86 dk

 Yönetmen:Breck Eisner

Senaryo:Thomas Dean Donnelly, Joshua Oppenheimer

Ülke:ABD

Tür:Aksiyon, Suç, Dram, Fantastik, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi:09 Aralık 2003 (Macaristan)

Dil:İngilizce

Müzik:Brian Tyler

Çekim Yeri:Toronto, Ontario, Kanada

Oyuncular: Navi Rawat,Joe Flanigan, Peter Horton,Joe Morton

Özet

reya kendi beyni içinde bazı sesler duyup paniğe kapılmaktadır. Bu durum karşısında çok kötü bir hastalık ile karşı karşıya olduğunu düşünmüştür fakat düşündüğü gibi bir şey yokturdur. Yıllar geçmiş ve o bu kafasındaki seslerin aslında diğer insanların düşünceleri olduğunu hisseder ve bunun farkına varır. | Gönderen: pptyam

Alt Yazı

Ryan  Ryan.

 – Onu adını neden daha önce duymamıştım?

 – Belki de kolejde olduğun içindir.

 – Sana ondan bahsetmiştim.

 Tüm sömestr birlikteydik.

 – Peki nasıldı?

 – Ne söylememi istiyorsun, June?

 O daha 18 yaşında bir çocuk, ve hormonlarına karşı öfkeli, aslında sevimli görünmeyi başarabiliyor.

 – Ben sadece pişman olacağın birşeyi yapmanı istemiyorum.

 – Çok geç.

 Pişman olacağım şeyler yaptım bile.

 – Ben seni korumaya çalışıyorum, sen ise espiri yapıyorsun.

 – Korunmaya ihtiyacım yok.

 Daha önceden biriyle buluşmamışım gibi davranıyorsun.

 – Bu bir buluşma değil, öğrenci balosu.

 Baloların %65’i seks ile sonuçlanır.

 – Tamam, bunları uyduruyorsun.

 – Peki, belki de öyledir.

 – Piste gel!

 Dans edelim.

 – Piste haydi haydii.

 – Şimdi de biraz tempomuzu düşürürelim.

 –  Chester Arthur lisesi 1994 mezunlarının mezuniyet balosundayız.

 – Hadi dans edelim, lütfen.

 – Pekala – Artık daha fazla hızlı şarkı yok.

 Daha iyi olacaksın, lütfen?

 – Gördün mü?

 Hiç de fena değil.

 – Eğleniyor musun?

 – Sana söylemiştim.

 * Saat başı 8 dolar, minimum 4 saat.

 Saat işliyor.

 Aptal limuzin.

 * Parfüm olarak ne kullanıyorsun?

 Hardal gazı mı?

 – Ne oldu?

 – Hiçbir şey.

 * Beni kesiyor.

 * Çok güzel bir gece.

 * Sorduğu için çok mutluyum.

 * Buradan nefret ediyorum.

 Berbat bir gece.

 Felaket.

 * Gece bitene kadar sabredemeyeceğim.

 Eve gitmek istiyorum.

 * Seni çok seviyorum.

 * Belki o gece, bu gecedir.

 * Bir defa daha ayağıma basarsan  * Başka bir şarkıda dans etmeliydik.

 * 3 hafta daha.

 3 hafta sonra ve buradan kurtuluyorum.

 – 2 hafta oldu, hala herhangi bir teşhis koyulamadı.

 – Belirli fizyolojik işaretler olmadan.

 Biraz daha zor.

 – Onun üstünde çalışıyoruz.

 – Onun intihar programında izlenmesini istiyorum.

 – Freya’nın kendini öldüreceğini düşünmüyoruz.

 – Karım hakkında da böyle demişlerdi.

 – Onunla ilgilenip üstünde çalışıyorlardı.

 –  McAllister, Freya E.

 6 Temmuz 1994 tarihinde yatırıldı.

 Oldukça enteresan vakalarımızdan birisi.

 İlk belirtileri şizofrenik katelepsi düşüncelerinde keskin bölünmeler olmasına rağmen hiç kimse aşırı uçlarda belirtiler görememişti.

 Şizofreni vakalarının bir çoğu ergenlik dönemlerinde ortaya çıkar, ama nadiren bu kadar yoğun olarak etkisini gösterir.

 – Yatırılmasını takip eden 3 yıl içerisinde ilerleme göstermedi.

  ama birgün Freya tam bir karmaşaya dönüştü.

 “Bana baktı.

” “Doğduğum zaman nasıl gözüküyordum?

” ” diye bu ay yirminci defa” “bu yıl da yüzüncü kez sordu.

” ” ve birkaç yıldır da böyle devam ediyor.

” ” ve Papa da şarkı söyledi mi?

” ” Evet, Papa da söyledi.

” – Hemşireler kitap getirmeye başladı.

 – O sadece sayfaları çevirmiyordu ama bunun da ötesinde, bundan ne çıkaracağımızı bilmiyorduk.

 – Ergenlik sonrası otizm ifadesi miydi?

 Yoksa yeni bir zihinsel anormallik mi?

 – Anlatmak istediğim, kateleptik şizofreniler Dickens okumazlar, ya da düzenli olarak yoğun antremanlar yapmazlar.

 – Freya?

 – Freya, ben June.

 – Bana bak.

 – Bir kaza oldu.

 – Freya, bana bak.

 – Baban öldü, Freya.

 – Bana bakar mısın?

 *Neler oluyor, neden bunları yaşıyoruz?

 – McAllister, 2 Ekim 2000 tarihinde devlet tarafından koruma altına alındı.

 – Uzmanlara başvurduk, tüm testleri yaptık ancak hala başladığımız yerdeyiz.

 – Arasaydın, seni bu kadar yol çekmekten kurtarırdım.

 – Umutsuz  – Umutsuz mu?

 – Ona bak doktor, görebileceğin en önemli kişi.

 – Afedersin?

 – Affedildin.

 Ona teşekkür et ve kitaplarının unutulmadığından emin ol.

 – Dr.

 Welles, bu bir çeşit şaka mı?

 – Nasıl istersen öyle düşünebilirsin.

 – Engelle şimdi.

 – Merhaba, Freya.

 – Beni duyabiliyorsun.

 Güzel.

 – Nasıl hissediyorsun?

 – Hastanede aldığın ilaçların etkisi yavaş yavaş geçecek.

 – Şey, eğer  eğer açsan, hastanede bulunmayan yemeklerimiz var.

 – Korkma Sana yardım etmek için buradayız.

 – Neredeyim ben?

 – Newyork merkezinden uzak, 30 mil uzaklıktaki Lincroft kasabasındasın.

 – Ben Micheal, hakkındaki herşeyi biliyorum.

 – Duyduğun sesleri, hepsini.

 – Seni Brookridge’e koyduklarında, onların nasıl değiştiklerini, değil mi?

 çığlıkları ve fısıltılarını, hatta sana gülmelerini bile.

 – Senin kendin hakkında bile bilmediklerini ben biliyorum.

 Bir tanesini duymak ister misin?

 – Sen deli değilsin.

 – Kafandaki bu sesler, hiçbiri senin hayal gücün değil.

 – Senin dışından geliyorlar.

 – Gerçekler.

 – Bana bak.

 – Bana bak.

 – Hayır.

 * Freya.

 Freya, bana bak * Kimse seni incitmeyecek.

 Hadi, bak bana.

 * Kafanın içindeki sesler buradaki insanların düşünceleri, bu odadaki herkesin.

 * Hadi Freya.

 Kimse seni incitmeyecek.

 Bana bak.

 * Bana bak.

 * Sen zihinleri okuyabiliyorsun.

 * Freya, sen telepati kurabiliyorsun.

 – Hala anlayamıyorum.

 – Yani beni iyileştirmedin?

 – İlk olarak, asla gerçekten hasta değildin, sadece yetenekliydin.

 – Joan of Arc, Rasputin, Nostradamus, hepsi bu sesleri duydular, senin gibi.

