130 dk

Yönetmen:Paul Verhoeven

Senaryo:Philippe Djian, David Birke, Harold Manning

Ülke:Fransa Fransa, Almanya Almanya, Belçika Belçika

Tür:Suç, Dram, Gerilim

Vizyon Tarihi:04 Kasım 2016 (Türkiye)

Dil:Fransızca

Müzik:Anne Dudley

Web Sitesi:Resmi Facebook Sayfası

Çekim Yeri:Paris, Fransa

Kelimeler:kedi, , , devamı…

Nam-ı Diğer:Oh!

Oyuncular: Isabelle Huppert ,Laurent Lafitte ,Anne Consigny

Özet

Orta yaşlarını yaşayan Michèle görünüşte yıkılmaz bir kadındır. Başarılı bir şekilde yönettiği bir video oyunu şirketinin başındadır. Acımasız kurallarını iş hayatına olduğu gibi aşk hayatına da yansıttığı için kocasından ayrılmıştır ve bekar bir hayat sürmektedir. Ancak günün birinde Michèle’in hayatı kökünden değişir. Tanımadığı bir saldırgan tarafından evinde cinsel saldırıya uğraması Michèle’in hayatında yeni bir evreyi tetikler. Michèle’in yeni amacı bu kimliğini bilmediği adamı bulmaktır. Bu arayış zamanla hem kurban hem de saldırgan için her an kontrolden çıkabilecek bir kedi-fare oyununa dönüşür..

Alt yazı

İki tane de hamashi suşi getir.

  Holiday Roll, o da ne ola ki?

  Tamam.

  Teşekkür ederim.

  – Geç kaldım, özür dilerim.

  – Hey.

  İşten bir saat geç bıraktılar.

  Sen iyi misin?

  – İyi.

  – Ne oldu?

  Bisikletten düştüm.

  – Bundan mı?

  – Evet.

  – Bisikletin durumu gayet iyi, tuhaf.

  – Sadede gelelim  İşin nasıl?

  Bilhassa anlatmaktan kaçıp duruyorsun.

  Dedim ya  daha alt kademeyim.

  Ama hızlıca yükselebilme imkanı var.

  Müdür asistanı falan.

  – McDonalds’ta az maaşlı asistan?

  – Evet.

  İşte, sana hediye getirdim.

  Aslında Josie’nin hediyesi.

  Fikir ondan çıktı.

  Çok şirin çıkmışsın.

  Bebek doğunca yanına bir resim daha getireceğim.

  Önceki sonraki halimiz yan yana olacak.

  Josie’nin böyle bir sürü müthiş fikri var ama hiç evi olmamış.

  – En azından şimdiye kadar.

  – Kira için ne kadar istiyorsun?

  – Öyle bir şey istemedim.

  – Kafamdan uyduruyorum sanki.

  Önden depozitomu vermeni istiyorum, parana ihtiyacım yok.

  Peki ya Josie’nin erkek arkadaşları, onlardan biri de size taşınacak mı?

  Hayır!

  Neden  kahretsin  yeni yıkanmıştı.

  Bak, bu kız raydan çıkmış.

  Onu hiç tanımıyorsun   hiç yıkanmayan bir toplulukta büyüdüğü dışında.

  Sanat topluluğunda.

  Sende ne bulmuş?

  Senle derdi ne?

  Benle ne derdi olsun?

  Bende para yok ki.

  – Benim var ama.

  – Bugün neyin yolunda gitmedi?

  Tamam, 3 aylık kiranı vereyim ama önce evi göreceğim.

  – Zorla güzellik yapmana gerek yok  – Verdim işte, bi de üste çıkmasan.

  – Güle güle.

  – Güle güle.

  Evet, evin tepesinden en altına bütün kilitler değişecek.

  Tamam.

  Posta kutusuna anahtarı bıraktım.

  Sağ olun.

  Vincent’in seçtiği evi gördün mü?

  6 ay önce ot satandan ne beklersin.

  Onu baba olarak düşünebiliyor musun?

  Bi de şu Josie pasaklısı, rezil rüzva olacak.

  Hiç insan göremez mi bunu.

  Olmamış, burayı tekrar yapın.

  Kwan, anlaşmıştık, seks sırasındaki kasılmaları çok çıtkırıldım.

  – Sanki seksten korkuyorlar gibi.

  – 5 kez üstünden geçtim zaten.

  – Görmüyor musun, dahası gerek.

  – Asıl sorunu söyleyebilir miyim?

  Anlaşma imzalamak için elimizde tek şansımız kalmış.

  Ama kumandalarımız çok sıçık   ki bu da demo versiyonunu oynanamaz hale getiriyor.

  Bu kadar gerçekçi çevre yapmanın amacı ne   oyuncu bir dakika sonra duvara toslayacaksa?

  Kurt, zaten bildiğimiz hatalara takılı kalmışsın.

  Hayır, asıl sorun tam orası.

  Asıl sorun ait olduğunuz bu yayın dünyasında arkaplanda olmanız   oyun konsolunun ne kadar önemli olduğunu anlamada yetersiz bırakıyor.

  Bak, Kurt  belki Anna’yla ben başka bir alan seçebilirdik.

  Sana da talih kuşu konar, burada dahiyene fikirlerin yarıp geçerdi.

  Belki şansı yaver gitmiş altı üstü iki orospuyuzdur  Ama işin gerçeği şu, Kurt, patron benim ve 6 ay geciktik.

  Amacımız açık ve herkesin bildiği: Oyuncu bir devi öldürüyorsa, parmaklarında o kanı hissedecek.

  Ilık ve canlı kan.

  Mümkünse.

  Çıkalım mı?

  Seni seviyorum.

  Kurt benden nefret mi ediyor, yoksa ben mi öyle hissediyorum?

  Öyle, senden nefret ediyor.

  Hepsi senden nefret ediyor.

  Kévin hariç, seni cidden seviyor, jest yollu konuşuyor sanma.

  Ama zaten biliyordun, değil mi?

  Buraya basın.

  – Tam test istediğimi anlamışlardır?

  – Elbette.

  Ama son zamanlarda seksle bir hastalık kaptıysanız, PEP de yapalım.

  Hayır, internette çok yan etkisi olduğunu gördüm  Artı işten başımı kaşıyacak zamanım yok, napalım önümüze bakacağız.

  – Alo?

  – Bu gece boşum.

  – Bugün olamaz  – Yap bi güzellik.

  Hayır, yapamam, o günlerdeyim.

  Adet zamanım.

  Kondom takarım.

  – Hiç feda demezsin  – Azıcık kandan asla ırgalanmam.

  Olmaz yine de, yapamam.

  Hoşçakal.

  Pislik.

  Hem sen hem baban.

  – Yaptıkların çok hoşuma gitti.

  – Gelecek sefer yine aynısını yapalım.

  Bir dahakine önce zili çal, böyle iç çekmek zorunda kalmazsın   tam da annen bir arkadaşıyla kahve içerken.

  Pantalon giysem iyi olacak.

  Kaç para ödüyorsun buna, anne?

  Çok acı!

  Bu lafların bana dokunmuyor.

  Cinsel hayatım yüzünden kızaracak değilim.

  Ufaktan kaltak olan sensin, Michèle.

  Tek dediğim bir yazarla filan çıksan mesela.

  – Yemek yedin mi?

  Makarna var.

  – Hayır, kahve içeyim.

  – Paltonu çıkarmayacak mısın?

  – Hayır, üşüyorum.

  – Yine yüzünü mü gerdirdin?

  – Bunu konuşmayı kessek?

  Vay, affedersin.

  – Altı üstü bir Botox işte.

  – Beni germez yani.

  – Harika bu.

  – Şaşırdın mı?

  Böyle daha oturaklı oldum galiba?

  Görüşürüz, Michelle.

  Tanışsak iyi olacaktı ama gitmek zorundayım.

  Öyle alelacele değil.

  Annemin aids olduğunu konuşuyorduk.

  Ralf’a bu şakayı yapacağını söylemiştim.

  Tanıştığımıza memnun oldum.

  Sana bir soru.

  Yanıtlamadan önce iyi düşün.

  Yeniden evlensem, ne derdin?

  İyi düşün.

  Gayet basit, seni öldürürdüm.

  Düşünmeye lüzum yok.

  Hep dünyanın günahsız bir versiyonunu istiyorsun.

  Sen sordun, ben cevapladım.

  Öldürürüm seni.

  – Müthiş bencilsin, Michèle.

  Korkunç bir şey bu.

  – Farkındayım.

  İşte evimin kirasının çeki.

  Ağzından bir doğru laf çıkmıyor.

  Baban bedelini ödedi artık hapiste  – Kes.

  – Çok yaşlandı  – Ama hala nefes alıyor.

