127 dk

Senaryo:Rhett Reese, Paul Wernick

Ülke:ABD ABD

Tür:Aksiyon, Macera, Komedi

Vizyon Tarihi:13 Aralık 2019 (Almanya)

Dil:İngilizce

Müzik:Lorne Balfe

Web Sitesi:Resmi Netflix

Çekim Yeri:Rome, Lazio, İtalya

Nam-ı Diğer:Six Underground

Oyuncular: Ryan Reynolds, Mélanie Laurent, Manuel Garcia-Rulfo

Özet

Aksiyon-gerilim türündeki film, adı çıkmış suçluları yakalayıp dünyada kalıcı bir etki yaratabilmek için bir araya gelen altı kişilik bir ekibin hikâyesini anlatıyor. Gizemli bir milyarderin öncülüğünde bir araya gelen bu ekip, zorlu görevlere imza atarken herhangi bir engele takılmamak için kendi ölümlerini tezgahlayarak geçmiş yaşamlarını geride bırakıyor.

Alt Yazı

Ya sana ölünce   ne olduğunu bildiğimi söylersem?

  Hayalet oluyorsun.

  KİMSESİZ ÇOCUK Karanlığa gömülüyorsun.

  Diğer hayaletler dışında kimseye görünmeyen, fısıldayanların dünyası.

  Kimsesizsin.

  Sevdiklerine dönemiyorsun.

  LUCKY B YETİMHANESİ Ama yalnızlıkla özgürlük de geliyor.

  İstediğin yere gidebiliyorsun.

  İstediğini yapabiliyorsun.

  Hayaletler bir konuda herkesten iyidir.

  Yaşayanlara musallat olmak.

  Yaptıkları için onlara musallat olmak.

  DİKTATÖR YÜZLERCE KİŞİ ÖLDÜRDÜ 345-Tango-Tango.

  Tango-Tango, motor arızası var.

  Siktir!

  Acil durum!

  Düşüyorum!

  Bu üç yıl önce öldüğüm gün.

  Herkesin bildiği kadarıyla.

  Anma konuşması, töreni yoktu.

  Bir hayalet oldum.

  Ama hikâye burada başlamıyor, hayır.

  GEÇMİŞ Dört ay önce ekibimle ilk görevimizdeydik.

  Tam bir rezaletti.

  İşe yaramadı!

  Beş’ten Bir’e.

  Bu sayılardan nefret ediyorum.

  -Kendi güvenliğin için.

  -Arabaya bin.

  Kanaması var.

  -Farkındayım.

  -Sür hadi!

  O pislikleri haklayacağım!

  Bize ateş ediyorlar.

  Hadi!

  -Hastaneye gitmemiz gerek.

  -Ortam geriliyor mu ne?

  FLORANSA, İTALYA Nereden çıktı bunlar?

  -Kapıyı koruyordun hani?

  -Koruyordum.

  -Pencereden vuruldun.

  -Amatörce.

  -Amatörce mi?

  -Evet!

  Pencereden vuruldun işte.

  Tanrım, bu çok kötü.

  -Bir avukat niye böyle korunur ki?

  -Öleceksin.

  Bilmiyorum, önemli arkadaşları vardır.

  -Mafya falan.

  -Mafya mı?

  Bunu aldık.

  Önemli olan bu.

  -O ne?

  -Rahatsız edici bir şey.

  Canın yanacak.

  Derinlere inip mermiyi bulacağım.

  Hayır.

  Yapma.

  Onu içine sokamazsın.

  Soktum.

  Hissettin mi?

  -Siktir.

  -Tanrım.

  İşte.

  Bu çok iğrenç.

  -Kusacağım.

  -Peşimizde biri var.

  Silahınla oynamayı bırak da çalışayım.

  Kapa çeneni.

  Ölmek mi istiyorsun?

  -Sanırım yakaladılar.

  Acaba  -Tamam, sıkı tutunun.

  Pekâlâ.

  Biraz sıkışık.

  -Dikkat et!

  -Hadi.

  Orada ne yaptınız?

  Neden kanla kaplısın?

  Baş, boyun ve yüz bölgesi çok damarlıdır.

  Çok kan çıkıyor.

  17 DAKİKA ÖNCESİ İtalya’da mafya öldürmediğini söyle.

  Siktir git.

  Hayır.

  Sana yardım etmeye çalışıyorum.

  Basit bir evetin dışında diyeceğin her şey yüzün için kötü olur.

  Bak, müvekkilin aptal bir savaş suçlusu.

  Onu niye koruyorsun?

  Müvekkilim hiç gaz kullanma emri vermedi.

  Hayır, dört komutanına bu emri vermelerini emretti.

  Onu ara.

  Bir delilik edelim işte.

  Ne dersin?

  Müvekkil gizliliği.

  Korsan olacaksın.

  -Arabam hep kan oldu.

  -Kapa çeneni.

  Peşimizde BMW var!

  Teşekkür etmeme izin ver.

  Yapmayı daha çok istediğim bir şey yok.

  Umurumda değil.

  Hadi!

  Rahibeler.

  Tabii ya.

  Affederler.

  Bu da ne?

  Dikkat et  SÜRÜCÜ Geçiş üstünlüğü bendeydi.

  Birine daha vurursan inerim.

  -Duydun mu?

  -Akıl verip duruyorsun.

  Parlak yeşil güzel seçim.

  -Çok mu gösterişli?

  -İtalyan mimarisine uyum sağlıyor.

  -Ne, beğenmedin mi?

  -Bebek!

  Bebek.

  Hayır.

  Yavru köpekler!

  Siktir!

  MİLYARDER O iyi.

  Silahı var.

  -Çekil!

  -Ne?

  -Tanrım!

  -Yakalayın!

  Hadi!

  CIA AJANI O iyi mi?

  -Çok kan kaybetti.

  -Bu çok falan değil.

  Koltuğun altına damlıyor.

  Neyin çok olduğuna ben karar veririm.

  Bak.

  Kan.

  Kırmızı.

  Kanamayı durdurur musun?

  Ya da buna her ne deniyorsa.

  Dışarı çıkışını duyabiliyorum.

  Fışkırttı.

  Tam anlamıyla fışkırttı.

  -Çok kan var.

  -Ağzına girmiş olmasın.

  DOKTOR Tüm ülkeyi çalmaya çalışınca olacağı bu.

  Biraz alıştırma yapabilirdik.

  Derdim de bu.

  Daha yeni ısınıyorum.

  Siktir!

  Neden herkes Vespa sürüyor?

  Vay canına.

  İtalya’yı seviyorum.

  Hissetmeye başlıyorum.

  Araba tutmaya başladı.

  Bir’den Dört’e!

  -Dinlemede.

   Sana ihtiyacımız var.

  Tabii ki var.

  Buradayım.

  Burası dediğin neresi?

  Burası işte.

  Tam olarak neresi?

  Burası işte!

  Dedik ya, Duomo’nun tepesi.

  Yukarı bakın.

  Nereye?

  Siktir.

  İniyorum.

  Sizi görüyorum.

  Gaza bas, manevra yap!

  Üstünüzdeyim!

  AKROBAT Kuzeye geliyorum.

  </font><font color=”white”>Via de  İtalya’da çok </font><font color=”white”>via </font><font color=”white”>varmış.

  Yanlış yön!

  Geri gelin.

  Bir fikrim var.

  Köşeyi dönün.

  İşte bu.

  Devam edin.

  Altı.

  Gördün mü?

  Buna yetenek derler.

  Göz siniri bu kadar uzun muymuş?

  Götünün de gelmemesine şaşırdım.

  Bu böyle olmaz.

  Şuraya çek.

  Hayır.

  Bu da ne dostum?

  -Hayır!

  -Tamam.

  Yapma  Sakın ezme pislik!

  -Alacağım.

  -Ben ciddiyim!

  -Ezersen görev biter!

  -Al!

  -Dostum, hadi!

  -Aldım!

  -Siktir!

  -Aldım!

  -At şunu!

  -Gözünü yoldan ayırma!

  Bu çok stresli.

  -Kimin gözü bu?

  -Avukatın.

  -Öylece oydun mu yoksa  -Tanrım, hayır.

  Oymadım.

  İki oydu.

  Tamam, başlıyoruz.

  Tamam.

  Rovach’ın yayınları.

  Bizi dört komutana götürecek.

  -Başım dönüyor.

  -Sen tutmuyorsun ki.

  Komutanları buldun mu?

  Süreyim mi?

  Polis.

  -Polis.

  -Siktir.

  Kıpırdama.

  Bize bakan bir polis var.

  Hadi dostum!

  Hadi!

  Helikopterden kurtulun.

  BEŞ DAKİKADA İTALYANCA Banyo nerede?

  Banyo nerede?

  Banyo nerede?

  TETİKÇİ Buongiorno, Uno.

  Evet.

  İşler berbat hâlde.

  Boku yedik.

  Seni </font><font color=”white”>il bagno’ya yönlendireyim.

  -Her neyse.

  Dört’e Uber lazım.

  -Çoktan düşündüm </font><font color=”white”>papi.

  Buongiorno, Quattro.

  Hadi!

  Yeni araç göndereceğim.

  Şunları atlat, helikopterden kurtul.

  Yapabilir misin?

  -Kurtulabilir misin?

  -Kurtulabilir miymişim!

  Hadi!

  -Siktir!

  -Sür hadi!

  Sür hadi!

  Eğil.

  -Kolun acıyor mu?

  -Ne?

  Ateş mi edeyim?

  Karşılık verebilir misin?

  -Görüyor musun?

  -Evet!

  Bana işimi öğretme.

  -Uffizi’yi hatırlıyor musun?

  -Hayır.

