120 dk

 Yönetmen:Ang Lee

Senaryo:Du Lu Wang, Hui-Ling Wang, James Schamus

Ülke:Tayvan , Hong Kong, ABD, Çin

Tür:Aksiyon, Macera, Fantastik

Vizyon Tarihi:23 Mart 2001 (Türkiye)

Dil:Çince

Müzik:Tan Dun

Nam-ı Diğer:Crouching Tiger, Hidden Dragon | Crouching Tiger, Hidden Dragon | Green Destiny

Oyuncular: Yun-Fat Chow, Michelle Yeoh

Özet

Efsanevi savaşçı Li Mu Bai, Yeşil Kader adını verdiği sihirli kılıcını bölge valisine vermesi için Yu Shu Lien’e teslim eder. Ancak kılıç çalındığı zaman tüm şüpheler, Li’nin ustasını öldüren kötü şöhretli bir kaçak olan Jade Fox üzerinde toplanır.

Film Metni

KAPLAN VE EJDERHA

 Li Usta geldi!

 Li Usta geldi!

 Şu Lien!

 Şu Lien!

 Li Mu Bai geldi!

 – Li Usta.

 – Merhaba.

 – Nasılsınız?

 – İyiyiz.

 Lütfen buyurun.

 – Li Mu Bai.

 Çok uzun zaman oldu.

 – Evet öyle.

 – İşler nasıl?

 – Fena değil.

 Sen nasılsın?

 İyi.

 Wudan Dağı’ndan Keşiş Zeng buraya uğradı.

 Derin meditasyon çalıştığını söyledi.

 Dağ çok huzurlu olmalı.

 Sana imreniyorum.

 İşim o kadar vaktimi alıyor ki dinlenecek zamanı zor buluyorum.

 Meditasyonu bıraktım.

 Eğitimimi tamamlayamadım.

 Neden?

 Sen bir Wudan savaşçısısın.

 Eğitim her şey demektir.

 Meditasyon eğitimim sırasında derin bir sessizliğe ulaştım.

 lşıkla çevrelenmiştim.

 Zaman ve mekan yok olmuştu.

 Ustamın bana hiç anlatmadığı bir noktaya geldiğimi hissettim.

 – Aydınlanmışsın.

 – Hayır, öyle olmadı.

 Aydınlanma anında hissedilmesi gereken mutluluğu yaşamadım.

 Aksine içim derin bir üzüntüyle doldu.

 Bu katlanabileceğimden çok daha ağırdı benim için.

 Devam edemedim.

 Başaramadım.

 Beni tekrar dünyaya çeken bir şey vardı.

 Neydi bu?

 Bir türlü vazgeçemediğim bir şey.

 Gidiyorsun galiba.

 Pekin’e götürmemiz gereken mallar var.

 Senden benim adıma Te Efendi’ye bir şey götürmeni rica etsem?

 Yeşil Kader Kılıcını mı?

 Onu Te Efendi’ye mi veriyorsun?

 Evet.

 O her zaman bizim en büyük koruyucumuz olmuştur.

 Anlamıyorum.

 Bu kılıçtan nasıl vazgeçersin?

 Uzun zamandır sendeydi.

 Bu kılıç bir sürü adamın kanını döktü.

 Temizmiş gibi görünüyor.

 Ama bunun tek nedeni, kanın kolay temizlenir olması.

 Bu kılıcı iyi amaçlar uğruna kullandın, ona layık oldun hep.

 Onu bırakmamın zamanı geldi artık.

 Ne yapacaksın peki?

 Benimle Pekin’e gel.

 Kılıcı Te Efendi’ye kendin verirsin.

 Tıpkı eski günlerdeki gibi.

 Ustamın mezarını ziyaret etmeliyim.

 İhtiyar Tilki onu öldüreli yıllar oldu.

 Daha onun öcünü almadım, ama artık savaşmayı bırakmak istiyorum.

 Beni affetmesi için dua etmeliyim.

 İşin bitince bana katıl.

 Eğer geleceksen seni beklerim.

 Belki.

 – Tamam, geçebilirsiniz.

 – Sağolun.

 Şehre gidelim.

 Yükümüzü boşalttıktan sonra dinleniriz.

 Sayenizde mallarımız güvende.

 Sağolun Bayan Yu.

 Ben sadece işimi yapıyorum.

 Babanız burayı kurduğundan beri Güneş Güvenlik bu işte en iyisi.

 Babanız sağ olsa sizinle gurur duyardı.

 – Teşekkür ederim.

 – Gerçek bu.

 Bu Li’nin kendi kılıcı.

 İyi bir savaşçı, iyi bir kılıca layıktır.

 Dünyada bu kılıca layık tek kişi o.

 Çok değerli bir hediye.

 Bunu kabul edemem.

 Bu kılıç Li Mu Bai’ye zaferler kazandırdı ama başına çok da dert açtı.

 Li artık bu dertlerle uğraşmak istemiyor.

 Kılıcı alın ve eski hayatını geride bırakmasına yardım edin.

 Anlıyorum.

 Pekala.

 Kılıcın koruyucusu olacağım.

 Saray danışmalarından Şef Yu geldi.

 Üzerimi değiştireyim.

 Teşekkür ederim.

 Bana ve Li’ye daima büyük dostluk gösterdiniz.

 Gitmek için acele etme.

 Burası evin sayılır.

 Bu gece misafirim ol.

 Şu Lien  merakımı bağışla ama sana bir şey soracağım.

 Babanı kardeşim gibi severdim.

 Seni de kendi kızım gibi görüyorum.

 Lütfen söyleyin Te Efendi, ne oldu?

 Li Mu Bai kılıcını ve savaşmayı bırakıyor.

 Belki sana bir şey ima etmeye çalışıyordur.

 – Bilmiyorum.

 – Utanma.

 Birbirinize karşı hislerinizi başından beri biliyorum.

 İkiniz de duygularınızı   birbirinize açacak kadar cesur davranamadınız.

 Onca yıl boşa gitti.

 Ne Li Mu Bai, ne de ben korkak değiliz.

 Belki de düşündüğünüz gibi değildir.

 İş duygulara gelince, büyük kahramanlar bile aptalca davranabilir.

 Eğer Li Mu Bai bir dahaki görüşmenizde de sana açılmazsa  söyle de onun kulağını çekeyim!

 Bu odada kalacaksınız.

 Kimsiniz?

 Bugün burada sizin misafirinizim.

 Burası Te Efendi’nin çalışma odası.

 Neden buradasınız?

 Dışarısı çok kalabalık.

 Sakin bir yer arıyordum.

