109 dk

Yönetmen:George Sluizer

Senaryo:Tim Krabbé, Todd Graff

Ülke:ABD  

Tür:Dram, Korku, Gizem

Vizyon Tarihi:05 Şubat 1993 (ABD)

Dil:İngilizce

Müzik:Jerry Goldsmith

Çekim Yeri:Bellevue, Washington, ABD

Oyuncular: Jeff Bridges, Kiefer Sutherland, Nancy Travis, Sandra Bullock

Özet

İki sevgili olan saskia ve rex tatil yapmak için arabalarına yola çıkarlar. bir süre sonra mola vermek için dururlar ve siskia markete girer ve bir daha iki sevgili birbirlerini göremezler…

Alt yazı

37 dakika, 15 saniye.

  Kulübeden 45 km. ‘den fazla uzaklaşmamalıyım.

  Pardon bayan.

  Affedersiniz, rahatsız ediyorum.

  Postaneye gitmek istiyordum.

  Öyle mi?

  İsterseniz sizi bırakayım.

  Nasıl?

  Lütfen.

  Lütfen.

  Kahretsin!

  Pardon, acaba  Merhaba baba.

  -Ne okuyorsun?

  -Hiç.

  Uğultulu Tepeler?”

 Catherine, sen huzur içindeyken benim cehennem   azabı yaşamam yetmiyor mu? “

 Denise.

  Bu romantik bir şey!

  Kitaba konabiliyorsa romantik değildir.

  Aşk gizli kalmalıdır.

  Kız arkadaşın var mı?

  Yani kulübeyi tamir etmen.

  Ben aptal değilim.

  Annemi aldattığın için seni suçlamam.

  Bu söylediğin hoş bir şey değil.

  Burnunu kaptım.

  Hiç “burnunu kaptım” oynamadın mı?

  Görünce suratını asma.

  Tamir olmuş halini hayal et.

  Baba, gökte kaç yıldız var?

  Sonsuz sayıda.

  O kadar çok   ve o kadar uzaktalar ki   sayılamıyorlar.

  Asla sonuna ulaşamazsın.

  Hiçbir zaman mı?

  Hiçbir zaman.

  Aç mısın?

  Piknik sepetini aç.

  Bir şey yok.

  Sadece örümcek.

  Bir şey yapmazlar.

  Selam Barney!

  Selam Stan!

  Dün gece evde miydin?

  -Evet, ne oldu?

  -Çığlık sesleri duydum gibi geldi.

  Çocuk sesi gibi.

  Ben bir şey duymadım.

  İyi günler.

  Hanımefendi, postaneye nasıl gidebilirim acaba?

  Elbette.

  1,5 km.

  kadar dümdüz gidin.

  -Handley’den sapın.

  -Tamam, bunu hatırlayamamıştım.

  Sağolun.

  O tarafa mı?

  -Sizi bırakayım isterseniz.

  -Hayır, gerek yok.

  Sağolun.

  3:05.

  Yüz seksen.

  -Pardon bayan.

  -Git başımdan.

  -Acaba postaneye  -Bırak peşimi!

  3:44.

  Doksan beş.

  Bir ilişkin mi var?

  Seni seviyorum.

  Denise’i seviyorum.

  Kulübeyi tamir etmem sence çılgınlık.

  Ama ya değilse?

  Ya kendim hakkında bir şey öğreneceksem?

  Bunu yapabilirsem her şeyi yapabileceğimi fark edersem?

  Bir adım atıyorum.”

 Bu çılgınlık mı?

  Durmalı mıyım?”

  diyorum.

  Sonra düşünüyorum: “Henüz değil.

  İstersem her zaman geri dönebilirim.”

  Bir adım daha atıyorum   bir adım daha   bir adım daha   ve bir gün fark ediyorum ki   sınırı geçmişim   artık dönüş yok.

St.   Helens Dağı Gidelim buradan.

  -Ne?

  Bunun için geldik.

  -Gidelim.

  Ta Seattle’dan buraya hemen dönmek için gelmedik.

  Lütfen.

  -Nereye gitmek istiyorsun?

  -Hiçbir yere.

  -Somurtma.

  -Somurtmuyorum.

  Tatildeyiz.

  Tamam.

  Gidilecek başka afet bölgeleri de olmalı.

  -Neydi bu?

  -Hiçbir şey.

  -Hayır, yapma!

  Olamaz!

  -Kahretsin!

  Kahretsin!

  İnanamıyorum.

  Benzin alalım demistim.

  -Oldu bir kere, tamam mı?

  -Tamam değil.

  Niye büyütüyorsun?

  Bizi gördüklerinde üstümüze çıkmıs olacaklar!

  Niye durmadın?

  On istasyon geçtik!

  Bizi rahatlıkla görürler Diane.

  Aman Tanrım!

  -Tanrım!

  Hayır!

  -Sakin ol.

  -İtelim mi?

  -Haydi gidelim.

  El fenerini alalım.

  -El feneri mi?

  Sacmalama Di!

  -Bul onu!

  -Feneri ne yapacaksın?

  -Sen git.

