121 dk

Yönetmen:Ray Lawrence

Senaryo:Andrew Bovell

Ülke:Avustralya,   Almanya  

Tür:Dram, Gizem, Romantik

Vizyon Tarihi:08 Haziran 2001 (Avustralya)

Dil:İngilizce

Müzik:Steve Hadley, Bruce Haymes, Paul Kelly

Oyuncular: Anthony LaPaglia, Geoffrey Rush, Barbara Hershey, Kerry Armstrong

Özet

Valerie Somers (Barbara Hershey), bir psikiyatristtir. Problemli bir evliliği olan genç kadın, kocası John Knox’un (Geoffrey Rush) kendisini aldattığından şüphelenmektedir. Bir polis detektifi olan Leon Zat’ın (Anthony Lapaglia) karısı Sonja (Kerry Armstrong), tedavi için pskiyatrist Valerie’yi sık sık ziyaret etmektedir. Leon da karısını evli bir kadın olan Jane O’May (Rachel Blake) ile aldatmaktadır. Jane’in kocası Pete’in bu durumdan haberi yoktur. Komşuları Paula ve Nick çifti, Jane’in ilişkisini bilmelerine rağmen suskunluklarını korumayı tercih etmektedirler. Bir gece psikiyatrist Valerie’nin kaybolmasıyla tüm işler karışır. Detektif Leon, olayı araştırması için görevlendirilmiştir…

Avustralya Film Festivali’nde yedi dalda ödül kazanan film, Toronto Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilmişti. Eleştirmenler tarafından büyük övgüler alan filmde, ünlü oyuncu Geoffrey Rush da rol alıyor. Ray Lawrence’in yönetmenliğini yaptığı film, Avustralyalı oyun yazarı Andrew Bovell’in “Speaking In Tongues” isimli oyunundan uyarlanmıştır.

Alt yazı

lantana (Ağaç minesi) 

Sen iyi misin?

 Evet.

 Küpemi kaybettim.

 – Nasıl bir şeydi?

 – İnci küpeydi.

 Şimdi bulurum.

 Benim için çok değerli, çünkü eşim hediye etmişti.

 – Belki de gitsen iyi olacak.

 – Haklısın.

 Benim   bu gerçekten çok hoşuma gitti.

 Evet, biliyorum.

 Leon!

 Leon 

 bu cinsellikle ilgili bir şey.

 Kasıkları birbirine değen   bir kadın ve erkek gibi.

 Anladın mı?

 Haydi.

 Hayır.

 Böyle yapacaksın.

 Anne?

 – Buradayım.

 – Çamaşırım kalmamış.

 – Yatak odasına baktın mı?

 – Evet.

 Temiz kalmamış demek istedim.

 Eve döndüğümde yıkarım, olur mu?

 – Neden koşuyorsun baba?

 – Zinde kalmak istiyorum.

 – Ne için ama?

 – Ölmek istemiyorum.

 – Elbet bir gün öleceksin.

 – Ama henüz değil.

 Anne, çamaşır?

 – O zaman koşmayı bırakmalısın.

 – Anne, çamaşır?

 Ne giyeceğim?

 Görüşürüz anne.

 – Görüşürüz baba.

 – Görüşürüz ortak.

 – Görüşürüz baba.

 – Hey, ya ben?

 – 16 yaşındayım baba.

 – Büyüdüğünü mü söylüyorsun yani?

 Hayır, ama  – İyi günler baba.

 – Evet.

 Sana da.

 Bir oğulun babasını öpmemesi için bir neden var mıdır?

 Anlaşılan var.

 – Polis!

 – Defolun!

 Biraz sert davranmadın mı?

 Bu herif uyuşturucu satıyor.

 Pisliğin teki.

 Tamam ama bir yere kaçtığı falan yoktu.

 Ne yapmamı bekliyorsun?

 Görüştüğün birisi var mı?

 Birisiyle çıkacak zamanım yok ki.

 Burada çalışanlardan da mı yok?

 Erkek polisler yatakta pek işe yaramaz.

 Aslında birisi var.

 Benimle aynı restoranda yemek yiyor.

 Onunla konuşmadın mı?

 Sadece bakıştık.

 Bu bir başlangıç.

 – Sonja nasıl?

 – İyi.

 Ne zamandır onu görmedim.

 Evet, şey biraz meşgul çocuklarla işle falan uğraşıyor  Selamımı söyle.

 Söylerim.

 Mutsuz olduğunu ona söyledin mi?

 Onunla konuşmama gerek kalmamasını isterdim.

 Bu senin kendini ne kadar ifade ettiğine bağlı.

 Ben  Sanırım bunu oldukça iyi yapıyorum.

 Evliliğinin nasıl olmasını isterdin?

 Tutkulu   iddialı   ve   içten.

 Sana karşı dürüst değil mi?

 Duygusal yönden değil.

 Duygusal yönden samimi değil.

 Bu sanki   biz   sanki biz   bunu zorla yapıyoruz   anlıyor musun?

 Ama ben daha fazlasını istiyorum.

 Bundan daha fazlasını.

 Bayanlar baylar   alkışlarınızla Dr.

 Valerie Somers.

 Teşekkürler.

 Artık ne hissedeceğimizi bilmiyoruz.

 Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyoruz.

 Modern çağın karmaşık çığlığı  Neye inanabileceğimizi soruyoruz.

 Neye inanmamız gerekir?

 Politikacılara mı?

 Biraz zor.

 Rahiplere mi?

 Bana kaç kişinin bir zamanlar rahiplere inandığı için   geldiğini bilseniz şaşırırdınız.

 Bu şekilde olmaması gerekir.

 Ama öyle.

 O zaman kime inanacağız?

 Ebeveynlerimize mi?

 Az sayıda insana göre ev bir sığınaktır.

 Çoğuna göre ise bir savaş alanı.

 Bu şekilde olması istenmez.

 Ancak olur.

 Aşk?

 Aşka inanabilir miyiz?

 Aşıkken güvende hissedebilir miyiz?

 Birisini sevmek demek güçten feragat etmek demektir.

 Aşk, karşılıklı bir boyun eğmedir.

 Ama bu nasıl oluşabilir?

 Güven.

 Nefes almak yaşamak için ne kadar hayatiyse   güven de insan ilişkileri için öyledir   ve bir o kadar da elde edilmesi zor.

 İki yıl önce 11 yaşındaki kızım öldürüldü.

 İsmi Eleanor’du.

 Bu olmaması gereken bir şeydi.

 Ama oldu.

 İyi gidiyor gibi.

 Gelmeyeceksin diye endişelendim.

 Geleceğimi söylemiştim.

 Viski ister misin?

 Erken saatte bir randevum var.

 Sabah ayrı arabalarla gidelim mi?

 Geç saate kadar toplantım var, şehirde boşuna beni beklememiş olursun.

 Sorun değil.

 Yapacak bir sürü işim var.

 Beni toplantıdan sonra da alabilirsin.