 Ben, Te Efendi’nin baş uşağı De Lu’yum.

 Bu da başka bir misafirimiz.

 Bu kadar ince bir metal parçası için ne kadar da ağır.

 Ağır olan sapı.

 Ağzı da öyle sıradan bir metal değil.

 Yine de kılıç, silahların en hafifidir.

 Sana ağır geldi çünkü kullanmaya alışık değilsin.

 Hayır, silahlara alışığım.

 Babamın evimizde kalan korumaları var.

 Silahlarıyla oynamama izin veriyorlar.

 Kını ne kadar güzel.

 Güzel ama tehlikeli.

 Onu kan içinde görsen fikrini değiştirirsin.

 Bu kılıç 400 yıllık.

 Nadide bir parça.

 Bu kılıç kime aitti?

 Dostum Li Mu Bai’ye.

 Onu Te Efendi’ye hediye etti.

 Li Mu Bai!

 Şu meşhur savaşçı mı?

 Onun hakkında o kadar çok şey duydum ki.

 Neden kılıcını Te Efendi’ye verdi acaba?

 Bu çok uzun hikaye.

 – Siz de bir kılıç ustası olmalısınız.

 – Evet, ama ben palayı tercih ederim.

 Bu kılıç tam Li Mu Bai’ye göre.

 Gerçekten öyle.

 Bir savaşçı olmak heyecanlı bir şey olmalı.

 Savaşçıların da kendi kuralları vardır.

 Dostluk, güven, dürüstlük.

 Daima sözünü tutacaksın.

 Kurallar olmasa ayakta kalamazdık.

 Sizin gibiler hakkında çok şey okudum.

 Avare avare dolaşıp önünüze çıkanla dövüşüyormuşsunuz.

 Yazarlar kitapları satsın diye böyle yazıyorlar.

 Tıpkı hikayelerdeki karakterlere benziyorsunuz.

 Tabii, günlerce banyo yapamazsın, pireli yataklarda yatmak zorunda kalırsın.

 Bunlar da kitaplarda yazıyor mu?

 Ne demek istediğimi anladınız.

 Yakında evleniyorum ama istediğim hayatı yaşayamadım.

 Nişanlandığını duymuştum.

 Tebrikler.

 Bu bir kadının hayatındaki en önemli adım, öyle değil mi?

 – Siz evlenmediniz, değil mi?

 – Sence?

 Hayır.

 Evli olsaydınız böyle serbestçe dolaşamazdınız.

 Haklı olabileceğini kabul ediyorum.

 Şef Yu, şu kılıca bir bakın.

 Uzunluğu 80 santim, genişliği 2,8 santim.

 Kabzası 2,5 santim uzunluğunda, 6,6 santim genişliğinde  1,75 santim kalınlığında, her bir tarafı 3,8 santim.

 Kabzasında yedi yakut eksik.

 İşlemelerinden Kin Wu devrinde yapıldığı anlaşılıyor.

 Han Hanedanı zamanında unutulmuş bir teknik bu.

 Bu konuda ne kadar bilgilisiniz.

 Kılıç tek başına hiçbir şeye hükmedemez.

 Ancak ustaca kullanıldığında hayat bulur.

 Ne demek istediğinizi anlıyorum.

 Lütfen devam edin Te Efendi.

 Pekin’in içi güvenlik açısından sorunlu değil.

 Her yerde kraliyet ailesi mensupları ve memurlar olduğundan  İmparatorluk Muhafızları güvenliği sıkı tutuyor.

 Ama dışarıda kalan bölgeyi idare etmek zor.

 Bir sürü şüpheli insan dolaşıyor.

 Kanunu ve adaleti sağlamak isterken tedbiri elden bırakmayın.

 Sadece mahkemenin kararlarına bağlı kalmayın.

 Giang Hu yeraltı dünyasıyla da temas halinde olun.

 Bu makamınızı sağlamlaştırır.

 Güçlü ama esnek olun.

 Yönetmenin kuralı budur.

 Hoşgeldiniz Dadı.

 Sen git, ben yaparım.

 – Lütfen otur.

 – Sana ipek pijama diktim.

 – Giymek ister misin?

 – Oraya bırak.

 Duyduğuma göre bugün Yu Şu Lien’le görüşmüşsün.

 Onu tanıyor musun?

 Annen onun gibilerle arkadaşlık etmeni istemezdi.

 Canım kiminle isterse onunla görüşürüm.

 Babanın evine belayı davet etme.

 – Yoruldum artık!

 – O zaman yat.

 Artık büyüdün, yakında evleniyorsun.

 Geleceğin ne getireceğini ancak Tanrı bilir.

 Hiçbir şey değişmeyecek.

 Yeter, yoruldum.

 Artık sonbahar geldi.

 Pencereleri kapatayım.

 Hava serinledi, değil mi?

 Hırsız!

 İmdat!

 Hırsızı yakalayın!

 Çatıya çıktı!

 Kılıç çalındı!

 İmdat!

 Çatıda!

 Hırsızı durdurun!

 Yakalayın onu!

 Annemin intikamını al!

 Ne duruyorsunuz!

 Gidip yakalayın onu!

 Kılıcı geri verirsen seni bırakırım.

 Wudan’da mı eğitim gördün?

 Biz sokak gösterileri yapıyoruz.

 Yanılıyorsunuz.

 – Tehlikeli sahneleri prova ediyorduk.

 – Gidelim.

 Prova mı?

 Kimi kandırıyorsunuz siz?

 Nereye kayboldular?

 Burası Şef Yu’nun evi.

 Hemen aşağı in!

 Kılıcı bana ver!

 Te Efendi sizi büyük salonda bekliyor.

 Kılıcı geri alamadım.

 Ama hırsızın Yu’larla bağlantısı olduğuna eminim.

 – Bu ne cüret!

 – Ama gördüm  Yeter!

 Çık dışarı!

 Şef Yu kılıcı hiç gördü mü?

 Evet ama, bu işe karışmış olduğunu sanmıyorum.

 Ama kılıç onun evinde bir yerlerde.

 O zaman biri ona iftira atmak istiyor.

 Li Mu Bai’ye olanları anlatmalıyız.

 Dikkat edin.

 – Neler oluyor?

 – Biri el ilanı dağıtıyor.

 Bakayım.

 Birisi İhtiyar Tilki’nin peşinde.

 Onu burada aramaları ne saçma!

 – Dünyanın en iyi mızrak dövüşçüleri!

 – Yang Mızrak Dövüşü Okulu!

 – Neredeler?

 – Gerçekten bilmiyorum.

 Onları birkaç gün önce gördüm.