  Bu karısıklıkta hicbir şey bulamazsın.

  -Bulacağım Jeff!

  -Ben gidiyorum!

  Beni yalnız bırakma Jeff!

  Diane?

  Seni bırakmamalıydım.

  Kendimi kaybettim.

  Niye yaptığımı bilmiyorum.

  Seni seviyorum.

  Özür dilerim.

  15 dolar.

  Teşekkürler.

  Buyurun.

  Peki, eve dönelim.

  Hayır, arabayı park et.

  Arabayı park et.

  Ne var?

  Şimdi tekrarla.

  Ben  -Ben  -Ben  -Jeff Harriman  -Jeff Harriman  – yemin ederim ki, harika  – yemin ederim ki, harika   hoş ve tatlı   tatlı olabilen   her zaman tatlı olan  – Diane Shaver’ı  – her zaman tatlı Diane Shaver’ı   bir daha bırakmayacağım.

   bir daha bırakmayacağım.

  Ölüm bizi ayırana dek.

  Ölüm bizi ayırana dek.

  Çok resmi oldu.

  -Seni seviyorum.

  -Seni seviyorum.

  İyi misin?

  Unuttum.

  Sana bir hediyem var.

  -Öyle mi?

  -Evet.

  Bu çok güzel!

  Bu gece vermek istiyordum ama  Ben mahvettim.”

 Sonsuza dek, Diane.”

  Sigara içmiyorum.

  Benimkini yak diye.

  -Ne oldu?

  -Ben kullanacağım.

  Tuvalete gidiyorum.

  Bir şey ister misin?

  Gazoz, bira?

  Bira iyi gider.

  Diane?

  Nerede kaldı bu?

  Anahtarlar.

  BAYANLAR Hey!

  Burası kadınlar tuvaleti!

  Di, seni aramaya çıktım.

  Arabada bekle.

  Jeff Diane!

  Diane!

  Kız arkadaşımı arıyorum.

  Bu fotoğraf bugün çekildi.

  Kıyafeti aynı.

  -Evet, gördüm.

  -Ne zaman?

  Yarım saat önce.

  Loto makinesinin oradaydı.

  Yalnız mıydı?

  Biriyle konuştu mu?

  Buradan kaç kişi geçiyor haberiniz var mı?

  Sırayı kesmeyin.

  Kız arkadaşımı kaybettim.

  Onu gören oldu mu?

  Lütfen.

  Ya siz?

  Buraya girdik, benzin aldık.

  Sonra şuraya park ettik.

  Mağazaya girdi, sonra kayboldu.

  Kavga ettiniz mi?

  Kavga sayılmazdı.

  Bir şeydi.

  -Bir şey mi?

  -Kız arkadaşınız yok mu?

  Evet, ve benim bir şey olarak gördüğüm   şeyleri o kavga olarak görüyor.

  Rapor hazırlayacağım, 24 saat geçsin  Hayır, dinleyin!

  Kayboldu!

  Başına bir şey geldi.

  Kavgayla alakası yok.

  Yüzünüzü suratımdan çekmenizi öneririm.

  Üzgün olmakta haklısınız.

  Cinayet deliline rastlarsam gereğini yaparım.

  Ama simdilik evinize dönün.

  Demek öyle.

  3 YIL ÖNCE KAYBOLDU

 Bu Kadını Gördünüz mü?

  O benim sınıfımdaydı ve çok başarısızdı.

  Biliyorum, ama o kadar başarısız da değildir herhalde.

  Lütfen  Bak, yeni bir tane asmış.

  Radyoda konuştu, her ay afişleri yeniliyormuş.

  30 günde bir.

  Hiç şaşmaz.

  Onu çok sevmiş olmalı.

  Azmine hayranım.

  -Canlı cenazelerin gecesi.

  -Ben bakarım.

  Hayır, bu haftaki 2.

  çift vardiyan.

  Elinde daha ilginç bir iş var mı?

  Mel Gibson beni aramıyor.

  Bu adamı tanıyorum.

  Hapishaneden mi?

  Liseden.

  Ben bakayım, tamam mı?

  Zor bir gece mi?

  Kahve lütfen.

  Gerçekten kahve mi istiyorsun?

  Gözlerinin altı sismis.

  Sana süt vereyim.

  Süt istemiyorum.

  Bir kahve lütfen.

  Dün gece ne kadar uyudun?

  Ya önceki gece, daha önceki gece?

  Sana süt vereceğim.

  Ne kadardır burada çalışıyorsun?

  İnsanlığın doğuşundan beri.

  Rita, bana fişleri getir.

St.   Helens Dağı ile Seattle arasında arkadaşım kayboldu.

  Buraya 95 km.  uzaklıkta.

  Biliyorum.

  Arkadaşının görünüşü nasıldı?

  Tabii bu cok saçma ama sanırım  Buraya gelen herkesi hatırlasam hilkat garibesi olurdum.

  Güzel bir kadın.

  Evet, öyle.

  Adın ne?

  Jeff.

  -Hay aksi!

  -Önemli değil.

  Tamam.