 Tabi.

 Olur.

 Birisiyle tanıştım.

 Eve gittik ve seks yaptık.

 Sizin de yaptığınız gibi   yada bazılarımızın.

 Ve o beni tekrar görmek istediğini söyledi.

 Bunu beklemiyordum.

 Sonra?

 Yapmamam gerektiğini bilmeme rağmen kabul ettim.

 Her neyse, bir süredir görüşüyoruz.

 Ondan hoşlanıyor musun?

 Evet, hoşlanıyorum.

 Hem de çok.

 Yani?

 Ona ayak bağı olan   bir karısı var.

 Eşcinsel mi?

 Benimleyken öyle gözüküyor.

 Eşinin senden haberi var mı?

 Öyle sanıyorum.

 Bunu fark etmiş olmalı, değil mi?

 Bu onu kandırmayı ne kadar iyi becerebildiğine bağlı.

 Yada eşinin kendini kandırmayı ne kadar becerebildiğine.

 ‘V’.

Unutma ‘V’.

 Selam, Nik.

 Partimi veriyorsun Jane?

 Evet.

 Katılmak ister misin?

 Tatlım bunu içeri götürsene.

 Ee?

 Evet.

 Nerede?

 Bir otelde.

 – Numarasını aldın mı?

 – Sen öyle mi yapıyorsun?

 Ben nereden bileyim.

 Herif hoşuna gittiyse  Ama evli.

 Mutlu değil miymiş?

 Böyle etrafta dolaşırsa   zaten olamaz.

 Tekrar görüşmek istiyor musun?

 Sence görüşmeli miyim?

 Açık konuşayım mı?

 Hayır.

 Hayır.

 O parmağındakini ne zaman çıkaracaksın?

 Çok sıkı.

 Keserek çıkarmam gerekecek.

 Nik geçen gün Pete ile konuşmuş.

 Sana dönmek istiyor.

 Onu sevmiyorum, Paula.

 Yanına git ve ona eşlik etmek istediğini söyle, o kadar.

 – Ne kaybedersin?

 – Birazcık itibar.

 Mesele o değil.

 Restoranda tek başına yiyormuş zaten.

 – Ben de öyle.

 – Aynen.

 – Hey!

 – Merhaba.

 Jane, bu Claudia.

 – Claudia, Jane.

 – Merhaba.

 Merhaba.

 Jane, Sonja ve benimle aynı dans kursuna gidiyor.

 Ben devam ediyorum.

 Sonja’ya selam söyle.

 – Hoşça kal.

 – Görüşürüz.

 Affedersin.

 O kadar kötü müydü?

 Hayır, sorun değil.

 – Peki sen nasılsın?

 – İyiyim.

 Güzel  Gitsem iyi olacak.

 Jane!

 Nerede buldun?

 Paula.

 Jane’nin evinin önünde işaretsiz bir polis arabası var.

 Şimdi de bir polisle mi görüşüyor?

 O kadar meraklı olma Nik.

 Ne?

 Pete ve o yeniden bir araya gelmeyecekler mi?

 Bilmiyorum.

 Ya birliktelerse?

 Pete’e ne derim o zaman?

 Hiç bir şey.

 O  o benim dostum.

 O zaman ona bir iyilik yap ve bu meseleden uzak dur.

 Bebek biraz keyifsiz mi?

 Evet.

 Siktir.

 Hassiktir  – Durma, devam et!

 – Al şunu.

 – Leon?

 – Hassiktir  – Sen iyi misin?

 Ne oldu?

 Neyin var?

 Önemli değil.

 – Doktor  – Hayır, hayır.

 – Yalnızca  – Doktor çağırayım mı?

 Arada bir göğsüme ağrı saplanıyor.

 Kalbinin zayıf olduğunu bana söylemen gerekirdi.

 Değil.

 Kalbi zayıf olan birisiyle sevişmek istemem  Kalbim zayıf falan değil, tamam mı?

 Ve bu da bir ilişki değil, ikinci kez yaşadığımız, tek gecelik bir birliktelik.

 Kahretsin!

 Üzgünüm.

 Bunu kastetmedim.

 Pek sık sevişmediğimiz için üzülüyor musun?

 Hayır.

 Bunu pek fazla düşünmüyorum.

 – Neden?

 – Seni seviyorum.

 Haftada üç kez yada ayda bir kez sevişmemiz   bunu değiştirmez.

 Değiştirmez mi?

 – Beni deniyor musun?

 – Hayır.

 Sadece  Ne düşündüğünü bilmek istiyorum.

 Neden kadınlar bunu hep bilmek isterler?

 Hala yatmamışsın.

 Evet, şunu bitirmeye çalışıyorum.

 İster misin?

 Bardağım dolu.

 Sorun ne?

 Hiç bir şey.

 Sadece boktan bir gün geçirdim.

 Sonra biraz ara verip Claudia ile bir şeyler içtik.

 Evet, biliyorum.

 Onu aradım.

 Geç saate kadar çalışacağından haberim yoktu.

 Pekala.

 Hassiktir!

 Amına koduğumun salağı!

 Ne zorun var senin?

 Gözünün önüne bakmaz mısın sen?

!

 Siktiğimin salağı!

 Siktir!

 Hassiktir.

 Hey!

 Bekle.

 İyi misin?

 Affedersin.

 Çantan.

 Aman tanrım.

 – Ne oldu?

 – Düştüm.

 – Sen iyi misin?

 – Önemsiz bir şey.

 Bakabilir miyim.

 İyiyim 

Sana iyiyim dedim!

 Eşinin durumunu düşünüyorum.

 Kendini suçlu mu hissediyorsun?

 Sence hissetmeli miyim?

 Benim ne düşündüğümün önemi yok.

 Eşinin onu kullandığını düşünüyor.

 Nasıl?

 O çok muhtaç birisi.

 Onun yalanını haklı çıkarmaya mı çalışıyorsun?

 Hayır, sadece anlamaya çalışıyorum.

 Karışık bir durum.

 Ama yine de bu bir aldatmaca, değil mi?

 Hiç bir evlilik bunun üzerine kurulamaz.

 Çoğu evlilik bunun üzerine kurulu, Valerie.

 Çoğu evlilikte yaşananları bildiğini mi düşünüyorsun?

 Ne yani?

 Eşcinselim diye bu konuda bir fikrim olamaz mı ?

 – Ben bunu söylemedim 

– Bu meselede o bir kurban değil.

 Onunla evlenmeyi kendisi seçti.

 Ama gay olduğunu bilmiyordu.

 Bilmek var, bilmek var.

 Nasıl yani?

 Bence bazı kadınlar yalanlarla yaşamaktan hoşlanıyor.

 Bu gerçekle başa çıkmaktan daha kolay bir şey.

 Belki de onu seviyordur.

 Ama ben de seviyorum.

 O zaman sevgilin bir seçim yapmak zorunda.

 Birimiz bu yarıştan çekilmediğimiz sürece.

