106 dk

Yönetmen:Philippe Garrel

Senaryo:Philippe Garrel, Marc Cholodenko, Arlette Langmann

Ülke:Fransa

Tür:Dram

Vizyon Tarihi:22 Mayıs 2008 (Fransa)

Dil:Fransızca

Nam-ı Diğer:Frontier of Dawn | Frontier of the Dawn

Oyuncular: Louis Garrel, Laura Smet, Clémentine Poidatz

Özet

Kocasının ilgisizliğinden sıkılan tanınmış Carole, genç bir fotoğrafçı olan François’ya aşık olur. İş seyahatinden dönen kocası onları şaşırtır ve aşıklar ilişkilerini sona erdirir. Deliliğin kucağına sürüklenen Carole intihar eder.

Bu olaydan bir sene sonra, evliliğine saatler kalan François bir hayalet görür. Bu, onu öbür dünyadan çağıran Carole’un hayaletidir.

Alt Yazı

– Merhaba.

 – Merhaba.

 – Carole Weissman’ın fotoğrafçısıyım.

 – Sizi bekliyordu, buyrun.

 Biraz geciktim.

 – Buyrun, oturun.

 – Aç değilim.

 Olsun, gelin.

 – Çekim yerini görebilir miyim?

 – Tabii, nasıl istersen.

 – İşin bitince kahve içer misin?

 – Tamam.

 Herhangi bir yerde çekim yapabiliriz, hiç önemli değil.

 Neden öyle dedin?

 Kızdıracaksın onu.

 Onun için önemli olabilir.

 Rahat etsin diye öyle söyledim.

 Eminim daha önce bir yıldızla çalışmamıştır.

 Ben yıldız değilim, sadece oyuncuyum.

 – Burada mı?

 – Evet, olabilir.

 Bence burası gayet iyi.

 Biraz vakit alır, değil mi?

 Belki onları göndersem iyi olur.

 Evet, daha iyi olur.

 Benim çalışmam lazım.

 Çalışman mı lazım?

 Mutfakta önlükle bir kaç fotoğraf çektirmek gibi mi?

 – Geldiğiniz için teşekkürler.

 – Daha sonra bir yerlere gideriz.

 Yarın olabilir.

 Yarın görüşürüz.

 Tamam gittiler.

 – Bozulmadılar ya?

 – Hayır.

 – Burada durur musun?

 – Burada mı?

 Hayır, burada.

 Işığı ölçelim.

 Olmayacak, bırakalım.

 Kendimi iyi hissetmiyorum.

 Biraz ara vermek ister misin?

 Yarın yapsak?

 Yarın.

 Tamam, olur.

 – Nerede olacağını söylerim.

 – Tamam.

 – Bu gece ara beni, tamam mı?

 – Ben gideyim, o zaman.

 Teşekkürler.

 – Merhaba.

 – Merhaba, Beyefendi.

 Weissman adına bir rezervasyon olacaktı.

 Merhaba, Beyefendi.

 – Burada mı çekeceğiz?

 – Evet.

 – Burası daha iyi, değil mi?

 – Evet.

 Nerede durayım?

 Balkonda çekmek istiyordum ama hava yağacak gibi.

 Yatakta deneyelim mi?

 Yatağa oturur musun?

 6,4 tamam.

 Kocan hiç gelmiyor mu?

 Evlendiğimizde gelmişti o kadar.

 6 ay oluyor.

 Hollywood’da.

 Çok çalışıyor.

 Özlüyor musun?

 Sence?

 Ben nereden bileyim.

 Yani   bir karı koca, bana kalırsa  Bizim evliliğimiz çok ani oldu.

 Ben öyle istedim.

 Sık sık aptalca şeyler yaparım.

 Ne tür aptalca şeyler?

Artık yapmak istemediğim veya bahsetmek istemediğim şeyler.

 Böyle olmaz.

 Bir şey olmaz.

 Francois, burada olmaz.

 İstemiyorum, lütfen.

 Tamam.

 Çık dışarı.

 Çık dışarı!

 Bekle  Carole 

Bunu bir ihanet olarak görme.

 Ethan, onun için bunu yapmamı istiyor.

 Benim için yaptıklarından sonra ona hayır diyemezdim.

 Sadece sekiz hafta.

 Önümüzde beraber geçireceğimiz uzun bir hayat var daha.