  Bu haldeyken araba kullanmana izin veremem.

  Arkada kocaman, rahat bir yatak var.

  -Biraz oturayım  -Bu halde araba kullanamazsın.

  -Uyuman lazım.

  -Düzelirim.

  Ne iş yapıyorsun?

  Reklam yazarıydım, ama işimi kaybettim.

  -Üzüldüm.

  -Üzülme.

  Bir roman yazıyorum.

  İşime devam etsem yazamazdım.

  -Numaramı yazsana.

  -Yabancılara numaranı verme.

  Seninle yattım, yani en azından aynı odada.

  -Yatak sırtımı mahvetti.

  -Kolunu ver.

  Sırtını dön.

  -Ne yapıyorsun?

  -Bırak kendini.

  Kütledi mi?

  Ağrı azaldı mı?

  Daha çok yer açmalıyım.

  Bak ne buldum.

  Niye artık ondan bahsetmiyorsun?

  Senin için en önemli şeydi.

  Ne yararı var?

  Üzülmekten, mutsuz olmaktan başka neye yarar?

  -Nasıl her şey unutuluyor.

  -Unutmuş değilim.

  Eşyaların en üst çekmecede.

  O kutularda ne var?

  Başka bulmacalar mı?

  Onlar bulmaca değil, anagram.

  Pardon, anagram.

  Mühim bir şey.

  Eski şeyler.

  Lise yıllıkları filan.

  -Öyle mi?

  Nerede?

  Görmek istiyorum.

  -Hemen mi?

  Daha işimiz bitmedi.

  Eşyalarımı karıştırma Rita!

  -İyi misin?

  -Hayır.

  -Bu da ne?

  Beni öldürecekti.

  -Bir şey değil.

  Korunmak icin.

  Etraf sapık dolu.

  Dolu bu.

  Sapıklar bundan anlıyor tatlım.

  Niye silahımız olduğunu söylemedin?

  Yeni taşındın.

  Musluğu açmak için de vurman lazım.

  Bir konuda anlaşalım, tamam mı?

  Sır istemiyorum.

  Ne kalbimizde ne dudaklarımızda.

  Rita, o bana lazım.

  Peki.

  Tesekkürler.

  Haydi.

  Artık sır yok.

  Söz veriyorum.

  Bir gece sen uyurken o silahı sobaya atacağım.

  Özür dilerim.

  Jeff Harriman’ı arıyorum.

  Ben Arthur Bernard.

  -Pazar akşamı mı?

  -Kim bu?

  Bir yayıncı.

  Kitabımı vermiştim.

  -Dur!

  -Bir saniye.

  Bekle.

  Seninle konuşmalıyım.

  Alo.

  Arthur.

  Ben Jeff Harriman.

  Üzgünüm Jeff.

  Kitap bize göre değil.

  Çok iyi bir kitap.

  Çok yeteneklisin.

  Anlıyorum.

  Hemen yıkılma.

  Bizim için başka bir şey yazmanı istiyoruz.

  -Ismarlama mı?

  -Aynen.

  Bu harika bir şey.

  Kız arkadaşının kayboluşuyla ilgili haberleri hatırlıyorum.

  Korkunçtu.

  Tacoma’da bir düğünde afişlerini gördüm.

  Ben olayı unutmuştum, ama sen hala arıyorsun galiba.

  -Evet.

  -Bize hikayeni yaz Jeff.

  Her şeyi.

  Ne diyorsun?

  Bu olayı arkamda bırakmak istiyordum.

  Üzgünüm.

  Ne oldu?

  Artık kirayı ödeyebileceğim.

  -Beğendi mi?

  -Çok beğendi.

  Bu harika!

  Bu harika!

  -Haydi kutlayalım.

  -Tamam.

  Merak Kediyi Öldürdü!

  Bizim hakkımızda, değil mi?

  Söyleyebilirsin.

  İtiraz etmem.

  Haydi yatalım.

  Pardon.

  Bu üniforma ne kadar?

  Saat kaç?

  Yedi.

  Gitmek zorunda mısın?

  Sadece ayda bir hafta sonu.

  Annen bunu biliyor mu?

  Formu o doldurdu.

  Haydi uyu.

  Yarın akşam görüşürüz.

  Kanal 7 Haber Saati başlıyor.

  Ben Paul McGraw.

  Bu gece konuğum cesur ve acılı genç Jeff Harriman.

  -Hoş geldin.

  -Teşekkürler.

  Diane’in kayboluşundan bu yana bir ipucu var mı?

  Onu kaçıranlar seni aradı mı?

  Hiçbir şey yok.

  Ve yıllardır onu aramaya devam ediyorsun.

  En azından ne olduğunu öğrenmek için.

  Bu çok paraya mal olmuştur.

  Her şeyimi harcadım.

  Belki de onu kaçıran bizi izliyordur.

  Ona söylemek istediğin bir şey var mı?

  Seni tanımak istiyorum.

  Senden nefret etmiyorum.

  Sadece ne oldu bilmek istiyorum.

  Bunu öğrenmek için her şeyi yaparım.

