100 dk

Yönetmen:Brian Helgeland

Senaryo:Donald E. Westlake, Brian Helgeland, Terry Hayes

Ülke:ABD

Tür:Aksiyon, Suç, Dram

Vizyon Tarihi:19 Mart 1999 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:Chris Boardman

Bütçe:$50,000,000

Çekim Yeri:Chicago, Illinois, ABD

Nam-ı Diğer:Porter

Oyuncular: Mel Gibson,Gregg Henry

Özet

Bir şehir düşünün ki erkekleri katil, kadınları fahişe, polisleri kokmuş olsun. Bu şehirde yaşayan biri, özellikle intikam peşindeyse, eninde sonunda yaşadığı ortamdan etkilenecektir.

Ele geçirmek istenen sıcak para, silahlı soygun fikrini inanılmaz derecede cazip hale getiriyor. Kanun dışı kişiler olan Porter ve Val Resnick soygunu gerçekleştirirler, ama olaylar onların düşündüklerinden çok farklı gelişir. Sıra elde edileni paylaşmaya geldiğinde Val üç büyük hata yapar. Porter’in parasını, karısını ve hayatını almaya çalışır.

Porter geri döndüğünde, her ne şekilde olursa olsun, parasını geri ister. Oysa Val’in yeni patronu, Porter’in ölümünün herkes için en hayırlı çözüm olacağını düşünmektedir.

Alt Yazı

Payback Hastanede öyle diyorlar.

 Ateşli Silah Yarası.

 Doktorun polise bildirmesi gerekiyor.

 Bu yüzden benim gibi tipler   kaliteli tıbbı bakım alamıyor.

 Çok az insan hayatın değerini bilir.

 Ben biliyorum.

 70 bin dolar.

 Benden o kadar aldılar.

 O parayı geri alacaktım.

 ”Zaman tüm yaraları iyileştirir” derler.

 5 ay boyunca sırt üstü yatınca   intikam alma isteğimin söndüğünü sanabilirsiniz.

 İyi adam ol ve vazgeç.

 İyi adamlar hoştur.

 Faydalanacağın birilerinin olması lazım.

 Ama hep sona kalırlar.

 GÜNÜNÜ GÖRECEKSİN Sakata yardım edin.

 Teşekkürler.

 Viyetnam gazisinin yürüyebilmesi için yardım edin.

 Sakata yardım edin.

 Ne yaptığını sanıyorsun sen?

 Defol!

 Kes sesini.

 Seni iyileştirdim.

 İt herif.

 -Sana ne kadar borcum var?

 -2.

98 dolar.

 Serseri.

 Sigaram.

 Affedersiniz.

 Pardon.

 Teşekkürler.

 Yüz   iki yüz   üç yüz.

 İyi günler Bay Johnson.

 Çok oturdu.

 Nasıl ödeyeceksiniz?

 ŞANSLI EMANETÇİ Bayım.

 Size bunun için 900 veririm.

 Şu Magnumu göreyim.

 Şuradaki.

 500 ve tabanca.

 Kimlik görmeliyim.

 Elbette.

 Üzgünüm Bay Johnson ama bu kart iptal edilmiş.

 İmkansız.

 İki kere denedim.

 Başka ödeme imkanınız var mı?

 Tekrar dene.

 Eski alışkanlıklar zor bırakılıyor.

 Onları bırakmazsan seni mezara götürürler.

 Evlilik harika değil mi?

 Porter.

 Ölü değilsin.

 Ne yapacaksın?

 Beni öldürecek misin?

 Şimdi olmaz.

 Tedavi oluyordun.

 Val hala seninle konuşmak istiyor.

 Üzgünüm bebeğim.

 Tekrar aramasını söyleyeyim mi?

 Hayır.

 Onunla konuşurum.

 Sesini keserim.

 Her zamanki gibi.

 Sen?

 Evet, iyi, iyi.

 Neden?

 Orada mısın?

 Merak etme Val.

 Onlar için birbirimize benziyoruz.

 Aynı ekipler.

 Chow’lar.

 Haftada iki kez.

 Salı ve Cuma.

 Hep 1 1 ile 12 arasında.

 Hep aynı yol.

 Çin işi para aklama.

 Çantada ne kadar para var?

 350 bin ile yarım milyon arasında.

 Ne kadarına ihtiyacın var?

 Yarı yarıya paylaşırız.

 Hayır, geri dönmek için ne kadara ihtiyacın var?

 Örgüte dönmek için.

 Ne kadar?

 -Yani Outfit’e mi?

 -Her neyse.

 Tanrım.

 Her şeyi biliyorsun.

 Selam tatlım.

 130 bin.

 İşin güzel yanı, Chow’ların polise gidememeleri.

 Kendileri halledecek.

 Böylece bir şey hissetmezler.

 Bir şey fark ettin mi?

 Tehlikeli görünüyorlar.

 Hepsi kung fu biliyordur.

 -Neden?

 Bir şey mi atladım?

 -Emniyet kemeri takmıyorlar.

 Onları Cuma günü vuracağız.

 Şuraya bak.

 Bu çarpışma nasıldı?

 Baban biraz para getirdi.

 Val!

 Ne?

 Chow’ları soyunca bir kere daha yapmak istiyorsun.

 140 bin.

 Adam başı 140.

 Toplam.

 Toplam mı?

 Ne kadar eder, 70 mi?

 Yetmez.

 Bana yeter.

 Birkaç ay izin yapacağım.

 İşte valizim.

 Eksiğim var.

