107 dk

Yönetmen:George Sluizer

Senaryo:Tim Krabbé, George Sluizer

Ülke:Hollanda Hollanda, Fransa Fransa

Tür:Gizem, Gerilim

Vizyon Tarihi:29 Ağustos 1988 (Kanada)

Dil:Hollandaca, Fransızca, İngilizce

Müzik:Henny Vrienten

Çekim Yeri:Amsterdam, Noord-Holland, Hollanda

Nam-ı Diğer:The Vanishing

Oyuncular: Bernard-Pierre Donnadieu, Gene Bervoets, Johanna ter Steege

Özet

Birbirlerine aşık olan Saskia (Johanna ter Steege) ve Rex (Gene Bervoets) çifti, tatil yapmak amacıyla arabalarına atlayıp yola koyulurlar. Çiftimiz güle oynaya yollarına devam ederlerken Saskia Rex’e, belirli aralıklarla gördüğü ve her seferinde aynı kurgunun yaşandığı, özünde ikisinin de birbirlerine kavuşamadıklarını anlatan rüyalarından bahseder. Peşisıra patlak veren ve küçük bir anlaşmazlık sonucu yaşanan tartışma; Saskia’nın Rex’ kendisini hiç bırakmaması için yemin ettirmesiyle son bulur ve dinlenmek üzere bir benzin istasyonunda mola verirler. Saskia, kahve almak için markete gider ve geri dönmez. Ne yapacağını bilemez bir durumda olan ve belirli bir süre arabasında Saskia’yı bekledikten sonra etrafı kolaçan eden Rex, herhangi bir sonuç alamaz. Hatta müessese sahibi, Saskia’nın belki de kendi isteğiyle oradan ayrılmış olabileceğini düşünerek ortada hiçbir delil bulunmadığını ileri sürer ve polisi bile aramaya tenezzül etmez. Rex ise böyle bir varsayıma asla inanmayacaktır… | 

Alt yazı

-Rakun!

  -Rengeyiği!

  “K” ile başlayan hayvanlar.

  Karga!

  Koyun!

  Kuzgun!

  Keçi!

  -Kerkenez!

  Kakalak!

  -Kakalak ha?

  -İki “K”.

  Ben başlıyorum.

  -Ben başlıyorum!

  Otoyoldan çıkıp  manzarayı seyredelim.

  Eğer arabayı sen kullanacaksan.

  Ne var?

  Benzin göstergesine bakıyordum.

  Sen aynaya bakmaya devam et.

  Direksiyon başında oturuyor olsaydın, göstergeyi daha rahat görürdün.

  Bak!

  Bir ağaç.

  Bir ağaç.

  İnanılmaz!

  Bir ağaç daha.

  Bana bir portakal soy.

  Manzara seyretmek buraya kadar.

  Dün gece de aynı kabusu gördüm.

  Altın bir yumurta içindeydin ve dışarı çıkamıyordun.

  Boşlukta kendi başına sonsuza kadar yüzüyordun.

  Evet, yalnızlık dayanılmaz bir şey.

  Hayır.

  Bu sefer boşlukta yüzen bir başka altın yumurta daha vardı.

  Çarpışacak olsaydık, herşey sona erecekti.

  Rex, ne oldu?

  -Benzin bitti.

  -Hayır, hayır!

  Sakin ol.

  Biliyorum benim hatam.

  Bu gerçekten tehlikeli.

  -Sakinleş.

  -Flaşörler çalışıyor mu?

  Bu arabada flaşör falan yok.

  Beni dinlemeyince neler oluyor gördün mü?

  Sakin ol, lanet olsun!

  Olan oldu artık.

  Bir şekilde buradan çıkmamız gerek.

  -Histerik davranmayı bırakırsan  -Histerik davranmıyorum!

  Korkuyorum.

  Altın yumurta  Rüyalar hakkında konuşmanın zamanı değil.

  Buradan çıkmalıyız.

  Haydi!

  Bizi kimsenin görmesi mümkün değil.

  Ezileceğiz.

  El feneri!

  Yanımda var.

  -El feneri mi?

  -Çantaya koymuştum.

  Hay Allah!

  Her an bir araba ezebilir bizi!

  El fenerini bulmalıyım.

  Haydi, lanet olası!

  Dokunma bana!

  Sen git.

  Saskia, el fenerini bu karmaşa içinde bulman mümkün değil.

  Ben gidiyorum.

  Rex bekle!

  Bulacağım onu!

  Rex, beni burada yalnız bırakma!

  Beni burada yalnız bırakamazsın!

  Rex, bekle!

  Bu taraftan.

   kişi rakibinden daha iyi durumda olmalı  -İyi günler, efendim.

  Emriniz?

  -Ful yapın lütfen.

  Ve bunu da.

  Eğer istersen Amsterdam’a geri dönebiliriz.

  Olanlar için özür dilerim.

  Ne yapacağımı bilemedim.

  Ama yine de seni yalnız bırakmamalıydım.

  -Bidona da benzin doldurttum.

  -Ne?

  Bidona diyorum.

  Seni seviyorum.

  Tünelde  beni çağırdığında, seni her zamankinden çok sevdiğimi hissettim.

  Senden nefret ettim.

  Minik evimde, birlikte  müthiş bir tatil geçireceğiz.

  Ne bekliyoruz o zaman?

  Önce tuvalete gitmem lazım.

  Tamam, seni orada bekleyeceğim.

   ve şimdi Delgado, Bernaudeau   ve Hinault’dan oluşan grup geliyor  İşte buyrun.

  300 Frank lütfen.

  -İşte.

  -Teşekkür.

  Devam edin lütfen.

  Rex, yakala!