  Lütfen.

  Bilmem gerekiyor.

  Tamam.

  Masanın üstünde ölç.

  Gözlük.

  Gözlerin önemsiz mi?

  Haydi toplanın lütfen.

  Kimya araştırmacısı için en büyük risk   bilgisi haricinde deneye karışan   yabancı bir maddenin   deneyi anlamsız hale getirmesidir.

  ROMAN – Adsız GİRİS REDDEDİLDİ SİFRELİ: PAROLAYI GİRİN RİTA GİRİS REDDEDİLDİ Rita Baker GİRİS REDDEDİLDİ KAYBOLDU KAYBOLDU ROMAN (Adsız) yazan: Jeffrey D.

  Harriman “Bir varmış bir yokmuş, bir ormanda Kiki adında bir ispinoz yaşarmış.

  Rakun arkadaşları Pop ve Reba ile birlikte   nehrin kaynağını aramaya çıkmış.”

  Cocuk kitabı.

  Timsah Lulu.

  Lavanta.

  Komuta noktasını Si.

  Dağı Motel’e taşıdım.

  Rita şüphelendi.

  Diane.

  Seni her yerde arıyorum.

  Gecen arabalarda.

  Sarılırken Rita’nın arkasında.

  Vazgeçemiyorum.

  Aman Tanrım!

  Oda servisi.

  Aç.

  Resepsiyondan burada olduğunu söylediler.

  İstediğin bu mu?

  -Çıkar onu.

  -Neden?

  Erkeğime istediğini vermem gerektiğine inanırım.

  Dinle.

  Bana Diane de.

  Sana köpek muamelesi yapayım.

  Sonra ortadan kaybolurum!

  Çıkar onu!

  Aman Tanrım!

  Sır yok?

  Hatırladın mı Jeff?

  Sır yok dedik!

  Asla anlamanı sağlayamayacağımı biliyordum.

  Kimsin sen?

  Bana gerçeği söyle!

  Ağlamalarının onu rüyanda görüp   ter içinde uyanmalara dönüşmesi bilerek miydi?

  Ondan daha az söz etmen, resmini komodinden kaldırman   ve yerine benimkini koyman?

  Balkonda dans etmemiz?

  Hepsi beni yanlış yönlendirmek için bir plan mıydı?

  -Seni kaybetmek istemedim!

  -Ona hala aşıksın!

  Ben sana aşığım.

  Ne diyorsun sen?

  Senin kadar zeki olmayabilirim, ama aptal bir kadın değilim.

  -Şu odaya bak!

  -Afişlerden başka resim yok!

  Hatıra yok, sadece afiş!

  Ben seni seviyorum Rita!

  Parolayı çözdüm Jeff.

  Kitabı gördüm.

  Sen bir yalancısın.

  Gelmemek için direndim.

  Eve gidecektim, ama   o zaman, eşyalarımı toplar giderdim.

  Neden gitmedin?

  Çünkü savaşmamak kitabımda yok.

  Ailemde hiç kimse, hiçbir şey için savaşmadı.

  Ya Prozac bağımlısı olup, gün boyu uyudular   ya da 35’in de karaciğerden öldüler.

  Bu benim başıma gelmeyecek Jeff.

  Ben savaşırım!

  Nedeni o değil Rita.

  Çok uzun zamandır o değil.

  O halde ne?

  Bu.

  Bilmemek.

  Biliyor musun?

  Seçeneğim varmış gibi yapıyorum.

  Ya onu rahat bırakacağım, yaşamına devam edecek   ve ne olduğunu asla bilmeyeceğim   ya da ölmüş olabilir ve ben her şeyi öğreneceğim.

  Yani ölmesini göze alıyorum.

  Yemin ederim, ölmüş olmasını diliyorum.

  Bilmemenin ne demek olduğunu bilmiyorsun.

  Kahretsin.

  Üzgünüm.

  Ama ne yapacağımı bilmiyorum.

  Ben biliyorum.

  O günden beri o benzinciye gitmedim.

  Müdüre afişleri yolladım.

  Astı.

  Kendim hiç gitmedim.

  Öyleyse gitmenin zamanı.

  Haydi.

  Ölüm bizi ayırana dek.

  O gitti Jeff.

  Yok artık.

  Nasıl ve neden olduğunu belki asla öğrenemeyeceksin.

  Kabul et.

  Diane şimdi burada olsa   sana evlenme teklif ederdim.

  Sevdiğim sensin, yemin ederim.

  Ama şimdi seçmem mümkün olsa   bu benzinciye dönüp ona ne olduğunu öğrenmeyi   tercih ederdim.

  Bu yeterli değil.

  Hayatına devam etmek istiyorsan   hayata dönmek ve mutlu olmak istiyorsan   bu senin son sansın.

  Seni seviyorum   ama benimle olmaya karar vermen gerek, yoksa gidiyorum.

  Unut onu Jeff.

  Unut onu.

  Diane.”

 Benimle yat kulübünde buluş.

  Yalnız gel.”

  Merhaba.

  Oku.

  Durma.

  Haydi.

  Beni izliyor.

