84 dk

7.2/10 puan 345 kullanıcı oyladı

Yönetmen:Pierre Morel

Senaryo:Luc Besson, Bibi Naceri

Ülke:Fransa

Tür:Aksiyon, Suç, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi:10 Kasım 2004 (Fransa)

Dil:Fransızca, İspanyolca

Müzik:Bastide Donny, Da Octopuss

Çekim Yeri:MediaPro Studios, Bucharest, Romanya

Nam-ı Diğer:District B13 | District B13 | District B13 | 13th District | 13th District | District 13

Oyuncular: Cyril Raffaelli, David Belle, Tony D’Amario, Bibi Naceri, Dany Verissimo-Petit

Devam Filmleri

2004 – Banliyö 13(63,997)7.2

2009 – Tehlikeli Bölge(41,720)6.5

Özet

Yıl 2010…Fransız hükümeti şehrin en fakir ve suç oranı yüksek mahallerine karşı cözümü, bu mahallerin etrafına kalın duvarlar örmekte bulur. Duvarların icerisinde orman kanunu gecerlidir. Eski mahkum Leito (David Belle) mahallenin uyuşturucu çetesine ve onun lideri Taha Bermamud’a (Bibi Naceri) karşı savaş vermektedir. Damen (Cyril Raffaelli) ise başarılı bir sivil polistir.Taha’nın çetesi, yeni üretilmiş, tahrip gücü son derece yüksek bir bombayı çalar. Bölge 13 içerisinde bir yerde saklı olan bombanın patlamasına sadece 24 saat vardır. Bombayı bulmak Leito ve Damien’e kalmıştr. İkili bir yandan da Taha’nın çetesini yenmek zorundadır…

Alt yazı

Paris, 2010 Bazı bölgelerdeki suç oranlarının aşırı artmasından dolayı   hükümet bu tür yüksek riskli bölgeleri   duvarlarla izole etmektedir.

  Güvenlik Duvarı Yapım Tarihi: Ekim 2010 Bölge 13 – Haydi dostum, açlıktan ölüyorum.

  – Daha pişmedi.

  Tamamdır, al bakalım.

  Sizi korkuttum mu kızlar?

  Arabadan çıkar çıkmaz silaha sarıldınız.

  – Burada sorun istemiyoruz K2.

  – Sen neden bahsediyorsun?

  Bu dostça bir ziyaret, hepsi bu.

  Güzel kokuyor.

  Ne bu?

  Sosis mi?

  Çok lezzetli!

  İster misin?

  Pekâlâ, patronunuz burada mı?

  – Bugün görmedik.

  – Sorun değil, beklerim.

  Sakin ol.

  Silahsızım.

  Arayabilirsin.

  Bak, sorun istemiyoruz.

  Gitsen iyi olacak.

  Neyiniz var çocuklar?

  Sizinle de hiç doğru dürüst konuşamıyoruz.

  Sürekli sinirli ve ürkek davranıyorsunuz.

  O zaman defol git.

  Konuşmak istemiyoruz.

  Patron burada değil.

  İstersen geldiğini söyleriz.

  Tamam, kabul.

  Bir parça kağıt var mı?

  Numaramı bırakayım.

  Yok mu?

  İyi, duvara yazayım o zaman, hem kaybolmaz.

  Duvara hiçbir şey yazamazsın.

  Doğru ya, unuttum.

  Patron bundan hoşlanmıyor.

  İlginç bir patronunuz var.

  Bu lanet yerde sağlam bir bina görmek seni rahatsız ediyor tabii.

  Bu hoş bir şey.

  Şehri daha güzel gösteriyor.

  Pekâlâ, numaramı nereye yazayım?

  Elini ver.

  Elini ver!

  Seni öldürmek isteseydim bunu uzun zaman önce yapardım.

  Şuna bak, tepeden tırnağa silahlı ama bir kalemden korkuyor.

  Tamam, korkma dostum, fazla bastırmam.

  – Leito’yu neden görmek istiyorsun?

  – Onda aradığım bazı şeyler var.

  Bana ait şeyler.

  Tamamdır.

  Artık elini yıkamaman için iyi bir sebebin var.

  Bu dostça bir ziyaretti.

  Görüyorsun, değil mi?

  Neden şimdi el sıkışmıyoruz?

  Adın ne?

  – Tarık.

  – Pekâlâ Tarık, el sıkışalım.

  Hadi dostum, korkma.

  Güzel poz oldu.

  Keşke makinem olsaydı.

  Tamam mı çocuklar?

  – Gülümseyin hadi.

  Sakin olun.

  Onlar benimle.

  Şimdi konuşmak mı istiyorsun?

  Ama artık çok geç.

  Hemen yukarıya çıkın.

  Ben asansörle geliyorum.

  İlk kez çalışan bir tane buldum.

  Hadi.

  Aşağıyı ara.

  Asansör yukarı geliyor.

  Sen de arayabilirdin.

  Tarık, yukarı gelen kim?

  Tarık!

  Kahrolası, çalışmıyor.

  – Kımılda, ziyaretçilerimiz var.

  – Sonunu seyredemezsem, yarın devam edemem.

  Tarık, cevap versene.

  Tarık!

  Tarık!

  – Olamaz, görüntü bozuldu, şu antene baksana!

  Ben senin kölen değilim.

  Git kendin bak!

  Tarık, cevap ver!

  Panik yapma, dostum.

  Yemek almaya gitmiştir.

  Saçmalama, şimdiye kadar hiç bir saat önceden gitti mi?

  Çok kötümsersin.

  Leito’nun dairesi.

  Numarasını bilmiyorsundur herhalde.

  – 14 numara.

  – Teşekkürler.

  Kahrolası daire kapılarında numara yok.

  Tüm dairelere bakın!

  – Leito nerede?

  – Burada değil, yemin ederim!

  – O zaman nerede olduğunu söyle.

  – Koridorun sonunda, solda.

  Kapıda ismi var.

  – Benimle geliyorsun.

  Kapı isimlerine güvenmem.

  – Hayır!

  Sağa!

  Sola!

  Üçüncü kapı.

  Beni öldürtmeye mi çalışıyorsun?

  Adam canlı lazım, hatırladın mı?

  Taha onu canlı istiyor.

  Bence kıralım.

  3 dediğimde.

  1, 2  Yakalayın şunu!

  Aç şunu!

  Bunlar da kim?

  Aşağıda!

  Yürüyün!

  Çatıya, çabuk!

  Lanet olası!

  Orada!

  Lanet olsun!

  Yanlışım varsa düzelt.

  Şimdi sen, yirmi kilo malı çaldırdığını söylüyorsun.

  Kimin çaldığını biliyordun ve geri almaya gittin.

  Kaç kişiydiniz?

  – On, on iki kişi.

  10-12 kişi, öyle mi?

  7 kişi geri döndünüz   ve eliniz boş.

  Başka bir şey?

  Aslında onu temizleyebilirdik, ama siz canlı istemiştiniz.

  Bu harika işte.

  Yani benim hatam öyle mi?

  Söylemek istediğim o değildi.

  O şey gibiydi   sabun kalıbı gibi.

