126 dk

Yönetmen:Roman Polanski

Senaryo:Roland Topor, Gérard Brach, Roman Polanski

Ülke:Fransa 

Tür:Dram, Gerilim

Vizyon Tarihi:01 Mayıs 1976 (Fransa)

Dil:Fransızca, İngilizce

Müzik:Philippe Sarde

Çekim Yeri:Paris 18, Paris, Fransa

Nam-ı Diğer:The Tenant | The Tenant

Oyuncular: Roman Polanski, Isabelle Adjani, Melvyn Douglas

Özet

Mutsuz bir geçmişi olan bir daire ve tekin olmayan sakinleriyle bir apartman Roman Polanski’nin gerilim filmi Kiracı’nın mekanını oluşturuyor. Polanski’nin canlandırdığı Trelkovsky’nin sıradan memur hayatı, yeni bir binaya taşınmasıyla birden bire değişir. Binanın diğer sakinleri ve eski kiracıların trajik kaderleri paranoyalarına yenilerini ekler. Trelkovsky’nin gerçekleri ortaya çıkacak mıdır yoksa bütün bunlar yalnızca hayal ürünü müdür?

Alt Yazı

Sessiz ol, Mirza.

 Mirza, sessiz ol dedim.

 – İyi günler madam.

 – Evet, ne vardı?

 Rahatsız ettiğim için özür dilerim.

 Bir daireden bahsetmişlerdi.

 Doğru binadayım, değil mi?

 Kim bahsetti?

 Bir arkadaşım.

 Şey, bir sevgili aslında.

 Kapı.

 Anladığım kadarıyla küçük iki odalı bir daire.

 Başka işim gücüm yok mu sanıyorsun?

 Bazıları kapıcıyı köle zannediyor.

 Ben değil.

 Daha sonra gelsem sizin için daha mı uygun olur?

 Mösyö Zy ile konuşmak zorundasınız.

 Ben yalnızca daireyi gösterebilirim.

 Rahatsızlık vermek istemem ama, eğer mümkünse çok sevinirim, tabi şunu da verdiğim rahatsızlığın küçük bir telafisi olarak bıraksam, yersiz olmaz görüşündeyim.

 Ne de sevimli bir köp  köpeksin.

 Adın Mirza, değil mi?

 Ne  Ne de hoş bir isim, Mirza.

 Özür dilerim.

 Bir önceki kiracı kendini camdan attı.

 Nereye düştüğünü hala görebilirsin.

 Bak.

 Tamir edilse iyi olacak.

 Kadın hala ölmedi, ama her an ölebilir.

 Bretonneau Hastanesi’nde yatıyor.

 Ya iyileşirse?

 Endişelenme.

 İyileşmez.

 Çok düşeş bir yer yakaladın.

 Zavallı kadın.

 Şartlar nelerdir?

 Su parası var.

 Boru tesisatını yeni yaptırdık.

 Önceden musluk merdiven altındaydı.

 – Ya tuvalet?

 – Orada.

 Koridorun sonunda.

 Bakmaya değer bir manzara!

 Depoziti ne kadar acaba?

 Kirası ayda 600 frank.

 Depozitten pek emin değilim.

 Sanırım 5000 frank istiyor.

 5000 mi?

 Çok para.

 Beni ilgilendirmez.

 Mösyö Zy ile konuşmalısınız.

 Kendisi aşağıda oturur.

 Geri dönmek zorundayım.

 Tamam, sağır değiliz.

 – Hayır kuruluşlarına bağış yapmayız.

 – Daireyle ilgiliydi.

 – Ne dairesi?

 – Üst kattaki.

 Mösyö Zy ile görüşebilir miyim?

 İyi günler.

 – Daireyi gördünüz mü?

 – Evet.

 Şartları konuşmak istemiştim.

 5000 depozit, ayda 600 kira.

 Bu çok para.

 4000’den fazla ödeyemem.

 – Kapıcı su ücretinden bahsetti mi?

 – Evet, etti.

 Bugünlerde daire bulmak zor iş.

 Altıncı kattaki bir öğrenci tek kişilik bir oda için senin önerdiğinin yarısını verdi.

 Yanlış anlamayın.

 Dairenizi eleştirmek niyetinde değilim, ama tuvalet bir sorun.

 Diyelim hastalandım, ki sizi temin ederim sık hastalanmam, ve gecenin yarısında kendimi rahatlatmak ihtiyacı doğdu.

 Diğer yandan, size 4000’i hemen şimdi nakit olarak verebilirim.

 Tek mesele para değil, bunu bir açıklığa kavuşturalım, mösyö  Trelkovsky.

 Trelkovsky.

 Sizin 5000’iniz olmadan açlıktan ölmem.

 Daireyi kiraya veriyorum çünkü boş.

 Ağaçta yetişmiyorlar.

 Elbette.

 Çok mantıklı.

 Ne demek istediğinizi anlıyorum.

 Sigara ikram edebilir miyim?

 5000 istiyorsunuz da, ödeme çekle yapılırsa, beyan etmek zorundasınız.

 4000 frank nakiti tercih etmez misiniz?

 5000 frank nakiti tercih ederim.

 Bu oldukça doğal.

 Herneyse, eski kiracı henüz ölmedi.

 Geri gelirse, 4000 bile alamazsınız.

 Hiçbir şey alamazsınız.

 Evli misiniz?

 Sorumu hoşgörün, çocuklar için soruyorum.

 Burası çok sessiz bir bina.

 Eşim ve ben artık yaşlanıyoruz.

 Ben öyle demezdim, Mösyö Zy.

 Ne dediğimi biliyorum.

 Eşim ve ben yaşlanıyoruz.

 Gürültüden hoşlanmayız.

 Endişeniz olmasın.

 Çok sessizimdir ve bekarım.

 Bekarlar da sorun olabilir.

 Kızlarla gönül eğlendirecek bir ev arıyorsanız, 2000 alıp ihtiyacı olan birine vermeği yeğlerim.

 Katılıyorum ama ben öylelerinden değilimdir.

 Matmazel Choule halen hayattayken, size kesin bir cevap veremem.

 Ama sizden hoşlandım.

 Ciddi bir genç adam gibi gözüküyorsunuz.

 Matmazel Choule’u ziyaret edecektim.

 Simone Choule mu?

 – Akrabası mısınız?

 – Arkadaşıyım.

 Yardımcı olabilir miyim?

 – Siz baş hemşire misiniz?

 – Evet.

 Sevindim.

 Resepsiyondan sizi görmemi söylediler.

 Matmazel Choule’la ilgili.