 Aşk senin için bir yarış mıdır

Patrick?

 Patrick?

 Evet.

 Bazen.

 Başına ne oldu?

 Çamaşır ipine takıldım.

 Baksana   geçen gece için sağol.

 Senin için herkese yalan söylerim, Sonja dışında.

 Ve ona bir daha yalan söylemek istemiyorum.

 Haklısın.

 Neden hayatını mahvetmek için bu kadar uğraşıyorsun?

 Böyle bir evliliğin olduğu için ne kadar şanslı olduğunu bilmiyorsun.

 Her şeyin içine ediyorsun.

 Eşinin seninle gelmesi çok güzel.

 Evet.

 – Ya seninki?

 – Ben ayrıldım.

 – Anlatabilir misin?

 – Hayır.

 Hayır, sadece öyle  –  görünüyorsun.

 – Nasıl?

 Umutsuz mu?

 Hayır.

 Enerji dolu.

 Geç kaldım üzgünüm.

 – Jane, bu kocam Leon.

 – Merhaba.

 Pardon, millet.

 Bu gece ve yarın gece Latin Bar’da bir salsa grubu çalıyor.

 Leon, Sonja.

 Siz geliyor musunuz?

 Birlikte güzel bir akşam yemeği yeriz diye düşünmüştüm.

 Haydi Leon.

 İstediğin zaman yemek yiyebilirsin.

 Ben gitmek istiyorum.

 – Ben biraz yorgunum.

 – Pekala.

 Evde görüşürüz.

 Hoşça kal.

 – Ne yapmaya çalışıyorsun sen?

 – Bir eşe ihtiyacı vardı.

 – Sen de gönüllü mü oldun?

 – O beni seçti.

 Ona asla bir şey söylemem Leon.

 Pete!

 Selam Nik.

 N’aber dostum?

 Jane’i görmeye geldim.

 Ama içeride değil galiba.

 Onu bu gece gördün mü?

 Hayır.

 Peki nerede olduğunu biliyor musun?

 Hayır, üzgünüm.

 Peki nasıl?

 Son gördüğümde iyiydi.

 Güzel.

 – Sen nasılsın?

 – İyidir.

 İyiyim.

 Saat baya geç oldu.

 Evdedir sanıyordum.

 Üzgünüm dostum onu hiç görmedim.

 Dostum, bilmem gereken bir şey olsaydı bana söylerdin değil mi?

 Çünkü   birisiyle beraberse bunu bilmek isterim.

 Bu daha kolay olur.

 Tabi.

 Bundan nefret ediyorum.

 – Sağol dostum.

 Sonra görüşürüz.

 – Kendine dikkat et.

 Peki kocandan neden ayrıldın?

 Bilmiyorum.

 Bir gün düşündüm ve   artık sevmediğim bir adamla birlikte olduğumu fark ettim.

 – Bu kadar basit miydi?

 – Hayır.

 Ama bunu gayet iyi biliyordun.

 Belki beklentilerim çok yüksekti.

 Sen cesur bir kadınsın.

 Öylesin.

 Pek çok insan daha azıyla yetinir.

 Senden gerçekten hoşlanıyorum Leon.

 Belki de birazcık fazla.

 Ama   bunun nereye kadar   gideceğini merak etmeye başladım.

 Karıma hala aşığım Jane.

 Pekala.

 Üzgünüm.

 Peki   merak ediyorum   karına hala aşıksan neden benimle görüşüyorsun?

 Bilmiyorum.

 Bu planladığım bir şey değildi.

 Bak Jane, ben 

Bunun kötü bir şekilde sona ermesi gerekmiyor.

 Git öyleyse.

 Git dedim.

 Git.

 Aslında iki misli.

 Fakülteyi yönettiğini sanıyor ama   1985’ten bu yana saygın bir eser bile yayınlamamış.

 Dalgın görünüyorsun.

 Ben bir hastamla sorun yaşıyorum.

 Onunla pek iyi baş edemiyorum.

 Başkasına gönder.

 Onu biraz tehlikeli buluyorum.

 Neden?

 Yaptığı şeyden  –  hoşlanmıyorum.

 – Onu yargılıyorsun.

 Tatlım, başka birisine gönder.

 Seni dışarıda bekliyorum.

 Affedersiniz.

 Bize olan bu şeyden nefret ediyorum.

 Nefret ediyorum.

 Artık konuşmuyoruz.

 Kızımızı kaybettik.

 Bu bizi daha sıkı bir araya getirebilirdi.

 Onu hala düşünüyor musun?

 Tabi ki.

 Sadece onun hakkında bir kitap yazma gereği hissetmiyorum.

 Sence yanlış mı yaptım?

 Sadece bütün dünyanın   bunu bilmesini istedim.

 Bana bak John.

 Yüzüme bak.

 Haydi çocuklar.

 Okula geç kaldık.

 Yola dikkat edin.

 Haydi.

 Atlayın.

 – Görüşürüz aşkım.

 – Bay bay Derek.

 Selam.

 Merhaba.

 İyi misin?

 Evet.

 İşten sonra buralarda olurum.

 Tamam.

 Hey, Nik.

 Kahve içelim mi?

 Tabi, olur.

 Dün gece Pete buradaydı.

 Durumu nasıl?

 Pek iyi değil.

 İş arama vaziyetleri nasıl gidiyor?

 Para durumunuz nasıl, iyi mi?

 – Evet.

 – Evet mi?

 Paraya ihtiyacın varsa, yardımcı olmak isterim  Yok.

 Paula’nın kabul etmeyeceğini biliyorum.

 Bu aralar fazla mesai yapıyor.

 Ödeyemediğin faturan falan olmadığına emin misin?

 İhtiyacım yok.

 Teklifim her zaman geçerli.

 – Sağol.

 – Önemli değil.

 Neden beni uyandırmadın?

 Dinlenmek isteyeceğini düşündüm.

 – Hemen duş alacağım.

 – Aslında, ben biraz erken çıkacağım.

 – 10 dakika sürer.

 – Kendi arabanla gidersin.

 – Yapma, beni de bekle.

 – Tanrım!

 Üzgünüm.

 Zaten bu gece konferansım var.

 Eve geç mi döneceksin?

 Evet.

 Görüşürüz.

 Sanırım bir ilişkisi var.

 Bana soğuk davranıyor, kafası sürekli meşgul   sanki benden bir şey saklıyor gibi.

 Bir ilişkisi olsaydı ne yapardın?

 Ben sanırım ayrılırdım.

 Evet.

 Peki bu seni korkutuyor mu?

 Evet.

 Ben   orta yaşlı bir kadınım.

 Ve dışarıda neler döndüğünden habersizim.

 Anlıyor musun?

 Pırlanta gibi   iki oğlum var.

 Ama ben   bunu yapmak zorunda kalırsam   başımın çaresine bakabilirim.

 Bu yaşta olmaktan memnunum.

