98 dk

Yönetmen:Wes Craven

Senaryo:Wade Davis, Richard Maxwell, Adam Rodman

Ülke:ABD  

Tür:Fantastik, Korku

Vizyon Tarihi:01 Ekim 1990 (Türkiye)

Dil:İngilizce, Fransızca, İspanyolca

Müzik:Brad Fiedel

Çekim Yeri:Boston, Massachusetts, ABD

Oyuncular: Bill Pullman, Cathy Tyson, Zakes Mokae

Özet

Bilim adamı olan Dennis Allan(Bill pullman), kullanan kişiyi bilincini yitirmeden felç eden bir ilacın söylentisinin peşinde, devrim rüzgarlarıyla kasıp kavrulan Haiti’ye gider. Latin Amerika halklarında etkin bir gücü olan batıl inanışlar, kara büyüler, bedenlerini değil ruhlarını kaybeden zombiler arasında Dannis, neyin bilim, neyin batıl inanış, neyin gerçek, neyin gerçeküstü olduğuna karar vermek zorunda kalacaktır.Usta yönetmen Wes Craven,1988 yapımı bu filmle alışılmışın dışında bir zombi hikayesiyle karşımızda.The Serpent And The Rainbow’un hem zombi filmleri arasında hem de Wes Craven’in filmografisinde farklı bir yerde durduğunu da belirtmeden geçmeyelim.

Alt Yazı

Vudu efsanelerinde Yılan, Dünya’nın sembolüdür.

 Gökkuşağı ise Cennet’in.

 Tüm yaratıklar, bu ikisi arasında yaşamalı ve ölmelidirler.

 Ama İnsan, ruha sahip olduğundan korkunç bir yere tutsak edilebilir.

 Ölümün yalnızca başlangıç olduğu bir yere.

 İzleyeceğiniz filmde, gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir.

 YILAN VE GÖKKUŞAĞI

Huzur içinde uyu.

 Christophe! Christophe! Christophe! Christophe! Amazon Havzası, 1985 Saha notları.

 Dr. Dennis Alan, Rio Negro Botanik Keşif Grubu,  .

 15 Ağustos 1985.

 Amazon’ların en güçlü ruhani lideri sayılan şaman An Hango’nun huzuruna çıkacağız.

 Bugün havada garip birşeyler var.

 Pilotum bile sinirli.

 Batıl inancım olsaydı, birşeylerin çevremi sardığını söyleyebilirdim.

 Şaman da hissediyor.

 Bana kendi garip yöntemlerini kullanarak   ne olduğunu göstermeye karar verdi.

 Ona minnettar olduğumu söyle.

 Harvard teşekkür ediyor.

 İksirleri birçok kişiye faydalı olacak ilaçlara dönüşecek.

 Şimdi senden içmeni istiyor.

 Görmeni istediği birşey olduğunu söylüyor.

 Bu boku içersen ne göreceğini biliyor musun?

 Yıldızlar, amigo.

 Hadi gidelim buradan.

 Dediğim gibi, yolumuza.

 Güzelmiş.

 Çok güzelmiş.

 Teşekkürler.

 Hayır! Hayır! Dur! Kimse yok mu?

 Julio! Hey.

 Bensiz gittiğini düşünmüştüm.

 Sana borçluyum dostum.

 Şamandan veya adamlarından çok daha kötü ve güçlü bir şey  .

 pilotumu öldürdü.

 Üzerime çöken karanlığı ve soğuğu nasıl açıkça hissediyorsam, bunu da öyle biliyorum.

 Hey.

 Hey! Hey! Eve döneli henüz bir hafta olmuştu ki, eski profesörüm ve dostum  .

 Earl Schoonbacher’den telefon geldi.

 Bir ilaç firmasında danışmanlık yapıyor,  .

 bana ilgi çekici bir iş teklifinin olduğunu söyledi.

 Ah, Dennis.

 Bu Dr.

 Cassedy, Boston Biocorp başkanı.

 – Nasılsınız efendim?

 – Merhaba, nasılsınız?

 Çok memnun oldum.

 Çok etkilendim.

 Amazonlar’da 200 mil, yürüyerek, yalnız başına?

 Yalnız değil.

 Ona hayvan ruhunu, totemini gösterdiler.

 Jaguar onu bize getirdi, sapasağlam olarak.

 Biz Boston Biocorp’ta bilim ve tıp ile uğraşırız  .

 büyüyle değil.

 İster Jaguar’la, ister Mercedes Benz ile gelin, kimin umurunda?

 İlgilendiğim şey daha önce kimsenin toplamayı başaramadığı  .

 bitkiler ve doğal ilaçlarla dönmüş olmanız.

 Zombileştirme hakkında ne biliyorsunuz?

 – Affedersiniz?

 – Zombileştirme?

 Zombi yaratma işlemi.

 Yaşayan ölü.

 Gece Şovunda görmüştüm.

 Bu, Christophe Durand’ın ölüm sertifikası   ve doktor raporu.

 Bay Durand’ın nabzı durmuş, kalp atışı yok, solunum yok  göz bebekleri tepkisiz, beyin dalgası yok, acıya tepki yok ve gömülmüş.

 Tabuta konulmuş  ve gömülmüş.

 Sertifikadaki tarih yedi yıl öncesinin.

 Bu fotoğraf geçen hafta Port-au-Prince, Haiti’deki bir klinikte çekildi.

 Bu adam Christophe Durand.

 Aynı adam ve oldukça canlı.

 Belki de Durand’ın ikizi vardı.

 Hayır.

 Hastahane hatasıdır.

 Bilirsiniz, doğru isim, yanlış ceset.