 – 18 numaralı yatak.

 – Görebilir miyim?

 Rahatsız edilmemesi gerekiyor.

 Daha düne kadar komadaydı.

 Gidin görün ama konuşmaya kalkmayın.

 Çarşamba geleceğini söyledi  Arkadaşı mısınız?

 Afedersiniz.

 İnanamıyorum.

 Olanlara inanamıyorum.

 Daha bir gece önce onunlaydım.

 Hayır, iki gece önceydi.

 Çok iyi bir ruh hali içindeydi.

 Neden böyle bir şey yapmak istesin ki?

 Doğrusu, yakını değilim.

 Kendisini tanıyor bile sayılmam.

 Fakat inanın, olanlara müthiş üzüldüm.

 Bu korkunç.

 Simone?

 Simone?

 Beni tanıyorsun, değil mi?

 Benim.

 Stella.

 Arkadaşın Stella.

 Beni tanıyamadın mı?

 Gitmek zorundasınız.

 Çantanız.

 Kurtulması için bir umut var mı?

 Kurtarabilirsek, kurtaracağız.

 Dikkatli olun.

 Üzüntünüze yenilmemelisiniz.

 Dilerseniz, bir şeyler içelim.

 İyi gelecektir.

 Şurada bir yer  Buyrun.

 Ne içmek istersiniz?

 Bilmiyorum.

 Ben bira alacağım.

 Hayır, kahve.

 – Kahve.

 Peki ya bayan?

 – Kahve istemiyorum.

 Sert bir şey alın.

 Kendinize getirir.

 Küçük bir bardak Beaujolais alayım.

 Küçük bir kadeh Beaujolais ve  bir de martini.

 – Kahve istemiyor musunuz?

 – Hayır.

 Martini.

 Unutmuşum.

 Bir telefon açmalıyım.

 Hemen dönerim.

 – Buraya gel.

 – Tamam, geliyorum.

 İntiharı asla anlayamayacağım.

 Karşı olduğumdan değil ama idrak edemiyorum.

 Bu konuyu hiç onunla konuştunuz mu?

 Asla.

 Olanlara inanamıyorum.

 Çok korkunç.

 Korkunç.

 Evet, korkunç.

 Aşkta bir hayal kırıklığı olmasın sebep?

 Ya da öyle bir şey?

 – Kiminle?

 – Bilmem.

 Bir erkekle.

 Erkekler ilgisini çekmezdi, biliyorsunuz.

 Evet, biliyorum, ama  Demek istiyorum ki, onun kadar hassas kadınlar, göründüğünden çok daha karmaşık ilişkiler içindedirler.

 Hem zaten belki kurtulur.

 Sanmam.

 Beni bile tanımadığını farkettiniz mi?

 Tam bir trajedi.

 Hey, adamım.

 Bu artiste bir ekmek parası.

 – Hiç bozuğum yok.

 – Önemli değil.

 Neyin varsa bana uyar.

 Bir tek banknotlar var.

 Kız arkadaşının yanında cimri gözükmek istemezsin.

 Teşekkür bile etmedi.

 Serserileri sevmem.

 Hiçbir şey vermemeliydiniz.

 – Bir şey içmek ister misiniz?

 – Hayır.

 Teşekkürler.

 Pekala.

 Hoşça kalın o zaman.

 – Hoşça kal.

 – Yakında görüşmek dileğiyle.

 – Nedir bu?

 – CNMA’den şimdi geldi.

 – Mösyö Lott mu göndermiş?

 – Evet.

 – Villa LeDuc olmalı.

 – Evet, doğru.

 Evet, Villa LeDuc.

 “Çizim numarası 2601.

 “Sol alt köşede belirtildiği gibi kubbenin detaylı bir kopyasını çıkarın.

” Önümüzdeki perşembeye kadar vaktin var.

 Simone Choule hakkında bir haber var mı diye aramıştım.

 – Hangi bölümde yatıyor?

 – Ameliyathane?

 – Choule mu?

 C ile mi?

 – Evet.

 Simone Choule.

 – Akrabası mısınız?

 – Hayır.

 Arkadaşıyım.

 Hasta dün öğleden sonra 4.

20’de öldü.

 Teşekkürler.

 Evet  Hoşça kalın.

 – Günaydın, Mösyö.

 – Günaydın.

 – Karşıda mı oturuyorsunuz?

 – Evet.

 Yeni taşındım.

 Camdan atlayan kızın dairesini kiraladınız, değil mi?

 Evet.

 Tanır mıydınız?

 Elbette.

 Her sabah gelirdi.

 Her zaman aynı yere otururdu, tam şu anda senin oturduğun yere.

 Bir fincan sıcak çikolata ve çörek.

 Asla kahve içmezdi.

 “Kahve içersem iki gün uyuyamam,” derdi.

 – Alışkanlık meselesi.

 – Sıcak çikolata alır mısın?

 Yaradılış meselesi aynı zamanda.

 Onun gibi genç bir kız kendini öldürsün.

 Olacak iş değil.

 Muhtemelen sebepsiz yere.

 Bir anlık bunalım ve güm, her şey bitti.

 Robert.

 – Burada sigara satıyor musunuz?

 – Evet.

 Ne istersiniz?

 – Gauloises bleues, lütfen.

 – Gauloises kalmamış.

 – Başka ne var?

 – Gitanes ve Marlboro.

 Matmazel Choule Marlboro içerdi.

 Ondan vereyim mi?

 Hayır.

 Hayır, sağolun.

 Simone Choule, tanrı seni çobanın gün sonunda koyunlarını ahıra toplayışı gibi bağrına aldı.

 Bundan daha doğal, daha yüce bir teselli ne olabilir?

 Kutsal olanların arasına bir gün yeniden dönmek, en büyük dileğimiz değil mi?

 Ebedi kutsanışta yüce tanrı ile yüzyüze, dünyevi zevklerden arınmış, sonsuz ve doğru hayatı yaşamak.

 O tanrı ki, bizim için çarmıha gerilerek hayatı son bulan oğlu ve elçisi Yüce İsa yoluyla, bizler gibi zavallı ölümlü yaratıklardan hastalıkta, acıda ve ölümde sevgisini ve bağışlamasını esirgememiştir.

 Evet, ölümde.

 Soğuk mezarda.

 Bedenleriniz geldikleri toprağa geri döner, ve geride kalan bir tek kemiklerinizdir.

 Solucanlar gözlerinizi, dudaklarınızı ve ağzınızı kemirir.

 Kulaklarınızdan içeri girerler, burun deliklerinizden içeri.