 60 bin.

 Lanet çekikgözlüler.

 Onları Salı çarpmalıydık.

 İyi sıyrıldık.

 İstediğimizi aldık.

 Elimizdekiyle sükretmeliyiz.

 Bir numaralı kural.

 Evet, kural 1 .

 Ne?

 Her şey yolunda.

 Yetmiyor.

 Asla yetmez.

 Yavrum, parayı arabaya koy.

 Buna inanmıyorum.

 Bir şey diyeyim mi?

 Bu çok garip.

 Adamı öldürür.

 Her zaman 140.

 Profesörlüğü hak ediyorum.

 Tanrım.

 Ben yoldan çıkana kadar bekle.

 Her şey yolunda.

 Harikaydın.

 Her şey yolunda.

 Ver şu tab– Gerek yok.

 Tabanca sende kalsın.

 Bitti.

 Her şey yolunda.

 Planladığımız gibi.

 Yapma.

 Şimdi bana sırtını dönme.

 Ha şöyle.

 Eminim kafanda pek çok soru vardır.

 Lynn anlamadı.

 Bilmiyorum.

 Sanırım kızarkadaşlar sözkonusu olunca karılarımız tuhaf davranıyor.

 Ne?

 Anlamadım.

 Hemen yaparım.

 Haydi Bayan Porter.

 Tüm gün bekleyemem.

 Lynn burada mı?

 Bayan Porter.

 Her neyse.

 İt herif.

 Kalk.

 Dön.

 Kalk, haydi.

 Burada ne var?

 Ne kadar var.

 2 bin dolar.

 -Bunda?

 -Helyum.

 Ne sanıyorsun ki?

 Eroin.

 Lanet olsun.

 Val Resnick.

 Nerede?

 Öğrenmek istiyor musun?

 Tam burada.

 Bak.

 Canın cehenneme.

 Yanlış yanıt.

 Orospu çocugu.

 -Lanet olsun.

 -Val Resnick.

 Adını hiç duymadım.

 Zarfı nereden aldın?

 Yapma, beni öldürürler.

 Beni öldürürler.

 Sence ben ne yaparım?

 Esas benden kork.

 Haydi.

 Tamam.

 Stegman.

 Arthur Stegman’dan.

 Nerede?

 Güney Taksi’de.

 Farragut sokağı.

 Sağol.

 Bir sey değil.

 Arthur Stegman’ı arıyorum.

 Burada degil.

 Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?

 Hayır.

 Nerede?

 Bilmiyorum.

 Burada değil.

 Tahmin et.

 Ne?

 Nerede olduğunu tahmin et.

 Evde mi?

 Git kendini becer.

 Pekala, başlıyoruz.

 -Bu benim.

 -Haydi at.

 Bu benimdi.

 Seni görmek isteyen biri var.

 Stegman’a bakmıştım.

 Sen de kimsin?

 Porter.

 Evet Porter, galiba evime saldırdın.

 Porter tutuklanmaya direneceğe benziyor.

 Hayır.

 Burada olmaz.

 Yapmayın çocuklar.

 Sadece konuşmak istiyor.

 Degil mi?

 Haklı mıyım?

 Sen Stegman mısın?

 Belki.

 Ne istiyorsun?

 Senin çocuk teslimatı yapmadı.

 Merak etmeyin.

 Dışarıda konuşalım.

 Uyuşturucu işinde misin?

 Unutun bunu, tamam mı?

 Parama dokunmayın.

 Haydi.

 Bu eroin mi?

 Eroin.

 Merak etmeyin.

 Sakin olun.

 Konuşalım.

 Haydi.

 Neye bakıyorsunuz?

 Oyununuzu oynayın.

 Koltuğuma kan bulaştırma.

 Haydi.

 Steggie, bizden habersiz iş çevirmiş.

 Ben kontrol ederim.

 Val Resnick.

 -Ne olmuş?

 -Yerini söyle.

 Hayır.

 Yerini bilsem bile yanıt hayır olurdu.

 -Teslimatçıyla nerede karşılaştınız?

 -Teslimat yerinde.

 Öldü mü?

 Hayır ama kadın ölü.

 Senin yolladığın maldan aşırı doz.

 Ne olmuş?

 Sana ne?

 Ben kocasıyım.

 Beni öldürmeyeceksin, degil mi?

 Çocukların önünde olmaz.

 Nerede?

 Bilmiyorum.

 Doğru söyledim.

 Bu şey bana dün gece geldi.

 Gelecek aya kadar kimseyi görmeyeceğim.

 Bunca zahmet niye?

 Kızdan korkuyor.

 Yani   Bayan Porter’dan.

 Bana öyle geliyor.

 Bu konuda bir şey bilmiyorum.

 Tamam mı?

 Val’i eskiden beri tanıyorum.

 3 ay önce benden bir ricada bulundu.

 Ayda bin dolar ekstra alıyorum.

 Neden olmasın dedim.

 Beni tehdit etmeye mi geldin?

 Val’le o kadar iyi dost değiliz.

 Şehirde.

 Tek bildigim bu.

 İçerde bir oyunumuz var.

 Nereden biliyorsun?

 -Öyle dedi.

 -Ne zaman?

 Buraya uğradığında.

 Bir suç örgütüyle arasını düzeltmiş.

 Yine eski, güzel günlere döneceğini söyledi.

 Çok heyecanlıydı.

 Porter’in döndüğünü söyle.

 Parasını istiyor de.

 Porter parasını istiyor.

