendinden, delicesine sakladığı   şeyi bulabilirsin.

 Olamaz.

 Plörezili, sanırım.

 Balgamdan dolayı olur.

 Zavallı  Zavallı çocuğun kalbi durmuş.

 Cesedi yukarı çıkarabilir misiniz?

 Hayır.

 Dokunmayın ona.

 Daha iyi bir yere gitti.

 Hayır.

 Buranın, sözde daha iyi bir yer olması gerekiyordu.

 Nerdeyse gece yarısı oldu.

 Yok mu biri?

 Sen.

 Gidip bir şampanya getir.

 Çabuk ol.

 Dostlarım   dışarıda bana katılın.

 Yeni bir yüzyıl başlamak üzere.

 Peter!

 Peter nerde?

 Peter, piroman arkadaşım benim.

 Bu şerefi sana bırakıyorum.

 Bu gece, kendimizi   aşağılık geçmişimizin   ateşiyle ısıtacağız.

 İşini bitirdin mi, Ted?

 Şırıngayı kast ediyorum.

 Hepsine ilaç verip uyutacaksın demek.

 Önce Mickey Finn seni uyutmazsa tabi.

 Bunu hiç beklemiyordum.

 Kutsal değerler aşkına.

 Bu sağlam olandı!

 Gel bakalım.

 Gel bakalım.

 Hayır, Ted.

 Doktor!

 Tam vaktinde geldin.

 Aynen öyle.

 Burdasın demek.

 Hepimiz burdayız.

 Bize katılsana, Doktor?

 Tabi.

 Buyrun.

 On   dokuz   sekiz   yedi, altı   beş, dört   üç, iki   bir.

 Durun!

 Durun!

 Şampanyaları içmeyin!

  Duyduğunuz hiçbir şeye inanmayın    gördüklerinizin ise sadece yarısına inanın.

 Hoşgeldin tekrar, Ted.

 Biz sahnedeki yerimizi alırken, dinlen biraz sen burda.

 Göz açıp kapayıncaya dönerim.

 Hadi.

 Sevgili dsotlarım   birkaç saat önce   yeni bir yüzyılın gelişini kutladık   birkaç saat sonra da   şafak sökerken, beraber hazırladığımız   bu muazzam deneyle   yeni bir günü hep beraber kutlayacağız.

 Eliza.

 Çok şükür geldin.

 Lütfen kayışları çözmeme yardım et.

 Lütfen.

 Eliza.

 Eşyalarının arasında buldum.

 Neden buraya geldin?

 Buraya akıl sağlığı bilimini öğrenmeye geldiğimi biliyorsun.

 Yalan söylüyorsun.

 O seni gönderdi.

 – Kim?

 – Kocam.

 – Beni ona götürmen için.

 – Hayır.

 Sana inanmıyorum.

 Neden geldin buraya?

 Buraya   senin için geldim.

 Benim için mi?

 Neden?

 Seni, altı ay önce   tıp dersinde görmüştüm.

 Orda görmüştüm seni.

 Sen de orda mıydın?

  Yardım edin, kimse yok mu?

 Lütfen, deli değilim ben.

 Yolunu kaybetmiş ve güzeldin.

 Ve seni, gösteri izleyen biri gibi izlemek çok zoruma gitmişti.

  Bana bak.

 Yapabilseydim durdururdum, ama yapamadım.

 Durduramadım.

 Sonra da kendime söz verdim   seni bulacağıma ve hiçbir şeyin beni durduramayacağına.

 İsmimi dahi biliyor muydun?

 Anlamı yoktu.

 Hayır, anlamı var.

 Öbür türlü söylemen, diğerlerinde aşağı kalır yanın yok demektir.

 Kimden?

 Ailemden   doktorlarımdan, kocamdan.

 Bana, alınıp satılacak, sergilenecek ya da sahip olunacak   değerli bir şeymişim gibi davrandın.

 Öyle düşünmedim, Eliza.

 Öyle mi?

 Nasılmış peki?

 Bana sahip olan, sendin.

 Müsaadenizle, hanımefendi.

 Buradan gitmelisin.

 Git lütfen.

 Köye git.

 Lütfen.

 – Sıra, Ted’in büyük gösterisinde.

 – Eliza, söz ver bana.

 Söz ver bana.

 söz ver bana.

 Eliza.

 Eliza!

 Bu gece, bize ihanet eden bir adama   merhamet edeceğiz   ve mucizevi tedavi yöntemiyle   onu da kendimiz gibi yapacağız.

 Bunu yaptığımızda da, daha önce suçlu olduğu için zindana atılmasına   gerek kalmayacak, üstümüzde yolumuzu aydınlatan ışık gibi   tam olarak iyileşmiş bir vaziyette   bize katılacak.

 Ve onunla, bizden biriymiş gibi kucaklaşacağız.

 Vah vah.

 Oysa senden iyi bir doktor olurdu.

 Nadir rastlanan bir yeteneğin vardı.

 Kafayı yemişsin.

 Hepimiz kafayı yemişiz, Doktor Newgate.

 Bazıları, kafayı yediğini kabul etmeyecek kadar.

 Çevir kolu, Finn.

 Şimdi.

 On saniyelik   dozla başlıyoruz.

 Bekle, bekle, bekle.

 Başlamadan önce, bir isteğim olacak senden.

 Yeleğimin cebinde   Eliza Graves’in bir fotoğrafı var.

 Ona vermeni istiyorum.

 Öyle olsun.

 Silas.

 Silas.

 Silas!

 Devam et.

 Daha hızlı.