  Bir frizbi 13,50 Frank mı?

  Nasıl oluyor bu?

  Bunca zamandır araba kullanıyordun.

  Rahatlamak için iyidir.

  Gülleri seven kızdan bir armağan.

  Özellikle 8 adet geldiği zaman!

  -Ben sigara içmem ki.

  -Ama sigaramı yakabilirsin!

  Ne yaptım ki ben?

  Hala tatile devam edebilir miyiz?

  İki şartım var.

  Neymiş onlar?

  Bois Vieux’ya kadar ben kullanacağım arabayı.

  Benim gibi şirin bir kıza böyle çirkin bir anahtarlık mı veriyorsun?

  Tamam, peki.

  Ya ikinci şart?

  Ağaçları saymak.

  5  6  7  8  Fignon çok rahat bir şekilde tırmanıyor  Fignon, evet, Fignon Herrera ve Dietzen’i zorluyor.

  Hinault’u geçiyor.

  Fignon yokuşu çok rahat çıkıyor   ve şu an tam onun yanındayız.

  Hinault geride kaldı.

  Şimdiye kadar yapmış olduğu atakların bedelini ödüyor.

  Fignon  ah, Fignon  afedersiniz  büyük bir özgüvenle duruma hakim  Hinault arayı açtı  Biraz erken konuşmuşum anlaşılan  önde gidiyor  Mükemmel!

  Hinault, Fignon, Herrera, Dietzen  Önde Millar.

  Hinault zorlanıyor, ama Britanya şampiyonluğu ruhu  belli ki içinde hala.

  Kimin kazanacağı belli değil.

  Tur’un tarihindeki önemli bir an  gözlerimizin önünde yaşanıyor.

  Ben, Rex Hofman  Ben, Hofman  ant içiyorum ki bu mükemmel  ant içiyorum ki bu mükemmel  sevecen ve tatlı  sevecen ve  neredeyse her zaman tatlı  her zaman tatlı Saskia Wagter’i  her zaman tatlı Saskia Wagter’i  asla terketmeyeceğim.

  asla terketmeyeceğim.

  Bende kalsın.

  Böylece onlara alışırım.

  Abartmayı bırak.

  İçecek bir şeyler alalım, sonra Bois Vieux’ya yola çıkalım.

  Benim gidip almamı ister misin?

  Hayır, bana ait bu görev.

  -Bira ister misin?

  -İyi olur.

  Paran var mı?

  Yine abartıyorum.

  Kimin araba anahtarlarına alışması gerekir ki?

  -İyi yolculuklar beyler.

  -Sağol.

  Sana da.

  Sağol.

  Hoşçakal.

  SASKIA’YA ALIŞMAKTA OLAN ARABA 

Hinault gerçekten zor durumda.

  Herrera onu geçti.

  Bir önceki etabı da ilk sırada tamamlamıştı.

  1984 yarışında sarı kazağı kazanmak için mücadele eden ilerleyen Fingon da  büyük bir atak yaptı.

  Hinault ile mücadele eden Fignon  son düzlükte ona fark atmış durumda!

  SASKIA, SENİ ARIYORUM.

  ARABADA BEKLE -Saskia!

  -Yoldan çekil!

  -Kız arkadaşımı arıyorum.

  -Burada duramazsın.

  Bayım, herhalde yanlış girdiniz.

  Saskia!

  -Kız arkadaşımı bulamıyorum.

  -Burası kadınlar tuvaleti değil ki.

  Efendim, buraya müşteriler giremez.

  Bayan.

  Afedersiniz.

  Bayan?

  Kız arkadaşımı arıyorum.

  Bira ve kola alacaktı.

  Kızıl saçları var, üzerinde de  Beyaz blucin ve sarı kazak giyiyordu.

  Sarı kazağı Fignon kazanacak.

  Sizin kastettiğiniz sarı bir bluz, öyle mi?

  Evet, altın rengi çizgileri vardı.

  Bir dakika, fotoğrafı var.

  İşte.

  -Evet, onu gördüm.

  -Ne zaman?

  Yaklaşık yarım saat kadar önce.

  Kahve makinasının yanındaydı.

  Kahve makinası mı?

  Ama  soğuk bir şeyler alacakı.

  Kahve makinasının yanındaydı ve bozuk para almak için buraya geldi.

  Yalnız mıydı, birisiyle konuşuyor muydu?

  Her gün buraya kaç kişi geliyor biliyor musunuz?

  Onbin.

  Üstelik hepsi de yabancı.

  Afedersiniz, bu kadını gördünüz mü?

  Evet, biraz önce bir adamla birlikte çıkarken gördüm onu.

  -Biraz önce mi?

  -Yaklaşık 15 dakika kadar önce.

  Dükkandan çıkarken her iki elinde de içecek vardı.

  Bir bira ve bir kola.

  Yalnız mıydı, yanında biri var mıydı?

  Yalnızdı  Galiba  Bilmiyorum.

  -Sonra?

  -Sonra bir arabanın yağını değiştirdim.

  Onu en son nerede gördün?

  Orada, kapının önünde.

  Eğer elinde içeceklerle idiyse, o zaman geri dönüyordu.

  Yani beni görmeliydi.

  Bu da demektir ki ben de onu görmeliydim.

  Polaroid fotoğraf!

  Bak!

  İşte burada.

  İşte, şu küçük kırmızı nokta.

  Bu o.

  Başkası olamaz.

  Arkasında da bir adam var.

  O adamı bulmalıyız.

  Bir bisikletçi bir çift bacaktan ibaret değildir  Bir beyni vardır.

  Düşünebilmelidir  Bisikletler!