 Yoksa çocuklar burada yokken sana uğrarım.

 Ona ne zaman söyleyeyim?

 Konuş benimle.

 Sizi görmek isteyen genç bir bayan var.

 Adı Pearl.

 İki kötü alışkanlığı var.

 Şimdilik sadece biriyle ilgileniyorum.

 Yukarı yolla.

 718 numara.

 Yukarı çık.

 Yukarı yolla.

 Sorun ne?

 Val, ben Haskell.

 Evden aradığım için özür dilerim– Dileme ve arama.

 Önemlidir diye düşündüm.

 Güneydeki taksi durağından biri aradı.

 -Konu ne?

 -Stegman hakkında.

 Lanet olsun.

 Dur biraz.

 Diz çök kaltak.

 Zevk istiyorum.

 Telefondayım.

 ”Efendi Pearl” diyeceksin bok herif.

 Lanet olası telefondayım.

 Çabuk ol.

 Neyse, şu Stegman aradı.

 Heyecanlı gibiydi.

 Sanki bir şey ödünü koparmıştı.

 Seninle konuşması gerektiğini söyledi.

 Bakarız dedim.

 -Konuyu söyledi mi?

 -Lynn’in öldüğünü iletti.

 Kötü konuşan birinin seni istediğini söyledi.

 Tüm söylediği buydu.

 Bilmen gerekir dedim.

 Haklısın.

 O orospu çocuğuyla konuşacağım.

 Stegman mı?

 Yok Başkan Nixon.

 Tabii ki Stegman.

 Varrick’e köprüde olacağını söyle.

 Gelsin.

 20 dakika sonra.

 Çalıştığımı ğörmüyor musun?

 Çalıştığımı görmüyor musun?

 Hesabıma yaz.

 Bir kızı arıyorum.

 Rosie diye tanınıyor.

 İşte resmi.

 Onu tanıyor musun?

 Telefonla çalışıyor.

 Bağımsız olamaz.

 Galiba   bir çeteyle bağlantılı.

 Beni asar.

 Onu tanımam.

 Belki tanıyan birini biliyorsundur.

 -Onu niye arıyorsun?

 -Kardeşiyim.

 Kanserim var.

 Onu son bir kez görmek istiyorum.

 Çok benziyorsunuz.

 Sigaran var mı?

 Kızkardeşin pahalı gibi.

 Regal Otel’in barmeni Michael’la konuş.

 Aradığım isim bu değildi.

 Tek bildiğim bu.

 Seni aramaya çalıştım ama numaranı değiştirmişsin.

 Ulaşamadım.

 Sana eski numaramı vermemiştim.

 Neye benziyordu?

 Siyah saçlı, mavi gözlüydü.

 Taş çağından kalma gibiydi.

 Lynn öldüyse belki bize bir iyilik yapmıştır.

 Anlıyorum ama ayda bin dolarım eksildi.

 Belki bir şeyler ayarlarız.

 İsim aldın mı?

 Adının Porter olduğunu söyledi.

 Porter’ı aradığını mı?

 Hayır, Porter olduğunu.

 O herifin peşime takılmasını istemezdim.

 -Ne hissettiğini tahmin ediyorum.

 -Beni sıradan biri mi sandın?

 Dostlarım var.

 Tek yapacağım göstermek.

 Bir telefon açar, adını söylerim ve adam ölür.

 Bu kez ölü kalacak.

 Yavaş konuş.

 Tamam mı?

 Tamam.

 Hakkımda ne dedi?

 Hiç.

 Sadece ona para borçlu olduğunu.

 Nedenini söylemedi mi?

 Hayır.

 Neden?

 Ne kadar borcun var?

 Seni ilgilendirmez.

 Seni öldüreceğini hissettim.

 Tanrım.

 Porter.

 Ona ne anlattın?

 Hiç bir şey.

 -Ne söyleyebilirdim ki?

 -Paradan söz ettin mi?

 Eroin’den?

 Yanındaydı.

 Teslim ettiğimi söyledim.

 Başka bir şey söyledin mi?

 Başka bir şey bilmiyorum.

 Ona bir şey vermişsindir.

 Bir ad.

 Beni tanıyan biri.

 Annem üzerine yemin– Başlarım annene.

 -Bu hoş degil.

 Sakin ol.

 -Ne bakıyorsun?

 Val, yapma.

 Yine olmaz.

 Yapma.

 Neye bakıyorsun?

 Yapma.

 Haydi yapma.

 -Bir sorun mu var?

 -Hayır.

 Biz gidiyorduk.

 Bunlar benden olsun.

 Cüzdanıma el attığımı gördün mü?

 Üzgünüm.

 Terfi etti ve biraz gergin.

 Michael diye biri var mı?

 Şuradaki.

 Pahalı yatay eğlenceler için seni görmem söylendi.

 Rosie adında bir kızı arıyorum.

 Fahişelik yasaktır.

 Sen de Yunanca konuşuyorsun.

 Genelde bu tür şeyler daha gizli yapılır.

 Şimdi sessiz ol.

 Adı neydi?

 Rosie.

 -Kim arıyor diyeyim?

 -Sadece ara.

 Rosie?

 Telefonu ver.

 Ben hallederim.

 Kimsin sen?

 Porter.

 Tekrar dene.

 Porter öldü.

 Seni buluşmalara götürürdüm.

 Güvenli bir ortam sağlardım.

 Porter?

 Neden eski yaralara tuz dökeydim?

 Buna gerek yoktu.

 Sanırım ona karşı zaafim vardı.