 Vücudunuzun içinde çürümedik yer kalmaz, ve etrafa dayanılmaz bir koku yayar.

 Evet, İsa cennete yükseldi ve meleklerin arasına katıldı.

 Ama sizin gibi ahlaksız, şehvet düşkünü, aşağılık yaratıklar, bu mertebeye erişemeyecek.

 Ne hakla yüzüme baka baka beni taciz eder, benimle alay edersin?

 Bu ne cüret!

 Burada, benim tapınağımda ne işin var?

 Ait olduğun yer kara topraktır.

 Bedenin yol kenarında çürümüş cesetler gibi kokuşsun.

 Sana söylüyorum, seni krallığıma girmekten menediyorum.

 Dört, üç, iki, bir, sıfır!

 İşte kahramanımız.

 İşte burada!

 Hey, Trelkovsky.

 Şanslı kiracı.

 – Nice’den Lucille Pampin.

 – Riviera’dan.

 Paris’in en iyi oral seksi.

 – Çok memnun oldum.

 – Nasılsınız?

 Ne?

 Başka sandalye yok mu?

 Tam bir mezbele!

 Burada bir masa var.

 Nişanlın kucağıma oturabilir.

 Prensiplerime aykırı.

 Bir yardım et bakalım.

 Öbür ucundan da sen el at.

 Dikkat et ha!

 – Tam ortaya koyun.

 – Tamamdır.

 Çok daha hoş oldu.

 Burada bir yatak var.

 Onu da kullanalım.

 Masayı kaydır biraz.

 Masayı çek oradan.

 – Yardım etmemi ister misin?

 – Teşekkürler.

 – Bırak ben bitireyim.

 – Salatayı hallet o zaman.

 – Viviane’le tanıştın mı?

 – Merhaba.

 Acele et.

 Bu şey bir ton olmalı.

 – Şöyle koyuver.

 – İşte bu kadar.

 Bu da ne?

 Yoksa senin mi?

 Yeter, kes şunu.

 Adamın altın gibi kalbi var.

 – Peki ya sen?

 – Hayır, planlamadım.

 Biliyorum.

 Bence karı gibi kalbi var.

 Bir parça ekmeğe, seve seve yaparsın.

 Yapmam.

 Servet dahi verseniz, hayalini bile kurmam.

 Kim sana servet teklif edecek kadar gerzek olabilir?

 Prensiplerinden bahsediyor, ahmak.

 Prensiplerin hakkında ne düşünüyorum, biliyor musun?

 – Ne düşünüyorsun?

 – Beş para etmez olduklarını.

 Diyorum işte, ben karşılıksız yaparım.

 – Tamamen karşılıksız.

 – Türlü türlü insan var işte.

 Kimsenin yapmamı istediği yok ama, ben üstüne para verirdim.

 Bir keresinde gördüm.

 Mide bulandırıcı bir şeydi.

 – Konuyu değiştirebilir miyiz?

 – Kadın hareketinden mi bahsedelim?

 Kadın hareketini bu işe karıştırma.

 O militanları görmedin mi?

 İnsanın dönme olası geliyor.

 Şu domuza bak.

 Lavoboya işiyor.

 Ne iğrenç!

 Rahat bırak beni.

 Bu döküntü dairede hela yoksa ben ne yapayım.

 – Mösyö?

 – Müthiş gürültü yapmaktasınız.

 Saat biri geçti.

 Müthiş gürültü yapmaktasınız.

 Sessizce sohbet ediyorduk.

 Sessizce mi?

 Üst katta oturuyorum ve her söylediğinizi duyabiliyorum.

 Mobilyaları sürükleyip, ayaklarınızı yere vurmaktasınız.

 Katlanılır gibi değil.

 Daha fazla devam etmek niyetinde misiniz?

 Bu herif de kim?

 Bakın  Uyandırdığım için çok üzgünüm.

 Bundan sonra daha dikkatli olacağım.

 Kimse umrunda değil gibi senin.

 Hoş vakit geçirmek iyi hoş ama bazıları sabah işe gitmek zorunda.

 Yarın Pazar.

 Cumartesi akşamı dostları davet etmek makul bir davranış.

 Hayır mösyö.

 Böylesine gürültü patırtı yapmak, Cumartesi bile makul değil!

 Daha dikkatli oluruz.

 İyi geceler.

 Yakında bu herif kapıyı çalmadan otuzbir bile çekemeyeceksin.

 – Seni ezmesine izin verme.

 – Geri saldırmalısın.

 – İntikam almalıyız.

 – Evini ateşe verelim.

 – Bacasından akrepler atalım.

 – Ya da yengeçler.

 Duvarından delik açıp, içeri gaz verelim.

 Ya da yerden delik açalım.

 – Ne moronsun!

 – Aklı hep belden aşağısında.

 – Bizi evden kovuyor.

 – Geç oldu.

 – Alçak şey!

 – Gidip başka yer bulalım.

 – Hadi gidelim.

 – Biri ceketimi uzatsın.

 – Dikkat et.

 – Hadi bakalım, ayaklanın.

 Gidelim millet.

 – Hepiniz hoşça kalın.

 – Hadi millet.

 İyi geceler.

 – Herkes dışarı.

 – Ne partiydi ama.

 İyi geceler, ahbap!

 Gürültü yapmayın.

 İnsanlar uyumaya çalışıyor.

 Günaydın Mösyö Zy.

 Ne güzel bir gün, değil mi?

 Dün geceden dolayı utanç duymaktayım.

 Söz veriyorum, bir daha olmayacak.

 Umarım olmaz.

 Hem beni hem de karımı uyandırdınız.

 Bir daha uyku tutmadı.

 Tüm bunların anlamı neydi?

 Bu güzel daireyi bulmamdaki müthiş talihimi kutlamak için, birkaç arkadaş çağırayım dedim, bir tür kutlama partisi, kimseyi rahatsız etmeden tabi.

 Ve sonra, bilirsiniz nasıI olduğunu.

 En iyi niyetinizle, kimseyi rahatsız etmeyi hayal bile etmeksizin, sohbete dalıp iyi vakit geçirirsiniz.

 Farkına bile varmadan öyle gürültü yaparsınız ki  Üzgünüm.

 Söz veriyorum, bir daha asla olmayacak.

 Bunu duyduğuma sevindim, Mösyö Trelkovsky.

 Çünkü ciddi tedbirler almayı düşünüyordum.

 Daire bulmak kolay değil, eldekinin değerini bilmek lazım.

 “Kafası atan komşu, sarhoş tenoru gece 3’de La Costa’yı söylüyor diye vurdu.

