92 dk

Yönetmen:Philippe Lioret

Senaryo:Philippe Lioret, Olivier Adam

Ülke:Fransa

Tür:Dram

Vizyon Tarihi:31 Temmuz 2006 (Fransa)

Dil:Fransızca

Müzik:Nicola Piovani

Çekim Yeri:Reims, Marne, Fransa

Nam-ı Diğer:Don’t Worry, I’m Fine

Oyuncular: Mélanie Laurent, Kad Merad, Isabelle Renauld

Özet

Lili, İspanya tatilinden dönüşte, ikiz erkek kardeşinin babası ile tartışmalarından sonra evi terk ettiğini öğrenir. Ailesinin bu olayı hafife almasını ve babasının umursamaz tavrını onaylamaz.

Lili umutsuzca kardeşinin telefonunu bekler fakat herhangi bir haber çıkmaz. Bir süre sonra Lili depresyona girer ve yemek yememeye başlar. Beklenmedik bir anda kardeşinin gönderdiği kartpostal eline ulaşır

Alt yazı

Geliyorum!

 Bavullarımı alayım.

 İşte bu.

 Teşekkürler.

 Ben iyiyim, merak etmeyin  Merhaba bir tanem.

 Çok uzun sürmedi, değil mi?

 Aşağı yukarı 11 saat.

 Ailem  Lea.

PARIS 25 Ağustos  Thomas  Lili.

 Ve ailesi.

 – Yarın haberleşiyoruz o zaman.

 – Tamamdır.

 Görüşürüz.

 Hoşçakalın.

 Biz bu taraftan gidiyoruz.

 Bu kıza bayıldım.

 – Çok iyi birine benziyor.

 O kızı çok sevdim.

 – Senden biraz büyük gibi, değil mi?

 – 25 yaşında.

 Ne kadar güzel, görmedin mi?

 Üniversiteye gidiyor.

 Doktora yapıyor.

 – O ne öyle?

 – Master’dan sonra yapılıyor.

 Benim uyduruk diplomamla mukayese edilmez yani.

 Kardeşin gitti.

 – Döndü mü ki?

 Tatili nasıl geçmiş?

 – Bilmiyorum.

 Nereye gitti peki?

 Bilmiyoruz.

 Beş gün oluyor.

 Bir şey mi oldu?

 Ufak bir tartışma yaşadık.

 Bana kızdı.

 Seni aramadı mı?

 Hayır.

 Yani 2 hafta önce aradı.

 Niçin kavga ettiniz?

 Sebepsiz.

 Anlatsanıza.

 Sebepsiz yere.

 Odasıyla ilgiliydi.

 – Nerede olduğunu bilmiyor musunuz?

 – Hayır.

 Loic, benim.

 Döndüm.

 Beni ara.

 Öptüm.

 Ne yapıyor bu adam böyle?

 A6 yolunda 20km boyunca tüm Paris’te trafik felç vaziyette.

A10’da da işler pek farklı değil  Duş almaz mısın?

 Bana bir not bile bırakmamış.

 Öylece çekip gitti işte.

 Odasıyla ilgili bunca tantana neden çıktı?

 Gayet derli toplu işte.

 Ben toparladım.

 Yapma anne.

 Loic’i bilirsin.

 Tezcanlıdır ama uzun sürmez, döner.

 Evet.

 Yemek hazır.

 – Geliyorum.

 Merhaba, ben Loic.

 Lütfen mesajınızı bırakın.

 Benim.

 Niçin aramıyorsun?

 Neler oldu, bilmiyorum.

 Ama çok üzgünler.

 Ara beni.

 Öptüm.

 O arkadaşınla İspanyolca konuştunuz mu?

 Tabii ya, ne demezsin?

 İspanya’da bir ay kalınca, bülbül gibi şakır insan.

 Çok Fransız var mıydı?

 Dolu!

 2 Lyonlu kız, Brittany’li muhteşem bir çocuk.

 O zaman Bretonca da öğrenmişsindir.

 Barcelona’da mı kaldın?

 Turlar olmadı mı?

 Bir defasında sahil turu oldu.

 Ama Barcelona inanılmaz bir yer!

 Franco döneminde, orası polislerin şehriydi.

 Bizler için de pek “inanılmaz” değildi.

 Değil mi?

 Evet.

 – Al.

 – Teşekkürler.

 Yememişsin.

 Gitarını almış.

 Akustik gitarını.

 Evet.

 Gerçekten neler oldu?

 Odası ile ilgili olamaz.

 Kendimi bildim bileli dağınıktır odası.

 Odası yüzündendi.

 Ama büyüdü.

 Ben yumruk yumruğa girişeceklerinden korktum.

 Bilirsin onları.

 Çay ister misin?

 Geliyor musun?

 Ben yürüyüşe çıkıyorum.

 Bu saatte mi?

Manş Denizinden bulutlar gelmekte 

 fırtına ise İtalya istikametinde seyrediyor.

 – Nasıl, iyi miydi?

 – Harikaydı.

 Dosdoğru geri dönesim var.

 Loic’i gördün mü?

 – Dönmüş mü?

 Evet, ama gelmesiyle gitmesi bir olmuş.

 Seni aramadı mı?

 Hayır.

 Çok sık aramaz, bilirsin.

 Onunla gitmedin o halde.

 Hayır.

 Camille beni yürüyüşe götürüyor.

 Keşke onunla tırmanışa gidebilseydim.

 Son yaptığımızı dinlemek ister misin?

 Daha doğrusu, onun son yaptığını.

 Nerede olduğu hakkında hiçbir fikrin yok mu?

 Muhtemelen bir hatun bulmuştur.

 Bunu senin için yazmış.

 Adı “Lili”.

Lili 

Şu sahte yaşamından sıyrıl bir daha 

Ne olursun, bırak tüm alışkanlıklarını 

Göreceksin, yaşanıyor ihtiyaç olmadan yardıma 

Pek çoğu var öğreneceğin dahası 

Ortasından geçeceğin her sokakta 

Evvelinde bulunmadığın mekânlarda 

Ben olacağım senin yanında 

Lili 

Biliyorsun bizim gibiler için bir yer var hâlâ 

Her damarda dolanır aynı kandan 

Seni melek yapanın kanatlar olmadığını anlarsın 

Tek yapacağın çıkarmak kötülükleri aklından 

Ortasından geçeceğin her sokakta 

Evvelinde bulunmadığın mekânlarda 

Ben olacağım senin yanında  Merhaba güzelim.

 İyi misin?

 – Evet, sen?

 Buralar tuhaf geliyor, değil mi?

 Ne o?

 Sıkıcı şeyler işte.

 “Mozambik’te Politikacıların Nüfuzu.

” Sanırım sıkıcı şeylerden zevk alıyorum.

 – Siz ne alırdınız?

 – Aynısından.

 Yarı zamanlı bir iş buldum.

 Ne işi?

 Bir süpermarkette kasiyerlik.

 Gayet güzel.

 Geldin mi havalı?