  – Almadığın riskler pişman eder.

  Her gelişimde aynı sızlanmalarla kafa ütülüyorsun.

  – Duruşması var, şartlı tahliye için.

  – Burada keselim anne, tamam mı?

  Baksana, erkek arkadaşın bel kemerini unutmuş.

  – Yardım edeyim mi?

  – Hayır, ben taşırım.

  Ağaç yeterli büyüklükte, değil mi?

  Çok büyük.

  Yıldızlar tavana zarar verecek  – Michèle?

  – İyi akşamlar.

  Merhaba.

  Seni gördüğüme sevindim.

  Buyur, herkese veriyorum.

  İlçe meclisi çöp geri dönüşüm yasası.

  Dikkat etmeyenler büyük ceza alacak.

  Karşı çıkmak için çarşamba bir araya geleceğiz.

  Ama sen de ilçe meclisindensin?

  – Evet, ama  – Ben de onu diyorum.

  – Hem hakim hem juri olacak.

  – Ama birisi ilgilenmeli.

  Evet, doğru söylüyor, gördün mü.

  Sen de gelirsin umarım o zaman.

  – Olabilir.

  İyi geceler.

  – İyi geceler.

  Kalanlara bakıp geliyorum.

  Ben de onları getireyim.

  İyi akşamlar.

  Son kilidi takıyordum.

  Yeni anahtarlar masanın üzerinde.

  Teşekkür ederim.

  Bahçe süngüsü de kırılmış, gördün mü?

  Evet ama benim işim kilitler.

  Haklısın, evet.

  Tamam, öyleyse.

  Oraya nerden çıktın?

  Hadi içeri gel.

  Onun gözlerini cırmalayıp çıkarsaydına, en azından tırmalayabilirdin?

  Kime konuşuyorum ben yahu.

  Senin yaşında bir kadın için hayli dar geldi bana.

  O ucuz, 25 lira.

  Buna güvenlik meleği denir.

  – En güçlüsü mü?

  – Ağır kaçar biraz.

  6 ml biber gazı 180 km hızla çıkar.

  Size müthiş avantaj sağlar.

  Bunu alayım.

  Bunu da.

  Merhaba.

  – Hani Vincent kirasını kendi ödeyecekti?

  – Hayır, bir süreliğine ben ödeyeceğim.

  Casamayou bey, masanız hazır.

  Umarım beni hesaba katmadın, bende metelik yok.

  – Ben sadece kendi adıma söz veririm.

  – Masanız  Niye ama?

  Bırak kendi ayakları üzerinde dursun.

  Koca adam oldu.

  Ama geri zekalı sürtük sevgilisi  Teşekkür ederim.

  Geri zekalı sürtük sevgilisi yoktan hiç anlamıyor.

  Geri zekalı ama bu tür kızlar genelde yatakta harikalar yaratır, bilirsin.

  Yatakta harikalar yaratmak ne ola ki?

  O nasıl bir şey.

  Oyun için projemi okudun mu?

  Richard, sence ben benim yaşımda bir kadına göre dar mıyım?

  Merhaba.

  – Naber?

  Yine bi eziklik yaptın mı?

  – Her şey yolunda mı, aşkım?

  Tam da Michèle benim fikrim hakkında susacaksan geldiniz.

  – Doğru değil.

  Çok ilginç diyecektim.

  – Kesin öyledir.

  – Hadi anlatsana.

  – 4 bardak  yok, şişe olsun.

  Gelecekte geçiyor, bir vürüs tüm köpekleri öldürmüş.

  O yüzden insanların evcil robot köpekleri var.

  Oyuncu robot köpek sürüsünün Spartucus’u olacak.

  Orjinal bir şeymiş.

  İlginç.

  Size bir şey anlatmam gerek.

  Bunu söylemek için basit ve doğal bir yol arıyorum ama pek yok gibi.

  Yani  Şey.

  Saldırıya uğradım.

  Evde.

  Tecavüze uğradım galiba.

  – Tecavüz?

  – Tanrım.

  – Cidden?

  – Ne zaman?

  – Perşembe, saat 3’te.

  – Ve bize hiç anlatmadın?

  Bilemedim  Ne diyeceğimi?

  Tanrım.

  – Bunu anlattığıma ne kadar aptalım  – Şaka mısın?

  Piper Heidsieck.

  Harika bu.

  Patlatmadan önce beş dakika bekle.

  İyi misin?

  Doktora gitmelisin.

  – Gittim.

  – Peki ya polis ne yaptı?

  Polise gitmedin?

  Hemen söylemelisin.

  – Ne diye?

  – Ne diye mi?

  Geride kaldı.

  Konuşmak gereksiz.

  Kafa yorduğuna değmez.

  Tamam, ne sipariş edeceğiz?

  – Polisle konuşmuyorsun çünkü  – Tabi ki konuşmayacağım çünkü  Bir daha hayatımda polis istemiyorum.

  Güle güle.

  – Sana bir silah alacağım.

  – Silah mı?

  Kafayı mı yedin?

  Oyun hakkındaki projen yatırımcıların hiç ilgisini çekmedi ki söylemem gerek.

  Şimdi bunu konuşmak istemiyorum.

  Ama senin fikrini duymak isterim.

  Mesele yaptığın işin kalitesi değil.

  Sadece belli profile hitap ediyoruz.

  – Kaliteli profille ilgilenmiyorsunuz?

  – Aynen öyle.

  Hadi ama satma beni, dobra dobra ne düşündüğünü söyle?

  Richard, romanına geri dön.

  Sen yazarsın.

  Doğru, meteliksiz bir yazar.

  Baksana, birisi tamponuna çarpmış.

  Birisi?

  İyi günler.

  Amcık.

  – Buyrun.

  – Teşekkürler.

  Peki, geliyorum.

  Geleceğim tamam, ceketimi alayım.

  – Mixmania alabilir miyim?

  – Peki.

  Sağ ol, yarın görüşürüz.

  – İşte, hediyen.

  – Benim için mi?

  – Evet, kendim yaptım.

  – Çok kibarsın.

  – Harika.

  – Fenal değil, ha?

  Bayan Leblanc?

  Hey.

  Ben Philippe.

  Emlakçıyım  Vincent, tam zamanında, bana lazımsın.

  Merhaba, Michèle.

  – Ne oldu?

  – Duvara dayan.

  Kollar yukarı.

  Kitaplık 1,5 metre.

  Burada nasıl durduğunu göreyim.

  – Peki, iyi mi?

  – Raf gibi durma.

  Kitaplık olacaksın.

  İşte, öyle kal.

  Vincent müthiş aktördür.

  Yavaş, yaralandın mı?

  – Hayır, pek değil.

  – Tamam.

  12 yaşındayken, kendi yarattığım Achilles in Kronos   video oyununda oynadı.

  – Oh, öyle mi?

  – Kalkanlı çok yahşi durursun.

  – Evet, hayli.

  – Ev güzel, ha?

  – Biraz fazla güzel ama, değil mi?

  50 inç Tv için burası güzel.

  Ona söyledin mi?

  Sen mikrodalga alayım dedin  ama belki de tv?

  – Yeni ev hediyesi olarak güzel gider.

  – Mikrodalga Tv’den daha gerekli değil?

  Hayır, mutfak tam donanımlı.

  Bu bahsettiğin yerdeki ev mi?

  Hayır, burası 2 yatak, 3 odalı.

  250 avro daha fazla.

  Orası dardı.

  Beşik için bile yer yoktu.

  – Değersiz bir yer.

  – Değersiz, sanmıyorum.

  Dar belki.

  Ama değersiz değil.

  Dar, tamam.

  Bir çocuğun doğumu çok acı doludur biliyor musun?

  Vincent’in doğumu cehemnemdi.

  Bir işkence.

  3 saat acı.

  Yardım etmeyeceksen, etme.

  Kimse seni zorlamıyor.

  Yardım etmezsem nasıl ödeyeceksiniz?

  Bu bizim sorunumuz.

  Benimle bu tonda konuşma, paramı alacaksın sonuçta.

  Parandan bana ne.

  Ben mi para istedim.

  Bi de orada dikilip gıkını bile çıkarmıyorsun.

  Rezil oldum burada.

  Bi şey söylesene yahu?

  Lanet olsun be!

  – Hey.

  – Kapa çeneni, sen.

  Vincent, bu yürümez farkında mısın?

  – Deli o.

  – Deli değil.

  Benim kadınım.

  Asıl sen değiştiğimi kabul edemiyorsun.

  Şu an ne hissediyorsun?

  Kaygı mı öfke mi?

  Öfke.

  Karın gitti.

  Şu an çizgi roman festivalinde.

  Zaten biliyorsun demek.

  Biliyorsun son zamanlarda travmatik şeyler yaşadım.

  Sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etmek ister bir halin var.

  Taş kalpli göründüysem affet.

  Ama benim yaratılışım böyle.

  Görüyorum ki rolünden çıkamamışsın.

  Rolümün en belirgin özelliği önceden kestirelemez olması.

  Solgun bir çiçeksin biliyorum ama bütün çiçekler su ister?

  Bekle.

  Bilinmeyen Numara: Bulüzün hoşuma gitti.

  Krem rengi olduğundan.

  Çünkü spermim üzerinde belli olmaz.

  Söylesene, son zamanlarda hiç kazaya kurban gittin mi?

  – Kaza?

  – Evet.

  Ne kastettiğimi biliyorsun.

  Birisi arabadan üzerime pizza fırlattı ama ıskaladı.

  Markette herkes bana bakıyor gibi ama bu hep yaşadığım bir şey.

  Bunları tekrar yaşayacak mıyız?

  – Ya yeni bir döngüyse.

  – Haberin yok mu?

  Baban hakkındaki suçlamalar geçen yine haber oldu.

  – İnsanların anıları tazeleniyor.

  – Bundan haberim yoktu.

  – Neden sordun, bir şey mi oldu?

  – Hayır.

  Öncelikli bir şey olmadı.

  Şartlı tahliyeden dolayı.

  Medya bundan çalkalanıyor.

  Haftaya karar çıkacak  Ayaklı gazete gibisin.

  İki kahve.

  – Geliyor.

  – Annenle duruşmada ol.

  Onu asla serbest bırakmayacaklar.

  Çok şükür.

  Duruşma sadece sembolik.

  Seninle gitmem meselesine gelince, gözlerimi yerinden çıkarmayı yeğlerim.

  Daha ne kadar nefret besleyeceksin?

  Ömrümde görüşmeye niyetim yok, ne bu yaşamda, ne diğer yaşamda.

  Benim için uzun zaman önce öldü.

  – Kahve  Çok fazla zamanı kalmadı.

  Hasta o.

  Bak  Buyrun  – Bir saniye bak sadece.

  Kendi babana bakmaktan korkuyorsun?

  Baktım işte, yerine koy.

  Sen diğerleri gibi değilsin, onu sadece canavar olarak gören.

  Onu tanıyorsun.

  Sıradan bir adamdı.

  Evet ama canavar haline geldi.

  Çelişkiyi görmüyor musun?

  Kahveni iç.

  Burada işim bitti.

  Bundan sonra dikkatli ol.

  Bazıları arabasından sadece çerçöp atmakla kalmayacak.

  Marty  Kuşu bana ver.

  Marty.

  Vahşi kuşları tedavi etmiyoruz.

  Sizinki serçe mi?

  Serçeyse boğazına nasıl boru girecek   bilmiyorum bile.

  – Peki tamam  Teşekkürler.

  Hoşçakalın.

  – Rica ederim.

  Hoşçakalın.

  Suçluyu serbest bırakacaklar: Rue Legave’de cinayetler.

  Farklı yaşlardan kurbanlar.

  Nantes’de gördüğünüz bu sessiz sokakta   39 yıl önce yaşanan vahşetten eser yok.

  Çok az mahalle sakini bugün Georges Leblanc adını biliyor.

  Ya da sadece namını biliyorlar  Zar zor hatırladığınız bir vahşet hikayesiyle bağlantılı bir isim bu.

  Geçmişte kalmış bir şehir efsanesi.

  Oysa 1976’da tüm Fransa’nın gözü bu sokaktaydı.

  Ülke nefesini tutmuş, şoktaydı.

  Zaman mayıs ayının o gününde dehşet olaydan donmuştu.

  Ama bazılarının korkusu hiç bitmedi.

  Cevapsız soruları da.

  Dindar katolik George Leblanc’ı bu duruma ne getirdi?

  İyi bir koca ve baba böyle canavarca duygusuz davranmaya ne itti?

  Kızı Michele’in bunda rolü tam olarak neydi?

  O zamanlar 10 yaşındaydı.

  Dava ve psikiyatrik testlerin yıllar ertesinde   neredeyse George Leblanc’ın tutuklanmasından 30 yıl sonra   müebbet hapisteki için   soruların korkutuculuğu hala aynı kaldı.

  İlk ve en baştaki soru: Neden?

  Katil.

  Katil.

  – Umarım geri dönüştürebilirdir.

  – Ölü bir kuş.

  Richard  – Aklından ne geçiyordu?

  – Sana endişelendim.

  Ne sandın?

  – Ya rabbim  – Gözlerini ovma.

  Hem tecavüz edildiğini söylüyorsun hem şikayette bile bulunmuyorsun  Bu yüzden doğal olarak ben  Lanet olsun, öyle benzettin ki.

  Özür dilerim.

  Bu iyi gelecek mi?

  Ne yaptığını biliyor musun?

  – Evet, etikette böyle yazıyor.

  – Ya kör olursam?

  Hayır, olmayacaksın.

  İşte bitti.

  – Şarap ister misin?

  – Olur.

  Arabayı tanıyamadım.

  Kimindi o?

  – Bir arkadaşın.

  – Kız arkadaşın.

  – Adı Helene.

  – Hélène?

  Ödünç verdi, benimki tamirde.

  Birisi tamponuma kütletmiş.

  Oh, fark edilebilecek gibi değildi.

  Bir arkadaşım.

  Neden kendimi kanıtlıyorum cidden?

  Buna mecbur değilsin.

  Öğrenci mi?

  Yüksek lisans öğrencisi.

  – Bu günlerde moda.

  – Benim öğrencim değil.

  “İkinci Cins” seminerini organize ediyor, beni konuşmaya davet etti.

  – Peki senin kitabını okumuş mu?

  – Evet, ona dokunduğunu söyledi   onu eritmişim.

  Hepsi bu.

  Kalanını tahmin edebilirsin.

  – Evet, çok iyi tahmin ediyorum.

  – Kıskançlıktan kudurmuş görünüyorsun.

  Değilim, ama endişeliyim, Richard.

  Endişeliyim çünkü olanlar tam korktuğum gibi.

  Beni endişelendiren senin büyük göğüslü sürtüğün değil.

  “İkinci Cins” i okuyan bir kadın   seni canlı canlı çiğneyip benim gibi tükürüp atabilir.

  En tehlikelisi, Michèle, yine de onlar değil, sensin.

  – Onu tanıyor musun?

  – Evet, bir kez gördüm.

  Ne zaman?

  Geçen hafta babamda hepimiz birlikte akşam yemeği yedik.

  – Neden bana söylemedin?

  – Ne bileyim.

  – Josie, bırak, ben yaparım.

  – Ne zaman?

  Hey.

  Altı üstü bir dakika bana odaklansan?

  – Ne?

  – Hélène nasıl birisi?

  Arkadaş canlısı.

  Yoga öğretiyor.

  Bikram Yoga’da galiba  Ayaklarını çekebilir misin?

  Bikram yoga merkezi – Nerede?

  – Neden?

  – Onu Eric’e vereceğim.

  Eric?

  Kim bu Eric?

  Marais’de yoga merkezi.

  Birazcık beklesen?

  Hadi ama, çekiver ayaklarını.

  Bikram yoga merkezi MARAIS – Paketlere yardım ediversen?

  – Tamam, 10 dakika sonra.

  – Boks 10 dakikaya bitecek.

  – Sonra futbol var ama.

  Nereye gidiyorsun?

  Josie, nereye gidiyorsun?

  – Vincent, seni sonra ararım.

  – Oldu, hoşçakal.

  – Sen de gördün mü?

  – Burada başka gören oldu mu?

  Kendin bak.

  Bu bana gönderdiği ilk şey değil.

  Kimden ilk şey değil?

  – Tecavüzcünden mi?

  – Elbette.

  Sence gerçekten o mu?

  Tecavüzcün mü?

  Çünkü e-mail buradan geldi.

  – Öyle görünüyor, evet.

  – Hemen polisi ara.

  Polis, asla, ağzım bir kez yandı.

  Ve bu bir yere varmıyor.

  Bu sefer farklı.

  Kurban olan sensin.

  – O zaman da kurban olan bendim.

  – Özür dilerim, ben  Polise bulaşmak istemiyorum.

  O salak yüzünden işim bozulmayacak.

  Yeni bir yaşam için didindim durdum.

  Polis, gazetecilerle uğraştım  Yeter artık.

  – Burada bir manyak var ama.

  – Ailem, çevrem manyak dolu.

  Uzmanlık alanım oldu artık.

  İlla içeriden yapıldı diyemeyiz.

  Haziranda hacklendiğimizde   merkezi bilgisayarımızın şablonu çalındı.

  O zamandan beri bu imajlar etrafta cirit atıyor.