” “39 yaşındaki bekar, Louis Marais, eve içkili geldi “ve camı sonuna kadar açık opera söylemeye başladı.

 “Komşusu, Mösyö Pierrot’un sesini kesmesini istemesine, “Mösyö Marais apartman boşluğunda Tosca’yı söyleyerek karşılık verdi.

 “Pierrot silahındaki tüm kurşunları zavallı tenora boşalttı, “ve Marais hastaneye varamadan can verdi.

 “Katil tutuklandı.

” Hey siz!

 Sessiz olun!

 Bu gürültü patırtıya daha ne kadar devam edeceksiniz?

 Kim o?

 Benim.

 – Sizin için ne yapabilirim?

 – Şikayette bulunan siz misiniz?

 Şikayet mi?

 Kime karşı?

 Bana karşı, geceleri rahatsızlık vermekten.

 Kimse hakkında şikayette bulunmadım.

 Birisi şikayette bulunmuş.

 Bu sabah uyarı notunu aldım.

 Bütün gürültüyü yapan asıI o kadın.

 – Kim?

 – O yaşlı kadın.

 Çok gaddardır.

 Hayatımızı zorlaştırmak için elinden geleni yapıyor, tek sebep kızımın sakat olması.

 – Siz bulunmadınız mı şikayette?

 – Tabi ki hayır.

 O zaman o olmalı.

 Alt kata sordum.

 Sizin olabileceğinizi söylediler.

 Biz onun tam tersi, erken yatarız.

 Geceleri uyuyamaz ve dairesinde bir aşağı bir yukarı dolanır, mobilyaların yerini değiştirir.

 Beni ve kızımı uyutmaz.

 Ne yaptı biliyor musunuz, mösyö?

 Kapımıza süpürge sopası sıkıştırdı.

 Açabilmek için bütün gücümle sopayı kırmak zorunda kaldım.

 Omzumda bir kası incittim.

 Bizim atılmamızı istiyor.

 Bunu yapamaz.

 Ben hiç gürültü yapmam, gerçekten mösyö.

 Yapsanız bile, sizi öylece atamazlar.

 – Emin misiniz?

 – Kesinlikle.

 Tanrı sizi kutsasın.

 Tanrı sizi kutsasın, mösyö.

 Teşekkürler.

 – Komşuların nasıllar?

 – Alışıyorum.

 Alışkanlık meselesi.

 Onlar da bana alışmak zorunda tabi, bilirsin.

 Rahatsız etmeye devam ederlerse, Simon ve ben icabına bakarız.

 – Değil mi, Simon?

 – Nefis yöntemlerimiz var.

 Gecenin bir yarısı gelip avludan sana bağırırız.

 Hey, Trelkovsky, gel de bir içki içelim!

 Hadi kımılda!

 Ya da gece yarısı alt katın kapısını çalabiliriz ve “Ayaklan bok surat, parka saksafon çektirmeye gidiyoruz.

” Biliyor musunuz  Binada garip bir şey oluyor.

 Avlunun öbür yanında, tuvaletlerde insanlar görüyorum.

 Ne halt ediyorsun?

 Röntgencilik mi?

 Millet helaya birlikte mi giriyor?

 Orji gibi mi yani?

 Hayır, orada öylece dikiliyorlar.

 Ölü gibi hareketsiz.

 – Şeyleriyle oynuyorlardır.

 – Kesinlikle öyle değil.

 Ölü gibi hareketsiz duruyorlar.

 Hareketsiz dururken şeyinle oynayabilir misin?

 – İçki alır mısın?

 – Sen ne içeceksin?

 – Bira.

 – Bira olur.

 – Sorun nedir?

 – Hiçbir şey.

 Yalnızca  Endişelenme.

 Ne yaptığımı biliyorum.

 – Biraz kıs.

 – Bırak.

 Onlar alışıklar.

 Ama bizim için bile çok yüksek.

 Alışmaya çalış.

 Fırsatın varken tadını çıkar.

 Evde yapamazsın.

 Komşu mu?

 Umarım.

 Rahatsız ettiğim için üzgünüm.

 Misafiriniz var, anlıyorum.

 Ama müziğin sesini biraz kısabilir miydiniz acaba?

 Karım hasta da.

 Hasta, öyle mi?

 Ben ne yapabilirim?

 Onun yüzünden yaşamayım mı?

 Hastaysa neden hastaneye gitmiyor?

 Plaklarımı isteğim zaman ve istediğim kadar yüksek sesle çalarım.

 Biraz işitme sorunum var ama bu müzikten yoksun kalmamı gerektirmez.

 Ve sakın aptalca bir şey yapmaya kalkma.

 Polis şefi yakınımdır.

 Gördün mü?

 Bunlarla böyle başa çıkacaksın.

 – Ya karısı cidden ?

 – Ne olmuş?

 Ben hastalanınca gidip ona sızlanmıyorum.

 Bir daha geri gelmeyecek.

 Seni temin ederim.

 Bir saniye, lütfen.

 Kim o?

 Simone Choule’un dairesi mi?

 Evet.

 Öyleydi.

 Ben yeni kiracıyım.

 Taşındı mı kendisi?

 İçeri buyrun, lütfen.

 Öyle durmayın kapıda.

 Umarım ona bir şey olmamıştır.

 – Lütfen oturun, mösyö ?

 – Badar.

 Tanıştığımıza memnun oldum, Mösyö Badar.

 Benim adım Trelkovsky.

 Korkarım talihsiz bir  Onu iyi tanır mıydınız?

 Onu tanımak mı?

 İntihar etti.

 Kendini camdan attı.

 Görmek ister miydiniz nereye ?

 Neden  Neden böyle bir şey yapsın?

 Kimse bilmiyor anlaşılan.

 Stella’yı tanır mısınız?

 O da anlam veremedi.

 Kimse neden yaptı bilemiyor.

 Bu sabah Louvre Müzesi’nin Mısır bölümüne yeniden gittim.

 Hoş bir kartpostal buldum ve ona gönderdim.

 Ne acı bir tesadüf!

 İtiraf edemeden geçen duygu dolu yıllar.

 Onu her görüşümde yalnızca arkadaşmışız gibi davrandım   ki bu da sık olmuyordu, onu da söyleyeyim.

 Hiç adil değil.

 Ona içimi açmaya tam cesaretimi topladığım gün, öğreniyorum ki  öğreniyorum ki o  Neden?

 Neden ona söyleyemedim bile?

 Öğrenemeden gitti.

 Kapatıyoruz, Mösyö Trelkovsky.