 Hayır.

 Hayır, Dr.

 Duchamp onayladı, bize fotoğrafları yollayan doktor.

 Eğer zombiden hoşlanmadıysanız, başka bir kelime seçin.

 Gerçek şu ki, biri onu mezarından geri getirmiş.

 Ve ben bunu nasıl yaptıklarını öğrenmek istiyorum.

 – Buna gerçekten inanıyor musunuz?

 – Haitililer kesinlikle inanıyor.

 Bir uyuşturucu.

 O halde bir uyuşturucu olmalı, değil mi?

 Anestezik.

 Böyle düşünüyordum.

 Tıpta çığır açabilecek yeni bir anestezik.

 Şimdi, bu zombi ilacını bulursak neler olur?

 Her yıl ameliyat masasında 40-50,000 kişi ölüyor 

 ameliyat yüzünden değil, anestezik şok yüzünden.

 Yalnızca Amerika’da yılda 40-50,000 kişi kurtulabilir doktor.

 Dünya çapında ise çok daha fazla, iyi pazarlanırsa tabi.

 Uyuşturuculardan daha karmaşık olmalı.

 Belki de ruhun kanıtı olabilir.

 Hadi ama Schoonie, ruhun yeri neresi?

 Kaportanın altı mı?

 Bataryanın yanı?

 Hayır, ruh beyinle başlar ve biter.

 Bu ilaç, bu tamamen yeni bir şey.

 Birini ölüme sokup çıkarabilecek hiçbir şeyimiz yok.

 Ve tek yapmamız gereken  gidip onu almak.

 Burası dünyanın en fakir ülkelerinden birisi.

 Havada devrim kokusu var.

 Saraydaki diktatör çok acımasız.

 Bu yüzden üzerimde baskı olmasını bekliyordum.

 Ama Amazon’daki karanlık varlığın  .

 omuzuma değen soğuk bir el kadar gerçek biçimde  .

 bir anda üzerime gelmesini hiç beklemiyordum.

 Ayrıca Dr. Duchamp’ın da şeye benzemesini beklemiyordum 

 Dr. Duchamp’a.

 Dr. Duchamp?

 – Merhaba.

 – Merhaba, aramıştım.

 – Dennis Alan, biliyorum.

 Evet, sanırım bu kalabalıkta tanınması kolay bir yüzüm var.

 Oh, sizi her halukarda tanıyor olurdum– – Anlayamadım?

 – İçeride konuşsak daha iyi olur.

 Onlar Tontons Macoutes idi.

 Elbette ki burada olduğunuzu biliyorlar.

 Kelepçelerin iyi bir fikir olduğuna emin misiniz?

 500 hasta, üç doktor, 15 hemşire.

 Bir hafta yetecek kadar Thorazine.

 Duvalier’in Haiti’de yeterli sayıda olmasını sağladığı tek şey kelepçeler.

 Bu, Margrite.

 – Bekliyordum ki– – Margrite üç gün süren bir hastalıktan sonra  .

 öldü ve köy seremonisiyle gömüldü.

 Ölüm sertifikası yok ama tanıklarımız var.

 Bu, 15 yıl önceydi.

 Geçen Ağustos bir markette dolanırken bulundu.

 Kardeşi onu doğum izinden tanımış.

 Klasik bir zombi.

 Merhaba Margrite.

 Buraya nasıl geldiğini hatırlıyor musun?

 Bize birşey anlatamayacağı kesin.

 Anladığım kadarıyla Christophe Durand, ölüm sertifikasını gördüğüm kişi,  – .

 konuşabiliyor, değil mi?

 – Evet.

 Hatta İngilizce bile konuşuyor.

 Christophe’un eşi yok.

 Hafızasının büyük kısmı korunmuş.

 Onu hemen görmek istiyorum.

 Bir uyarı, işte o gözlerde bunu hissettim.

 Ne olduğunu bilmiyordum ama tüylerimi diken diken etmişti.

 Marielle beni politika ve vududa çok güçlü olan birini görmeye götürdü.

 Tam bir vudu rahibi, ama aynı zamanda turistler için de bir gece klübü işletiyor.

 Aslında Lucien Celine her işle bir parça ilgili, bilgi vermek dışında.

 Güzel bir gecede geldiniz Mösyö.

 Bu gece ruhlar mutlu.

 Christophe Durand’ı sormuştuk.

 Lucien, neden bu kadar zorluk çıkarıyorsun?

 Adanın her yanında adamların var.

 Şimdiye kadar mutlaka birileri Christophe’u görmüş olmalı.

 Belki.

 Ama insanların gördükleriyle söyledikleri çok farklı şeylerdir.

 Haiti çelişkilerle dolu bir yerdir Dr.

 Alan.

 Örneğin şu dansçılar, kanları akmaz ve yanmazlar.

 Bu gece Erzulie’yi çağıracağız, aşk tanrıçasını.

 – Bu gece dans edecek misin?

 – Hayır Lucien, etmeyeceğim.

 – Edeceksin.

 – Hayır.

 – Sen iyi misin?

 – Tartışmamız gereken bir iş var.

 Eğer yardımcı olmazsa, yarın Christophe’un köyüne gideceğiz.

 İyi olacaktır.

 İyi olacaktır.

 Evet, izlememiz gereken o.

 Yüzbaşı Peytraud.

 Kendisi bir bokordur, kara büyücü.

 Herkesi küçümser.

 Tontons Macoutes lideri, Duvalier’in gizli polisi.

 Belki de onu önceden görmüşsündür, ha?

 – Evet, bir yerlerde.

 – Dikkatli ol dostum.