 Şimdiye kadar gitmişlerdir.

 Hanımım, Bayan Yu diye biri sizi görmek istiyor.

 – Hanımımız şu anda meşgul.

 – Ona söyleyeyim o halde.

 Onu içeri al.

 Peki.

 Bu işte bela kokusu var.

 Misafirim geldi.

 Bu taraftan lütfen Bayan Yu.

 – Sizi özledim!

 – Özledin mi?

 Nedenmiş o?

 Yapacak hiçbir şeyim yok.

 El yazısı mı çalışıyorsun?

 Sizin adınızı da yazacağım.

 Sırf eğlence olsun diye.

 Adımın yazılışı kılıç kelimesine benziyor, fark etmemişim.

 Çok zarif yazıyorsun.

 Güzel yazmak, kılıç kullanmaya benzer.

 Belki öyledir.

 Bilemem ki.

 Buyurun.

 Beni kabul ettiğin için sağol.

 Duyduğuma göre düğünün yakınmış.

 Düğün telaşı seni yormuş olmalı.

 Pek bir şey yapmıyorum.

 Bunu ne kadar az düşünürsem o kadar iyi.

 Damat dahil, her şeyi ailem ayarlıyor.

 Annem Gu’ların çok güçlü bir aile olduğunu söylüyor.

 O aileye gelin gitmem babamın itibarını çok artıracak.

 Böyle soylu bir ailenin gelini olmak büyük talih.

 Öyle mi?

 Aslında ben kitaplardaki büyük kahramanları tercih ederim.

 Tıpkı siz ve Li Mu Bai gibi.

 Evlilik iyi bir şey.

 Ama keşke dilediğim hayatı yaşayabilseydim.

 İstediğim adamı seçip onu kendi bildiğim gibi sevebilseydim.

 Gerçek mutluluk bu olurdu.

 – Öyle mi?

 Bak sana bir hikaye anlatayım.

 – Siz ve Li Mu Bai hakkında mı?

 Evet.

 Gençken evlenmek üzere nişanlanmıştım.

 – Sahiden mi?

 – Adı Meng Si Zao’ydu.

 Li Mu Bai’nin kan kardeşiydi.

 Bir kavgada Li Mu Bai’yi korumak için  başka bir adamın kılıcına hedef oldu.

 Meng’in ölümünden sonra Li ve ben çok şeyler yaşadık.

 Birbirimize karşı duygularımız güçlendi.

 Ama Meng’e olan bağıma saygı göstermeye karar verdik.

 Senin bahsettiğin özgürlüğü ben de arzuluyorum  ama bu özgürlüğü hiç tatmadım.

 Ama bu ne sizin, ne de Li Mu Bai’nin suçu değil.

 Meng’e yazık olmuş, ama hayat böyle.

 Bir kadın olarak geleneklere uymalıyım  senin gibi asil bir aileden gelmesem bile.

 Aramıza mesafe koymayın.

 Bundan böyle abla kardeş olalım.

 Tamam.

 Ablan olarak gerçek mutluluğu bulmanı dilerim.

 Kilometreler boyunca hiçbir şey yok.

 Baban uygarlığa daha yakın bir yere tayin edilse olmaz mıydı?

 Şuraya bak!

 Jen, beni dinliyor musun?

 Gidelim!

 – Sen de kimsin?

 – Baba!

 Dur!

 Ben dostum!

 Çalınan kılıç umurumda bile değil.

 – Neden Yu’ların evini gözetliyorsun peki?

 – Birini arıyorum.

 Adı İhtiyar Tilki.

 Gen Su bölgesindeki Şan Si’de polis müfettişiyim.

 Bu İhtiyar Tilki denen kadın azılı bir suçlu.

 Yu’ların evine sızdığını öğrendim.

 Yu buraya tayin edildiğinde onlarla birlikte buraya gelmiş olmalı.

 Ama içeri girip onu yakalayamam.

 Onu dışarı çekmem lazım.

 – İhtiyar Tilki kadın mı?

 – Ne sandın?

 O halde onu bana bırak.

 Hiç endişelenme.

 Sağol ama onunla başa çıkabileceğini sanmam.

 Karım bir savaş sanatları ustasıydı.

 Onu İhtiyar Tilki öldürdü.

 Bu benim için hem resmi, hem de şahsi bir mesele.

 – Köfteler hazır!

 – Karnım zil çalıyor.

 Bekle, önce babam yiyecek!

 Hey!

 Kimse yok.

 Ne yazıyor?

 Bu işi geceyarısı Mezarlık Tepesi’nde halledeceğiz.

 Güzel!

 Tilki ininden çıkıyor.

 Buyurun.

 Şu Lien, bak kim gelmiş.

 Te Efendi, Şef Yu’dan şüphelenmenin yersiz olduğunu düşünüyor.

 Ama Yu’nun evinde bir şeyler dönüyor.

 İz üzerindeyim.

 Ne öğrendin?

 İhtiyar Tilki mi?

 İmkansız!

 Hep onun batıya kaçtığından şüpheleniyordun.

 Pekin’e gelmeye nasıl cesaret etmiş?

 Şef Yu’nun burnunun dibinden daha güvenli neresi olabilir ki?

 Nihayet ustamın intikamını alacağım.

 Dikkatli ol Li Mu Bai.

 Te Efendi bu işin duyulmasını istemiyor.

 Resmi meseleleri halletmek zaten zor.

 İşin içine bir de şahsi meseleler girince, durum içinden çıkılmaz bir hal alacak.

 Hem bilmem ki bu ilana güvenilir mi?

 Bir tür tuzak da olabilir.

 – Kimin dağıttığını gördün mü?

 – Hayır.

 Tilki’nin Yu’nun evinde saklandığı yazıyor.

 Te Efendi, kılıcın çalındığı gece Yu’ların orada kargaşa çıktığını söyledi.

 Sen de işin içinde miydin?

 Hayır, Te Efendi’nin adamı Bo oradaydı.

 Hırsızı Yu’lara kadar takip etmiş.

 – Onu sorguya çektin mi peki?

 – Bo’yu mu?

 Hayır.

 Ama Yu’nun evinin çevresinde bekleyen adamların vardı, değil mi?

 Hayır, onları çoktan geri göndermiştim.

 Kılıcı kaybettiğim için beni suçlayabilirsin.

 Ama güven bana, çok yakında kendi yöntemlerimle geri alacağım onu.

 Kastettiğim bu değildi.

 Kılıç umurumda değil.

 Bunu nasıl söylersin?

 O kılıç yüzünden dönmedin mi buraya?

 Buraya gelene kadar çalındığını bile bilmiyordum.