 Ölü birine göre iyi görünüyorsun.

 Nereden duydun?

 Bilenler konuşuyordu.

 Ayrıca karının yalnız döndüğünü duydum.

 Öldü.

 Üzgünüm.

 Neden?

 Tanrım.

 Esprili Porter.

 Hala aynısın, değil mi?

 Senin tarzın degil.

 Evet, insanlar değişir.

 Dur.

 Bir şey yok.

 Sorun degil.

 Haydi tatlım.

 Gelmiş geçmiş en yaramaz köpekle tanış.

 Adı ne?

 Porter.

 Sen gidince, işini devraldı.

 Senin kadar sert ama beni bırakmıyor.

 Degil mi?

 Bir ricam var.

 Rica mı?

 Belki sen de degiştin.

 Örgütten birini arıyorum.

 ”Outfit”’ler.

 -Artık örgüt demiyoruz.

 -Her ne boksa.

 Alınma.

 Adı ne?

 Val Resnick.

 O hergele.

 Onu tanıyor musun?

 Birkaç yıl önce tanıştık.

 Kızları dövdüğü için artık Star’dan kız alamıyor.

 Birini neredeyse öldürüyordu.

 Seni mi?

 Fark eder mi?

 Beni korumaktan istifa ettin.

 Nerede olduğu hakkında bir fikrin var mı?

 Sanırım otelde.

 -Hangisi?

 -Outfit Oteli.

 Hepsi orada.

 Adres var mı?

 Dostuz, degil mi?

 Yani dosttuk.

 Ben de onlara çalışıyorum.

 Otelin nerede olduğunu söylememi istemezler.

 Ne kadar güçlüsün.

 Tanıdığım en güçlü erkek olduğunu düşünüyorum.

 Acaba bu yeter mi?

 Ne için?

 Resnick’i onun hoşlanmayacağı bir şey için arıyorsun.

 Evet, onu öldürecegim.

 Bundan hoşlanmayacaktır.

 Terslik olup, seni yakalarlar, oteli nasıl bulduğunu sorarlarsa ne olacak?

 Bunu neden konuşuyoruz ki?

 Seni ihbar etmeyeceğimi biliyorsun.

 -Kimin söylediğini anlatmam.

 -Ya seni zorlarlarsa?

 Stegman adında bir taksici söyledi derim.

 Oakwood Arms Union’daki.

 Selam Val.

 Param nerede?

 Burada degil.

 Tabancanı aldım.

 Kemerimde.

 Profesyonele benziyorsun.

 Ağzını kapalı tutarsan, buradan canlı çıkarsın.

 70 bin doları istiyorum.

 Şu anda yok.

 -Nerede?

 -Hepsini Outfit’e verdim.

 130 bin $.

 Sana ait olmayan para verdiğini söyle ve geri al.

 Bak ortak.

 Bunu yapamam.

 Onları bilirsin.

 Parayı alsan da, almasan da beni öldüreceksin.

 Tamam.

 Parayı alırım.

 Bana birkaç gün ver.

 Ne yapıyorsun?

 Yarın öğlen.

 Onayla.

 Tamam.

 Sana delice gelebilir ama sakın nefret besleme.

 Yapmam gerekeni yaptım.

 Bunu anlayabilirsin.

 Evet, anlıyorum.

 Sen– Hayır.

 Yapma.

 Lütfen.

 İzin ver.

 Tanrım!

 Kaltak!

 Bırak çalışsın.

 Seni seviyorum.

 Seni uzun süre sevecegim.

 Hayır, bekle.

 Yarın.

 Öğlen.

 Parayla beraber 7.

 ve Franklin caddesi köşesindeki telefonda ol.

 Bunu nereden aldın?

 Bir fahişenin evindeydi.

 Seni tanıdım.

 Gerekirse kullanırım diye.

 Onu incittin mi?

 Fahişeyi incittin mi?

 Bunun ne ilgisi var şimdi?

 Birkaç dakikam var.

 Git yumurta kaynat.

 Phillip dedi ki bir sorun yüzünden yardıma ihtiyacın varmış.

 Evet efendim.

 Dün gece Oakwood’da   güvenligi geçen senin sorunun muydu?

 Evet.

 Daireme girdiğinde– Hep işe yarayan eski bir atasözü vardır.

 ”Yemek yediğin yere sıçma.

” Ya da ”yaşadığın” yere.

 ”Yaşadığın yere sıçma.

” Bu daha iyi.

 Üzgünüm Bay Carter.

 Bunu halletmemizin 3 yolu var.

 1 : Sana yardım ederiz.

 2: Kendimize yardım ettiririz.

 3: Yerine birini buluruz.

 Sana yatırım yaptık Resnick.

 Zaman, para ve eğitim olarak.

 Bu yüzden sana yardımcı olmak   yatırımımızı korumaktır.

 Bu iyi bir iş politikasıdır.

 Evet Bay Carter.

 Teşekkürler efendim.

 Pişman olmayacaksınız.

 Phillip’e göre şehre seni öldürmek isteyen biri gelmiş.

 Onun yalnız ve profesyonel bir hırsız olduğunu söylüyorsun.

 Öyle mi?

 Evet.

 Maaş paralarını çalıyor, banka soyuyor.

 -Adı ne?

 -Porter.

 İlk adı ne?

 Bilmiyorum.

 Porter’dan başka bir şey söylemedi.

 130 bin doları nereden buldun?

 Bu yüzden mi şehre döndü?

 Bize geri ödediğin 130 bin dolar için mi?