 – Eğer onlar da benim gibiyse, neden akıl hastanesine kapatılmadılar?

 – Çünkü sen onlardan daha yeteneklisin.

 – Benim için mutluluk verici.

 – Babamı görmek istiyorum.

 – Babanı mı?

 – Çok zaman oldu, Freya, ve, ee.

.

 – Dış dünya için hazır olduğunu sanmıyorum.

 ve dünyanın da henüz sana hazır olmadığını biliyorum.

 – Ama, daha önemlisi, şimdi çekip gidersen  ee, sesler geri gelecek.

 – Onları susturamaz mısın?

 Beyin hücrelerimi kesip ya da başka bir şekilde.

 – Sana kritik noktayı geçmen için, onları kontrol etmene yardım edebilirim.

 ama tedavisi yok, ve seni iyileştirebilseydim bile, bunu yapmazdım.

 Sen türünün tek örneğisin.

 – Umrumda değil.

 – Eve gitmek istiyorum.

 – Tamam, zorlukları teker teker ortaya çıkart.

 – Buna cheiroscope diyoruz.

 – Hadi.

 Gidelim.

 – Şu anda zihnin açık bir çadır gibi.

 Herhangi biri gizlice girebilir.

 – Eğer seni çok kalabalık bir alana bıraksaydık – Ne olacağını biliyorsun.

 – Brookridge.

 – Ya da daha kötüsü.

 Brookridge de çadırı kapatmanın bir yolunu buldun.

 – Kitaplarımdan mı bahsediyorsun?

 – Evet.

 – Kitaplar zihnine yoğunlaşmana yardımcı oldu ve sesleri kesebildin.

 – Şimdi aklında ilgili aynı şeyi yapmayı öğrenmek zorundasın.

 ama  aynı anda sadece bir zihinde yapman gerekiyor.

 * Tamam.

 – Tamam, tamam.

 Hadi.

 – Hadi.

 – Haydi takalım.

 * Tamam.

 Zihnin sadece gözlerinin baktığı şeyleri görecek, bana bak.

 – Bana bakmaya devam et.

 Şimdi  – Tamam, engelleri kaldır.

 – Diğer sesleri duyuyorsun.

 Bırak gitsinler.

 – Onlara şans verme.

 Konsantre ol – Hadi, hadi, yalnızca benim düşüncelerimi dinle.

 Benim sesime odaklan.

 – Diğerlerini duymamaya çalış.

 – Sessizliği yakalamaya çalış.

 Hadi.

 – İşte bu.

 – Tamam, buraya gelin.

 – Gayet iyisin.

 – Çok iyisin.

 Hadi tekrar deneyelim.

 – Daire.

 – Dalgalı çizgiler.

 – Yıldız?

 – Mükemmel.

 – Bu defa senden gözlerini kapatmanı istiyorum.

 – Gözlerimi mi kapatmak?

 Niçin?

 – Anlayacaksın.

 – Gözlerimi bir daha kapatamayacak mıyım?

 – Biraz pratik ile yapamayacağın şey yok.

 – Gözlerin okuduklarına odaklanıyor.

 Buna aktif telepati deniyor.

 – Gözlerin kapalıyken ise pasif telepatidir.

 – Yani delilik demek istiyorsun.

 – Hayır, güç demek istiyorum.

 – Pasif telepati ile, insanları görürken ya da görmüyorken bile zihinlerini okuyabilirsin.

 – Bak, eğer gözlerin kapalıyken bu sesleri kontrol edebilirsen, duvarların arkasından bile insanların düşüncelerini okuyabilirsin herhangi bir yerde.

 – Ya uyurken ne olacak?

 O zaman gözlerim kapalı olacak.

 – Rüyalarımda diğerlerinin rüyasını ya da kabuslarını mı göreceğim?

 – Bak, işte böyle.

 Çok yaratıcı bir bakış açısı.

 – Ben böyle olacağını düşünmüyorum.

 – Düşünmediğin başka neler var?

 – Bilmiyorum.

 Biraz düşünmeliyim.

 – Neden sadece sen istediğinde senin düşüncelerini okuyabiliyorum?

 – Çünkü o zaman konuşacak bir şeyimiz olmazdı ki ben bu ufak sohbetleri çok seviyorum – Tamam, buna engelleme deniyor.

 – Yıllardır geliştirdiğim ufak bir zihinsel bir yöntem.

 Düşüncelerimi susturabiliyorum.

 – Şu anda ne düşünüyorsun?

 – Seni.

 – Daire kare yıldız  kare dalgalı çizgiler  – Bunu bilmiyorum.

 – Şimdiye kadar düşünceleri okudun çünkü okumayı istiyordun.

 – Dış dünyada, yapmak zorundasın çünkü herşey içgüdüsel olmaya başlayacak.

 – Elizabeth?

 – Elizabeth sana yaklaşacak ve sana saldıracak.

 – Onun amacını duymayı dene.

 Ama aynı zamanda dene ve gör.

 – Anlaştık mı?

 kartlarda yaptığın gibi.

 – Tamam, hadi.

 – Pekala, eller yukarı.

 – Hey, hey, hey.

 Buraya gel.

 Tekrar dene.

 – Tekrar dene.

 Beni dinle, beni dinle.

 – Bazen duyabileceğinden daha hızlı düşünürüz.

 bu yüzden denemeye çalışma ve sadece ne yapacağını duymaya çalış.

 – Kontrolünü rahatlat ve dene  göreceksin  – Tamam mı?

 * Hangi taraftan vuracağım, ha, Freya?

 Sol, sağ, sol, sağ, sol?

 * Sağ, sağ, sol, sol, sağ, sol, sağ.

 – Dikkatli ol.

 – Bu oyunu sevmedim.

 – Tamam, oyun bitti.

 – Dinlemiyorsun.

 – Bekle.

 Ne istiyorsun?

 – Buradan gitmek istiyorum.

 – Elizabeth, sen ?

 – Bunu yapmak istemiyorum.

 Gidiyorum.

 – Nereye gideceksin?

 – Babamı arayacağım.

 Beni alacak.

 – Bunun mümkün olmadığını biliyorsun.

 – Ne?

  – Biliyorsun.

 – Neyi biliyorum?

 – Bunu 3 yıldır biliyorsun.

 – Bekle.

 – Bırak beni.

 – Henüz hazır değil.

 – Yukarıdakiler onu istiyor.

 Şimdi.

 – Senin de yukarıda olduğunu sanıyordum.

 – Tamamen açık bir pozisyonumuz var.

  ve eğer kız söylediğin kadar iyiyse demekki o bir servet.

 – Onu satın alamazsın, John.

 O bir sivil.

 – Biliyorum, onun için para ödedik.

 – Evet.

 Ve bana da size tavsiye vermem için ödediniz ve tavsiyem şu ki henüz hazır değil.

 – Akıllı ol, Mike.

 Karar verildi.

 – Ne düşünüyorsun?

 – Sadece  Büyük şehir Bütün insanlar.

 – Bu ayarlamayı yapmak kolay olmayacak.

 ama ihtiyacın olan her an ben yanındayım, tamam mı?

 – Çok fazla insan var.

 – Biliyorum.

 – Aktif telepatinle ilgili endişelenirsen  sadece ayakabılarına bak yeter.

 – Hemen uyum sağlarsın.

 * Bla bla bla.

 Bu kadın hiç susmaz mı?

 Tanrım, çok berbat.

 * Bu kız neye bakıyor?

 Harika!

 Şimdi de ağlıyor.

 – Peki anne, 10 dakika daha.

 Anne!

 * Ben bir korsan kralım!

 * ve bu çok yüce, çok yüce bir şeydir.

 – Çekil yolumdan, fahişe.

 – Hey!

 – Bekle.

 – Tamam mı?

 Gidelim.

 Seni tanıştırmak istediğim bikaç kişi var.

 – Buradaki insanlar bana yardım mı edecek?

 – Tam tersi.

 – İşte şeytan geliyor.

 47.

 Caddeye hoşgeldin.