 Ve   gözlerimim etrafındaki çizgileri seviyorum.

 O ne düşünür bilmiyorum, ama   ben halimden memnunum.

 Benim için sorun başka bir kadınla yatması değil   anlıyor musun?

 Bunu bana anlatmaması.

 Asıl ihanet bu olurdu.

 Onu hala seviyor musun?

 Valerie?

 Patrick Phelan geldi.

 Bir dakika bekletebilir misin?

 – Benden hoşlanmıyorsun, değil mi Valerie?

 – Bu senin için önemli mi?

 Normal bir erkek olsam daha farklı olur muydu?

 Benim senin cinsel tercihinle bir sorunum yok.

 Ama evli bir erkekle ilişki yaşıyor olmam bir problem.

 Sürekli benim hakkımda konuşmaktan vazgeçmelisin.

 Bu da bir çeşit savunma mekanizması.

 Bu üçlü ilişkideki rolün konusunda endişeliyim.

 Rolüm mü?

 Ben fazlasıyla zorlanmış bir evlilikte alınmış bir molayım.

 Nasıl?

 O bana sığınıyor.

 – Ona sunduğum şeylere.

 – Ona ne sunuyorsun?

 İhtiyaçlarla ipoteklenmemiş cinsellik.

 Neden eşinden ayrılmıyor?

 İyi adamlar eşlerinden nasıl ayrılacaklarını bilemezler.

 İyi adamlar mı yoksa ödlek adamlar mı?

 Bana eşiyle sevişmenin boş bir kuyuyu doldurmaktan   farksız olduğunu söyledi.

 Ne dedin sen?

 Ne?

 – Bana bir şey söyledin.

 – Hayır, söylemedim.

 – Evet, söyledin!

 – Hiç bir şey söylemedim.

 – Onu duydunuz, değil mi?

 – Bu saçmalık 

– Saçmalık mı?

 – Evet.

 İsmini ver.

 Bana ismini ver!

 İsmini ver dedim!

 Burbon lütfen.

 Duble burbon, buzlu olsun.

 Teşekkürler.

 Sen iyi misin?

 Evet.

 Emin misin?

 İyi görünmüyorsun.

 Neden?

 Polis falan mısın?

 Evet.

 Gerçekten mi?

 Gerçekten.

 Affedersin, ben

 Başıma saçma sapan bir şey geldi.

 Yolda yürüyordum ve kadının biri bana bağırmaya başladı.

 Ona bir şey söylediğimi sanmış.

 – Ne hakkında?

 – Bilmiyorum.

 Sokakta öyle yürüyordum ve kadın kafayı sıyırdı.

 – Ona bir şey yaptın mı?

 – Hayır.

 Hiç bir şey yapmadım.

 Öyle şeyleri sevmem.

 Tamam, takma kafana.

 Sana inanıyorum.

 Affedersin.

 Gerçekten çok saçmaydı  

şimdi sen de polis çıktın bu daha da kötü oldu.

 Üzgünüm.

 Bir içki daha ister misin?

 Olur.

 Teşekkürler.

 Aynısından.

 Sharon otoyolda alkol kontrolü olduğunu söyledi.

 Arka yoldan dönerim.

 – Hannah!

 – Evet?

 Babanın cüzdanını mutfaktan getirsene.

 Tamam.

 – Sabah kahve içmeye davet etti.

 – Kim?

 – Jane.

 – Ne için?

 – Bilmiyorum.

 – Bulamıyorum!

 Buzdolabının yanında.

 Bilmiyorum.

 Belki de bana yakınlaşmaya çalışıyordur.

 Ne?

 O çok yalnız Nik.

 Ve senin de canın sıkılıyor.

 Bu çok tehlikeli bir durum.

 Ondan uzak dur.

 Derdin ne senin?

 Sanki birazcık kıskanıyor musun?

 Sen evliliğimizin içine edersen, ben de senin hayalarını keserim.

 Sonrada bahçeye çoraplarınla donlarının arasına asarım.

 Anladın mı?

 Tabi tatlım.

 Döndüğünde beni uyandır, tamam?

 Aşağı doğru koşuyorum   sonra köşeyi dönüyorum.

 Birden karşıma herifin teki çıkıyor ve, bam!

 Kafadan çarpıyorum.

 Ondan sonra hemen peşinden gidiyorum  ‘Siktiğimin salağı. Gözünün önüne baksana.

‘ diyorum.

 – Ama bu senin hatan.

 – Şey, evet.

 Ona neden saldırdığımı bilmiyorum.

 Sanki  birisi düğmeye bastı gibi bir şey oldu.

 Neyse, sonra baktım   oracıkta yerde çökmüş duruyor.

 Yüzü gözü kan içinde   burnu kırılmış.

 – Yapma be!

 Sonra ayağa kalkıyor ve rolünü oynamaya başlıyor.

 – Sonra olan oldu.

 – Ne?

 – Ağlamaya başladı.

 – Neden?

 Bilmiyorum.

 Bir erkek neden öyle ağlar ki?

 Bir çok şeyden olabilir.

 Peki sen ne yaptın?

 Yalnızca onu tuttum.

 Sadece orada durdum ve onu tuttum.

 Ama içimden sürekli  ‘Seni aciz herif, siktir git kendi başına ağla’ demek geldi.

 – Bazen sen de ağlamak istemez misin?

 – Evet, ama   bilirsin işte.

 Sana da yemek söyledik ama sonra kendimiz yedik.

 Bu koku da ne?

 – Annen nerede?

 – Dansa gitti.

 – Kardeşin nerede peki?

 – Üst katta.

 Hassiktir.

 Sam!

 Sam!

 Aç şu kapıyı Sam!

 Ne bok yiyorsun sen?

 Tanrı aşkına, ben bir polisim!

 – İyi işte, en güzel mallar sana gelir.

 – Bana ukalalık yapma.

 – Ne oluyor?

 – Kardeşin gittikçe aptallaşıyor.

 – Ne olmuş ki?

 – Bundan haberin var mıydı?

 Sen de denedin mi?

 Bu boku eğer kardeşine de bulaştırırsan  – Zaten verseydim  – Kes sesini!

 – Hayır  – Kes sesini!

 Bu zıkkımı kardeşine bulaştırırsan emin ol sana unutamayacağın bir dayak atarım.

 Ne kadar büyüdüğün umurumda değil!

 Şimdi o bokun kalanını bana ver.

 Hepsi bu.

 Aşağı in.

 – Hapı yuttun ortak.

 – Ne?

 Olamaz.

 Oh, tanrım.

 – Çok güzelsin bir kadınsın Sonja.

 – Teşekkür ederim.

 Seninle sevişmek isterdim.

 Viski alabilir miyim, sek olsun?

 Affedersin.

 Selam.

 Görünüşe göre baya eğleniyorsun.

 Evet öyle.

 Çocuklarımız evde esrar çekerken senin eğleniyor olman çok güzel.

 Leon, bundan haberim var.