 Gökyüzü güneşli, o yüzden rahat olabiliriz.

 “Havalı”, benim hava durumcusu olduğumu betimliyor.

 – Biliyorum.

 Onunla bir ay geçirince, her şeyi öğrenmişsin bakıyorum.

 Şapşal şey.

 Hava durumunu bilmekten nefret ederim.

 Al benden de o kadar!

 Eğlenceli olan kısım, Patagonya’yı, Vladivostok’u bilmek.

 Ama sadece yerel hava durumuna bakıyor.

 Uydularla tüm dünyayı görebiliyorsun.

 Geçen gün, 2 saat Azores’in açıklarındaki balinaları izledik.

 Balinalara bayılırım.

 Neyin var?

 Ne oldu Lili?

 Hiçbir şey.

 Sadece  Kardeşim çekip gitmiş.

 İkizin mi?

 Geri dönecektir   ama beni aramıyor   ve sebebini bilmiyorum.

 Neden gitmiş?

 Babamla atışmışlar.

 Döndüğümde   gitmişti.

 Daha önce böyle gider miydi?

 Hayır, ama hep kapışırlardı.

 Tüm bunlardan bıkmıştı.

 Buralardan, Vigneux’den.

 Bizimkilerden.

 Gideli 6 gün oluyor.

 Geri dönecektir, sıkma canını.

 Vigneux’lü müsün?

 Ben de yakınlardanım.

 Draveil.

 Montgeron lisesine mi gittin?

 Benim kardeşim de oradan mezun.

 Ben de oraya gitmiştim.

 Son sınıfa kadar.

 İlginç, değil mi?

 Neyse  Afedersiniz.

 Seni arayacaktır.

 Üzme kendini.

 Nasılsın?

 Tren kafamı şişirdi.

 Nasılsın?

 Günün nasıldı?

 Neler oldu baba?

 Nasıl yani?

 Biliyorsun!

 Odası yüzünden çekip gitmezdi!

 Neler oldu?

 Bilmek istiyorum, anlat bana!

 – Hiçbir şey olmadı.

 Sana söyledik olanları.

 Sana inanmıyorum, doğruyu söyle!

 Doğruyu söyledim Elise.

 – Sana inanmıyorum!

 – Yeter Lili.

 Ne yeter?

!

 Loic kayıp!

 Başı dertte olabilir!

 Sense hiçbir şey yapmıyorsun.

 İşe gidiyorsun, mektupları okuyorsun.

 Senin yüzünden evi terketti!

 Ne yapabilirim yavrum?

 Polise gidebilirsin!

 Zamanı gelmedi mi sence baba?

 Zaten gittim.

 – Ne zaman?

 – Unuttum, bir hafta oldu.

 Sonuç?

 Hiçbir şey.

 Gittiğini söyledim.

 Ne dediler peki?

 Kahretsin!

 Cevap versene!

 Sakin ol.

 Reşit olduğunu ve dilediğini yapmakta özgür olduğunu söylediler.

 Peki arayacaklar mıymış?

 Telefon bıraktım.

 Bir gelişme olduğunda arayacaklar.

 Harika!

 Kendini yıpratma.

 Faydası yok.

 Faydası yok demek!

 Baş belaları!

 Yemeğe geliyor musun?

 Hayır.

 Ne yapıyorsun?

 Hiçbir şey.

 Birazcık da olsa yemez misin?

 Aç değilim.

 Dün gece de bir şey yemedin.

 Anne, yalvarırım beni rahat bırak.

 2 EYLÜL

2 gün önce Tunus’taydım.

 – Nasıldı?

 – Muhteşem!

 Greg, Leo’yu gördün mü?

Okul değiştirdi.

 Neden?

 Çok umrunda sanki!

 Geliyor musunuz?

 Benim sınıfım değil.

 – Siz hangisini arıyordunuz?

 – 17.  17, F binasında.

 Teşekkürler.

 Bu seneki müfredata göre   derslerinize ek olarak   bir şirkette stajyerlik de yapmanız gerekiyor.

 Şirketler üzerinde araştırmaya başlasanız iyi olur.

 Bu araştırma süreci de, eğitiminizin bir parçası.

 Tren 15 dakika rayda kaldı.

 Kim bilir neden!

 İlk günün nasıl geçti?

 Okula da gelmemiş.

 İster misin?

 Belki de ölmüştür.

 Saçma sapan konuşma.

 Aksi takdirde arardı.

 Bir sorunu olsa haberimiz olurdu.

 Hayatta olsa beni arardı.

 Beni arardı!

 Onunla ben kavga etmedim!

 Mesajlarımın hiçbirine cevap vermedi!

 Sesli mesajları ise dolmuş!

 Baba, elimizden hiçbir şey gelmiyor.

 Böyle bir şey olamaz!

 Kabul etmiyorum!

 Anladınız mı?

 Etmiyorum!

 Ne diye bana öyle bakıyorsunuz?

 Lanet olsun!

 Belli bir zarar meydana geldiğinde bundan söz edebiliriz 

10 EYLÜL  ve ortada bir kusur varsa   ya da hata ile kusur   arasında var olan   bir bağ olması durumda.

 Şayet iki koşul da mevcut durumdaysa Hukuki Sorumluluk   kusur sahibine belli müeyyideler karşılığında yansır.

 Bayan Tellier   bize Hukuki Sorumluluğun üç koşulundan bahsedebilir mi acaba?

 Ya da bu dersin neden bahsettiğinden?

 Hukuki Sorumluluk.

 Anlamadım?

 Ayağa kalkın lütfen.

 Kalkıp, yüksek sesle söyleyin.

 Cevabınızı hepimiz merak ediyoruz.

 Çekilin!

 Bayan!

 Beni duyuyor musunuz?

 Yanında şekeri olan var mı?

 Bir bardak su getirir misiniz?

 Bayan.

 Uyanın!

 Bayan!

 Ne zamandır yemek yemiyorsun?

 – 8-9 gündür.

 Kendisine sordum hanımefendi.

 Bilmiyorum.

 Tansiyonun çok düşük.

 Yemek yememeye devam edersen, hastalanacaksın.

 Bir şeyler yemelisin.

 Çok değil, ama düzenli olarak.

 Midenin bitap düşmesini engellemelisin.

 Anlaşıldı mı?

 – Evet.

 Bu arada yataktan çıkmayacaksın.

 Sorunun ne olduğunu biliyor musunuz?

 Kardeşiyle ilgili.

 Kendisi evi terk etti.

 Hiç aramadı.

 Hafif bir sakinleştirici yazıyorum.

 İsterseniz sizin için de yazabilirim.

 Teşekkürler, gerek yok.

 – Siz ister misiniz hanımefendi?

 – Ben zaten alıyorum.

 – Elise’ydi ismi değil mi?

 – Evet.

 Yemek yememeye devam ederse, hastaneye aldırmamız gerekecek.

 Risk alamayız.

 – İyi misin bir tanem?

 – Bir şey oldu mu?