 – Dr.

 Welles.

 Tanışmak bir zevk.

 * Kıç ağrısı senden daha kutsaldır.

 – Mark Maracek.

 Memnun oldum.

 * Çok memnun oldum.

 Doktorun bizden sakladığı şu büsküviye bak.

 – Lawrence Segel.

 * Kıçımla telepati kur.

 Hepiniz işe yaramazsınız.

 – Jon Harper.

 Bu bir onurdur.

 * Bundan pek emin değilim.

 Güvenlik tehlikesi oluşturabilir.

 * Acaba şu anda aklımı okuyor mudur?

 – Zor bir yolculuk geçirdik.

 İstersen  – Bu nedir?

 Kim bunlar?

 – Ulusal güvenliğin merkez binasındayız.

 NSA’yı duymuş muydun?

 – Dünyadaki en geniş istihbarat servisiyiz.

 – Ama bunun reklamını yapmayı pek sevmeyiz.

 – Ve bizim için çalışıyorsun * Mike henüz onu hazırlamamış.

 – Freya  – Düşündükleri şeyleri sevmedim.

 – Sakinleşin bayan!

 – Larry!

 – Adamlarını buradan çıkart, Jon.

 Şimdi!

 – Bana neden yardım ettiğini açıklıyor.

 Bütün bu zaman boyunca.

 – Onların önemli olduklarını sana söyledim.

 – Numaralar mı yapmalıyım, eğitilmiş bir maymun gibi he?

  – Bunun numaralar ile ilgisi yok.

 – Sana söyleyemedim, Freya.

 Gelmezdin.

 – Bak, başka şansım yoktu.

 – Bana seçim şansı vermediler.

 Burada işler böyle yürüyor.

 – Kapının kilidini nasıl açarım?

 – Freya!

 – Tamam, sakinleş.

 – Sakin ol.

 – Yavaş.

 * Kollarını yakala  * Lanet asansör!

 Hadi!

 * Lobide önünü kesmeliyiz.

 – Harika!

 20 kat, ben ve çatlak bir fıstık.

 – Bu şansla, onunla çıkabilirim  kahretsin nasıl osurmam geldi.

.

 – Kımıldama!

 – Üçüncü katta indi.

 – İşte orada!

 * Kahretsin!

 Treni durdurmalıyım.

 Kondüktörü arayın.

 * Hayır, çok geç.

 Lanet olsun!

 Lanet olsun!

 * Oh, bana bakıyor.

 Ona bakma.

 Trenden inene kadar bekle.

 * Es que el gringo este, que ya me tiene mas cansado que carajo ya.

 * Ya estoy cansado de trabajar para el gringo, porque el gringo no se  * Deli he?

 Bana daha fazla dokunamayacak.

 * Ona bağlanmak ve hayatımı onunla devam ettirmek isterdim.

 * İnsan pisliği!

 Bu şehir tam bir kanalizasyon.

 – Kimsiniz?

 – Nu numara yalnızca bende var.

 – Benimle konuşma.

 Bana yalan söyledin.

 – Oldukça hızlı bir bir kaçıştı.

 Yalan söyleme şansım yoktu.

 – Bana bu insanlardan bahsetmedin!

 Bana numara yaptın!

 – Bu insanlar senin tedavini finanse ediyorlar.

 Bu insanlar benim projemi ödüyorlar.

 – Projen?

 Ben senin projenim!

 – Pekala, beni dinle, beni dinle.

 NSA tehditleri izler ve insanlara zarar gelmeden önce onları durdurmaya çalışır.

 Şu anda, bu ülke için çok tehlikeli bir tehditi takip ediyorlar ve senin yardımına ihtiyaçları var.

 – Sen çok önemlisin Freya, anlasan da anlamasan da.

 – Umrunda olsa da olmasada.

 – Bana söyleyeceğin hiçbirşeye inanamam.

 – Güzel.

 O zaman gördüklerine inan.

 – Yalnızsın ve hiçbir şeye sahip değilsin.

 Nereye gideceksin?

 – June!

 – Freya!

 * Aman tanrım!

 Freya!

 Beni buldu.

 – Merhaba.

 * Beni nasıl buldu?

 Ne yapmalıyım?

 * Hayır, burada olmaz.

 Bu kadar çabuk beklemiyordum.

 – June, konuşmamız lazım.

 * Tehlikeli.

 Tehlikeli olduğunu söylüyorlardı.

 – Bu.

.

Buraya gelebileceğimden haberin var mıydı?

 – Telefon edildi.

 – Kim aradı?

 Ne dediler?

 * Ona söyleyemem.

 Onu görmek oldukça zor.

 Neler oluyor?

 Tanrım, titriyorum.

 – June, bana bak.

 – Ben deli değilim.

 – Ne istiyorsun, Freya?

 – Senin kızkardeşinim.

 5 yıldır seni görmedim.

 – Seni görmek istiyorum.

 * 5 yıl!

 Tekrar aynısını yapamam.

 Onu kaybedemem.

 Ne yapmam lazım?

 – Tamam, bak.

 Düşünme tamam mı?

 Benimle sadece konuş, normal insanlar gibi.

 – Ben de bunu yapıyorum.

 – Bana işinden bahset.

 – Avukatsın, değil mi?

 – Evet, şehrin sanık avukatıyım.

 – Birçok sorunla ilgileniyorum.

 Zenci davaları, sorgulanma olayları.

 Beni yükselten işler işte.

 – Bunu yapamam.

 – June, lütfen!

 Konuş benimle.

 – Senin gelmeni beklemiyordum.

 Ne diyeceğimi bilmiyorum.

 – Sanırım gitmelisin.

 – Hey!

 Senin kız kardeşinim!

 Benimle bu şekilde konuşamazsın!

 – Bana ne yapıp ne yapamayacağımı söylemeye kalkma!

 – Babam öldükten sonra, tek başıma kaldım.

 – Evi sattım, kendi kazandığım paramla okula devam ettim.

 Ben yaptım!

 Buraya taşındım, iş buldum.

 Neye ihtiyacım olduğunu ve olmadığını biliyorum.

 -Na-nasıl?

 – Nasıl mı öldü?

 – Arabası okyanusa uçtu.

 – Sarhoş olduğunu söylediler.

 – Sen Brookride’ye yattıktan sonra çok fazla alkol kullanmaya başladı.

 – Benden nefret ediyorsun.

 – Ne?

 – Benim hatam olduğunu düşünüyorsun.

 – Ne düşündüğünü biliyorum.

 – Sen delisin.

 – Benimle ilgili sana söylemem gereken birşey var.

 * İşte orda.

 * Freya, evet, bu o.

 – Tanrım, buradalar.

 – Kim?

 – Nsa’nın adanmları.

 Onlar  – Tanrım, Freya!

 Niçin?

 – Tamam, gidiyorum.

 Gidiyorum tamam mı?

 Üzülmene gerek yok.

 – Seninle gurur duyuyorum, June.

 * Deli kadın!

 Çekil yolumdan!

 * Freya.

 Kaçma.

 Freya!

 * Konsantre olmaya çalış.

 Hadi.

 Sadece benim düşüncelerimi dinle.

 Odaklan!

 * Benim sesime odaklan.

 * İşte bu.

 Sessizliği yakala.

 Bul onu.

 * Kimse seni incitmeyecek, sana söz veriyorum.

 * Birbirimize ihtiyacımız var, Freya.

 – Bize yardımcı olmaya karar vermenize çok sevindik Bayan McAllister.

 Lütfen  – Adı Gabriel Perez.

 Arjentinli bir müslüman.

 – Bizimle irtibata geçti, politik hedeflere karşı yapılacak bir suikast planıyla ilgili bilgisi olduğunu söyledi.

.

 Amerika’da Çok yakında.

 – O neden bahsediyor?

 – Ajanlarımız irtibata geçti.

 – Kalabalık bir cafede buluştular, oturmak için bile yeterli zamanları yoktu.

 birisi kapıya doğru 3 el bombası attığında 16 siville birlikte iki ajanımızı kaybettik.