 Neden Hollywood’a, yanıma gelmiyorsun?

 Seni özlüyorum, Carole.

 Bir kaç ay önce evlendiğimizde ne demiştin: “Bir arada yaşamak için, ödünler vermeliyiz.”

 Hatırladın mı?

 Bunu düşün.

 Geleceğimiz için, biraz sabır göster.

 Seni seviyorum, Carole.

 Seni o kadar çok düşünüyorum ki  Özellikle geceleri.

 Sevgiler, Ed.

 “O gün   toplama kamplarından kurtulanların sonuncusu da öldüğünde   yeni bir Dünya Savaşı başlayacak. “

 Seni çok seviyorum.

 Kocan dönünce ne olacak?

 Bilmiyorum.

 Fazla kalmaz, biliyorsun.

 Kalsa bile  Hollywood’a, onun yanına gitmeyecek misin?

 Bıktın mı benden?

 Delisin sen.

 Eğer istemiyorsan, hayır diyebilirsin.

 Mecbur değilsin.

 Kimse ölmez merak etme.

 Evet, öyle ama

 Sanırım seni seviyorum.

 – Sanıyor musun?

 – Pek emin değilim.

 Neden eminsin peki?

 Yatakta iyi olduğumuzu söylemiştin.

 Ama bu aşk değil.

 Eğer hastalanırsam   yine de sever misin beni?

 Saçlarım dökülürse?

 Ya da dişlerim.

 Yine de sever misin beni?

 Ya delirirsem?

 Aklımı kaybedersem?

 Kapatalım bunu.

 Dinle 

Beni sevdiğini söylemek zorunda değilsin.

 Birbirimize sevdiğimizi söylemek zorunda değiliz.

 Tamam mı?

 Bunu bilemeyiz de zaten.

 Sadece yaşarız.

 Hepsi bu.

 Bırak sonuna kadar tadını çıkaralım.

 Bittiğinde de  Puf!

 Sabun köpüğü gibi patlar ve yok oluruz havada.

 Ayrılmak da başlamak kadar güzel olamaz mı?

 Ayrılıklar güzel olamaz.

 Her zaman ayrılmak isteyen birisi ve onun ağlattığı bir diğeri vardır.

 Emin değilim.

 Sevgileri çok güçlü olduğunda, çiftler tek bir varlık haline gelirler.

 Bittiğinde de, bu varlık ortadan yok olur.

 Geride ağlayacak kimse kalmaz.

 Peki ya biz?

 Bir eve taşınıp, her şeyi boş veremez miyiz?

 Çok güzel olurdu ama öyle deyince olmuyor işte.

 Belki de olur.

 Hissedebiliyorum.

 Yemin ederim, derinden hissediyorum bunu.

 Bu çok acı, Francois.

 Gidiyor musun?

 Yarın erkenden gideceğim.

 Hazırlanmalıyım.

 Londra’ya gidip yönetmenle görüşmem gerekiyor.

 Nereye?

 Londra’ya.

 Zinde olmak için uyumalıyım.

 bir hafta sonra Lanet olsun.

 Baksana.

 Çalışamıyorum.

 Sen de görüyorsun, çalışamıyorum.

 – Yani?

 – Işığı kaçırdık, güneş gitti.

 Fotoğrafları vermek zorundayım ama hiçbir şey yapamıyorum.

 Bir sürü çekmedin mi zaten?

 Hayır, sayı meselesi değil bu.

 Sen de biliyorsun.

 İşime saygı duymuyorsun.

 – Duymuyorsun.

 – Duyuyorum ama yardımcı olamıyorum.

 Neden olamıyorsun?

 Vaktinde burada olabilirdin.

 Kendimi metronun önüne attım.

 Mutlu musun şimdi?

 Doğru mu bu?

 Evet, doğru.

 Bebeğim   yapma bunu kendine.

 Ama iki sene önceydi.

 Adi!

 Adinin tekisin!

 Bir bahane uydurmak zorundaydım.

 Merhaba 

Özledim seni, aptal.

 Sonsuza dek sevecek misin beni?

 Sonsuza dek sevecek misin beni?

 Daha da fazla.

 Yemeğini ye.

 Londra nasıldı?

 Nasıl yani?

 – İşi aldın mı?

 – Evet, aldım.

 Henüz başlamadı.

 Ama aldın yani, öyle mi?

 Önemli olan o.

 Önemli olan o.