  Demek öyle!

  Şimdi, bir bakalım  Bir gramı 50 Euro’dan yirmi kilo, 1 milyon Euro eder.

  Öyle değil mi?

  Bayağı pahalı bir sabun.

  Peki, elimizden tekrar kaymaması için önerisi olan var mı?

  Dinliyorum.

  Benim, benim bir önerim var.

  K2, bu harika.

  Devam et.

  Leito, mahvettiği bütün malın karşılığını   bize nakit olarak ödemeli.

  – Bu zaten olması gereken şey.

  Ben fikrin var mı dedim.

  – Bekle!

  Dur, dur!

  Devam et.

  Kız kardeşi Lola.

  Bir süpermarkette çalışıyor.

  Eğer onu kaçırırsak, mutlaka ortaya çıkacaktır.

  Şimdi oldu işte.

  Gidip onu getirin.

  Hemen çıkacağız.

  Patron seni görmek istiyor.

  Patron bekliyor dedim.

  Dediğimi duydun kımılda.

  – O asla Salı günleri gelmez.

  Dediğimi anlamadın galiba.

  Benim ve senin patronun Taha’dan bahsediyorum.

  Taha’nın canı cehenneme.

  Bırak beni!

  – Bugün herkesin nesi var?

  – Bırak beni!

  Bırak!

  Bırak!

  K2!

  Bu benim doğum günü hediyem mi?

  Güzel parça.

  Tam benim tipim.

  – Çek ellerini!

  – Ellerine hâkim ol.

  – Üzerini aramayacak mıyız?

  – Aradık, kız temiz.

  – Haydi, dostum, bizi de düşün.

  Külodunu bize bırak bari.

  – Geri döndüğümde seni bitireceğim lanet olası.

  Senin için başka planlarım da var, çok hoşuna gidecek tatlım.

  Bununla başla bakalım lanet olası!

  Kıza dokunma dedim.

  O Taha’nın.

  Kes şunu artık, tamam mı?

  Benim.

  K2 geldi.

  Senin yüzünü çok gördüm, kızı göster.

  Tamam, buraya getir.

  Kız kardeşinin elimizde olduğunu öğrenmesini sağla.

  Keşke, öğrendiğinde yüzünün alacağı şekli görebilseydim.

  Şimdi gördün işte lanet olası!

  Hemen boğazını kesip, neden bu işi bitirmeyim?

  Beni öldürürsen, dışarıda azgın köpekler gibi bekleyen adamları ne yapacaksın?

  Pek hoş olmaz, değil mi?

  – Göreceksin Taha.

  Aramızdaki fark bu işte.

  Sen benim aklımdan geçenleri asla bilemezsin.

  Ama ben senin o lanet kafanda neler olduğunu çok iyi biliyorum?

  Dur, K2!

  Tamam.

  Sakin ol, sadece konuşuyoruz.

  Tabii, konuşuyoruz.

  Lanet olası, ne istiyorsun?

  İstediğini söyle, bu işi bitirelim.

  – İki şey.

  – Devam et.

  Binamı terk edeceksiniz ve asla yaklaşmayacaksınız.

  – Tamam, diğeri?

  – Senin hayatına karşılık kız kardeşimin hayatı.

  Gitmene izin vereceğim.

  Adamlarından biri kımıldarsa anlaşma bozulur.

  – Pek adil bir anlaşma değil.

  – Evet mi, hayır mı?

  – Tamam, anlaştık.

  – Emir ver.

  – Kız yeterli değil mi?

  – Emir ver!

  K2, kızı bırak.

  Dediğimi duydun, aşağıda bekle.

  K2, bırak düşünmeyi!

  Ne diyorsam onu yap!

  Yere yat, yoksa asla kalkamayacaksın.

  Sözümü tuttum, kız serbest.

  Şimdi bırak beni.

  Sabırlı ol, Taha.

  Buradan tek parça olarak çıkabileceğini mi sanıyorsun?

  Hepsinin senin dostun olduğunu mu sanıyorsun?

  Dinleyin, bu adamla bir anlaşma yaptık!

  Kız kardeşiyle birlikte gidebileceğini söyledim.

  Kimse bir şey yapmasın.

  Hepiniz sakin olun.

  Sen!

  Ağzını aç.

  Yut onu, domuz!

  – Bu kız tam benim tipim.

  – Kapa çeneni ve yürü!

  – Kımılda!

  – Gidelim!

  – Acele edin!

  Hadi!

  Kaçıyorlar!

  – Gidiyorlar!

  Acele edin!

  – Hadi, arabalara!

  Kaldır şu lanet şeyi yoldan!

  Çabuk, çabuk!

  Kımıldayın!

  – Çabuk ol!

  Çabuk!

  – Hadi!

  Hadi!

  Arabayı durdurun!

  Arabayı durdurun!

  Tamam, sakin olun.

  Size müşteri getirdik.

  Müfettiş’le görüşmek istiyoruz.

  Yolu açın, içeri giriyoruz.

  Lanet olsun.

  Problemlerini başka yerde çözemez misin?

  Artık burayı kapatıyoruz.

  – Bu Taha, Taha Bemamud.

  Bu isim sana bir şey ifade etmiyor mu?

  – Onun kim olduğunu biliyorum.

  Ama sana söyledim, hükümetin emriyle burayı kapatıyoruz.

  Eğer bana kanıt gösteremezsen, hiçbir şey yapamam.

  Masasından alınmış beş kilo eroin ve iki tanık var.

  Yetmez mi?

  Adamlarının hepsi dışarıda.

  Sayıları bizden çok fazla.

  Tamam, tamam.

  Anlaştık.

  Ama önce silahlarınızı verin.

  Ve sen, gözünü Taha’dan ayırma sakın.

  Bahse girerim, halen daha bir şeylerin değişebileceğini sanıyorsun.

  Bir yerden başlamak lazım.

  Evrak işlerini bir kenara bırakalım şimdi.

  Sen hücreye gidiyorsun.

  Ve sen de malını al ve kaybol.

  Bunu yapamazsın!

  – Leito!

  – Gitmesine izin verirsen   her şey çok daha kötü olacak.

  – Kötü olmayacak   çünkü buradan ayrılıyoruz.

  – Burada olmayacaksın ama   bütün bu pislik devam edecek ve sen bunları   durdurmaktan sorumlusun.

  – Hâlâ buna inanıyorsun öyle mi?

  Dikenli teller ve duvarlar, bunları unuttun mu?

  Burayı sessizce yok edecekler.

  Bu yüzden burayı boşaltıyorlar!

  Bana minnettar olmalısın çünkü o adamlar senin kanını içmek için bekliyorlar.

  Sen niye hâlâ buradasın?

  – Dediğin gibi.

  Dışarıdaki adamlarım ne söylersem yapmaya hazırlar.

  Kes zırvalamayı.

  Özgürsün, malını da aldın.

  Daha ne istiyorsun?

  – Kızı.

  – Hayır!

  Hayır!

  Hayır!

  – Şimdi defol buradan.

  – Lola!

  Seni uyarıyorum.

  Eğer bana dokunursan  Hayır!

  Lola!