 Haiti’de kendimizden bile sakladığımız sırlar vardır.

 Hey.

 – Marielle.

 – Evet, Erzulie’nin favorisi.

 Marielle için, bir vücuda girmek nefes almak kadar doğaldır.

 Dikkat et.

 İyi misin?

 Marielle önceki gece olanlardan hiç bahsetmedi.

 Ama vücuda girme konusunda bildiklerim doğruysa, muhtemelen hatırlamıyordur bile.

 Belki böylesi daha iyidir.

 Christophe’un köyünde de soruşturduk, ama vudu rahibesi bile yardımcı olamadı.

 Sana söyledim, o öldü.

 Ölü hakkında ne bilmeliyim?

 Christophe’un nerede olduğu bir gizem olarak kalmıştı, ta ki kızkardeşi bizi bulana dek.

 Mezarlık.

 Gidelim.

 Kızkardeşinin söyledikleri anlamlıydı.

 Christophe’ta ölüm saplantısı vardı.

 Onu bulacağız.

 Diğer üç mezarlıkta da aynı şeyi söyledin.

 Christophe?

 Christophe! Christophe! Christophe! Pekala, bu çok saçma.

 Hadi buradan gidelim.

 Bir keçi– Kahretsin.

 İyi misin?

 – Sadece mezar hırsızlarıydı.

 – Mezar hırsızları, öyle mi?

 – Bu kendimi çok daha iyi hissettirdi.

 – Suratının halini görmeliydin.

 Sence bu komik mi?

 Hey, vakit kaybetmeyi keselim, tamam mı?

 Christophe’u bu gece bulamayacağız  tabi eğer hayattaysa.

 “Eğer” de ne demek?

 Fotoğrafları gördün.

 Tek bildiğim ölmeden önce çekilmiş oldukları.

 Ne demeye çalışıyorsun?

 Tamam, sen benim Haiti’deki tek bağlantımsın, değil mi?

 Önce kanıtın gitmesine izin verdin, sonra burada yok yere bir sürü zaman harcadık.

 Sence bunu kendi sağlığım için mi yapıyorum?

 Bence tüm bunlar kandırmaca.

 Seni suçlamıyorum.

 Kliniği gördüm.

 Paraya ihtiyacınız var.

 Ama sence Cassedy’nin firması bir hiç için paralarını saçar mı?

 – Bunun parayla ilgili olduğunu mu sanıyorsun?

 – Evet.

 Schoonbacher’ın senden bahsetme şekli, sanki suda bile yürüyebilirmişsin gibi.

 Şimdi nedenini biliyorum.

 Pislikler suda batmaz.

 Pekala, sen ne demeye karışıyorsun?

 – Benimle konuşacak mısın?

 – Christophe! Christophe, benim.

 Dr. Duchamp.

 Beni hatırlıyorsun, değil mi?

 Hatırlıyorum.

 Bu Dr. Alan.

 Sana birkaç soru sormak için burada.

 Christophe.

 Ölmeden önce neler olduğunu hatırlamanı istiyorum.

 Bana bir kere bundan bahsetmiştin.

 Hatırlıyorum  herşeyi.

 Tabut  defin.

 Hepsini gördüm.

 Hasta mıydın?

 Hissettiğin şey neydi?

 Belirtiler?

 Toprağın düştüğünü duydum, üzerime dökülüyordu.

 Karanlık beni aşağıya bastırdı.

 Bokorun, onu bu hala getiren kişinin, onu kırbaçla dövdüğünü söylüyor.

 Bokor ruhunu almış ve başka bir yere kapatmış.

 Bana kötü şeyler yaptırdı.

 Artık özgür değilim.

 Beni insanların rüyalarına yolluyor.

 Kan testi yapmam gerek, bir de parmak izi alsam iyi olur.

 – Hayır, onu kliniğe götüremem.

 – Benim yerim burası.

 Yaşayanların yanı değil.

 Beni bulacak.

 Hayır, Christophe, sen ölü değilsin.

 Sana ne yaptılarsa, böyle düşünmeni sağlamak için yaptılar.

 Hafızan oldukça iyi.

 Bize ne hatırladığını anlat ki  .

 bokorların bunu başkalarına da yapmalarını engelleyebilelim.

 Yardım et bize Christophe.

 O bir toz.

 Bir zehir.

 Deriden geçip  .

 ruha kadar gidiyor.

 Christophe.

 Deriden geçiyor.

 Bir toz.

 Hey, beyaz adam.

 Lucien.

 Senden bir kez daha yardım istemek zorundayız.

 Christophe’u bulduk.

 – Bize zehirden bahsetti– – Bir kelime daha etme.

 İçeri girelim.

 Eğer buna bulaşırsan, insanlarım zarar görür.

 Dünya burada neler olup bittiğini bilmeli.

 Görüyor musun?

 İdealist biridir.

 İçinde bulunduğumuz zamanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlayamıyor.

 Peşinde olduğum şey birçok hayat kurtaracak.

 Geri adım atmayacağım.

 Tozu yapan adamı tanıdığını biliyorum.

 Bir isim.

 Sadece bir tane.

 Sanırım adamımız şapkalı olan.

 – Louis Mozart?

 – Önemli mi?

 Arkadaşım güçlü kaynakları temsil ediyor, zengin Amerikan kaynaklarını.

 – Amerikan mı?

 – Evet, doğru.

 Zombiye dönüştürmek istedikleri bir düşmanları var.

 Zombi, öyle mi?

 – Hepsi bu mu?

 – Evet, bu.

 100 dolar.

 Doğru yere geldiniz.

 Düşmanınızı öldü bilin.