 Bunu yapacaksa evde yapmasını ona ben söyledim.

 – Böylece onu kontrol edebiliriz.

 – Peki neden bana bahsetmedin?

 Çünkü son zamanlarda pek yakınımızda değildin.

 Ben evde uyuşturucu kullanmıyorum Sonja.

 Sen olsan ne yapardın?

 Yasaklamakla bunu çözemeyiz.

 – Burada ne yapıyorsun?

 – Ne?

 Burada ne yapıyorsun?

 Buradaki erkeklerin çoğu oğlumuzdan yaşça pek de büyük değil.

 – Sana gideriz diye düşünmüştüm.

 – Gidemeyiz.

 Annem var.

 Bekle.

 Yavaş ol.

 Yapma.

 Kalk üstümden.

 Tanrım!

 Ne oldu?

 Kusura bakma.

 Bu iyi bir fikir değildi.

 Üzgünüm.

 Siktiğimin gergin kahpesi!

 Kimse yok mu?

 John ve Valerie’yi aradınız.

 Sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz.

 Merhaba.

 Benim.

 Orada mısın?

 Ben bir kaza geçirdim.

 İyiyim.

 Ama arabayı çalıştıramadım.

 Arka yoldayım ve   eve dönmeye çalışıyorum.

 Cep telefonunu arayacağım.

 Görüşürüz.

 Yol yardımını aradım.

 90 dakika sonra gelebilirlermiş.

 Nerede kaldın?

 Geç kalacağından bahsetmemiştin.

 Buna dayanamıyorum!

 Lütfen 

Ne olur, sana ihtiyacım var.

 – John?

 Patrick adında   birisi var.

 Hastalarımdan biri ve o   bir eşcinsel.

 Bunu anlamıyorum.

 Ve artık   bizi de   anlayamıyorum.

 Bunun bize olmasını istemiyorum.

 Bir ışık belirdi.

 Bu tarafa gelen bir araba var.

 Ona işaret edeceğim.

 Beni bekle.

 Eve geldiğimde konuşacağız, tamam mı?

 Görüşürüz.

 Seni seviyorum.

 – Senin biraz uyuman lazım.

 – Nasıl istersen.

 – Elimizde neler var?

 – Saat 00:30 gibi bölge polisi kocasından   bir çağrı almış.

 Eve geç gelmiş ve karısını evde bulamamış.

 Telesekretere bıraktığı mesajda otomobilinin yoldan çıktığını söylemiş.

 Aramayı yaklaşık 2 kilometre ilerideki telefon kulübesinden yapmış.

 Son mesajında bir aracın yaklaştığını, ona işaret edeceğini ve çekici getireceğini söylemiş.

 Ama öyle bir şey yapmamış.

 50 dolarına bahse varım ki kocası.

 Tam üstüne bastın.

 Bay Somers?

 Benimki Knox.

 Somers eşimin soy ismi.

 Ben dedektif Zat.

 Bu da ortağım dedektif Weis.

 Eşinizin otomobilini bulduk bay Knox.

 İçeri girmemizin mahsuru var mı?

 Görünüşe göre eşinizin otomobili yoldan çıkmış bay Knox.

 Bir kaç kilometre ötede bir telefon kulübesi var.

 – Oraya gitmem gerekecek mi?

 – Çevrede arama yapıyoruz ancak   bir şekilde yardım bulmayı başardıysa oralarda olması düşük bir ihtimal.

 Bir kaç soruya cevap vermek ister misiniz?

 Başından beri polise yardımcı olmaya çalışıyorum.

 Sizi daha fazla üzmek istemem ama dün gece neler olduğunu bana anlatabilir misiniz?

 Gece yarısına yakın eve geldim.

 Arabası yerinde yoktu.

 İçeri girdim ve telesekretere baktım.

 Bir kaç arama vardı.

 Sonuncusunda bir aracın yaklaştığını ve   ona işaret edip durdurmaya çalışacağını söylüyordu.

 – Siz de bunu duyduğunuzda polisi aradınız?

 – Hayır, 20 dakika kadar sonra aradım.

 – Bu süre içerisinde  – Yani 00:20’de aradınız?

 Evet, sanırım, aşağı yukarı.

 Bay Knox bize eşinizin bir fotoğrafını verebilir misiniz lütfen?

 Teşekkürler.

 Eşiniz dün nasıldı?

 – İyiydi.

 – Canını sıkan bir şey?

 Hayır.

 Bay Knox, eşinizin duygusal durumunu anlamaya çalışıyorum.

 Ben de duygusal açıdan berbat durumdaydı diyeceğim, değil mi?

 Bunlar hoş şeyler değil.

 – Tahmin edebiliyorum.

 – Neyi tahmin edebiliyorsun?

 Evli misin?

 Evet.

 Farz edelim, eşin yabancı birisinin arabasına biniyor   ve bir daha eve dönmüyor   bu durumda ne düşünürdün acaba?

 O an aklımı kaçırırdım.

 Evet.

 Bay Knox, kasedi almamız gerekiyor.

 O  bu özel bir şey.

 – Ne anlamda?

 – O sırada sinirleri bozuktu.

 Birilerinin bunu dinleyeceğini düşünmüyordu.

 Bunun elinize ulaştığından emin olacağım.

 – Gece beni uyandırmadın.

 – Geç döndüm.

 Yüzüne ne oldu?

 – Üzerine düştüm.

 – Sarhoş muydun?

 Birazcık.

 Haydi çocuklar.

 Çantan hazır mı, Hannah?

 – Çabuk olun.

 Haydi.

 – Selam!

 – Merhaba.

 – Merhaba.

 Kemerlerinizi takın, haydi.

 – Nik dün gece geç döndü.

 – Komşularını gözetlemekten başka işin yok mu senin?

 Ne?

 – Ne dedin?

 – Jane bak   ben burada yokken Nik’i kahve içmeye falan çağırma.

 Tamam mı?

 Paula?

!

 Yapma.

 İşte randevu defteri.

 Bütün notları ve kaset kayıtları dosya dolabında duruyor.

 – Mahzuru var mı?

 – Yok.

 – Dün nasıldı?

 – Gayet iyiydi.

 Tanımadığı birisinin otomobiline binecek türde birisi miydi?

 Hayır.

 Kızının başına gelenlerden sonra asla.

 Sarah, senden bütün hastaların bir listesini çıkarmanı istiyorum  –  adres ve telefonlarıyla birlikte.

 – Bu doğru olur mu?

 Herhalde olmaz.

  Benim için sorun başka bir kadınla    yatması değil, anlıyor musun?

  Bunu bana anlatmaması.

  Asıl ihanet bu olurdu.

  Onu hala seviyor musun?

 İyi akşamlar.

 Ben ABC News’ten Richard Morecroft.

 Polis kentin kuzey bölgesi   Bushland’de kaybolan bir kadını arıyor.

 Psikiyatrist Valerie Somers son kez Cuma gecesi görüldü.