 – 3 kişi kurtuldu.

 Tahmin et onlardan biri kim  – Buraya havayoluyla buraya getirdik.

 Komada ve gittikçe kötüleşiyor.

 – Yani, ne, onun zihnini mi okumamı istiyorsunuz?

 – Evet.

 – Doktor bizi hala duyabildiğini söylüyor.

 – Ona sorular soracağım.

 Sen sadece onun düşüncelerine odaklan.

 – Anlaştık?

 – Gabriel.

 – Beni duyabiliyorsan  – Senin kime bilgi sattığını hatırlamanı istiyorum.

 – Bunu sana kim yaptı, Gabriel?

 * Que dolor!

  Donde estoy?

 No veo nada.

 * Me duele.

 Me duele mucho.

 Las manos.

 Todo.

 Te quiero Gazal.

  Gazal!

 * Aaargh!

 – Gazal kim?

 * Tanrım bize yardım et.

 – Haklıydın.

 – Gazal şuan nerede?

 – Gabriel Gazal nerede?

 – Kafası karmakarışık ve çok korkmuş.

 – Gabriel  – Güvendesin, söz veriyorum.

 – Sadece Gazal’ın nerede olduğunu düşün.

 – Nueva York.

 – Suzie, Ben Jon Harper.

 Evet, ona acil olduğunu söyle.

 – O çok iyi.

 – Başka görüntüler gördün mü?

 – Hayır.

 Sadece renkler.

 – Sadece korku.

 – Tamam.

 Daha fazla görüntü görüyorsun.

 İlerleme gösteriyorsun, hızlı bir ilerleme.

 – Onları görmek isteyip istemediğimden emin değilim.

 – Gazal kim bu arada?

 – Gazal, dünyanın en tehlikeli suikastçılarından birine verdikleri isim.

 kimse onu tanımıyor, nerede olduğu, neye benzediği hakkında bir fikrimiz yok, – İşin aslı, gerçek adını bile bilmiyoruz.

 – Benim ne yapmamı istiyorlar?

 – O bölgenin ajanıyla beraber Gazal’ın güçlerine karşı çalışmanı istiyorlar.

 Dean ile beraber.

 ama sen orada gözlemci olarak bulunacaksın.

 Seni incitecek bir riske atılmanı istemem.

 – Peki, bu ajan kim?

 Ona söyleyemem mi?

 – Hayır.

 Senin telepati gücünü bilmeyecek.

 – Ona göre sen gözlemcisin.

 – Buna inanamıyorum.

 Sır saklamadığın birisi var mı acaba?

 – Yapma Freya, bu senin güvenliğin için.

 – Neden?

 Ajan Dean bana zarar mı verecek?

 – Birisini öldürmek istiyorum.

 Eğer Terri 5 dk içinde burada olmazsa, kötü şeyler olacak.

 – Böyle bir yöntemle talepte bulunmak uzun zaman alır, Brendan.

 – Eğer böyle bir kaynak çıktısı için soruyorsan, o ürünü yapabilecek durumda olmalısın.

 – Aksi halde NSA’nın çalışma sahası olmayacaktır.

 – Bu harika.

 – Harika.

 Terri nerede?

 – Şehirdeki önemli tüm kişilerin telefonunu dinliyoruz.

 Git biraz uyu.

 – Telefon dinlemek?

 – Biz neredeyiz?

 Burası NSA – Doğu nehrini uydularla taramalıyız.

 – İstedeğim ee.

.

GPS ile tüm bu çıkıntı herifleri aramalıyız.

 – Tamam çocuklar, çocuklar!

 – Hedefimiz yok, beklediğimiz bir zaman yok, Gazal ile kimin anlaşatığını bilmiyoruz.

 – Peki, elimizde ne var?

 – Selam.

 – Ben Freya McAllister.

 – Gözlemci.

 – Selam.

 – Ben ee.

.

 Brendan Dean.

 * Oh, harika!

 * Konuşkan biri.

 Onun vücuduna bakıyorsun.

 Vücuduna bakmayı kes!

 – Gemide seninle olmak çok güzel.

 * Gemide?

 Kim böyle konuşur?

 * Beraber çalışalım!

 Büyük ihtimalle senin ateşini çıkaracak.

 – Bak, seni rahatsız etmek istemiyorum.

 – Bu konuda endişelenme.

 * Güzel saçlar Bu öksürük şurubu çok etkiliymiş.

 – Brendan.

 – Almak için imzalaman gerekiyor.

 – İmzamı taklit et.

 – Ee, Biz gidelim mi?

 * Scooby-Dooby-Doo, neredesin?

 * Şimdi yapacak işlerimiz var * Scooby-Dooby-Doo, doo-doo-doo * A-doo-doo doo-doo-doo-doo – Ee, işinden memnun musun?

 * Scooby-Dooby-Doo  Ah-haa.

 İşte.

 * Bana hep numara yapıyorlar.

 Kendimi ispatlamadan önce yerime birimi arıyorlardı.

 – Gayet güzel.

 * Silahlı matematik manyakları.

 – Evet, zorlu ve fırsatlarla dolu bir iş.

 – NSA şantiye ofisini kurduğu zaman, kriminal ve istihbarat ofislerinin arasındaki çizgi belirsizleşti.

 – Bazen, siyah ve beyaz alan arasındaki hareketleri kolaylaştırdı.

 * Hey!

 İyi olmaya başladım.

 Ne oldu?

 – Sen büro kısmındasın, değil mi?

 * Dosyamı biliyor.

 Konuyu değiştir.

 – Peki ya sen?

 Uzman olduğun alan nedir?

 Casuslukları ortaya çıkartmak?

 İstihbarat?

 – Hayır  Ben gözlemciyim.

 Gazel’i bulmak ve işini yapmanı sağlamak için buradayım.

 * Gözlemci.

 Gazal’ı mı bulacak?

 Harika!

 Muhtemelen hiçbir şeyi bulamayacak.

 – Bir planın varmış gibi  – Tamam, içeride bilgi veren bir adamım var ve bir parça sinirlidir.

 yani.

.

konuşmayı bana bırak, tamam mı?

 – Extra özel ajan Dean.

 Nasıl gidiyor?

 – Problem nedir?

 Beni daha fazla ziyarete gelmeyecektin.

 * Vouv!

 – Arkadaşın kim?

 * Bahse girerim büyük ve kıllı erkeklerden hoşlanıyordur – Kendisi biraz utangaçtır.

 Benim için elinde neler var?

 – Çok zor bir haftaydı.

 Bildiklerim beni öldürebilirdi.

 – Yani asıl soru şu ki, sende benim için birşey var mı?

 * Birşeyler uydurmam lazım.

 Bu budala için iyi bir hikaye bulmalıyım Havaalanı, evet.

 * Hey, güzel.

 – Selam.

 Tamam, LaGuardia’da bir arkadaşım var.

 – Bana bir teslimattan bahsetti.

 – Ne çeşit bir teslimat?

 – Hey!

 Ne yaptığını sanıyorsun?

 O zarfı bana geri ver.

 – Bu herifin hiçbir yararı yok ve hasta biri.

 – Costas, Gazal gibilerinin kullandığı insanları iyi bilir.

 Bana herşeyi söyleyecekti.

 – Hiçbir şeyi bilmiyor.

 Seni daha fazla zarf alabilmek için kullanıyor.

 – Senin budala olduğunu düşünüyor.

 – İşte bildiklerim, doğru yöntem, komuta zinciri.

 – Ve bilmediklerim, sen!

 Yani eğer senin bildiğin ve benim bilmediğim birşey varsa hemen şimdi söyle!

 – Üzgünüm, yapamam.

 – O sonuçlarla beraber üstlerime geri dönmem ve “üzgünüm, yapamam” demem analizi zorlaştıracaktır.

 – Ben analist değilim!

 Bak, bana güvenmelisin.

 – Hayır, sen gözlemcisin.

