131 dk

Yönetmen:Giuseppe Tornatore

Senaryo:Giuseppe Tornatore

Ülke:İtalya İtalya

Tür:Suç, Dram, Gizem

Vizyon Tarihi:01 Ocak 2013 (İtalya)

Dil:İngilizce

Müzik:Ennio Morricone

Web Sitesi:Resmi site [it]

Çekim Yeri:Trieste, Friuli-Venezia Giulia, İtalya

Nam-ı Diğer:The Best Offer

Oyuncular: Geoffrey Rush, Jim Sturgess,Sylvia Hoeks, Donald Sutherland

Özet

İtalya’nın en tanınmış müzayede şirketlerinden birinin sahibi olan Virgil Oldman (Geoffrey Rush), antika alanının en iyilerinden olmasının yanı sıra çok değerli bir kişisel koleksiyona sahiptir. Ancak günün birinde Claire Ibbetson (Sylvia Hoeks) adında genç ve çok zengin, ancak oldukça tuhaf davranışları olan bir kadının, evindeki antikaları Virgil aracılığıyla satmak istemesi sonucu hayatı değişir. Claire’i daha yakından tanımak isteyen Virgil’in en büyük yardımcısı, genç bir saat tamircisi olan Robert (Jim Sturgess) olacaktır

Alt Yazı

Lale goncası şeklinde elle dövülmüş   menteşeli ve oluklu çam çeyiz sandığı.

 16. yy Fransız tarzı   büstlü grifon kabartmalı ceviz konsol.

 19. yy’da acınası ayrıntılar eklenmiş.

 Flaman tarzı bir çift meşe kaplamalı dolap.

 Üst kısımdaki iki kapağa insan benzeri figürler ve karyalitler eşlik ediyor.

 Bir terslik mi var, Bay Oldman?

 Önemli bir şey mi?

 Bana bunu hediye edecek kadar incelik gösterirseniz   kabul etmekten memnuniyet duyarım.

 O objeyi hatırlamıyorum.

 İşe yaramaz küflü bir ahşap parçası gibi görünebilir.

 Ama yüzyıllar önce, küfün altında   muhtemelen bir resim vardı.

– İyi akşamlar, Bay Oldman.

 Nasılsınız?

 – Gayet iyi.

 Styrorex’in yöneticileri ve çalışanları   size en iyi dileklerini sunuyor, Bay Oldman.

 Mutlu yıllar, Bay Oldman.

 Bu yıl şefimiz sizi acı badem ve   kremalı bir Rönesans tatlısının   çok eski bir tarifiyle onurlandırmak istiyor.

 Afiyet olsun.

  – Büyük ihtimalle isilik gibi bir şeyi var.

 – Muhtemelen.

 Yoksa damak zevkinize göre değil mi, Bay Oldman?

 Tam aksine, ama takdir edersiniz ki doğum günüm yarın.

 Şu an saat 10:35 ve bu konuda çok güçlü batıl inançlarım var.

 Yediğimi farz edin.

 O halde yarından sonra görüşürüz.

 Vatikan Müzesi müdürünü geri ararsanız minnettar olacaktır.

 Cellini’ye atfedilen kutsal emanetlerin saklandığı sandık için sanırım.

 Bu konudaki rapor hazır.

 Bir yığın hediye geldi.

 Onları ne yapayım?

 Cep telefonu dışındakileri eve gönder.

 Bu yıl sadece bir tane var.

 Güzel.

 Bu tür şeylerden nefret ettiğimi öğrenmişler.

 Alışkanlıklarınızı değiştirmedikçe bunu cevaplamak zorundasınız.

 Bu doğum gününüzün ilk telefonu.

 Adetler.

 Alo.

 İnanın bana zamanınızı boşa harcamak istemiyorum.

 – Kiminle görüşüyorum?

 – Yine ben, Claire Ibbetson.

 Lütfen yine suratıma kapatmayın.

 Siz Bay Oldman’ın sekreterisiniz, değil mi?

 Benimle konuşabilirsiniz.

 Değişen bir şey olmayacak.

 Anlarsınız ya  Kimseyi tanımıyorum.

 Kendi başımayım.

 Üzgünüm, Bayan Ibbetson.

 Burası yardım hattı değil.

 Kendimi iyi ifade edemedim.

 İnsanlarla çok konuşan biri değilimdir.

 İnanın bana böyle bir alışkanlığınızın olması büyük şans.

 Çünkü insanlarla konuşmak son derece tehlikelidir.

 Ne var ki arayan sizsiniz dolayısıyla risk altındasınız.

 Konu ailemin konağındaki mobilyalar.

 Onlar yaklaşık bir yıl önce  – Anlıyorsunuz ya.

 – Anladım.

 Büyük bir miras, yani  Son derece kıymetli olduklarını   hep duyardım.

 Çok nadir parçalar, içlerinde tablolar da var.

 Ne yazık ki, fotoğrafları yok.

 Yani?

 Doğrusu, henüz karar vermemiş olsam da onlara  Çıkaramadım, sizler ne diyordunuz?

 – Değer biçme.

 – Aynen.

 Bay Oldman ile konuşmak istememin nedeni de randevu almak.

 Bay Oldman sizinle tanışma fırsatını yakalamış mıydı?

 Hayır, hiç sanmıyorum.

 Beni tanımıyor.

 Ama ben hakkında çok şey biliyorum.

 Ön değerlendirmeden Bay Oldman’ın asistanları sorumlu.

 – Beklerseniz sizi aktarırım.

 – Belki de derdimi açıkça anlatamadım.

 Bay Oldman ile şahsen görüşmeliyim.

 İlk değerlendirmeye Bay Oldman asla teşrif etmez.