  Evet, ben spikeriniz Jean-Paul Brouchon, diyorum ki: Bu iki erkek arasında bir düello.

  Baba!

  Yarışın 17.  gününün sonunda belirtmeliyiz ki  Bay Hofman, inanın bana, sizi ciddiye alıyorum.

  Kız arkadaşınızla aranızda bir tartışma olmadığını elbette siz biliyorsunuz.

  Ama polisin bundan emin olmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?

  O kayboldu, doğru mu değil mi?

  Kız arkadaşınız sadece birkaç saattir ortalarda yok.

  Onlar buna iki kişi arasındaki bir tartışmanın yol açtığını düşüneceklerdir.

  Her seferinde soruşturma açtıklarını düşünsenize.

  Yarın sabah sekize kadar geri dönmezse,  araştırmaya başlamalarını isteyebilirsiiz.

  Yarın sabah çok geç olur.

  Şimdi bir şeyler yapmalıyız!

  kaçırılmış olabilir.

  Kaçıran adam bir yerlerde bir ipucu bırakmış olmalı.

  Dinleyin, yarın sabah ilk  Sen dinle!

  Polisi beklemek zorunda değiliz.

  Kahve makinasının yanındaydı.

  Birisiyle konuşuyordu.

  Eğer adam kahve aldıysa,  para üzerinde parmak izleri kalmış olmalı.

  Polis buraya gelinceye kadar tüm bozuk paraları emniyet altına almalıyız.

  Ciddi olamazsınız!

  Bu çok saçma.

  -Yarın sabah  -Bayım  SATILIK EV Dikkat et!

  Hiç sağlam gözükmüyor.

  Hiç şaşırmadım.

  Çok eski o.

  Denise, sana inanamıyorum!

  Eğer büyükannem duysaydı seni  Bana sabrının bir ödülü olarak, bak ne getirdim.

  Gaby, tirbüşonu çekmeceden çıkar lütfen.

  Örümcekler!

  Ne kadar sevimli hayvanlardır.

  Faydalıdırlar da.

  Bu gerçekten güzel bir çığlıktı!

  Haydi tekrar yap bakalım.

  Ben daha yüksek çığlık atabilirim.

  Ya sen anne?

  Ev nasıl gidiyor?

  Elimizden geleni yapıyoruz.

  Neden daha fazla ağaç kesmiyorsunuz?

  Daha fazla güneş alırsınız.

  Ve hırsızlar da dadanır.

  Güzel bir eviniz varsa, asla tek kişiye kalmaz.

  Bir şey soracağım, Bay Laurent.

  Dün karım ve çocuklarımla buradaydım.

  -Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum.

  -Hayır.

  Yaklaşırken çığlıklar duyduğumuzu düşündük.

  Evden geliyormuş gibiydi.

  -Siz bir şey duydunuz mu?

  -Hayır, hiçbir şey duymadım.

  -Nimes’ye mi gidiyorsunuz?

  -Evet.

  Louis!

  Bir arkadaşla birlikteyim.

  Gördüm.

  Bakın, siz insanları kandırıyorsunuz.

  Ben yapmam.

  Aslında iki kişilik yer var, ama ben yalnızca senin için durdum.

  Görüşürüz!

  Göz açıp kapayıncaya kadar halledeceğim.

  Bakalım  12 santimetreküp eşittir  Ne kadar sürmüş?

  Evet, 18 dakika, 54 saniye.

  18 dakika, 54 saniye,  aşağı yukarı 27 kilometre yapar.

  Bu da bana üç veya dört dakikalık bir pay bırakır.

  Hiç de kötü değil.

  Kötü değil.

  İyi günler, madam.

  Bu ne tesadüf!

  Arzu ederseniz arabama binebilirsiniz.

  Mendil  Biraz bundan  Madam.

  Evet, böyle.

  Peki.

  Yeniden yapayım.

  Bu ne tesadüf!

  Arzu ederseniz arabama binebilirsiniz.

  Güzel.

  Buradan!

  Ve böyle!

  Afedersiniz.

  Neden yaptın bunu?

  Çünkü seni seviyorum.

  Hayır, ben kilidi kasdettim.

  Gazetede o kızı okumadın mı?

  Otoyolda arabadan düşmüş.

  Çok korkunç!

  Ölmüş mü?

  Bir düşünelim bakalım.

  Asfalta düşmek, hızla gelen arabalar.

  Elbette ölmüştür.

  Baba, senin bir metresin mi var?

  Bu kadar hayret etme.

  Senin yaşında normal sayılır, değil mi?

  St.  Come’daki evde.

  Ben aptal değilim.

  Afedersiniz.

  Prisunic eczanesi nerede acaba?

  Prisunic mi?

  Ne tesadüf, ben de o yöne doğru gidiyordum.

  Sizi götürebilirim.

  Şansınıza.

  Evet, ama  Sanırım yürüsem daha iyi olacak.

  Haklısınız.

  Gerçekten güzel bir gün.

  Prisunic’e gitmek için, bulvardan aşağı inin.

  Sağa dönün.

  Meydanda göreceksiniz.

  Öğleden sonra 3:42.

  Kalp vuruş sayısı: 90.

  Bu asil görüntüde zaferin mutluluğu  Zoetemelk 76 ve 79, Kuilper 77 ve 78, Winnen 81 ve 83’de.

  Böylece Hollanda geleneği sürdürülmüş oluyor.

  -Başka bir kadın mı var?

  -Hayır.

  FIGNON SARI KAZAĞI ALACAK MI?

  Neden sorduğumu bilmek istemiyor musun?

  Eğer oraya giden ben olmasaydım, aynı senin düşündüğün gibi düşünürdüm.