 Otomobili Lower Ridge yolunda terkedilmiş halde bulundu.

 Yoldan geçen bir sürücüden yardım almış olabileceği düşünülüyor.

 Geçtiğimiz günlerde Bayan Somers’ın   kızının cinayeti hakkında bir kitabı yayınlanmıştı.

 11 yaşındaki Eleanor Knox’un cesedi   18 ay önce şehrin arka sokaklarından birinde bulunmuştu.

 Polis bayan Somers’ın kaybolmasıyla ilgili olarak   bilgi toplamaya çalışıyor.

 Neden sence otobandan bu yola saptı John?

 Bu yolun daha kısa olduğu söylenir.

 Patrick kim?

 Bilmiyorum.

 Hastalarından biriyle sorun yaşadığından bahsetti.

 Nasıl bir sorun?

 Başka bir şey söylemedi.

 Hastaları hakkında pek fazla konuşmaz.

 – Neden?

 – Bu meslek ahlakına aykırı.

 – Karı koca arasında bile mi?

 – Evet.

 – Ben karıma her şeyi anlatırım.

 – İşte buna şaşarım.

 Neden?

 Çoğu erkek bir şeyleri gizler.

 Bir tür bilim adamısın değil mi?

 Hukuk fakültesi dekanıyım.

 Harvard’ta okudum.

 Valerie ile de orada tanıştık.

 Neden bir yabancının arabasına bindiğini bir türlü anlamıyorum.

 Belki de binmedi.

 Belki de tanıdığı birisiydi.

 – Son günlerde evliliğiniz nasıldı John?

 – Gayet iyiydi.

 Ya sizin ki?

 İnişli çıkışlı.

 Cuma gecesi neredeydin?

 Eşimin kaybolması olayında şüpheli miyim?

 Cuma gecesi neredeydin John?

 İşteydim.

 Bunu doğrulayacak birisi var mı?

 Hayır, yalnızdım.

 Kimse beni görmedi.

 Kaybolan her 10 kadından 9’unun kocası   olayla ilgili bir şeyler bilir.

 Sen denyonun tekisin.

 Memur arkadaş seni evine bıraksın.

  Her neyse, bir süredir    görüşüyoruz.

  Ondan hoşlanıyor musun?

  Evet, hoşlanıyorum.

  Hem de çok.

  Yani?

  Ona ayak bağı olan    bir karısı var.

 – Gidecek yerin yok mu senin?

 – Var.

 Ya senin?

 Bir şey buldun mu?

 Kitabı John’a ithafen yazmış.

 ‘Bana güvenmeyi yeniden öğrettiği için.

‘ – Phelan’ın kasetlerini dinledin mi?

 – Evet.

 – Ne düşünüyorsun?

 – Ondan hoşlanmamış.

 Evine git.

 Bugün fazlasıyla çalıştın.

 – Ya sen?

 – Birazdan gideceğim.

 Pekala.

 Gerçekten berbat görünüyorsun.

 Evine git.

 Sağol.

 Şu gizemli arkadaşla hala konuşmadın mı?

 Bir daha gelmedi.

 Şapşal herif.

 Uyumuyorum.

 Haberleri izledin mi?

 Evet.

 Onu bulabilecek misin?

 Durum pek iç açıcı gözükmüyor.

 Hastalarının listesine baktım Sonja.

 Neden bunu bana söylemedin?

 Çünkü, özel bir şeydi.

 Yalnızca yapmam gereken bir şeydi.

 Eskiden seninle aramızda gizli-saklı olmazdı.

 Çünkü o zaman konuşabileceğim birisi vardı.

 – Sana söylemem gereken bir şey

 – Asıl benim sana söylemem  Bir ilişkim oldu.

 Onunla iki kez birlikte oldum.

 Bunun canını yaktığını biliyorum.

 Onun da 

Neden?

 Çünkü duygularımı kaybettim.

 Artık hiç bir şey hissedemiyorum.

 Tamamen duygusuzlaştım.

 Neden kanepede uyudun?

 Gece geç dönünce anneni uyandırmak istemedim.

 Kavga mı ediyorsunuz?

 – Evet, birazcık.

 – Neden?

 Çözmemiz gereken bir sorun var.

 – Sen iyi misin, anne?

 – İyiyim.

 Arabada bekliyorum.

 Yiyecek bir şeyler alsana tatlım?

 Geç kalıyoruz.

 Bak, bunu konuşabiliriz?

 Yoksa sadece cezalandıracak mısın?

 Beni böyle mi cezalandıracaksın?

 Her şeyi berbat ettim, tamam mı?

 – Bu herkesin başına gelebilir.

 – Öyle mi?

 Benim başıma gelmez.

 En kolayı ne biliyor musun?

 Gidip bunu yapacak birilerini bulmak.

 Peki zor olan ne biliyor musun?

 Zor olan, bunu yapmamak.

 Sonja, dinle beni.

 Yalnızca  Bırak beni.

 Tanrım.

 Bu konuyu bu gece konuşacağız, tamam mı?

 Sssiktir git!

 Buraya döneceğime bile emin değilim.

 Selam.

 Biliyor muydun?

 Hazır mısın?

 Pete?

 Benim.

 Bana uğrayabilir misin?

 – Numara kaç?

 – 406.

 Buna hazır olduğuna emin misin?

 Bay Phelan.

 Valerie Somers’ın kaybolmasıyla ilgili soruşturma yürütüyoruz.

 Bize yardımcı olacağınızı umuyoruz.

 Pek müsait değilim.

 – Geç saate kadar dışarıdaydım.

 – Kiminle?

 Bay Phelan, kadın kayıp.

 – Ona ne olduğunu öğrenebildiniz mi?

 – Henüz değil.

 Onunla bir randevunuz olmuş.

 Bize ondan bahsedebilir misiniz?

 İyi görünüyordu.

 Bilmiyorum.

 Bilmiyor musun?

 Terapist olan oydu.

 Ne halde olduğuna dikkat etmedim.

 Aranız nasıldır?

 – İyi.

 – Bu kadar mı?

 İyi mi?

 Son seanstan pek hoş ayrılmadığımızı söyleyebilirim.

 Öylemi, neden?

 – Bir konuda anlaşamadık.

 – Neydi o?

 Ne?

 Sikiştiğin adam mı?

 – Evli olan mı?

 – Bunu nereden biliyorsun?

 – Bütün seansların kaydını tutuyordu.

 – Evet ama bu mahrem  – Evet, ama şartlar gerektirdiğinde  – Bu benim hayatım!

 Bu odada birisi mi var?

 Kim o peki?

 Erkek arkadaşın mı?

 – Ona ortaya çıkmasını söyler misin?

 – Onun konuyla ilgisi  – Leon!

 – Senin derdin ne?

 – Bunu yapmaya hakkın  – Sen de kimsin?

!

 Buna hakkın yok!

 Bitti mi?

 Çok iyiydin doğrusu!