 Ama babam ölmeden önce   eğer her şeyi satmaya karar verirsem   müzayede satışı için Bay Virgil Oldman’ı görevlendirmemi söylemişti.

 – Ona göre en iyisi o.

 – Sattım!

 Bayanlar baylar, 231 numaralı parçayı takdim etmekten büyük zevk duyuyorum.

 İtalyan bilim adamı Galileo Galilei’nin yaptığı mercekli uzun tarihi bir teleskop.

 Hala aynı mükemmellikte çalışıyor.

 Açık arttırmayı 1,000,000 avro ile başlatıyorum.

 – 1,100,000.

 – 1,100,000.

 1,200,000.

 1,300,000.

 Telefondan 1,400,000.

 Salonun arkasından 1,500,000.

 1,600,000.

 1,700,000.

 1,800,000.

 1,900,000.

 2,000,000.

 2,000,000 avro.

 Gesundheit.

 Bu bir arttırma mıydı?

 2,000,000 avro.

 2,100,000.

 Telefondan 2,300,000.

 2,500,000.

 Satıyorum.

 2,700,000.

 2,700,000.

 Yok mu arttıran?

 Satıyorum?

 2,700,000 avro.

 Sattım.

 Tebrikler bayım.

 232 numaralı parça.

 Boris Gregorian’ın öğrencisi, "Susuzluk".

 Tuval üzerine yağlı boya.

 En yüksek teklifi verene gidecek.

 1,000 avro.

 2,000 avro.

 3,000 avro.

 4,000 avro.

 Telefondan 5,000 avro.

 6,000 avro.

 7,000 avro.

 8,000 avro.

 Telefondan 9,000.

 Salonun arkasından 10,000.

 Telefondan 11,000 avro.

 12,000.

 Telefondan 13,000.

 14,000.

 15,000.

 Biliyorsunuz, bu boynuma hiç iyi gelmiyor.

 15,000 avro.

 20,000.

 20,000 avro.

 Yok mu arttıran?

 Sattım!

 – Güzel değil mi?

 – Evet, hem de çok.

 Fırsatı hiç kaçırmıyorsun, değil mi üstat?

 – Gerçekte kimin?

 – Yansky.

 30’ların sonunda genç yaşta ölen bir Rus ressam.

 Olağanüstü bir manzara ressamı.

 Ama birçok muhteşem manzara resminin yanında üç portre yaptı.

 Tüm hayatı boyunca sadece üç portre.

 Ve bu o üçünden biri.

 Normalin iki katı, tamam mı?

 Birbirimizi ne kadardır tanıyoruz, Virgil?

 Uzun zamandır.

 Zaman zaman ustaca numaralarla işin içinden çıktığımız oldu.

 Milo Hensen’ı hatırlıyor musun?

 Onun ünleneceğini bilen bir tek sendin.

 Annesinin portresini   o aptal sürüsünün burnunun ucundan bir şarkıya aldık.

 Şimdi bir servet değerinde olmalı.

 Daha fazla kazanamadım diye hayıflanır gibi bir halin var.

 Sen ve ben hiç para konuştuk mu?

 – Doğrusu, hayır, asla.

 – Senin için yeterli olan   benim için de her zaman yeterli oldu.

 Mühim olan senin tatmin olman.

 Tek pişmanlığım tablolarımın büyük sanatsal yeteneğimin kanıtı olduğuna   seni asla inandıramamış olmak.

 Sanat aşkı ve fırçayı nasıl tutacağını bilmek   bir insanı sanatçı yapmaz.

 Esrarengiz bir derinliğin olmalı.

 Senin asla sahip olmadığın bir yetenek.

 Haklısın.

 İki katı yeterli değildi.

 36 yıllık meslek hayatımda   hiç kimse beni yağmurda 40 dakika bekletme kabalığını göstermedi.

 Bu bir rezalet.

 Terbiyesizliğin daniskası.

 Açıklamama izin verin.

 Size ulaşmaya çalıştım.

 – Hiç konuşmayın.

 Bunun mazereti olmaz.

 – Ofisinizi aramaya çalıştım.

 Bir daha yanıma yaklaşmayın.

 Anladınız mı?

 Ama kimse cevap vermedi.

 Cep numaranız da yoktu.

 Benim cep telefonum yok.

 lbbetson denen kadın telefonda.

 – Cehennem olmasını söyle.

 – Ağlıyor.

 Çaresiz durumda.

 Hak ettiğini buldu.

 Sizinle buluşmaya gelirken araba çarpmış.

 Onun adına kötü olmuş.

 Beni ilgilendirmez.

 Bilinci kapanmış.

 Ambulans gelene kadar kan gölünün içinde yatmış.

 Tamam.

 Bağla.

 – Efendim.

 – Yalvarırım beni affedin.

 Size hiçbir şekilde saygısızlık etmek istemedim.

 Umarım ciddi bir şey yoktur.

 Hayır.

 Neyse ki yarın taburcu oluyorum.

 Güzel.

 Umarım hızlıca iyileşirsiniz.

 Yeni bir randevu verebilir misiniz?

 – Lütfen.

 – Pekala.

 Ama şunu söyleyeyim; bir asistan gönderiyorum.

 Umarım son konuştuğum kişiyle aynı olur.

 Ne demek istiyorsunuz?

 Açıklayamam ama bu sesin yalnızca sizinki olabileceğini   daha en başından anlamıştım, Bay Oldman.

 Hakikaten şaşırtıcı, öyle değil mi?

 Yüzün tamamını, elbisesinin bir kısmını   ve arka planın sol tarafını ortaya çıkarabileceğimizi düşünüyoruz.

 İnanılmaz.

 Fakat Bay Oldman bunu nasıl fark edebildi?

 – Hangi döneme ait?

 – Söylemek için çok erken.