 O halde niye geldin?

 Konuşmuştuk  Lafınızı kestiğim için özür dilerim.

 Li Usta, odanız hazır.

 Teşekkür ederim.

 Yolu göster lütfen.

 Bu Tilki dakiklik konusunda pek titiz değil.

 Ortalıkta görünmüyor.

 Yeter!

 Numara yapmayı bırak.

 Tsai!

 Seni ihtiyar alçak!

 Peşimi bırakmadın.

 İntikam saati geldi!

 Öyle mi yaşlı bayan?

 Laflarına dikkat et!

 Eğer hemen teslim olursan daha az acı çekersin.

 Karşı koyarsan ölüm fermanını imzalarsın.

 Baba!

 Bırak annemin öcünü alayım!

 Senin sonun da anan gibi olacak pis fahişe!

 Seni kocamış tilki!

 Baba!

 Seni kocamış tilki, hayatımı mahvettin!

 Bu yanına kalmayacak.

 Parmaklarına dikkat et!

 Sue!

 Tsai, seni köpek!

 Demek size yardım edenler var!

 – Baba, iyi misin?

 – Bir şeyim yok.

 Wudan uzun zaman önce senden kurtulmalıydı.

 Uzun zaman oldu İhtiyar Tilki!

 Muhtemelen beni hatırlamıyorsundur.

 Ama ustamı hatırlarsın.

 Yokluğumda yakınlarımın arasına sızdın.

 Ustamı zehirledin ve gizli elkitabını çaldın.

 Artık seninle ödeşmemizin vakti geldi!

 Senin ustan biz kadınları hor görürdü.

 Benimle yattıktan sonra bile sanatını bana öğretmedi.

 Bir kadın tarafından öldürülmeyi hak etti!

 Wudan savaş sanatının en gizli bilgilerini çaldın!

 Ama on yılda ancak temel hareketlerde ustalaşabilmişsin.

 Bugün bir Wudan kılıcıyla ölmek  senin için bir utanç olmaz!

 Demek geldin!

 Benim yanımda dövüş!

 Hepsini öldüreceğiz!

 – Tilki’nin bir öğrencisi varmış!

 – Tsai’den kurtulmam lazım!

 Kimsin sen?

 Neden Yeşil Kader Kılıcı senin elinde?

 – Bu seni ilgilendirmez.

 – Benim adım Li Mu Bai.

 Yeşil Kader Kılıcı benimdir.

 İhtiyar Tilki senin ustan olamaz.

 Bu hareketi nereden öğrendin?

 Çocuk oyuncağı.

 Senin ustan kim?

 – Gidelim!

 – Er geç hepsini öldüreceğim.

 Gidelim!

 Baba!

 Baba!

 Bu Tsai mi?

 Benim babam.

 Şan şehrinin polis müfettişi.

 Bu cinayet Şef Yu’ya bildirilmeli.

 Üstelik kurban bir polis.

 Sence katil Yu’nun evinde mi saklanıyor?

 Buna hayatım üzerine yemin ederim!

 Benimle gelin.

 Bu iş bir an önce halledilmeli.

 Yu’ların evine girip onu yakalayacağım.

 Tilki’nin ve çetesinin foyasını meydana çıkaracağım.

 Bu çok tehlikeli.

 Yu bir mahkeme görevlisi ve güvenlikten sorumlu bir memur.

 Bu olay adını ve meslek hayatını mahvedebilir.

 Te Efendi’nin de başı derde girebilir.

 Bu iş incelikle halledilmeli.

 Te Efendi, Bayan Yu’yu ve kızını buraya davet etmek için bir bahane bulabilir misiniz?

 Aklından neler geçiyor?

 Bir tilkiyi yakalamanın en iyi yolu yavrularını ele geçirmektir.

 Şuraya bakın!

 Bayan Te bu hediyelerle bizi şımartıyor.

 Kızımıza karşı o kadar nazik ki.

 Kusura bakmayın bugün kendini pek iyi hissetmiyor.

 O yüzden bize katılamadı.

 Galiba Te Efendi bir şey kaybetmiş.

 Şimdi de Bayan Te hastalanmış.

 Kaybolan şeyi kimin çaldığını biliyoruz.

 Eğer hırsız çaldığı şeyi geri verirse  eminim Te Efendi bu meseleyi unutacaktır.

 Çok iyi.

 İnsanın hırsızlık yapan hizmetkarlarının olması çok utanç verici.

 Te Efendi de bilir ki bazen iyi niyetli insanlar bile hata yapabilirler.

 Bu hatalar yalnızca kendilerini değil  mensup oldukları aileyi de mahvedebilir.

 Ama fazla hoşgörülü olmayın.

 Tabii.

 Mesela Pekin’de olduğu ortaya çıkan katile  kesinlikle merhamet edilmeyecek.

 – Katil mi?

 – Evet.

 Li Mu Bai’nin ustasının katili.

 Dün gece, uzun yıllardır izini süren bir polis memurunu öldürdü.

 Bir kadın suçlu!

 Şu işe bakın!

 Bir polis memurunu mu öldürmüş?

 Evet.

 Polis batıdan gelmiş.

 Sokak göstericisi kılığında onu buraya kadar takip etmiş.

 Ben dedektif değilim ama belki de hırsız ve katil aynı kişidir.

 Bundan emin değilim.

 Bu hırsız çok farklı biri.

 Ve muhtemelen basit bir katilden çok daha zeki.

 – İyi günler Te Efendi.

 – Merhaba Bayan Yu.

 Size meşhur kılıç ustası Li Mu Bai’yi takdim edeyim.

 Sizinle tanışmak büyük zevk Bayan Yu  küçük hanım.

 Genç Bayan Yu yakında evleniyor.

 Tebrik ederim.

 İçeri girsenize.

 – Nöbet tutuyorum.

 – Girin.

 Dışarısı soğuk.

 Girin.

 Birlikte olursak İhtiyar Tilki’den korkmamız için neden kalmaz.

 Dışarıda dolaşmak için geç olmadı mı?

 Kılıcı bana verebilirsin.

 Canım ne isterse onu yaparım.

 – Ustan nerede?

 – Sana ne!

 Bu kadar uçmak yetmedi mi?

 Yeteneğin var.

 Ama Wudan’ın gizli elkitabını biraz yanlış anlamışsın.

 Gerçek bir ustaya ihtiyacın var.

 Senin gibi bir ustaya mı?

 Çok anlamsız bir unvan.

 Haklısın, hepsi çok anlamsız.

 Okul anlamsız, gizli elkitabı anlamsız  hatta bu kılıç bile öyle.