 – Güzel değil mi?

 – Güzel.

 Ben yapayım.

 Bu sefer olacak.

 Selam.

 Numaran yoktu.

 Ben de kendim geldim.

 – Kim o?

 – Fotoğrafçım.

 Biraz vaktin var mı?

 Bütün gece çalıştım.

 Yorgunum.

 – Tanıştırmayacak mısın?

 – Hayır.

 – Ben tanışırım.

 – Olmaz.

 Olmaz dedim.

 – Ben seni ararım.

 – Ara mutlaka.

 – Görüşürüz.

 – Görüşürüz.

 – Ne?

 – Bir şey demedim.

 Gelsene.

 Çok garip.

 Sana çok benziyor.

 Kardeşin falan mı?

 Daha önce çalıştığım birisi.

 Şimdi ne istiyor bilmiyorum.

 – Öyle mi?

 – Evet, öyle.

 Fransız bir oyuncu.

 Londra’da tanıştım.

 Numaramı kaybetmiş.

 Bu saatte buraya geldiğine göre   aranız iyi olmalı.

 Onunla yattığımı mı düşünüyorsun?

 Benden uzaktayken neler yaptığını bilemem.

 Carole.

 Carole.

 Carole.

 Eğer bana güvenmiyorsan, hiçbir şeyin anlamı yok.

 Seni kırmak istemedim, Carole.

 Kahve?

 Al.

 Fotoğrafların tamam mı?

 Ne oldu?

 Surat asma.

 Bunu yapmasından hoşlanmıyorum.

 Carole’in ne yaptığı umrumda değil.

 – Kendi aşk hayatı.

 – Hayır, içmesinden bahsediyorum.

 – Cam sileceği kuralını bilir misin?

 – Hayır.

 Aşk aynen böyledir.

 Bir taraf yaklaşırsa diğeri uzaklaşır.

 Diğeri yaklaştığında da bu uzaklaşır.

 Cam sileceği kuralı bu işte.

 Böyle çalışanlar da var ama.

 O arkadaşlık oluyor.

 İkinci silecek kuralı olarak geçer.

 Albert ile konuşamıyorum ama sorun değil.

 – Pardon, bir imza alabilir miyim?

 – Tabii.

 – Adın ne?

 – Sebastian.

 – Al bakalım – Teşekkürler.

 Güle güle.

 Adam kenara itti beni.

 Baksana.

 Şu adamı gördün mü?

 – Nerede?

 – Şuradaki.

 Polis o.

 Polisleri sevmem.

 Takip ediliyorum.

 Neden takip edilesin ki?

 Söylemiştim.

 Yaptığım bazı ödemelerden.

 Biliyor musun?

 Bence haklısın.

 “Faşizmle düş, devrimle kalk” Daha fazla içme artık.

 Haline bak.

 Colette olabilir.

 Onun anahtarı var.

 Saat kaç?

 4 olmuş.

 Eric geldi!

 Olamaz.

 Nereye gideceğim?

 Salona geç.

 Biz koridoru kullanırız.

 Tatlım, sen miydin?

 Başka kim olacak?

 – Anahtarın yok muydu?

 – Unutmuşum.

 – Yorgun musun?

 – Ölüyorum.

 – Sen?

 – Uyuyordum.

 Gel yatalım.

 Gitti.

 Bunu okuduğunda ara beni.

 Seni çok özledim.

 Gel artık.

 Sana ihtiyacım var.

 Hemen.

 Francois.

 Sana ne kadar ihtiyacım var biliyorsun.

 Canım çok yanıyor.

 Hissedersin sen.

 Kendini uzak tutuyorsun benden.

 Ama niye?

 Seni tanımadan önce evlendiğim için mi?

 Francois, ben çok kırıldım.

 İntikamını aldın.

 Gel artık.

 Geri dön artık.

 Sen de benim kadar biliyorsun bunu.

 Carole  Carole 

Duyuyor musun?

 Hep yanında olacağım artık.

 Korkmana gerek yok.

 Sorun ne?

 Ne yazıyorsun?

 Kendini mi öldüreceksin?

 Yapma.

 Dinle  Biraz uyuman lazım.

 Daha sağlıklı düşüneceksin.

 Haydi, git yat.

 – İyi misin?

 – Evet.

 Carole aklını kaybetmiş.

 Evini ateşe vermiş.