 Belki Bay Oldman bizden daha isabetli ve daha çabuk söyleyebilir.

 – Bu bir taklit.

 – Bu nasıl olur?

 – Çok güzel.

 – Çirkin olduğunu söylemedim.

 Orijinal değil dedim.

 Ahşaptaki pigmentlerin ilk analizinden   17 yy’a ait olduğunu düşündük.

 – Daha eski olsa da önemi yok.

 – Yine de bir değeri olmalı.

 16 yy’dan kadın taklitçi Valiante’nin bir çalışması.

 Zamanının başyapıtlarını kopyaladı.

 Fakat kadın olduğu için onları imzalayamadı.

 Bu yüzden elbise kıvrımlarına ya da bu çalışmadaki gibi   portrenin gözlerine gizlenmiş kişisel bir işaret bıraktı.

 İris üzerindeki ışık demeti V’den başka bir şey değildir.

 Bu Valiante.

 Bir değeri var ama orijinaliyle karşılaştırılamaz bile.

 – Bay Oldman’ın asistanı mısınız?

 – Evet.

 Ben evin bekçisi Fred.

 Tanıştığımıza memnun oldum.

 – Girin lütfen.

 – Teşekkür ederim.

 Bayan Ibbetson nerede?

 Özürlerini iletti.

 Gece boyunca ateşi vardı.

 Keşke beni arasaydı.

 Yine boş yere gelmemiş olurdum.

 Ona iyi dileklerimi iletirsiniz.

 Bayan lbbetson işinizi yapmanızı rica etti.

 Size evi gezdirmemi emretti.

 Her şey emrinize amade.

 Benimle gelin.

 Bayan lbbetson patronunuzla görüşmeyi umuyordu.

 Ne fark eder.

 Ev sahibeniz de ortaya çıkmadı zaten.

 Gayet makul.

 Her neyse, bu sayede işinizi daha çabuk bitireceğinizi düşünüyorum.

 Dağınıklığın kusuruna bakmayın.

 Bayan lbbetson’ın ailesi öldüğünden beri harabeye döndü.

 Yukarı çıkalım.

 Ev sahipleri öleli ne kadar oluyor?

 Şöyle bir bakınca yüzyıllar olmuş gibi.

 Ama sadece bir yol oldu.

 Önce Bayan Ibbetson, yaklaşık 45 gün sonra da   zavallı Bay Ibbetson öldü.

 İyice bakın.

 Acele etmeyin.

 Şu perdeleri de açalım.

 Bu odada çok fazla pencere var.

 Tamamdır.

 Bayan lbbetson’ın kaç kardeşi var?

 Hiç yok.

 Kendisi tek çocuktur.

 – Evli mi?

 – Hayır.

 – Hiç evlendi mi?

 – Hayır.

 Bir erkek arkadaşı olduğunu bile sanmıyorum.

 – Büyük babası, teyzesi, amcası, kuzeni?

 – Hayır, yok.

 Bildiğim kadarıyla Bayan lbbetson kendi başına.

 Bir sürü oda var.

 Hepsini saymayı bir türlü başaramadım.

 Benden önce hiç ekspertiz geldi mi?

 Kesinlikle hayır.

 Siz ilksiniz.

 Bayan lbbetson bu eve son derece düşkündür.

 Belki fazlasıyla.

 Her şeyi elinde tutmayı tercih ederdi, ama elden ne gelir?

 İmparatorluk çöküyor.

 Bir kadın kendi başına üstesinden gelemez.

 Evi de satmayı düşünüyor mu?

 Bilmiyorum.

 Belki bir bölümünü.

 Tamamını elden çıkarmayacaktır.

 Bayan lbbetson ne iş yapıyor?

 Bunu söyleyemem.

 Ben yalnızca ailesiyle muhatap olurdum.

 – Mahzeni görebilir miyim?

 – Bu taraftan.

 Biraz ineceğiz.

 Siz devam edin.

 Doğrusu çıkaramadım.

 Seni tanıdığımdan beri pes ettiğini görmemiştim.

 En önemsiz demir parçalarından   her türlü muhteşem tuhaf makineyi ürettiğini gördüm.

 Optik ya da aritmetik aygıtlar, su saatleri  Hatta Jules Verne’nin karısının saçlarını kurutmuş şu saç kurutma makinesi.

 Ama bu tuhaf mekanizma hakkında söyleyecek bir şeyin yok mu?

 Sıradan bir demir parçasının sizin gibi bir   sanat eksperini böyle etkilemesi beni şaşırttı.

 Merakımı uyandıran obje değil   çelişki.

 – Çelişki mi?

 – Bak.

 Onu rutubetli zeminde bu konumda buldum.

 Fakat rutubetle temas etmemiş çarkların üst kısmı tamamen paslanmış.

 Bunun anlamı ne?

 Obje açıkçası oraya geleli çok olmamış.

 Muhtemelen başka bir yerde paslandı ya da biri onu ters çevirdi.

 Hepsi bu.

 Yaptığım çıkarım yararsız bir alıştırmadan fazlası değil.

 Merhaba Robert.

 Tamir edebildin mi?

 Şüphen oldu mu ki.

 Artık mükemmel çalışıyor.

 Ve teypteki kaydı buna kopyaladım.

 Sen bir dahisin.

 Borcum ne kadar?

 Ne borcu.

 Belki bir gün dışarıda bir akşam yemeği yeriz.

 Olmuş bil.

 – Sana bir öpücük verebilir miyim?

 – Tabi ki verebilirsin.

 İyi olduğum başka bir konu.

 – İyi akşamlar.

 – İyi akşamlar.

 William-Adolphe Bouguereau.

 Venüs’ün Doğuşu.

 Orijinal.

 Umberto Veruda, Dürüst, 1890.