 Leon, sen de evliliğin de tükeniyorsunuz.

 – Bu seni ilgilendirmez.

 – Saçmalama.

 İşini düzgün yapamazsan ilgilendirir!

 Çalışma tarzımdan hoşnut değilsen   git merkezde oyalan.

 İtmen gerek.

 – Alo?

 – Merhaba Dylan.

 Merhaba baba.

 Annenle konuşabilir miyim?

 Olmaz, sana hala kızgın.

 Pekala.

 Ona  –  ona yakında eve döneceğimi söyle.

 – Tamam.

 Görüşürüz baba.

 Ne dedi?

 Üzgün olduğunu söyledi, seni çok seviyormuş ve   artık ona kızmayı bırakmanı istiyormuş.

 Bitmiş gözüküyorsun Leon.

 Peki sen neden öyle gözükmüyorsun?

 Görünüşe aldanma.

 Viski ister misin?

 Birisi eşini incitmiş olabilir John.

 – Ve bunun sen olup olmadığını öğrenmem gerek.

 – Ben onu incitmedim.

 – Telefonda morali çok bozuktu.

 – Korkmuştu.

 – Neden?

 – Tek başına olmaktan.

 Onun yanında olmadığım için.

 Neden orada değildin?

 Karın bir telefon kulübesinde   senden yardım beklerken sen neredeydin?

 Görüştüğün birisi mi var?

 – Gönül ilişkisi mi?

 – Hayır.

 Bir erkekle mi?

 Yaşadığın şey bu mu?

 Bana göre Valerie böyle bir şey olduğunu düşünüyordu.

 Neden bahsediyorsun sen?

 Bir şekilde Patrick Phelan ile birlikte olduğuna veya ilişki yaşadığına inandı.

 Evliliğinizdeki sorun bu muydu?

 Onunla da görüşüyor muydun?

 – Bunları dinlemek zorunda değilim.

 – Evet zorundasın.

 Karım bir yerlerde kaybolmuş.

 Sen bu konuda ne yapıyorsun peki?

 Onu bulmaya çalışıyorum John.

 Ama kafasının içinde neler olduğunu bilmem gerek.

 Bilmiyorum.

 Bilmiyorum.

 Hiç karını aldattın mı?

 Hayır.

 – Hiç başka bir kadından hoşlanmadın mı?

 – Evet, tabi ki.

 – Ama hiç bir şey yapmadın?

 – Hayır.

 Öyleyse benden daha düzgün bir erkeksin.

 Yani başka birisi mi var?

 Hayır.

 Bir zamanlar birisi oldu.

 Bir kadın.

 Bu bir kere başına geldiğinde, bir daha eskiye dönmen imkansız.

 Bir şeyleri yitirirsin   kalıcı olarak.

 Sanırım güvenini.

 Bunu ancak yaşayan bilir, insanın başına her şey gelebiliyor.

 Çocuğunu kaybettiğin zaman, kendinden de bir şeyler kaybedersin   bizim Elenor’da yaşadığımız gibi.

 Peki neredeydin?

 İşten geç çıktım.

 Kızımın öldürüldüğü yerde durdum.

 Oraya sık sık giderim.

 – Valerie’nin bundan haberi yok.

 – Ona söylemedin mi?

 Neden John?

 Evliliğini sürdürmeni sağlayan şey ne Leon?

 Bağlılık,   aşk.

 Belki alışkanlıklarımız, bazen tutkularımız, yada çocuklarımız.

 Bizi bir arada tutan şey acımızdı.

 Zaten o da pek fazla kalmamıştı.

 Yani artık onu sevmediğini mi söylüyorsun?

 Diyorum ki bazen, aşk tek başına yeterli değildir.

 Leon!

 Nerelerdesin sen?

 Adamın birisi aradı ve eşinin bir komşusunu   Valerie’nin kaybolduğu gece boş bir arsaya ayakkabı fırlattığını gördüğünü söyledi.

 Ayakkabıyı bulmuş.

 Siyah deri bir ayakkabı.

 Nereye gidiyoruz?

 – Asılsız olabilir.

 – Neden?

 Kadını tanıyorum.

 Aman tanrım!

 – Ben Dedektif Claudia Weis.

 – Leon!

 – Geçen gece bir şeyler içmiştik.

 – Hatırladım dostum, nasılsın?

 İyidir.

 İçeri girseniz iyi olur.

 Eşimin sinirleri oldukça bozuk.

 Jane, polisler geldi.

 – Bu Leon ve  – Claudia.

 – Ve Claudia.

 Bu da Jane.

 – Ayakkabı bu mu?

 Evet.

 Ayakkabıya dokunmamanız gerekirdi  – Bayan ?

 – O’May.

 Jane O’May.

 Bayan O’May, ona dokunmamanız gerekirdi.

 Ama dokundum.

 Evet, ama bunu yapmamanız gerekirdi.

 Ama yaptım, değil mi?

 Masanın üzerinde duruyor.

 – Biz kahve hazırlayalım mı?

 – Olur.

 Mutfak arka tarafta.

 Sana yardım edeyim.

 Sen iyi misin?

 – Ateşin var mı?

 – Evet.

 Ne yapmayı düşünüyorsun?

 Sen polissin, değil mi?

 Neden kendi işine bakmıyorsun?

 Seni daha önce hiç görmedim.

 Paula ile görüşebilir miyim, lütfen?

 Acil bir durum.

 Beni fırsat bulur bulmaz aramasını söyler misiniz?

 Evet, mümkün olduğunca çabuk.

 Açma!

 Kardeşinin yanına git.

 Nik D’Amato?

 Ben dedektif Claudia Weis, Emniyet Merkezinden.

 Çocuklarıma bakacak birisini bulmam gerek.

 Pekala.

 Sana bir kaç dakika zaman verebilirim.

 Bunun üzerine pencereye yaklaştım   saat 23:30 falandı.

 Pencereden baktığımda bunu fırlattığını gördüm.

 O tarafa doğru attı   ve sanırım ben de bir suç işlemiş   olabileceğini düşündüm.

 Nik.

 Döndün mü, Pete?

 Bir bakıma  – Nasılsın peki?

 – İyiyim.

 Ya sen?

 Başım biraz belada.

 Çocuklara göz kulak olur musun?

 Paula dönene kadar.

 Gerçekten yardıma ihtiyacım olmasa bunu istemezdim.

 Tamam.

 Onlara göz kulak oluruz.

 Sağolun.

 Hadi bakalım.

 Teşekkürler.

 Bunun içinde pijama, diş fırçası   bir kasetle bir kaç parça şey daha var.

 Çok sağolun, tamam mı?

 Gidelim.

 Hayır baba, gitme.

 Gitme!

 Yapma.

 Hemen geri döneceğim.

 – Haydi.

 – Hayır!

 Hayır!

 Yüzündeki sıyrıklar neden oldu Nik?

 – Eşimi görmek istiyorum.

 – Yolda, geliyor.