  Hissediyorum.

  Öldüğünden korkuyordum.

  Ama bu mektupta yalnız onun bilebileceği şeyler var.

  Jeff, resmini gazetede gördü.

  Ne kadar ileri gideceğini görmek istiyor.

  Bundan zevk alıyor.

  Hayır.

  İmzalamış.

  Barney.

  -Sence bu gerçek adı mı?

  -Önemli olan bu değil.

  Haklısın.

  Önemli olan, benim burada ne aradığım.

  Asla değişmeyecek.

  Sen de onun kadar delirene dek sürecek bu.

  Bu mektup elime geçen ilk şans!

  Onu yakalayabilirim!

  Polise git!

  Bunu tek başına yapamazsın!

  Polis mi?

  Polis bana gülüyor.

  Benimle dalga geçiyorlar.

  Onlara hak vermeye başlıyorum.

  -Bunu bana yapma, şimdi değil!

  -Tanrı aşkına, inanılmazsın!

  Belki de onu bulmanı istemediği hiç aklına geldi mi?

  Elveda Jeff.

  Bir korkak gibi kaç.

  Diane en azından zorla götürülmüştü.

  Ben Diane değilim!

  Jeff Harriman’ı ve onun sapkın benliğini aradınız.

  Rita Baker artık burada yaşamıyor.

  Jeff’i terk etti.

  Buradan taşınıyor, onu bir daha burada bulamazsınız.

  Beni bir daha asla aramayın.

  Jeff Harriman’ı ve onun sapkın benliğini aradınız.

  Rita Baker artık burada yaşamıyor.

  Jeff’i terk etti.

  Rita!

  Rita?

  Lanet olsun.

  555-8767’yi aradınız.

  Lütfen mesajınızı bırakın.

  Merhaba Jeff.

  Aradığın adam benim.

  Ben Barney’im.

  Orospu çocuğu!

  Ona ne yaptın?

  Nerede?

  Ona ne yaptın?

  Söyle!

  Nerede o, Barney?

  İstersen öldür beni.

  Son derece haklısın.

  İstediğin kadar döv.

  Ama ölürsem, asla bilemeyeceksin.

  -Affedersin.

  İşin bitti mi?

  -Nerede olduğunu söyle!

  Bunu öğrenmenin bir tek yolu var.

  -Ne?

  -Bir yolu.

  Ne?

  Benimle gel.

  Nereye?

  Arabamla bir yere gideceğiz.

  Nereye?

  Diane’e mi?

  Benimle gel.

  Söyle, öldü mü?

  Sana bu tek şansı veriyorum.

  Her şeyi öğrenmen için.

  Seni uyarıyorum, önlemlerimi aldım.

  Bana bir şey olursa, ya da birine söylersen   ne olduğunu asla öğrenemezsin.

  Şimdi gidiyorum.

  Seninle ya da sensiz.

  Seninle geleceğim, ama beni Diane’e götüreceksin!

  Lanet olsun!

  Harika bir adam olabilirdi.

  Tamamen kafayı yemiş olmasa.

  Lynn, buraya gel.

  Umarım değiştirmemiştir.

  Mesajı dinle.

  -555-8767’yi  -Değiştirmiş.

  -Ona mesaj bırak!

  -Dur bir dakika.

  Merhaba Jeff.

  -Ne?

  -Aradığın adam benim.

  -Aman Tanrım!

  -Ben Barney’im.

  -Ne oldu?

  -Aman Allahım!

  Acıktın mı?

  Umarım sığır eti seversin.

  Seninle buluşmayı çok düşündüm.

  -En başından beri istiyordum.

  -Ona tecavüz ettin mi?

  Ben tecavüzcü değilim.

  Bunu anlaman çok önemli.

  Öyleyse ne yaptın?

  Sana bir hikaye anlatayım.

  Ben 15 yaşındayken, sıradan bir günde  Lanet hikayeni dinlemek istemiyorum.

  Umurumda bile değil.

  Ona ne olduğunu bilmek istiyorum.

  Öyleyse hikayeyi dinlemek istersin.

  Hem de dikkatle dinlemek.

  Çünkü bazen şeytan detaylardadır.

  Ben 15 yaşındayken   sıradan bir gündü   sıradan evimde ve sıradan hayatımda   bir şey beni balkonun kenarına itti.

  Atlamaya cesaretim olup olmadığını merak ettim.

  Bir şeyin beni durdurmasını bekledim.

  Herhangi bir şeyin.

  Ama hiçbir şey durdurmadı.

  Ben de atladım.

  Herkes bunu hayatında bir kez düşünmüştür, ama ben yaptım.

  Neden?

  Çünkü bir manyaksın.

  Diane’in yerini bilmek istiyorum!

  Hala dinlemiyorsun.

  Dikkat et.

  Cevap yanından geçip gidebilir.

  Devam et.

  Çok normal bir hayatım var.

  İşim var.

  Evim var.

  Sonra bir gün   California’da ailemle tatildeyken 

Suda küçük bir kız var!

  Acele et!

  Boğuluyor!

  Vay canına!