 Şehirde bir konuşma yapmışsınız.

 Umarım televizyonda izleriz.

 Ekranda gözükmeyi sevmem.

 Gölgede kalmayı tercih ederim.

 Bu konuda birbirimize benziyoruz.

 Bundan anlaşabileceğimizi çıkarmayın.

 Sekreterim sizi ararken deliye döndü.

 Tanınmayan bir ressamın ünlü ve yapıtlarının koleksiyonluk olacağını nasıl anlıyorsunuz?

 Sezgiyle Bayan lbbetson.

 Maksadınızdan şüphelendiğim sezgiyle aynı.

 Böyle bir intiba bıraktıysam özür dilerim.

 Ama eşyalarımı çoktan size emanet ettim.

 İşler böyle yürümez.

 Envanteri çıkarmadan önce kontrat yapılmalı.

 Bu meşakkatli bir süreçtir.

 Aylak aylak dolaşmayı bırakıp siz ortaya çıkmadıkça da asla başlamayacak.

 Envanteri çıkarmaya devam edin, Bay Oldman.

 Başladığınız gün evde görüşürüz.

 Anlaşmaya varacağız.

 Söz veriyorum.

 – Bunları alın.

 – Emredersiniz.

 Dikkatli olun.

 Emin değilim ama bana Alman işi göründü.

 – Avusturya.

 – Ona dikkat edin.

 Neredeyse 11:00 oldu.

 Görüşme 8:30’daydı.

 Telefonuna cevap vermiyor.

 Ama geleceğim dediyse gelir.

 Piyanonun tamire ihtiyacı yokmuş gibi duruyor.

 Öyle görünüyor.

 Tuşları kontrol etmeliyiz ama bir tuş eksik.

 Hayır değil, bakın.

 Son baktığımda yoktu.

 İyi görünüyor.

 Bay Oldman!

 Kitap dolabında bana yardım eder misiniz?

 Sert ahşaptan İtalyan kitap dolabı.

 Bunu kim kırdı?

 Hiç kimse, Bay Oldman.

 Zaten kırıktı.

 Evin bu kısmında kalan var mı?

 Neden sordunuz?

 Bazı değişiklikler olmuş.

 – Nedenini bilmiyorum.

 – Hayır, hayır.

 Bay  Afedersiniz.

 İsminizi hatırlayamadım.

 Düşündüm ki  Kim olduğum önemli değil.

 Ama sizi temin ederim burada kimse yaşamıyor.

 Bu doğru bile olsa, ev sahibeniz bu saate kadar ortaya çıkmadıysa   gitmekten ve çalışmayı durdurmaktan başka seçeneğim kalmıyor.

 Bay Oldman!

 Bayan lbbetson.

 Alo, Bay Oldman.

 Bay Oldman beni duyabiliyor musunuz?

 Bay Oldman, nasıl özür dilesem bilmiyorum.

 Hakkımda ne düşündünüz  En azından bencilce gerekçelerinizi benimle paylaşsaydınız.

 İzin verin açıklayayım.

 Kontrat imzalamadan eşyalarınıza el süremem.

 Anlaşıldı mı?

 Kontratı holdeki masanın üstüne bırakır mısınız?

 İmzalanmış bulacaksınız.

 Tüm şartlarınızı kabul ediyorum.

 Anlıyorum ama ben sizinkileri kabul etmiyorum Bayan lbbetson.

 Aptal, yüzeysel bir kadının hayaletiyle iş yapmak adetim değildir.

 Dikkat edin!

 Kızgınlığınızı tamamen anlıyorum, Bay Oldman.

 Ama inanın bana isteyerek olmadı.

 Bir dizi talihsiz aksilikler yaşadım.

 Bugün tam olarak başınıza ne geldi, Bayan Ibbetson?

 Arabam çalındı ve bunu bildirmek için karakola gitmek zorunda kaldım.

 Hangi karakola gittiniz?

 – Şehir merkezindekine.

 – Şehir merkezinin neresindekine?

 – Ana meydan üzerindekine.

 – Hangi ana meydan?

 Bu kadar soru yeter!

 Kesin artık!

 Kim olduğunuzu sanıyorsunuz?

 Burada mısınız Bayan Ibbetson?

 Ne demek istiyorsunuz?

 Bu ne biçim bir soru?

 Burada mısınız?

 Anlamıyorum.

 – Buradaysanız çıkın ortaya.

 – Kesin şunu!

 Hiç eğlenceli bulmadığım bu oyunun anlamını açıklayın.

 Bu akşam dokuzdan sonra beni arayın.

 Her şeyi açıklayacağım.

 Aynı materyal.

 Ve aynı işçilik.

 Bunlar aynı mekanizmaya ait.

 Hiç imza, işaret, ibare yok mu?

 Diğer parçanın kirini ve pasını çıkartım.

 Bir şey yok.

 Bunlara da aynı şeyi yapabilirim ama şu an için bir şey görünmüyor.

 Ne buldun?

 Çarkın eksene bağlanış tekniği.

 Eski, oldukça eski.

 Hiç böyle bir şey görmemiştim.

 İşte bakın.

 Göz atın.

 18.

 yy’dan.

 Büyük bir şey yakalamış olabiliriz.

 Bunun ne olduğunu söyleyebilir misin?

 Büyük resmi görmek için üç parça yeterli değil, Bay Oldman.

 Son bir kaç yıldır yaşlı çift hastaydı.

 O zaman da ev berbat haldeydi.

 Bay Ibbetson er geç bir şey satmak zorunda olduğunu söylerdi.

 Bayan Claire kaç yaşında?

 27.

 Onun hakkında başka ne söyleyebilirsiniz?

 Hemen hemen hiçbir şey.

 Onunla pek münasebetim olmadı.