 Ruhunu bir örümcek ağıyla nasıl sinek yakalıyorsa, öyle yakalayacağım,  .

 ve bir çömleğin içine sokacağım,  .

 tıpkı bunun gibi.

 Zombinin ruhunu kapalı tutacaksınız.

 Etinin köleniz olmasını sağlayacak.

 Size güç verecek.

 Onu insanların rüyalarına gönderebileceksiniz.

 Bu kimin ruhu?

 Bu yerin eski sahibinin.

 Doğru mu bu?

 100 dolar.

 Yükseliş büyüsünü bu gece yaparım.

 İstediğim şey büyü değil.

 Ben tozun peşindeyim.

 Toz.

 Bazıları öyle birşey olmadığını söyler.

 Bazılarıysa olduğunu.

 Sanırım Celine yanılmış.

 Bu adam bize yardım edemez.

 Üzgünüm.

 Celine?

 Lucien Celine?

 Pekala, elbette, elbette.

 Lucien ve ben, aynı bunun gibiyiz.

 İnsan dostlarına yardım etmeli.

 1,000 dolar.

 700.

 En fazla 400.

 Celine için  .

 500.

 Pekala.

 Neyin var görelim.

 Önceden hazırlamış olduğum toz var.

 Sevdin, değil mi beyaz adam?

 Çok güzeldir.

 İçeri gel.

 Bu tozla çok dikkatli olmalısın.

 İkinci bir şans olmayacak şekilde yaptım.

 500 dolar, değil mi?

 İşe yaradığını nereden bileceğiz?

 – Kanıt mı istiyorsunuz?

 – Evet.

 Marie! Merak etme.

 On zombiye yetecek kadar var.

 Evet.

 Çok güzelsin.

 İş mi arıyorsun?

 Sana daha iyi bakıyor olabilir ama ben seni daha uzun süre severim.

 Gördün mü beyaz adam?

 İkinci bir şans yok.

 Eee, para nerede?

 Para mı?

 Yarın alacaksın, keçiyi dirilttiğini gördüğümde.

 Keçiyi canlı görmek istiyorum.

 Zombiler, hatırladın mı?

 Otelde beklemek çok tehlikeliydi, bu yüzden hacıların arasına karıştık.

 Toz için gelmiş olsam da,  .

 çok daha fazlasına bulaşmak üzereyim.

 Biliyorsun, hala seninle tüm bu şeyleri bir arada düşünürken zorluk yaşıyorum.

 Ben inançlı biri olarak büyütüldüm.

 Babam bir hungan idi. 

 Dört yaşımdayken Erzulie’ye adandım.

 İlk kez sekiz yaşımdayken alındım, “vücuduma girildi” de diyebilirsin.

 – İçinde güzellik ve tutku vardır.

 – Oh, evet, anlayabilirim.

 – Ama öncelikle bir psikiyatristsin.

 – Bilimim ile inancım arasında  .

 bir çatışma yok.

 Bunu istediğin kelimelerle adlandırabilirsin, ama Haiti’de Tanrı  .

 yalnızca cennetinde değildir.

 O bedenlerimizdedir, etimizde.

 Görmen gereken bir şey var.

 Bu seremoni de ne?

 Vudu mu, Katolik mi?

 Haiti %85 Katoliktir, ama % 10 da Vududur.

 Bizim için Erzulie ve Bakire Meryem aynıdır.

 Beyaz adam.

 Beyaz adam.

 Beyaz adam.

 İyi misin Dennis?

 Evet.

 Sadece bir rüyaydı.

 Kötü bir rüya gördüm.

 Bana bunun Haiti’deki katedrallerden biri olduğunu söyledi.

 Yalnızca çok güzel bir yer değil, aynı zamanda çok da ruhani bir yer.

 Belki de bu yer sihirlidir.

 Bu suların iyileştirme gücü var.

 WWBC Miami’den bildiriyor.

 Resmi açıklama yapıldı.

 Haiti’deki Duvalier hükümeti, aylardır süren gösterilere tepki olarak  .

 sıkıyönetim ilan etti.

 Polis ve askeri birimler, gündoğumundan batımına dek sokağa çıkma yasağı uyguluyorlar.

 Çılgıncaydı.

 Bir dakika önce güzellik ve huzur içindeyken,  .

 şimdi gizli polisle, Tontons Macoutes ile çevriliydik.

 En garibi de, tüm bu olanların ortasındayken bile  .

 aklımı zombiden, Christophe’tan alamıyordum.

 Neden ona böyle birşey yaptılar?

 Neden insanları zombi yapıyorlar ki?

 Christophe senin için bir hastadan fazlasıydı, değil mi?

 Onu önceden tanıyordun.

 Hayır, ama onu biliyordum.

 Sadece bir ilkokul öğretmeniydi.

 Önemli biri değildi.

 Ama özgürlük için konuşmaktan korkmazdı.

 Çok takdir ediliyordu.

 Onu bu yüzden şu an olduğu şeye dönüştürdüler.

 Artık cesaret yaymak yerine, yalnızca korku yayıyor.

 Doktor Alan.

 Benimle gelin lütfen.

 – Doktor Alan, hemen benimle gelin.

 – Pekala, sakin olun.

 İyi olacağım.

 Ah, Dr.

 Alan.

 – Doğru.

 – Neden Haiti’desiniz Dr.

 Alan?

 Pasaportumda yazdığı gibi, ben bir turistim.

 Etrafı görmeye geldim.

 Evet, mutlu ada insanlarını.

 Peki o zaman neden tımarhaneyi ziyaret ettiniz?

 Ben bir antropolojistim.