 Yavaşça, yavaşça.

 Acele etme.

 Kıpırdayabiliyor musun?

 – Evet.

 Yerleşip, giyinebilirsin.

 Yardım ister misin?

 Hayır, teşekkürler.

 Ne yapıyorsun?

 Cevap ver!

 Ne yapıyorsun?

 Bunlarla vedalaş küçük hanım.

 Bir şeyler yiyene kadar bunlar bizde kalacak.

 Telefon olmaz.

 Ver onu.

 Ver şunu!

 Bir telefon bekliyorum!

 Görüşme yapmak yasak.

 Önce yemek yenecek, sonra bakarız.

 Haydi, çekil.

 Haydi ama, çekil.

 Çekil yoksa birini çağırırım.

 Pijamalarını giyin.

 Birazdan gelirim.

 Genelde vak’aların kaynağı düşündüğümüz şey değildir.

 Bundan eminiz.

 Onun ikizi.

 Çok yakınlar.

 Emin olduğumuz tek şey, ağır bir depresyon geçirdiği.

 Sebebini öğrenmemiz gerekiyor.

 Siz kardeşi olduğunu söylüyorsunuz.

 Belki etkisi vardır.

 Ama çok daha derin bir sebebi olsa gerek.

 Araştıracağız ve bulacağız.

 Ziyaretin yasak olduğunu bilmeniz gerekiyor.

 Size bile.

 Nasıl yani?

 Ağır gelebilir.

 Ama bu da tedavinin bir parçası.

 Öncelikle yemek yiyip, kilo almaya başlasın, sonra ziyaret edebilirsiniz.

 İyi akşamlar hanımlar.

 Biraz yemeğe çalış.

 İyice çiğne.

 Nasılsın?

 Yarın bir tartalım seni, ne dersin?

 Haydi, bir iki lokma bir şey ye.

 Telefonumu alamaz mıyım, lütfen?

 Öncelikle yemeğini yemelisin.

 Lütfen, sadece telefon.

 Hayır, yemek yemelisin.

 Haydi.

 Ben bekliyorum.

 İşte böyle.

 Böyle devam et.

 Şimdi alabilir miyim?

 Veremem, sana söyledim.

 Sen yemeğe devam et.

 10 dakika sonra gelirim.

 Yemediğin sürece miden büzülecek.

 Gitgide zayıflayacak, gelişim bozuklukları gösterecek, adetlerini kaçıracaksın.

 Bunun yanında, hafıza yitimi yaşayacak, saçlarını ve dişlerini kaybedecek   ve kaçınılmaz kalp sorunları ile karşılaşacaksın.

 Kalp bir kastır.

 Ve senin şu an kasların eriyor.

 Ölmek istemiyorsun, değil mi?

 Françoise!

 Neyin var?

Bir geceyi bile rahat geçiremez misin?

Françoise!

 Lea, ben Lili.

 Evry Hastanesi’ne kapatıldım.

 Kim o?

 Ne?

 Nereye?

 – Evry Hastanesi.

 Lili?

 Neler oluyor?

 Bir sorun mu var?

 15 EYLÜL

Merhaba doktor.

 Bay Tellier, Bayan Tellier.

 Burada olmamalısınız.

 Onu göremeyeceğinizi söylemiştim.

 Aramanız yeterdi.

 3 gündür arıyoruz.

 Ama hiç haber alamadık!

 Demek ki haber yokmuş.

 Sabırlı olmalısınız.

 Onu kendi iyiliği için   bakıma aldık.

 Onu bize göstermemenin hiçbir faydası olmaz!

 Bay Tellier, 50 yıllık psikiyatriyi sorgulamayın lütfen.

 Ne yaptığımızı biliyoruz.

 Hâlâ bizimle mücadele ediyor.

 Ama üzerinde çalışıyoruz, bize güvenin.

 – Sizinle mücadele mi ediyor?

 – Biraz.

 İyileşecek.

 Kurallara riayet ederse, son derece hızlı iyileşecektir.

 Tek yol bu.

 Endişelenmeyin, tamam mı?

 Sizi haberdar edeceğim.

 Eminim edersin!

 Merhaba.

 Tabii ya.

 Merhaba.

 Burada olduğunu bilmiyorduk.

 Nasıl?

 – Ziyaret yasak.

 Neden?

 İnsanları tedavi etmek için, bir deliğe tıkıyorlarmış da ondan!

 – Kes şunu!

 – Neyi keseyim?

 O gerizekâlıyı duymadın mı?

 Bir bildikleri varmış diye, kızımızı hapsettiklerini söylemedi mi?

 Sıçarım 50 yıllık psikiyatrisinin içine!

 Ne biliyorlar ki?

 Kahrolasıcalar!

 Afedersiniz.

 411.

 Yapma!

 Kim o?

 Biziz.

 Geldiğiniz için teşekkürler.

 Sizi yakalarlarsa  İyi misin?

 Siz nasılsınız?

 İşin nasıl?

 İşim mi?

 Marketteki mi?

 İyi, güzel.

 Sizi de uyandırdık.

 Kusura bakmayın.

 Çok kalmayız.

 Senin için ne yapabiliriz Lili?

 Bilmiyorum.

 Bak sana ne getirdim.

 Adı “Denizi İzlemeye Gitmek”.

 Güzel fikir, değil mi?

 Beni buradan çıkartabilir misiniz?

 Burada öleceğim.

 İyi misin?

 Telefonumu almam gerek.

 Nerede?

 Hemşirelerin odasının yanındaki odada.

 Loic ararsa diye.

 Lütfen.

 Kilitli dolapta.

 Anahtarı bulmalısın.

 Lütfen.

 Ne yapıyorsunuz burada?

 Kimsiniz?

 Jean!

 Jean!

 Ne oldu?

 Orada!

 Acele et!

 Al, tut şunu.

 Durun!

 Durun dedim!

 Neler oluyor böyle?

 Kimsiniz siz?

 Gitmek istiyorum.

 Onu rahat bırakın!

 Baksanıza haline!

 Verin onu!

 Buradan öylece çıkamazsınız!

 Küçük hanım odanıza lütfen.

 Jean, ona yardım et.

 – Dokunma ona!

 – Tamam, bitti.

 Bırakın onu.

 Böyle bir şeye müsamaha göstermemiz yakında bir kaosa neden olacaktır.

 Psikiyatri koğuşu, ciddi vak’alar barındırır.

 Kusura bakmayın.

 Oturun.

 Dürüst olmam gerekirse, kızınızın sağlık durumu beni endişelendiriyor.

 Şüpheli emareler gösteriyor.

 Yemek yemeği reddediyor.

 Serumla beslenmeye devam edecekti.

 Ancak onu da söküp atmış.

 Kardeşinin öldüğünü   ve kendisi de ölmek istediğini söylüyor.

 Bunu size söylemek istemezdim.

 Ancak gerçekler bunlar.

 Onu yatağa bağlamak zorunda kaldık.

 Ne?

 Serum verebilmek için.