 Her şey senin zihninde bitiyor.

 Tapınaktayız diye keşiş gibi konuşmayı bırak da dövüş!

 Öyleyse bana İhtiyar Tilki’nin yerini söyle!

 – Hadi!

 Gerçek güç, tüy kadar hafiftir.

 Yardım olmazsa   gelişemezsin.

 Mukabele etmezsen   öğrenemezsin.

 Kontrolü kaybedersen   hevesin kırılır.

 Kendini bırak ve kendini yeniden keşfet.

 İşte sana bir hayat dersi.

 Durma.

 Bunu neden yapayım?

 Çalışman lazım.

 Hareketi sükunetle bertaraf etmeyi öğren.

 Böylelikle Yeşil Kader Kılıcı’na layık olabilirsin.

 Neden bana öğretmek istiyorsun?

 Wudan’ın sırlarını taşımaya layık bir öğrencim olsun isterdim hep.

 Bu sırları öğrenince seni öldürmemden korkmuyor musun?

 Öğretmenin olarak bu riski almaya hazırım.

 Aslında kalbin temiz.

 İhtiyar Tilki bile seni bozamamış.

 Wudan bir kerhanedir!

 Derslerini kendine sakla!

 Geç kaldın, yoksa erken mi geldin demeliydim?

 Neden hala buradasın?

 Bir polisi öldürdün.

 Bütün ailemi mahvedeceksin.

 Eğer o kılıcı çalmasaydın burada izimi bulamazlardı.

 Artık küçük bir çocuk değilsin.

 Sırf eğlence olsun diye mi yaptın bunu?

 Sen de benim gibi bu işe bulaştın.

 Benimle gel Jen.

 Gösteriş budalası bir politikacının karısı olarak  ömrünü tüketecek bir kız değilsin.

 – Ustayla çırak bir olup dünyaya hükmederiz.

 – Asla bir hırsız olmayacağım!

 Herkesin aradığı bir hırsızsın zaten!

 Sırf eğlence olsun diye yaptım.

 Hem neden gideyim, nereye gideyim?

 Nereye istersek gideriz.

 Yolumuza çıkanı ezer geçeriz.

 – Babanı bile.

 – Kes sesini!

 Bu, yeraltı savaşçılarının yaşam şeklidir.

 Öl ya da öldür.

 Heyecan verici, değil mi?

 – Sana karşı görevimi yaptım.

 – Hayır, asıl ben yaptım.

 Seni öğrencim olarak yetiştirmek hayatta en çok gurur duyduğum şey.

 Bunca yıldır bana elkitabından bir şeyler öğrettiğini mi sanıyorsun?

 Allahtan okuma yazman yok.

 Ben resimleri çalıştım, sen de içindeki yazıları.

 Yoksa ayrıntıları benden sakladın mı?

 Okuman olsaydı bile anlayamazdın ki.

 Bundan öteye gidemeyeceğini biliyorsun.

 Yeteneklerimi senden sakladım çünkü bunun seni yaralayacağını düşündüm.

 Seni Li Mu Bai’yle dövüşürken görmeseydim  benden sakladıklarından hala haberim olmayacaktı.

 Dadı.

 10 yaşındayken gizlice senden ders almaya başladım.

 Giang Hu yeraltı dünyası hakkında anlattıkların beni büyülemişti.

 Ama senden daha iyi olduğumu anlayınca   ne kadar korktuğumu anlatamam!

 Bana yol gösterecek, peşinden gidebileceğim  bana bir şeyler öğretecek hiç kimse yoktu.

 Biz daha korkunç şeyler bekliyor.

 Kılıcını geri aldığın için mutlu musun?

 Kabul ediyorum, onu geri alınca ne kadar özlediğimi fark ettim.

 Ama o artık senin kılıcın değil.

 Onu Te Efendi’ye verdin.

 Doğru.

 Ama son bir iş için onu ödünç almam lazım.

 İhtiyar Tilki bu kılıçla ölecek.

 O kızı korurken neyi sakladığının farkında mıydın?

 Benim görevim, kimseye zarar gelmeden o kılıcı geri almaktı.

 Niyetim ne onun, ne de babasının hayatını karartmaktı.

 İşini iyi yaptın.

 Kılıç geri geldi.

 Ama o kız  Onu dün gece gördüm.

 Şüpheleneceğini biliyordum.

 Gücünü kontrol etmesi lazım.

 Birinin onu yönlendirmesi ve eğitmesi lazım.

 O soylu bir aileden geliyor, bizden biri değil.

 Yakında her şey bitecek.

 Sen Tilki’yi öldüreceksin, o da evlenecek.

 Bunu yapamaz.

 O bir Wudan öğrencisi olmalı.

 Ama Wudan kadınları kabul etmez.

 Belki onun için bir istisna yapabilirler.

 Kendi haline bırakılırsa zehirli bir ejdere dönüşeceğinden korkuyorum.

 Bu bizim meselemiz değil.

 Wudan onu kabul etse bile kocası itiraz edebilir.

 Kılıcımı bırakınca Giang Hu dünyasından kurtulacağımı sanmıştım.

 Ama hala kan dökülmeye devam ediyor.

 Ben de öyle ummuştum.

 Keşke senin için yapabileceğim bir şey olsaydı.

 Sadece bana biraz sabır göster Şu Lien.

 Kımıldama!

 – Lo!

 – Jen!

 Buraya gelmemeliydin.

 Bugünlerde sizin çatıdaki trafik yüzünden  buraya gelmem biraz zaman aldı.

 Daha fazla dayanamayacağım Jen.

 Seni bırakmakla büyük hata ettim.

 Benimle çöle dön.

 Orada mutlu olacaksın.

 İstediğin her şeyi yapabilirsin.

 <i>Bu kadar zamandır beni mi arıyordun?

 Jen, o elindekiyle oynamayı bırak.

 Kıracak değilim.

 Hücum!

 Durun!

 Bu Kara Bulut!

 Kara Bulut geliyor!

 Tenteyi kapat, seni görmesinler!

 Korkmayın küçük hanım.

 Kadınlara dokunmayın!

 Hadi gel!

 Hey!

 Annen iyi.

 Hemen annenin yanına dön.

 Hey!

 O benim!

 Onu bana bırakın!

 – Biraz dur artık.

 – Tarağımı geri ver!

 Biraz dur artık.

 Yoruldun.

 Dinlenmen lazım.

 Atının suya ihtiyacı var.

 Şurada bir pınar var.

 Şey, geçen gelişimde vardı en azından.

 Adın ne?

 Adım Lo.