 Bilgi veren insanlarla olan ilişkileri bozamazsın!

 – Brendan, o hiçbir şey bilmiyor.

 – Bu soruşturmadan ben sorumluyum, ve sen bana o zarfı vereceksin.

 – Selam, benim.

 – Costas tamamen çıkmaz sokak ve Ajan Dean  – Tamam.

 – Sana  – Sen de kimsin?

 * Prensiplerimizi hatırlatmam mı gerek?

!

 Hayır Harper.

 Dinle beni Harper!

 * Bazı gözlemcilere daha üst bir mevkide olduğum hatırlatılmalı.

 Bazı deliler bana işimi öğretiyor.

 * Harper-sıkı kalça!

 Kıyafetleri üzerindeyken seks yapıyordur.

 * Doo-doo-doo-doo, neredesin?

 – Buraya ne yapmaya geldik?

 – FBI, Lars Etsen’i burada tutuyor, davayı onun üzerine yıkmaya çalışıyor.

 – Geçen hafta havaalanında yakalandı.

 Buraya nikah töreni için geldiğini söylüyor.

 – Ona karşı açılan davalar çok yetersiz, muhtemelen yürüyerek çıkıp gidecek.

 – Bir problem mi var?

 – Hayır, ben sadece merak  – Bekli biraz yürüyebilir ve aynı zamanda merak edebilirsin, çünkü biraz ateş altında sayılırız.

 – Etsen, duvar yıkıldıktan sonra kendi hesabına çalışan, eğitimli bir KGB mühendisi.

 Gece görüşünden radyoaktif izleme cihazlarına kadar birçok şey icat etti ve ve onu işe alan hakkında bazı endişeleri var.

 Lars Etsen’i görmek için geldik.

 – Hala anlayamıyorum.

 – Anlama.

 Sen gözlemcisin ve bu sefer sadece gözlem yap.

 – Bayanın da imza atması gerekiyor.

 – Bu taraftan.

 Şu anda gitmek üzere olan bir ziyaretçisi var.

 – O kadın kimdi?

 – Selam Lars.

 – Avukatım olmadan hiçbir soruya cevap vermeyeceğim.

 – Haklarına tecavüz etmeyeceğim.

 – Bu arada, koridordaki senin kız arkadaşın mıydı?

 Çünkü çok güzel.

 * Bu herif kolay lokma ama kız da kim?

 – Buraya nikah töreni için geldim.

 – Hiçbir soruya cevap verme.

 – Brendan Dean, NSA.

 – Söylemişlerdi.

 – Bay Etsen, ben June McAllister, sizi ben savunacağım.

 – İyi.

 – Selam, June.

 * Neden burada?

 Korkmuş görünüyor.

 Umarım iyidir.

 – Onu tanıyor musun?

 – Benim kız kardeşim.

 * Kesinlikle gözlemci falan değil.

 Oyuna mı getiriliyorum?

 Burada neler oluyor?

 – Burada neler oluyor?

 – Burası başlamak için iyi bir yer.

 – Önce sen.

 * NSA kız kardeşimden ne istiyor?

 Ona ne yaptılar?

 * Tesadüf mü?

 Hayır.

 Harper bazı şeyleri benden saklıyor.

 – Neden ilk olarak NewYork’a neden geldiğinle başlamıyoruz?

 – Düğün için.

 – Soru yok demiştim.

 – Sen sorulara cevap verme dedin, ama ben soru sorabilirim.

 – Onun tavsiyelerini dinlemek zorunda değilsin.

 * Kesinlikle Gazal için burada.

 – Bir insan neden FBI tarafından arandığını bildiği halde ülkeye giriş yapar?

 – Müvekkilim federal bir suçtan ceza yemedi.

 – Beni Ukrayna’daki şüpheli bir olaydan dolayı tutuklayamazsınız.

 – Ne istersek onu yapabiliriz.

 Ruslara satmayı kabul ettin mi?

 * Vakit kazanmaya devam et.

 Birkaç saat daha, ve sonra tamamdır.

 – Onun yargılanması uyuşturucu madde bulundurmaktan.

 – Ben ne zaman bir nikah törenine gitsem, silahları paketleyip saklarım.

 – Silah dediğin sadece bir Swiss marka ordu bıçağı idi.

 Ufakcık!

 Tanrı aşkına!

 – Öldürmeye yönelik duygular mı hissediyorum yoksa bana mı öyle geliyor?

 – Eğer FBI ya da alfabedeki başka bir harf, * Hiçbir şey bilmiyorlar.

 bu suçlamayı daha ileri götürürlerse, Sam amcaya sıkıntılı bir tokat atarız!

 – O senin de amcan.

 * Ufak bir gülücük.

 Bunu sevdi.

 Acaba kaç yaşında?

 – Lars?

 – Hadi saçmalamayı kes, Lars.

 * Bu kim?

 – Görüş cihazından haberimiz var.

 – Biliyorlar mı?

 Nasıl?

 – Ne hakkında konuştuğunu bilmiyorum?

 – Görüş cihazı  * Bu çok tehlikeli.

 – Yüzeye ultrasonik sinyaller yollayan, geri dönerek görüş dürbününden geçen ve duvarın arkasında ne varsa resmini çıkartan bir cihaz.

 – Eğer duvarın içinden birisini hedef alırsan oldukça kullanışlı bir cihaz.

 – Böyle birşey yapmadın, değil mi Lars?

 * Bu herif hiçbirşey bilmiyor.

 Ama bu kız kim?

 – Ben hiçbir şey yapmadım.

 – Biliyoruz.

 Niçin burada olduğumuzu sanıyorsun?

 * Kız tehlikeli.

 – Seni kim kiraladı, Lars?

 – Cevap vermek zorunda değilsin.

 – Ben hiçbir şey yapmadım.

 Hiçbir şey!

 – Seni kim kiraladı, ya da bu konuşmayı federal bir hapisanede mi noktalayalım?

 – Hangi sebep ile?

 Suçlaman ne?

 – Bunu göze alıyorum.

 Seni kim kiraladı?

 – Cevap verme.

 – Bu iyi değil.

 – Seni kim kiraladı?

 – Cevap verme.

 * Buradan başka biryere gitmemeliyim.

 Burada kalmalıyım.

 * Onlara bilgi vereceğim.

 İsim.

.

 Onlara bir isim vermeliyim.

 – Matthews.

 – Siparişi Matthews verdi.

 – Alan Matthews.

 – Çok güzel.

 – Hey, Patel.

 Çocuğun durumu nedir?

 – Ev boş ve tek başına  Yer ekibi hazır.

 – Kunzel 3.

 katta tavanarasını tutuyor.

 – Onun bunlara ihtiyacı yok.

 – Neden yok?

 – Pozisyonunu Matthews’un arkasındaki tavanarası ile değiştir.

 – Alan Matthews silah tasarımcısı.

 Ona sorular sormak için yakalayacağız.

 – Belki yardım edebilirim.

 – Belki edebilirsin, arabada bekleyerek.

 – Bunun seninle bir ilgisi yok.

 Lars ile ilgili iyi iş çıkardığını düşünüyorum.

 – Görüş cihazıyla ilgili şeyleri nasıl bildiğini kimse bana söylemeyecek gibi gözüküyor.

 ama bu bir operasyon ve seni tehlikeden uzak tutmak için senin gizemli telefonundan aldığım katı emirler var.

 – Kunzel?

 Ben Dean.

 Geliyorum.

 – Kız kardeşin ne kadar zamandır PD ofisinde çalışıyor?

 – Senin tipin değil.

 – Bana kartını verdi, hepsi bu.

 – Ne yaptı?

 – Benimle sadece konuşmak istiyor.

 senin hakkında  – Konuştuğum için özür dilerim.

 – Nerede o, Kunzel?

 – Mutfakta, öğle yemeğini hazırlıyor.

 – Bu serserinin yaptıklarına inanamazsın.

 – Fındık ezmesi ile bifteği karıştırıyor.

 – Benimle ilgili June’a ne dedin?