  Lola!

  Endişelenme.

  Ona iyi bakacağım.

  Baylar, sizinle iş yapmak benim için her zaman büyük bir zevkti.

  Görüşürüz.

  – Hayır!

  Hayır!

  Ofisime götür, bağla ve iki gram eroin ver.

  Bu onu sakinleştirir.

  Haydi, eğlence bitti.

  Herkes işinin başına.

  Başka seçeneğim yoktu evlat.

  Tam on beş yıldır buradayım.

  Bu gece emekli oldum ve bunun nimetlerinden yararlanmak istiyorum.

  Kardeşin ve kendi hayatım arasında seçim yapmak zorundaydım.

  Üzgünüm.

  Ve sen kardeşimi seçtin!

  Sen artık ölüsün!

  6 ay sonra Bana baksana Pedro   arabamla bir sorunun mu var?

  – Adım Pedro değil.

  Adının Pedro olmaması kimin umurunda.

  Ben arabamdan bahsediyorum.

  Çeneni kapamanı istediğimde, kafanı kırsaydım hoşuna gider mi?

  O sadece bir araba.

  O bir araba değil, benim arabam!

  Tamamen yenilendi ve bana bir servete mal oldu.

  Bu yüzden senden arabama saygı göstermeni istiyorum.

  Yoksa kendini tekerlerin altında bululursun.

  Anlaşıldı mı?

  – Tamam Carlos.

  Kasıtlı bir şey yapmadı.

  Sebebin ne olduğu kimin umurunda.

  Bu çocukların hiçbir şeye saygısı yok.

  Herkes araba kapısının yavaş kapatılacağını bilir.

  Bundan sonra çok daha dikkatli olacak.

  Değil mi, Pedro?

  Adım Pedro değil.

  Dahası var!

  Kapı gıcırdıyor!

  Servis dünyanın parasını alıyor, ama arabanın kapıları hâlâ gıcırdıyor.

  Kapı gıcırtılarını halledeceğim Carlos.

  Söz veriyorum, tamam mı?

  Yeni adamlar almalıyız, Benito.

  Kötüye gidiyor.

  Frank’la konuşacağım, bana hatırlat.

  – Tamam.

  Bu Portekizlilerden bıktım.

  Beni yordular artık.

  Hem de çok!

  – Bunu Frank’la konuşacağım.

  Eğitimli adamlar istiyorum.

  Lanet olsun!

  Okuldan yeni mezun olanları istiyorum.

  Ahmaklar yerine, beyinlerini kullanan adamlar istiyorum.

  Benito, Bu lanet ülkede altı milyon işsiz var.

  Böyle iki, üç kişi bulmak bu kadar zor olmamalı.

  Eminim Frank bize birkaç iyi adam bulacaktır.

  Pekâlâ, neyi bekliyoruz?

  Güzel.

  – Ben yüz dolar koyuyorum.

  – Yirmi altıya, yirmi altıya!

  Evet!

  – Evet, işte bu!

  – Bahisler lütfen.

  – Yirmi yedi.

  – Beni unutmazsın değil mi, Carlos?

  – Merak etmeyin, Bay Keijman.

  – Tamam o zaman.

  Hafta sonu.

  Her zamanki gibi.

  Lanet olası.

  Nasıl da yüzsüz, görüyor musun?

  Bunun bize olan tüm borcunu ve komisyonunu bana hatırlatmayı unutma.

  Bugünlerde insanların eğitim düzeyi çok düştü.

  Hadi yukarı çıkalım!

  Evet, işte burası.

  – Her şey yolunda mı, Samy?

  – Hayır.

  Bir sorunumuz var.

  Öyle mi?

  Problem ne?

  Yine polis mi?

  – Bir tane burada, iki tane burada.

  Bir paket mısır almak için bir saat oyalandılar.

  – Onlar pezevenk.

  – Pezevenk mi?

  Yemek reyonunda ne yapıyorlar peki?

  Hiçbir şey, sadece bekliyorlar.

  Fahişeler oradaki kahve makinesini kullanır, bak.

  Pekâlâ o zaman bu ne?

  Dışarıda   ne olduğuna baksana.

  – Bu da ne?

  – Bunların mısır almak için   çok vakit harcayacaklarını sanmıyorum.

  – Başka şüpheli bir durum var mı?

  – Daimi müşterilerin çoğu gelmedi.

  Her nasılsa, bu bizim parayı transfer edeceğimiz geceye denk geldi.

  – Ne demek istiyorsun?

  – Bu çok cazip gelecek büyük bir para transferi.

  Yapılacak tek şey polislerle anlaşmak.

  %10’a kadar anlaşabilirsin.

  Temiz iş, risk yok.

  – Nasıl emin olabilirsin ki?

  – Çünkü bana teklif ettiler.

  – Seni ikna edemediler ama.

  Konuştuklarının gerçek polis olduğundan nasıl emin olabilirsin?

  – Çok zekisin, öyle mi?

  – Hayatta kalmak için tek yol.

  Şüphesiz.

  Okula gittin, değil mi?

  – Ekonomi okudum, diplomam var.

  – İşte bak!

  Haklıydım.

  Farkı görüyor musun?

  O halde birisi bizden para çalmaya çalışıyor.

  Hem de büyük miktarda.

  Pedro’nun tuhaf davrandığını söylememiş miydim?

  Kahrolası herif.

  – Onun adı Pedro değildi.

  Kimin umurunda.

  Adına anıt dikecek değilim.

  Tüm parayı toplayın.

  Buradan gidiyoruz!

  Pekala, kimse bir yere gitmiyor!

  Torbaları yere bırakın.

  – Benito, ne yapıyorsun?

  – Ben Benito değilim!

  Adım Damien.

  Birinci Saldırı Birimi.

  Carlos Montoya, tutuklusun.

  Beni duydun mu?

  – Benito, sen  – Sessiz kalma hakkına sahipsin.

  Söyleyeceklerin mahkemede aleyhine delil olarak kullanılabilir.

  Yanlış bir hareketin, bizimle işbirliği yapmayı reddettiğin anlamına gelir ki   bu da bizi, kendimizi savunma durumunda bırakır.

  Yeterince açık mı?

  – Ne demek oluyor bu?

  Eğer tek bir yanlış hareketini görürsem seni gebertirim demek oluyor.

  Tamam, tamam.

  Buradan nasıl tek parça çıkmayı düşünüyorsun?

  İkimiz burada biraz daha kalacağız.

  Samy, diğerlerini al ve buradan çıkın.

  Onların gitmesine neden izin verdin?

  Çünkü büyük balık sensin.

  Bukalemun yerinde.

  Herkes hazır mı?

  – Herkes hazır.

  Gönderiyoruz.

  – Şimdi ne yapacağız.

  – Neden bana soruyorsun?

  – Sen okula gitmişsin.

  – Yapma, bu yeterli mi?

  – Ne oluyor?

  – Neler oluyor?

  Ne oluyor böyle?

  İyi misin?

  Bir tarafın kırılmadı ya?

  Evet, iyiyim.

  – Bukalemundan taşıyıcıya.

  Yük hazır.

  – Operasyonu başlatın.