 Hayat artık yaşamaya değmez.

 – Öyle düşünme  – 6,60 frank.

 Öyle düşünmemelisiniz.

 Gençsiniz, unutursunuz.

 Bekleyin.

 Bekleyin bir dakika.

 Teşekkürler.

 Sizi temin ederim acı çekmedi.

 Peki ya bir şey söylemedi mi?

 – Emin misiniz?

 – Kesinlikle eminim.

 Pekala, pekala.

 Benim sıram, tanrı aşkına!

 Herkese içkiler benden.

 O hariç.

 Takmayın onu.

 O sarhoş.

 Sarhoş.

 – Bana yaptığınız iyilik  – Çok doğal.

 – Doğal değil.

 Hiç de doğal değil.

 – Gayet doğal.

 Sizin gibilerine sık rastlanmıyor.

 Bu kadar basit.

 Hayatımı kurtardınız.

 – Günaydın.

 – Günaydın.

 Sıcak çikolata içer misiniz, Mösyö Trelkovsky?

 Neden olmasın?

 – Gauloises bleues, lütfen.

 – Tabi.

 Gauloises istemiştim.

 Marlboro dediniz sandım.

 Gauloises’ım kalmadı.

 Robert şimdi gelir.

 Onu gönderir, aldırtırım.

 Zahmet etme.

 Marlboro alayım.

 Evet, biliyorum!

 Gürültü yapıyorum.

 Hırsızlar buradayken vursaydınız ya.

 Belki de vurdular.

 Bu böyle devam etmez.

 Kimseyi uyutmadınız yine.

 Tüm komşular şikayet ediyor.

 Dün geceden mi bahsediyorsunuz?

 Elbette ondan bahsediyorum.

 Zalimce bir gürültüydü dün geceki.

 Böyle davranırsanız burada kalamayacağınızı söylemiştim.

 Önlem almak mecburiyetindeyim.

 Soyuldum, Mösyö Zy.

 Polise gitmek üzereydim.

 Ne demek istiyorsunuz?

 Evim saygın bir yerdir.

 – Paçayı kurtarmaya çalışıyorsanız  – Doğru söylüyorum.

 Televizyonum gitti, kameram, bavullarımdan biri.

 Anlıyorum.

 Şey, sizin için çok üzüldüm ama polise gitmek niye?

 Olanları anlatmak için.

 Bakın, Mösyö Trelkovsky.

 – Burası dürüst bir apartmandır.

 – Ona şüphem yok  Bitirmeme izin verin.

 Kiracılarımı nasıI dikkatli seçtiğimi bilirsiniz.

 Size daireyi verdim çünkü dürüst göründünüz.

 Aksi takdirde, milyon teklif etseniz reddederdim.

 Polise giderseniz, gelip her türlü soruyu soracaklardır, gereksiz sorular.

 Bu da yalnızca bu evin saygınlığını zedeler.

 – Bu sizin de yararınıza.

 – Yararıma mı?

 Ben ne yaptım ki?

 Polisli olaylara karışanlara şüpheli gözlerle bakılır, özellikle de Fransız değillerse.

 Ama ben Fransız vatandaşıyım.

 Yanlış bir şey yapmadığınızı biliyorum, ama başkaları bilmez.

 Tanrı bilir neden şüphelenirler.

 Ne dediğimi biliyorum.

 Polis şefi yakınımdır.

 Bu konuyu onunla görüşürüm.

 O ne yapılması gerektiğini bilir.

 Ha  bu arada  Eski kiracı saat 10’dan sonra hep terlik giyerdi.

 Onun için çok daha rahat olurdu.

 Ve komşular için de.

 – Bir paket Marlboro.

 – Bir paket Gauloises ver.

 Bir paket Marlboro, lütfen.

 Orada yatmaktaydı.

 Hastane koğuşunda  – Bir paket Gauloises.

 – 1,60 frank.

 Haftaya görüşürüz.

 Selam.

 Nasılsın?

 Çok iyiyim.

 Sigara almaya gelmiştim.

 Gel, katıI bize.

 Bunlar dostlarım.

 – Katılabilir miyim?

 – Elbette.

 – Selam.

 – Selam.

 Biz de Simone hakkında konuşuyorduk.

 – Simone mu?

 – Simone Choule.

 Bu size bahsettiğim adam, hani hastanede tanıştığım.

 Onu hayatta gören son kişiler bizlerdik.

 Stella’nın dediğine göre Simone onu tanıyamamış.

 – Tanıyabildiğini sanmıyorum.

 – Ya seni?

 – Beni mi?

 – Seni de mi tanımadı?

 Söylemesi güç.

 Hiçbir şekilde emin olamadım.

 Belki de çığlık atmaya başladığında, bir şey söylemeye çalışıyordu.

 Herneyse, yeniden düşündüğümde böyle bir izlenim kalmış.

 O çığlığı kopardığında sana bakıyordu.

 – Öyle mi sence?

 – Bilirsiniz  Evde hala ona ait eşyalar var.

 Çok moral bozucu.

 – Sende neleri var?

 – Bazı kitapları, birkaç plağı.

 İşte Simone’un kitaplarından biri.

 – Okumadım bunu.

 – Ben de.

 Mısır Uygarlığı pek ilgimi çekmez.

 Bir gece burada unutmuş.

 Dilersen alabilirsin.

 Çok naziksin.

 Okumayı çok isterim.

 Harikulade bir yerde yaşıyorsun.

 Benim yaşadığım yerden daha iyi.

 Sormamda bir sakınca yoksa, kirası yüksek mi acaba?

 Kira ödemiyorum.

 Ağabeyime ait.

 Birkaç aylığına Peru’ya seyahete gitti.

 Bir sene dönmez herhalde.

 Komşularınla sorunun oluyor mu?

 – Ne gibi sorun?

 – Bilirsin işte  Bu günlerde komşuluk ilişkileri oldukça karmaşık olabiliyor.

 Bilirsin, küçücük şeyler dev sorunlara dönüşüverir ya.

 – Anlatabildim mi?

 – Hayır.

 Hayır, anlayamadım.

 Ben işime bakarım.

 Ben de.

 En iyi yöntem bu.

 İstersen sonra, seni eve götüreyim.

 Senin eve gidelim mi?

 Benim eve mi?

 Tamam mı?

 Tabi, olur.

 Yalnız benim ev biraz  Biraz zor gibi.

 Aslında imkansız.

 Neden?

 Kız arkadaşın mı var?

 Tam olarak değil.

 Boya yapıyorum da, evin hali tam bir kaos.