 Evet ama sadece 70 bini onundu.

 Parayı nereden aldığını hiç sormadık.

 Bizi ilgilendirmez.

 Ama artık bizi ilgilendiriyor sanki.

 Bu dosyası Bay Carter.

 Örgüt açısından değerinin farkında mısın Resnick?

 Sen bir sadistsin.

 Duygun yok.

 Çok işimize yarıyor.

 Ama şimdi kişisel hayatın bizim için tehlikeli bir hal aldı.

 Bizim örgütte insanlar sert olup, kendi ayakları üzerinde durmalı.

 Bu sorunu kendi başına halledebilsen   istediğimiz türden biri   olduğundan endişe etmezdik.

 Yaparım.

 Kendim yapmak istiyorum.

 Harika.

 Bu iş bitene kadar Oakwood Arms’dan taşınmanı istiyorum.

 Ama gidecek yerim yok.

 Otelde başka tatsızlık istemiyorum.

 Peki efendim.

 Resnick’in ortadan kaybolması daha kolay olabilir.

 Bunu düşündüm.

 Endişelendiğim Resnick değil.

 Biz olmadan sokaklarda iki dakika dayanmaz.

 Beni endişelendiren diğer salak.

 -Adı ne?

 -Porter.

 Outfit’e girip adamlarımızı pataklamak cesaret işi.

 Ya cesur, ya da deli.

 Doğrusu anlamıyorum, 130 bin dolar.

 Payı 70 bin dolarmış.

 Daha da kötü.

 Bay Bronson’un kulağına gitmesini istemiyorum.

 Yumuşadığımı düşünür.

 İlkelerinden biri şudur: ”Anlamıyorsan, kurtul.” Zamanında bir müdahale.

 Adamı bulup, gebertin.

 Resim çekelim mi?

 Bu kez olmaz.

 Beni kendi başıma bıraktılar.

 Tam tahmin ettiğim gibi.

 Bir saniye.

 Kes sesini!

 Telefondayım.

 Evet?

 Dostların şehre geldi mi?

 Dün gece.

 Güzel.

 Maaşlarını çalanın Porter olduğunu söyledin mi?

 Evet.

 İntikam istiyorlar.

 Tamam.

 Şöyle yapacağız.

 Evet, bu Porter.

 Pek zeki değil.

 Lanet olsun.

 Lanet olsun!

 Bir dahaki sefere.

 Porter’in yeni dostları var gibi.

 -Sakin olun.

 -Bir şeyim yok.

 Dava açmam.

 -Kimdi onlar?

 -Bilmiyorum.

 Bir şey yok.

 Demek sizsiniz?

 Dostumuz Stegman büyük para peşinde olduğunu söyledi.

 Tam olarak 250 bin.

 70 bin.

 Beni kafaya alma.

 Bizi ne sandın?

 Salak mı?

 Kimse 70 bin dolar için buna kalkışmaz.

 Biz beladan hoşlanmayız.

 Sen ise belaya benziyorsun.

 Eroin dolu ölü bir kız bulduk.

 Mücadele olmuş gibi.

 Adlı tip aşırı doz olduğundan emin değil.

 Bir tanığımız var.

 Tek burun deliği olan biri.

 Hatırlıyor musun?

 Merak etme Porter.

 Sana dokunulmazlık vereceğiz.

 Çalışma ve hapisten uzak durma kartı.

 Tek yapman gereken parayı almak.

 Sana yardım edemeyiz.

 Yasalara karşı olur.

 Anladın mı?

 -Benim param.

 -Yanlış.

 Bizim paramız.

 Ben ve ortağımın parası.

 Uslu olursan sana da biraz veririz.

 Kolay olacak.

 Anladın mı?

 -Anladı.

 -Anladın mı?

 Görüşürüz.

 Seni ararız.

 Salak.

 Kahretsin.

 Namussuz polisler.

 Hepsi öyle değil mi?

 Biraz daha salak olsaydım emniyete katılırdım.

 Tanrım Porter, doktora görünmelisin.

 -Yakacak.

 -Evet, hemen temizle.

 Öyle tut.

 Yapacağım.

 Bana bir şey söyle.

 Ne zaman gitmeye karar verdin?

 Yattığımız gece miydi?

 Hayır.

 Seni işe bırakmam gerektiği ertesi gündü.

 İşi bırakmamı isteyebilirdin.

 Başka bir yere gitmeyi isteyebilirdin.

 Sağol.

 Uydu mu?

 Evet, sanki benim için yapılmış gibi.

 Kasketinle çok güzel olacak.

 Ne düşündüğümü biliyor musun?

 Sanırım öldüğün hakkındaki tüm hikayeler doğruydu.

 Kabul edemeyecek kadar kalın kafalısın.

 Porter, seni çok özledim.

 Seni özledim.

 Konuşma.

 Yapamam.

 Yapacak işlerim var.

 Nerede?

 Porter.

 Nerede?

 Yatak odasında.

 Yarası kötü mü?

 Doktor her an gelebilir.

 Saçma.

 Geliyorum dostum.

 Lanet olsun.

 Kahretsin.

 Gir şuraya.

 Nerede?

 Gitti, gitti!

 Gitti mi?

 Seni tanıyorum.

 Sen o resimdeki fahişesin.

 Onu nereden tanıyorsun?

 Bana şoförlük yapardı.

 Şimdi ben yapacağım.

 Sen nesin biliyor musun?

 Anlat bana.