  Lütfen dışarıya çıkın, efendim.

  Şimdi ne olacak, Einstein?

  Acele edin!

  Burası ısınıyor!

  Hadi, halatı yollayın.

  Bana biraz mermi yollasanız daha iyi olacak.

  Parayı almamışlar.

  Kımıldayın!

  Kapıyı kapat!

  Hadi, sizi bekliyorlar.

  Çok iyi zamanlama, çocuklar.

  – Tamam çocuklar, hadi gidiyoruz!

  – Hadi, hadi!

  – Bu taraftan.

  Herkes bu taraftan, lütfen.

  – Hadi, bu taraftan.

  – İyi işti.

  – Hadi, yolu açın, hadi!

  – Bir saniye, müsaade eder misiniz?

  – Yüzbaşı.

  – Sen bugüne kadar tanıdığım, en pislik adamsın!

  Bu bugün aldığım en güzel iltifat.

  – Sana bir kardeş gibi güvendiğimi düşündükçe  – Kardeş mi?

  Adam gibi bir iş vermeden önce, altı ay arabanı yıkatmak gibi mi?

  Bu arada, şu arabanın gıcırdayan kapısı   artık gıcırdamayacak.

  – Yüzbaşı Tomaso geldi, Albayım.

  – Sağ ol.

  İçeri gönder.

  Merhaba Damien, seni dün geceki operasyonu tebrik etmek için çağırtmış   olmayı isterdim ama maalesef çok daha ciddi bir durum var.

  Otur.

  – Ayakta kalmayı tercih ederim.

  – Nasıl istersen.

  Bay Kruger’i tanıyorsun, Savunma Bakanlığı Sekreteri.

  Bay Corsini de yardımcısı.

  Çok hassas bir görev için sağlam birine ihtiyacımız var.

  Bay Kruger sana durumu etraflıca açıklayacak.

  Dün öğleden sonra zırhlı bir araçla malzeme sevkiyatı yapıyorduk.

  Bunu küçük bir hadise gibi görebilirsiniz.

  Hayır, hayır, hayır!

  O pis süngerleri sürmeyin.

  Camları rezil edeceksiniz.

  Lanet olsun.

  Pis serseriler!

  İyi haber, araçta bir izleme aygıtı vardı.

  Yani bulunduğu yeri biliyoruz.

  Senden onu geri getirmeni istiyoruz.

  Nerede peki?

  Araçtaki malzeme neydi?

  – Bu lanet şey de ne?

  – Serpme tip deneysel bir bomba.

  Temiz bomba olarak da bilinir.

  Nötron teknolojisi kullanılmış bir prototip.

  Ortalama etki alanı sekiz kilometre.

  Dalgaları kısa süreli ve çok hızlı emiliyor.

  Atmosferi kirletme oranı neredeyse sıfır.

  Bombayı ele geçirmelerinden endişe ediyorsunuz.

  Şehrin merkezinde patlarsa pek temiz olmaz, değil mi?

  Evet, endişelerimizden biri bu.

  Asıl sorun, bombanın yirmi dört saate ayarlı bir zamanlayıcısı olması.

  Ve maalesef, tam bir saat önce, bu zamanlayıcı kazara aktif hale geldi.

  – Yani bomba yirmi üç saat sonra  – Patlayacak.

  – K2.

  – Evet.

  – Bunu elimizden çıkarmalıyız.

  İmkansız, çok az zaman var.

  Yüzbaşı, sizden tavsiye istemiyoruz.

  Biz size görevinizi bildiriyoruz.

  Çalışma şeklimi biliyorsunuz.

  Haftalarca operasyon bölgesi üzerinde çalışırım.

  İçeri sızmak ise aylar sürüyor.

  – Orada iki milyon insan yaşıyor.

  Belki yarısı katil, serseri ama diğer yarısının bize ihtiyacı var.

  Masumları kurtarmak senin için önemliyse, operasyon tarzını değiştirmek zorundasın.

  Ama imkansız bir görevi kabul etmek tam anlamıyla delilik.

  Benden daha önce hiç gitmediğim berbat bir yerdeki bombayı   imha etmemi istiyorsunuz.

  – Orada sana rehberlik edecek biri olacak.

  Ayrıca, bir de yardımcı olacak demek.

  Orada doğmuş ve bölgeyi avucunun içi gibi bilen biri.

  Sana çok faydası olacak.

  – Gönüllü mü, yoksa onu zorladınız mı?

  Henüz bilmiyor, senin ikna edebileceğini düşünüyoruz.

  Leito.

  Transfer ediliyorsun.

  – Nereye?

  – Kapa çeneni!

  Mahkum 712, araçta.

  Bırakın beni!

  Bırakın beni!

  Bırakın!

  – Yürü, lanet olası!

  Mahkum 713, araçta.

  Pislik herif, beni ısırdı!

  – İyi misin?

  – Daha iyi olmamıştım.

  Kahrolası, beni tekmeleyip kurtulabileceğini sandı.

  Buradan gidiyorum.

  Gerçekten o kapıyı açabileceğini mi sanıyorsun?

  Henüz beni tanımıyorsun.

  Bana Fantoma derler.

  Ve Fantoma sekiz yılını kilit altında geçirmeyi düşünmüyor.

  Neden tutuklandın?

  Beş kişiyi öldürdüm.

  Ama asıl öldürmek istediğim kaçmayı başardı.

  Peki ondan ne istiyorsun?

  Babamı ve iki kardeşimi öldürdü.

  Onun nefes aldığını bilmek beni deli ediyor.

  Buradan çıkar çıkmaz, doğruca Bölge-13’e gidip o pisliğin işini bitireceğim.

  – Orada mı yaşıyor?

  – Evet ve orada ölecek.

  – Adamın adı ne?

  – Taha.

  Tanıyor musun?

  Büyük kayıp değil.

  Onunla iş yapmak gibi çok büyük bir aptallık yaptım.

  Çok iyi korunan bir hangarda yaşıyor.

  Bölgesinde, kendisi gibi   sebze adamlarıyla caka satar.

  – Sebze adam da ne demek?

  – Keş, eroinman.

  Hatta bir kız var, köpek gibi tasmayla dolaştırıyor.

  O kadar uyuşturulmuş birini hiç görmemiştim.

  Sanırım kızın adı Lola.

  İki dakika sonra kontrol bende olacak.

  Burada yer var.

  – Seni istediğin yerde bırakabilirim.

  – Bölge-13 bana da uyar.

  Güzel seçim.

  Damien.

  Leito.

  Tamam.

  Planlandığı gibi hapishaneden ayrıldılar.

  – Hâlâ birlikteler mi?

  Evet, araçtalar.

  İzlemek zor olmayacak.

  Mükemmel.

  Tebrikler Albay.

  Bu kadar çabuk sevinmezdim.

  Hapishaneden çıkmak, Bölge-13’e   girmekten kolaydır.

  Her şey Leito’nun rehberliği bağlı   çünkü Leito olmazsa Damien’in hiç şansı olmaz.

  Adamınız bunu dikkate alıyor olmalı.

  Yardımın gerekli çünkü yolu bilmiyorum.