 Kaos.

 Yine de birkaç saat takılabiliriz orada.

 Üzerine bir de, amcam ziyarete geldi, birkaç gün kalacak.

 Senin eve gitsek?

 Paltonu çıkar.

 Ben hemen dönerim.

 Bir içki hiç fena olmaz.

 Şerefe.

 Şerefe.

 Neden kravatını çıkarmıyorsun?

 Gırtlağını öyle sıkıyor ki boğulacaksın.

 Dairemde bir diş buldum.

 Bir deliğin içindeydi.

 Diş mi?

 Delikte mi?

 Evet.

 Duvardaki delikte.

 Pamuğa sarılmış halde.

 Eee?

 Bir diş için böyle surat asmanın gereği yok.

 Biraz garip ama, değil mi?

 Pek değil.

 Ben küçükken, hep yapardık bunu.

 Ne zaman bir dişim düşse, hemen saklardım.

 Annem demir paraya dönüşeceğini söylerdi.

 Demir para.

 Ah, tanrım.

 – Stella, şeyi merak ediyordum  – Evet?

 Bir diş  Bir diş bizim parçamızdır, değil mi?

 Sanki  kişiliğimizin bir parçası gibi.

 Ne demek istediğini anlamıyorum.

 Bir gün gazetede okumuştum, adamın biri kazada kolunu kaybediyor ve kolunun gömülmesini istiyor.

 Ne yapmak istiyor?

 – Kolunun mezarlıkta gömülmesini.

 – Çatlak olmalı.

 Yetkililer reddediyor.

 Kol yakılıyor, o kadar.

 Nerede olmuş bu olay?

 Fransa mı?

 Külleri vermeyi kabul ettiler mi, onu merak ediyorum ve kabul etmedilerse, ne hakla?

 Konuşacak daha eğlenceli bir konun yok mu?

 Pekala, bu kadar yeter.

 Endişelenme.

 Söyle bakalım  Bir kişi hangi noktada   olduğunu sandığı kişi olmayı bırakır?

 Bilirsin, karmaşık sorulardan hoşlanmam.

 Diyelim kolumu kestin.

 Şöyle derim, “Ben ve kolum.

” Öteki kolumu da kestin.

 Şöyle derim, “Ben ve iki kolum.

” Diyelim  midemi   midemi söküp çıkardın, böbreklerimi, diyelim ki mümkün bu  Şöyle derim, “Ben ve iç organlarım.

” Anlıyor musun?

 Ve şimdi de, kafamı kestin   “Ben ve kafam” mı derim yoksa “Ben ve vücudum” mu?

 Kafamın kendine ben demeye ne hakkı var?

 Ne hakkı var?

 Aman tanrım.

 Mösyö Trelkovsky?

 Orada kal.

 Mirza, kal orada.

 Bütün gece dışardaydınız ha?

 Evet, ben  Amcamla kalmak zorunda kaldım.

 Kendisi rahatsız.

 Madam Dioz’a döndüğünüzü söylerim.

 Madam Dioz mu?

 Madam Dioz da kim?

 Bu bana ait değil.

 Bakın.

 “Louvre’dan sevgilerle.

 “Georges Badar.

” Sizinle bir konuda görüşmek istiyorum, mösyö.

 Lütfen içeri buyrun, madam.

 Ben Madam Dioz.

 – Tanıştığımıza çok memnun oldum.

 – Ziyaretimin sebebi bu.

 Lütfen okuyun.

 Adı batasıca Madam Gaderian aleyhine imza topluyoruz.

 Bu sefer haddini iyice aştı, artık bu konuda bir şey yapmalıyız.

 Bakın.

 Mösyö Zy bile imzaladı.

 Şurada.

 Madam Gaderian kim?

 Tanımıyorum.

 Tanımıyor musunuz?

 O korkunç gürültüyü kim yapıyor sanıyorsunuz?

 Ta kendisi, sevgili genç adam.

 Gece yarısı çamaşırını yıkar, yıkarken bir de ıslık çalar.

 – Sizce medeni bir insan bunu yapar mı?

 – Sanırım yapmaz.

 Hadi o zaman.

 İmzalayın.

 Zaten bu bir dayanışma meselesi.

 Bu kadın hayatı yaşanmaz hale getiriyor  diğer apartman sakinleri için.

 Sakat kızıyla birlikte yaşayan bayandan mı bahsediyorsunuz?

 Sakat mı?

 Hayır.

 Bir oğlu var, koridorda sürekli top oynayan, felaket gürültü yapan bir velet.

 Emin misiniz?

 Kızı olmadığını kesinlikle biliyorsunuz, öyle mi?

 Yaşadıkları inde ne haltlar dönüyor, bilmiyorum.

 Kapıcıya sorun.

 Üzgünüm, dilekçeyi imzalamayacağım.

 Bu bayan beni hiç rahatsız etmedi.

 Kendisini şimdiye kadar ne gördüm, ne de duydum.

 Hangi dairede yaşıyor ki zaten?

 Bu tavrınızı unutmayacağım.

 Ne olduğu çok açık.

 Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

 – Kesinlikle öyle değil.

 – Sizin gibileri iyi bilirim.

 Felç geçirene kadar şu karşıda oturan adam da öyleydi.

 Komşuları onu çürümeye terk etti.

 Kesinlikle neyin doğru olduğuna inanıyorsanız, onu yapın.

 Ama sizi uyarıyorum, sonra bana gelip ağlamayın.

 Soysuz şeyler.

 Ne yapayım yani?

 Düşüp öleyim mi?

 Benim karım hep  Benim için hazırlıyorlar.

 Masumu oynamanın gereği yok.

 Sizin hakkınızda çok şikayet geldi, Mösyö Trelkovsky.

 Gece, huzuru bozmakta üstünüze yokmuş.

 Hayretler içerisindeyim, Müfettiş Bey.

 Bana hiçbir şey söylenmedi.

 Gürültü yapmak huyum değildir.

 Çok az arkadaşım vardır ve hiç eğlenmem.

 Hayat hikayeniz beni ilgilendirmiyor.

 Başka işim gücüm var.

 Hakkınızda sürekli şikayetler alıyorum ve toplum düzenini korumak görevim.

 Bu yüzden ilk ve son kez söylüyorum, geceleri ne halt ediyorsanız, artık yeter.

 Trelkovsky.

 Rus ismi mi?

 Polonya.

 – Fransız değilsiniz yani, öyle mi?

 – Fransız vatandaşıyım.

 Kimlik kartınızı göreyim.

 Çok eskimiş.