 Cuma gecesi nerede olduğunu söyler misin?

 Paula’yı görmek istiyorum.

 Başın fena halde belada dostum.

 Karın sana yardım edemez.

 – Seninle tanışıyor muyuz?

 – Hiç sanmıyorum.

 – Seni daha önce gördüm.

 – Kes sesini!

 Kes!

 – Yan tarafta, Jane’in evindeydin.

 – Sana sus dedim!

 Çocuklarım nerede?

 – Lanet olası çocuklarım nerede dedim?

!

 – Komşundalar.

 – Sen kimsin?

 – Sakin ol.

 – Sakin olmak istemiyorum.

 – Sana bir şeyler getireyim mi?

 Evet, bana kocamı getirebilirsin.

 – Ve beni rahat bırakabilirsin!

 – Şu odaya geçebilir misin?

 Bayan D’Amato.

 Ben dedektif çavuş Zat.

 Sanırım dedektif Weis ile tanıştınız.

 Nik’i görmek istiyorum.

 Eşiniz soruşturma konusunda bize yardım ediyor.

 Saçmalık.

 Boş bir arsaya bir kadın ayakkabısı fırlattığı görülmüş.

 Kim görmüş?

 Evinizin karşısındaki bölgede arama yapıldı.

 Öyle mi?

 Başka?

 Çocuklarım hep orada oynar.

 Bütün çocuklar hep oralarda oynar.

 Ayakkabı bulundu.

 Bayan Valerie Somers’a ait olduğu tespit edildi.

 Geçtiğimiz Cuma gecesinden bu yana kayıptı.

 Paula!

 – Alo?

 – Janey, ben Paula.

 Selam.

 Andrew uyanık mı?

 Çocukların gayet iyi.

 – Merak etme.

 – Belki Hannah’la konuşabilirim.

 Olmaz, şimdi uyuyor.

 – Bebeğim?

 – Hepsi de uyuyorlar.

 Kusura bakma Janey.

 Nik’in başı belada.

 Onu görmeme müsaade etmiyorlar.

 Ne yapacağımı bilmiyorum.

 Merak etme.

 Her şey yolunda.

 Her şey yolunda.

 Çocukların gayet rahatlar.

 Üzgünüm.

 En kısa zamanda orada olacağım, tamam mı?

 – Tamam.

 – Sağol.

 Görüşürüz Janey.

 Polisi senin aradığını biliyor mu?

 Hayır.

 Kadının birine   zarar verdiğini söylüyorlar Nik.

 Ben yapmadım, bebeğim.

 Ona dokunmadım.

 Yapma.

 Şimdi olmaz.

 – Ne oldu Hannah?

 – Bebek hasta.

 Neyin var, bebeğim?

 Neyin var?

 Ateşi var.

 – Bir bezi ıslatıp bana versene.

 – Panadol.

 – Ne?

 – Ağrı kesici içmesi lazım.

 Panadol da ver.

 – Zavallı bebek.

 – Bunu bebekler içebilir mi?

 – Bilmiyorum.

 O zaman yarısını ver.

 – Çocuk Panadol’ü içmeli.

 – Ne?

 – Çocuk Panadol’ü.

 – Eczaneye gitmen gerek.

 – Evimizde vardı.

 Biraz içmek için arkadaşlarla buluştum.

 Eskiden birlikte çalışırdık.

 Bunu arada bir yaparız.

 Ama her zamankinden biraz fazla içtik, o yüzden ben de arka yoldan gideyim dedim.

 O yolda pek polis olmuyor.

 Sanırım gece yarısına   çeyrek falan vardı   o kadını gördüm, yolun kenarında duruyordu.

 Durmak istemedim.

 Saat geç olmuştu ve Paula merak eder diye düşünüyordum.

 Ama ne yapayım?

 Kadının yardıma ihtiyacı vardı.

 Ben de kenara çektim.

 Arabam yoldan çıktı.

 Atla.

 Teşekkür ederim.

 Adın ne?

 Valerie.

 Ben Nik.

 Körfezdeki evlerden birinde yaşadığı belli oluyordu.

 Orada körfez boyunca bir kaç ev var.

 Gideceği yer yolumun üzeri değildi.

 Tam ters yöndeydi.

 Pek konuşmuyordu.

 Konuşmak istemediğini anladığım için   onu rahat bıraktım.

 Oradaki kestirmeyi biliyordum ama   ona bir şey  Bunu düşünemedim.

 Ben daha ‘Bu yol kestirme’ diyemeden   yok oldu.

 Ne demek yok oldu?

 Bekle!

 Sana zarar vermem.

 Güven bana!

 Ben   sadece düşündüm ki  Onu rahat bırakırsam   benden korkmayacağını düşündüm.

 Ve   onu orada bıraktım.

 Eve vardığımda, onun   ayakkabısının   arabada kaldığını gördüm.

 Ve ben  Ben sadece o kadına yardım etmek istedim  Neden polise bildirmedin Nik?

 Çünkü iyi olacağını düşündüm.

 Oradan çıkıp gideceğini düşündüm.

 Daha sonra onu   haberlerde gördüm   kayıp olduğunu söylüyorlardı, ben 

Hem söylesenize, kim bana inanırdı ki?

 Haber verdiğiniz için   teşekkürler.

 Hoşça kal.

 Paula?

 Gelsene.

 Selam.

 Hey, tatlım.

 – Baba birazdan eve dönecek.

 – Sonra yine bana getirirsin.

 – Bana çok iyi geldiler.

 – Hayır, sanmıyorum.

 Paula.

 Bunu o yapmadı Jane.

 Nereden biliyorsun?

 Bana yapmadığını söyledi.

 Paula?

 Ne yapabilirdim ki Paula?

 Pekala.

 Çantalarınızı odalarınıza götürün bakalım.

 Aptal  Bunu yapamazsın Jane!

 Duydun mu beni?

!

 Bunu yapmaya hakkın yok!

 Bir daha seni çocuklarımın etrafında görmek istemiyorum.

 Evdeydim, Leon.

 Telefonu bilerek açmadım.

  John?

 Patrick adında    birisi var.

  Hastalarımdan biri ve o    eşcinsel.

  Bunu anlamıyorum.

 Ve artık    bizi de    anlayamıyorum.

  Bunun bize olmasını istemiyorum.

  Bir ışık belirdi.

  Bu tarafa gelen bir araba var.

 Ona işaret edeceğim.

  Beni bekle.

 Eve geldiğimde konuşacağız, tamam mı?

  Görüşürüz.

  Seni seviyorum.

 Eve döneceğini düşündüm.

  Benim için sorun    başka bir kadınla yatmış olması değil.

  Bunu    bana anlatmaması.

  Asıl ihanet bu olurdu.

  Onu hala seviyor musun?

  Evet.

  Onu hala seviyorum.

 Seni kaybetmek istemiyorum.

 Ne?

 Seni kaybetmek istemiyorum.

 Buna dayanamam.