  -Mocha </font><font color=”white”>aldığımız yerin yanındaki müze.

   Mocha’yı </font><font color=”white”>hatırlıyorum!

  Hayır diyorum!

  Hallet şunu.

  Bağırdım, üzgünüm.

  Müzik açayım mı?

  Evet.

  İnsanlara dikkat et.

  Tamam, ön kapı nerede?

  Silah!

  İki!

  Siktir!

  İyi ki ekiptesin.

  Bence de.

  Gerekeni yapmamı söyledin, değil mi?

  Ben de yapacağım.

  -Kesin haberlere çıkacağız.

  -Hadi canım.

  Tutunun.

  Siktir.

  Hayır!

  Bu Apollo ve Daphne’ydi.

  Helikopter görüyor musun?

  Ben görmüyorum.

  Helikopteri atlattık.

  Davut olmaz.

  Hayır!

  Davut küçük şeyi olan mı?

  Evet, o.

  Çıkıp karşılaştıracak mısın yoksa gidelim mi?

  -Hayır.

  -Gidelim.

  Hadi!

  Siktir!

  İki siyah Suburban geliyor.

  Altı, onları şaşırt.

  Sana geliyorum.

  İlerle!

  Onlar da bunu bekliyor.

  Takımda bir süper kahraman var!

  Mermim kalmadı!

  O dili bilmiyorum.

  İşler şimdi kızışacak!

  Şimdi mi?

  Ameliyat yapıyorum.

  -Ben de bin araba atlatıyorum.

  -Ölecek.

  Karnından vurulup günlerce yaşayabilirsin.

  İyi olacak.

  Bu dili de bilmiyorum.

  Yukarıda!

  -Of!

  -Vay canına.

  Hissediyorum.

  Buldum.

  -Çok daha iyi hissediyorum.

  -Buldum bebeğim!

  Evet!

  İşte buna sürüş denir!

  Bu da ne?

  Göremiyorum!

  Siktir!

  Tamam.

  Tamam.

  Hadi.

  Hadi!

  Nerede  Kadehimi bu sevdiğim çocuğa kaldırıyorum.

  Ağlıyor musun?

  Adını bile bilmiyorduk.

  Hiç kimseninkini bilmiyoruz.

  Adı neydi?

  Bir önemi yok.

  İyi bir adamdı.

  Kontrolüm altında sanıyordum.

  Üzgünüm.

  Ailesi var mıydı?

  Bence ailesi bizdik.

  Hepimiz.

  Biz bir aile değiliz.

  Cleaver’lar değiliz.

  Ne?

  Cleaver’lar.

  Ward, June?

  -Ne?

  Hayır.

   Leave It to Beaver.

   Leave It to Beaver </font><font color=”white”>mı?

  -Jerry Mathers.

  -Hayır.

  -Tony Dow.

  -Hayır.

  -Barbara Billingsley.

  Hugh Beaumont.

  -Hiç duymadım.

  -Kimse </font><font color=”white”>Nick at Nite </font><font color=”white”>izlemiyor mu?

  Fransızlar böyle şeyler izlemez.

  Y kuşağı.

  Fransızlar.

  Hadi kaldıralım.

  Bu da ne demek?

  Kendimize bir Yedi bulmalıyız demek.

  Merkez’den, Yardım Üssü’ne.

  Yardım Üssü, burası Merkez.

  Ağ sizindir.

  AFGANİSTAN – HELMEND VİLAYETİ Tam isabet.

  Hey!

  Hey!

  Minibüs çıktı.

  Birleşmiş Milletler.

  -ISR koordinatlara yaklaşıyor.

  -Black Hawk, beyaz minibüsü izliyor musun?

  Tedirgin görünüyor, bir sorun var.

  Adamlarıma yöneldi, bunu sevmedim.

  Adamlarıma yöneldi, dedim.

  Adamlarıma  BİRLİK FOTOĞRAFI Tersten yazılmış.

  BM ters yazılmış.

  Ateş etmek için izin istiyorum.

  Biz burada gözlemciyiz.

  -Komutanım  -Askerî mahkemeye çıkmak istemiyorsan otur oturduğun yerde ve izle.

  Minibüs!

  Füze!

  Hanımefendi, beyefendi.

  Beni tanımıyor olabilirsiniz ama Johnny benim Delta’daki kardeşlerimden biri, arkadaşım.

  Evine hoş geldin Blaine.

  Bir süredir senin gibi özel bir asker arıyoruz.

  Sen kimsin?

  Tetiği çekmene izin verecek biri.

  Affedersin?

  Telsiz konuşmanı dinledim.

  Nasıl olduğunu boş ver.

  Tetiği çekmene izin verirdim.

  Girebilir miyim?

  Teşekkürler.

  Kimse dünyayı kurtaramaz.

  Ama daha iyi hâle getirebiliriz.

  Bilirsin.

  Sana bunda yardım edebilirim.

  Yapman gerekeni yapabilsen nasıl olurdu merak ediyor musun?

  Kötü insanları öldürebilirsin.

  Devletin sana siyasete, bürokrasiye, ticari ilişkilere dayanarak kötü olduğunu</font><font color=”white”></font><font color=”white”>söylediği kişiler değil.

  Hayır, gerçek kötülerden bahsediyorum.

  Onları halletmene yardım edebilirim.

  Ve o tetiği çekmemeni asla söylemeyeceğim.

  Ne dersin?

  Hey, evlat!

  -Ne yapıyor bu?

  -Yapma!

  Hey!

  Biri denize düştü!

  GÜNÜMÜZ Blaine, doğuştan askerdi.

  Dördüncü nesil bir askerdi.

  Nitekim ailesi İkinci Dünya Savaşı’nda savaşmıştı.

  Ataları gibi o da doğruyu ve yanlışı biliyordu.

  Farkı biliyor ve bu konuda bir şeyler yapıyordu.

  Bana hikâyeler anlattı.

  Çocukken dedesinin hikâyesini dinlemiş.

  1944’te görev sırasında ölen bir Tuskegee Havacısı.

  Bu fotoğrafları kahramanının mezarına yerleştirmemizi isterdi.

  Kaptan Amerika gibi ülkesini çok sevdi.

  Ve onunla aynı pozisyonda olsak nasıl tepki vereceğimizi bilemeyiz.

  Korku, ses.

  Ama Blaine’in yerinde olsam o pislikleri vururdum.

  Kafalarını uçururdum.

  Ben böyleyim.

  Ayakta kalan son adam ben olurdum.

  Askerî geçmişim yok ama anne ördek gibiyimdir.

  Yavrularıma bulaşırsan  Dostum, otur.

  Otur hadi.

  Coco’yu </font><font color=”white”>izlerken görmeliydin.

  Gözyaşları sel olmuştu.

  Duygusal bir film.

  -Bayağı inliyor.

  -Seyretmesi çok zor.

  Pekâlâ.

  Bence yeterince gördük.

  Bundan sonra adın Yedi.

  Ben Bir’im.

  Yedi kişiyiz.

  Hayır, altı.

  KALİFORNİYA ÇÖLÜ Günü atlatmak için yaptığımız bir şey var.

  Bir kutu alıp o kutunun içine dünyadaki tüm dehşeti, insanların birbirlerine yaptığı zulmü koyarız ve onu kapatıp yokmuş gibi davranırız.

  Sadece bazılarımız kutunun içinde çok zaman geçirir.

  Numara yapma yeteneğimizi kaybettik.

  Bu boktan dünyada çok fazla bitmemiş iş var.

  UZAK DURUN Hayaletlerin işi yaşayanların yapmayacağı veya yapamayacağı kirli işleri yapmak.

  Ve buradan yapacağız.

  Burası hayaletli evimiz.

  Batcave’e çok benziyor ama Batcave gibi değil.

  Yedi, sen öldün.

  Daha önce hiç görmediğin şehirler ve kişilerle sınırlandırılacaksın.

  Tabii diğer hayaletler hariç.

  Güvenlik için adlarını değil, sayılarını biliyorsun.

  Kimse de çok yakınlaşmıyor.

  Şuraya geç.

  Bu bizim hedef tahtamız.

  Bu dokuz kişi kutunun içine çok fazla kötülük koymuş.

  Bize hesap verecekler.

  İlk hedefimiz bu pislik.

  İlk görev, Turgistan diktatörü Rovach Alimov.

  Öldüğünde bütün saçmalıklar biter.

  Ehliyet yenilemeye, Noel alışverişine son.

  Hain sevgililere de.

  Ölüler için “Ofis Dışında” yanıtı hazırlamalılar.

  “Üzgünüm.

  Şu an gezegende değilim.

  Öldüm.

 ” Artık vergi yok, sabıka kaydı yok, sadece çıplak olduğun için falan tutuklanmak yok.

  Çıplaklık, sarhoşluk.

  Sıradan şeyler.

  Ölü olmanın en iyi yanı şu.

  Artık göçmenlik sırası yok.

  Bana bakma.

  Ben Amerikalıyım.

  Ben kaçağım.

  -Çok alaycısınız.

  -Peki ya yüksek tansiyon?

  Siktir git yüksek tansiyon.

  Ne istersem yiyeceğim.

  Çok teşekkürler.

  Hâlâ yaşadığını biliyorsun, değil mi?

  Sen de siktir git teknoloji.

  Yedinci sınıftaki bilim fuarından beri mıknatıs ürettiğimi bilmiyorlar tabii.

  Fuarı yıkıp geçmiştim.

  Sonra böyle büyük şeyleri alıp  Bu saçmalık.

   buna dönüştürdüm.

  Neodim ve mikro mıknatısı keşfettim.

 .

  Titreşimli telefonlar, on milyon telefon, Prius’lar, Tesla’lar benim sayemde.