  Düşünmeden atladım.

  Tıpkı 15’imde yaptığım gibi.

  Yine beni hiçbir şey durdurmadı.

  İstediğim onu kurtarmak değildi.

  Kızımın gözünde kahraman olmaktı.

  Sen dünyanın en cesur insanısın.

  Seni seviyorum baba.

  O an, beni bir ilah gibi gördü.

  Bu çoğu insanın çok hoşuna gider, ama ben paniğe kapıldım.

  -Bunun Diane’le ne ilgisi var?

  -Diane bir deneydi.

  Hayat kurtarmak beni kahraman yapmıştı, ama iyi biri yapmış mıydı?

  Şüphe götürmez biçimde, kahramanlık kadar   kötülüğü de başarabileceğimi kendime kanıtlamalıydım.

  Gerçek kötülüğü.

  En kötü şeyi.

  Yoksa kızımın sevgisini hak etmeyecektim.

  Sen hastasın.

  Diane’i öldürdün.

  Benim için, öldürmek hayal edebildiğim en kötü şey değil.

  Bilecek daha çok şey var.

  Ne olduğunu söylersen ona bir şey demem.

  Söylemezsin, çünkü söylersen istediğini öğrenemezsin.

  -Bir şey mi var Memur Bey?

  -Arka farınız kırık.

  Ne diyeceğimi bilmiyorum.

  Herhangi bir suç kaydı yok.

  Araştıracağız, ama önce 24 saat geçmesi gerek.

  24 saat mi?

  Olamaz!

  Ne demek bu?

  Önce park cezalarını mı yazmanız gerek?

  Lynn, lütfen.

  Ne kadar içtiniz?

  Bir tane.

  Üst üste.

  Farı değiştirin.

  Peki Memur Bey.

  Teşekkür ederim.

  İyi yolculuklar.

  -Sorun mu var?

  -Kemeriniz.

  -Klostrofobim var.

  -Takın.

  Peki.

  Bn.  Carmichael?

  Ben Rita!

  Orada mısınız?

  Lütfen kapıya gelin!

  Sizinle konuşmalıyım!

  Büyülü bir lezzet.

  Bn.  Carmichael!

  Kapıya gelir misiniz?

  Bu gürültü ne?

  Elvis’i uyandıracaksın.

  Harika.

  Bn.  Carmichael, bu çok önemli.

  Bugün Jeff’i gördünüz mü?

  Alışılmadık bir şey oldu mu?

  -Barney’le kavgasını mı diyorsun?

  -Evet!

  Ne kavgası?

  Anlatın.

  Anlatacak bir şey yok.

  Erkek arkadasın adamın kafasını yere vuruyordu   sonra onunla arabaya binip gitti.

  Tanrım!

  Peki, başka?

  Başka şey hatırlıyor musunuz?

  Evet aslında, hatırlıyorum.

  -Tuhaf bir şey.

  -Ne?

  Her şeyin ortasında   o cin, sihirli kutumdan fırlayıverdi ve   dans etmeye başladı.”

 Büyülü lezzet! ” Sağolun.

  Arabanın plaka numarasını bilmek istersen bana haber ver.

  Durun, durun.

  Çok acil.

  Lütfen!

  Bir dakika sürecek.

  Bir dakika.

  Lütfen.

  Sağolun.

  -Bayım!

  Arabam çalındı.

  -Arabanız mı Çalındı?

  Plaka numarası 155lNY.

  Polise başvurdum.

  Bn.  Cousins mı?

  Helene Cousins?

  Evet.

  Sizdeki adresim eski olabilir.

  1804 Northwest Everett Drive.

  -Seattle.

  -Yenisiymiş.

  Sağolun.

  Şu formu doldurmalısınız.

  Başarı elde edemiyordum.

  Yöntemlerimi yeniden düşünmeliydim.

  Sonra   ailem doğum günümde bana küçük bir parti yaptı.

  Geçin.

  Biraz yaklaşın.

  Gülümseyin!

  -Nice yıllara.

  -Nice yıllara Barney.

  Mumları söndür baba.

  Teşekkür ederim.

  Sonsuza dek.

  Başka mı var?

  BARNEY COUSINS’IN ÖYKÜSÜ

Açmaya korkuyorum.

  Bakalım.

  Ne olmuş bana?

  Deli Bilim Adamı

-Bu nasıl oldu baba?

  -Balkondan düşmüşsün.

  İşte o zaman anladım.

  Tuzak değildi daha güçlü olması gereken.

  Daha zayıf olmalıydım.

  Affedersiniz.

  Benimkini saç tokasıyla binlerce defa açtım.

  -Buradan mı?

  -Evet.

  Çok yaşayın.

  Affedersiniz.

  Tuvalete gitmek zorundayım.

  Pek iyi değilim.

  O günden umudu kesmiştim.

  Komikti.

  Bir dahaki sefer gülmeyeceğime inanmıyordum.

  Kader, Jeff.

  Hapşırmasaydım

 -Affedersiniz.

  -Buyurun.

  Beş tane bir dolarınız var mı acaba?