 Son adres değişikliğinizi kaydettirmemişsiniz.

 15 rue Sedan, nerede bu?

 Son derece üzgünüm, en kısa zamanda yaparım.

 Yapsanız iyi edersiniz.

 Pekala.

 Bu seferlik her şeyi görmezlikten geleceğim.

 Hakkınızda bir daha şikayet duymayayım.

 Size huzuru bozdurmam.

 Çok teşekkür ederim, Müfettiş Bey.

 Hoşça kalın.

 İyi günler, madam.

 Benim hakkımda kimin şikayette bulunduğunu bilmek isterim.

 Kim olduğunu biliyor musunuz?

 O kadar gürültü yapmasaydınız, şikayet de olmazdı.

 İmza mı toplandı?

 Beni o gün ziyarete gelen kadın mı?

 Madam Dioz mu?

 Suçlu olan biri varsa, o da sizsiniz.

 Siz de imzaladınız mı?

 Her şey bitti.

 O kazandı.

 Herkes imzaladı.

 Siz hariç mösyö.

 Teşekkürler.

 Siz iyi bir insansınız.

 Burnumu sokmak istemedim.

 Saçma.

 Siz iyi bir insansınız.

 Gözlerinizden okuyabiliyorum.

 Onlarla ödeştim.

 Kapıcıyla da.

 O da diğerleri kadar gaddar.

 Yaptıklarını yanlarına bırakmadım.

 Fikri onlardan aldım aslında.

 Ne yaptım biliyor musunuz?

 Şeyimi yaptım.

 Binadaki herkesin kapısının önüne.

 Bu onların suçu.

 Fikri onlar verdiler.

 Sizin kapınıza yapmadım.

 Başınıza iş açmak istemem.

 – Ne zaman yaptınız?

 – Az önce.

 Farkettiklerinde suratlarındaki ifadeyi görmek isterdim.

 – Hakettiler, hem de hepsi.

 – Benim yaptığımı söyleyecekler.

 İyi geceler mösyö.

 İyi uykular.

 Hey, şuna bak.

 Beni intihara sürükleyecekler.

 Pekala.

 Onlara göstereceğim.

 Nefis ayakkabılar, şekerim.

 Pek hoşlar.

 Nereden buldun ayol bunları?

 Şey, onları  hatırlamıyorum  80 frank, şaka yapıyorsun.

 Süpermarket, evet.

 Sandığı kadar genç değil aslında.

 Güzel, çok güzel.

 Tapılası.

 Gökten inme, tanrıça.

 Tanrıça.

 Sanırım hamileyim.

 Canavarlar!

 Canavarlar!

 Beni asla Simone Choule’a dönüştüremeyecekler.

 Asla!

 Mösyo Trelkovsky.

 Daireyi size hangi şartlarla verdiğimi hatırlıyor musunuz?

 Hatırlıyorum, Mösyö Zy.

 Hangisinden bahsediyorsunuz?

 – Kadınlarla ilgili olanından.

 – Tabi, elbette.

 O zaman neden buraya kadın getiriyorsunuz?

 Efendim?

 Buraya asla kadın getirmedim.

 Getirdiğinizi biliyorum.

 Odanızda kadın vardı.

 İnkar edemezsiniz.

 Bu sefer görmezlikten geleceğim.

 Ama bu son.

 Eminim anlatabildim.

 Günaydın, Mösyö Trelkovsky.

 Bana kahve getir.

 – Sıcak çikolata istemiyor musunuz?

 – Hayır, kahve istiyorum.

 – Hep sıcak çikolata alırsınız.

 – Hiçbir zaman ne istediğimi sormadın ki.

 Bugün söylüyorum, kahve istiyorum.

 Üzgünüm, ama  Sorun aslında, gördüğünüz gibi  Kahve makinası bozuldu.

 – Sıcak çikolata istemez misiniz yani?

 – Hayır!

 Neden isteyeyim?

 Sinirlenecek ne var?

 Ben  bir kadeh kırmızı şarap alayım.

 Tahmin ediyorum Gauloises’ınız da yok.

 – Doğru.

 Yalnızca Marlboro var.

 – Almayayım, kalsın.

 Niyetinizi biliyorum.

 Katiller çetesi!

 Bakma bana masum masum.

 Planınız ne olduğunu çok iyi biliyorum.

 – Neyin var?

 – Gemim.

 – Hangisi?

 – Kırmızı olan.

 Ağlama bakalım.

 Adın ne senin?

 Patrick.

 Ve gemini kaybettin, kırmızı olan, öyle mi?

 Pekala, senin için gidip onu alacağım.

 Seni pis velet.

 Bu o!

 Orada!

 Tanrım!

 Bu da ne?

 Savaşacağım.

 Acı sona dek savaşacağım.

 Kim o?

 Benim, Trelkovsky.

 Uyuyor muydun?

 Sorun nedir?

 Sabahın bu saatinde rahatsız ettiğim için özür dilerim.

 Bir süre burada kalmamın bir sakıncası var mı?

 Garip bir adamsın.

 Sakıncası varsa söyle.

 Alınmam, gerçekten.

 Hayır, tabi ki kalabilirsin.

 Şuna bak, yaralanmışsın.

 Önemli bir şey değil.

 – Ama leş gibi.

 – Önemli bir şey değil.

 Bekle.

 Sanırım şey var  sürecek bir şeyler.

 NasıI yaptın bunu?

 Onlar yaptı.

 Kim?

 Beni öldürmeye çalışıyorlar.

 Beni intihara sürükleyecekler.

 Neden bahsediyorsun?

 Kim seni öldürmek istiyor?

 Stella, sana yalan söyledim.

 Onun dairesinde yaşıyorum.

 Kimin dairesinde?

 Simone’un.

 Simone Choule’un dairesini kiraladım.

 – NasıI kiraladın?

 – Komşuları yüzünden öldü o.

 Hepsi komploydu.

 – Simone’a karşı mı?

 Delirmişsin.

 – Ben deli değilim.

 Dinle.

 Onu intihar etmeye zorladılar.

 Kanıtlayabilirim.

 Ve aynısını bana da yapmaya çalışıyorlar.

 Her şeyi hazırlamışlar.

 Tamamı planlanmış, her detayıyla.

 Bana ne yapmaya çalışıyorlar, biliyor musun?

 Öyle korkunç, öyle inanılmaz ki nasıI söylerim bilemiyorum.

 Doğru söylüyorum, yemin ederim.

 Söyle.

 Anlat bana, dinliyorum.

 Beni Simone Choule’a dönüştürmeye çalışıyorlar.