  Ve bir gün bu beni çok zengin yapacak.

  Her şeyi yanlış anlamışsınız.

  Ölü olmanın en iyi yanı özgürlüktür.

  Yani hepimiz öleceğiz.

  Hayattayken bunu yaşayalım, değil mi?

  Gençken bir sürü kötü karar alıyorsun.

  Bilirsin, evlilik, mortgage falan.

  Ama ölünce   hepsi silinir.

  Püf diye!

  O noktadan itibaren tek önemli olan neyi seçtiğiniz.

  Mesele şu ki, Yedi’yi gizlemeliyiz.

  Şunları uzatır mısın?

  Hadi bakalım.

  Pekâlâ, küçük bir gösteri, teknoloji yok.

  Bir darbe, kolay olmayan üç adımda böyle yapılır.

  Pekâlâ, ülkemiz Turgistan, değil mi?

  Bunlar iyi insanlar, işlerine bakıyorlar.

  Bir de dört komutan, amcıkları var.

  Çok kötü adamlar.

  Ama daha kötü biri var.

  Bu pislik diktatör.

  En üstte.

  Kardeşini unutmayın.

  Demokrasi sever kardeş.

  İşin kilit ismi o.

  Yani dört komutanı vuracağız.

  Bizi kardeşine götürecekler.

  En iyi komutanları öldürsen diktatörü mahvedersin.

  Sonra kardeşini serbest bırakıyoruz.

  En sonunda da pislik diktatöre veda edip demokrasi sever kardeşi başa getiriyoruz.

  Her şey dört ay içinde bitecek.

  Día de los Muertos’ta.

 Ölüler Günü.

  Bu kadar mı?

  Gayet basitmiş.

  Bardaklar.

  Yani hepimiz öleceğiz.

  Ben değil.

  O değil.

  Hepimiz.

  -Acı içinde.

  -Evet, çok komiksiniz.

  Turgistan’daki bu Rovach hakkında başka ne biliyorsun?

  Turgistan sınırında binlerce kişi Rovach rejiminden kaçıyor.

  Ordu, yardımları hedef alıyor.

  Rovach’ın ordusu bu gizli hastaneleri hedef alıyor.

  Dünya sessizliğini korurken  TURGİSTAN SINIRI Çatışma başladığından beri bir milyon insan yerinden oldu.

  Sadece bu kampta 80. 000’den fazla var, yarısı çocuk.

  -Çok üzücü.

  Tanrım.

  -Evet.

  -Vaktin varsa yeni hastaneyi göstereyim.

  -Hastaneye gitmeyeceğiz.

  Sıtma haplarımı alamadım ama  Burada sıtma yok.

  Buna ben karar veririm.

  Şöyle yapacağız.

  Pekâlâ, ben  -Adın neydi?

  -Oliver.

  Oliver.

  Oliver burada fotoğrafımızı çekecek.

  Ben de birkaç çocuğun fotoğrafını çekeceğim.

  Çok hasta ya da sakat olmasın, moral bozmayalım.

  Sonra etrafa su taşıyacağım ve vakfınıza devasa bir çek yazacağım.

  -Adın neydi?

  -Mike.

  Evet, tamam.

  Sağ ol Mike.

  Dikkatli ol.

  -Yardım edeyim.

  -Dengeledim.

  Birini düşürürsem daire çizerim.

  O zenginin burada ne işi var?

  Bilmem.

  Fotoğraf?

  Sosyal medya?

  Umursadığını mı gösteriyor?

  Futbolcu olmalıydım.

  Profesyonel olabilirdim.

  -Git buradan.

  -Sorun yok.

  -Bizi vuracaklar!

  -Ne oluyor?

  Gel!

  Maskeleri almalıyız!

  -Maskeleri alın!

  -Gaz!

  Maskeleri alın!

  Gaz!

  -Kutuları aç.

  -Dağıt.

  Tak şunu.

  Tak.

  Louvre’dayız.

  Dünyanın en güzel yerinde.

  Kapat şunu.

  Ama efendim  -Bunu nereden buldun?

  -Sosyal medyadan.

  Her yerde.

  Haberler ve diğer ülkeler kınıyorlar.

  Kimsenin sorumlu tutmadığı bir savaş suçlusu.

  Yasaklı kimyasal silahlar kullanarak büyük vahşete imza atıyor.

  Yaygara koparıyorlar.

  Hiç kan dökülmedi.

  Sence bunu kim çekti?

  Beni etkile.

  Siz çektiniz, videoya çektirip sızdırdınız.

  Kararlılık göstermek, korku yaymak için.

  Düşmanlarıma onları neyin beklediğini göstermek için.

  Bu daha başlangıç.

  PARİS, FRANSA – ALTI AY ÖNCE Kirli düşüncelerinle aklını karıştırdın.

  Katliamdan başka bir şey düşünmedin.

  Onları katletmediğimi söyle.

  Ama öldüler.

  Senin tarafından vahşice katledildiler.

  Bana neden tükürdün?

  Keşke ölümcül bir zehir olsaydı.

  Hiç bu kadar tatlı bir yerden zehir gelmemişti.

  Hiç bu kadar iğrenç birini zehirlememiştim.

  Gözleriniz beni zehirledi tatlı hanımefendi.

  Keşke bakışlarımla öldürebilseydim!

  Martini.

  Karıştır.

  Çalkalama, karıştır.

  Ne düşünüyorsun?

  Ben bir Negroni alayım.

  Öylece dök.

  Pardon?

  O  Oyun hakkında?

  Bir klişe var.

  “Sanat gerçekten hayatı taklit ediyor mu?

 ” Çünkü sahnede yürüyen bir zalim var.

  Baasha.

  Ve ilk perdede   zulmü cezasız kalıyor ama beşinci perdede  Beşincide  Adalet.

  Daima adalet.

  Sen bir zalim görüyorsun.

  Bense bozuk bir dünyaya düzen getiren bir adam görüyorum.

  Pisliğini temizleyerek, parlayana kadar cilalıyor.

  Sanatta en büyük umutlarımız gerçek olur.

  Kahramanlar daima kazanır.

  Bu saçmalık.

  Hayat tamamen farklıdır.

  Ben Shakespeare’in tarafındayım.

  Beşinci perde geliyor.

  Shakespeare’e.

  Bill’e.

  Sonunu berbat ettiniz.

  Hayır.

  Etmedik.

  Adını duyamadım.

  -Rovach.

  -Onunla konuşuyordum.

  Müsaade eder misin?

  Sürttürüyorsun.

  Evet.

  Artık içimde değil.

  Güvendeyiz.

  Adın ne?

  Arianna.

  Arianna.

  Koca adam hâlâ bana bakıyor, değil mi?

  -Evet.

  -Sonra kıçımı tekmeleyecek.

  -Güzel.

  -Evet.

  -Bir şeyleri yanlış yapıyoruz sanırım.

  -Neden?

  Çünkü çikolatalar bütün gece orada kaldı.

  -Yapıştırılmış gibi.

  -Bu delilik.

  Yaşlanıyorum.

  Söylediklerine inanıyor musunuz?

  Kötülüğün cezasız kaldığına.

  Bence buna inanıyor.

  Peki ya sen?

  Bence tüm dünya   sonsuz, kötü   boktan bir döngüde.

  Ama o da payını alacaktır.

  Bu eğlenceliydi.

  Ortadan mı kaybolacaksın?

  Hayalete mi benziyorum?

  Hayır.

  Sanki olmak istiyor gibi konuşuyorsun.

  Öyle mi konuşuyorum?

  Seni tekrar görmek istediğimi nereden çıkardın?

  O kadar unutulmaz değildin.

  Ayrıca New York’a taşınıyorum.

  Orada yaşıyorum.

  Keriz.

  Şimdi de takip mi ediyorsun?

  Belki biraz.

  Artık konuyu biliyorsunuz.

  GÜNÜMÜZ KALİFORNİYA ÇÖLÜ Bugün okulda bir şey oldu mu?

  Angela Valentine kusacağını söyledi.

  Sonra ne oldu?

  Kustu.

  -Bir hakkında ne biliyorsun?

  -Köpek Wally’yi seviyor.

  Beaver </font><font color=”white”>dizisine kafayı takmış.

  Bence yetim.

  Para koymak istersen bir bahsimiz var.

  İlginç bir ekibiniz var.

  Kaç operasyon yaptınız?

  -Floransa dâhil?

  -Evet.

  -Bir.

  -Bir mi?

  Aslında küçük bir görev vardı.

  Belki bir ve çeyrek.

  Sicilya’daydı.

  Ama Floransa tam bir rezaletti.

  Ben olmasam muhtemelen birden fazla kişi ölürdü.

  -O kadar.

  -Dalga mı geçiyorsun?

  Şakam yok.

  Ailemin, dostlarımın önünde kendimi gömdüm.

  Evet, Bir anlattı.

  Büyük bir askerî cenaze.

  Silahlar, bayraklar.

  Çok havalı.

  Cenazemde beş kişi vardı ve ikisi erken ayrıldı.

  Annenin ağlamasını izlemek zor.

  -Evet.

  -Bu görevle ilgili içimde iyi bir his var.

  MURAT KARDEŞİ Adamı nasıl bulamazsınız?

  Bilmem, Bir genelde istediğini bulur ama onu bulamıyor.

  -Birkaç yıl önce Amerikalılar yakalamış.

  -Amerikalılar?

  Bilmiyorum.

  Ekibini hazırla, hedef  Camille, sevmesen de bazen yetkiyi kötülere vermen gerekir.

  İşini yap.

  BATI ÖZBEKİSTAN, 2017 Kimse dokunmasın.

  O benim.

  Dışişleri Bakanlığının bana verdiği teminat  -Başka yere bağlıyım.