  Benim gizli hayranım hiç kuşkusuz bir bilgisayar ineği.

  – Eski bir çalışan belki?

  – Öyle.

  “Öğretmenler.

 ” Diğer sorum: Sence o güzel mi?

  Geriden en ileriye kadar eğilin.

  Omurga dibine kadar gerin.

  Derin nefes alıp, yine oturuncaya kadar sol elinizle zemini itin.

  Hepinize çok teşekkür ederim.

  İyi günler.

  Harikaydınız.

  Namasté.

  Hélène?

  Ben Richard’in eski sevgilisi, Michèle.

  – Mest oldum valla  Merhaba.

  – Merhaba.

  İçeri dalmam umarım mani olmadı?

  Özür dilemek istemiştim, yüz yüze.

  – Sebep ne?

  – Arabanın penceresi.

  Üzgünüm.

  Boşver, önemsiz bir mevzu.

  Richard açıklamıştı zaten.

  – Öyle mi?

  Ne açıklamıştı ki?

  – Kazara olmadı mı?

  Evet, bu doğru.

  Bir kaza.

  Artı seninle tanışmak için iyi bir şans.

  Aynen öyle, ne sevinç!

  Nihayet tanışabildik.

  – Demek istediğim  – Richard bizi tanıştıramazdı.

  Utanmaktan kurtardık onu.

  Neyden utanacaktı ki?

  – Şey, demeye vardığım  – Tabii, haklısın ya.

  Şey biz  Yani biz tabii  – Ama geride kaldı artık.

  – İşte bu!

  Ara sıra buluşup bir şeyler yapalım.

  Olur, noel partisi veriyorum.

  Gelmen gerek.

  Gelmelisin.

  Gel işte.

  Madem gelmem gerek.

  Richard’a partinin detaylarını anlatırım.

  Gideyim o halde.

  – Tanıştığımıza memnun oldum.

  – Ben de zevk aldım.

  Hoşçakal.

  Alo?

  Hastanede mi, şimdi?

  Gerçekten mi?

  Kan kaybediyordu, ultrasona aldılar.

  – Ayrılma olmuş.

  – Plesanta ayrılması.

  Her şey yolunda dediler ama sancı başladı.

  Bu Omar, dostum olur.

  – Merhaba.

  – Baba!

  – Ne oldu?

  Bir şeyi var mı?

  – Biz de bilmiyoruz.

  – Merhaba.

  Nasılsın?

  – Aynen.

  – Vincent.

  Vincent.

  – Buradayım.

  – Korkuyorum .

  – Buradayım, sorun yok.

  Acıyor!

  Tamam, ben kahve alacağım.

  Demek durduk yere Noel partisi düzenliyorsun?

  Evet.

  Birbirimizi daha iyi tanımak için iyi olacağını düşündüm.

  – Güzelmiş, bu arada.

  – Başka bir tuzak mı?

  Dinle, benim şeytani noel gecesi düzenlemekten daha iyi işlerim var.

  Yemediği bir şey var mı?

  Alerjisi filan?

  Çünkü Marty’nin şu an deli gibi kılları dökülüyor.

  Ben senin kemancında hiç yaygara yapmamıştım.

  O farklıydı.

  Evli, 3 çocukluydu.

  Tüm kriterleri sağlıyordu.

  Seninki çocuk doğuracak yaşta ve bekar.

  Tüm kuralları ihlal ediyor.

  Anlaşmamız mı vardı, yeni duydum.

  Benim hatam da değildi çünkü

 Evet, senin hatandı.

  Hala birlikte olabilirdik.

  Bu senin hatandı.

  – Beni sen terk ettin, Michèle.

  – Bana vurdun.

  Hayatımda pişman olduğum bir şey varsa, o da budur.

  – Oldu!

  – Oldu mu?

  Oldu işte.

  Tamam, DNA testi yaptırmalıyız.

  – Onu getiriyorlar mı?

  – Hemen getirecekler.

  – Ona iyi anne olacak mıyım ki?

  – İyi de ne?

  Kusursuz olacaksın.

  Dikkat.

  Seni yalnız bırakalım mı?

  – Hayır, böyle iyi.

  – Burada çok insan var.

  “Eric” İyi akşamar, ahali.

  – Amma gurur verici?

  – Öyle.

  Mucize bebek.

  Şuna bak, ne kadar güzel.

  Oğlumu burada doğurdum.

  Bu hastanede.

  – Ne tuhaf.

  – Pek değil.

  Ama tuhaf olanı, arkadaşım Anna  yukarıda gördüğün?

  – Tanışmıştın hani.

  – Evet.

  Oğlunu burada aynı gece doğurdu.

  Böyle tanıştık işte onunla.

  Onun çocuğu öldü.

  Seninkini emzirebilir miyim dedi.

  Ya rabbim.

  Ben de tabi olur dedim.

  O zamandan beri merak ediyorum.

  Onlar hep çok yakındılar.

  Anna’yla oğlum.

  Böyle ördeklerin döllenmesi gibi bizde emzirerek çocuğu.

 .

   damgalayabilir miyiz merek ediyorum.

  Benle oğlum tam tersiz  Bilmiyorum  Özür dilerim, beni çağırıyorlar.

  Bazen Vincent’e bakıyorum, sırık gibi, hala çocuk gibi   ki benim karnımdan çıktığı halde.

  İtiraf edeyim onu çok tanımıyorum.

  – Merhaba, Michèle.

  – Rebecca.

  Patrick seni eve götürsün.

  Mahallede bir soyguncu var.

  – Gerçekten mi?

  – Patrick onunla boğuşmuş.

  – Soyguncu mu?

  – Evet.

  Onu yakalamak için 3 devriye gönderiyorlar.

  Onunla boğuştun mu?

  İş üstünde yakaladım.

  Çalılıklarda çömelmiş dikkatlice evine bakıyordu.

  Yaklaşınca kaçtı.

  Yüzünü gördün mü?

  Hayır, kar maskesi gibi bir şey takıyordu.

  Tıpkı dizilerdeki röntgenciler gibi.

  Sonra kaçtı.

  – Patrick seninle gelsin?

  – Olur.

  Hayır, hiç gerek yok.

  – Yap yine de, doğrusu bu.

  – Tamam, hemen dönerim.

  Gerçekten gerek yok.

  Yanımda biber gazı var.

  Bunu bildiğim iyi oldu.

  Düğmeler solunda, orada.

  – Bakacak bir şey yokmuş.

  – Sağ ol yine de.

  Çok kibardın.

  Rica ederim, bir şey yapmadım.

  Onu elimden kaçırdım, çok hızlıydı.

  Lisede 1000 metreyi 2.

 42 dakikada koşardım.

  Senim kadar hızlı koşabilmesinin sebebi belki senden çok korkmasıdır.

  – Herkese anlatabilirim yine, sağ ol.

  – Rica ederim.

  İyi.

  – Bir şey görer duyarsan ara beni.

  – Anlaşıldı.

  Ben nine oldum.

  – Tebrik ederim.

  – Sağ ol.

  Niye böyle dedim.

  Günaydın, Michèle.

  Ceketin hoşuma gitti.

  – Kayak mı yapıyorsun?

  – Evet, istersen seni de götürürüm.

  Kévin, sen silah ateşliyorsun?

  – Yani, gerçek mermi.

  – Evet, bu doğru.

  – Silahın var mı?

  – Birkaç tane.

  – Bana öğretebilir misin?

  – Gösteririm tabii.

  – Gerçek yaşamda vurur muyum?

  – Evet ama hızlı kaçan biri olacak.

  – Doğru.

  – İşte, 44’lükle çalış.

  Başka bir mevzu var.

  Gayri resmi bir görev için sana ihtiyacım var.

  Gizli görev mi?

  E-maille gönderilen animasyonu kimin yaptığını bilmek istiyorum.

  Bilmekten kastımı anlıyorsun?

  Tüm çalışanların bilgisayarını hekle.

  En azından erkeklerin.

  Sana yardım ederdim ama bu şirket anlaşmasına aykırı.

  10 bin avro alacaksın, nakit.

  Aramızda kalacak ve sırrımız olacak.

  Bulduğumuzda işler aleyhimize dönecek.

  Biliyorum.

  O yüzden kimseyi suçlamayacağım.

  – Bunu nereye koymak gerek?

  – Oraya yere.

  – Dediğin bu mu?

  – Ne, hangisi?

  Evet, öyleymiş, diğerlerinin yanına.

  – Merhaba, Rebecca.

  – Michèle.

  Büyüleyici olmuş, söylemeliyim.

  – İyi akşamlar.

  – İyi akşamlar.

  İsa’nın doğumu.

  Her şey yeniden başlamış gibi.