 Kendi gölgesinden bile korktuğundan   kaldırmadığı için kadınları döven bir domuz.

 Öyle mi?

 Öyle mi?

 O halde şanslı kızsın.

 Bu kalçaları daha önce gördüğümü biliyordum.

 Seni her şekilde becereceğim.

 Sigaramı unuttum.

 Pekala Val.

 Bu Outfit ya da her neyse, bunların bir başı var, degil mi?

 Kim?

 Beni öldürürler.

 Sence ben ne yaparım?

 Esas benden kork.

 İsim ver.

 Fairfax ve Carter.

 Tüm şehir onların.

 Fairfax ve Carter.

 Onları nerede bulurum?

 Fairfax şehirde değil.

 Ya Carter?

 Burada mı?

 Senin işine yaramaz.

 Seni lanet olası.

 Frederick Carter Yatırımcılık.

 120 Commerce Caddesi.

 Sağol.

 Tamam.

 Tamam.

 Yardım edeceğim.

 70 bin dolar için Outfit’lerle kapışacağın için delisin   ama sana yardım edeceğim.

 Konuşmaya devam et.

 Sağol.

 Seni içeri sokabilirim.

 Çok sıkı korunuyor.

 Kaç kişi var?

 Çok sıkı bir yer.

 Dışarıda bir kişi var.

 Onu atlatmanın yolunu biliyorum.

 Delisin sen.

 Deli piçin tekisin.

 Seni bu yüzden seviyorum.

 Ateşin var mı?

 Ateş var mı?

 O halde ne işe yararsın?

 Bekle.

 Cüzdanıma bak.

 Daire senin adına mı kiralı?

 Outfit.

 Her şeyi onlar ödüyor.

 İhtiyacın olan her şeyi topla ve buraya veda et.

 Tamam canım.

 Bir şey yok.

 Yaşayacak.

 Sen nasılsın?

 Biliyorum.

 Fazla bir şey değil ama en azından güvendeydin.

 Kimse burada olduğumu bilmiyor.

 Otur ve rahatla.

 Ne?

 Kimsede bu numara yok.

 Burada olduğumu bilen var.

 Onu beceriyordur.

 -Yeterince oyalandı.

 -Belki köpeği de.

 Öyle mi dersin?

 Bir dakika daha.

 Tekrar arayalım.

 Lanet olsun.

 Arkamızda.

 Herkes Outfit’ler kadar büyük bir örgüt tarafından   öldürülmek istenmez.

 Saygınlığım artıyordu.

 Onları ziyaret etmenin vakti gelmişti.

 Carter bunu beklemezdi.

 Kimbilir, belki paramı geri alabilirdim.

 Gelir demiştim.

 Paramı ver lütfen.

 -Lanet paramı ver lütfen.

 -Bu o mu?

 Evet.

 Haydi.

 Teşekkürler.

 Ne yapıyorsun?

 Hala ilgiliysen   para o binada.

 Beni mangır değil, alacağım tekne ilgilendiriyor.

 Burada ne işi var?

 Ben de varım.

 Pastadan düşen pay azaldı.

 Merak etme.

 Sana kırıntıları bırakırım.

 Ne bekliyorsun?

 Git ve al.

 Paramızı al.

 Yardım etmeye geldik.

 İçeri girdiğimde üstümü ararlar.

 Bunu tutar mısınız?

 Kısa bir süre.

 Tabii Porter.

 Dengesi güzel.

 Bok torbası.

 Yardımcı olabilir miyim?

 -Bay Carter’i görecektim.

 -Kimsiniz?

 Val Resnick’i öldüren kişi geldi deyin.

 Üzgünüm ama– Anlamadım.

 Tekrarla.

 Tamam.

 Bay Carter sizi görecek.

 Sizi arayabilmem için dönün.

 Bravo.

 Otur.

 Kutlarım.

 Onlar en iyi adamlarımdandı.

 Dikkatleri çok kolay dağılıyor.

 Benden istediğin bir şey var.

 Val Resnick size 130 bin dolar verdi.

 Ödedi.

 Borcu vardı.

 70 bin doları benimdi.

 Geri istiyorum.

 Affedersin, Resnick söylemişti ama adını unuttum.

 Porter.

 Porter.

 Tamam.

 Bir daha unutmam.

 Outfit mantıksız değildir.

 Dünyadaki hiçbir örgüt, bu dediğini kabul etmezdi.

 Fairfax paramı verecek mi?

 Resnick bir hayli konuşmuş.

 Fairfax sana aynı şeyi söyleyecek.

 Böyle şeyler yapma yetkimiz yok.

 Kimin var?

 Kararları kim alıyor?

 Bu durumda bir komite alır.

 Tek adam.

 Yeterince yukarı çıkarsan tek adam kalır.

 Kim?

 Bay Bronson, hatta Bay Carter var.

 Bağla.

 Devam edin.

 Carter, işler nasıl?

 -Çok iyi.

 -Beni mi görmek istedin baba?

 Bekle Carter.

 Yeşil kutuya bak Johnny.

 Dalga mı geçiyorsun?

 Üstü açılıyor mu?

 Unuttuğumu sandın.

 Mutlu yıllar evlat.

 Bu araba mı?

 Nick bize geceki döğüşünde ön sıradan yer ayarladı.

 İyi dövüş olacak.

 Rankin’e oynadım.

 Sanmam.

 Hick favori.

 -Bununla ilgisi yok.

 -Gitmeliyim.

 Sağol.

 Mutlu yıllar.

 -Dikkatli kullan.

 -Tabii.