 Onu aslında hiç tanımam.

 Yine de Ibbetsonlara 10 yıl hizmet etmişliğiniz var.

 Tam olarak 11 yıl.

 Söylediğim gibi onunla fazla münasebetim yok.

 Onunla binlerce kez konuştum ama  Ama?

 Onu hiç görmedim.

 – Bu nasıl olabilir?

 – Gerçek bu.

 Bir kez bile.

 Neden?

 Çünkü Bayan Claire çok tuhaf bir hastalıktan muzdarip.

 – Alo.

 – İyi akşamlar.

 Ben Oldman.

 Aramanızı bekliyordum.

 İnanın sizinle tartışmak istememiştim.

 Bugün kabalaştıysam özür dilerim.

 Önemli değil.

 Size tekrar randevu verebilirim ama   bu zevksiz şakanın daha da uzamasına izin veremem.

 Sizinle olan tüm ilişkimi kesmek istiyorum.

 Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.

 Masraflarınızı karşılayacağım.

 İyi geceler.

 93 numaralı parça.

 Valiante.

 Bir bayanın portresi.

 16.

 yy’ın ilk yarısından.

 Petrus Christus’ın "Genç Bir Kızın Portresi"nden esinlenilmiş.

 Ahşap üzerine yağlı boya.

 30 x 40.

 Açılışı 20,000 paund ile yapıyorum.

 – 22,000.

 – 22,000.

 24,000.

 Telefondan 26,000.

 Salondan 28,000.

 30,000.

 35,000.

 Teşekkür ederim Bayım.

 Telefondan 40,000.

 Salondan 45,000.

 50,000.

 55,000.

 60,000.

 Telefondan 65,000.

 70,000.

 70,000’deyiz.

 70,000’i arttıran var mı?

 75,000.

 Telefondan 80,000.

 Yok mu arttıran?

 80,000 paunda satıyorum.

 80,000’e satıyorum.

 90,000 paund.

 Yok mu arttıran?

 Sattım.

 – Teşekkür ederim Bayım.

 – Ben de 90,000 paund vermiştim.

 Bay Oldman bunu fark etmeliydi.

 Öyle olduğunu sanmıyorum, Bayan Derain.

 90,000’i Bay Whistler verdi.

 – Tek veren oydu.

 – Aynı anda verdiler.

 İlk teklifi Hanımefendi verdi.

 Ben gördüm.

 Ne yapalım, Bay Oldman?

 Valiante kopyalarının en büyük koleksiyoncusu benim.

 Sizi dava edeceğim.

 Çok yavaştın Billy!

 Teklifi zamanında arttırmadın.

 Çok geciktin.

 Çok.

 Bana ayak uyduramadın.

 Tanrı aşkına!

 Arkamdaydı.

 Görseydim teklifi tekrar arttırırdım.

 Keçileri kaçırıyorsun!

 Belki haklısın.

 Belki eskisi gibi iş çıkaramıyorum.

 Ama bu berbat ettiğimiz ilk iş değil.

 İşler böyle yürür.

 Daha önce böyle öfkelenmemiştin.

 Valiante kopyası değildi.

 Petrus Christus’ın orijinal eseriydi.

 8 milyon paund ederdi.

 Vay be.

 Gerçekten üzgünüm.

 Van Gogh’un Yelpazeli Kadın’ını kaybettiğimiz de bile   bu kadar üzülmemiştin.

 Neler oluyor, Virgil?

  642.

  729.

  918.

  1,011.

  1,119.

 1,320.

 1,404.

 – Ne alırsınız?

 – 1,581.

 Çay, teşekkür ederim.

 8,109.

 8,725.

 Üzgünüm canım.

 8,625.

 8,725!

 8,725.

 Yakından bak, seni geri zekalı.

 Kahretsin!

 Haklısın, 8,725.

 Aferin kızım!

 Bayım?

 – Hoşça kal!

 – Güle güle!

 Onları özel bir sıvıyla temizledim.

 Üzerlerinde milim milim çalıştım.

 Ve bakın ortaya ne çıktı.

 Vaucanson.

 – İnanamıyorum!

 – Jacques Vaucanson.

 18 yy otomaton yapımcısı.

 Öğrenciyken tezimi onun üzerine yapmıştım.

 Bu inanılmaz!

 En ünlü androidlerinden biri konuşmayı bile başardı.

 Aynen.

 İnsanlar ona soru sormak için para ödüyordu.

 Android başıyla selamlayıp cevap veriyordu.

 Bahse girerim içinde saklanan biri vardı.

 Belki bir cüce.

 Tıpkı Edgar Allan Poe’nin "Maelzel’in Satranç Oyuncusu" öyküsünde şüphelendiği gibi.

 Büyük olasılıkla.

 Ancak kimsenin açıklayamadığı gizem   Vaucanson otomatının nasıl her zaman doğruyu yakaladığı.

 Elbette otomatonu konuşturmanın bir hilesi vardı.

 Ama söylediği her şey doğruydu.

 Bana tüm parçaları getirin.

 Onları aynen Vaucanson’un yaptığı gibi birleştireceğime söz veriyorum.

 Bundan şüphem yok.

 Ama korkarım kayıp parçaları ele geçirme şansını yitirdim.

 Bunları bulduğunuz yerde olmalılar.

 Tek ihtiyacım parçaların %80’i.

 Kalan kısmını kendim yapıp çalıştırabilirim.

 O kadar kolay değil.

 Afedersiniz Bay Oldman.

 Kız arkadaşım.

 Sarah bu Bay Virgil Oldman.

 Tanıştığımıza memnun oldum Sarah.

 Ben de.

 Robert sizden çok bahsetti.

 Gençlerin konuşacak daha ilginç şeyleri olduğunu sanıyordum.