  Dikkat çekmeden nasıl gidebiliriz?

  Fikrin var mı?

  – Evet, doğru git.

  – Sen ne yapıyorsun?

  – Bir yere gitmeni istemiyorum.

  Çıkar şu lanet kelepçeyi!

  – İçeri girmek istiyor musun?

  – Evet.

  Artık Fantoma benim aşağılık herif.

  Ben ne dersem, onu yapacaksın.

  Bas gaza!

  – Şimdi ne yapacağım?

  – Devam et, durma.

  Sağa dön.

  – Sağa dön dedim!

  – Seni duydum ama direksiyon hareket etmiyor!

  Durdur arabayı!

  Frenler tutmuyor!

  O zaman başka bir arabayı kullanarak yavaşla!

  Arabayı parçala dememiştim.

  – Üzgünüm ama elimden gelen bu.

  Daha iyisini yapabileceksen seni tutan yok.

  Şimdi çıkar şu kelepçeyi!

  – Sorun ne?

  Başının çaresine bakabilirsin.

  – Ne zırvalıyorsun?

  – Sen bir polissin.

  Benim aptal olduğumu mu düşünüyorsun?

  – Saçmalamayı bırak da çıkar şunu!

  Seni Bölge-13′ e getirmemi istedin.

  Tamam, işte geldin.

  Şimdi, Polisin El Kitabını al ve “Boka Battım” bölümüne bak.

  Leito, Tanrı aşkına, ben polis değilim.

  Seni hapisten çıkardım.

  Böyle mi teşekkür ediyorsun?

  Aslında nedenini merak ediyorum.

  Belki de bana ihtiyacın vardı.

  Her neyse.

  Ben yokum.

  Konu kız kardeşin olsa bile mi?

  Onun benden başkasına ihtiyacı yok.

  Lanet olsun!

  O parçaladığın araba benimdi.

  Üzgünüm dostum, bir saat önce hapisten kaçtım.

  Bu lanet aracın freni tutmadı.

  Sığınacak bir yer arıyordum.

  Sığınacak yer, öyle mi?

  Yanlış yerdesin adamım.

  Burası Monaco değil.

  Burası Bağdat.

  Söyle dursunlar.

  Sakin olun!

  Tamam, sakin olun!

  Araban için üzgünüm.

  Benimkini alabilirsin.

  Güzel anlaşma, öyle değil mi?

  – Bombaya alıcı buldun mu?

  – Konu o değil, Taha.

  Leito.

  – Leito mu?

  – Bir saat kadar önce kaçmış.

  O zaman buraya gelmesi uzun sürmez.

  Tatlım, uyan.

  Kardeşin seni kurtarmaya geliyor.

  Dikkatli olun.

  – Tamam.

  – Polis olduğumu nasıl anladın?

  – Hareketlerinden.

  Ayrıca sokaklardan gelen hiç kimse öyle temiz kavga etmez.

  Bir şeyler eksikti.

  – Neymiş o?

  – Nefret.

  – Hayal kırıklığına uğrattığıma üzüldüm.

  Nefret eğitimimin bir parçası değildi.

  Bana özgürlük, eşitlik ve kardeşliği öğrettiler.

  – Su, Gaz, Elektrik?

  – Kanunlar umurunda mı?

  Elbette umurumda ama kanunlar herkes için aynı değil.

  Öyleler ve ben adaleti sağlamak için buradayım.

  – Sadece emirleri uyguluyorsun.

  – Kanunlara uyulmazsa gerekeni yaparım.

  Ben burada doğdum.

  O sıralar kötü şeyler oluyordu.

  Şu duvarları ördüklerinde 18 yaşındaydım.

  Peki ben bu cezayı hak edecek bir şey yapmış mıydım?

  Hayır.

  Her kurala harfiyen uydum.

  Okuldan uyuşturucu satmak için ayrılmadım.

  Onlar okulu kapattı.

  Tek kusurum burada doğmuş olmamdı.

  İnsanların arabalarını yakmak bu durumu değiştirecek mi?

  Daha iyi bir yol biliyor musun?

  Şu an için, hayır.

  Burada neler döndüğünü ve seni neden kurtardığımı bilmek ister misin?

  – İyi bir sebebin olmalı.

  – Hem de çok iyi bir sebep.

  Burada bir yerde bir bomba var.

  Eğer bu bombayı iki saat içinde   etkisiz hale getiremezsem, Bölge-13’te tek bir canlı kalmayacak.

  Eğer senin gibi düşünseydim   iki milyon insanın ölmesi, umurumda olur muydu sanıyorsun?

  Her zaman kanunların herkes için olduğunu düşünüp savaşan bir enayi vardır.

  Şimdi, ya bana o bombayı bulmamda yardım edeceksin   ya da o eleştirdiğin burjuva takımı gibi öncelikle arkanı kollayacaksın.

  Burada gerçekten bir bomba var mı?

  – Neden burada olduğunu düşünmek bile istemiyorum.

  – Kim aldı, Taha mı?

  Evet, birlikte çalışmak için iki iyi sebebimiz var.

  Senin kardeşin ve benim bombam.

  Eğer yine yalan söylüyorsan, seni gebertirim, tamam mı?

  Anlaştık.

  – Pekâlâ, planın ne?

  – İçeri sızabilmek için   önce Taha’nın kaldığı yeri tam olarak tarif etmen gerek.

  Bombayı etkisiz hale getirdikten sonra kardeşini bulacağız.

  – Ben bir şey yapmayacak mıyım?

  – Sen dikkatleri üzerine çekeceksin.

  Böylece o seninle ilgilenirken, ben de işimi yapacağım.

  Ne olduğunu bile anlamayacak.

  Kafana yattı mı?

  – Telefonun var mı?

  – Evet.

  – Versene.

  – Bu Fantoma değil, James Bond işi.

  – Çok komiksin.

  – Alo?

  – Benim, Leito.

– Numaramı nereden buldun?

  – Hapiste her şeyin bir fiyatı vardır.

  – Dışarıda olduğunu duydum.

  – Karşındaki fabrikadayım.

  Kiminle konuşuyorsun?

– Ne istiyorsun?

  – Yanımda seninle anlaşma yapmak isteyen bir polis var.

  K2 sizi almaya gelecek.

  O lanet kafandan ne geçiyor?

  Planımız gizlice sızmaktı, ortalığı ayağa kaldırmak değil.

  Dikkat çekmeden.

  Gizlice, yüz yüze gelmeden, soğukkanlılığını yitirmeden.

  Polisçilik oynamayı bırakacak mısın?

  Burası Bölge-13.

  Burada her şey farklıdır ve Taha’yı çok iyi tanıyorum.

  Güven bana, tek çözüm bu.

  – Pekâlâ, planın ne?

  2000 silahlı adama karşı, hayatta kalan mı kazanacak?

  Hayır, kimse ölmeyecek.

  Kullanabileceğimiz tek şey var   o da Taha’nın zayıf noktası.

  – Neymiş o?

  – Merakı.

  – Konuşmak isteyen bu polis de kim?

  – Bilmiyorum.

  Ne zaman bir soru sorsam cevap aynı.