 – Pencereden uzak dur!

 – Afedersin.

 – Bizi gördü mü?

 – Olumsuz.

 – Güneş tam tepemizde.

 Gözlerimi kamaştırıyor.

 Bizi buradan göremez.

 –  Yer ekibi, binaya sızmaya hazırlanın.

 – Kunzel, onu burada tut.

 – Tüfeğinden oraya bakabilir miyim?

 – Hayır bayan.

 Kimse bu silaha dokunamaz.

 – Neler olduğunu görmem gerekiyor.

 – Bayan, bunu yapmaya yetkili değilim.

 – Dürbün Dürbününü kullanabilir miyim?

 * Kaç tane sandviç yapmam gerekiyor?

 * Hadi çocuklar!

 Ortaya çıkın.

 Hadi acele edin.

 * Gitme zamanı.

 İçeri gir, sıkı bir vuruş ve hızlıca dışarı.

 * Sakın bu adama izin verme, acıma.

 Tehlikeli olabilir.

 * Dikkatli ol.

 Tamam.

 * Bir İki Üç İki kat yukarı, ve onu yakalayalım.

 * Sessiz alarm.

 Merhaba çocuklar.

 – Bu da ne?

 * Federaller merdiven boşluğunda.

 Haydi bakalım.

 5 dakika daha ve her yer bum.

 – Brendan, adamlarını hemen çıkar oradan.

 Bu bir tuzak.

 – Feya, bu mümkün değil.

 Böyle birşeyi nasıl haber aldın?

 – Sadece biliyorum.

 Matthewste bomba var, ve sizi bekliyor.

 – Bu söylediklerine dair hiçbir işaret yok.

 Birisi onun kulaklarını çıkartsın.

 – Ne yapıyorsun sen?

!

 Seni öldürebilirdik!

 – Binayı havaya uçuracak!

 – Şşşt!

 – Matthews patlayıcıyı ayarladı.

 Dört dakikadan az zamanımız var.

 – Kunzel, geri dön.

 – Herkesi buradan dışarı çıkar, şimdi!

 – Kunzel konuşuyor.

 – Neler oluyor?

 Bomba görebiliyor musun?

 – Olumsuz.

 Kuzey binasının sonuna doğru görüş alanımdan kayboldu.

 * Pekala, bunu şimdi kesiyoruz.

 – Üçüncü kata gidin ve beni orada bekleyin.

 – Kunzel, başka ne görüyorsun?

 – Beni dinle!

 – Hayır, sen beni dinle.

 – Adamlarımın hayatını tehlikeye atıyorsun.

 Çık git buradan.

 – Beni daha önceden hiç dinlemediğin gibi dinlemeni istiyorum.

 – Bu binada bir bomba var ve hepimiz öleceğiz!

 – Bu gerçeği biliyorum.

 – Nasıl?

 – Costas’ın söylediklerinin yalan olduğunu ve görüş cihazıyla ilgili gerçekleri nasıl bildiysem.

 – Kardeşime nasıl çıkma teklifinde bulunacağını prova ettiğini ve her sabah Scooby-Doo şarkısını mırıldandığını nasıl biliyorsam, bunu da öyle biliyorum.

 – Ne dedin sen?

 – Brendan, ben düşünceleri okuyabiliyorum.

 – Benim telepati yeteneğim var.

 – Bu  – Hayatında duyduğun en çılgınca şey mi?

 – Peki bu nasıl?

 Birkaç saat önce Harper’ın  kıyafetlerini çıkarmadan seviştiğini düşünüyordun.

 – Bunu ben düşünmüyordum.

 Sen düşünüyordun.

 ve Matthews da bombayı düşünüyordu.

 Bu yüzden adamlarını çıkar buradan.

 – Hala beklemedeyiz efendim.

 – Operasyon sona erdi.

 Derhal binayı boşaltın.

 – İyi misin?

 – Evet.

 – Hadi gidelim buradan.

 – 4 numaralı ekip konuşuyor.

 Matthews gözetim altına alındı.

 – Şimdi açıklasan daha iyi olacak.

 * Hızlı sür.

 İşi çabuk bitirmeliyiz.

 Kadın, 20li yaşlarda.

 İşte onlar.

 Bu o.

 – Dikkat et!

 – Freya, yoldan çekil!

 Arabaya bin!

 – Ekip1, güney yönüne doğru giden kırmızı bir Ford pick-up’a yaklaşıyorum.

 * Lanet olsun kamyon!

 hadi hadi.

 * Sağ.

 Sağa dön.

 – Sağa.

 – Ne?

 – Sağa dönmelisin, hadi!

 – Doğu yönündeki 3.

 ve 4.

caddeler arasında.

 * Kavşaktan geç.

 – Kavşaktan geçecekler.

 * Devam et!

 Çöp Kamyonu!

 Dikkat!

 – Dur!

 – İyi misin?

 – Evet.

 – Kahretsin!

 Onları kaçırdık.

 Doğu yönüne doğru  – 14.

 cadde – Ne?

 – 14.

 caddeye gidiyorlar.

 – 14.

 caddeye gidiyorlar.

 – Aracı durdurun!

 Aracı durdurun şimdi!

 – Ateş!

 – Şüpheliler etkisiz halde getirildi.

 * Bunca zamandır aklımın içindeydi.

 – Korkma.

 – Yanıma gelme.

 * Kafamın içinde, beni dinliyor  – Sana söyleyemezdim.

 Bu bir sırdı.

 * Sadece ondan uzak dur.

 – Benden uzak dur.

 – Bunlar eski resimler.

 – Bu adamın sol yanağında yara izi var.

 Bunun ise iki kulağı da piercingi var.

 – Vücutlarını incelediğini bilmiyordum.

 – İncelemedim.

 – Sadece bir bakışta bunları hatırlayabildiğini mi söylüyorsun?

 – Evet.

 – Chor Cao ve Dur Wahid ile tanış.

 Laskar Jihad ve  Kumpulan Mujaheddin terörist gruplarının liderleri  – Haberim var.

 Onların birbirleriyle bağlantıları nedir?

 – Bu konu üzerinde çalışıyoruz.

 Ee  – Onlar sıradan askerler değiller.

 Çok iyi eğitilmişler.

 – Ajan Merriweather, bize izin verir misiniz?

 – Bir problemimiz var.

 – Eğer bu güvenlik ile ilgiliyse, dudaklarım mühürlenmiştir.

 – Sadece unutmak istiyorum.

 Bu konuda konuşmamıza gerek yok.

 – Güzel.

 Davadan alındın.

 – Ben ne?

 – Bir dakika.

 Ne dediniz?

 – Bu davada bu kadar ileri gitmemizin tek nedeni Freya’dır.

 – Eğer onu idare edemeyeceksen, edebilecek başkasını bulurum.

 – Konuşalım.

 – Belki Harper’ın kulaklarına sahipsin ama sana cevap vermeyeceğim.

 ve, açıkçası, burada dolaşarak tam olarak ne yaptığınızdan emin değilim, Dr.

 Welles.

 – Açıkçası, kesin olarak bilemiyorum ama şunu söyleyebilirim – Harper’a istifamı vererek ona tokadı yapıştırmaya şu kadar kaldı.

 – Bu onunla ya da seninle ilgili değil.

 Freya McAllister ile ilgili.

 – Buradaki mesaj ne?

 İşine bak, Brendan?

 – Bu kişisel düşünceleri okuyabilen birisi.

 – Kimse benim mahremiyetime saygı duymuyor, ama ben duyuyorum.

 – Bu nedir?

 – Bu  Freya’nın 9 senedir akıl hastanesinde eğlendiği bir çeşit sır.

 – Kafasının içinde yüzlerce ses, durmaksızın, günün her dakikası.

 – Freya çok özel biri.

 ve sadece bu kadarı değil, çünkü insana çok sıkıntı çektiren bu durumun üstesinden gelebildi.

 ama her nasılsa duyduğu her sesi endişe verecek bu yetenek ile unutmadan saklayabildi.

 seninkileri bile.