 Neden bizimle yemiyorsunuz?

 Çok incesin.

 Başka zaman.

 Teşekkür ederim.

 Pekala, ısrar etmiyoruz.

 Ama sözünüzü aldık.

 – Hoşça kalın.

 – Güle güle.

 New York gezisini iptal et ve Alphasons’a burada buluşacağımızı söyle.

 Toplantı yapalım diyen bizdik.

 N’olmuş, fikrimizi değiştirdik.

 Sorun olur mu?

 Pekala, Bay Oldman.

 Claire lbbetson telefon etti.

 Bu kez ne istiyor?

 Sizinle 2:30’da görüşmek istiyor.

 Nerede?

 Evinde.

 Başka nerede olabilir?

 Geldiğiniz için son derece minnettarım, Bay Oldman.

 Ben olduğumu nasıl anladınız?

 Fred aksayarak yürür.

 Siz değil.

 Anladım.

 Doğrusu benimle konuşmak isteyeceğinizi sanmıyordum.

 Mazeretlerime katlanamadığınızı biliyorum.

 Yerinizde olsam ben de katlanamazdım.

 Aslına bakarsanız  Nasıl söylesem?

 Açık konuşun.

 Rahat olun.

 Garip davranışlarınızın biraz sinir bozucu olduğunu inkar etmiyorum.

 Umarım çok sinir bozucu değildir.

 Davranışlarım için özür dilerim.

 Sizin deyiminizle "yüzeysel aptal bir kadın"ın halleri.

 Benimle buluşmaktan niçin imtina ediyorsunuz?

 İnanın sizinle alakası yok.

 Elbette yüzüne bile bakamadığınız sizinle yıldızı barışmayan biriyle   iş yapmak isteyeceğinizi düşünmemiştim.

 Bunu açıklamak kolay değil.

 Nasıl olsa inanmayacaksınız.

 Size inanmayacak olsam, burada saklambaç oynuyor olmazdım.

 Fazla insanla görüşmüyorum.

 Uzun zaman oldu.

 Bence sorun edilecek bir şey değil.

 Herkesin yalnızlığı kalabalığa tercih ettiği zamanlar vardır.

 15 yaşımdan beri bu evden ayrılmadım.

 – Anladığımı sanmıyorum.

 – Çok iyi anladınız.

 Burası benim odam.

 Konakta ya da evde dolaşan biri olursa   kendimi buraya kilitliyorum.

 Her zaman böyleydi.

 Ailem buradayken bile.

 Onları nadiren görüyordum.

 Kimseyi göremem.

 Ama neden?

 Eldivenlerinizi elinizden neden hiç çıkarmıyorsunuz?

 Bu basit bir hijyen sorunu.

 Bağlantıyı anlayamadım.

 Başkalarına dokunmaya korkuyorsunuz.

 Onların eşyalarına dokunmak sizi iğrendiriyor.

 Ben de başkalarının yaşadığı yerlere gitmekten korkuyorum.

 Bunlar bana oldukça benzer kişisel tercihler gibi görünüyor.

 12 yıldır sokağa çıkmadığınıza inanmamı mı bekliyorsunuz?

 Demek yaşımı biliyorsunuz.

 Yalnız yaşamak istemek ve evde bir bekçi çalıştırmak bu söylediklerinize uymuyor.

 Şimdilerde daha sık olmakla birlikte evde çokça yürürüm eğer bilmek istediğiniz buysa.

 Tabi evde kimse olmadığında.

 Ama asla sokağa çıkmam.

 Bu düşünce beni donduruyor.

 Umarım artık beni anlıyorsunuzdur.

 Ve umarım mesleğinizin el verdiği ölçüde bana yardımcı olursunuz.

 Söz veriyorum Bayan Ibbetson.

 Aramızdaki anlaşmayla ilgili olarak ücretlendirmeyi de size bırakıyorum.

 Size gözüm kapalı güveniyorum.

 Anlaşmayı masanın üzerine bırakın.

 Sonraki gelişinizde imzalamış olurum.

 Şu an çok yorgunum.

 Eldivenlerime düşkünlüğünüz dışında   sizi yine beni aramaya iten şey neydi?

 Size karşı özellikle nazik değildim.

 Dün karşı bardan evime bakarkenki haliniz   kararımda etkili oldu.

 Kayıp parçaları bulmuşsunuz.

 Şimdilik bununla idare etmek zorundasın.

 Otomatonu çalışır vaziyette bir araya getirirsek   değeri ne kadar olacak?

 Çok çok yüksek bir meblağ düşün.

 – Aklında bir tane var mı?

 – Evet.

 Muhtemelen içinden fazla etmez diye geçiriyorsun.

 Önemli şeyleri söylemeden konuşmakta çok iyisiniz.

 Bunu bir iltifat kabul ediyorum.

 İşler umduğum gibi gittiği sürece ki gidecektir   çok cömert bir şekilde ödüllendirileceksin.

 Bakın, para konuşalım demek istemedim.

 Bu benim için gerçek bir ayrıcalık.

 Bunları nereden buldunuz?

 Antika dünyasında çok kesin kurallar vardır.

 Kaynağı ifşa etmek yasaklanmıştır.

 Şu köşede birkaç tane daha çark var ama daha büyük.

 Onları toplayın.

 Kataloglamasını ben yaparım.

 Elbette.

 Şamdanlar.

 – Hangi dönem?

 – 17.

 yy.

 Tamir edin.

 Bay Oldman.

 Bay Oldman.

 Efendim.

 Bu kanattaki mobilyaları ne yapmayı düşünüyorsunuz?

 Şu an envanteri çıkarma aşamasındayız.

 Sonra bana nelerin kalacağını söylersiniz.

 Teşekkür ederim.