 Glikoz olmasa, ölürdü.

 Ona zorla yemek yediriyoruz.

 Bu vahşilik!

 Resmen işkence bu!

 – Paul!

 – Ne Paul’ü?!

 Bay Tellier, öfkelenmekte haklısınız.

 Yetti artık.

 Girip onu göreceğiz.

 İzin veremem.

 Bu onun sinirlerini daha da etkileyecektir.

 Ölümcül tehlike arzediyor.

Geyik avına köpeklerle çıkmak adettendir.

Buna kısaca “Aport” deniyor.

Aport, avın kutlamasını temsil eden bir kelime.

At sırtında, avın izini sürerken 

 “Aport” kelimesi duyulursa 

 av borazanı çalar ve  Randevunuz var mıydı?

 Hayır, ama bu kızım, Elise Tellier’le alâkalı son derece önemli bir mevzu.

 Onu görmeniz mümkün değil.

 – Doktor beyle görüşebilir miyim?

 – Randevu almanız gerekiyor.

 Kardeşinden mektup geldi Doktor.

 Kardeşi, ona mektup yazmış!

 Gelin.

 Bunu okuması lazım.

 Girin.

 Oturun lütfen.

 Onu bundan haberdar etmeliyiz!

 Bu imkânsız, siz de biliyorsunuz.

 Ne imkânsızı?!

 Ama bu kardeşinden geliyor!

 Artık yemeye başlayacaktır.

 İşler o kadar kolay değil Bay Tellier.

 Oturun lütfen.

 Bana gerizekâlı muamelesi yapmayın!

 Kızımın ihtiyaçlarını bilirim!

 Mektupta ne yazıyor?

 Açmadım.

 Ona gelmiş, bana değil.

 Eğer ona siz vermezseniz, ben vereceğim.

 28 EYLÜL

Girin.

 Merhaba, bir tanem.

 İyi misin?

 Televizyonun yok mu?

 Yok.

 Al bakalım.

 Güzel bir albüme benziyor.

 Teşekkürler.

 Diskman’in nerede?

 Hâlâ vermediler.

 Sadece kitaba izin veriyorlar.

 O halde  Bir dahaki sefere kitap getiririm.

 Yemeğe başladın mı?

 Evet.

 Ne diyor?

 Rouen’deymiş.

 – Görmüştüm.

 – Görmüş müydün?

 Zarfın üzerindeki mühürde yazıyordu.

 Ne yazmış?

 İyiymiş.

 Deliye dönmüş, mantıklı düşünemez olmuş.

 Kafasını boşaltması gerekmiş.

 Beni arayıp sormadığı için üzgünmüş.

 Bu kadar mı?

 Sizi çok öpüyor.

 Yemek!

 Afedersiniz.

2 EKİM

Bana bırak.

 Yine sana.

 Çay ister misin?

 Evet, teşekkürler.

 Ne diyor?

 “Lili, Rennes’e yeni geldim.

 Çok güzel bir şehir 

 sanırım bir süre kalacağım burada.

 Geçici bir iş arıyorum.

 Belki bir barda gitar çalarım, belli mi olur?

O sinir herifi görmemek 

 öyle güzel bir duygu ki!

Rezil hayatını, o meymenetsiz suratını!

Benim için endişelenme.

 Ben iyiyim.

 Seni seviyorum.

 Çok öpüyorum.

 Annemi de.

 Loic.

” Sütlü mü, limonlu mu?

 Sütlü.

 Anne, aralarında neler geçti?

 Anne?

 Sana anlattığı gibi.

 İkisini de anlamakta zorluk çekiyorum.

 Lanet olsun!

 Annenin ayağı sürekli takılır oldu.

 Artık her şeyi kırıyor.

 Pazartesi okula başlayacak mısın?

 Bilmiyorum.

15 EKİM

 Lea burada değil.

 Biliyorum.

 Bir şey lazım oldu.

 Benim değil o.

 Üzgünüm, yeniyim de.

 Bay Reynaud!

 3 No’lu kasadan bekleniyorsunuz.

 Son girdiyi iptal etmem gerekiyor.

 Fazladan bir ürün okutmuşum.

 Uyanık ol biraz!

 Sizi bu kasaya alabilirim.

 Dikkat et evlat!

 Tam iş çıkışı saati.

 27,50 Euro lütfen.

 Teşekkürler.

 Teşekkürler.

 – Kusura bakmayın tekrar.

 Bu kadar mı?

 Hiç iyi bir müşteri değilsin.

 Neden?

 Komisyon mu alıyorsun?

 Öyleyse, biraz daha alabilirim.

 Hayır, gerek yok.

 7’de mi çıkıyorsun?

 Evet, 7’de paydos veriyoruz.

 Bir Perrier alayım, lütfen.

 Lea bu gece hocasıyla mı buluşacak?

 Evet.

 Kardeşinden haber var mı?

 Dün bir kart geldi.

 Le Mans’dan.

 Oradan oraya dolaşıyor desene.

 Evet.

 Ne yaptığını bilmiyorum.

 Söylemiyor mu?

 Geçici işlerde çalıştığını söyledi.

 Bazen barlarda gitar falan çalıyormuş.

 Çok iyi gitar çalıp söyler.

 Birkaç gün   bazen bir hafta kalıp, ayrılıyor.

 Rennes’den iki kez mektup gönderdi.

 Sonra yine gitti.

 Beni görmek istemiyor.

 Büyükbabamların evinin orada, bir gün, bir genç evini terk etmiş.

 Hiç kimse sebebini anlamamış.

 Yıllarca tek bir haber alamamışlar.

 Tek bir mektup bile.

 Sonra bir gün, ailesi evden 300 kilometre uzakta   onu görmüş.

 Kaldırımda yatmış   bir köpek gibi yalvarıyormuş.

 Bana neden bunu anlatıyorsun?

 Bilmiyorum.

 Bir insanın aklını okuyamayacağını göstermek için sanırım.

 Belki birisiyle tanışmıştır  Gazeteye bir ilan verip   adresini veya telefonunu istemelisin.

 Beni görmek istemiyor.

 Sana söylemek istediğim bir şey var.

 Hastaneye gelmeniz   çok hoştu.

 Kitap da öyle.

 Güzel, değil mi?

 Mutlu son olmasa da güzeldi.

 O son kimine göre güzel, kimine göre kötü.

 Hayat böyle zaten.

 Şurası.

 – Mavi kapılı olan mı?

 – Evet.

 “Thruman Show” burada oynuyor işte.

 Loic buraya Kızılderili arazisi gibi derdi.

 Yerleşimden kilometrelerce uzak.

 Her gün bu eziyet çekilmez.

 Kiralık yer buldun mu?

 Hayır.

 Ya çok pahalı, ya da tutulmuş.

 Kapıcımız yakında evi boşaltıyor.

 Ona sorayım mı?

 Kirasına bağlı.

 Zaten içi bu araba kadar.

 Çok pahalı değildir.

 Olur o zaman.

 Tamam.

 Görüşürüz.