  Bu ne demek şimdi?

  Hakkında her şeyi öğrenin.

  Onu burada istiyorum, morgda değil.

  Hemen döneceğim.

  – Ben yokum.

  Çok riskli.

  – Yalnız gidersen ölürsün.

  Daima yalnız çalıştım ve hâlâ yaşıyorum.

  Hoşça kal.

  Taha’nın yerini avucumun içi gibi biliyorum.

  Tüm çıkışlarını da.

  Birini ben yaptım.

  – Güzel, senin adına sevindim.

  Umarım ellerini yaralamamışsındır.

  – Bombanın yerini biliyorum.

  Bensiz asla bulamazsın.

  Biraz önce bilmediğini söylemiştin.

  Bu ne demek şimdi?

  Kıymetli şeylerini sakladığı bir yeri var.

  Nasıl girileceğini biliyorum.

  – Orada olduğunu nereden biliyorsun?

  – Mutfakta saklayacak değil ya.

  Anlaşmamız şöyle  Seni bırakacağım   ama çeneni kapatıp, ne söylersem yapacaksın.

  – Hayır, asıl anlaşma şu.

  Çeneni kapatıp, kardeşimin hayatta olması için dua edeceksin.

  Buna uyarsan bombanı bulacağım.

  Şimdi çöz beni.

  Anlaştık.

  – Polis bu mu?

  – Hemen anladın K2.

  Çok etkilendim.

  Çok komiksin.

  Eğer Taha işinizi bitirmezse, ben zevkle yapacağım.

  Gidelim.

  Bizi takip edin.

  Bir aptallık yapmaya da kalkışmayın.

  – Görevin uyumak değil.

  – Özür dilerim, dalmışım.

  – Nerede?

  – İçeride.

  – Yemek verdin mi?

  – Sürekli yiyor.

  Senin için bir iş var.

  Hem de sana antrenman olur.

  Bunlarla tüm şehri haritadan silebilirler.

  Bu bombanın taşındığı kamyon.

  Artık burada olduğunu biliyorsun.

  Burada kal.

  Çıkışta seni alırım.

  – Çok sağ ol!

  Demek polis bir arkadaşın var.

  O arkadaşım değil.

  Bombayı etkisiz hale getirebilecek tek kişi.

  – Tek kişi mi?

  – Zaman dolduğunda sekiz kilometre içindeki her şey yok olacak.

  Ve sen bizi kurtarmaya mı geldin?

  Geri sayımı durduracak bir kod var.

  İki milyon insanın hayatı buna bağlı.

  Hükümet bombayı etkisiz hale getirip bizleri kurtaracak   cesur bir polis göndermiş.

  Harika bir hikaye.

  Teşekkürler, Süpermen.

  Ama dürüst olmak gerekirse, zaten onu burada tutmayı hiç düşünmedik.

  Onu geri mi istiyorsun?

  – Evet.

  Ne kadar?

  Taha, o kodu bir saat içinde giremezsem, bomba patlayacak.

  Benim yaşadığım yerde olmadıkça, bence sorun yok.

  Ama, eğer senin yaşadığın yerde patlamasını istemiyorsan   biraz iş konuşmaya başlasak iyi olur.

  Milyonlarca masum insan ölecek.

  Bunu o bombayı yapmadan önce düşünmüş olmalıydılar, değil mi?

  Evet, ne kadar?

  1 milyon Euro.

  Demek açılış 1 milyon.

  Arttıran var mı?

  K2?

  2 milyon dendi.

  İkiye katlayacak olan var mı?

  – Var.

  – Güzel.

  4 milyon oldu.

  – 4 milyon dendi.

  – Kaça kadar çıkacaksın.

  Benim hayatım o kadar etmez diyene kadar arttırmayı düşünüyorum.

  10 milyon dendi.

  Güzel, şimdi eğlenceli olmaya başladı işte.

  Ya siz Blues Brothers?

  10 milyon dendi.

  Limite sadece bir kişi geldi.

  İstiyor musunuz?

  Pekâlâ, arttırmadığınıza göre.

  10 milyona gidiyor  10 milyona satıyorum  – 20 milyon!

  – Son saniyede çok cömert bir teklif geldi.

  K2?

  – Hayır, benden bu kadar.

  Alabilir.

  20 milyona, Sattım.

  İki milyon kişi için, adam başı 10 euro.

  İki hamburger fiyatına.

  – Ödeme nakit mi?

  – Transfer.

  Nakit imkansız.

  Bomba patlamadan bankaya gidip dönecek vaktim yok.

  Djamel, Bahamalar’daki hesap numaramı ver.

  – Önce bombayı göster.

  – Elbette.

  Bunu isteyeceğini biliyordum.

  Git bak.

  Bombanın fırlatma mekanizması yoktu.

  Şanlısın, elimde her zaman bir şeyler bulunur.

  Ruslara ait bir mekanizmayı ona monte ettik.

  Bebeğin gitmeye hazır.

  İşte bombanı gördün.

  Şimdi transferi yap.

  Gördün mü Leito?

  Senden bir şeyler öğrendim.

  Şimdi bir adım önde olan benim.

  Bana Kruger’i bul.

  Çok acil.

  80735.

  Zulu, Zulu, Fox, Delta, Charlie.

– Transfer edilecek rakam?

  – 20 milyon Euro.

Bombanın orada olduğuna emin misin?

  Tam önümde.

  48 dakika kaldığını bile görebiliyorum.

Yüzbaşı, bu kadar bütçemiz yok.

  Başka bir yol bulmak zorundasın.

  Üzgünüm.

  Tamam, bekliyorum.

  Parayı toparlıyorlar.

  Sağ olun Albay.

  Tamamdır.

  Para hesabına geçti.

  Şimdi bombayı durdurmama izin ver.

  Henüz değil.

  Djamel, bankayı ara.

  Hesabı kontrol etsinler.

  – Arıyorum, Taha.

  Banka yarım saat sonra açılıyormuş.

  – Umarım zamanında açarlar.

  Siz ikiniz, diğer odada bekleyin.

  Geçin şuraya.

  Duvara karşı diz çökün.

  Ellerinizi ensenize koyun.

  Yoyo, gözünü bunlardan ayırma.

  – Şimdi ne yapıyoruz?

  – Bu senin planındı, unuttun mu?

  Beni dinleseydin, bu durumda olmazdık.

  – Sizinkiler ödemeyi yapsalardı, şimdi dışarıdaydık.

  – Çoktan ölmüştük.

  Taha’nın bizi bırakacağını mı sanıyorsun?

  Sizinkiler ödemeyi yapsalardı, evet.

  Şimdi, en azından hayatın ne kadar eder, biliyorsun.

  Yapma, benim onlar için hiçbir değerim yok.

  Damien.

  Bu olanlarda bir terslik var.

  – Ne gibi?

  Tam olarak emin değilim.

  Bir bombayı kaybetmek bu kadar kolay olamaz.

  Şimdi geri istiyorlar ama ödeme yok.

  – Konu şantaj olunca taviz vermezler.

  Nesin sen?

  Onların avukatı mı?

  Hayır ama bazı önemli değerler vardır.