  Çok doğru, evet.

  Son dakika sormam pek kibarca değil ama   yarın noel partisi veriyorum, o yüzden  – Patrick, duydun mu?

  – Duydum.

  Memnuniyet duyarım.

  – Memnuniyetle geliriz, elbette.

  – Peki, yarın görüşürüz.

  İyi akşamlar.

  – Yarın görüşürüz.

  – Yarın görüşürüz.

  Sağ ol.

  Hani diyorum ki Richard’ın kız arkadaşınkine kürdan yerleştirsek.

  Direk onu zehirlesen.

  Onların da yapmamı beklediği bu zaten.

  Beni   kışkançlıktan delirmiş görüyor.

  – Kız sınavlara girmiş mi bari?

  – Josie.

  – Robert.

  Mutlu noeller!

  – Nasılsın, baba?

  – Harika.

  – Bir sorun mu var?

  – Altına yapmış.

  Götür onu.

  Nasılsın?

  Hey, sesini kıs.

  Sağır olacağız.

  – Merhaba, ahali.

  Mutlu noeller.

  – Mutlu noeller.

  Onun yaşına geldiğimde böyle olursam beni öldüreceğine söz ver.

  Merhaba.

  İyi akşamlar.

  Özür dileriz, geciktik.

  Özel bir şey alalım dedik  – Bağışlayın ama.

  –  Cabernet şarap yani.

  – İyi akşamlar.

  – İyi akşamlar.

  – Scrabble gecesi.

  – Teşekkür ederim.

  İyi geceler.

  Olağandışı bir şey gördün mü bugün?

  Hayır.

  Kötü kurt vazgeçmiş.

  Artı güvendeyiz.

  Robert siyah kuşaktır.

  Ben de martta kırmızı kuşak aldım.

  Yıllar önce tekwando yapmıştım, şimdi de shotokan yapıyorum.

  Ben hiç karate yapmadım.

  Benimle alay etmek için öyle dedi.

  – Bütün gece benden kaçamazsın.

  – Bahse girer misin?

  – Gelebilmenize sevindim.

  – Biz pek dışarı çıkmayız.

  Rebecca adına üzülüyorum, kendisi aşırı sosyal birisidir.

  Ben o kadar değilim.

  Seni buraya getirebildiğine sevindim.

  O kadar da zor olmadı.

  İyi akşamlar, affedin, geç kaldım.

  İşten hemen çıkamadım.

  – Yeni oturmuştuk.

  Merhaba, Helene.

  – Merhaba herkese.

  – Irène, bu Helene.

  – İyi akşamlar, ben Ralf.

  Peki, afiyet şeker olsun.

  Affedersiniz.

  Kimsenin itirazı yoksa dua etmek istiyorum.

  – Yok, tabii ki.

  Elbette.

  – Teşekkür ederim.

  Bizi kutsa tanrım, yemeğimizi kutsa, ihtiyacı olanlara ekmek ver.

  Amin.

  Amin.

  – Şarap, Michèle?

  – Evet, lütfen.

  Patrick, nerede çalışıyorsun?

  Bankada, borsa simsarıyım.

  Günah işliyorum.

  – Neden?

  – Şaka yapıyordum.

  Pek tanınan bir meslek değil de.

  – Hiç tanınan bir meslek olmamıştı.

  – Öyle, haklısın.

  Peki  Noele.

  Ve hepimize, bilhassa masamıza yeni katılanlara: Hélène  Patrick   Rebecca  Ve  – Ralf.

  – Ralf.

  Mutlu noeller.

  Mutlu noeller.

  Michèle bunları yapmak için mutfakta saatlerini harcadı.

  Kesinlikle.

  – Yemek yapmayı seviyorum.

  – Ne kadarlığına gideceksin?

  Yer ayırtmaya çalışıyorum ama   istediğimiz tarih çoktan dolmuş.

  İnsanlar bilmiyor, sanat kas yığını gibidir, sürekli çalışmak gerek   yoksa kültür, kaslar gibi sarkar.

  Şu an olan tam bu: Biçimsiz kültür.

  Neden bunu derken bana bakıyorsun?

  Orjinallik, eşsizlik, bunların bir değeri vardı.

  Gıpta edilirdi, kendi içinde bir amacı vardı çünkü.

  – Şimdi bu noksan.

  – Richard teoriye bayılır.

  Modernlikten bahsetmiyorum.

  Yeniliğe sıçayım.

  Yemekte ne güzel konuşma.

  İlhamın yüzde 80’i benim için çalışma gerektirir.

  Ama kültürlerinde çalışmak olmayanlar da var.

  Kimden bahsettiğini biliyoruz.

  – Bir şey kastetmedim.

  – Söyle gitsin.

  Herkes farklıdır ama ben herkesi severim.

  Hepimiz tanrının çocuklarıyız.

  Öyle, Afrikalılar bağırsak yer.

  Onlar başka.

  – Doğru.

  – Kenya’da safari yaptım.

  Harikaydı.

  Pekala şimdi.

  Bence en doğru zaman.

  Bir duyuru yapmak istiyorum.

  Ralf ve ben nişanlandık, evleneceğiz.

  Bravo.

  Özür dilerim.

  Ama nasıl böyle gülünç olabiliyorsun?

  Bunu göremiyor musun?

  Umarım yaban mersini seversiniz.

  Josie tarife özel bir dokunuş yaptı.

  Evet, yaratıcılığım üstümdeydi, biraz yaban mersini ekledim.

  Lezzetli görünüyor.

  Michèle?

  Neredeyse geceyarısı oldu.

 .

  Ayini izlememin sakıncası olur mu?

  Hayır, hiç yok.

  – Gidiyor musunuz?

  – Harikaydı, Michèle.

  Gerçekten.

  Gelecek sefer bizde, tamam mı?

  – Aceleye getirmesek iyi olur.

  – Bizi rahat bırak.

  Önce öğle yemeği yiyelim, Michele’le ben.

  Sadece ikimiz.

  Acele olmaz böyle.

  Aynen, bu güzel fikir.

  İyi akşamlar.

  – İyi akşamlar.

  – Harika.

  – Güle güle.

  – Güle güle, iyi geceler.

  Bankerle flört etmek, bir test miydi?

  Evimde rezalet çıkarma, Robert.

  Bunun olmasını ister misin?

  – Sonra konuşalım öyleyse.

  – Boş elle dönme oraya.

  ‘Felaket’.

  – İki kat puan kazandık.

  – Bir kat.

  Ben geçtim, bakın.

  ‘Feribot’.

  – 64 puan.

  – Bana ver.

  – Hayır, 70 puan.

  – 70, işte.

  – Oh, özür dilerim.

  – Buyrun, hanımlar.

  Hayır, teşekkür ederim.

  Ayıplayın onu.

  Kitabı kapat.

  Çanı çal.

  Mumu söndür.

  O ne?

  Kötü katoliksin.

  Aforoz ayinini bilmiyor musun?

  – Sen biliyorsun o zaman?

  – Duydum sadece bir zamanlar.

  Babam bana haç isareti yapardı, okula gitmeden önce, böyle.

  Mahalledeki bütün çocuklara yapardı.

  Ta ki bazı aileler yapmamasını söyleyene kadar.

  Makul geliyor.

  Görünüşe göre babama bu dokundu, o gece karışıklık çıkardı.

  Her kapıyı çaldı.

  Sokakta her eve girdi.

  Av tüfeği, kasap tokmağı, mutfak bıçakları.

  Evet, bunu duydum.

  27 ölüyü duydun ama   hayvanları duymadın.

  Garip, kimse bundan bahsedemedi.

  6 köpek, iki de kedi.

  Bir sebepten fareleri es geçmiş.

  Kimse anlamadı.

  Eve geldiğinde ödevlerimi yapıyordum.

  Her yeri kan içindeydi.

  Annem işteydi, o zamanlar hemşireydi.

  Onu hemşire olarak hayal edebiliyor musun?

  Ne kadar komik, değil mi?

  Bunları anlatman gerekmiyor.

  Sakıncası yok.

  Beni iyi hissettiriyor.

  Sonra evdeki her şeyi yakmak istedi.

  Ben de ateşe atmasına yardım ettim.

  Her şeyi yaktık.

  Perde, halı, masa, sandalye.

  Hepsini ateşe attık.

  Çok heyecanlıydı.

  Kışkırtıcı bir şeydi.

  Tam kıyafetlerimizi yakacaktık ki polis geldi.

  Birisi benim resmimi çekti.

  Garip bir biçimde olaydan akılda kalan o resim oldu.

  Ben, yarı çıplak, küllerle kaplanmış.

  Ruh hastası babası ile birlikte ruh hastası kızı.

  Resimdeki boş dik dik bakışım ürperticiydi.