 Dönüş yolunu bulabilecek misin?

 Tabii.

 Olmadı bir Kızılderili’ye sorarım.

 Nasılsın?

 Hayırdır?

 – Bir selam vereyim dedim.

 – Ben de çıkıyordum.

 Evdeler mi?

 Başka nerede olacaklar?

 Ben kaçtım.

 Geciktim bayağı.

 – Görüşürüz.

 – Görüşürüz.

 Markette eski İngilizce öğretmenini gördüm.

 Okulu bırakmamanı, seneye geri dönmeni istedi.

 Dönmeyeceğim, söyledim size.

 Hayatını bir kasiyer olarak mı sürdüreceksin?

 Bir şeyler bulurum.

 Lise diplomasıyla mı?

 Sende o bile yoktu.

 Benim başka şansım yoktu.

 Gece okuluna gittim.

 Keşke imkânım olsaydı da üniversiteye gidebilseydim.

 Artık diplomasız insanlara iş vermiyorlar.

 Diploması olmayan, serseri, uyuşturucu satıcısı ya da fahişe oluyor.

 Yani ben de mi fahişe olacağım?

 Loic’ten haber var mı?

 İyiymiş.

 Angers’deymiş.

 Beğenmemiş, kalmayacakmış.

 “Ama o sinir heriften kurtuldum 

 “odanı topla” ve “gürültü yapma”larından kurtuldum.

 Yakamı ondan kurtardım.

 Artık yaşadığımı hissediyorum.

Umarım iyisinizdir.

 Annemi benim için öp.

 Seni seviyorum.

 Öptüm Loic.

” Bir daire buldum sanırım.

 Ben de ayrılıyorum evden.

31 ARALIK

Kaybolmuş gibi bir halin var.

 Tanıdığın birileri var mı?

 Lea ve Thomas’la beraberim.

 Lea şu siyahi olan.

 O Lucille’in arkadaşı.

 Çok iyi biridir.

 Nerede tanıştınız onunla?

 – Aynı yerde çalışıyoruz.

 Sen de mi üniversitedesin?

 Hayır, süpermarketteyim.

 Onun dışında ne yapıyorsun?

 Hiçbir şey.

 Ben bir kasiyerim.

 Hayır, ondan başka yani?

 Ben sadece kasiyerim.

 Gerçekten mi?

 Evet, gerçekten.

 Ben bir içki alacağım.

 Sen de ister misin?

 – Hayır teşekkürler.

 Merhaba, ne arzu etmiştiniz?

 Biraz şundan alayım.

 – Buyrun – Teşekkürler.

 Çok sıkılmadın ya?

 Hayır, iyi gidiyor.

 Kafamı dağıtmak için içiyorum.

 Bir şeyler de yemelisin.

 Harika somon balığı var orada.

 Yahudi anneler gibi sürekli yemek yedirme bana.

 Lili!

 Gelsene, biriyle tanıştırayım seni.

 – Hayır, sağol.

 Thomas!

 Biraz gelsene.

 Sen git haydi.

 Ben de sigara içeceğim.

 Lea’yla geldin değil mi?

 Üniversite sınavına onunla beraber girmiştik.

 Ama ben giremedim.

 Ne yapıyorsun peki?

 İşletme son sınıftayım.

 Sen?

 Süpermarket Kasiyerliği hazırlıktayım.

 Ne yapıyorsun orada?

 Barkodları ezberliyorsun.

 Sonra fiyatlardan vize ve finale sokuyorlar.

 Bu teori dersleri.

 Pratikte ise   üç dakika içinde ödenen parayı kasaya işleme   ve hızlı para üstü verme uygulamaları oluyor.

 Çok zor bir iş gibi duruyor.

 5  4  3  2  1  Mutlu Yıllar!

 Mutlu Yıllar!

 Mutlu Yıllar!

 Eve gitsem ayıp olur mu?

 Emin misin?

 Haklıydın.

 Bir serseri oldu ve benimle görüşmekten utanıyor.

 Aşka, sağlığa ve paraya!

 Chateau Beychevelle 1995.

 Hayırlı olsun!

 Aromasını vermesi için havalandırmalıydın.

 Unuttum.

 Ne diyorsun?

 Gayet güzel.

 Bir ara rengi çok tuhaf oldu.

 Tuz var mı?

 – Ben alırım!

 – Hayır, hayır.

 Yemene bak sen.

 Yeni yılın ilk gününde, egzotik bir yemek deniyor.

 Çılgınca değil mi?

 Pek hoş olmamış.

 Bir dünya pişirmiş.

 Bütün hafta ben yiyeceğim onları.

 Bu yeni Alsas yemek tarifi.

 Almaz mısın?

 – Olur.

 Dün gece, parti nasıldı?

 – Güzeldi.

 Siz ne yaptınız?

 – Hiçbir şey.

 Leducs’lerle görüşmediniz mi?

 Bu yıl değil.

 İki gün önce yollamış.

 Yeni ulaştığını yazmış.

 Hâlen orada olmalı.

 Ben de oraya gideceğim.

 Reims koca şehir!

 Onu hayatta bulamazsın.

 Yarın pazar.

 Kalabalık olmaz.

 Otelleri kontrol edeceğim.

 Şehir merkezinde onun karşılayabileceği gibi dört tane otel var.

 Sahi mi?

 Onun karşılayabileceği rakam nedir?

 Daha iyi bir fikrin mi var?

 Kıçını serip oturmaktan iyidir.

 Benimle gelir misin?

 İkimiz daha iyi sonuç alırız.

 Beni reddediyor.

 Görmek istemeyecektir.

 Bu sefer ne demiş?

 Söylesene!

 – Yapma baba!

 – Paul!

 Ne?

 Eğer benimle ilgiliyse bilmeye de hakkım var demektir!

“Lili, Reims’deyim.

 Burası rezalet!

Neyse ki gitarım var.

 Aptal babam beni çalarken hiç dinlemedi!

Onun o kahrolası suratından ve perişan hayatından 

 kurtulmak çok güzel.

Nice mutlu senelere kardeşim.

 Hep aklımdasın.

Annemi benim için öp.

 Loic.

” Öyle demek istememiştir.

 Yapma anne.

 Perişan hayatıymış!

 Ne perişanlığı?

 25 yıl kıçımı sıkıp, it gibi çalışmaktan çok mu zevk aldım?

 Buranın parasını kim verdi?

 Motorsikletinin, gitar derslerinin, dağ tırmanışı kurslarının parasını kim verdi?

 Yeter Paul.

 Anlıyorum seni baba.

 Görüşürüz.

 Onunla çok yakın iletişim kurmadığım doğru, değil mi?

 – Bilemiyorum.

 – Ben biliyorum.

 Onun hiçbir şarkısını dinlemediğim de doğru.

 Onunla beraber hiçbir şey yapmadım.

 Beraber top bile oynamadık.

 Yanımda kendi hazırladığı bir CD’si var.

 Sana bırakabilirim.

 İyi olur.