  St.  Come’da geçirdiğimi söylediğim saatler, katettiğim kilometreler.

  Ama ben seni seviyorum Simone.

  Kızlarımızı da seviyorum.

  Kuşkusuz ki, hayatında tek kadınla birlikte olmuş  olmakla gurur duyacak son Fransız erkeğiyim ben.

  Katettiğin kilometreler.

  Burdan ev 13 kilometre.

  Gidiş dönüş 26 kilometre yapar.

  Son zamanlarda günde 50 kilometre yapıyorsun.

  Rakamları seven bir karım olmasını düşlemiştim hep.

  İşte, ona sahibim.

  Denise.

  Denise.

  Odana git.

  St.  Come’daki ev adeta bir tutku.

  Kusursuz olduğu için bir tutku haline geldi.

  Kafanda bir fikirle başlıyorsun.

  Bir adım atıyorsun.

  Sonra ikinci bir adım.

  Kısa zamanda boğazına kadar gergin bir işe bulaştığını anlıyorsun.

  Ancak bu önemli olmuyor.

  Getireceği zevki düşünüp katlanıyorsun.

  Sana vereceği saf tatmini düşünüp katlanıyorsun.

  Ve sevgilim, bunu kilometreler ölçemez.

  Bugün Tur’un kalan 140 yarışmacısı, son haftaya girdi.

  Afedersiniz, madam, Prisunic nerede diye soracaktım.

  Arabayla mı gideceksiniz?

  Siz Nimes’den Bay Lemorne değil misiniz?

  Beni tanımadınız mı?

  Gisèle Marzin.

  Kızınız Gabrielle’i iyi tanırım.

  Onun voleybol koçuydum.

  Ah tabi, elbette ya.

  Maçlarda karşılaşırdık.

  Remoulins’e sık gelir misiniz?

  Özür dilerim, acelem var.

  Özür dilerim, acelem var.

  Ayaküstü bir kahve içebilirdik.

  5 dakikanızı alırdı.

  Hayır, gerçekten acelem var.

  Bay Lemorne  Prisunic için  herhangi bir yönden otoyola çıkın.

  Ben biraz önce oradaydım.

  Yabancı dolu.

  Herhangi bir benzin istasyonunda durun.

  Yüzlerce kadın bulacaksınız.

  Tanınma tehlikesi de yoktur.

  Laurent Fignon önde gidiyor.

  İnsanların en sevdiği kişi haline geldi  Gelecek de vaadediyor.

  Kesinlikle en iyi  Fignon-Hinault düellosu, gittikçe gergin bir hal alıyor.

   aslında günümüzde, bu bir beceri konusu değil  Orada değildi.

  Haftaya annesini görmeye gideceğim.

  RESİMDEKİ GENÇ KADIN 3 YILDIR KAYIP

Yine o adam ve onun afişleri.

  Hangi adam?

  Hatırlasana.

  Bu konuda tartışmıştık.

  Biz her konuda tartışıyoruz.

  Martinez’in yerinde konuşurken, genç kızları kaçıranlar çarmıha gerilmeli demiştin.

  Hatta ben, “Ya ben yapmış olsaydım?

 ” demiştim.

  Kahkahayla gülmüştün!

  Evet, evet.

  Şu Hollandalı kız.

  Ne olmuş?

  Yok bir şey.

  Adamın kararlılığını takdir ettim.

  Saplantı demek istedin herhalde.

  3 yıl geçmiş.

  Kesinlikle.

  Anlamakta zorluk çekiyorum.

  Adam gibi bir adam.

  Kaliteli tutkalmış, değil mi?

  Evet, kaliteliymiş.

  Bazan sağ olduğunu hayal ediyorum.

  Uzaklarda bir yerlerde.

  Çok mutlu.

  O zaman bir karar vermem gerekiyor.

  Ya yaşadığını düşünmeye devam edip hiç haber almayacağm ondan,  veya hayalimde öldürüp neler olduğunu bulacağım.

  Yani, hayalimde öldürdüm onu.

  Bir üçlü ilişkinin parçası olmak istediğimi sanmıyorum.

  Buyrun?

  İyi günler.

  Bir Perrier lütfen.

  Bir Perrier, emredersiniz.

  Afedersiniz.

  -Montmejean isimli birini tanıyor musunuz?

  -Evet.

  Ben.

  -Ne?

  -Ben Montmejean’ım.

  -Anladım.

  Teşekkür ederim.

  -Bir Perrier.

  Seninle görüşmek istiyorum.

  Eylülün onüçünde.

  Öğleden sonra 3:00’de.

  Nimes’de, Des Beaux Arts Kafe’sinde.

  Montmejean.

  Beni gözetliyor.

  Bunu hissedebiliyorum.

  Bence o bir deli.

  Eğer gerçekten de işin içinde yer almışsa, kendisini böyle bir tehlikeye atmazdı.

  Beşinci keredir peşinden koşturuyor beni.

  Her seferinde o benzin istasyonunun 100 km çapında bir alanda randevu veriyor.

  Cesaretini toplamaya çalışıyor.

  O gün onu görmüş olabileceğimi, şimdi de onu tanıyabileceğimi biliyor.

  Tanırsan ne olacak?

  Hiçbir fikrim yok.

  Neyden korkuyorum biliyor musun?

  Kartpostal göndermeyi bırakmasından.

  Ya öldüyse?

  O zaman asla öğrenemem.

  Asla öğrenemeyeceksin.

  Seninle oyun oynuyor.

  Hikayeyi gazetelerden okudu.

  Nereye kadar gideceğini görmek istiyor.

  Ona itaat etmen için bir kart atması yeterli.

  Bir patlama yaşıyor.