 * Şimdi.

.

Tekrar başla.

 “Özür dilerim, yapabileceğim başka.

.

” Hayır hayır.

 * Ona saldırma Sadece.

.

 “Ben bir çeşit ” Hayır, temize çıkmaya çalışma.

 * Sadece  – Merhaba.

 – Freya.

 Merhaba.

 Ben de seni bekliyordum.

 – Adresini Dr.

 Welles bana verdi.

 Güzel bir yer.

 * Benim evim burasının yanında klozet gibi kalıyor.

 Burayı da NSA mı ödüyor?

 – Ne istiyorsun, Brendan?

 – Ben sadece istiyorumm ki  – Bilirsin  – Bak.

 – Ben ayakları yere basan biriyim.

 – Kurallar, mantık, problem çözme.

 Bunlar benim dünyam.

 Ve bu konuda iyiyim.

 – Oldukça iyi.

 – Ama bunların dışında, hayatım tam bir karmaşa.

 – Ama düşündüklerimi biliyorsan, bunu da biliyorsundur, yani  – Bana senden bahsettiğin zaman, söylediklerin benim dünyamın dışındaydı.

 yani düşüncelerimi yokladım ve demek istediğim her düşüncemi çünkü benim hafızam hiçbirşeyi unutmaz ve Bilirsin işte.

.

Her neyse.

.

 Düşündüklerimin üzerine biraz kafa patlattım ve  düşüncelerim ve hakkımda düşündüklerin  ve sadece bilmeni istediklerim, ee, – Hiçbiri kişisel değildi.

 – Michael sana benden bahsetmiş.

 – Evet, tüm hikayeyi anlattı.

 – Ona kız kardeşin hakkında da sorular sordum.

 – Bilmiyor, değil mi?

 – Bilmesini istemiyorum.

 Onun ya da başka birisinin.

 – Senin düşünmeni istediğim ve kafamdan atamadığım birşey daha var.

 – Ateş edenleri hissettin ve beni yere yatırdın.

 – Eğer orada olmasaydın, şu an ölmüş olurdum.

 – Eğer sen değilsen  ki her kimsen  – Ölmüş olurdum.

 – Bekle, arkamızdakiler, kamyondaki herifler.

 Ateş edenler.

 – Onlar profesyonellerdi.

 Matthewsin ipini çekmek için gönderilmişlerdi.

 – Hayır.

 Onlar ateş etmeden önce onların düşüncelerini duydum.

 – “İşte onlar.

.

Bu o kız” dediler.

 – Aralarında bir bağlantı var.

 – US her ikisinin de hesaplarını dondurana kadar milyonlarca dolarları vardı.

 – Bunu inceleyeceğim.

.

 fırsatları da  – Bunlar Gazal’a para dayandırmaya çalışan birkaç gruptan bazıları.

 – Her hedefte 10 milyon $.

 Tek bilmemiz gereken hedefin ne olduğu.

 – Önümüzdeki haftanın önemlilerinin listesi nerede?

 – Jeremiah Grant Oh, Fergie’nin ülkesi.

 Abdul Kamil Zebouti  – Kim?

 – Müslüman bir lider.

 – Batı öncesi, orta dereceli.

 Muhtemel aday.

 Devam et.

 – Elizabeth Meyers, Walter Poulson, Frances Farraday, başbakan  – Bir saniye.

 Tekrar et.

 Ne demiştin?

 – Ne, Farraday?

 Bir fikir mi geldi?

 – Geçen hafta başsavcı yardımcısı yapıldı.

 – Hedefini, terörist müşterileri olan yabancı bankalara yöneltti.

 – İşte onun hedefinde olan bankaların listesi.

 Benim tahminim biz çalıştığımız banka da onun listesinde.

 – Yarın Plaza’da büyük bir konuşması var.

 – Yahtzee!

 Banco Pacifico’da listesinde.

 – Konuşma canlı yayına çıkacak mı?

 – Ulusal haberlere.

 – İşte Gazal’ın hedefi.

 – O halde iptal ettirelim.

 – Bu o kadar değil.

 Dosyamızda sağlam delillerimiz yok.

 – Farraday bu bankaları yok etmeye söz verdiğinden beri çok iyi korunuyor.

 – Rainday diye bir mekanları var, ama sirki kaldırabilmek için daha fazla kanıt lazım.

 – Rainday?

 – Bu olaylar yedek bir mekan.

 – Plaza mükemmel, ama çok kıytırık bir koruması var.

 – Delilere ihtiyacımız var.

 – Ne?

 – Beni böyle tutamazsınız!

 Burası polis merkezi değil.

 Bu illegal!

 – Lars Etsen, görüş cihazını icat etti.

 Bu ne içindi?

 – Seninle konuşmuyorum, bok parçası.

 – O halde kapa çeneni.

 – 50 kalibreli, baretta sniper tüfeği, modife.

 – Nasıl modife edildi?

 – Çiftli şarjör, ve ZP?

 – Zırh-delici.

 – ve GP.

 – Güçlü patlayıcılar.

 – Bu da nedir?

 Bir çeşit “iyi polis, kötü polis” oyunu mu?

 – Hedef kim?

 – O bilmiyor.

 – Silahlar nerede?

 – O bilmi  – Salı günü teslim etti.

 – Tüfek nerede, Alan?

 – Ben ajan Dean.

 Ulusal güvenlikten.

 Size birkaç sorum olacaktı.

 – Dün havaalanı girişinde Lars Etsen’i ziyaret ettiniz.

 Bu doğru mu?

 – Hayır, hayır, hayır.

.

 anlamıyorum.

 – Evet, anlıyorsunuz.

 Kapıyı açın.

 – Lars suçlu değil.

 Fbi suçlu.

 – Lars için buraya gelmedik.

 – Alan Matthews’ın Gazal için sakladığı tüfekle ilgili konuşmak için buradayız.

 – Gazal?

 – Hey!

 Yemeğim yandı!

 – Brendan!

 Dikkat et!

 – Bağırma!

 – Yaşlı bir kadından kim şüphelenir ki?

 – Sen Gazal mısın?

 – Senin yakın olduğun kadar yakınım ben de.

 – Bu bilgiyi nereden aldın?

 – Bu kilidin şifresi ne?

 – Sana bir soru sordum.

 – Şifre ne?

 Şifre ne?

 – Bunlar ısınma turları  Şimdi işimize bakalım.

 – Silahları nereden biliyorsun?

 – Sana söylenmeden görüş cihazını nasıl biliyordun?

 – Neyse ki bu dizimi çok kullanmıyorum.

 – Hmm.

.

 – Hayır.

 Bekle, bekle, bekle, bekle.

 – Söyleyeceğim.

 Bilmek istediklerini sana söyleyeceğim.

 * Jamil!

 Nerede bu çocuk?

 Her zaman böyle kayboluyor!

 Jamil!

 – Jamil.

 Jamil.

 Jamil.

 – Jamil?

 Yan kapıdaki ufak çocuk mu?

 – Seni izlemesi için göndermiştik, aylardır bize rapor veriyordu.

 – Hayatta kalmak için yalan söylüyorsun.

 – Ufak bir çocuktan kim şüphelenir ki?

 – Brendan.

 – Brendan!

 – Brendan!

 – Kımıldama!

 – Brendan!

 – Brendan!

 Brendan, onu yakaladım, uyan!

 – Hiçbir şeyin yok, ufak kız.

 – Sadece bulman gereken cevaplar.

 – Selam.

 – Selam.

 İyi misin?

 – İyiyim.

 – Emin misin?

 – Haberler nedir?

 – Yaptıkların çok iyi işti.

 – Tüfeği Plazanın oda anahtarıyla birlikte bulduk.

 – Oda doğrudan doğruya dans pistine bakıyordu.

 – Gazal görüş cihazını direk yere doğrultmuştu.

 – Su silah gerçekten çok ciddi bir tehlike taşıyor.