  Üç tane var.

  Buruşuk bir dolarımı normaliyle değiştirseniz de olur.

  Sağolun.

  Tutar mısınız?

  Affedersiniz.

  Sağolun.

  Pekala, bakalım olacak mı?

  Şanslı gününüz.

  Hissediyorum.

  Tesekkürler.

  Çok güzel bir bileklik.

  Sağolun.

  Bu sonsuzluk sembolü.

  Galiba sonsuza dek bileğimde kalsın diye.

  Hoş bir düsünce.

  Böyle bir şey erkek arkadaşımın çok hoşuna giderdi.

  Nereden aldınız?

  Ben satıyorum.

  Kuzeybatı bölgesinin tüm satışı bende.

  Vay!

  Paris’e gittiğinizde patronuma söylememeye söz verirseniz   size maliyet fiyatına bir numune veririm.

  -Arabamda.

  -Sahi mi?

  Yeni bir üründe   etrafta insanların bileğinde görülmesi iyi bir fikir.

  -22 dolar.

  -Ucuzmuş.

  Bundaki kârımızı söylesem düşer, bayılırsınız.

  İstiyor musunuz?

  Evet.

  Bu taraftan.

  Şuradalar.

  Lütfen.

  Fransızcada “çini” mi deniyor?

  O şirketin adı.

  Çini.

  Un çini sonsuzluk, lütfen.

  Girip bana yardım eder misiniz?

  -Girmek mi?

  -Evet.

  Neden benimle temasa geçtin?

  Çünkü istedin.

  Diane’i böyle arayışın.

  Değerli bir rakipsin.

  Benzer bir sevk.

  Vazgeçmeyi ya da hükmedilmeyi reddeden insanlara az rastlanıyor.

  Çoğu karanlıkta korkup siniyor.

  Affedersin.

  Bay Cousins’ı arıyorum.

  Evinden çıktığını gördüm.

  Kim olduğunu biliyorum.

  Öyle mi?

  Evet, bugün lokantada babamın seni   izlediğini gördüm.

  Yağmurda durma, bin.

  Ben Rita.

  Ben Denise.

  Birlikte kaçacak mısınız?

  Durum karmaşık.

  O şu anda nerede?

  -Kulübede.

  -Kulübe mi?

  Unutmusum.

  Sonsuza dek birlikte olmak istemiyor musunuz?

  Bu sonsuzluk sembolü.

  Doğum gününde ona bu sembolü taşıyan bir bileklik verdim.

  Hemen onu görmek istiyorum.

  Ama yolumu bulabileceğime emin değilim.

  Karanlık.

  Yolu tarif eder misin?

  Haydi.

  Beni de yolda indirirsin.

  Bir oğlanla buluşacağım.

  Babamın haberi yok.

  Annem uyuyor.

  Babama göre aşk gizli kalmalıymış.

  -Ona söylemezsin, değil mi?

  -Hayır, söylemem.

  Ona ne yaptığını bilmek istiyorum.

  Söyleyeceğim.

  Sözümü tutacağım.

  Ama bunun bir tek yolu var.

  Onun yaşadıklarını yaşamalısın.

  Ne demek bu?

  Onun başına gelen her şeyi, her olayı bu noktadan itibaren   aynen yapmalısın.

  Sen delisin.

  Yaparsan, mantık onu bulacağını söylüyor.

  Canlı mı?

  Bu kahve ilaçlı.

  Cüssene bakılırsa   etkisini göstermesi 15 dakika sürer.

  40 dakika kadar baygın kalırsın.

  Diane’in baygın kaldığı süre kadar.

  Devam etmemiz icin baygın olman gerekiyor.

  Yani ölmedi mi?

  İç.

  Sonra ne olacak?

  İç.

  Onun yaşadıklarının aynısını yaşayacaksın.

  Anlamıyorsun.

  Kimseye söylemem.

  Sadece bilmek istiyorum.

  Anlıyorum.

  Kendimi senin yerine koyuyor ve sana inanıyorum da.

  Bu yüzden silaha ihtiyacım yok.

  Silahım senin saplantın.

  Sen laboratuar farem gibisin.

  Malzemeyi verdim.

  Kafesi sen yaptın.

  Ama şimdi yaptığın şeyden kaçamazsın.

  Ona ne olduğunu bilmek istiyorsan   aynı şeyleri yaşamak zorundasın.

  Anahtarlığı tekrar görmek istiyorum.

  Jeff, hayatına bir bak.

  Hiçbir şeyin yok.

  İşsizsin.

  Parasızsın.

  Aşksızsın.

  Huzurun yok.

  Üç yıldır cehennem azabı içindesin.

  Hangi noktada “Bunu hiç atlatamayacağım.”  diyorsun?

  Bazı geceler Diane’in bir kaza geçirmesi için dua ederdim.

  Böylece ona bakmama izin verecekti.

  Yanımda kalmak zorunda kalacaktı.

  Yaşayıp yaşamadığı umurunda değil.

  Umurumda.

  Kendinin kim olduğunu bilememekten korkuyorsun.