 Komşuları fark edip itfaiyeyi aramış.

 Belki de kazadır.

 Yine de bir kliniğe yatırmışlar.

 Adresini vereyim.

 Al.

 Ziyaret akşam 8’e kadar.

 İyi misin sen?

 İyiyim.

 Görüşürüz.

 Kahretsin.

 Yazdan önce yapmayacağız.

 Kansız bir devrim olacak.

 Sokaklara döküleceğiz, silahsız.

 Tüm halk.

 Ne silah ne de kan   ne de patlayan bombalar.

 Şiddet kullanmadan halledilecek, her şey.

 O duvar.

 İçimizden birisi ördü o duvarı   ve daha fazlasını.

 Gerçek, çocukların bedenlerinde yükselir.

 Korkma.

 Kımıldama hiç, tamam mı?

 Francois.

 Gel buraya.

 Francois.

 Buluşma yeri için kusura bakma.

 En azından beraberiz.

 Üzgünüm.

 Neden daha önce gelmedin?

 Bu hale düşmemi mi bekledin?

 Artık zararsızım, ondan mı?

 Sana zarar vereceğimden mi korkuyordun?

 Boşver, şaka yapıyorum.

 Gelsene.

 Yanıma gel.

 İncitmem seni, söz.

 Buraya otur.

 Deli değilim ben.

 Kendimi öldürmemden korkmuşlar.

 Sen buradaysan başka ne isteyebilirim ki?

 Gerisi önemsiz.

 Beni deli ediyorlar.

 Kaçmama yardım etmelisin.

 Yalnız sen koruyabilirsin beni.

 Öyle değil mi?

 Bahçe duvarının arkasında patika var.

 Oradan gidelim.

 Sonra  Ortadan kaybolacağız.

 Büyü gibi.

 Çok şaşıracaklar.

 Asla bulamayacaklar bizi.

 Ne oldu?

 Neyin var?

 Yürüyemiyorum.

 Dur biraz.

 Sarıl bana.

 Tutun.

 – Taşıyabilecek misin?

 – Çıkaracağım seni buradan.

 Ne yapıyorsunuz?

 Bu kadar uzaklaşmayın, Efendim.

 Kahretsin!

 Geri dönmeni istiyorum.

 Sıkıca sarıl bana.

 İşte burada.

 Buldum.

 Bak.

 Bol şans, Carole.

 Arayacak mısın beni?

 – Söz mü?

 – Söz.

 Hiç unutmayacağım seni.

 Kendine iyi bak.

 Sen de.

 Bin arabaya.

 Kemerini tak.

 Değişmişsin.

 Farklı bakıyorsun.

 Belki de kendin değiştiğindendir.

 Hayır, hiç değişmedim.

 Hatırlıyor musun?

 Delirsem de sever misin beni diye sormuştum sana.

 Hayır.

 Gerçekten mi?

 Hatırlıyorum.

 Los Angeles’a gidiyorum.

 Pekâlâ.

 Çok kalacak mısın?

 Öyle sayılır.

 İyi.

 Ne zaman gidiyorsun?

 – Salı günü.

 – Demek Salı günü  Güzel  Sen?

 – Görüştüğün birisi var mı?

 – Evet.

 Şarkıda ne diyordu  “Öyle olsun.

” Aşkım  Son bir defa görmek istiyorum seni.

 Son bir kez  Sonra bırakacağım peşini.

 Carole.

 Carole.

 Carole WEISSMAN 1982-2007

bir yıl sonra Gel buraya.

 – Yapma.

 – Neden?

 – Olmaz.

 – Niye?

 Olmaz işte.

 – Beni sevmiyor musun?

 – Ondan değil.

 – Neden peki?

 – Öyle işte.

 Lütfen.

 Sebebi yok.

 Dışarıda mıydın?

 – Nereye gittin?

 – Yürüdüm sadece.

 Neden?

 Seni düşünmek için.

 Kalacak mısın şimdi?

 Yoksa çıkacak mısın yine?

 Hayır, komutanım.

 – New York’a mı gidiyorsun?

 – Evet.

 Sevgilim, şüpheye düştüğümüz durumlar için   sana bir şeyler yazmak istedim.

 Seninle tanışıncaya kadar hiç kimseye bağlanmadım.

 Daha önce de aşık oldum ama aşktan çok bir ilişkiydi sadece.