 Affedersin Carter, ne vardı?

 Bir sorunum var.

 Büromda eli silahlı bir adam var.

 Bizim adamlardan birinin ondan çaldığı   130 bini geri ödemezsem beni öldüreceğini söylüyor.

 70 bin.

 Carter senin için ne kadar değerli?

 Ne demek istiyorsun?

 Paramı alırım ya da onu öldürürüm.

 Tehdit mi ediyorsun?

 Seni değil, Carter’i tehdit ediyorum.

 Zeki bir adam.

 Kimsin?

 Param.

 Evet ya da hayır?

 Hayır.

 Carter?

 Neler oluyor?

 Anlamıyor musun, geri zekalı?

 Carter, konuş benimle.

 Fairfax’i ara ve Carter’i öldürdüğümü söyle.

 Sırada o var.

 Sonra sana geleceğim.

 Sen delirdin mi?

 Kendi mezarını kazdın.

 -Para göremiyorum.

 -Çek mi yazdılar?

 Oyalamaya kalktılar.

 Birini daha görmeliyim.

 Bu son.

 Sonra ölü bir kadın ve saldırı hakkında konuşmamız gerekecek.

 Formlar doldurmak gerekecek.

 Bundan hoşlanmayız.

 Çok yazık Porter.

 İt herifler seni halletmesin.

 Evet Porter.

 Pes etme.

 Tabancamı alabilir miyim?

 Çok güzel.

 Fındık kıracak kadar ağır.

 Seni arayacağız.

 İşine devam et.

 Kimse sırtında bir maymun istemez.

 Bende üç tane vardı.

 Tarzımı engelliyorlardı.

 Yükümü azaltmam gerekiyordu.

 Neredeydin?

 İşleri hallettim.

 Durumu biraz düzelttim.

 Bizi öldürene kadar durmayacaklar, değil mi?

 Hayır.

 Üzgünüm.

 Seni de bulaştırdığım için.

 Neden yaptın?

 Zeki birisin.

 Bana ihtiyacın yoktu.

 Neden yaptın?

 Belki de haklısın.

 Geri döndüğümde buraya eli boş geldim.

 Bir hayatım ve umutlarım yoktu.

 Hayatımda yer alıp, benden kopartılmayan tek güzel şeydin sen.

 Senden uzak kalamazdım.

 Cehennemde olmadığımı anlamak için seni görmeliydim.

 Neden gitmiyoruz?

 -Gidemeyiz.

 -Neden?

 Dediğin gibi.

 Bizi öldürene dek durmayacaklar.

 Ee?

 Önce onları gömelim.

 İstifa etmeliydim.

 Seni başka bir yere götürmeliydim.

 7. ROUND MUTLU YILLAR JOHNNY Bu benim!

 Mutlu yıllar Johnny.

 -Günün adamı sensin.

 -Bu senin gecen.

 Ben doğumgünü hediyenim.

 Bu da kim?

 Biz yapmadık.

 Ama çok güzel.

 Haydi.

 İnanabiliyor musunuz?

 Babası her şeyi ayarlamış.

 Ne kadar da tatlısın.

 Çok iyi arkadaşların vardır Johnny.

 Zenginlerdir.

 Çünkü ben ucuz değilim.

 Beklemeyin çocuklar.

 Söz, geceyarısından önce dönmez.

 Görüşürüz.

 Lanet olsun.

 Uslu çocuk.

 Evet, orası.

 Sakin ol.

 Buradaki profesyonel kim?

 Kendini bırak.

 Pişman olmayacaksın.

 Al yavrum.

 Rahatla.

 Kimse incinmeyecek.

 İncinmek mi?

 Neden söz ediyor?

 Dönmenize sevindim Bay Fairfax.

 Bir de ben sevinsem.

 Sabah yunuslarla yüzüyordum.

 Yavaş.

 O timsah derisi.

 Neyin var senin?

 Üzgünüm.

 -Merhaba Bay Fairfax.

 -Nasıl gidiyor Charlie?

 Porter ve Fairfax.

 Eminim kısa bir sohbet olmuştur.

 Bizim ve bölge polislerinin arasında iyi korunuyor.

 Walter.

 Uyan.

 Uyan.

 Valizleri yukarıda tutun.

 Haydi.

 Sen de kimsin?

 Eve erken gelmenizin nedeni.

 Porter mısın?

 Evet.

 Omuz yüksekliğinde tutun yoksa sizi delerim.

 Ben ne yapayım?

 Amuda mı kalkayım?

 Senden bir ricam var.

 Bay Bronson’ı ara.

 Paramı verme konusunda ne yapacakmış öğren.

 Carter’in ölmesine göz yumdu.

 O hergelenin ölmesi daha iyiydi.

 Bana da yapar.

 Carter’da blöf yaptığımı sanıyordu.

 Dene.

 Düşündüğünden daha ılımlı olacaktır.

 Tamam.

 İkiniz, kovuldunuz.

 Durumum böyle.

 Salonda duruyorum.

 Porter adında biri   er ya da geç senin parayı ödeyeceğini söylüyor.

 Elbette.

 Seninle konuşmak istiyor.

 Sesi dışarı ver.

 -Ben Porter.

 -Çok cesursun Porter.

 Başbelası olduğunu kanıtladın.

 Bir sivrisinek gibi.

 Senden kurtulmak için 130 bin ödeyeceğim.

 130 bin– -Ne yapıyorsun sen?

 -Fairfax?

 Bir şeyim yok.