 Vergiden düşüyorum.

 Umarım vergi dairesi için çalışmıyorsunuzdur.

 Bu kadının, Marielle Duchamp’ın bir radikal olduğunu biliyor muydunuz?

 Babası gibi.

 Sürgüne yollanmıştı.

 – Bunu biliyor muydunuz?

 – Hayır, bilmiyordum.

 Peki bu adam  Christophe Durand.

 – Christophe kim?

 – Mezarlıkta tanıştığınız adam.

 Mezarlık mı?

 Neden bahsettiğinizi anlamıyorum.

 Pek de iyi bir yalancı değilsiniz Dr.

 Alan.

 Bakın, ben bir turistim.

 Yanlış birşey yapmadım.

 Şimdi gitmemin bir sakıncası var mı?

 Bu ülke diken üstünde yaşıyor Dr.

 Alan.

 Yanlış yerde bir zayıflık olursa, tekrar köleliğe döneriz,  – .

 aynı Fransızlarla olduğu gibi.

 – Ben  Eminim ki Amerika burada anarşi olmasını istiyordur.

 Burası Grenada değil Dr. Alan.

 Artık burada ben varım.

 Böyle birşeyin olmasına izin vermeyecek olan benim gibi insanlar var.

 Bunu unutmayın.

 Bana hiçbir şey kanıtlamak zorunda değilsin.

 Bu, kapı altından bırakılan bir not değildi.

 – Bir gün daha beklesek iyi olur.

 – Bir günümüz daha yok.

 Eğer şehirden çıkarsak, rahat oluruz.

 Gel, gel, gel, gel, gel.

 Başarımı kutluyoruz! İyi şans, değil mi?

 – Eee, keçi nasıl?

 – Demek zevkten önce iş, öyle mi?

 Amerikan tarzı mı?

 Öldüğünü kendin gördün, ama şimdi yürüyor.

 Güzel hayvan.

 Hoşlandın mı?

 Sana ücretsiz verebilirim, ne dersin?

 Amerikalılar.

 Toz için para, anlaştığımız gibi.

 Gördün mü?

 Beni Amerika’da bile tanırlar.

 İşim için gelirler.

 Sen bir aptalsın.

 Tozlarım işe yarıyor.

 Belki de sana büyü yapmalıyım.

 Tozların hakkında ne düşündüğümü bilmek ister misin?

 Dikkatli ol, beyaz adam.

 İkinci bir şans yok.

 Dennis! Sidik gibi.

 Sen artık ölüsün.

 Dennis, orada ne yaptığını sanıyorsun?

 Onun biraz gecikmesini sağlamalıyız.

 Radyatör kapakları hakkında ne biliyorsun?

 Bu da ne?

 Bir cins maço ölüm dileği mi?

 Tanrım, ya zehir olsaydı?

 Öyleydi.

 Muhtemelen fare zehri.

 Bana elini ver.

 Avuç içini görüyor musun?

 Parayı görüyor musun?

 Ve  .

 puf! Oh! Bana verdiği gerçek zehri görüyor musun?

 İşin incelikleri.

 İşte geliyor.

 Arabada bekle.

 Hala hayattasın.

 Evet, fark ettim.

 Sana ondan yapabilirim.

 İstediğin tozdan.

 Bu sefer numara yok, beyaz adam.

 1000 dolar.

 Zombi zehri.

 Yükseliş tozu.

 – Pekala.

 – Ama kurallar var.

 Benimle birlikte yapmalısın.

 Başka yolu yok.

 Sağlam iş.

 Taze kemikler.

 Çabuk ol.

 Burada çalışacağız.

 Sen başla.

 Dert etme, buralarda derine gömmezler.

 Bu yüzden burayı kullanıyorum.

 – Bu bir çocuk değil, değil mi?

 – Hayır, hayır, çocuk değil.

 Hayır, hayır, hayır.

 Bu seferki gerçek bir hazine.

 Bir büyücü.

 Hayattayken büyük güçleri varmış.

 Şimdiyse  yalnızca taşıması daha kolay biri.

 Dennis?

 – Kokuyor.

 – Yarın gece başlayacağız.

 – Şimdi buradan gidelim.

 – Gidelim.

 Sanırım babamın eski gömlekleri hala duruyordur.

 – Belki biri sana uyar.

 – Bu gömlek iyi.

 Hayır, değil.

 Oh! Hayır! Hayır! Jipe bin.

 Dennis! Çok güzel bir yüzün var.

 Kızlar seviyor olmalı.

 Sen de seviyor musun?

 Güzel, beyaz yüzünü?

 Sana bir soru sordum.

 Evet  seviyorum.

 Ben de sevdim.

 Yüzünü bırakacağım.

 Derdini anlatabildin.

 Bir sonraki uçağa biniyorum.

 Yemin ederim.

 Yeterince iyi değil.

 Bunun için çok geç.

 Uyarıldın.

 Seni uyardım.

 Ben bir Amerikan vatandaşıyım.

 Bunu bir düşün.

 Burada bir elçi göremiyorum.

 Sen görüyor musun?

 Tıbbi araştırmadayım.

 Bu işte çok para var.

 Senin için de.

 Ben para istemiyorum.

 Öyle mi?

 Ne istiyorsun peki?

 Çığlıklarını duymak istiyorum.

 Oh, hayır.

 Tamam.

 Tamam, tamam.

 Çığlığımı mı duymak istiyorsun?

 Çığlık atacağım.

 Bir daha.

 Yeterince iyi değil.

 Dennis! Üç gün boyunca Marielle benim koruyucu meleğim oldu,  .

 beni sakladı, iyileşmemi sağladı.