 Han’lar bana Kara Bulut derler.

 Öyle uzun boylu, iriyarı biri değilim ama şimşek kadar hızlıyımdır.

 Al.

 Tarağımı ver!

 İstersen sana da bir yay yapabilirim.

 Sülün avlarsın.

 Çok lezzetlidir.

 Bir şeyler yemen lazım.

 Anladın mı?

 Böylece savaşacak gücü bulabilirsin.

 Anladın mı?

 Yavaş yavaş gücünü tekrar kazanacaksın.

 Acele etme.

 Rahat durmuyorsun.

 Böylesi daha iyi.

 Seni korkak!

 Hala kızgın mısın?

 Ama artık konuşuyorsun.

 Adın ne senin?

 Han’ların böyle isimleri olduğunu bilmiyordum.

 Rahatla.

 Düşündüğün şeyi yapmak istesem çoktan yapardım.

 Eminim yıkanmak istiyorsundur.

 Su kaynağı uzakta, oraya gitmek zor.

 Ama ben biraz su getirmeyi başardım.

 İşin bitince benim elbiselerimi giyersin.

 Temizdirler.

 Merak etme.

 Şarkı söylerim, sen de nerede olduğumu anlarsın.

 Banyo yapınca biraz sakinleşirsin.

 Ama söz ver, artık kafama taş atmak yok.

 – Bunca zahmet bir tarak yüzünden mi?

 – O benim tarağım.

 Benim için çok değerli, ama senin gibi bir barbara bir şey ifade etmez.

 Yanılıyorsun.

 Onu atımın pirelerini ayıklamak için kullanabilirim.

 Bu arada, ben gerçek bir Mançuryalıyım.

 Kusura bakma, yanlış tahmin yapmışım.

 Ben senin bir Han olduğunu zannetmiştim.

 Tarağımı geri ver.

 Ben kimseden emir almam.

 Geri ver dedim.

 <i>Küçükken bir gece  <i>binlerce yıldızın kaydığını gördüm.

 <i>Hepsi nereye gitti diye kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum.

 <i>Ben yetimim.

 Tek başıma yıldızlara bakardım.

 Çölün öbür ucuna kadar at sürsem belki onları bulabilirdim.

 O zamandan beri çölde at koşturuyorum.

 Demek o küçük çocuk azılı bir haydut oldu.

 Yıldızları bulamayınca da benim tarağımı çaldı.

 Dışarıda hep hayatta kalma mücadelesi verirsin.

 Hayatta kalmak için çete kurmaya mecbursun.

 Zamanla çeten ailen gibi olur.

 Bütün o Kara Bulut hikayeleri palavra.

 Ama hayatımı kolaylaştırıyor.

 Demek kalbinin derinliklerinde hala  düşen yıldızları arayan o küçük çocuksun.

 Ben bir erkeğim.

 Ve bütün yıldızların en parlağını buldum.

 Babanın adamları seni arıyor.

 Hala arıyorlar, etrafımızdaki çember daralıyor.

 Bırak arasınlar.

 Aramaktan vazgeçmezler.

 Bu benim başımı belaya sokar.

 Beni geri yollamayı aklından bile geçirme.

 Bu sana kalmış.

 Buralardan bıkıp  aileni özlersin sonra.

 Eğer bizim bir kızımız olsa, biz de onu arardık.

 O da bizi özlerdi.

 Jen, sonsuza kadar benim olmanı istiyorum.

 Ya bütün dünyaya nam salıp ailenin gözüne girersem?

 Bir efsane vardı.

 Her kim bu dağdan atlarsa  Tanrı onun dileğini yerine getirirmiş.

 Uzun zaman önce, bir adamın annesiyle babası hastaymış, o da atlamış.

 Ölmemiş, yaralanmamış bile.

 Sadece uzaklara, çok uzaklara uçup gitmiş.

 Bir daha dönmemecesine.

 Dileğinin yerine geldiğini biliyormuş.

 Eğer buna inanırsan gerçek olur.

 Han halkına sordum, onlar da şöyle dedi: ”Eğer kalbin temizse dileğin gerçekleşir.

” Onu iyi sakla.

 Ve tekrar biraraya geldiğimizde onu bana geri ver.

 Söz.

 Eğer onu bana geri getirmezsen, peşine düşmek zorunda kalırım.

 Ama gelecek sefer sana merhamet etmem.

 Nereye gitsem beni tanıdılar.

 Gerçekten denedim.

 Pekin’e geldiğini duydum.

 Seni bir daha göremeyeceğimden korktum.

 Ben de geldim.

 Evlenmene izin veremem.

 Geri dön.

 Jen.

 – Bir daha sakın gelme.

 – Hepsi bu mu?

 Evet.

 Gürültüler duyduk.

 Her şey yolunda mı?

 Bir şey yok.

 Kediymiş.

 Sence İhtiyar Tilki ortaya çıkar mı?

 Buralarda olmalı.

 Ama ortaya çıkacağını sanmam.

 Gözümüzü açık tutalım.

 Er ya da geç kız için geri gelecektir.

 Jen!

 Benimle Zin Yang’a geri dön!

 Bırakın beni!

 Sen benimsin!

 Benimle Zin Yang’a geri dön!

 Jen, benimle Zin Yang’a geri dön!

 – Söyle bana.

 İhtiyar Tilki nerede?

 – Gel benimle.

 Çabuk.

 Gerçekten her şeyi bırakıp seninle batıya geleceğini mi sandın?

 – O benim.

 – İster senin olsun ister olmasın  ona bir faydan dokunmaz.

 Kızın kocası ve babası senin peşindeyken  ellerine düşmen yakındır.

 Artık umurumda değil.

 Onu gerçekten sevseydin böyle demezdin.

 Onu tekrar görmek istemiyor musun?

 Sana bir tavsiye mektubu yazacağım.

 O mektupla Wudan Dağı’na git.

 Orada benden haber bekle.

 Peki.

 Yeter artık.

 Kılıcı alıyorlar, geri getiriyorlar, yine alıyorlar.

 Evimin kerhaneden farkı kalmadı.

 Gir.

 – Konuş.

 – Jen Yu kaçmış.

 Damat onu bulamamış.

 Şef Yu, Giang Hu yeraltı dünyasını   çok iyi tanıdığınız için sizden yardım istedi.

 Başına bir iş gelmeden kızının bulunmasını istiyor.

 Te Efendi bu işi bize bırakın.

 Merak etmeyin.

 Ne içersiniz?

 Bu bardak kirli.

 Merhaba.

 Adın ne senin?

 Long.

 Demek sen Long Usta’sın.