  -Tanrım, CIA.

  -Seni kardeşine teslim edeceğim.

  -Kardeşimi tanımıyorsun.

  Rovach tam bir canavar.

  Ülkenizin sahip olduğu her prensibi ihlal edecek.

  Bunu yapmaması için direktöre yalvardım Murat.

  Amerikalılar yakalayıp kardeşine vermiş.

  Şu kel olana.

  Bir’i sevdin, değil mi?

  Tam bir pislik ama sevimli, değil mi?

  -Değil.

  -O seni sevdi.

  Eğlenceli kısmı şu.

  Kaç tane milyarder tanıyorsunuz?

  Elon Musk’ı, Bill Gates’i duydunuz.

  Bu  Neyse.

  Tabii beni daha önce duymamıştınız.

  Böyle seviyorum.

  İyi bir mucidimdir.

  Teknoloji yarattım, dijital iz takip ettim, sildim.

  Hatta bazılarını CIA’e sattım.

  Orada ilginç insanlarla tanıştım, maceralara atıldım.

  Ama onlardan kurtulup başka fikirlere atıldım.

  Paramı zor durumdakilere yardım için kullandım.

  Ama milyarlar yeterli değişmiş.

  Devletler muhtaçlara yardım etmez.

  Ben de, “Sikeyim devleti.

  Bunu kendim yapacağım.

 ” dedim.

  İşte buradayız.

  Bu göz bizi o komutanlara götürdü.

  Ve oyun başladı.

  Pekâlâ komutan, Vegas’a uçuyorsun.

  Senin için çok önemli bir görevim var.

  Silah satıcısı Viktor’la görüşeceksin.

  Sarhoş ol.

  Vegas’a gidiyoruz bebeğim.

  Viktor, Vegas, Viceroy.

  Komutan Garioff, sessiz harf çok, kolaylaştıralım.

  Küçük şişko, Rovach’ın kardeşini denetliyor.

  Las Vegas, dünyadaki en çok yüz tanıma yazılımı olan yer.

  -Ne olacağımı biliyorum.

  -Akıllıca kılık değiştirin.

  Koca adamım, kendi bokumu temizleyebilirim.

  O söz öyle değil.

  Bokunu temizleme, koca adam gibi sifonu çek.

  Göze çarpmayın.

  Araya kaynayın.

  Yok olun.

  Evet.

  Tamam, şimdi güvenli.

  Kırmızı mı, mavi mi?

  -Muhtemelen Ferrari.

  -Bu kalitede gaz az bulunur.

  Amerikan Ordusu bu sarin gazını panzehir testi için kullanıyor.

  Geriye kalanını da çöle gömüyorlar.

  Temin edebilirim.

  Ama burada teslim alın.

  Aracı yok.

  Öldürecek misin?

  Bayıldım.

  Ne büyük şans.

  -Viktor’un hediyesi.

  -Viktor’u seviyorum.

  Geliyorum!

  Partime hoş geldiniz!

  Lanet olası sivilce!

  Yaşayan son komutan sensin.

  Çok geç.

  Anlaşma tamam.

  İki ton sarin gazı.

  -Rovach’ın kardeşi nerede?

  -Ne?

  Üç saniyen var.

  Açık konuş.

  Hayır, düşünme.

  Konuş!

  Üç, iki  Hong Kong’daki Ni Hai Kulesi’nin çatı katında.

   bir.

  Daha kötü olabilirdi.

  Bilirsin, bitirebilirdi.

  Güzel iş.

  Gizlenin dedim, kokain çekmiş Borg ve McEnroe olun demedim.

  Buradan nefret ediyorum.

  Cidden.

  Hayır, bu Navratilova.

  Kadın tenisçi.

  Senin kostümün de aptalca.

  Motorcu pislik.

  Pardon hanımlar.

  Ama Vegas’ta olan  Gerisini bilirsiniz.

  Yapamayız.

  Başka yere gidelim.

  Silaha dikkat et.

  Tanrım.

  -Bunu yapamayız.

  -Ne?

  Öpüşmek yok.

  Bana uyar.

  Öpmeyi kes!

  Ne?

  Öpmüyorum.

  -Buraya gel.

  -Burnunu çıkar.

  Çok daha iyi.

  Nereye kaçıyorsun?

  Bir ruhumu geri vermeye söz verdi.

  Biriyle konuşmalıyım.

  Korkuyorsun.

  Tam bir korkaksın.

  Hiç </font><font color=”white”>coup-d’état yaptın mı?

  Hayır.

  Anlamını bile bilmiyorum.

  Vay canına.

  Darbe.

  </font><font color=”white”>Coup d’état.

  Fransızca bir kelime, Napolyon.

  Fransız tarihi.

  Tamam.

  Tekrar inşa edecek birini bulmadan bir yeri yıkamazsın.

  O kişi Rovach’ın kardeşi Murat.

  Hong Kong’da hapiste.

  Komutanları öldürdük, ordu boku yedi.

  Yeni bir lider arayacaklar.

  Onlara birini vereceğiz.

  Darbeymiş.

  Ne demekse.

  Aptalca bir kelime.

  NEVADA – HAZRETİ MERYEM’İN EVİ En sevdiğim.

  Biliyorum anne.

  Nasılsın?

  Bilirsin anne.

  Bir ülke var.

  Özbek  Hayır, Turg  Turkis  Turkikas  Siktir!

  Turkikasazhan mıydı?

  Anne, tek bildiğim sonuda ”stan” olduğu.

  -Asya’da.

  -Yani Kansas’a yakın!

  Sayılır.

  Evet anne, Kansas’a yakın.

  Her neyse, başındaki adam öldü ve  İki oğlunu geride bıraktı.

  Biri iyi, biri kötü.

  Yönetime kötü olan geldi.

  Ne bakıyorsun be Hemşire Ratched?

  Git, rahibelerle falan takıl.

  Evet, yürü.

  Yürü.

  Seni annemin önünde yere sererim.

  Üzgünüm anne.

  Neyse, iki oğul savaştı ve kötü olan yönetime geldi.

  İyi olanı hapse attı ve  Diego’yu hiç sevmedim.

  Evet, ben de anne.

  Onun için çalışmak bana uymadı.

  Artık başkası için çalışıyorum.

  İyi şeyler yapıyoruz.

  Kansas’ta işleri düzeltiyoruz.

  İyi şeyler kötüyü silebilir, değil mi?

  Seni seviyorum Andres.

  Hayır.

  Hayır anne.

  Andres, Bogota’da.

  Benim, Javi.

  -Javi.

  -Javi mi?

  Artık bir katil olduğu için Javi ile konuşmayacağım.

  Sadece kötü insanları öldürdüm anne.

  Hey.

  -Bunu yapmak zorunda değilsin.

  -Zorundayım.

  İşim bu.

  Baba?

  Uyuyamıyorum.

  Baba?

  Burada değil.

  Annen nerede?

  Benim annem yok.

  Javi seni seviyor anne.

  -Sen ve Bruce Wayne saçmalıkların!

  -Bö!

  Tek kural.

  Tek kural.

  Bir yakının olması nasıldır, bilmiyorsun.

  Adımı bile hatırlamıyor.

  Yani gelmesen fark etmez.

  Bu arabanın içini kafatası parçalarınla doldurmadığım için şanslısın.

  -Seni kim büyüttü?

  Mafya mı?

  -Bu seni ilgilendirmez Üç.

  Bu iş için her şeyi feda ettik.

  Buna saygı duy, elimizde sırf bu var.

  Genelde törene katılmam ama bugün üstlerinizin Amerika’da başına gelenler aileme 60 yıl sadakatle verdikleri hizmeti bir çırpıda yok etti.

  Yerleri kolayca doldurulamaz.

  Albay Zaga, Niazo, Abdulim, Daheem.

  Sırada siz varsınız beyler.

  Hepinizin toplam deneyimi neredeyse seleflerinizinki kadar ama yerlerine geçmesi için   sizin gibiler lazım.

  Sizin gibiler.

  Ama siz değilsiniz.

  Komutanlarımın katilini bilmiyorum ama bundan en çok yarar sağlayan adamlara güvenemem.

  Sıradakiler, tebrikler!

  KALİFORNİYA ÇÖLÜ Pekâlâ, radara yakalanmadan bu ara noktalardan geçeceğiz.

  İşte Hong Kong’a gizli giriş.

  Hey, Bir!

  Bana Altı diyecek misin?

  -Hayır.

  -Tamam.

  -Sormamalıyız ama  -Öyleyse sorma.

  Bir kim?

  -Kim o?

  -Kızgın bir zengin.

  Tek bildiğim bu.

  -Ama nasıl tanıştınız?

  -Tanışmadık.

  O bizi buldu.

  Garip şekillerde.

  -Evet.

  -Evet.

  Çok garipti, zamanlaması mükemmeldi.

  UKRAYNA – KİEV Ucuz.

  Sahte.

  Siktir!

  Kandahar’ı bulana kadar gitmiyoruz.

  Gidelim.

  Siktir.

  Siktir!

  Vay canına!

  Elimi tut!

  Dayan!

  Zenginim.

  Ne istiyorsun?

  Ne istiyorsun be?

  Hey, sakin ol.

  Sen kimsin?

  Polis misin?

  Korkuyor musun?

  Asla.

  Bu seni güçlendirir.

  Bir amacın olması seni daha da güçlendirir.

  Kaybetmekten korktuğun bir şey.

  Bir hiç uğruna ölmekten korkmanı sağlayan bir şey.

  -Savaştığın şey yerine.

  -Hata yapıyorsun.

  Ben bir hırsızım.

  Hayatım boyunca çaldım.

  -Para verebilirim.