 Peytraud’un açtığı yaranın amacı korkutmaktı, sakatlamak değil.

 Hayattayım, bir bütün olarak.

 Bana bu sabah onlar beni öldürmeden gitmemi istediğini söyledi.

 Ama bunu yapamam.

 Dışarı çıkmamalıydın.

 Hatta yürüyor bile olmamalıydın.

 Hey, bu tarifin doğru hale gelmesi bin yıl almış.

 Öğrenmek istiyorum.

 Dinlen.

 Testis torbalarından girdi, değil mi?

 Biraz acı, biraz korku.

 Beni korkuttu, tamam mı?

 Tozun içeriği korkutucu biçimde çeşitli.

 Bufo marinus var, zehirli deniz kurbağası,  .

 Lucrezia Borgia’nın kullandığı hayvanın aynısı,  .

 ısıran bir deniz kurduyla korkutup, daha fazla zehir almışlar.

 Ve şişen balık, doğanın en güçlü zehirlerinden birini üretiyor,  .

 tetrodotoksini.

 Artı, bir sürü ot ve mineral.

 Kavrulmuş,  .

 kurutulup müthiş bir beceriyle karıştırılmış.

 Bunların tümü bildiğimiz herşeyin ötesinde bir sihir ağıyla birleştirilmiş.

 İşlem üç gün, üç gece sürecek.

 Tüm şakalarına rağmen aklımda şimdiden hiçbir şüphe kalmamıştı.

 Mozart, herhangi bir Harvard mezunuyla kapışabilirdi.

 Tozu yemekle birlikte alamazsın.

 Etkisini tamamen öldürür.

 Et asla sana hizmet vermek için kalkmaz.

 Sıkıştır.

 Kemikler kırılgan.

 Gelecektir.

 Bu, sonuncusu.

 Birazdan bitecek.

 İyi iş.

 Bu çok korkutucu bir şey, beyaz adam.

 İlk seferinde, iyiyle kötüyü ayırt edemezsin.

 Ama bir süre sonra, seni özgür kılan tam da bu şey olur.

 Bir gün daha onunla birlikte gömülü kalmalı.

 Bunca acıdan geçtiğine göre bu düşmanını çok fazla istiyor olmalısın, beyaz adam.

 Ben iyiyim.

 – Kadınını ya da paranı mı aldı?

 – Hayır.

 O zaman neden Peytraud gibi bir delinin önüne çıktın?

 Oh, evet.

 Böyle şeyleri duyarım.

 Zehir onun için değil.

 Zehir hiç kimse için değil.

 Zehri iyilik için kullanmak istiyorum, hasta olanlara yardım etmek için.

 Zehrim bunun için kullanılabilir mi yani?

 Evet, sanıyorum.

 Bence dünya çapında tanınabilir.

 Benden mi bahsedeceksin?

 Louis Mozart’ın ismini söyleyeceksin  .

 ve dünyanın dört bir yanında benim işlerimi bilecekler, öyle mi?

 Pekala, beyaz adam.

 24 saat sonra gel, tozunu alacaksın.

 24 saat genellikle çok da uzun bir zaman gibi gelmez.

 Rahat olduğum zamanlarda, günün bir saat gibi geçtiği olmuştur.

 Ama, Marielle ne kadar tatlı olursa olsun,  .

 kumsal evinde gün ve gece sanki bir ömür boyu sürdü.

 Dennis.

 Git buradan! Dr. Alan?

 Hayır! Hayır! Marielle.

 Marielle.

 Buradan gitmeliyiz.

 Bu sefer değil Doktor, o noktayı çoktan geçtik.

 Bu çömlekler ruhlar diyarının efendilerinin ruhlarını saklıyorlar.

 Artık ruhları bana hizmet ediyor.

 Doğruyu söylediğimi, böyle şeylerin mümkün olduğunu biliyorsun.

 Yaptıkların için ödeyeceğin bedeli biliyorum.

 Bugün çektiğimiz fotoğraflar oldukça ikna edici.

 Eğer dönersen, Christophe’un kızkardeşinin cinayetiyle suçlanacaksın.

 Mahkemeler hayatını alacak, ama bu sadece bir başlangıç olacak.

 Öldükten sonra  .

 ruhunu alacağım.

 Marielle’e ne olacak?

 Sen evine git.

 O zaten evinde.

 O bir Haitili.

 Sen gittikten sonra ona zarar vermek için bir nedenim olmayacak.

 Yalnızca  git, Dennis.

 Tek yolu bu.

 Bu arada Dr.

 Alan, öğlen nasıl bir rüya gördünüz?

 Kollarınızdaki kadın.

 Kapınızdaki deniz.

 Hayır.

 Beni ve mezarı gördünüz.

 Biliyorum, çünkü oradaydım.

 Ve gözlerinizi her kapayışınızda orada olabilirim.

 Yukarıdaki odada size verdiğim acı  .

 zihninize verebileceğim acının yanında bir hiç.

 Bunu unutmayın Dr.

 Alan.

 Bana 1,000 dolar sözünüz vardı.

 Sözünüzü unuttunuz mu?

 Hayır, param yok.

 Tüm paramı aldılar.

 Pekala,  .

 yine de al.

 Ama onlara benden bahsedeceksin, beyaz adam.

 İsmimi bilmelerini sağlayacaksın.

 Kesinlikle.

 Senin güvenilir biri olduğunu bilmelerini sağlayacağım.

 Garanti olsun, değil mi?

 Oldukça makul.

 – Babun mu kullandın?

 – Tozu palmiye yapraklarına koydum.

 Kanlarına karıştı.