 Dinleyin, Bayan Ibbetson.

 Durumunuzu düşünmekten kendimi alamıyorum.

 Düşüncelerinize izinsiz girdiğim için özür dilerim.

 Mesele bu değil.

 Bu şekilde nasıl yaşayabildiğinizi merak ediyorum.

 Düzenli ve kendine yeten biriyim.

 Yardıma ihtiyacım yok.

 Ama alakanıza teşekkür ederim.

 Rica ederim.

 – O zaman yakında görüşürüz.

 – İyi günler.

 Bay Oldman!

 Kontratınız.

 Okudum ve beğendim.

 Her sayfayı parafladım ve sonuncusunu imzaladım.

 Böyle yapılıyordu, değil mi?

 Mükemmel.

 Ama kişisel bilgileriniz eksik kalmış.

 Pasaportumdan geçirin.

 Ama bunun süresi uzun zaman önce dolmuş.

 – Kişisel bilgilerin süresi dolmaz.

 – Bu yeterli olur sanırım.

 O zamanlar küçük bir kızdım ama işinizi görecektir.

 Kritik durumdaki parçalardan bahsetmek istiyorum.

 Benim tavsiyem derhal restorasyona başlanması.

 Siz daha iyi bilirsiniz.

 Demem o ki değer biçme işi biraz uzun sürecek.

 Değer kapsamını genişletebiliriz.

 Anlıyorum.

 Saçınızı boyamışsınız.

 Fark etmemiştim.

 Kendi saç rengine güvenmeyen insanlardan iğrenirim.

 Ben de burnu büyük insanlara güvenmem.

 Özellikle burnunu bile dışarı çıkarmayanlara.

 Bayım, Pazartesiden sonra bekçiliği bırakıyorum.

 Sadece Bayan Ibbetson’a market alışverişi için geleceğim.

 – Bu meseleyle ilgilenmiyorum.

 – İşte anahtarlar.

 – Onları neden bana veriyorsun?

 – Bayan Ibbetson’un isteği.

 Yine incelemek isterseniz diye.

 İçeri girdiğinizde kapıyı çarpın.

 Yoksa korkar ve paniğe kapılır.

 Parçaların dizilişini anlamaya çalışırken,  hangisinin hangisine uyduğunu çözmeye çalışırken   kafayı yiyeceğim.

 – Kolay olmasa gerek.

 – Ama imkansız değil.

 Dişli kutuları insanlara benzer.

 Birlikte yeterince uzun zaman geçirirlerse   en sonunda her biri diğerini kendine benzetir.

 Yani zamanın birlikte yaşamın her türlüsünü mümkün kıldığına mı inanıyorsun?

 Evet, kesinlikle.

 Bana genç bir kızla tanışan bir arkadaşımı anımsattın.

 Agorafobisi var.

 Açık alan korkusu değil mi?

 Aynen.

 Yıllardır kendini bir odaya kapatmış öyle yaşıyor.

 Yakın zamanda ona evinin anahtarlarını vermiş.

 O günden beri sürekli   endişe içinde.

 Size ne dedim?

 Artık onu sürekli merak edecek.

 "Şampuan mı,  ilaç mı, yoğurt mu, neye ihtiyacı var acaba?

" diye düşünecek.

 Güzel, değil mi?

 O kadar emin değilim.

 Arkadaşınıza sakin olmasını söyleyin.

 Çünkü zaman çarklarını çoktan çalıştırdı.

 Sıhhatler olsun, Bay Oldman.

 – Bana kızgın mısınız?

 – Neden kızgın olayım?

 – Saçınız hakkında söylediklerim için.

 – Hiç de bile.

 Ben de sizi arayacaktım.

 Mobilyaları satarken aile isminizin kullanılmasını istiyor musunuz?

 Yoksa isminizin gizlenmesini mi tercih edersiniz?

 – Gizlensin.

 – İyi.

 Bu sefer sizi gördüm.

 – Öyle mi?

 – Televizyonda.

 Normalde röportaj vermem ama mecbur bırakıldım.

 Böylesi sizi daha ilgi çekici kılıyor.

 Kadınları kolay etkileyeceksiniz.

 132 numaralı parçaya geçiyoruz.

 Gustave Rett, Şapkalı Bir Kadının Portresi.

 1956.

 Tuval üzerine yağlı boya.

 80 x 100 cm.

 En yüksek teklifi verene gidecek.

 10,000 pound.

 Fred, Bayan Ibbetson’dan haber var mı?

 Günlerdir telefonuna cevap vermiyor.

 Bir süredir ben de ondan haber almadım.

 Hastaydım, bütün hafta yataktan çıkmadım.

 Ona kim yiyecek götürdü?

 Bayan lbbetson?

 Bayan lbbetson?

 Bayan lbbetson?

 Cevap verin!

 Claire?

 Claire iyi misin?

 Hayır.

 Lütfen!

 – Hayır.

 Benim Claire.

 – Gidin buradan!

 – Benim, Bay Oldman.

 – Gidin buradan!

 – Beni dinleyin.

 Ben Bay Oldman.

 – Çıkın gidin!

 Başka kimse yok.

 Sakinleşin.

 Claire neyin var?

 Ne olduğunu söyle.

 Kendimi iyi hissetmiyordum.

 Kimi arayacağımı bilemedim.

 Kimse cevap vermedi.

 Sonra düştüm.

 Düştüm ve başımı  Kapıyı aç.

 Doktora görünmelisin.

 Hayır, lütfen!

 Ne olur!

 Yalvarırım, hayır!

 Bozuk bir mezatçıyı da tamir edebilir misin?

 Nereden başlayacağımı bilmiyorum.

 Sizi yeniden görmek güzel Bay Oldman.

 Ters giden bir şey mi var?