 – Gizli servis arayıp olayı ele alacak ve tüm yerlerine kadar onların yedek lokasyonlarını ele geçircekler.

 – Peki ya Zoya?

 – Parmak izlerini kontrol ettik.

 – Zoya Kokotovic, eski bir KGB eğitmeniymiş.

 siyanürle dişlerini doldurdukları zamanlardan beri  – Sence Zoya’nın Gazal olma ihtimali var mı?

 – Mümkün olabilir  Gazal bir kadın olabilir.

 – Gazal, bir grubun fertleri olabilir.

 ama her neyse, her kimse ya da her neresi ise  – Onları senin yakalayacağını düşünüyorum.

 – Sorun nedir?

 – Hiçbir şey.

 Hiçbir şey.

 – Hiçbir şey?

 Tamam.

 – Zoya.

 Onu son gördüğümüzde bize hala hiçbir şeyimizin olmadığını söyledi.

 – Gözden kaçırdığımız birşey var.

 Onun düşüncelerinde bir görüntü vardı.

 – Belki de onu hücre girişinde gördüğümüzde.

 – Brendan, onu ilk görüşümüzle ilgili ne hatırlıyorsun?

 – 10 adım önümüzdeydi.

 – Hayır, hayır, hayır.

 Sadece düşünme.

 – O anı gözünün önüne getir ve ben de senin aklındakileri göreyim.

 – 2 tane güvenlik görevlisi vardı  ve her birinde 9mm Baretta vardı.

 – Siyah boruları gözüken bir tavan  – Sağ tarafta 3 kapı, soldaysa 2.

 2 taraftan kitlenmişlerdi.

 – Zoya sağ tarafından biraz topallayarak yürüyordu.

 Herhalde sorun kalçasındaydı.

 – Biraz su içmek için durdu.

 – Daha sonra kımıldamadan durdu.

 Neden böyle yaptığını bilmiyorum.

 – İşte bu.

 Rainday güzergahı neredeydi?

 Onlar Farraday’ı nereye götürdüler?

 – Freya, sakin ol.

 – Adliye sarayı, değil mi?

 – Nereden biliyorsun?

 – Plaza yem idi.

 Plaza, Matthews silahlar, bütün herşey.

 – Gazalın hedefi, adliye sarayı.

 – Adliye yedek hedef.

 – Çünkü gizli servisin işini bitirdiği tüm insanları içeri çekebilmek çok daha kolay.

 – Beni dinlemiyorsun.

 – Onlar bunu tekrarlamak istemiyorlar.

 – O hala onların güvenlik sınırının içinde.

 – Hadi, gidelim.

 – Neler oluyor?

 – Güvenlik.

 Ayarlamayı bu sabah yaptılar.

 – Seni ilgilendiren tüm konu, yargıcın önünde bana işimi yapmama izin vermen.

 – Mahkemede görüşürüz.

 – Tamam.

 – Kahretsin.

 Gizli servis alarmımıza cevap vermiyor.

 – Onların istediği rainday güzegahını önceden kimsenin bilmemesiydi.

 Hapishaneyi aricam.

 – Biraz su içebilir miyim?

 – Mahkemede su var.

 – Etsen  Evet.

.

Şu anda mahkemeye doğru götürülüyor.

 – Tamam, irtibat subayını arıyorum.

 – Charlie, ben Barry.

 Geri dön.

 – Anahtarları al ve kilitleri aç hemen.

 – Charlie, 20 numarayla beraber geri dön.

 – Bunun için benim ya da kendi hayatını boşa harcama.

 – Sadece kaçmak istiyorum.

 – Çabuk.

 – Zaman ilerliyor.

 – Geri çekil.

 – Charlie!

 – Dur!

 Hemen orada kal!

 – Ulusal güvenlik yöneticisiyim.

 Kimliğim var.

 Göstermeme izin ver.

 – Binaya girmemiz gerekiyor.

 * Bu çocuk tam bir başbelası.

 “Dava düştü.

” ne güzel kelimeler.

 * Parti mükemmeldi.

 Kızları bugün aramalıyım.

 * Bizden böyle birşeyi rica edemeyecekler.

 – Bunu kazanmak için sağduyulu olmalıyız.

 – Lars!

 * Beni gördü.

 O tarafa dönme.

 – Brendan, işte orada!

 – Gazal!

 – Kımıldama!

 Bırak onu!

 – Silahını bırak!

 – Herkes geri çekilsin yoksa kız ölür!

 – Kız ölürse, sen de ölürsün.

 – Hayır!

 – Freya, git buradan!

 – Ben ailemi görmek istiyorum.

 Buraya sadece bir nikah için geldim!

 – Hepsi bu.

 * Çok adam var.

 7 kişi.

 Hepsinde 9mm.

 İlk vuruş kadının vücuduna gelecek.

 * sonra da kapıya doğru hayır, bu işe yaramaz.

 * Freya, umarım bunu duyuyorsundur.

 Temiz bir atış alanım yok.

 – Gazal, bana bak.

 Bana bakmanı istiyorum çünkü hakkındaki herşeyi biliyorum.

 – Biliyor mu?

 Aptal olma.

 Kanıt yok.

 -Freya hayır!

 – Çoktan kaybettin, Gazal.

 Sadece farkedemeyecek kadar aptalsın.

 * Beni nasıl buldular?

 Banka transferleriye mi?

 Yoksa hesaplardan mı?

 – İsviçre’deki hesaplar donduruldu.

 * Nasıl?

 The Schweizer Verband?

 * Hayır yapmadılar.

 – The Schweizer Verband, evet.

 – Tribank da.

 Hepsini bulduk.

 * Aman tanrım.

 Hayır!

 Yalan söylüyor.

 Yalan söylüyor olmalı.

 – 20 yıllık kanlı para.

 – Evin Roma’da, balkon manzaralı, hepsi gitti.

 – Gitti mi?

 – İz bıraktın.

 – Hepsi senin hatan ve sen çok fazla hata yaptın.

 – İzleri takip ettik ve seni yakaladık.

 * Mümkün değil!

 Nasıl biliyor?

 – 20 yıl.

 Hepsini bulduk.

 – Ben buldum!

 * Nasıl biliyor bunları?

– Kimsin sen?

 – Seni seviyorum, Freya.

 – Biliyorum.

 Ben de seni seviyorum.

 – İkiniz de iyi misiniz?

 – Evet.

 – Ne düşünüyorsun?

 – Niye düşüneyim ki?

 Zaten özgürler.

 – Endişelenme.

 Ben onu hallederim.

 – Umarm bizim bildiğini düşündüğümüz şeyi biliyordur.

 – Anlamanın tek bir yolu var.

 – Bugün çok canlı gözüküyorsun.

 – Dün gece iyi vakit geçirdim.

 – Biriyle mi buluştun?

 Ya da başka birşey?

 – Hayır.

 Buna henüz hazır değilim.

 – Fallacy.

 F-A-L-L-A-C-Y.

 – June ile akşam yemeği yedik.

 – Ne söyledin ona?

 – Aynı hikaye.

 Bazı kodları bildiğimi anladıklarında NSA beni Brookridge’den kurtardı.

 – Zekice bir hikaye.

 – Bana inandığını sanmıyorum.

 – Çünkü o zeki biri.

 * Ona gerçeği ne zaman söyleyeceksin?

 – Michael dedi ki  – Salla Michael’i.

 – Freya?

 Herkes hazır seni bekliyor.

 – Koordinatları almayı unutma, enlem ve boylam olarak.

 – Biliyorum, anladım.

 – Dışarıda olacağım.

 Sadece cehennem dünyaya gelirse kapımı çal.

 – O zaman yaparım.

 – Beni tanımıyorsun, ama ben hakkındaki herşeyi biliyorum.

 – Grubunu biliyorum  – Uranyumu biliyorum.

 Onunla ne yapacağını biliyorum.

 ve bilmediğim herşeyi şimdi sen bana söyleyeceksin.

 – O halde  hadi en baştan başlayalım!

||