  – Tanrım  – Fena hikaye değil, ha?

  Konyak?

  – Peki, alayım.

  – Aynı bardakta getireyim.

  – Konyak isteyen?

  – Viski.

  Şampanya var mı?

  Yok, kalmadı.

  Viski ya da konyak.

  Yemekte bana ne kadar çirkef davrandığının farkında değil misin?

  Evet, farkındayım.

  Sevmediğin birisi olduğunda hep böyle çirkefleşirdin.

  Anlaşılan ben de onlardanmışım.

  Dinle.

  Bunları konuşacak kadar sarhoş değiliz.

  Oldu mu?

  Irène?

  – Ne oldu?

  – İyi misin?

  Beni duyuyor musun?

  – Gerçek değildir.

  – Gerçek bu.

  – Ona git.

  – Ne?

  Babana git.

  İnme olmuş.

  Beyindeki kan basıncı dindi ama hala tedaviye cevap vermiyor.

  Cevap vermiyorla neyi kastediyorsunuz?

  – Komaya girdi.

  – Ne kadar sürecek?

  Bilemeyiz.

  Ama durumu stabil.

  – Peki gerçek mi?

  – Pardon?

  Yani rol yapma ihtimali yok mu?

  Öyleymiş gibi yapıyordur?

  Tıbbi olarak bunun tam gerçek olduğundan emin misiniz?

  Özür dilerim ama evet, gerçek.

  Annenizin uyanmama ihtimali bile var.

  Ama dediğim gibi, durumu şu an stabil.

  Gidip dinlenmenizi öneririm.

  Burada yapabileceğiniz bir şey yok.

  Bir gelişme olursa ararız.

  – Hoşçakalın.

  Teşekkürler.

  – Hoşçakal.

  Güçlü olun.

  – İyi mi?

  – Çok da iyi değil.

  Misafir odasında yatsan olur mu?

  – Hayır.

  – Biz beraber yatalım.

  – Richard’la Hélène’i gördün mü?

  – Evet.

  Hep aynı hikayeleri anlatıyor.

  Ama kız sıcak geldi millete.

  – İlerde dost olacaksınız.

  – Hiç kuşkusuz.

  Yemeğe davet edildim, sadece üçümüz olacak.

  Kendimi kapıda makarnayla hayal edebiliyorum.

  Şimdiden kusasım geldi.

  Tatilde olanları hatırlıyor musun?

  Denemiştik  Gülmekten yapamamıştık.

  Ne yapıyorsun sen?

  Anna ofise gitti.

  Seni neşelendirmeye çalışıyordum.

  Komik, tanıştığımızda beni cezbeden bu aptallığındı.

  – Yanlış oynadıysam affet.

  – Bunu artık yapamam.

  Bırakmalıyız.

  – Harikaydın ama arkadaş kalalım.

  – Şaka yapıyorsun?

  Bunu kendi evinde bile düşünür hale gelmen ilerde bizi rezil edecek?

  – Öyle düşünmüyor musun?

  – Hayır.

  – Göğüslerin gittikçe büyüyor.

  – Bana değişmemiş gibi.

  Gerçeği diyorum.

  Artık beni istemediğini söyle, bitsin.

  O kadar basit değil, sen de istemelisin.

  Yalancıktan böyle vaziyet istemiyorum.

  Ki bu sorduğum soruya cevap değil.

  Özür dilerim.

  Seninle düzüşmek istemiyorum.

  Soruna cavap mı?

  Onu görmeye gitmeyeceğim.

  Ben batıl inaçlı değilim.

  Ölüm yatağında birinin son isteği umrumda değil.

  Beni böyle zavallı hilelerle kandıracağını mı sanıyorsun?

  Ortalarda azman kız gibi dolaşıp   ahlakın içine ettiğinden beri   düşüncelerimi görmedin.

  Kalbimi kırdın.

  Şimdi de anevrizma olup bel altı vuruyorsun, iğrençsin.

  Bu salata gibi, zeytinler yenilebilecek gibi değil.

  Kalan günlerinde beni suçlayarak geçireme sakın.

  Bak, yeni kanallar çalışıyor.

  – Kalp karıncığı.

  – Ne var?

  – Nefes almıyor.

  – Kalbi durdu.

  – Bu ses de ne?

  – Bayan, gitmeniz gerek.

  Lütfen.

  – 20 mg epinefrin.

  – Aynı.

  40’a çıkar.

  Yine aynı.

  Onu kaybediyoruz.

  Ne yapıyorsun?

  Özür dilerim Kendimi tutamadım da.

  Anlamı olan bir yer arıyorum.

  Buralarda buna işaret eden bir yer göremiyorum: – “İşte buradan annenden kurtul.

 ” – Sakin ol.

  Orada piknik yapardık.

  Aşağıdaki boşlukta.

  Evet, çok iyi hatırlıyorum.

  Salataları amma gaz yaptırıyordu.

  – Almayı unuttun mu?

  – Bilmiyorum  Nasıl bu kadar aptal olabiliyorsun, 3 kez söyledim.

  – Evde, arabada.

  Kasten mi yapıyorsun?

  – Onunla nasıl konuşuyor baksana.

  Anca Xbox oynamaya yararsın.

  – Kes.

  – Kes mi?

  Sebep?

  Seni utandırdım demek?

  Hakettin de ondan, gerizekalı.

  Doğum sonrası bunalımı işte.

  Umarım oğlum ona çekmez.

  Vincent, çocuk çok şeker ama senin değil.

  Biliyorsun, değil mi?

  Buldum.

  Josie  Vincent, dinliyor musun?

  – Ne var?

  O senin oğlun değil.

  Rengini görmedin mi?

  Josie ya da senden iki ton daha koyu.

  – Kafan basmıyor mu?

  – Benden başka kimin olacak?

  Babası her kimse ondan.

  Ve o baba sen değilsin.

  Özür dilerim ama seni aptal yerine koyup duruyorlar.

  Sakın bana dokunma, Vincent.

  Sakın dokunma.

  – Sürtük.

  – Ne?

  Bi daha söyle.

  – Sürtük.

  – Ne?

  – Sürtük.

  – Vincent.

  Vincent, dur!

  Kızdın biliyorum Beni yalnız bırak.

  Şimdi ne yapacağız?

  Tamam, burası, kafi.

  Rüzgar çıkacak.

  – Rahatsız ettim ama kapın açıktı.

  – Hadi, içeri gir.

  – Rahatsız etttiysem özür dilerim.

  – Etmedin.

  Tüm kepenkler açık, fırtına başlayacak, hemen kapamalıyız.

  – İyi bir zamanlama değil.

  – Evet, böyle fırtına çok zarar verir.

  Biliyorum.

  Bi de 1999’da olanı görecektin.

  Dünyanın sonuydu.

  – Bahse girerim.

  Yardım edeyim mi?

  – Etsen olur belki.

  Teşekkür ederim.

  Kaç tane hiç saymadım ama en az 20 pencere olmalı.

  – Rüzgar batıdan.

  O yüzden ordan?

  – Mutfaktan öyleyse.

  – Üşüyor musun?

  – Biraz.

  Sıradakine geçelim mi?

  Geçelim.

  Kimseyi beklemiyordum da.

  Dağınık biraz.

  – Bu Grumman Wildcat mı?

  – Bilmem.

  Onlardan birini onarıp New York’a uçurmak istiyorum.

  – Pilot musun?

  – Hayır.

  Hayal ediyorum.

  Burayı kapayacak mıyız?

  Özür dilerim.

  Bu sahne sonra gelecek.

  – Hayır, bence  – Tartışacak zaman yok, Kurt.

  Oyuncular Kira’yı küçük utangaç kız olarak bulmalı   Karanlık bir varlık olduğunu öğrenmeden önce.

  – Yoksa kimse sevmez.

  – Tamam, neyse.

  – Michèle?

  Bir dakikan var mı?

  – Evet, var.

  Kurt’un bilgisayarında bir şey buldum.

  Ezmeyi seviyor gibi.

  Ezme derken?

  Ezmekten geliyor.

  Kendin bak.

  Bu tuhaf ama bir şeyi kanıtlamıyor.

  Muhtemelen öyle.

  Böyle devam et.

  Kül-kızı.

  Hoş edepsiz.

  Burada mısın?

  – Kızdın mı?

  – Daha çok merak ettim.

  – Açıklayabilirim.

  – Öyle gerek.

  Kimseye göstermek niyetiyle yapmadım.

  Phillip Kwan bilgisayarımdan çaldı ve herkese yolladı.

  Ama sen yaptım?

  – Evet.

  – Neden?

  Şimdilerde haberlerdeki suç resimlerini esas alacaktım   ama sonra tuhaflaştım.