 Harika olduğunu göreceksin.

 Onu görürsem, dinlediğini söyleyeceğim.

 Hoşuna gidecektir.

Lili 

Şu sahte yaşamından sıyrıl bir daha 

Ne olursun, bırak tüm alışkanlıklarını 

Göreceksin, yaşanıyor ihtiyaç olmadan yardıma 

Pek çoğu var öğreneceğin dahası 

İleriye atacağın her adımda 

Karşına çıkacak her sorunda 

Ben olacağım senin yanında 

Ortasından geçeceğin her sokakta 

Evvelinde bulunmadığın mekânlarda 

Ben olacağım senin yanında  Merhaba.

 Birini arıyordum.

 20 yaşlarında.

 Adı Loic.

 Loic Tellier.

 O da gitar çalar.

 Evsiz mi?

 Bilmiyorum.

 O elemanın adı neydi?

 Loic değildi sanırım.

 Neyse kusura bakmayın.

 Teşekkürler.

 Şehir merkezine nereden çıkabilirim acaba?

 – Şehir merkezi burası.

 Teşekkürler.

 Şehir merkeziymiş!

 Kafası güzel herhalde.

 O isimde bir kayıt yok.

 Sağ taraftaki St.  Andre’ye bir sorun.

 Sağolun.

 Merhaba.

 Birini arıyordum.

 Monopol Otel’inden söylediler.

 Adı nedir?

 Loic Tellier.

 Evet, Tellier kaldı burada.

 Şu an burada mı?

 Hayır.

 Ücreti ödeyip, çıkışını yaptı.

 Ne zaman?

 Dün gece ödeme yaptı.

 Ben saat 8’de geldim sabah.

 Saat 8:45 gibi ayrıldı o da.

 Hepsi bu mu?

 Evet.

 Hayır, pardon.

 İyi görünüyor muydu?

 Üstü başı temiz miydi?

 İyi görünüyordu.

 Ama müşterileri koklamam.

 Gitarı yanında mıydı?

 Mavi gitar kılıfı olması lazım.

 Evet, mavi bir bez çantası vardı.

 Tamam mı?

 Teşekkürler.

 Hoşçakalın.

 Bitti.

 Ne?

 Thomas ve ben.

 Ondan ayrılıyorum.

 Şu anki halimizden hiç memnun değilim.

 Bu şekilde devam ettirirsek, çok daha kötü bitecek.

 Hiç olduğumuzdan öteye gidemedik.

 Birlikte yaşayan iki arkadaştan öte.

 Bir daha görüşmeyecek misin?

 Arkadaş olarak tabii ki görüşeceğiz.

 Selam kızlar.

 Kız kardeşimle bir ev kiralıyoruz.

 Hemen yüzünü düşürme.

 Büyütülecek bir şey değil.

 Umarım öyledir.

 Neyse!

 Küçük bir doğumgünü hediyesi.

 Bu benden.

 Bu benden, bizden.

 Bu da sana.

 – Benim doğumgünüm değil ki.

 – Kızmazsın değil mi?

 “Denizi İzlemeye Gitmek”in yazarından.

 Muhteşem bir kitap.

 Ayrıca mutlu sonla bitiyor bu.

 Sonunu söylemeseydin.

 Paket kâğıdım kalmamıştı.

 Sana inanamıyorum!

 Bu muhteşem!

 Ama çok pahalıdır.

 Birlikte aldık.

 Çok teşekkürler.

 Nasıl teşekkür edebilirim size?

 Nice senelere!

 Bu da ne böyle?

 Benimkini aşırınca, bir tane de sana lazım olduğunu düşündüm.

 – Hâlâ öpebilir miyim?

 – Keyfin bilir.

 – Bir de bu hediyem var.

 – Harikaymış!

 Loic’ten.

 Hediye.

 Bizimkilerin evine göndermiş.

 Bak, bu o.

 Tıpatıp sen.

 Öyle değil mi?

 Artık yiyelim mi bir şeyler?

 Önce kadeh kaldıracağız.

 Sana!

 Doğrum gününe.

 20. yaşına!

 Sizlere.

 Sana.

 Üçümüze!

 Ve ona da!

 Loic’e!

  bunun üzerine kız arkadaşı; “O kahvelik değil, CD-Rom” demiş.

 Sarışın da dönüp: “Ama kahveliğe çok benziyor!

” İş yerinde bu saçmalıklarla uğraşıyoruz sürekli.

 Eminim.

 Babamdan öğrendim çalmasını.

 İlk kez duyunca şaşırıyor insan.

 Görüşürüz hayatım.

 Nereye gidiyorsun?

 Kız kardeşime.

 Sabah 8’de dersim var.

 Görüşürüz yakışıklı.

 Pekâlâ.

 O öyle biri işte.

 Çok ani kararları vardır.

 Sence de biraz fazla ani olmadı mı bu?

 Ayrılığınız yani.

 Bir süredir işler pek iyi gitmiyor.

 Bilmiyordum.

 Benim hatam.

 Onun değil.

 Kurtulamadığım bir saplantımdan dolayı.

 Hayır sağol.

 Bir şey içmem.

 Biliyorum.

 Uyumam gerek.

 Fırtına bulutları yaklaşıyor.

 Havada bir kasvet var.

 Atmosferik mânada yani.

 İyi geceler.

10 HAZİRAN

 Pekâlâ   Lea aramızdan ayrılıyor.

 Sonbaharda da   nereyeydi?

 – Mozambik’e.

 Öyle bir yer olduğunu bile bilmiyordum.

 Ona!

 Sana evlat!

 Mozambik’e!

 Tatile!

 Gerisini boşver, direk tatile içelim!

 Tatil demek, ondan kurtulmak demek zaten.

 Orada ne yapacaksın?

 – Tezimi tamamlayacağım.

 – Nasıl geçineceksin?

 – Bursum var, çalışacağım da.

 – Oraya gitmek için para mı verdin?

 Bana da para vermeleri gerek.

 Sen nereye gideceksin tatilde?

 Creuse’e.

 Zulu’lardan daha güzel olduğu belli ama ben yine de almayayım.

 Ne zaman gidiyorsun?

 – Cumartesi.

 Bu gece gidemeyeceğimi söylemiştiniz.

 Evet, doğru.

 Dört gün için sadece iki kasiyerim kaldı.

 Creuse’un neresine?

 Ben oralıyım.

 – Neresiydi orası?

 – Crozant.

 Evet, Crozant güzeldir.

 Nehir kenarındaki bir evde, ona eşlik edeceğim bu tatilde.

 Ben de nişanlımla gideceğim.

 Bana da yer yok mudur hiç?

 Hayatta olmaz.

 Neden?

 Zululu dostlarımla olacağım.

 Haliyle onlar da beyazları yer.

 Kapıcı değilim!

 Benim.

 Gel.

 Çalışmıyor muydun?

 2 saat izin aldım.

 Bavulunu topladın mı?

 – Evet.

 Bir araba kiraladım.