 Daha hızlı!

 Sana ihtiyacım yok.

 Kendim yaparım.

 Eliza.

 Eliza, bacaklarım.

 Acele et.

 Eliza!

 Eliza!

 Eliza.

 Bana bak.

 Bana bak.

 Kolu çevir!

 Kolu çevir!

 Çabuk, ellerim.

 Eliza, çöz beni.

 Çabuk, ellerim.

 Herkes dışarı çıksın!

 Binayı boşaltın!

 Boşaltın!

 Bu anahtarları al ve onları çıkar.

 – Sen nereye gidiyorsun?

 – Lamb’i bulmaya.

 Herkes dışarı çıksın!

 Bu taraftan gidin.

 Devam edin.

 Bu taraftan gidin.

 Devam edin.

 Acele edin.

  Yardım edin lütfen, Doktor Lamb.

  Dr.

 Lamb.

 Acı çekiyorlardı onlar  Ben de  Bitti, Silas.

 – Kurtardım onları.

 – Biliyorum, biliyorum.

 – Hepsini kurtardım.

 – Biliyorum.

 Savaş sona erdi, Silas.

 Otur şuraya.

 Hanımlar.

 Hastaları yangından uzak tutalım.

 William.

 William, benimle gel.

 – Tamam, Bayan Pike.

 – Gel.

 İçeri.

 Eliza.

 Eliza.

 Eliza.

 Şuraya otur.

 Silas.

 Beni duyabiliyor musun?

 Silas.

 O gitti.

 Eliza.

 Şimdi gidebiliriz.

 Edward, yapamam.

 Neyi yapamazsın?

 Buradan başka bir yerde olmayı hayal edemiyorum.

 Yapamaz  Öyle demek istemediğine eminim.

 Evet.

 Çünkü senin aklın yerinde   benimse değil.

 Aklım başımda değil.

 Seni deli gibi seviyorum.

 Eliza, dinle beni.

 Dinle beni.

 Sana söylemem gereken bir şey var.

 Sana başında söylemeliydim, ama çok korkuyordum söylemeye.

 Eliza  Bu affedilemez.

 Akıl hastanesi böyle yönetilmez.

 Aman Allahım.

 Bir buçuk saattir burda olduğumuzun farkında mısın?

 Müdürünüzle, çok acele   konuşmamız gereken bir şey var.

 – Hayır.

 – Ne?

 Onunla konuşamaz mıyız?

 Neden konuşamıyor muşuz?

 Buyur, canım.

 Çayın, Benjamin.

 Yanılmıyorsam burda sorumlu sizsiniz, değil mi hanımefendi?

 Evet, benim.

 İlginç.

 Sorun değil.

 Bu nedir peki, beyfendi?

 Eliza Graves adında, daha önce benim gözetimimde olup şu an burda olan   bir hastanın tahliye kağıdı ve benim gözetimime verme emri.

 Maalesef bunu yapamam, beyfendi.

 Ne?

 Neden yapamazsınız?

 Çünkü üç hafta önce tahliye edildi.

 Kimin emriyle?

 Doktor Newgate’in emriyle.

 Kusura bakmayın, anlamadım?

 Oxford’dan, Doktor Edward Newgate’in emriyle.

 – Bu mümkün değil.

 – Nedenmiş bu?

 Çünkü sevgili hanımefendi, Doktor Edward Newgate benim.

 Korktuğum gibi.

 Çok geç kaldık.

 Biri ne olduğunu bana anlatabilir mi lütfen?

 Sizin Doktor Newgate olarak bildiğiniz adam geç adamın   ne ismi Newgate idi, ne de kendisi bir doktordu.

 Çok saçma.

 Tabiki bir doktordu.

 Emin olun hanımefendi, öyle değildi.

 Kimdi o zaman?

 Londra’da Bethlehem Kraliyet Hastanesinde   iki ay öncesine kadar, benim gözetimimde olan   çok kurnaz ve dengesiz bir hastaydı.

 Kusura bakmayın, ama bu hiç mantıklı değil, Doktor.

 Neden bir akıl hastanesinden başka birine gitme zahmetine girsin ki?

 Karımı bulmak için.

  Sıradaki hasta.

 Sorusu olan?

 Görünüşe göre, ona Oxford’ta uyguladığım tedaviyle   Bayan Graves’e tutulmuş.

 Ondan kısa süre sonra, odasından kaçtı   iki hademeyi ekerek, çamaşırları sarkıtıp   cep saatimi ve gözlüğümle   beraber aynı zamanda  Kimliğinizle.

 Her açıdan söylemem gerekiyor ki   o çok dengesiz biri.

 Aşırı yalancılık dediğimiz “Pseudologia fantastica” hastalığından muzdarip,  daha önce pek az rastladığım bir durumdur.

 Onu tanıdığım onca yıl boyunca   gerçek kimliğini hiçbir zaman bulamadım.

 Hiçbirşey hissetmeyecek kadar   duygusuz olabilir   tedavisi yoktur.

 Şah   mat.

  Afedersiniz ama size katılmıyorum Doktor.

  Santa Kristina Akıl Hastanesi, Toskana İtalya Herkes tedavi edilebilir.

  İşin doğrusu, sanırım sizin genç adam, kendi tedavisini buldu.

  Nerde bulmuş tedaviyi?

  Bir yerde değil.

 Birinde.

 Benim devam etmemi ister misiniz, Hanımefendi?

 Olur, teşekkür ederim.

 Lütfeder miydiniz, Bayan Lamb?

 Memnuniyetle, Doktor Lamb.