  -Korkuyor musun?

  -Yetenekliyim.

  Faydalı olabilirim.

  -Öleceksin.

  -Yardım edebilirim!

  -Öleceksin.

  -Yapacaksan, durma yap.

  -Öleceksin!

  Öldür o zaman!

  -Tanrım!

  -Hasta herif!

  Kim böyle bir şey yapar?

  -Yüzünü görmeliydin.

  -Hasta herif!

  Hiç komik değil!

  Çok komik.

  Benim ailemden kötüsü yoktur sanıyordum.

  Sus, nedense ”aile” lafından nefret ediyor.

  Bence ailesi yok.

  Ve bir görevde geride kalırsan senin için dönmeyecek.

  Ne?

  Biz Delta’larda öyle olmaz.

  Bir şeyler değişecek.

  Söz veriyorum.

  FMS, Hong Kong.

  Motor çalışıyor.

  Sormamamız gerekiyordu ama meraklı biriyim.

  Sorum şu.

  Mücadeleni başka şekilde de verebilirdin.

  Neden şimdi ve neden Turgistan?

  Herkes yardım etmekten bahsediyor.

  Bir şey yapmak güzel.

  NI HAI ÇATI KATI Güzel manzara küçük kardeşim.

  Şahsen daha çok altın kullanırdım.

  Siyah.

  -Yalnızım.

  -Üstüne üstüne geliyor, karanlık.

  Sultan I.

  Ahmet’i tanıyor musun?

  Pisliğin teki.

  1603’te Sultan I.

  Ahmet küçük kardeşlerine bir hediye verdi.

  Topkapı Sarayı’nda harika bir yer.

  Gösterişli bir kafes.

  Evet, ben de tarihimi öğrendim.

  Ahmet’ten önceki sultanları mı tercih ederdin?

  Aynı ipek çarşafla kardeşlerini boğduran sultanları.

  Kendi kütüphanen, sinema salonun var.

  -Evet, eğlenceli bir hapishane.

  -Ya bu?

  Bu ne?

  Sanat.

  Çirkin bir sanat.

  Sevgi dolu ağabeyin de ziyaret ediyor.

  Benim olanı almaya çalışmandan sonra çok cömert davrandım.

  Hakimiyet senin ya da benim değil.

  -Halkın.

  -Halkın mı?

  Evet kardeşim, halkın.

  Sanki kutsal bir topluluk.

  Kırbaçlanmak için yalvaran hiddetli, cahil, eğitimsiz bir halk değilmiş gibi.

  Öfke sorunları var da.

  Burada ne arıyorsun?

  Bu rezil kimyasal saldırıların beni senden popüler hâle getiriyor.

  Buradan çıkmanın tek yolu Daqeeq’in seni şu pencereden atması.

  Keşke.

  Dört komutanım infaz edildi.

  Bu konuda bilgin var mı?

  Var mı?

  Komutanlarıma yapılan bu saldırılar sadece kimyasal saldırılarımı arttırır.

  Yıllar sürebilir ama bu insanlar için yaptığın güzel şeyler adına seni haklayacaklar.

  Kim?

  Amerika mı?

  Beni onlar yarattı.

  Rusya mı?

  Silahlarımı onlar verdi.

  Daqeeq, cidden mi?

  Bu tişörtü sen mi aldın?

  Beni utandırıyorsun.

  ADAM EFSANE Üzgünüm.

  Zevkim kötü.

  Daqeeq’in emirleri kesin.

  Bana bir şey olursa, aynısı sana da olur.

  Birebir ve hemen.

  Turgistan’a dönüyorum.

  Güvenli bir şekilde.

  MOĞOL ÇÖLÜ Ekip, radardan çıktık.

  Kemerlerinizi bağlayın, sarsıntılı olacak.

  Normalde korkulacak bir şey var mı diye hostese bakarım.

  Kabin görevlisi.

  Bana bakabilirsin.

  Canım, alev alsan bile yüzünde o aynı ürkütücü boş ifade olurdu.

  Alınma.

  En kötüsü de şu.

  Kaza yapacak olsak kimsenin haberi olmaz.

  Kimse umursamaz.

  Hiçbir etki yaratmayız.

  Sanki hiç var olmamışız gibi.

  Seni duyabiliyorum.

  Eğer altına edeceksen</font><font color=”white”></font><font color=”white”>arkada tuvalet var.

  Dünya bürokrasiyle sarılmış durumda ve bunu milyar dolarlık bir kılıçla bile aşamadım.

  Bu yüzden her şeyi ve herkesi geride bırakıp hiç kimse olduk.

  Bu ne kadar zamandır devam ediyor?

  Ne?

  Ben de aynı şeyi merak ediyordum.

  Floransa mı?

  Hayır, Vegas.

  -Vegas.

  -Kesinlikle Vegas.

  Haberiniz var mıydı?

  -Artık öğrendik ahmak.

  -Güzel.

  Sanırım bu kurallara aykırı değil, değil mi?

  Değişir.

  Sikişiyor musunuz yoksa sevişiyor musunuz?

  Ne farkı var?

  Sikişiyoruz.

  Güzel.

  Hey.

  Bu bal porsuğu kim?

  -Ben Raymond.

  -Merhaba Raymond.

  Ekipte yeni misin?

  -Sadece takılıyorum.

  -Ben Britney, kaltak.

  Muhtemelen hassas jeopolitik konularımızı Raymond yokken konuşmamalıyız.

  Güvenlik harika.

  Gerçekten harika.

  Özellikle de sen.

  Hong Kong, çatı katı çıkarması.

  Rovach’ın kardeşini 90.

  kattaki cezaevinden çıkaracağız.

  Basit bir kapıp kaçırma.

  Gerçi basit değil, zor.

  -Kapmak da demeyelim.

  -Kapmak mı?

  -Kapmak.

  -Kapmak.

  -Kapmak?

  -Kapmak gereksiz, eş anlamlılar.

  -Kapmak mı?

  -Kapmak.

  Tekrar etme.

  Bu benim.

  Hiçbir şey basit değildir.

  Yandaki binanın vinçlerini kullanacağız.

  Biri keskin nişancı için, diğeri diğer binaya geçmek için.

  Vinç kontrolden çıktı.

  Çok tehlikeli.

  -Çatıdan uzak dur.

  -O da ne demek?

  -Seni mahvedeceğim.

  -Mahvedemezsin.

  Orospu çocuğu.

  -Ne?

  -Böyle konuşma.

  -Seni sikerim.

  -Hayır.

  Hayır mı?

  Hoşça kal.

  Polis gelmeden önce 15 dakikamız var.

  -Korkuyor musun?

  -Hayır.

  -Bol şans.

  -Şans dilemek kötü şanstır.

  -Geri alıyorum.

  -Geri almak daha da kötü.

  -Git.

  -Tamam.

  Bol şans.

  Ölmemi mi istiyorsun?

  Pislik.

  Vakit geldi.

  Ferrari geldi.

  Güzel yolculuk Bir.

  Biraz korkutucu ama  Hayır, eğlenceli.

  Korkaklık etme Yedi.

  Evet, silahım var ukala.

  Bunu unutma.

  Yavaşla Bir.

  Yavaşla.

  Gözlem noktası hazır.

  Hedef yatağında, taşaklarını kaşıyor, Çince kitap okuyor.

  Hadi millet.

  Kartal kondu.

  Bu repliği seviyorum.

  Merhaba çocuklar.

  Bilirsin, kahkaha hayattır.

  Şaka yapıyorum.

  Eski dişçimin ofisinden çaldım.

  Bir sürü azotla birlikte.

  Hey!

  Kimlik kartı mı?

  Lanet karta ihtiyacımız yok.

  Bir, gülme gazı işe yarıyor.

  Siktir.

  Acil durum var.

  -Polis çağırdılar.

  -Polis mi?

  13 dakikamız var.

  Halat sağlam.

  Hazır.

  Bir.

  -Bir hareket var dostum.

  -Nerede?

  Dört kişi.

  Çatıda.

  Ne, komik mi geliyorum?

  Komik miyim?

  Nerem komik peki?

  Seni eğlendiriyor muyum?

  Parmağın gerek.

  Gel.

  İki ve Üç, asansörde.

  Tamam.

  Hedeflerin var.

  Solda, göz hizasında.

  Suyun altında.

  30 saniye.

  Kötü bir durumda.

  Orada kal Dört.

  Üstünde.

  60 saniye.

  Bir, boğulacak.

  -Dört kişi var.

  İndireyim mi?

   Hayır, görev tehlikeye girer.

  Bırak indireyim Bir.

  İşim bu.

  İki dakikadır orada.

  Boğulacak!

  Dört, sağa git.

  Geliyor.

  Rica ederim.

  Bundan sonra bana Bay Yedi diyebilirsiniz.

  Seksi maske.

  Darth Vader’ın kızı gibisin.

  Belki daha sonra oynaşabiliriz.

  Kes şunu.

  Oynayalım oynaşalım.

  Biraz abarttınız.

  Şuna bak.

  Dişçiye gittim.

  Tanrım.

  Kapaklardan birini kaybetmişsin.

  Gülme gazı etkisindesin aptal herif.

  Silahını ver.

  -Silahımı vermem.

  -Tehlike arz ediyorsun.

  -Tehlikenin ta kendisiyim.

   Film replikleri yeter.

  Sadece bu gecelik değil, hep.

  Bu film repliği değil, TV repliği.

  Arkamda kal.

  Tabii Bayan Vader.

  -Bitecek gibi mi?

  -Bir sorunumuz var.

  Üç azot yedi ve normalden daha da aptal.

  Bu acayip komik.

  Nasıl gidiyor?

  Eğleniyor musun?