 Oysa şimdi, senden önce hayal bile edemeyeceğim bir aşk var içimde.

 Sensiz nasıl yaşadım ben?

 Bizimkisi bir ilişki değil.

 Aşkınla yaşıyor ve onunla hayat buluyorum.

 Sadece bilmeni istedim.

 Seni seviyorum, Eve.

 Seni seviyorum  Francois.

 Ben bir anti-semitiğim.

 Hissettiğim şey nefrettir benim.

 İnsanların hoşuna gitsin veya gitmesin.

 Gitmezse daha da hoşuma gider.

 Anti-semitik, anladın mı?

 – Yeterince açık mı?

 – Evet, evet.

 Benim mücadelem bu.

 Ben yahudiyim.

 Yahudi misin?

 Hiç şüphem yoktu zaten.

 Bugünlerde herkes yahudi zaten, anti-semitikler hariç.

 Bu daha başlangıç, inan bana.

 Daha başlangıç.

 Anlamadığın için tekrar söylüyorum.

 Ben   yahudiyim.

 Fransızlar sana hiç ne kadar tatlı olduğunu söyledi mi?

 Evet.

 Sanırım hamileyim.

 Emin misin?

 Muhtemelen.

 Yarın hamilelik testi alacağım.

 Ama ben çocuk sahibi olamam.

 Eğer hamileysen, önlemeliyiz bunu.

 Benden bunu isteme.

 Lütfen.

 Benden bunu isteme.

 Lütfen, ağlama artık.

 Tamam, sorun değil.

 Francois.

 Francois.

 Git buradan.

 Ormanın derinliklerine git.

 Orada ortasında üç ağaç olan bir yer göreceksin.

 Orada kalabilirsin.

 Sonsuza dek.

 Bir dakika.

 N’aber dostum, iyi misin?

 – Amma da ağırmış!

 – Alışıyorsun.

 İnsanlar da yardım ediyor.

 Memnuniyetle.

 Gezmeye mi çıktın sen?

 Tek başına hem de.

 Tek başına mı çıktın?

 Bak.

 Tipin nasıl?

 İyi mi?

 Tanıdın mı kendini?

 Seni şirin şey.

 Bebeksin sen daha.

 Çok tatlısın.

 Pekâlâ.

 Gitme vakti.

 Görüşürüz yine.

 Bebeğe dikkat.

 – Ne?

 – Bebek.

 Bebeğimiz doğunca da aynı şekilde sevecek misin beni?

 Tabii ki seveceğim.

 Annen   bir müzisyene aşık olmuştu.

 Prag’da tanışmışlardı.

 Bütün turlarını takip ediyordu.

 Avrupa’dan Kanada’ya kadar   her yerde.

 Amerika’da.

 O, annenin gerçek aşkıydı.

 Bense hep anneni bekledim.

 Sonra?

 Neden beni seçtiğini biliyor musun?

 Çocuklarına iyi bir baba olacağım için.

 Çok doğru bir tercih yapmış, baba.

 İşte böyle.

 Benim için endişelenme, baba.

 Ne yaptığımı biliyorum.

 Bana güveniyorsun, değil mi?

 Başka şansım var mı?

 Annemi çok özlüyorum.

 Ben de özlüyorum.

 Selam.

 Geç kaldım, değil mi?

 Herkes seni bekliyor.

 Eminim öyledir.

 Nasılsın?

 Heyecanlı mısın?

 – Sen?

 – Çok heyecanlıyım.

 – Burası babamın evi.

 – Harika bir evmiş.

 Zengin düşmanlığın yoktur, umarım.

 Umalım da onların bana karşı bir düşmanlığı olmasın.

 Merhaba.

 Francois, Juliette, babamın eşi.

 – Yolculuk nasıldı?

 – İyi.

 Merhaba, Francois.

 – Çantalarını yukarı çıkaralım mı?

 – Haydi, çıkaralım.

 Burası stüdyon olur.

 Karanlık odası da olur.

 – Bu seni korkutuyor mu?

 – Ne?

 Her şeyin yolunda olması.

 Hayır ama burası stüdyo için fazla aydınlık.

 Halı nasıl?

 Çok hoş, değil mi?

 Yatak odamız için.

 Dur, biraz  Fotoğrafını çekeceğim.

 Tamam mı?

 Bozma  Bana bak.

 Rahat ol.

 İş yapıyormuş gibi hissetme.