  O pislik çalmasaydı yemin ederim kimse görmeyecekti  Kovulduysam hak ediyorumdur.

  Penisini çıkar.

  – Ne?

  – Göster, affedeceğim.

  – Seni yahudi sanmıştım.

  – Hayır, değilim.

  Giyebilirsin.

  Aradığım adam sünnetsiz.

  Hala 10 bini alacak mıyım?

  Hayır ve şunu sileceksin.

  Harika.

  Defol.

  Defol.

  Defol buradan.

  Defol.

  İspanya’da sevinç dalgası.

  Papa hac yürüyüşüne katılacak.

  Santiago de Compostela yolunda çıplak ayak yürüyecek.

  Fransa’da Georges Leblanc beklenildiği gibi hapiste kalacak.

  Seri katilin şartlı tahliye isteği reddedildi.

  Georges Leblanc 76 yaşında   ve önümüzdeki 10 yılda yeni istekte bulunamayacak.

  Avukakatları açıkladı ki  Siktir, siktir, siktir.

  Merhaba.

  Ben Michèle Leblanc.

  Dün aramıştım.

  Oh, evet.

  Bir dakika bekleyin.

  Birisi gelip sizi alacak.

  Teşekkür ederim.

  Bayan Leblanc, ben müdür yardımcısı.

  – Günaydın.

  – Kahve falan içelim?

  – Hayır.

  Beraber ofise yürüyelim mi?

  Tam şuradan  Babamın yüzüne tükürmek için buradayım ve mecazi olarak değil.

  Herkesin kendince sebebi vardır.

  O puşt yüzünden çok baskı altında kaldığım için geldim.

  Tüm hayatımı onun izinden kaçarak, korkarak geçirdim.

  Ziyan etti beni.

  Bayan Leblanc, babanız öldü.

  Bu sabah 8 gibi hücresinde ölü bulundu.

  Nasıl?

  Soruşturma olacak, çarşafla kendini asmış gibi görünüyor.

  Peki ne zaman olmuş?

  Akşam 7 sabah 7 arasında olmuş olmalı.

  Babam ziyarete geleceğimi biliyor muydu?

  Akşam 7’de söylenmiştir.

  Anneniz yakılmasını istemiş.

  Kül vazoları yan yana olacak.

  Külleri saçtım, mezar taşı var gerçi.

  Sana söylemek için liste yapmıştım.

  9 maddelik veryansın.

  Buraya gelerek seni öldürdüm.

  – Merhaba?

  – Émilie Fontaine, Paris röportajcısı.

  Babanızın ölümü hakkında bir şey söylemek ister misiniz  Numarımı nasıl buldunuz?

  Zor zamandasınız farkındayım ama isterseniz  Alo, Bayan Leblanc?

  Bayan Leblanc?

  Kızgın mısınız ona?

  Kederli?

  Rahatlamış belki?

  İyi günler, ben Anna  Ben Richard, mesaj bırakın.

  – Ne hissediyorsun?

  – Ne mi hissediyorum?

  Başın mı dömüyor?

  Sersem gibi?

  Hayır, iyiyim, inan bana  Bacağım hariç.

  Yorma kendini, kilitli.

  Kemeri gevşet, seni çıkarayım.

  Bakmama müsade et.

  Futbol oynamıştım.

  İyi, ne olmuş?

  Yani bazı incinmelerden anlarım.

  Gençkken çapraz bağlarımı yırttım.

  Şimdi iyi mi?

  Bir yıl rehabilatasyon gördüm.

  Hemen mikroptan temizleyeyim.

  Ayak bileğin sert burkulmuş.

  Artık dikkat edeceksin.

  Eee, nasıl hissettirmişti?

  Hoşuna gitti miydi?

  Cevapla.

  Zevk aldın mıydı?

  Neden yaptın?

  Gerekliydi.

  – İyi günler, madam.

  – Teşekkürler efendim.

  – Yapma Michelle, bunu bırak.

  – Neyi bırakayım?

  Böyle zilsiz içeri dalmayı.

  Anahtarım var, Ralf.

  Niye zil çalayım.

  – Görmezlikten gel, hemen gideceğim.

  – Hemen memen değil.

  – Kabalaşma.

  – Hemen gitmeni istiyorum!

  Bu ev benim.

  Annen kalmamı istedi, o yüzden karar verdim ki  – Ne oldu?

  – Şimdi gelme.

  Evi satışa koydum.

  İşte bu yüzden geldim.

  Babanın öldüğünü gördüm.

  Dünyadan bir pislik eksildi.

  Eşyalarını toplamaya başlasan iyi olur.

  Senle baban hakkında her şeyi TV’de gördüm   bu insanları öldürdüğünüzü.

  Bütün cesetleri gördüm.

  Ölmüş bütün çocukları.

  O pislik öldü ve karısını da benim becerdiğime sevindim.

  Alo?

  Ben Robert.

  Anna Londra’ya gitti.

  Öğleden sonra boşum.

  Robert, arayacaktım  dizimi büktüm.

  Ayağımda çıkık var.

  Zar zor yürüyorum.

  Ne olmuş yani?

  Kayak mı yapacağız?

  Ölü rolü harikaydı.

  Nerden aklına geliyor bunlar?

  İstediğini aldın.

  Bırak ben de sözümü tutayım.

  Ha, o konu  Çok karakterli bir düşünceydi.

  Demek arkadaş kalıyoruz.

  Arkadaş kalmak demek, bir daha seks yok demek.

  Vincent?

  Burada ne yapıyorsun?

  – Josie kapı dışarı etti beni.

  – Ne oldu?

  Bilmiyorum  Düşün.

  Bir sebebi olmalı, ne kadar deli olursa olsun.

  Tamam, bir sebebi var, işimi kaybettim.

  – İşini kaybettin?

  – İstifa ettim.

  – İstifa mı?

  – Mecburdum.

  Arabam bozuldu.

  Araban bozulduğundan istifa ettin?

  Evet, eve gidiş dönüş birer saat.

  Bu sağlığım için kötü.

  TV’de gördüm, metro havası insana zararlıymış.

  Bebeği mi getirdin?

  – Başka şansım yoktu.

  – Neden yoktu?

  Josie, Lucien’i de yanına alıp Amerika’ya kaçmakla tehdit etti.

  Onun tarafını tuttuğumu sanma ama   kızmaya hakkı yok mu sence?

  Bakacak evin, ailen var ama sen istifa ediyorsun?

  Aynı Josie gibi konuşuyorsun.

  Arabam bozuldu, bu benim suçum mu.

  Vincent, bebeği götür hemen.

  Evli değilsiniz.

  Bu çocuk kaçırmaya girer.

  Çocuk kaçırma mı?

  O benim oğlum!

  – Öyle olsun, oğlun.

  – Hayır, öylesi yok  Aman tarım, kim acaba?

  – O nerede?

  – Hangisi?

  – Bebeğim?

  Nerede o?

  – Yukarda.

  – Nerede?

  Naptın ona?

  – Napmışım?

  Sana bakman için fareyi bile vermem.

  Bırak beni.

  Bırak gideyim.

  – Bırak onu, Vincent.

  – Bırak, lanet olasıca.

  – Bırak onu, Vincent.

  – Bırak beni.

  – Vincent  – Ne?

  O benim bebeğim.

  Görüyor musun?

  O benim oğlum.

  Tüm sebep bebekti, ha?

  Her şey bebek uğrunaydı.

  İyi baba olacaktım, eminim.

  This?

  – Evet ama tuzsuz olanı.

  – Merhaba, Vincent.

 İyi misin?

  – Evet, ya sen?

  Şu markayı al.

  Florange’da yapıldı.

  Merhaba, Michèle.

  Dizin nasıl?

  Ya senin elin?

  Patrick bu marka tuzsuz cipsler Florange’de yapılıyor dedi.

  Rebecca seyahata gidiyor, bolca lazanya yapmış.

  Ki tek başıma bitiremem.

  Yanına bunu aldım.

  İyi düşünmüşsün, bana göre.

  Peki, tamam.

  Hayır, teşekür ederim.

  Rebecca ve ailesi nereye gidiyor?

  Santiago de Compostela Papa yürüyüşü.

  Önce arabayla, kalanını yürüyerek.

  Evet, aforoz ayini yapacak sonra.

  Onu yalınayak hayal eddemiyorum.

  Onu ayaklı, normal birisi hayal etmek de zor.

  Yavaş ol, tatlım.

  Çoktan uyumuş.

  Onun gözleri midesinden büyük.

  Sağ ol.

  Oda çok sıcak oldu.

  Kat kaloriferi.

  Bizzat kendim kurdum.

  Hayli zor çalışma olmalı.

  Evet.

  Alev yukarı değil başaşağı gider.

  Başaşağı alev?