  90.

  kattayken sana aptalca sorular soran oldu mu?

  Öfkelenmene gerek yok.

  -Çalışmamı engelliyorsun, farkında mısın?

   Hoparlörleri yerleştir hadi.

  Hedefler mutfakta.

  Hiç Amerika’da sinemaya gittin mi?

  -1983 ile 2015 arasında.

  -Hayır, telefonuma korsan indiriyorum.

  Bu tam şerefsizlik.

  Pekâlâ.

  -Tetiği çekmeye hazırlan.

  -Parmağım acıyana kadar.

  Kapat şu müziği!

  Burada parti yok!

  Vur.

  Şimdi.

  Ölü insanlar görüyorum.

  Yardım et.

  Üç!

  Çekil.

  Ne yapıyorsun?

  Yürü.

  Yukarıda hallediyorum.

  İlerle.

  Sen kimsin?

  Uzak dur.

  -Gidelim.

  -Bir, Dört hedefi aldı.

  Her zaman iyi başlar.

  -Kıpırdama.

  -Amerikan ordusu mu?

  İki, Üç, yukarı çıkabilirsiniz.

  Dört, ilerle.

  Hedefi aldım.

  Çıkıyoruz.

  Gidelim.

  Vay canına.

  Şuna bak.

  -Arkamda kal aptal.

  -Evet.

  -Kıpırdama!

  -Hallettim.

  Hadi.

  İlerle.

  Buraya gel.

  Bir saniye.

  -İnci kabza.

  -Lanet olsun.

  Çok güzel parça.

  Sanki çatışmaya çocuk getirdik.

  Vay canına.

  İşte.

  Hadi.

  Çık bakayım pislik.

  Hayır.

  Dur!

  Ah!

  Bu da kimdi?

  Biri bir şey desin.

  -Üç’ü öldürmediğimi söyleyin.

  -Bu  Güzel maskeymiş.

  Kötü adamın silahını neden alıyorsun?

  -Beni vurdun!

  -Harika gidiyor.

  -Vurdun!

  -Çünkü aptalsın.

  -Kurşun deliğinden bakılmaz.

  -Şu an herkese çok kızgınım.

  -Ne haber?

  Kızgın hâlini sevdim.

  -Yanlış istihbarat.

  Çok fazlalar.

  Olamaz.

  Şimdi sinirlendim.

  Kendi adamım beni vurdu.

  Daha fazla adam geliyor.

  -Ne oluyor?

  Bir dakikanız kaldı.

  -Güya yedi kişi olacaklardı.

  Nereden geliyorlar?

  Hadi.

  Beş hedefimiz daha var.

  Tüm adamları al, gel.

  Nişancıya dikkat.

  İki tanesi barda, üçü köşede.

  Butch Cassidy and Sundance Kid filmindeki gibi yapalım.

  Filmin sonunda ölüyorlar.

  -Öyle mi?

  -Evet.

  Selam Chan, ne haber?

  İki, Üç, merdivende tutun.

  15 dakika.

  Çin’in yarısı lobide.

  Çok yüksek.

  Zamanımız kalmadı.

  Orada ne yapıyorsunuz?

  Hadi.

  Merdivende sıkıştık.

  Aşağı inebilir miyiz?

  Olumsuz.

  Burası polis dolu.

  Aşağı inmeyin.

  Etrafımızı sarıyorlar.

  Tek çıkış yolu var.

  Yukarısı.

  İki geliyor.

  Kötü bir fikrim var.

  Ne demek kötü bir fikrin var?

  İyi fikirlerin olmalı.

  Gerçekten çok kötü bir fikir.

  Bir, bazı şeylerin kötü gideceğini söylemiştim.

  Vursana!

  Sen keskin nişancısın!

  İşler boka döndü.

  Bak, doğaçlama yapıyorum.

  Tutunmak isteyebilirsiniz.

  -Tutunmak ne alaka?

  -Havuz!

  Olamaz!

  Geri gidin!

  Bir şeylere tutunun!

  Atla!

  Dayan!

  Herkesi boğdun!

  Tüm ekibi boğdun!

  -Aptallık.

  -Çılgınlıktı.

  -Ölecektik.

  -Yedi’yi sevmiyorum.

  -Şu bitsin, konuşacağız.

  -Evet, konuşalım.

  Hey.

  Sakin.

  Pekâlâ.

  Sakin.

  Bunu nereden öğrendiğini söylesene.

  -Hadi.

  -Bizi kurtarmaya helikopter gelecek mi?

  -Yakında.

  -Yani  Hayır.

  Hadi ama.

  Ne?

  Bekle.

  Tanrım.

  Yükseklik korkum var.

  Kalp krizi geçireceğim.

  Öyle mi?

  Yüzünü kapama!

  Neden?

  -Bayıltıyorum.

  -Dur.

  -Beni  -Hadi!

  Yakında bitecek!

  -Bunu yapma.

  -Hey!

  -Atla!

  -Dur!

  -Lanet olsun!

  -Saçmalık.

  Kurtarmaya geldiğinizi sanıyordum.

  -O iyi adam.

  -Evet!

  Derdin ne senin ahmak?

  -Bayıltacaktım.

  -Hayır.

  Görevin amacı buydu.

  -Kafanı kullan.

  Git hadi.

  -Gitmiyordu.

  -Git.

  -İyi be, gidiyorum.

  Adiós, göt herif.

  Hayır.

  Hayır.

  -Uzak dur.

  -Buraya gel!

  Bırak beni.

  -Seni kahrolası.

  Geri çekil!

  -Hey!

  Hadi.

  Şimdi ne oldu?

  -Kuduz musun sen?

  -Hayır.

  Sen kuduz musun?

  -Ne?

  -Ne?

  -Senin derdin ne?

  -Kaçıyordu.

  Senden neden kaçıyor sence?

  -Teşekkür etsene.

  Görevi tamamladım.

  -Ne?

  Çekil üzerinden.

  -Çekil.

  -Çekil üzerimden.

  Görevi neden kurtardıysam.

  -Eminim arabamda buz vardır.

  -Hasta herif.

  Çok üzgünüm.

  -Arkadaşın götün teki.

  -Hey.

  Hadi.

  İyi olacak.

  Yardım etme.

  Yardım etme.

  Orada kal James Bond.

  Sağ ol.

  Üç kurşun.

  Hadi Dört!

  Gidiyoruz.

  Gidin.

  Karşıya geçemem.

  Halatı kestiler.

  Üzgünüm.

  Şanssızlık işte.

  Hadi.

  Gidelim!

  Evet.

  Şanssızlık.

  Hadi.

  Bir sürü polis var.

  Hadi.

  Geliyorum.

  Başkanının fikrini ne değiştirdi?

  Onun emriyle olmadı.

  Adam Turgistan’ın adını yazamaz.

  Bu düşündüğüm şey olmasa iyi olur.

  -O ne?

  -Bir darbe.

  Kardeşimin yerine beni getirmek.

  -Bu ne?

  -Üç, Ferrari’nin parasını yedi.

  -Üzgünüm.

  Benim hatam.

  -Aptal.

  -Çok güzel.

  -İyi bir gece geçirmiyoruz.

  Altı gibi süremem.

  Şiddetten kaçınalım, tamam mı?

  Siktir!

  Kötü adamlardan mıydı?

  Siktir.

  -Gidelim mi?

  -Dur!

  Çok tehlikeli!

  -Gitmeliyiz.

  -Hayır.

  Hey!

  Polis!

  -Kaçırıldım!

  -Onu öldüreceğim.

  -İzin vereceğim.

  -Beni kaçırıyorlar!

  Polis!

  Nereye gidiyorsunuz?

  Lanet olsun.

  Siktir.

  El bombası at!

  -Siktir.

  -Karşıya geçtim.

  Güneybatı tarafı.

  Neredesiniz?

  Hayır.

  -Arabayı durdur.

  -Durdurma.

  -Onu bırakıyoruz.

  -Ne?

  -Kendi halletsin.

  -Durdur.

  -Durdurma.

  -Lanet arabayı durdur!

  Sakın yapma.

  Önce o silah çekti.

  Bunu bir daha yapmayacağım.

  Onu bırakmayacağım.

  Başka kimsemiz yok.

  -İnin.

  -Şu adamı görüyor musunuz?

  Dostum, biraz çekil.

  Geber!

  Hadi.

  Acele et Yedi.

  Hadi.

  Seni öldüreceğim.

  Hayır!

  Acele et Yedi.

  İyi atış.

  Carver’lar.

  Cleaver’lar.

  Bana savaş açtılar.

  En sadık komutanlarım öldü ve kardeşim salıverildi.

  Onlar gölge değil, erkek.

  Ve kadın.

  İzlerini saklamada olağanüstü yetenekliler.

  Sana yaptıkları saldırının dışında ortada yoklar.

  Cep telefonları ve İnternet dünyasında  Hiç dijital iz bulamadık.

  Yedi ay önce ölmüş görünüyor.

  Firman beş para etmez.

  İnsanları dünyayla, aileleriyle, arkadaşlarıyla, işverenleriyle, kurumlarıyla olan ilişkilerini inceleyerek buluyorum.

  Bir iz bulunca peşine düşüp onlara ulaşana kadar devam ediyorum.

  Ekibim onları öldürsün diye.

  Bunun nesi farklı?

  Dünyayla olan bağlantılarını kesmişler.

  Ama hepimiz gibi hayattalar.

  Kan grupları, doğum günleri, çorap çekmeceleri var.

  Bu hayalet olayı tam bir kibir abidesi.

  Yaşıyorlarsa aksi sağlanabilir.

  Hazırız.

  Bu kabul edilemez, bana bir söz verdin.

  Tetiği çekmeme izin verecektin.