 Geçti artık.

 Ben senin dostunum.

 – Beni  – Sana yardım edeceğim.

 Gel şimdi.

 – Simone Choule’a  – Bitkinsin.

  dönüştürmeye çalışıyorlar.

 Birkaç gün içinde Paris’ten ayrılıyorum.

 Haklısın, evet.

 Yapılacak en iyi şey bu.

 Güvenebileceğim bir tek sen varsın.

 Benim, Stella.

 Korkma.

 Beni hatırlıyorsun, değil mi?

 Üzgünüm.

 Kabus görüyordum.

 Şimdi işe gitmeliyim.

 Geç kaldım.

 Sekiz civarlarında dönerim.

 Sana kahvaltı hazırladım.

 – Seni seviyorum.

 – Ben de seni seviyorum.

 Dışarı çıkıp sana çörek bile aldım.

 Lütfen kal.

 Beni yalnız bırakma.

 Geç kaldım.

 Dışarı çıkmak istersen, anahtarları paspasın altına bırak.

 Yarın yenilerini yaptırırım.

 İkimizin de kendi anahtarları olur.

 – Lütfen gitme.

 – Yaramazlık yapıyorsun ama.

 Sen iyi çocuk olup burada kalacaksın.

 İhtiyacın olabilecek her şey var.

 İstersen dışarı çıkıp temiz hava al.

 Gelirken yemek getiririm ve evde yeriz ya da yemeğe çıkarız istersen.

 Kendini nasıI hissettiğine bağlı.

 Akşama görüşürüz.

 Kimse var mı?

 Kimse var mı?

 Aşağılık orospu.

 Bu işte hepsi birlikteler.

 Bu işte hepsi birlikteler!

 Bu işte hepsi  Bu işte hepsi birlikteler!

 – Dur burada.

 Dur.

 – Hey, sorun nedir?

 Hiçbir şey.

 İneceğim.

 – Burası iyi mi?

 – Evet.

 Teşekkürler mösyö.

 Çok teşekkürler.

 Nereden silah satın alabilirim, biliyor musun?

 İyi para öderim.

 Defol buradan, seni küçük serseri.

 – Bu sersem silah almak istiyor.

 – Ne?

 Polis çağırayım da gör, pislik herif.

 Hızlı kullanma diye kaç kere söyledim.

 Bak ne oldu.

 Mösyö, yaralandınız mı?

 Araba kullanmayı beceremeyenler, taksiye binsin.

 Ne hakla bunu söylersin?

 Karım 25 senedir kaza yapmamıştır.

 Haklı.

 Adam tekerleklerin altına kendi girdi.

 Her şeyi gördüm.

 Geçmeme izin verin, lütfen.

 Müsaade edin.

 Bırakın geçeyim.

 Müsaade edin, ben doktorum.

 Katiller!

 Katiller!

 İnanın eşim ve ben olanlardan dolayı çok üzgünüz.

 Geri çekilin.

 Kaldırıma çıkın.

 – Memur bey, aynen şöyle oldu  – Kimliğiniz lütfen.

 Sizin de mösyö.

 Çok şanslısınız.

 Yalnızca birkaç sıyrık.

 Kırılma yok.

 Ama yine de röntgen çektirmelisiniz.

 Ciddi bir durum yok.

 Alkolden kaynaklanan hayaller görüyor.

 Şoför ve eşi ifade verdi, kendisini arabayla evine bırakmak istiyorlar.

 Yoksa ambulans mı çağırayım?

 Beyefendi halledebilecekse, bir sakıncası yok.

 Bu zavallı adamı evine bırakmaktan memnun oluruz.

 Sizi evinize götüreceğiz, tamam mı?

 Bu çok saçma.

 Hayır, lütfen!

 Beni öldürmeye çalışıyorlardı.

 İnsan başıyla futbol oynuyorlardı.

 Sakinleştirici vereceğim.

 İğne istemem.

 İğne istemiyorum.

 İğne iste  Beni  Beni öldürmeye çalıştılar.

 Mirza, sessiz ol.

 İyi akşamlar, madam.

 Bu beyefendi küçük bir kaza geçirdi.

 – Ciddi bir şey değil.

 – Bu sefer ne yaptı?

 Dairesine çıkarsak iyi olur.

 NasıI oldu?

 Bir anda arabanın önüne atladı.

 Neyse ki karımım refleksleri çok iyidir.

 Neler oluyor burada?

 Yine o.

 Seni soysuz herif!

 Kal orada.

 Mirza, kal.

 – O da ne?

 – Avludan geliyor sesler.

 Ambulans çağırsak iyi olur.

 Çağır hemen, acele et.

 Hareket etmemelisiniz.

 Yemin ederim, ben Simone Choule değilim.

 Çabuk, bir battaniye getir.

 – Katil!

 – Bir intihar daha!

 İnanılır gibi değil.

 Giyinişine bir bakın.

 Çıldırmış olmalı.

 Çatının tamiri daha yeni bitmişti.

 Onu ilk gördüğümde bir gariplik sezmiştim zaten.

 Aman tanrım, Mösyö Trelkovsky.

 Mantıklı davranın, ambulansı bekleyin.

 Katiller çetesi!

 Size biraz kan göstereyim de görün.

 Temiz ölüm istemiştiniz, değil mi?

 – Mantıklı olun.

 – Kanlı ölüm olacak.

 Unutamayacaksınız.

 Bir önceki gayet iyiydi, değil mi?

 Tabi, ben Simone Choule değilim.

 Ben Trelkovsky’im.

 Trelkovsky.

 – Pekala, pekala.

 Neler oluyor?

 – Bir kiracı camdan atladı.

 – Yine mi?

 Toptancıdan olmalı bunlar.

 – Şimdi nerede?

 Yeniden dairesine çıktı.

 Sanırım bir çeşit kriz geçiriyor.

 – Yeniden atlayacak!

 – Yeniden atlamaz değil mi?

 Sakin olun.

 Hareket etmeyin.

 Gelip sizi alacağız oradan.

 Mantıklı davranın şimdi.

 Aman tanrım.

 Mösyö Trelkovsky, aptalca bir şey yapmaya kalkmayın.

 Arkadaşı mısın?

 Üzgünüm.

 Ne olmuş olabilir?

 Neden böyle bir şey yapsın ki?

 Doğrusu, yakını değilim.

 Kendisini tanıyor bile sayılmam, ama  Simone  Simone  Beni tanıyorsun, değil mi?

 Benim.

 Stella.

 Arkadaşın Stella.

 Beni tanıyamadın mı?