  Göreceğiz.

  Dörde çeyrek var.

  Gidelim mi?

  Cehenneme kadar yolu var.

  -O burada.

  Saskia  -Saskia öldü, Rex.

  Öldü o.

  Bu kafadan kontağa, veya her ne haltsa, ona artık ilgilenmediğini göster.

  Hayatında anlamlı bir şeyler yapmak istiyorsan  güneşin altına, yanıma yat.

  Hiçbir şey yapmadan dur.

  Eğer Saskia şu an burada olsaydı, yine de seninle giderdim.

  Ama gerçekten seçim hakkım olsaydı  O benzin istasyonunda olmak isterdim.

  Üç yıl önce.

  Lieneke!

  Nereye gitmek istersin?

  Anduze, Bois Vieux’ya.

  Oraya hiç gitmedim.

  O zaman artık gitme zamanı.

  Senin kutsal yerlerini yeterince gördük.

  Orada birileri olabilir.

  Krokodil.

  Kertenkele.

  Kurbağa.

  İşte geldik.

  Altın yumurta.

  Altın yumurta.

  Ne yumurtası?

  Saskia!

  Saskia!

  Haydi!

  Ortaya çık!

  İşte ben geldim!

  Rex Hofman!

  Haydi!

  Göster kendini.

  Defol git be adam!

  Çık ortaya, göster kendini!

  Bu gürültü de ne böyle?

  Bitirdin mi deli herif?

  Evet!

  Buradayım ben, Rex Hofman!

  Hala devam mı ediyorsun?

  İlla aşağı mı indireceksin beni?

  Çık ortaya ve göster kendini!

  Son denklem: benzoik asit  artı NH2  H20  30 saniyeniz var.

  Bay Lemorne.

  15.

  Bay Lemorne.

  5.

  Süre doldu.

  -Nerede duruyordunuz?

  -Çeşmenin yanında.

  Arles’daki bu kalabalık meydanda, belki de bir katil vardı.

  Belki onu gördünüz, ama tanıyamazdınız onu.

  Kalabalıktaki diğer yüzlerden biri gibiydi.

  Bay Hofman’ın beş kez yaşadığı  ilgi çekici bir durum.

  Baba bak!

  İşte oradayız!

  -Polis kaç defa videoya kaydetti?

  -Görmediniz mi?

  Sadece ilk ikisinde.

  Artık bunun kötü bir şaka olduğunu düşünüyorlar.

  Ama siz o kanıda değilsiniz, öyle mi?

  Değilim.

  Umarım sözkonusu beyefendi şu an dinliyordur.

  Ona söyleyeceğim bir şey var.

  Seninle buluşmak istiyorum.

  Kız arkadaşıma neler olduğunu öğrenmem gerek.

  Bunu öğrenmek için de herşeyi yapmaya hazırım.

  Senden nefret etmiyorum.

  Hiçbir şeyden nefret etmiyorum.

  Ama öğrenmem gerek.

  Öğrenmem gerek.

  Üzgünüm.

  Umarım en sonunda bir şey öğrenirsin.

  Marsilya’da bir genelevde çalışıyor.

  Onu üç gün içinde göreceğim.

  Bayan Phoenix, Montelimar.

  -Bir bakalım mı?

  -Olur.

  Arles’daki bu kalabalık meydanda, belki de bir katil vardı.

  Belki onu gördünüz, ama tanıyamazdınız onu.

  Kalabalıktaki diğer yüzlerden biri gibiydi.

  Bay Hofman’ın beş kez yaşadığı  ilgi çekici bir durum.

  Öğrenmem gerek.

  Nasıl biri olduğu hakkında bir fikriniz var mı?

  Sanırım  yo, yo, eminim ki  çok zeki biri.

  Farkedilmemeyi beceriyor.

  Ve tam bir mükemmeliyetçi.

  Bay Hofman, önemli bir sorum olacak: Bu yeni kampanya size en az 100,000 Guldene mal oluyor olmalı.

  Veya 300,000 Frank.

  Neden şimdi?

  Üç yıldan sonra?

  Kısa süre önce bir rüya gördüm.

  Kaybolmadan bir gece önce kız arkadaşımın gördüğünün tıpatıp aynısıydı.

  Gördüğü rüyada  boşlukta bir yerde karşılaşıyorduk.

  İkimiz de  altın bir yumurtaya hapsedilmiştik.

  Benim rüyamda, boşluktaki o yerde birbirimizi bulduk.

  Bu rüyayı bir işaret olarak yorumladım.

  Onu bulma konusunda  -bir umudunuz var mı?

  -Yok!

  O zaman Bay Hofman, neden vaz geçmiyorsunuz?

  Bu bir çeşit hürmet, efendim.

  Güzel.

  Kayıp sevgiliye duyulan hürmet.

  Eğer bu genç kadınla ilgili bir bilgiye sahipseniz  lütfen bizimle temasa geçin.

  Teşekkürler, Bay Hofman.

  Oldukça fotojeniksin.

  Üzgünüm.

  Nasıl hissediyorsun?

  İyi.

  Gerçekten mi?

  “Lieneke Kanunu”nu bilmiyor musun?

  İlişki Kanunu No.  1:

“Ayrılık acısını atlatmak, ilişkinin yarı süresi kadar zaman alır.

Yani dört ay kadar sonra düzelirim.

  Çok yazık.

  Eğer Saskia olmasaydı  Doğru, eğer Saskia olmasaydı.

  Ama Saskia vardı ve hala var.

  Anlıyorum bunu.

  Seni arayacağım.

  Bay Hofman.

  Aradığınız adam benim.

  Nimes’deki des Beaux Arts Kafe’si.