 Bağışla beni!

 Ben Demir Kartal Sung.

 Bu da biraderim Uçan Puma Li Yun.

 Seni Huai An’a hangi rüzgar attı Long Efendi?

 Nereye gidiyorsun?

 Nerede hareket varsa oraya.

 O halde belki sana yardımcı olabiliriz.

 Zahmet etmeyin.

 Bizi anladığını sanmıyorum.

 Anlamadıysam ne olmuş?

 Anlamayanı yola getirmesini biliriz biz.

 Li Mu Bai’yle bir akrabalığın mı var?

 Onu yenmiştim.

 Biraz çay iç.

 Şu Lien.

 Dokunabileceğimiz şeyler sonsuz değildir.

 Ustam şöyle derdi: ”Bu dünyada tutunabileceğimiz hiçbir şey yok.

 ”Ancak kendimizi salıvererek gerçek olana sahip olabiliriz.

” Senin gibi eski bir Taocu için bile her şey hayal olmamalı.

 Demin elimi tutuyordun, bu gerçek değil miydi?

 Elin soğuk ve palayla çalışmaktan nasır tutmuş.

 Bunca yıldır elini tutmaya cesaret edememiştim.

 Yeraltında, çömelen kaplanlar ve saklanan ejderhalar var.

 Ama insani duygular da orada.

 Kılıç ve bıçak tehlike demektir ama insan ilişkileri de bilinmeyen tehlikeler getirir.

 Yeşil Kader Kılıcı’ndan bütün samimiyetimle vazgeçtim.

 Ama bize daha çok dert getirdi.

 Duyguları bastırmak onları daha da güçlendirir.

 İçimdeki arzuyu bastıramıyorum.

 Seninle olmak istiyorum.

 Böyle yanyana oturmak bile  bana huzur veriyor.

 Lütfen beni takip edin.

 – Temiz bir oda istiyorum.

 – Bir sürü odamız var.

 – Ne yemek istersiniz?

 – Buğulanmış morina, kızarmış kaburga  köfte, fazla büyük olmasınlar, sosu da az olsun!

 Ayrıca köpekbalığı yüzgeçli lahana çorbası ve sıcak gül şarabı.

 Bunları daha büyük bir lokantadan getirtmem lazım.

 – Acele et öyleyse.

 – Peki.

 İşte o.

 Ben Demir Yumruk Mi.

 Gerçek bir ustanın buralara geldiğini duydum.

 Ondan ders almaya geldim.

 Bunu kendin istedin!

 Ne biçim Demir Yumruk’sun sen?

 Bu inanılmaz bir teknik!

 Ben Uçan Pala.

 Güney Turnası okulundan mısın?

 Güney Ördeği mi?

 Ben iki ayaklı hiçbir şey yemem.

 Bu kadar uzun isimleri kim aklında tutabilir?

 Sen!

 Madem Li Mu Bai’yi yendin, onun ustasını nasıl tanımazsın?

 Sen de kimsin?

 Ben Anka Kuşu Gu.

 Gu mu?

 Bu isimden nefret ederim.

 Bu ismi duyunca içimden kusmak gelir.

 İsminin Gu olması çok kötü!

 Bugün kılıcımın tadına ilk sen bakacaksın.

 Dur!

 Keşiş Ying’i tanımadın mı?

 Et yiyen, kutsal kitap okumayan bir keşiş ha?

 Sana da bir ders lazım.

 – Sen de kimsin?

 – Ben  Ben  Kılıcına dikkat!

  yenilmez Kılıç Tanrıçası’yım.

 Kılıcım eşi benzeri olmayan Yeşil Kader Kılıcı.

 İster Li gelsin, ister Güney Kartalı.

 Başını eğ ve merhamet dile!

 Ben çölden gelen ejderim.

 Bulamazlar hiçbir yerde izimi.

 Bugün Eh-Mei Dağı’nın üzerinden uçup  yarın Wudan’da kalan son süprüntüleri yok edeceğim!

 Kibarca bir müsabaka yapmak istedik, ama o saygısızlık etti.

 Bize hakaret edip üstümüze saldırdı.

 Arkadaşlarım peşinden gidip dersini vermek istedi.

 Kılıcı çok güçlü.

 Çok seyahat ettim ama böyle kaba birini hayatımda görmedim.

 Beni Gu Yun Pei’nin kardeşi olmakla suçladı.

 Bu Gu denen adam kim?

 Kocası.

 Güneş Güvenlik buraya çok yakın.

 Hadi git de her şey yolunda mı bir bak.

 – Sen ne yapacaksın?

 – Etrafı kolaçan edip geleceğim.

 Fena fikir değil.

 Bu gece Güneş Güvenlik’te kalalım.

 – İyi bir uyku çekelim.

 – Olur.

 – Nihayet döndünüz.

 – Evet.

 Ustam, döndünüz demek!

 – Merhaba çocuklar.

 İşler nasıl?

 – Her şey yolunda.

 – Uzun süredir yoktunuz.

 – Bir sorun çıktı.

 Yarın gidiyorum.

 – Karın doğum yaptı mı?

 – Kızımız oldu.

 – Kız mı?

 Güzel.

 – Büyüyünce size benzer inşallah.

 – Bayan Wu.

 – Demek döndünüz!

 – Kolun nasıl?

 Hala acıyor mu?

 – Daha iyiyim.

 Sizi merak ettim.

 Bayan Wu, Li Mu Bai bu gece burada kalacak.

 Öyle mi?

 Gidip odasını hazırlayayım o zaman.

 Yu abla.

 Demek beni bulmaya geldin.

 Sana uygun kıyafetler bulalım.

 Bunları ödünç alıyorum sadece.

 Burada kalmayacağım.

 Bu kıyafetlerle gayet iyi idare ediyorsun.

 Benim giysilerime ihtiyacın yok.

 Buralardaydım.

 Nasılsınız diye bir uğrayayım dedim.

 Abla  Hadi, hadi.

 Başına açtığın bütün işlerden sonra  Giang Hu hayatı nasılmış gördün.

 Buraya geldiğine göre beni gerçek bir abla gibi görüyorsun.

 O zaman ben de sana bir abla nasihati vereyim.

 Evlenmek zorunda değilsin.

 Aileni böyle terk edip gidemezsin.

 Ama beni evlenmeye zorlayan onlar.

 Önce ailenle barış.

 Sonra Lo hakkında kararını verirsin.

 Lo’dan haberiniz var mı?

 Seni gerçekten seviyor.

 Benimle Pekin’e dön.

 Bir çıkış yolu buluruz.

 – Lo nerede şimdi?