 Seninkinin aynısından hem de.

 Creuse’e, bir Smart’la mı gideceksin?

 En ucuzu oydu.

 Benimle birlikte Brittany’ye gelmeyecek misin?

 Hayır.

 Bu gece bizimkilerde kalacağım.

 Yarın Crozant’a gidip, Lea’ya katılırım.

 Biraz olsun kafam dağılır.

 Yüzüp, uyuyup, bir şeyler yerim.

 Düşünmemek demek.

 Tatil anlayışın bu mu?

 Evet.

 Başka bir şey yapmayı denemeyecek misin?

 Thomas, benim için çok özelsin.

 Ciddiyim.

 Ama, tüm bunların bir parçası olmak istemiyorum.

 2 hafta boyunca, beni toparlayacak bir uyku çekeceğim.

 Bu tam bir saçmalık Lili.

 Geri dönmeyecek.

 Bunu sen de biliyorsun.

 Hayır bilmiyorum.

 Kes şunu!

 Hayatına devam ediyor.

 Neredeyse bir yıl oldu.

 O senin bu halinden hoşnut olur muydu?

 Nasıl bu şekilde yaşayabilirsin?

 Hiç kimseyle beraber olmayan, Marketin Kendini Salmış Kraliçesi gibi mi?

 Ne istiyorsun?

 Sevişmek mi istiyorsun?

 Bu mudur?

 Öyleyse, durma!

 Haydi.

 Bitirelim şu işi.

 Yapma.

 Sana daha fazlasını veremem.

 Maalesef.

 Denizi izlemenin keyfini çıkart.

 – Selam anne.

 – Selam bir tanem.

 Demek tatile gidiyorsun.

 – Evet.

 Kuzu kebabı yaptım.

 Hemen geliyoruz.

 Gel bak.

 Babanın önünde okuma.

 Çok üzülüyor.

 St. Aubin Sahil Kasabasını biliyor musun?

 – Normandiya’daki mi?

 – Evet.

 Ne demiş?

 Tatildeymiş, yüzüyormuş.

 İkimizi çok öpüyor.

 Baban için?

 Aynı şeyler.

 Okusana.

Haydi gelin!

 Ana yemek geliyor!

 Pişmek üzere.

 Harika kokuyor.

 Kimyon.

 Güzel bir sos ile birlikte tadından yenmez.

 İstediğin kadar al.

 Kuzu biraz pembe kalmalı.

 Çok pişerse hiçbir şeye benzemez.

 Creuse’un neresine gideceksin?

 Crozant’a.

 Şu akülü arabayla mı?

 Çok güzel bir yermiş.

 Gürültücü komşular yok.

 Ağustos’ta bile sakin.

 İş yerinden arkadaşlar Brittany’ye gittiler.

 Brittany de artık bizim toprağımız.

 Güzel bir yer, değil mi?

 Alain ve Myriam da St.  Malo’da bir ev satın aldılar.

 Aldığımız mezar çadırı hatırlıyor musunuz?

 Nerede biliyor musunuz?

 Garajda olmalı.

 Evde kalmayacak mısın?

 Çok kalabalık olacağız.

 Birkaç yatak da olabilir.

 Çok pişirmek mahveder dememiş miydin?

 Bir şey yok!

 Hafif kararmış.

 Ama iyi.

 St. Malo demişken   orası beni çok cezbediyor.

 Bayılıyorum.

 Hayatımın sonuna kadar orada yaşayabilirim.

 Sanırım hafiften kömürleşmişler.

 Bu yıl bir yere gitmeyeceğimizi kararlaştırmıştık.

 Tatile gitmeyeceğiz ki.

 Yaşamaya gideceğiz.

 St. Malo’ya mı?

 Nasılsa artık çocuklarımız da gitti.

 Bizi ziyarete gelebilirsin.

 Trenle sadece 2 saat.

 Hem deniz de var.

 Ne yapacağız ki orada?

 İşin ne olacak?

 Bir gözlemeci açarız.

 St. Malo ahalisinin yeni bir gözlemeciye daha ihtiyacı vardı zaten.

 Başka bir şey olur.

 Ne bileyim, biftek evi falan  İşinden ayrılmak mı istiyorsun?

 Paris’ten, evden?

 Satarız gider.

 Tabii yine sen bilirsin.

 İnternette, koca bahçeli, çiçekli, harika bir ev gördüm.

 Denize sıfır.

 Giriş katı gözlemeci, ama istemezsen değiştirebiliriz.

 Şefim, yine yangın çıktı.

 Demek denizi izlemeye geldin.

 Burada ne arıyorsun?

 Beni nasıl buldun?

 Creuse’dan burada olduğunu söylediler.

 Önce Creuse’e gidip, sonra buraya mı geldin?

 Smart’la mı?

 Al, giyin şunu.

 Biraz daha fıstık ezmeli ekmek alabilir miyiz?

 Kaç dilim olsun?

 Dört.

 6 tane de ayçöreği.

 Sonunda yiyorsun.

 Ne oldu?

 Hemen geliyorum.

 O muydu?

 Onunla konuştun mu?

 Piç kurusu bana hiç mektup yazmamış.

 Hiç!

 Loic değilmiş  Loic değilmiş 

Parisliler’in dün gece izledikleri havai fişek gösterisi ile başlıyoruz.

Birazdan bu görsel şölene ortak olacaksınız  Kim o?

 Benim.

 Cumartesi dönmeyecek miydin sen?

 Sıkıldım.

 Dün gece döndüm.

 Bir şeyler yedin mi?

 Tatlı ister misin?

 Hayır teşekkürler.

 Creuse güzel miydi?

 Evet.

 3 günde her yerini gördün demek.

 Mektubun var.

 Gördüm.

 Açmayacak mısın?

 Açacağım.

 Dondurma ister misin?

 Hayır, teşekkürler.

 – Pek keyfin yok gibi.

 – Daha yeni gelmiş, üstüne varma!

 – Sen dondurma ister misin?

 – Hayır, sağol.

 Ne yazmış?

 St. Aubin’deymiş hâlâ.

 Ama kalmayacakmış.

 Gidebildiği kadar uzağa, deniz aşırı bir yere gidecekmiş.

 “Böylece o pisliğin yüzünü bir daha görmem 

Takım elbisesini, kravatını   abonman trenini, televizyonunu, hiçbir şeyini görmem.

 Canım kardeşim, seninle bu hayatta konuşmasına izin verme.

Kendin için bir şeyler yapmaya çalış.

 Düşlerini kovala.”

Biraz kestirmek ister misin?

 Hayır.

 Biraz hava alacağım.

 Bisiklet turuna ne dersin?

 Şimdi mi?

 Evet.

 Annenle konuştuk.

 St. Malo’ya ısınmaya başladı.

 Sen ne dersin?

 Çocuklarımın odaları boş bu eve artık katlanamıyorum.

 Seni St.  Aubin’de gördüm baba.

 Mektubu postalarken gördüm seni.

 Annene söyledin mi?

 Söyle.