  Evet, öyle dedim.

  -Hatırlıyor musun?

  -Sakin ol.

  -Neden mi isim kullanmıyoruz?

  -Neden?

  Alınma Dört, iyi ki hayattasın ama senin yüzünden sokakta korunmasızdık.

  Ben olsam beni terk etmenizi beklerdim.

  -Hayır.

  -Görev daha önemli.

  Sikeyim görevi.

  -Geride asker bırakılmaz.

  -Şunu dinle.

  Artık bir asker değilsindir.

  O bir doktor değil.

  O bir casus değil.

  -O tetikçi değil.

  Ben CEO değilim.

  -Zengin bir pislik mi?

  -Hâlâ zengin bir pisliğim ama adım yok.

  -Öylesin.

  Adın ne?

  -Söyleme.

  -Ben Blaine.

  Az önce hayatını kurtardım.

  Adın ne?

  Billy.

  -Billy.

  Billy’ye benziyorsun.

  -Dört’e benziyorsun.

  Ben Javier.

  Camille.

  Amelia.

  Tanıştığıma memnun oldum.

  Harika.

  Harika.

  Gidelim.

  Harika.

  Selam hayaletler.

  Ben Yedi.

  Yani Blaine.

  Radardan çıktık.

  Turgistan’a giriyoruz.

  Ölüler Günü’ne dört günümüz var.

  Eş merkezli çemberler.

  Düşmanının operasyon alanı küçülüyor.

  38 saat önce tanımlanamayan bir uçak Tyrus yakınlarında radardan kayboldu.

  Uçuş planı sunmadı, kontrolü görmezden geldi ve kayboldu.

  İki, Üç, acele ediyor musunuz?

  Hızlanın.

  Sakın düşürme.

  İki blok ileride.

  Hadi.

  Komik adam.

  Numaran ne?

  Bir, iki, üç?

  Her neyse.

  Benim numaram sıfır.

  Burada bir şey yaptığım yok.

  Aslında en büyük iş sende çünkü sensiz bunların bir önemi olmaz.

  Hepimizi yakalayacaklar.

  Bir şey sorabilir miyim?

  Bir şansın olsaydı, istediğin her şeye ulaşmak için anlık bir fırsatın olsa kullanır mıydın, gitmesine izin mi verirdin?

  Eminem miydi?

  -Evet.

  -Tüylerim diken diken oldu.

  Benden istediklerini yaparsam kardeşim kafamı keser.

  Kafa kesmeye bayılır.

  Siz hayaletlere yapacaklarının yanında bu hiçbir şey.

  Aktive et.

  Sağa çevir.

  Bunlardan birini almak için acaba kaç kişiyi öldürdün?

  TURGİSTAN DAĞLARI TV istasyonundayız.

  Korkuyor musun?

  İçeride.

  Diktatörlere şu iki kelime yardım eder.

  Devlet televizyonu.

  Yeni program müdürleri biz olacağız.

  Çevirici hazır.

  Sen de yeni spikerimizsin.

  Ulusa seslendikten sonra yatında büyük bir parti verecek.

  Rovach’ı yatında yakalayacaksak sarayındaki güvenliği halletmeliyiz.

  Yani elektriği kesmeliyiz.

  Bunun için de devletin elektrik santraline sızmalıyız.

  Çok iyi korunuyor.

  Arka kapısı yok.

  Biz de önden gireceğiz.

  Tamam çocuklar.

  Gidebilirsiniz.

  İyi bir takım elbisenin gücünü asla hafife almayın.

  Unutma, Amerikalıları sevmezler.

  Her şey yolunda.

  İçerideler.

  Hazır olun.

  ÖLÜLER GÜNÜ’NE BİR GÜN KALA Manchester.

  Manchester ve Farquarson.

  Sitemiz de var, bakın.

  -Denetleme bizim işimiz.

  Sloganımız bu.

  -Adınız neydi?

  Ben Bay Worthington ve bu da iş arkadaşım Bay Phelps.

  Ve o   Turgistanlı.

  -Turgistan.

  -Turgistan.

  Çorba?

  İçinde alkol var mı?

  Hayır.

  -Kupa.

  Eşine iltifat et.

  -Bu eşiniz mi?

  Kızım.

  Burada yaşam zor, değil mi?

  Çabuk büyümüş.

  Gri saçları ve kırışıklıkları beni yanılttı.

  -Ortopedik ayakkabıları  -Ne istiyorsunuz?

  Habersiz bir teftiş.

  Üçle yedi arası santraller geçti.

  Eminim siz de geçersiniz.

  Sadece ikinci santral geçemedi.

  Bilirsiniz, bu  -İkinci santral geçemedi mi?

  -Evet.

  Bay Noor’u tanıyor musunuz?

  -Adını karıştırmamaya çalışıyoruz.

  -Evet.

  Noor aptalın tekidir.

  Evet.

  -Noor ölmüş.

  Öldüğünü söyle.

  -Hayır, o öldü.

  Öldü.

  Yanlış adam.

  O yaşıyor.

  Siktir!

  Toparla.

  Talihsiz bir mastürbasyon kazası sonucu boynuna bağlanmış bir kemerle bulundu.

  Şiddetli bir mastürbasyon kazası.

  Çok üzücüydü.

  Bir, kapa çeneni.

  -Ne?

  -Hepimiz kendimizi biraz boğmuşuzdur.

  Gelin.

  Ve burası en önemli odamız.

  Tüm devlet televizyonlarına ve saraya güç sağlıyor.

  Çok verimli.

  YÜKLENİYOR TAMAMLANDI Belki Bay Grace bunu Bay Bashir’e söyler.

  Sanmam.

  Seni rahatsız ediyor mu?

  Kimseye bir şey ifade etmemek.

  Mesela, bir yanlış kelimede kendilerine yeni bir Sekiz mi bulacaklar?

  Dokuz mu?

  Sence neden seni seçtim?

  En uzun ilişkini tüfekle yaşamışsın.

  Beni tanımıyorsun dostum.

  Bunları yapıp sevdiğin biriyle olamazsın.

  Öyle olmaz.

  Herkesin kaybedecek birisi ya da bir şeyi vardır.

  Senin bile.

  Hayır.

  Bu dünyadan, nasıl geldiysem öyle ayrılacağım.

  Yalnız.

  Teşekkürler.

  Bırak bu saçmalıkları.

  Ne hissettiğini biliyorum.

  Orada iyiydin.

  -Biliyorum.

  -Türkmenliği beceremedin ama.

  Siktir git.

  Bir ruhun var dostum.

  Serbest bırakmalısın.

  ÖLÜLER GÜNÜ Sayın Başkan, beş dakikaya yayındayız.

  İşler sarpa sarınca protokol gereği yatına götürüyorlar.

  Subay kamarasında tutuyorlar.

  Sığınak kadar sağlam.

  Vay canına.

  Çok büyük.

  Önemli olan teknenin uzunluğu değil, çevre ölçüsü.

  BEŞ DAKİKADA TÜRKMENCE Nasılsın anne?

  Üç, sarayda hazır.

  Çok güzel.

  Teşekkürler.

  Öylece hallettim işte.

  Rovach’ın teknesi bir saat uzakta.

  Her saniye önemli.

  Hiçbirimiz hatırlanmayacağız.

  Ama olacaklar hatırlanacak.

  Küçük şeyler büyük şeyleri oluşur.

  Hadi dünyayı değiştirelim.

  Hey, Bir.

  Kafayı yiyorum.

  Yurttaşlarım  Hayır, bunu yapamam.

  Canlı yayına çıkamam.

  Erkek kardeşlerim, bacılarım.

  Yol göstermek için buradayım.

  Devrim vakti geldi.

  Yıllardır halkımız kardeşim yüzünden çok acılar çekti.

  Kendinizi özgür bırakın, isyan edin.

  Bizi özgür kılın.

  Devrim vakti geldi!

  Kim seçti bunu?

  Rica ederim.

  -Güzel şarkı.

  -Hayır.

  -Mükemmel.

  -Bu göreceli.

  Ayaklanın ve ülkemizi geri alalım.

  Bakalım işe yarayacak mı.

  ATEŞLE -Umurumda değil.

  -Elektrik gitti.

  Söyle bana.

  Kim?

  Devlet kanalı ele geçirilmiş.

  Her yerde gösteriliyor.

  Saldırı altındayız.

  SON DAKİKA Tam teçhizatlı olarak yola koyulun.

  Pekâlâ, geliyorlar.

  Arabaları sayıyorum.

  Geçit töreni gibi.

  Murat, git.

  Tüm birlikler sahaya.

  Savaş uçakları bana eşlik etsin.

  Her zamankini sarinle değiştirin.

  Komutumla başlayın.

  Niye hep böyle şeyleri ben yapıyorum?

  Hey, geveze herif.

  Anlaşıldı ne demek, biliyor musun?

  Korktuğumu söylüyorum.

  Ne diyeyim?

  Konuşma bitmiştir!

  Kapiş?

  Bir sürü kötü adama karşı tek iyi adam benim.

  Çekil!

  -Ölürsem anneme onu sevdiğimi söyle.

  -Anlaşıldı!

  Kovana çomak sokarsanız arıyı görürsünüz.

  Pekâlâ </font><font color=”white”>papi.

  Savaş jetleri var.

  Savaş jetleri var dostum.

  İşe yarayacak mı?

  Yani  Umarım.

  Acele edelim.

  Bunları nereden buldun?

  Profesyonel mal.

  Hayalet silahları.

  Seramik namlu, plastik kasa, plastik şarjör.

  Bunlar artık benim halkım değil.

  Kalabalığın arasından.

  Hayır, seni iblis!

  Korkup korkmadığımı sorma vakti.