 – Li Mu Bai her şeyi ayarladı.

 – Li Mu Bai mi?

 – Onu Wudan Dağı’na yolladı.

 Demek hepiniz beni tuzağa düşürmek için çalışıyorsunuz.

 Sus bakayım!

 Ne hakla bizi suçlarsın!

 Yeşil Kader Kılıcı’nı senin çaldığını biliyordum.

 Ben sadece seni ve aileni korudum.

 Sense bunun karşılığını hürmetsizlikle ödüyorsun.

 Li Mu Bai canını bağışladı ama sen ona hakaret ediyorsun.

 Tek dileğimiz huzur içinde yaşamaktı ama sen her şeyi mahvettin!

 Sen benim kardeşim falan değilsin!

 Umurumdaydı sanki.

 Zaten dostluk denen şey gerçek değil.

 Düşmanım olarak ne kadar dayanacaksın bakalım.

 Bırak o kılıcı.

 Jen!

 Herkes çıksın.

 Kapıları kapatın.

 Güzel.

 Artık dostluk bitti.

 O, Li Mu Bai’nin kılıcı.

 Kolaysa gel de al.

 Dövüşmek için sadece Yeşil Kader Kılıcı’na güveniyorsun.

 Benimle baş edemiyorsun diye kılıcı bahane etme.

 Hadi.

 Silahını seç.

 Ben beklerim.

 Hadisene.

 Kılıcı bana ver.

 Al o zaman!

 Dur!

 Sen bu kılıca layık değilsin.

 Bir ders daha istemem!

 Gardını al!

 – Ben seni durdurmadan kendin dur.

 – Kılıç her şeyi halledecek.

 Manastırda seni zorlamadım çünkü gerçek seni görmek istiyordum.

 Bir kalbin içinden geçenleri görmekten ne anlarsın sen?

 – Neden beni rahat bırakmıyorsun?

 – Tekrar söylüyorum  bırak öğretmenin olayım.

 Tamam, kılıcı üç harekette geri alabilirsen  seninle gelirim.

 – Geri ver onu.

 – Ustana saygı göster.

 – Sen ustam değilsin.

 – O halde kılıç faydasız.

 O adamların intikam için peşine düşmeleri an meselesi.

 Ailen onuruna çok düşkün.

 Seni asla kabul etmezler.

 Bir evin ne anlamı var ki?

 Buraya kadar geldin.

 Bundan sonrasını birlikte gidebiliriz.

 Sen her zaman benim hanımım olacaksın.

 Hem mutluluk hayatta her şeyden daha önemlidir, öyle değil mi?

 Nihayet kendi kendimizin ustası olacağız.

 Birbirimizden başka bir şeyimiz kalmadı, öyle değil mi?

 Şimdi uzan ve dinlen.

 O deli kızı öldürmeliydin.

 Kalbim buna elvermedi.

 Belki Li Mu Bai yapar.

 İstediğin ben miyim, kılıç mı?

 Sana ilaç içirmiş.

 İhtiyar Tilki nerede?

 Neler oluyor?

 İhtiyar Tilki onu ilaçla uyuşturmuş.

 Buraya nasıl geldiniz?

 İhtiyar Tilki’yi takip ettik.

 Dikkat!

 Dadı!

 Yolun sonuna geldin.

 Sen de öyle.

 Zehirli iğne!

 Sen de ölümü hak ettin  ama ben aslında  Jen’e nişan almıştım.

 On yılımı senin için harcadım  ama bana ihanet ettin.

 Kitabın gerçek anlamını sakladın benden.

 Kendimi geliştiremedim.

 Ama senin ilerlemenin sınırı yoktu.

 Zehir nedir bilir misin?

 Sekiz yaşında yalancı bir kız.

 İşte zehir bu!

 Jen!

 Tek aşkım  tek düşmanım!

 Ölemezsin!

 Söyle hangi zehirdi o?

 Hangi zehirdi?

 Ölemezsin, bize panzehiri söyle!

 Onun ölmesine göz yumamazsın!

 Li Mu Bai ölemez!

 – Mor Yin zehriydi.

 – Ne?

 Mor Yin Zehri.

 Doğrudan kalbe gider.

 İki saat içinde kanım akmaz olacak.

 Bu, ustamı öldüren zehrin aynısı.

 – Panzehiri yok.

 – Bir panzehiri olmalı!

 Yaşayan her şeyin bir zıttı vardır.

 Bunun olmaması mümkün mü?

 Var.

 Tilki bana öğretmişti.

 Hazırlaması zor değil ama içine koyulan malzemeyi bulmak zor.

 Zaman alır.

 Lütfen, bana güvenin.

 Bana yardım ettiniz, ben de ona yardım edeyim.

 Tamam.

 Acele et.

 Belki iki saat dayanabilirim.

 Atımı al ve bize git.

 Malzemeler orada vardır.

 Bunu Bayan Wu’ya ver.

 O sana yardım eder.

 Çabuk!

 Kendini yorma.

 Gücünü harcama.

 Geri döneceğim.

 Bu da kim?

 Bayan Wu?

 Bayan Wu nerede?

 Durun!

 Yu bana bunu verdi ve sizi görmemi söyledi.

 Bırakın girsin!

 Mu Bai, dayan.

 Bana biraz umut ver.

 Şu Lien.

 Kendini yorma.

 Hayatım tükeniyor.

 Sadece bir nefeslik canım kaldı.

 Son gücünü meditasyon yapmak için kullan.

 Sana öğretildiği gibi kendini bu dünyadan soyutla.

 Kalan son nefesinle birlikte ruhun sonsuzluğa yükselsin.

 Nefesini benim için ziyan etme.

 Ben zaten bütün hayatımı ziyan ettim.

 Kalan son gücümle sana söylemek istiyorum  seni seviyorum.

 Hep sevdim.

 Hayaletim her gün yanına gelecek.

 Sırf seninle olabilmek için.

 Ruhum en karanlık yerlere sürülse bile  aşkım  beni yalnız bir ruh olmaktan kurtaracak.

 Öldü mü?

 Bo  lütfen bu kılıcı Te Efendi’ye geri götür.

 Wudan Dağı’na gidebilirsin.

 Lo seni orada bekliyor.

 Hayatta hangi yolu seçersen seç bana söz ver  kendine karşı dürüst olacaksın.

 Jen!

 Jen.

 Bana çölde anlattığın hikayeyi hatırlıyor musun?

 İnancını yitirme, o zaman düşler gerçekleşir.

 Bir dilek dile Lo.

 Yine seninle çölde olmayı diliyorum.

 Subtitles by SOFTlTLER||