  Senin de savunduğunu düşündüğüm şeyler.

  Ne kadar zamanımız kaldı?

  37 dakika.

  – Artık bir şeyler yapsak.

  – Evet, hiç fena olmaz.

  Benim bir fikrim var.

  Ne?

  – Bahsettiğim tüneli hatırlıyor musun?

  – Senin kazdığın mı?

  Evet.

  Girişi tam olarak   asansörün solundaki tuvalette.

  Tuvalete birlikte gitmemize izin verirler mi sanıyorsun?

  Hayır ama Taha’yı görmek için bahanemiz iyiyse   bizi asansörün oradan geçirirler.

  Tamam.

  Diyelim ki asansöre girdik, sonra ne olacak?

  – Onu o zaman düşünürüz.

  – Sen buna plan mı diyorsun?

  – Daha iyi bir fikrin var mı?

  – Hayır.

  O zaman başlayalım.

  – Olduğunuz yerde kalın.

  – Taha’yı görmem lazım.

  Çok acil.

  Acil, öyle mi?

  Şimdi, acilen ağzını kapat   ve hemen yerine geç.

  Anladın mı?

  Çok ahmaksın.

  Adın ne?

  – Adımdan sana ne?

  – Taha için sordum.

  20 milyon kaybetmesine, kimin sebep olduğunu bilmek isteyecektir.

  Yanlış isim vermek istemem.

  Eğer benimle dalga geçiyorsan, seni gebertirim.

  – Anlaştık.

  – Siz üçünüz benimle gelin.

  Diğerleri burada kalsın.

  – Umarım ne yaptığını biliyorsundur.

  – Sakin ol, göreceksin.

  – Şimdi dediğimde.

  – Ne?

  – Şimdi!

  – Aşağıya.

  – Klozetin içinden mi?

  Tanrım!

  Polis olmalıymışsın, seni severlerdi.

  – Beni takip et.

  Aşağıda neler oluyor?

  Neden kimse telsize cevap vermiyor?

  – Tüneldeydik, Taha.

  – Neden bahsediyorsun sen?

  Şu iki aşağılık herif, tünelden kaçtı.

  Yakalamaya çalıştık ama çok hızlılardı.

  Sonra sen aradın.

  Bekle, bekle.

  Bir daha söyle.

  Leito ve polis, onlar  Djamel!

  Transfer ne oldu?

  – Bir sorunumuz var, Taha.

  – Blöf mü yapmışlar?

  – Evet.

  – Tahmin etmeliydim!

  Başına silah dayalı olsa bile, bir polise güvenemezsin.

  Ama o pislik bunu ödeyecek!

  O bombayı yollayacağım!

  – Taha, Taha!

  Sanırım otursan iyi olacak.

  Bahama hesap numaranı, diğer tüm hesapların üzerinde   para hareketi yapmak için kullanmışlar   ve tüm hesaplarını boşaltmışlar.

  – Ne demek bu?

  Hangileri?

  Bahama, Riyad, Karaçi, Londra.

  Tüm hesaplar sıfır.

  Bu nasıl olabilir?

  Bunu bilseydim, dünyanın hakimi olurdum.

  Bu arada, bu ahmak muhasebeci artık evine dönüyor.

  İzninizle.

  Taha, bu durumda bize paramızı nasıl vereceksin?

  Aşağıda kasamda kimsenin bilmediği nakit param var.

  K2 silahını ver.

  Silahı ver dedim!

  Lanet olası ahmaklar sürüsü!

  Şimdi ne yapıyoruz K2?

  Önce Leito ve şu polisi bulalım.

  Her yeri arayacağız!

  Ayrılsak iyi olacak!

  Yoldan çekilin!

  Polis!

  – Ne kadar zaman kaldı?

  – 10 dakika.

  – Durdurabileceğinden emin misin?

  – Bunu yapabilecek tek kişiyim.

  Pekâlâ, git ve durdur şu lanet şeyi.

  Leito bizimle kalacak.

  – O bana lazım.

  Benimle geliyor.

  – Hayır.

  Tamam, biz burada kalalım, sen git bombayı durdur!

  Hemen gitsen iyi olur, çünkü 9 dakikan kaldı.

  Tamam, ikiniz gidin.

  Aşağıda bekliyoruz.

  Öyle ya da böyle aşağıya ineceksiniz.

  Bu işi becerebilirsem, bir polis gördüğüne ilk defa sevineceksin.

  – Bu da ne böyle?

  – Taha’nın hediyesi işte.

  Bana bırak, hediyeleri severim.

  Birkaç şey öğrenmeye hazır mısın?

  Hadi, sıra sende!

  – Güzel iş.

  Nereden öğrendin bunu?

  – Sanırım bir kitaptan, hatırlamıyorum.

  Her şey bitti, Lola.

  Geçti.

  Hayır, henüz bitmedi.

  Lanet olsun, telefon çekmiyor!

  Tamam, yakaladım.

  – Merak etme.

  O bu konuda uzman.

  Bombayı durduracak.

  – Alo?

  – Ben Yüzbaşı Tomaso.

Bombanın yanındayım.

  Kodları verin.

  – Şimdi neredesin?

  Bombanın yanındayım ve üç buçuk dakika kaldı.

  Kodları verin, sonra konuşuruz.

  – Bana tam yerini söyle.

  Bölge-13’te bir binanın çatısındayım.

  Hava raporu da vereyim mi?

  – İyi iş Tomaso.

  Seninle gurur duyuyoruz.

  – Sağ olun ama zaman azalıyor.

  – 9, 2, 9, 3.

  – 9, 2, 9, 3.

  3, 7, 0, 9, B13.

  7, 0, 9, B13.

  Başarabilirsem sizi ararım.

  – B13 mü?

  Bölge-13 gibi.

  – Evet.

  Kodun içinde Bölge-13 olması biraz tuhaf değil mi?

  9, 2, 9, 3 de buranın koordinatları.

  Sadece tesadüf.

  Damien, dur!

  Lütfen yapma.

  Bomba burası için değilse   neden buranın koordinatları yüklenmiş?

  Her ne haltsa.

  Bunu durduracağım, tamam mı?

  – Ya bu kod durdurmak için değilse!

  – Peki ne için?

  Aktif hale getirmek içinse.

  Neden beni buraya gönderdiler o zaman?

  İlk anda da patlatabilirlerdi!

  Çünkü patlaması gereken yer Bölge-13’ün merkeziydi.

  Neden sana tam olarak nerede olduğunu sorduklarını sanıyorsun?

  – O bir güvenlik sorusuydu!

  – Bu bir tuzak, Damien!

  Düş yakamdan da şunu bitireyim.

  Daha önce de hayatını kurtardım!

  Bana neden güvenmiyorsun?

  Ben bir askerim ve yapmam gereken bir görevim var!

  Kes şunu artık!

  Bir dakikadan az kaldı.

  Hepimiz öleceğiz!

  – Uyan artık, Damien!

  Kimse burayı umursamaz!

  Yirmi yıldır sorunlar aynı.

  Duvarlarla çevirdiler olmadı.

  Şimdi sorunu kökten çözecekler.