  Sizi gördüm, ama yalnız değildiniz.

  Sizi rahatsız etmek istemedim.

  O öldü mü?

  Benimle Fransa’ya gelin ve herşeyi öğrenin.

  -Nasıl öldüğünü de mi?

  -Size tek bir şans teklif ediyorum.

  Bitti mi?

  Sizi uyarıyorum.

  Bazı önlemler aldım.

  Eğer bana bir şey olursa, eğer biriyle konuşacak olursanız,  teklifim artık geçerli olmaz.

  Siz de hiçbir şey öğrenemezsiniz!

  Sizinle veya siz olmadan Fransa’ya geri dönüyorum.

  5 dakikanız var.

  Tüm bu zaman boyunca ölmüş olmandan korktum.

  Eğer açsanız, bir şeyler hazırlamıştım.

  Pasaportunuz.

  Eğer bizi durdurmazlarsa, size söz veriyorum herşeyi anlatacağım.

  Devam et.

  Lemorne, Raymond.

  6 Place aux Herbes, Nimes.

  Geçen sefer beni kendi yaşadığın yere göndermişsin.

  Doğru, ismimi öğrenmeniz hoşuma gitmedi.

  Risklerimi azaltmak zorundayım.

  Öte yandan arabamın plakasından da bulabilirdiniz zaten.

  Bir soruşturma açtırarak hiçbir şey elde edemezsiniz.

  Benden daha iyi konumda değilsiniz.

  Kahve makinasındaki bozuk paralar.

  Üzerinde parmak izlerin var.

  Eğer susamış olsaydım, kahve alsaydım,  paraları kenarından tutardım.

  Benzin istasyonunda çektiğim bir Polaroid fotoğrafta yer alıyorsun!

  Bu bir yalan.

  Öyle olsaydı beni Nimes’deki kafede tanırdın.

  Ben oradaydım.

  Sağdan ikinci masa.

  Pasaportum.

  Buluşmamız hakkında çok düşündüm Bay Hofman.

  En başından beri, sizi görme ihtiyacı hissettim.

  kafeyi terkettiğinizde,  daha fazla bekleyemeyeceğimi anladım.

  Televizyonda söyledikleriniz beni iyice ikna etti.

  Sizinle konuşma cesaretini topladım.

  Beni öldürebilirsiniz.

  Bunu yapmaya hakkınız olduğunu da kabul ediyorum.

  Riske atılıyorum.

  Ama merakınıza güveniyorum.

  Bayan Saskia’ya ne olduğunu öğrenmek istiyorsunuz.

  16 yaşındayken, bir şey keşfettim.

  Herkes böyle şeyler düşünür, ama kimse atlamaz.

  Şöyle dedim kendime: “Atladığını hayal et.

 ” Atlamayacağım önceden yazılmış mıdır?

  Yapmayacağım nasıl yazılmış olabilir?

  Böylece, önceden yazılmış olana karşı çıkmak isteyen biri, atlamalıdır.

  Ve atladım.

  O atlayış ilahi bir olaydı.

  Sol kolumu ve iki parmağımı kırdım.

  Neden mi atladım?

  Kişiliğimdeki hafif bir anormallik yüzünden.

  Etrafımdakilerin sezemeyeceği bir özellik bu.

  Tıp ansiklopedilerinde bunu bulabilirsiniz.

  Yeni baskılarında “sosyopat” başlığı altında.

  Saskia’ya tecavüz ettin mi?

  Yapmayın Bay Hofman!

  Yeni bir zihinsel deneyim yaşayıncaya kadar 26 yıl geçti.

  İlk sıradaki!

  Denise!

  Ben de öyle düşünmüştüm.

  Biraz daha sola.

  Tamam öyle.

  Sola.

  Annemle aranda biraz boşluk bırak.

  Güzel.

  Kıpırdamayın.

  Gülümseyin.

  Yoksa harçlık da yok.

  Orda kalın.

  Baba, suda küçük bir kız var!

  Bidule boğuldu!

  Bidule de kim?

  Bebeğim.

  Amca onu kurtarmadı.

  -Hoşçakalın.

  -Çok teşekkürler.

  Baba, sen bir kahramansın!

  Bir saniye bile düşünmeden suya atladın!

  Elbette!

  Ben bir kahramanım.

  Ama bir kahramana asla güvenme.

  Bir kahraman önceden kestirilemeyen davranışlarda bulunabilir.

  Kızımın gururdan koltukları kabarmıştı.

  Ama düşündüm ki, kesinlikle kötü bir şey yapamayacağımı  kanıtlayamadığım sürece  hayranlığının hiçbir anlamı yoktu.

  Siyah, beyazsız var olamayacağına göre  gözümün önüne getirebileceğim en korkunç eylemi  tam o anda mantıksal olarak yaratmıştım.

  Ama bilmenizi isterim ki, bana göre öldürmek en kötüsü değildir.

  Biraz bacaklarımızı rahatlatalım mı?

  Bisiklete binmek için hep Fransa’ya mı gelirsiniz?

  Amatördünüz, değil mi?

  Bisiklet sporunda “amatör”, bir klasmandır.

  Ben zevk için pedal çevirirdim.

  Ben de öyle söyledim: Bir amatörsünüz.

  Ventoux’ya uzanan yol, Fransa Turunu seyretmek için en güzel yerdir.

  Tepeden bir kilometre ötede  kim yol verecek, kim atak yapacak görebilirsiniz.

  Zoltemeque’u orada görmüştüm.

  Zoltemeque, yurttaşlarınızdan biri.

  Onu tanıyor musunuz?

  Hollandalı gibi gelmiyor gerçi.

  Daha çok bir Meksika tanrısının adı gibi.