 20 dakika sonra ölmüşlerdi.

 Ya da en azından, ölü görünüyorlardı.

 Tanrım, bu değerler doğru mu?

 – Oh, evet.

 – Değişim çok ciddi görünüyor.

 Üç kez kontrol edildi.

 Bunlar deneklerimizin tipik beyin taramaları.

 Oldukça odaklı.

 Beynin yalnızca belli bölgelerini hedefliyor.

 Hava ve hayati işlevler; nefes alımı, kalp atışı.

 Sanki biri onu düğmeye basarak kapatmış gibi.

 Ama duyusal farkındalık, düşünceler ve duygulara gelince  .

 bam.

 Yani hayvanlar başlarına gelenin farkındalar mı?

 Evet, baştan beri.

 İnsanlar da farkında olur.

 Duyarsın, görürsün, hatta belki de hissedebilir, düşünebilirsin.

 Ama bununla ilgili birşey yapamazsın.

 Öylece yatarsın.

 Ölü gibi  ve gömülürsün.

 Ama hayattasındır.

 Ve, kendime şunu hatırlattım, testler gösteriyor ki tozun etkisi  .

 12 saatin ardından bitiyor ve kurban tamamen normale dönüyor.

 Tabi o zaman yerin iki metre altında, havasız, karanlık bir yerde  .

 etrafı tırmalıyor ve çığlık atıyor olabilirsin, boğulduğunu duyan kimse olmadan.

 Teşekkürler.

 Rivayetlerin yayılma hızı inanılmaz.

 İnanılmaz.

 Firmanın hisseleri bugün bir buçuk puan yükseldi.

 Hepsi de Dennis’in getirdiği şey hakkında bir rivayete dayanıyor.

 – Teşekkürler hayatım.

 – Başına birşey gelmeden dönebildiğine sevindim.

 Haberlerde tüm ülkede kargaşa olduğunu söylüyorlar.

 Evet, sanırım öyledir.

 Ürün için bir isim bulmaya çalışıyorduk.

 Bir anestezike “Zombanol” ismini vermek isteyen kişileri işe aldığıma inanamıyorum.

 Yani  Bu  gerçekten iyi.

 Biraz hava almalıyım.

 Özür dilerim.

 Müsaadenizle.

 Üzgünüm.

 Konuşmalıyız.

 Ters giden birşeyler var.

 Hissedebiliyorum.

 Üç gündür aramayı deniyorum.

 Cevap yok.

 – Dışarıda olabilir.

 – Evet.

 Başı dertte de olabilir.

 – Oraya dönmeliyim.

 – Beni dinle.

 Mistik şeylerin bir kapısı var ve sen o kapıdan geçtin.

 Şu anda çok kırılgansın.

 Ben olsam şimdi Haiti’ye dönmezdim.

 Nobel ödülü sahiplerinin dünyasında ilkokul çocuğu gibi kalırsın.

 Yerinde olsam Haiti’den mümkün olduğunca uzak dururdum.

 Yaptığın şey büyük bir atılım.

 Aklım almıyor.

 Anlamadığım şey Christophe Durand’ın nasıl hayatta kaldığı.

 Nasıl konuşabiliyordu?

 Alex?

 Şey, tahmin edebildiğim kadarıyla, nasıl olduğunu bilmesem de  .

 biri onu beynine zarar gelmeden mezardan çıkarmış olmalı.

 Çorbanda garip birşey mi var?

 Hayır.

 Hayır, sorun yok.

 Ben  – .

 aç değilim.

 – Albert?

 Dr. Alan’ın çorbasını alabilirsin.

 Mösyö belki de salata tercih eder.

 Hayır, ben  .

 midemle biraz sorun yaşıyorum da.

 Mesleki tehlikeler.

 Dizanteri, parazit, sıtma.

 Kadeh kaldıralım mı?

 Kadeh kaldıralım.

 Dennis’e,  maceralarına ve bu müthiş keşfine.

 Yeni bir çığır  yeni   çığır  – Debra?

 Otur, Debra.

 Öleceksin.

 Uyarıldın.

 Öleceksin.

 Debra.

 Debra.

 Beni bulacak.

 Nerede olursam olayım.

 Artık bunu biliyorum.

 Onun en karanlık ve en güçlü sırrını çaldım.

 Ödeşmek isteyecek ve beni yakalayamazsa, Marielle’nin peşine düşecek.

 Hey, ben bir Amerikan vatandaşıyım! Ben Amerikan vatandaşıyım! Kimse yok mu?

 Hey, kimse yok mu?

 Lucien.

 Lucien beni Tontons Macoutes’in burnunun dibinden kurtardı.

 Marielle güvendeydi.

 Kliniğinde adamları tarafından korunduğunu söyledi.

 Ama Mozart ve benim için, durum çok farklıydı.

 Bu sana biraz koruma sağlar, hepsi bu.

 Aynı bilimsel nesnelliğin gibi.

 Bu ülkede, hiçbir şey tarafından korunuyor gibi hissetmiyorum.

 Sana nelerin bulaşmadığını bilmiyorsun.

 Kendim için korkmuyorum.

 Çok güzel.

 Kalk.

 Unutma, savaş başladığında, sokaklarda çarpışılmayacak.

 Zihninde, ruhunda çarpışılacak.

 Marielle haklıydı.

 Bu sona ermeli.

 Bu insanlar, Peytraud, Duvalier  Haiti’yi temsil etmiyorlar, onlar çılgın birer köpek.

 Bu çılgınlık bitmeli.

 Bir hata yapıyorsunuz.

 Başkanla ben böyleyizdir  böyle.

 Bir sorun var, değil mi?