 Artık bildiğine göre, söyle.

 Seninkini de koyayım.

 Fransa Bisiklet Turu’nu kim kazandı?

 Bilmem.

 Afedersin.

 Sanırım St.  Malo mevzusunu konuştunuz.

 Evet.

 Sonuç?

 Sen ne diyorsun?

 Karar veremiyorum.

 Baban çok istekli görünüyor.

 Ne oldu?

 O mektupları Loic yazmamış anne.

 Ne?

 Bana hiç yazmamış.

 Babammış.

 Elyazısını taklit edip, onun adına gönderiyormuş.

 Neler oluyor, anlamıyorum.

 Ben Crozant’a gitmedim.

 Babamı St.  Aubin’de gördüm.

 Mektupları babam göndermiş.

 Hepsini.

 En başından beri.

 Ona kızma.

 O mektuplar olmasa, şimdiye ölmüştüm.

 Beni o kurtardı.

 Size söylemem gereken bir şey var.

 Birisiyle tanıştım.

 Onunla tanışmanızı istiyorum.

 Olur tabii.

 Pazar günü gelin öyleyse.

 Olmaz ama.

 Pazar günü babanın doğumgünü.

 Ne olacak?

 Bilakis Pazar günü gelsin.

 Daha iyi bile olur.

20 TEMMUZ

 Geldin mi canım?

 Bir uğrayayım dedim.

 Pazar sabahı mı?

 Arayabilirdin.

 – Kim o?

 – Thomas.

 Yaşadığımızı hatırladın mı sonunda?

 – İşin nasıl gidiyor?

 – İyi.

 Ne zaman hava durumunu izlesem aklıma sen geliyorsun.

 Teyzenlerde yemek yiyeceğiz.

 Gelmek ister misin?

 – Gelemem.

 Senin yapacak daha önemli işlerin vardır.

 Önce büyükanneni ziyaret edeceğiz.

 Bir zahmet gelirsin artık!

 – Mathieu nerede?

 – Arkadaşıyla dışarıda.

 Tabii, arkadaşlar her şeyden önce gelir!

 Nasıl biri?

 Güzel mi?

 Evet.

 Büyükannemi tanısa onu çok severdi.

 En azından Pazar günlerini ailesiyle geçiriyor!

 Geliyor musun?

 Geliyor musun?

 – Merhaba.

 – Merhaba.

 Lili’yi görmeye mi geldiniz?

 – Evet.

 Siz onun arkadaşısınız!

 Bize söylememişti.

 Sizin olduğunuzu yani.

 – Evet, benim.

 Girin.

 Şu an burada değil, ama gelir birazdan.

 Umarım gelir, yoksa rosto yanar.

 Paul, Elise’nin arkadaşı geldi.

 – Merhaba.

 – Merhaba.

 – Thomas.

 – Tabii ya.

 Paul.

 Haydi bir şeyler içelim o halde.

 Geç otur.

 Ne içersin?

 Viski mi, Porto Şarabı mı?

 Porto Şarabı uygundur.

 Arkadaşınız nasıl?

 Lea mı?

 Artık görüşmüyoruz onunla.

 Ne tuhaf.

 Hâlâ Lili’nin komşususunuz değil mi?

 Evet.

 Ama aslen Draveil’liyim.

 Onun gibi, ben de Montgeron Lisesi’ne gittim.

 Sahi mi?

 Şu işe bak.

 Birbirinizden bihaber, yanyana büyümüşsünüz.

 Evet.

 Ailem hâlen orada yaşıyor.

 Buraya gelmeden önce yanlarına uğradım.

 Büyükannemin mezarını görmeye, mezarlığa gittik.

 Dreveil Mezarlığına.

 Bilir misiniz orayı?

 Ne oldu ona?

 Dağ tırmanışı.

 Dağ tırmanışı kursunda olmuş.

 Düşmüş.

 Lili İspanya’dayken.

 Bir yıl önce.

 Ona söylemezsiniz.

 Değil mi?

 Siz çıldırmışsınız!

 Lütfen.

 – Buyrun.

 – Teşekkürler.

 Bana selam yok mu?

 Merhaba tatlım.

 Geliyorum.

 Nasılsın?

 İçki alır mısın?

 – Hayır.

 Biraz Porto Şarabı al.

 Kadeh kaldıralım.

 Doğum gününe.

 Şerefe!

 Ne yapıyor içeride?

 Anne!

 Kadeh kaldırıyoruz, gelecek misin?

 Ne oldu?

 Rosto yanmış.

 Ne olmuş?

 Neden kendini üzüyorsun?

 Önemli değil.

 Başka bir şey yaparız.

 Makarna yaparız.

 Makarna kolay olur.

 Onun için de sorun olmaz.

 Tabii.

 Dışarıda yemeğe ne dersiniz?

 Hayır, burada yeriz.

 İzin verin, sizi yemeğe çıkarayım.

 Yakınlarda “Jean’ın yeri” var.

 Yürüyerek gideriz.

 O zaman, biz sizi götürüyoruz.

 – Ben götürmek istiyorum.

 – Haklı.

 Orası daha iyi olur.

 Sana söylemek istediğim bir şey var.

 Benim de sana.

 Seni seviyorum.

 Ben de seni.

 Buradan başka bir yere çekip gitsek ya.

 Olur.

 Nereye istersin?

 Bilmem.

 Nereyi istersen.

 Denizi izlemeye dönelim mi?

 Olur.

 Lili 

Şu sahte yaşamından sıyrıl bir daha 

Ne olursun, bırak tüm alışkanlıklarını 

Göreceksin, yaşanıyor ihtiyaç olmadan yardıma 

Pek çoğu var öğreneceğin dahası 

İleriye atacağın her adımda 

Karşına çıkacak her sorunda 

Ben olacağım senin yanında

Ortasından geçeceğin her sokakta 

Evvelinde bulunmadığın mekânlarda 

Ben olacağım senin yanında 

Lili 

Biliyorsun bizim gibiler için bir yer var hâlâ 

Her damarda dolanır aynı kandan 

Seni melek yapanın kanatlar olmadığını anlarsın 

Tek yapacağın çıkarmak kötülükleri aklından 

İleriye atacağın her adımda 

Karşına çıkacak her sorunda 

Ben olacağım senin yanında 

Ortasından geçeceğin her sokakta 

Evvelinde bulunmadığın mekânlarda 

Ben olacağım senin yanında 

Lili 

Bir busedeki göz açıp kapanmada bulacağız cevabı 

İt tüm korkularını gölgelerin derinlerine 

Benzeme sakın renksiz bir hayalete 

Çünkü hayatın en güzel resmi senin içinde 

İleriye atacağın her adımda  Karşına çıkacak her sorunda 

Ben olacağım senin yanında 

Ortasından geçeceğin her sokakta 

Evvelinde bulunmadığın mekânlarda 

Ben olacağım senin yanında  Şarkı Çeviri: daedalus

Çeviri: Baronio aydinisitemiz@yahoo.

com||