  Doğrusu Zoetemelk.

  Zoe-te-melk.

  Bundan daha Hollandalı olamaz.

  “Tatlı süt” demektir.

  Bay Tatlısüt ha?

  Sizin orda çok acaip soyadları var.

  Naaktgeboren, “çıplak doğan”.

  Komşumun köpeğinin adı Rex’di.

  Dodeman.

  Bayan Ölüadam.

  Evlilik, bazı tuhaf kombinasyonlar oluşturabiliyor.

  Friar-Towes adında bir kadın tanırdım.

  “Fry-her-toes (parmaklarını kızart)” Nimes telefon rehberinde Puf soyadlı bir adam var!

  Bay Puf!

  Evet, biz Fransızlar lisan konusunda pek yetenekli değiliz.

  Bize zor geliyor.

  Bana yardım edebilir misiniz?

  Küçük bir römorkum var.

  Arabama takmam lazım.

  Tek başıma yapamam.

  Bu imkansız gibi.

  Zamanımı boşa harcıyorum.

  Daha iyi oldu.

  Arabam şu.

  -Römorkun nerede?

  -Şurada.

  Yürümek sizin için zahmet olmaz mı?

  İsterseniz arabamla gidelim.

  Daha kolay.

  -Yürüsem daha iyi.

  -Peki.

  Sizi şurada bekleyeceğim.

  Yardım ne için gerekiyor?

  Römorku arabaya takmam lazım.

  Tek başıma yapamam.

  -Karımdan ne istiyorsun?

  -Yardıma ihtiyacım var.

  Tek başıma yapamam.

  Evet, senin kafandan yardıma ihtiyacın var.

  Adi herif.

  Pardon?

  Yok bir şey.

  Görüyorum ki çok güzel Fransızca konuşuyorsunuz.

  Bu herşeyi kolaylaştırıyor.

  Yöntemim çok başarılı değildi.

  İstediğim kadınları arabaya bindiremiyordum.

  Fahişeler, tamam.

  Ama onlar beni ilgilendirmiyordu.

  Çok bariz kurbanlardır.

  Kimse de umursamaz.

  Sinirlenmeye başlamıştım.

  Hüsran.

  Şimdi de hediyeler!

  İşte benimki.

  St.  Come’daki ev için fayanslar.

  Arabanın anahtarları için.

  Ve katetmen gereken onca kilometre için.

  Sağol, tatlım.

  Dahası da mı var?

  İŞTE HAYATIN

 Gözlüğüm lütfen.

  -Kulaklarına bak.

  -Çok şirin.

  Biraz tombik, ha?

  Balkondan düştüğün zaman.

  Römorkun daha ağır olması gerekmiyordu.

  Benim daha zayıf olmam gerekiyordu!

  Turun gidişatını veriyorum.

  Col du Coq tepesi tırmanışındayız.

  Dağ geçişlerindeki  en kesintisiz tırmanış yeri burası.

  17.

  günde yarışma kızışıyor.

  Grubu geride bırakmış olan Kolombiyalı Herrara’ya yetiştiler  Fignon ve Hinault arasındaki yakın mücadele tekrar başlıyor.

  Hinault zorluyor.

  Fignon’u geçmek için üçüncü atağı bu.

  Ama Fignon vazgeçmiyor.

  Bu gece I’Alpe d’Huez’de sarı kazağı giyeceğinden emin.

  İki adam da kılıçlarını çekmişler.

  Ama kılıç yerine pedallar işliyor burada.

  Fignon’da zayıflama belirtisi yok.

  Şimdi zirveye çıkarken,  Arroyo Delgado’nun önünde, Millar, Fignon ve Hinault  Mücadele başlıyor.

  Sadece bir kişi kazanacak!

  Devlerin savaşı bu  Sonra siz geldiniz.

  Hatta çıkmadan önce kız arkadaşın seni öptü.

  Evet, I’Alpe d’Huez’deki finiş çizgisinden 20 kilometre uzaktayız.

  Olağanüstü bir olaya tanıklık ediyoruz!

  Haklıydım.

  Herrera gözden uzak tutulmamalıydı.

  Söylemiştim.

  Hinault olağanüstü bir cesaret sergiliyor.

  Fignon’a açık bir fırsat verdi.

  Birkaç sözcükle durum bu.

  Herrera ve Fignon bu gece kesinlikle sarı kazağı giyecek.

  Sakin olun!

  Kırık mı?

  Almanya’da bu şekilde yola çıkamazsınız.

  Yolcu olarak da mı?

  Kolumu 11 yaşındayken kırmıştım.

  1940 yılıydı.

  59 yaşındasınız.

  Kasımda öyle olacağım.

  Halen 58 yaşındayım.

  Evet, ama yılın çoğu geçti.

  59 olmanız için olasılık daha yüksekti.

  Dolayısıyla varsayımım doğru.

  Afedersiniz.

  Özür dilerim bayan.

  -Fransızca biliyor musunuz?

  -Elbette.

  Bana yardım edebilir miydiniz?

  Bir römorkum var.

  Onu arabama takmam lazım, ama tek başıma yapmam mümkün değil.

  Arabam!

  Römork nerede?

  Orada.

  Arabayı götüreyim.

  Ben de sizinle geleyim, bir mahsuru yoksa.

  Ne demek canım?

  Ama nasıl kullanacaksınız?

  Göreceksiniz, mesele değil.

  Özür dilerim!

  Kader, Bay Hofman.

  Eğer hapşırmasaydım  Afedersiniz bayım.

  Fransızca biliyor musunuz?

  Ben Fransızım.

  Otomat için yeterince Frankım yok.