  Diane’i arayan adam değilse, Jeff kim?

  Lütfen.

  Cevabı bilme isteğinden vazgeçebilir misin?

  Lütfen, sadece ona ne olduğunu bilmek istiyorum.

  İç Jeff, gerçekten.

  Başka ne seçeneğin var?

  Diane’e ne olduğunu göstereceğimi söyledim.

  Sözümün eriyimdir.

  Hayır!

  İmdat!

  Diane.

  Kahretsin!

  KAZANDIN SİLAHA SON

Jeff Merhaba Rita.

  Sürprizlerden hiç hoşlanmam.

  Rita?

  Benim!

  Çık ortaya.

  Kazanman imkansız.

  Kazanamazsın.

  Saklanman anlamsız.

  Bu ormanı avucumun içi gibi bilirim.

  Labirent gibidir.

  Jeff’i bulmak istiyorsan ortaya çıkmalısın!

  Zaten bunun için geldin.

  Jeff nerede?

  Nerede?

  Ne istersen yap.

  Ne olduğunu asla bilmeyeceksin.

  Bana bir şey olursa, aynı belirsizlikle yaşarsın.

  -Seçim senin.

  -Şansımı deneyeceğim.

  Jeff!

  Jeff!

  Jeff, burada mısın?

  Jeff!

  Jeff!

  Jeff!

  Alo.

  Alo.

  Alo.

  Santral 319.

  Hangi şehir?

  Alo.

  Alo.

  Garip mi hissediyorsun?

  Bu saçmalık Rita.

  Dövüşecek halde değilsin.

  Bizi nasıl izledin?

  Çıkarken mi gördün bizi?

  Önemli olan, hepsinin Jeff’in seçimi olması.

  Lokantaya gelmesi, arabaya binmesi   kahveyi içmesi.

  Yapmak istediğini yaptı.

  Kendini daha iyi hissediyor musun?

  Kloroform etkisinin ne kadar sürdüğünü biliyorum.

  Birazdan dövüşecek güçte olursun.

  Üzgünüm, ama   dövüşmeye halim yok.

  Hem   karım uyanmadan eve gitmek zorundayım.

  Jeff’e ne yaptığını söyle.

  Sansını kullandın.

  Öldü mü?

  Ona bir fincan kahve yaptım.

  İlaçlıydı.

  Ne olduğunu öğrenmek için, onun yaşadığını yaşamak zorundaydı.

  Şimdi sen de aynını yapmalısın.

  Bu kolay da olabilir, zor da olabilir.

  Seçim senin.

  Merak etme.

  Uyanık kalmayacaksın.

  Söyleyin Bay Cousins.

  Bu akşam kızınızla konustunuz mu?

  Ne?

  Adımı nereden biliyorsun?

  Ailenin adlarını da biliyorum Barney.

  Karın Helene.

  Kızın Denise.

  Tatlı, masum, 13 yaşındaki kızın Denise.

  Kahverengi saçlı.

  Sır dolu.

  O elimde.

  Ne çeviriyorsun?

  Bizi nasıl takip ettin?

  Denise yolu biliyordu.

  Bu akşam Jeff’le takas etmek icin kızını kaçırdım.

  Cesur bir deneme, ama doğru olmadığını ikimiz de biliyoruz.

  Senin edinmeni istediği metresten konuşalım.

  Uğuldayan Tepeler’den.

  Ya da sonsuzluktan konuşalım.

  Helene, benim.

  Denise seninle mi?

  Yatağı bozulmamış.

  Camları kapatmak için kalktım, odasında yoktu.

  Evet geri zekalı.

  Nerede o?

  Ona ne yaptın?

  Bilmek istiyorsan, onun yaşadığını yaşamalısın.

  -İç.

  -Ciddi olamazsın.

  Şansını dene.

  -Sen  -İç!

  Hemen!

  Sağlığına.

  Jeff!

  Tanrım!

  Dayan!

  Jeff, dayan!

  Dayan!

  Dayan Jeff!

  Yüce Tanrım!

  Ne olur ölme!

  Ölme.

  Yaşıyor ol!

  Rita?

  Onu bulmak için 15 dakikam var Rita!

  -Aşağılık herif!

  -Nerede?

  -Onu öldürdün!

  -Kaybedecek vaktim yok!

  -Bırak beni!

  Adi herif!

  -Yerini söyle kızımın!

  -Yerini söyle!

  -Hayır!

  Nerede?

  İmdat!

  Onu bulmak icin 15 dakikam var Rita!

  Hayır, yapma!

  Bitti.

  Bitti.

  İyi misin?

  Daha önce müthiş bir hikaye vardı, ama şimdi   her yönüyle sansasyonel.

  -Yazmanı istiyorum.

  -Sanmıyorum.

  Her şeyi geride bırakmak istiyoruz.

  Dinle.

  Belki anlayışsızım.

  Ama ben bir yayıncıyım.

  Bu kitabı yaz lütfen.

  Pişman olmayacaksın.

  Ne diyorsun?

  -Kahve istemeyiz.

  -Artık kahve içmiyoruz.

 ||