  Şu an çok korkuyorum.

  İlkini bırakıyorum.

  İki!

  Üç!

  Dört!

  Hızlı sür.

  Durum nedir Üç?

  İyiyim.

  Dünyayı daha iyi bir yer yapıyorum.

  Gidelim!

  Hadi!

  Hedefe!

  Hadi, hadi!

  -Dört, o çapayı sabote etmelisin.

  -Diğer tarafta görüşürüz.

  Köprüyü aç!

  Sonuna kadar.

  Partiye bensiz başlamayın.

  Saat ilerliyor.

  Gidelim.

  Başkanım.

  Yola çıkmaya hazırız.

  Sen nereden çıktın?

  Merhaba.

  Neden hareket etmiyoruz?

  Karnabahar çok güzel.

  Gidelim!

  Kaptana söyledim.

  Daha ne yapayım?

  -Şu an gitmek istiyorum!

  -O bir Alman.

  Çok titiz.

  Motoru çalıştırın.

  Hazır olun.

  Yan kapı açılıyor.

  Direksiyona geç!

  Çıkışları kapatın.

  Herkes zırhını giysin.

  Kaptana gitmesini söyleyin.

  Ben Kısmet’in kaptanı.

  Askerî destek lazım.

  Dur, daha parti vereceğiz.

  Eğil.

  Aşağı.

  Eğil.

  Diz çök.

  -Tamam.

  -Ellerini göster </font><font color=”white”>por favor.

  İki elini de!

  Kısmet’teki Turgistan güvenliği konuşuyor.

  Korsanlar  İletişim kesildi.

  Tamamız.

  -Selam.

  -Selam.

  Selam </font><font color=”white”>papi.

  İyi dinle.

  Düşman biziz.

  Güçlü değil, zayıf yerlerinden vurmalıyız.

  Hastaneler, güvenliğini almak için.

  Okullar, geleceğini almak için.

  Gençlik, umudunu boğmak için.

  Dur.

  -Gaz saldırısına başlayın.

  -Çekilin.

  Şimdi yapın.

  Hadi!

  Size  Bana katılın kardeşlerim.

  Bir daha kendi halkınızı öldürmeyin.

  Ordu o tekneden uzak dursun.

  Birlikte güzel ülkemize barış getirelim.

  Tamamız.

  Korumaların zırhları var.

  Evet, var.

  Bizde de çok güzel kevlar var.

  Umarım işe yarar.

  -Yarayacak.

  -Orada güzel yemekler var.

  Öyle mi?

  Anlat bakayım.

  Çekinme.

  Labuan </font><font color=”white”>dedikleri bir balık çorbası var.

  -Şaka yapıyorum.

  Odaklan.

  -Çok leziz.

  Üstüne peynir de koyuyorlar.

  Telsizde olmak zorunda mı?

  Hepimiz buradayız.

  Değil mi?

  -Bana tavır yapma, tamam mı?

  -Anlaşıldı.

  Silahlarınızla teknemi çizmeyin.

  Bir milyar manata mal oldu.

  Artık size kimse dokunamaz.

  -Bu, denizlerin en güvenli gemisi.

  -Bu bir şezlonglu panik odası.

  Tamam.

  Bunu açtığımda mıknatıs 15 saniye boyunca çalışıyor.

  Dünyanın en büyük mıknatısına hoş geldiniz.

  Tüm bunlar bittiğinde annemle tanışmanı istiyorum.

  Bunu söylemiş olamazsın.

  Ne?

  Evet, söyledim.

  Sizin sorununuz ne?

  Silahlar büyükmüş.

  Rovach’ın odasının arka kapısını buldum.

  Siktir.

  Lanet Amerikan yapımı.

  Lanet çip düştü.

  -Ne?

  -Ne?

  -Çip düştü!

  -Öyleyse tamir et.

  Öylece tamir edemem, tamam mı?

  Telefon çok karışık.

  Hayır.

  Git.

  -Efendim, gitmeliyiz.

  -Açım.

  Yüzdüm.

  Önemli bir misafirim.

  -Efendim  -Yüzmeye gittim.

  Tavuk da lezzetliymiş.

  -Ellerini göster.

  -Bu kuskus mu?

  Ellerini göster!

  Peki.

  Selam.

  Biliyor musun?

  -Annenle tanışmak isterim.

  -Gerçekten mi?

  Çok mutluyum.

  Temas var!

  Hadi.

  Bir!

  -Bu da ne?

  -Telefonu bırak, silahını kullan.

  Hallettim.

  El bombası!

  Vay canına!

  İşe yarayacağından emin değildim.

  Yani, tam emin değildim.

  Şüphem vardı ama ben  Tanrım, bu çok tehlikeli.

  İlerleyin!

  Hey.

  Şimdi o telefonu beğendin mi pislik?

  Bu şey inanılmaz.

  Hadi, Rovach’ı bulalım.

  Siktir.

  Ne oldu?

  Bu da ne?

  Bu gemi bir çeşit mıknatıs.

  Tanrım.

  Ne yaptın sen?

  -Hayvansınız.

  -Bana bakma.

  Asıl kötü olan o!

  -Bunu sen mi yaptın?

  -Evet.

  -Neden?

  -Acele etmezsek tekneden çıkaracaklar.

  Sen hastasın.

  İğrenç.

  Rovach’ı bulalım.

  Gidelim.

  Daha fazlası geliyor.

  Flaş bombası!

  Buraya!

  İlerle.

  -Tekne hareket ediyor.

  -Bu kötü.

  Şarjör!

  -Mıknatıs nerede?

  -Silahlarını alıyorlar!

  -Telefonu tamir et!

  -Deniyorum!

  Ekranı çatladı!

  Anladık.

  Öldüler!

  Siktir.

  Yerimizi öğrendiler.

  Gitmeliyiz.

  Buraya kadar geleceğimizi beklemiyordum.

  Motoru durdur.

  Bu iğrenç.

  Flaş bombasıydı.

  Siktir.

  Ayrılmalıyız.

  Onunla git.

  Beni tekneye götür.

  Sen.

  Rovach nerede?

  Jedi oldum sanki.

  Beş, çıkar şunu.

  Beş, Rovach’ı bul.

  Dikkatlerini dağıtacağım.

  Bence yapma.

  Batıyoruz.

  Dört kişi peşimde.

  Üst güvertedeyim ve boku yedim.

  Hayır!

  Hadi!

  Hayır.

  Bekle.

  Buldum.

  Yavşak orospu çocuğu.

  -Neredeyse kafandan vuruyordum.

  -Lanet olsun.

  Git tıkın.

  -Siktir git.

  -Siktir git.

  Sen siktir.

  Rovach’ın odasındayım.

  Beni kurtarma botuna götürün.

  Bir.

  Rovach bir korumayla gidiyor.

  Ne yapmamı istiyorsun?

  Dört, neredesin?

  Bir, lütfen!

  -Dört?

  -Yardım edin!

  Ses ver.

  Beni bu tekneden çıkar.

  -Neredesin?

  -Hedefi gören var mı?

  Bilmiyorum.

  Hattan çıkın.

  Dört’ü arıyorum.

  Dört, neredesin?

  -Kendi kurallarını çiğniyorsun.

  Ailen yok sanıyordum.

  Başkanım!

  Siktir!

  Gemi büyük.

  Ses çıkar.

  Beni öldürecek.

  Bond, çabuk gelmelisin.

  İşte buradasın.

  Cleaver’lar.

  Ne?

  Dizi işte!

  Hadi gidelim.

  Lanet Y kuşağı.

  Tekne batıyor!

  Hadi.

  Takipteyiz.

  Üçü kontrol et.

  -Tamam.

  Nerede?

  -Evet.

  Hepsi botta.

  Dezar’daki villaya uçabildiğin kadar hızlı uç.

  Teknemi batırdılar.

  Başka bir yer düşünüyordum.

  -Hey.

  -Sıkarım kafana!

  Sen kimsin?

  Hiç kimse.

  Murat!

  Turgistan’da rejim değişiyor.

  -Sıcak bir gelişme aktarıyoruz.

  -Ülkenin devrik  Birçok ülke yardım etmek için harekete geçti.

  Mülteci kampları boşalıyor.

  Çok etkileyici.

  Sıcak bir gelişme aktarıyoruz.

  Görünüşe göre Rovach’ı isyancılara teslim ediyorlar.

  Seni tanıdım.

  Operadan.

  -Beşinci perdeye hoş geldin.

  -Biliyordum.

  Ne yapacaksın?

  Murat!

  Ben senin ağabeyinim!

  Beni dinlemedin ağabey.

  Beni burada öldür.

  Onurumla öleyim.

  Burada öldür!

  Burada öldür!

  Öldür beni!

  Hemen öldür beni!

  Bana dokunmalarına izin verme.

  Beni hemen vur!

  Murat!

  Hayır!

  Gerçek mi?

  Ölünce ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok.

  Ölüm hâlâ bir gizem.

  Ama hayat   biraz daha net.

  Yalnızken   hayatta sessizce   ilerliyoruz.

  Ama ya birlikteyken?

  Ya ekip olarak?

  Bir şeyler yapabiliriz.

  Ses getiren şeyler.

  Ölünce ruh bedenden ayrılır derler.

  Bizim için tam tersi oldu.

  Kaybedecek bir şeyimiz kalmayınca   çok şey kazandık.

  ÖLÜRSEM TÜM HESAPLARIM İÇİN BU ANAHTARI KULLANIN HER ŞEY OĞLUMA VERİLSİN  Ve tüm dünya daha iyi bir hâle geldi.

  Benim adım Bir ve henüz işim bitmedi.

  Bir dahaki sefere kumarhane soyabilir miyiz?