  Sizde bozuk para var mı?

  Evet, 1 Franklık 1 tane  ve 2 Franklık 2 tane var.

  5 Frankınız var mı?

  Yok, 5 yok bende.

  Ama 10 var, eğer sizde 5 varsa.

  Bende 5 yok, ama 6, 7  Güzel.

  Özür dilerim.

  Çok naziksiniz ama  bozdurayım daha iyi.

  Hoşçakalın!

  İlk defa otoyolda kullanacağım.

  Fransızca konuşmak çok güzel.

  Arkadaşım hep denememi söyler.

  Deneyin.

  Fransızcanız çok güzel.

  Hayır, siz  bir yalancısınız.

  Yalancı mıydı?

  Doğru.

  Şuna bir bakın.

  Elinizdeki çok güzel!

  Çünkü benim arkadaşım,  onu çok seviyorum,  onun adı da şeyle başlıyor  Rex, Roel, Roger  -Raymond.

  -Raymond?

  Güzel.

  Bu şeyden bir tane  satın almam mümkün mü?

  Ben bunları satıyorum zaten.

  Arabamda bir sürü var.

  Burada mı?

  Yo, olamaz.

  Doğru mu?

  Ben, istiyorum.

  Lanet.

  Bu şeyi satın alabilir miyim?

  Neden olmasın?

  Bir “R”?

  Roel, Rex, Ray  Var mı?

  -Neden olmasın?

  -Ama, çok para mı?

  13.

 50 Frank.

  Frizbi gibi mi?

  Çok istiyorum!

  Fayans.

  -Buna fayans mı deniyor?

  -Evet.

  “R”li bir fayans istiyorum.

  -İçeri girin!

  -Afedersiniz?

  İçeri girin!

  En iyi hazırlanan planlar bile

 Neler oluyor?

  Kötü bir zamanlama.

  Emniyet kemeriniz takılı değil efendim.

  Benim iznim var.

  Tıbbi bir rapor.

  Bende klostrofobi var.

  Tamam.

  Ne diyordum?

  En iyi planlar bile kader dediğimiz şey tarafından her an bozulabiliyor.

  İtiraf etmeliyim ki üzüyor bu beni.

  Bay Hofman!

  Ona ne yaptın?

  Size söyleyeceğim.

  Bu konuda söz verdim size.

  Ama size söylememin tek yolu, onun yaşadığı deneyimin aynısını paylaşmanız.

  Sen zırdelisin.

  Gerçekten önemli değil.

  Yani o ölmedi mi?

  İçin.

  Ne var içinde?

  Uyku ilacı.

  Ona ilaç verdim ve şimdi de size vereceğim.

  Ya sonra?

  Sonra, onun yaşadığının aynısını siz de yaşayacaksınız.

  Eğer öldüyse, ben de öleceğim.

  Sen delisin.

  Tek yolu bu.

  Ciddi olamazsın!

  Seni cezalandırmak istemiyorum.

  Bu konuyu uzatacak değilim.

  Seni umursamıyorum bile.

  Tek istediğim ona ne olduğunu bilmek.

  Anlıyorum, Bay Hofman.

  Kendimi sizin yerinize koyuyorum.

  Aslında, beni cezalandırmak istemediğinize de inanıyorum.

  Ama bunu yapmam gerektiğinden emin değilim.

  Bilmem anlatabildim mi?

  Size inanıyorum, ama inanmıyormuş gibi davranmak zorundayım.

  Artık için.

  Bu gerçekten de tek yolu.

  İçinde ne var?

  Size söylemiştim.

  İçinde uyku ilacı bulunan kahve.

  Arabanın anahtarları.

  Onlara bir kez daha bakmak isterdim.

  Bay Hofman, bir kere daha anlatayım.

  Bu anahtarların size hiç faydası yok.

  Bana karşı hiçbir gücünüz yok.

  Blöf yapıyorsun!

  Varsayın ki haklısınız.

  Kesinlikle emin olabilir misiniz?

  Problem de burada işte.

  Aleyhime hiçbir delil olmadığı olasılığını aklınızdan çıkarmamalısınız.

  Tüm şanslarınızı böylece heba edebilirsiniz.

  Bay Hofman, son üç yıl boyunca kafanızdan geçenleri analiz ediyorum.

  Gidebilirsiniz.

  Anahtarlarla polise başvurabilirsiniz.

  Ama bu durumda, Bayan Saskia’ya ne olduğunu asla öğrenemezsiniz.

  Öte yandan içersiniz ve öğrenirsiniz.

  Hem de bir saatten kısa sürede.

  Sizi temin ederim.

  Bilmem gereken herşeyi biliyorum.

  Geri kalanını da umursamıyorum.

  Gidiyorum.

  Ya belirsizlik ne olacak?

  İlahi belirsizlik, Bay Hofman?

  En kötüsü de bu.

  Size yardım etmeye çalıştım!

  Yani?

  Şöyle dedim kendime: “İçtiğini hayal et”.

  İçmeyeceğim nerede yazılmış olabilir?

  Önceden yazılmış olana karşı çıkmak için içmeliydim.

  Etkisini 10 dakika sonra gösterir.

  Onun için içtim!

  Elbette!

  Size aşkınızı bitirmek için hiç zaman bırakmadı ki!

  İmdat!

  Yardım edin!

  İmdat!

  Hayır, olamaz!

  Adım Rex Hofman ve bu biraz tuhaf  Rex Hofman  Rex Hof  Saskia!

  Saskia!

  SEVGİLİLERİN GİZEMLİ KAYBOLUŞU SASKIA WAGTER’DEN SONRA SEVGİLİSİ REX HOFMAN DA KAYBOLDU