 Evlensek mi acaba?

 Mecbur değiliz.

 Dur.

 Seni seviyorum.

 Francois.

 Sana bir şey söylemeliyim.

 New York’ta iken 

Birisi ile tanıştım ve ona aşık oldum.

 Sonra tek aşkımın sen olduğunu anladım.

 Kimseye söyledin mi?

 Hayır.

 Utandım söylemeye.

 Sevdin mi?

 Evet.

 Ama seni kaybetmek istemedim.

 Hiç yatmadık.

 Bilmiyorum  Anlatacak çok bir şey yok.

 Pekâlâ.

 – Baba.

 – Bir dakika, konuşuyoruz.

 Üç gün sonra bulduk.

 Büyükannesinin evindeydi.

 Yerde öylece yatıyordu.

 Anahtarı olduğunu bilmiyordum.

 Zamanla atlattı.

 Çalışmaya başladığından, seninle tanıştığından   ve bebek sahibi olmaya karar verdiğinizden beri iyi.

 Senin de bilmen gerektiği için anlatıyorum.

 Eve’nin çok narin ve kırılgan olduğunu bil.

 Eğer bir sorun yaşarsanız, beni aramaktan çekinmene gerek yok.

 Hiç çekinme.

 Kafaya dikkat.

 – Bayağı alçakmış.

 – Evet, dikkat et.

 Ne kadar da becerikliyiz.

 Ne oldu?

 Ne yapıyorsun?

 Dua mı ediyorsun?

 Bakire Meryem misin sen?

 Neden öyle dedin?

 Bebeğini taşımamı istemiyor musun?

 “Dua mı ediyorsun?

” dediğin için dedim.

 Bana neden öyle bakıyordun?

 Kilo aldığımda artık sevmeyecek misin beni?

 Delisin sen.

 Hâlâ anlamamışsın.

 – Herşey değişti artık.

 – Ne gibi?

 Bu bebeği çok istiyorum.

 Aman Tanrım!

 Sen yazmamış mıydın?

 Her fırsatta yatacaktık  Çocuğumuz olacaktı  Arkadaşlarımıza yol verecektik  Evet.

 Sen benim yarım kalan aşkımsın   ve bu hayattan bıktın.

 Artık yalnız değilsin.

 Ben senin yanındayım.

 Ne zaman bana ihtiyacın olursa   beni çağır.

 Anında gelirim.

 Neler oluyor?

 Neredesin?

 Rüyalarında saklanıyorum.

 Carole.

 Yine görüşürüz.

 Ben buradayım.

 Aynanın ardında.

 Beni nerede bulacağını biliyorsun.

 – Nasılsın?

 – Ne var ne yok?

 Bir bebeğim olacak.

 Harika.

 Benim kız 3 yaşında.

 Sana onun ilk bebeklik kıyafetlerini vereyim.

 Çocuklar o kadar hızlı büyüyor ki.

 – Muhteşem bir şey!

 – Öyle.

 Annesi kim?

 Annesi geçen sene tanıştığım bir kız.

 Çok hoş birisi.

 – Çok iyidir, görüşürüz bir ara.

 – Tabii, mutlaka.

 Çocuklu kişiler çok daha sık görüşürler.

 Hayat çocuklara odaklı.

 Erken kalkmaya hazırla kendini.

 Öyle olacak.

 – Çok sevindim.

 – Güzel bir şey, ha?

 Elin ayağın birbirine dolanacak.

 Hayatın tamamen değişecek.

 Tüm vaktin onları için kaygılanmakla geçiyor.

 – Benim iki tane var.

 – Evet, duymuştum.

 Dilediğin zaman ara beni.

 Al.

 Çocuk bezi masrafına inanamayacaksın.

 Bebek elbiselerini de unutma.

 Hepsi bir servet ediyor.

 – Görüşürüz, Francois.

 – Görüşürüz.

 İşte bu harika.

 Eğer bilinçaltında bir iz bıraktıysa, onu yeniden gör.

 Bu halüsinasyonları kontrol altına alabildiğini bir düşünsene.

 Bilinçaltına hükmedilebileceğini kanıtlayabilirdim.

 Hâlâ bilinçaltı ile ilgili tek bir yeni gelişme yok.

 Bu şansı kaçırma.

 Sen bir seçilmişsin.

 Evet, öylesin.

 İyi geceler.