  Kendin üretmişsin gibi.

  Hayır, ben hiçbir şey üretmedim.

  Kalorifer bodrumda.

  Kesinlikle.

  Görmek ister misin?

  Olur.

  İşte bu.

  Gürültü yapar ama kapıyı kapatınca bir şey duymazsın.

  – Vincent yukarıda.

  – Farkındayım.

  Yap.

  Hayır, böyle olmaz.

  Bana uymuyor.

  İlki gibi olmalı.

  Gidelim.

  – Yemek için sağ ol.

  – Rica ederim.

  Kurt.

  Bravo.

  Anna, bir fikrim var.

  Oyunun açılış partisini Vincent ayarlayabilir?

  İyi fikir.

  Biliyorum ona iş vermeye hep karşıydım ama artık  Ne var?

  Robert birisiyle yatıyor.

  Emin misin?

  Bir koku algıladım.

  O biçim hotellerde kullanılan adi fahişe sabunu kokusu.

  Evde ondan kullanmıyoruz.

  Tek kanıtın bu mu?

  Onu iç çamaşarında kokladım.

  Tüm gün çıkarısaya kadar bekledim   çıkarınca üzerine atladım.

  Ve sonra içime çektim.

  Kendimden o kadar utandım ki.

  Utanma yetersizliğin güçlü bir duygudur   bizim bir şey yapmamızı önleyen.

  İnan bana.

  İyi akşamlar.

  – Sosyallaşmaya başladın.

  – Öyle görünüyor.

  – Peki ya karın?

  – Gelemedi.

  – Vay.

  – “Vay” ne demek?

  Birlikte gideriz.

  İki araba harcamayız.

  – Merhaba, nasılsın?

  – Her şey yolunda mı?

  Fauchon yaptı.

  Deneyin, çok lezzetli.

  – Çok leziz.

  – Nasılsınız?

  Gidelim mi?

  Ev sahibi misim?

  Evet, annem benim düzenlememi istedi.

  İyi akşamlar.

  Nasılsın?

  İyi mi?

  İyi akşamlar.

  Nasılsın?

  Pardon.

  Yanağında ruj kaldı.

  Evime hoş geldin.

  Oyunu deneyelim mi?

  – Yok, ben anlamam.

  – Olmaz mı?

  – Ben denesem.

  Gösterir misin?

  – Olur.

  İyi akşamlar.

  İçki?

  – Şampanya?

  – Kırmızı şarap.

  – Kırmızı şarap.

  – Bana da kırmızı şarap.

  – Seninki şampanya  – Hayır, benim var.

  Bir şişe kırmızı şarap.

  Saedece bardak verebilirim.

  – Düzenleyen benim.

  – Özür dilerim, talimatlar var.

  – Viski, lütfen.

  – Viski.

  Hızlı hızlı.

  Şimdi düğmeye basmalısın.

  Şimdi avantajı yakaladın.

  Burada atlamak için bas.

  Helene nerede?

  Niye getirmedin?

  Tanıştık onunla artık.

  Yalan atmayacağım.

  Bitti.

  Gerçekten, ne oldu?

  Yataktaydık, hangi kitabımın favorisi olduğunu sordum.

  Neden sordun bunu ama?

  Dediki: Kavak Kokusu.

  Kavak Kokusu, Pierre Casamayou’nun kitabı.

  Ben bile 2 Casamayou olsuğunu bilmiyordum.

  Görünüşe göre efsaneymiş.

  Zavallı Richard.

  Evet.

  Zavallı Richard.

  Görünüyorki sonunda elimizden gelen tüm gayreti göstersek de   yine de başardık.

  O yüzden hepinize teşekkür ederim.

  Sağlığınıza.

  Hip, hip, hurra.

  – Michèle.

  Michèle.

  Michèle.

  – Oo, hayır.

  Bu çoşkuya kelime bulamadım.

  Hoşça vakit geçirin.

  – Kurt, Richard’la tanıştın?

  – Evet.

  Richard bazen ilginç fikirlerle gelir  Belki ikiniz beraber çalışırsanız harika şeyler çıkartabilirsiniz.

  En azından düşüncem, bunu bi düşünebilirsiniz.

  Michèle, sadaka vermiyorsun, değil mi?

  Richard, bunu benden daha iyi tanıyorsun.

  Devam et, ona fikrini anlat.

  Peki, oyun şöyle  Sana içki getireyim.

  İstediğin an yapabiliriz, canım.

  Burada yapacağımıza yatakta yapmak daha keyifli.

  – Viski, beyler?

  – Evet, evet.

  – Geri gelince gideriz, tamam mı?

  – Nasıl istersen.

  İki viski, bir de portakal suyu, lütfen.

  Müthiş gidiyor.

  Bendim.

  Sen neydin?

  Robert’la yatan.

  Artık bitmiş olsa da bendim.

  Ne kadar?

  6-8 ay.

  – Bir an bile anlamadım.

  – Biliyorum.

  Sen ne yaptın?

  Yalan söylemeyi kestim.

  – Sakin, sakin ol  – Piçö.

  Defol.

  Hoşçakal.

  Anahtarlarım sende kalsın.

  Patrick beni götürür.

  – Şimdiden çıkıyor musun?

  – Evet, harikaydın.

  Keyfine bak.

  Görüşürüz.

  – Bu delilik.

  – Ne?

  Aramızda olnlar, bu delilik.

  Sağlıksız.

  Tam anlamıyla hastalık.

  Öyle olamaz dedim ama şimdi daha açık görebiliyorum.

  Gördüğün ne?

  Ba yaptığın şeyden kurtulup bırakmayı hiç düşünmüyorsun?

  En başından yapmam gerekeni yapacağım.

  Sen neyden bahsediyorsun?

  Sadece ben değildim, karına bile böyleydin.

  Belki başkaları da vardı, bilmiyorum  – Ne demek istiyorsun?

  – Kaç kişi oldu başka?

  Benim yerime koyduğun?

  Polisi arayacağım yarın.

  Evimde her şeyi anlatacağım.

  Neden  Yapma.

  Bitti artık.

  Geçti artık.

  Bayan Leblanc?

  İyi geceler.

  Rahmetli ile ilişkiniz neydi?

  Komşumdu.

  Kahve içtiğiniz mi yoksa çim biçme makinesi istediğiniz bir komşuydu?

  Yok, hiç çim biçme makinesi istemedim ama o  O tip bir komşuymuş.

  Yani belki de  son anlarında.

  Birlikte partiye gidince?

  Evet.

  Yani bu yüzden ilişkiniz daha bedenen oldu diyoruz?

  Evet, öyle, o tarafa çekiyorum.

  Ve evinizde maskeyle ortaya çıktığında   hiç komşunuzun bedeni olduğundan şüphelenmediniz?

  Kim şüphelenebilirdi ki?

  – Bu renk doğru mu?

  – Çok doğru.

  En güzeli.

  Dikkat, onlar kırılgandır.

  – Rebecca.

  – Hey.

  Merhaba.

  Eve alıcı bulmuşsun?

  Biraz fiyat düştüm ama çok değil.

  Emlakçı iyiydi.

  İstersen adını verebilirim  Buradan ayrılmayı düşünmüyorum.

  Çok fazla hatıra var.

  Bilmeni istiyorum  Ben  Katlanmak zorunda kaldıkların için çok özür dilerim.

  Ne şanslıyım ki imanım var.

  Böyle zor zamanları atlatmak için birebir.

  Bak, Patrick iyi adamdı, ama ruhu işkence görmüş.

  – Peki, tamam  – Hoşçakal.

  Hoşçakal.

  Michèle.

  Onun ihtiyaçlarını karşıladığın için çok memnunum.

  Kısa bir süreliğine de olsa.

  Merhaba.

  Ne şahane araba, vay be.

  Değil mi baksana?

  Josie seçmeme ikna etti.

  Üstü açılabilir.

  – Hak etti!

  – Hey.

  Hadi gidelim?

  Oh, oğlum!

  Mutlu musun?

  Burada olduğunu söylediler.

  En azından, bedenen.

  – Richard’ın projesini yapacak mıyız?

  – Gülün diye yapmasına izin vereceğim.

  Eee, Robert nasıl?

  – Sünger çektim.

  – Gerçekten?

  O gün bugündür şişenin dibine vuruyor.

  Onda ne buldun?

  Aslında hiçbir şey, şans.

  Denk geldi.

  Seks ihtiyacım vardı.

  Yok böyle bahane.

  Paçozluk bu.

  Beterin beteriyim.

  Vincent artık büyüdü.

  Tek ikimiz kaldık.

  Ve o koca evde yalnız kaldım.

  Satacağım yani.

  Hani diyorum bir süre sende kalsam.

  Hah!

  Ooo!

 ||