  Nasıl oluyor da burada hiç hükümet görevlisi yok.

  Postane ve okul da yok.

  Polis merkezi de kapandı.

  Bomba çalındı, Leito.

  Hükümet getirmedi.

  – Araç saldırıya uğradı değil mi?

  – Evet, öyle.

  – Sana böyle mi söylediler?

  – Evet!

  – Aracı sen de gördün.

  Kapılarda hiç patlama izi veya bir hasar var mıydı?

  – Belki o başka bir araçtı.

  – O olduğunu sen de biliyorsun.

  Önce, bir şekilde bombayı buraya soktular   daha sonra onu aktif hale getirmek için en iyi adamlarını yolladılar.

  Ve sen, istediklerini tam olarak yaptın!

  Önce Taha’yı devre dışı bıraktın.

  Şimdi sırada bizler varız.

  Bu imkansız, Leito!

  Sorunları çözmek için iki milyon insanı öldüremezler.

  Peki altı milyon kişi göz ve saç rengi yüzünden öldürülmedi mi?

  Üzgünüm Leito.

  – Buraya kadar.

  – Bunu yapma Lola!

  Seninkilerdense, kardeşimin fikirleri yüzünden ölmeyi tercih ederim.

  – Bitti.

  – Bu defa gerçekten bitti.

  Hayır, daha bitmedi.

  Sana beni gördüğüne sevineceksin dememiş miydim.

  Gitmek için tam 5 dakikanız var.

  Bir hatıra alabilir miyim?

  Memnuniyetle.

  Teşekkür ederim.

  Henüz bir şey yok.

  Tanrı aşkına!

  Bir saatten fazla oldu.

  – Bu geceye kadar bir şey olmazsa ne olacak?

  – Hiç bir fikrim yok, Corsini!

  Patlamasını bekleyeceğiz.

  Olacak olan bu!

  – Bu da neydi?

  – Bir şeyler oluyor.

  Gidip baksana!

  Görev tamamlandı.

  Ama bir sorun var.

  Kodları hatırlayamadım.

  İkimiz de kötü bir gün geçirdik de.

  Değil mi?

  Tamamen benim hatam.

  Giriş kodlarını unuttum.

  – Sen hatırlıyor musun?

  – Evet.

  Bu inanılmaz!

  Kesinlikle süper bir takım olduk.

  Leito olmasa çoktan ölmüştüm.

  – Pekala, kodlar ne?

  – 9, 2, 9, 3.

  – Sanki koordinat gibi.

  – Evet.

  – Çok ilginç, öyle değil mi?

  Sanırım bir tesadüf.

  Sonra 7, 0, 9.

  Hatırlaması kolay.

  Bugünün tarihi.

  7, 0, 9.

  7 Eylül.

  Yaz tatilinin sonu.

  Çok akıllıca.

  Bomba herkesin burada olacağı gün patlayacaktı   ve tek hamlede, bütün pislikler temizlenecekti.

  Yanılıyorsam, düzeltin lütfen.

  Şimdi de kalanlar.

  Sanırım bunları hatırlıyorum.

  B13, değil mi?

  Bölge-13 gibi yani.

  Nasıl da unuttum?

  Kalanları sen de girebilirsin.

  Bu bombayı Paris’in göbeğinde   patlatmayı mı düşünüyorsun?

  – Affedersin ama bu kodlar   bombayı etkisiz hale getirmek için değil miydi?

  Yani bu kodları girersem patlar mı?

  Benimle oynama Tomaso.

  Çok iyi biliyorsun.

  – Sadece gerçekleri istiyorum.

  – Bölge-13 kontrolden çıktı   maliyetler yükseldi.

  İnsanlar rahatsız oluyor.

  O serseriler için vergi ödemek istemiyorlar!

  Bir bombayla sorunu kökten halletmek en iyi çözümdü, öyle mi?

  Evet, demokratik değil ama sorunları çözecekti.

  Bir sorun hariç, sizinki.

  – Hayır, yalvarırım, lütfen.

  – Neden her şeyi temizlemiyoruz?

  – Hepimizi öldüreceksin!

  – Bunu bombayı yapmadan önce düşünmeliydiniz.

  Hayır!

  Sırf intikam almak için patlatacağımı mı sandın?

  Hayır, sorunları çözmek için her zaman şiddet gerekmiyor.

  Demokratik çözümler de var.

  Pencereden bak ve gülümse.

  Sesleri de aldın mı?

  – Neler çeviriyorsun, Tomaso?

  – İşimi yapıyorum, efendim.

  İşimi biliyorsun değil mi?

  Kanunlar herkes için geçerli ve aynıdır.

  İşim, herkesin kanunlara uymasını sağlamak.

  Eğer hâlâ anlamadıysanız televizyona bakın.

  – Karayolları, otobüs ve metro terminalleri işgal edildi.

Çıkışlar engellendi.

  Üniversite kapılarına barikatlar kuruldu.

Kamyoncular bir çok güney kentinde trafiği yavaşlatma eylemleri düzenledi.

Hatta bazı semtlerde, İşverenler Sendikasının büroları tahrip edildi.

Bürokrasi tabandan gelen savaşma arzusunu dizginlemeyi göze alamıyor.

Bölge-13 kontrolden çıktı, maliyetler yükseldi.

  İnsanlar rahatsız oluyor.

O serseriler için, vergi ödemek istemiyorlar.

Bir bombayla sorunu kökten halletmek en iyi çözümdü, öyle mi?

Evet, demokratik değildi ama sorunları çözecekti!

Bölge-13 kontrolden çıktı, maliyetler yükseldi.

  İnsanlar rahatsız oluyor.

O serseriler için, vergi ödemek istemiyorlar.

Bir bombayla sorunu kökten halletmek en iyi çözümdü, öyle mi?

Evet, demokratik değildi ama sorunları çözecekti!

Bir sorun hariç, sizinki.

  Burada kalmak istemediğine emin misin?

  Ödül paranla burada güzel bir yer alabilirsin.

  Güzel bir yerim var.

  Burası doğup, büyüdüğüm yer.

  Tek istediğim burada huzur içinde yaşamak.

  İstediğin olacak, Leito.

  Yakında duvarları yıkacaklar.

  Polis merkezi, postane, okul, hepsi gelecek ay açılıyor.

  Biliyorsun, bunların hepsi senin sayende oldu.

  Sen harika bir insansın.

  Ben bunu yıllardır söylüyorum.

  Haydi gülümse artık.

  Umarım verilen sözler unutulmaz ve dediklerini yaparlar.

  Bunlar söz değil, hükümet karar aldı.

  Bunlar uygulanmak zorundalar.

  Yani, kanun böyle.

  Ve her zaman, benim gibi bir kanun koruyucusu olacaktır.

  – Kendine dikkat et.

  – Sanki Bölge-13’te yaşıyormuşum gibi söyledin.

  Senin orası buradan çok daha tehlikeli.

  O kadar emin değilim.

  Arada ziyarete gelirsin.

  Denerim.

  Kesinlikle gelecek.

  Merhaba.

  Teşekkürler.

  Geçebilirsiniz.

 ||