 Öldüğünde beni görmeye mi geliyordun?

 Evet.

 Ne istiyorsun benden?

 Benimle gelmeni istiyorum.

 Bu hayattan vazgeçmeni istiyorum.

 Ölümünü telafi etmek için kendimi öldüremem.

 Telafi için değil.

 Beni sevdiğini kanıtlamak için.

 Kaybedecek bir şeyin yok.

 Yalnızsın zaten.

 Yalnız değilim.

 Bir kadını seviyorum.

 O da beni seviyor.

 Sen sadece beni sevdin.

 Senin aşkın benim.

 Tek gerçek aşkın.

 Rahat bırak beni.

 Olmaz.

 Seni bekliyorum.

 Sen benimsin.

 Eğer bana gelmezsen, sürekli eziyet çekeceksin.

 Neden böyle diyorsun?

 Ne demek bu?

 Seni seviyorum ve sana muhtacım demek.

 Ben de seni seviyorum ama artık unutmak istiyorum.

 Beni asla unutamazsın.

 Gerçek aşk sonsuzdur.

 Sonsuz  Girsene.

 N’aber?

 Geç otur.

 İyi misin?

 İyiyim.

 Biliyorsun  Ben evleniyorum.

 – Biliyorum.

 – Öyle mi?

 Doğru olanı yaptın.

 Birisi söylemişti bana.

 Beatrice’di galiba.

 Aslında   benim bir sorunum var.

 Bir keresinde bana bir şey anlatmıştın.

 Sokakta yürürken terasta sana bakan kendini gördüğünü söylemiştin.

 Bana da ona benzer bir şey oldu.

 Geçen gün   aynanın karşısındaydım.

 – Carole’u hatırlıyor musun?

 – Evet.

 O bana göründü.

 Aynada belirdi ve konuştu benimle.

 Ne dedi?

 Aslında bir kaç kere daha göründü.

 Beni çağırıyor.

 Yapma ama  Halüsinasyon görmüşsün.

 Belki de onun seni sevdiğini daha yeni anladın.

 Sana delicesine aşık olduğunu.

 Kendini öldürdüğü için suçluluk duyuyorsun.

 Ama senin bir suçun yoktu.

 Umudunu yitirmiş birisine yardım edemezdin.

 Artık, her şey halloldu.

 Ne halloldu?

 Eve ile bir bebeğiniz olacak.

 Evelyn.

 Birbirinizi seviyorsunuz.

 Evleneceksiniz.

 Sana acı veren de bu.

 Neymiş o?

 Mutluluk.

 Tekdüze bir mutluluk.

 Garip, değil mi?

 Belki de haklısın.

 Benim sağdıcım olur musun?

 Neden?

 En iyi arkadaşım sensin.

 En iyi arkadaş sağdıç olur.

 Seçe seçe beni mi seçtin?

 İsterdim ama olmaz.

 Takım elbise giymem ve kravat takmam gerek, değil mi?

 Peki eğer   yani olabilir mi?

 Ya ben de onu gerçekten çok sevmişsem.

 – Nasıl yani?

 – Ya bu yüzden bana görünüyorsa?

 Hayaletlere inanır mısın?

 Bilmem.

 Kimse de bilemez zaten.

 Bilemez.

 Bilinçaltın fazla çalışıyor.

 Bilinçaltı asla yalan söylemez.

 İki aşk arasındaki süreç hep sancılı olur.

 Anladın mı?

 Anlıyorum.

 Kravat takmam şart mı, cevap vermedin.

 Korkmuyor musun?

 Neden?

 Yarın   gelecek misin?

 Nikâhımıza mı?

 Delirdin mi sen?

 – Seni seviyorum.

 – Ben de seni seviyorum.

 Sorun ne?

 Belki de benim kadar sevmiyorsun ve bir hata yaptığını düşünüyorsun.

 Ne zaman istersek boşanırız nasıl olsa.

 Neyse, boşver.

 – Şaka yapıyordum.

 – Bu konuda şaka yapma.

 Ne diyeceksen de.

 Yarın ve daima hep yanında olacağım.

 Hiç şüphen olmasın.

 – Gerçekten mi?

 – Evet.

 Carole  Ne yapmam gerekiyor?

 Buraya kadarmış.

 Seni seviyorum.

 Sevdiğim sensin.

 Yanıma gel.

 Hemen.

 Hemen şimdi.