 Artık ruhlarımızın elindeyiz, sen ve ben.

 Unutma, ne olursa olsun,  .

 ölüm bir son değildir.

 Lucien.

 Oh, kahretsin.

 Yardım et.

 Lütfen, yardım et.

 Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır.

 İzin verme  Beni gömmelerine izin verme.

 Ben ölü değilim.

 Bir şey var mı?

 Basınç?

 Nabız?

 Hiçbir şey.

 Onu kaybettik.

 Ölüm zamanını etikete yazın.

 – Elçiliğe yarın haber vereceğiz.

 – Buna gerek yok, Doktor.

 Ben tüm ayarlamaları yaptım.

 Her neyse.

 O öldü.

 Umuyorum ki sizlerden biri gerekli belgeleri hazırlayacaktır.

 Hayır, hayır, hayır.

 Dinlenmek yok.

 Hepsini göreceksin.

 Hissedeceksin.

 Tabuttaki soğukluk  .

 daha da kötüdür  çok daha kötü.

 Lucien Celine, büyük hungan  Artık o da bana hizmet ediyor.

 Lucien seni koruyamaz.

 Onu sıkı tutuyorum.

 Lucien kanını kurtlara dönüştürecek.

 Öyle mi?

 Beni duyuyor musun, beyaz adam?

 Kellesi bu gece adak olarak sunulacak.

 Hayır, bekle.

 Yalnız kalma diye.

 Uyandığında, bağır Dr.

 Alan.

 İstediğin kadar bağır.

 Mezardan kaçış yoktur.

 Ohh! Oh, Tanrım.

 Buradayım! Buradayım! Buradayım! Oh, Tanrım.

 Yaşıyorsun.

 Yaşıyorsun.

 Sakin ol.

 Benim, Christophe.

 Kötü olduğunu biliyorum, zehir.

 Canlıların göremeyeceği şeyler görüyorsun.

 WWBC, Miami’den bildiriyor.

 Haiti’den aldığımız haberlere göre  .

 “Bebek Doktoru” Duvalier, karısı Michelle ve ailesi  .

 havaalanına doğru yola çıkmışlar.

 Bu olay gecenin köründe gerçekleşiyor  .

 ve kimse bunun tam olarak ne anlama geldiğini bilmiyor.

 Duvalier’lerin kaçmakta oldukları doğrulandı.

 Havaalanındaki manzara, güçlükle kontrol edilen bir panik sahnesiydi.

 Duvalier’ler uçağa yetişmek için çok acele ediyorlardı.

 Söylenenlere göre haber küçük kasaba ve köylere ulaştıkça  .

 ülkenin dört bir yanında devrim rüzgarları esmeye başlamış.

 Özgürlük.

 Özgürlük.

 Gücün nerede şimdi?

 Yerliler kendi intikamlarını alıyorlar.

 Özgürlük.

 Özgürlük.

 Özgürlük.

 Ruhun benim.

 Kalk Dr. Alan.

 Artık düşüncelerini ben yönetiyorum.

 Kalk! Dennis! Dennis! Yardım et.

 – Marielle.

 – Yardım et.

 – Yardım et.

 – Marielle.

 Yardım et.

 Dennis.

 Bu senin hatan.

 – Bunlara yol açan  – Bunlara yol açan  – .

 senin işindi.

 – Bunlara yol açan senin işindi.

 Peytraud?

 Peytraud?

 Dennis?

 Peytraud.

 – Hayır.

 – Bize yardım et Lucien, lütfen! Hayır! Bekle.

 Şu şeyi tek parça halinde bırakmayacağım.

 Sana rahat yok! Sana rahat yok, beyaz adam! Benimle geliyorsun! Benimle birlikte cehenneme geliyorsun! Orospu çocuğu! Bu saçmalıktan sıkıldım artık.

 – Ne istiyorsun?

 – Çığlıklarını duymak istiyorum.

 Hayır! Evet.

 Den?

 İyi misin?

 Kabus sona erdi, Den.

 Zombi tozu ve onun aktif bileşeni olan tetrodotoksin,  Avrupa ve Amerika’da yoğun bilimsel çalışmalar altında incelenmektekdir.

 İşe yarama şekli bugüne kadar gizemini korumuştur.

 Öldürdüğü Kurbanı Geri Döndürebilen Kimyasal: Tetrodotoksin

Tetrodoks olarak da adlandırılan ve voodoo büyücüleri tarafından ‘zombi tozu’ olarak da adlandırılan tetredotoksin ile zehirlenerek ölen birinin defni 3 gün boyunca gerçekleştirilemiyor.

Doğada çoğunlukla balon balıklarında bulunan bu kimyasal maddenin, kokainden 160.000 kat daha güçlü bir etkisi olduğu söyleniyor. Öyle ki 2014’te bu maddeyle zehirlenen Brezilyalı Souza ailesinin tüm fertleri ölmüştü. Zehirli balığı yiyen Souza ailesi üyelerinin önce dilleri, sonra yüzleri, ardından da kol ve bacaklarının uyuştuğu ve tamamen felç olduğu ortaya çıkmıştı.

Peki bu tetrodotoksinin özelliği ne? Öncelikle balon balığının içindeki bu zehir, hiçbir şekilde pişirmekle veya donmakla etkisini yitirmiyor. Bu yüzden bu balığı pişirmeye hazırlayan kişinin işinin ehli olması gerekiyor. Balık toksinlerinden tamamen arınmazsa, yukarıda Souza ailesinin başına gelenlerin bir benzerini yaşamak çok olası. Peki bu tür vakalarda ölen hastalar nasıl geri gelebiliyor?