 Timsah çantalarımı öldürüyor   ve valizlerime delik açıyor.

 Çok kötü.

 Bu canice.

 Dinlemiyorsunuz.

 130 bin değil.

 Dinle.

 Sana paranı vereceğim ama tadını çıkaracak kadar yaşamayacaksın.

 Onu ben düşüneyim.

 İşte anlaşma.

 Parayı kendin getireceksin.

 Çok iyimsersin.

 Parayı benim getireceğimi nasıl düşünürsün?

 Yapmazsan küçük Johnny’i bir daha göremezsin.

 Dün gece döğüşten gelmedi mi?

 Yakışıklı çocuk ama ona cimri davranıyorsun.

 Ona öyle söyledim.

 Saçma.

 Sende değil.

 -O kadar aptal olamazsın.

 -Babam bana asla Ferrari almadı.

 İlk Ferrari’mi çalmak zorunda kaldım.

 Anahtarlık için güzel söz.

 Biraz duygusal.

 Okuyayım mı?

 Sen ölüsün Porter.

 Kimse aileme bulaşamaz.

 Duydun mu?

 Sen ölüsün.

 Parayı vermezseniz Johnny öyle olacak.

 Evet mi demek?

 Ne oldu?

 Dilini mi yuttun?

 Bazı kararlar zordur.

 Nerede?

 Söylerim.

 Seni arıyacağım.

 130 bin dolarlık ölüm emrini imzaladın.

 Anlamıyorum.

 Neden?

 Prensip meselesi mi?

 Kes.

 Gözlerim doldu.

 Ona 70 olduğunu söyle.

 70 bin mi?

 Nasıl yani?

 Sadece 70 mi?

 Valizlerim bile ondan değerli.

 Şunu dinle: ”Okyanus Dansçısı.

 Buz makinesi.

 Kanvas örtü.

 Vakumlu tuvalet.

 80 bin dolar.

” O kadar parası olmayacak.

 İddiaya var mısın?

 Hayır.

 150 dolar kaybettim bile.

 150 dolarla tekne alamam.

 Parayla gelse iyi olur.

 Selam Leary.

 Ben Holland, bu da Van Owen.

 İç İşlerinden.

 Geri çekilin.

 Burada gözetleme yapıyoruz.

 Arabadan çıkın.

 Neden?

 Arabadan çıkın polisler.

 Neler oluyor?

 Bilmiyorum.

 Bu sizin rozetiniz mi?

 Kaybolduğunu bildirdiğiniz rozet.

 Nerede buldunuz?

 Nerede kaybettiniz?

 Bu sizin mi?

 Porter.

 İzle.

 Peşindeyim.

 Atla Porter.

 Kapıyı kapa.

 Şimdi tabancayı yere bırak.

 Yavaş!

 Ödül karşılığında seni Outfit’e vereceğim.

 Belki çok etkilenip katılmamı isterler ve cebim para görür.

 Tıbbı yardım.

 Disçi yardımı.

 Seni oraya götürüyorum.

 Canlı bir Porter.

 Tabii yaramazlık yapmazsan.

 O zaman seni kendim halletmem gerekecek.

 Beni öldürmeyeceksin, değil mi?

 Bırak onu.

 Hemen.

 Kimsin sen?

 Ne yapıyorsun?

 Hey şişko!

 Seninle konuşuyorum.

 Kes şunu.

 Bundan nefret ediyorum.

 Şu kokan yere bak.

 Porter, neyin var senin?

 Nerede olduğunu söyle de gidelim.

 Haydi.

 Çok geç.

 Konuşmak istemiyor.

 Sadece dövülmek istiyor.

 İşte burada.

 130 bin dolar.

 Ancak bu kadar yaklaşacaksın.

 Ama bir önerim var.

 John’un yerini söyle ve işini çabuk bitirelim.

 Sol testisinin tadının nasıl olduğunu öğrenmek istemezsin.

 Kılına dokunduysan 3 haftada ölürdün.

 Gerekirse seni hayatta tutmak için kan nakli yaptırırım.

 Nerede?

 Bekliyorum.

 Bu domuzcuk markete gitti.

 Dinliyorum.

 Bu domuzcuk evde kaldı.

 Bifteğe dönmeye başladı.

 8 tane kaldı.

 Sonra dizlerin gidecek.

 Sonra nereye çıkacağımızı tahmin edersin.

 Nerede?

 24 Fielding.

 Daire 1 1 .

 Sana güvenmememi anlayışla karşıla.

 Arkaya koyun.

 Yanımızda götüreceğiz.

 Gidelim sert çocuk.

 Önü kollayın.

 Lanet olsun.

 Haydi Porter.

 Sıgaramı yaksana.

 -Neler oluyor?

 -Bana güvenmemekte haklıydın.

 Yardım et.

 Dışarı.

 Haydi Porter.

 Çok eğlenceliydi.

 Görüşürüz çocuk.

 Geri gel.

 Kaltak!

 Haydi Porter.

 Gidelim.

 -Neden geciktin?

 -Selam Rosie.

 Haydi Porter.

 Haydi.

 Atla.

 Uslu ol.

 Güzel.

 Neler oldu sana?

 Beni mihladılar.

 İyi misin?

 Almışsın.

 Çok kolaydı.

 Nereye?

 Sür işte.

 Kanada’da   kahvaltı edeceğiz.

 Bir anlaşma yaptık.

 Fahişeliği bırakırsa   ben de adam vurmayı bırakacaktım.

 Belki hedeflerimiz çok yüksek.

||