 Her zamankinden daha dalgın görünüyorsunuz.

 Şöyle ifade edelim mi?

 Çok sayıda ağaç kurdu ve örümcek ağı   ama çok az sayıda şaheser.

 – Bizim oyuncakta bir gelişme var mı?

 – O mu?

 Bazı kısımları birleştirmeyi başardım.

 Ama bir sürü parça hala kayıp.

 Ve tüm dış aksam.

 Hala neye benzediğini bilmiyoruz.

 Tıpkı arkadaşım ve onun kuledeki kız arkadaşı gibi.

 Belki de, gerçi androidimizi hiç görmedik.

 Hala karanlıkta el yordamıyla onu arıyoruz.

 O da öyle.

 Onunla kapalı bir kapıdan konuşuyor.

 – Kapalı kapı mı?

 – Evet.

 Evin içinde biri dolanıp dursa hemen odasında kendine bir set çekiyor.

 – Yüzünü hiç görmedi mi?

 – Sadece o değil, hiç kimse.

 Bu iki gencin internette tanışmasına benziyor.

 Önce birbirlerini tanırlar kendilerini sonra ifşa ederler.

 Kendini ifşa etmeyecek.

 Belki iyi bir stratejisi yoktur.

 Öyleyse arkadaşımın teşebbüsünde başarılı olması   bizim Vaucanson otomatonunu yeniden yapmamızdan daha mı zor?

 Bana getirdiğiniz paslı parçaların sayısına bağlı.

 İşte.

 Bir tane daha.

 Bu bir cep telefonu.

 Yep yeni.

 Paslı olan benim çünkü nasıl kullanılır bilmiyorum.

 Kız arkadaşın gelmeden bana öğretebilir misin?

 – Alo.

 – İyi akşamlar, Bay Oldman.

 Ben Claire Ibbetson.

 Rahatsız ediyor muyum?

 Çok mu geç?

 Hayır, hiç de bile, Bayan Ibbetson.

 Size söyledim, bundan böyle istediğiniz zaman beni arayabilirsiniz.

 Her şey için   size teşekkür ederim.

 Gereği yok.

 Önemli olan artık kendinizi daha iyi hissediyor olmanız.

 Evet, başımdaki sadece küçük bir sıyrıktı.

 Artık daha iyiyim.

 Size envanteri gözden geçirdiğimi söylemek istemiştim.

 Öyle mi?

 Ne düşünüyorsunuz?

 Olağanüstü bir iş çıkarmışsınız.

 Gerçekten, olağanüstü.

 Ama tereddütlerim var.

 Satmak iyi bir fikir mi emin değilim.

 Ne önerirsiniz?

 Bir şey diyemem.

 Planlarınız nedir bilmiyorum.

 En başta niçin satmayı düşündünüz?

 Yeni bir hayata başlama ihtiyacından mı yoksa başka sebeplerden mi?

 Hemen hepsi sanırım.

 Evi de satabilirim.

 Artık benim için çok büyük.

 Bazen kendimi şehir meydanındaymış gibi hissediyorum.

 Daha küçük bir yer istiyorum.

 Ama buradan ayrılma ve başka bir yere gitme fikri içimi korkuyla dolduruyor.

 Bununla nasıl başa çıkacağım?

 Göz bandıyla mı?

 Uyurken onu takarak mı?

 Tekrar tekrar her şeyi bir kenara attığım bir ruh hali içine gireceğim.

 Kafanızı toplamak için bol bol vaktiniz var, Bayan Ibbetson.

 – Öyle mi diyorsunuz?

 – Katalog basılıncaya kadar diyelim.

 Kendinize işkence etmeyin.

 Kendinizi, geleceğinizi düşünün.

 İşte bu en büyük işkence.

 Bunu düşününce, çalışamıyorum bile.

 Çalıştığınızı bilmiyordum.

 Yazıyorum.

 Roman, hikaye gibi şeyler yazıyorum.

 Okumak isterim.

 Bir kaç tane alacağım.

 İkimizin de şansı varmış.

 Asla okuyamazsınız.

 Nedenmiş o?

 Çünkü takma isimle yazıyorum ve yazdıklarımdan nefret ediyorum.

 Sanatçılar yapıtlarından her zaman nefret etmiştir, Bayan Ibbetson.

 Dün bana Claire diye seslenmiştiniz.

 Farkında değildim.

 Telaş içindeydim.

 – Özür dilerim.

 – Beni öyle çağırmanızı istiyorum.

 "Beni öyle çağırmanızı isterim" Ona aynen böyle demiş.

 O ne söylemiş?

 Bir an durup düşünmüş ve isteğini kabul etmiş.

 Ne yapabilirdi ki?

 Ben de ondan aynısını isterdim, "Beni ismimle çağır" derdim.

 Bu onun tarzı değil.

 Ayrıca onunla flört etme niyetinde olduğunu sanmıyorum.

 O halde onu ininden asla çıkartamayacak.

  Ayrıca onunla flört etme niyetinde olduğunu sanmıyorum.

  Ayrıca onunla flört etme niyetinde olduğunu sanmıyorum.

 Korkunç bir ses!

 En azından kızın yüzünü görmeyi arzuladığını düşünmüştüm.

 "Arzulamak" doğru kelime olmayabilir.

 Onu görme merakı belki.

 Evet, bu uygun düşer.

 Ama bunun gerçekleşmesi uzak bir ihtimal gibi görünüyor.

 Bir yolu olmalı.

 Bu arkadaşının ne kadar cesur olduğuna bağlı.

 – Fransız çekmeceli yazı masası.

 – Evet.

 – Kayar kapaklı çalışma masası.

 – Hayır, onu saklamak istiyorum.

 Bu kadar.

 Gelecek sefer tabloları ayırırız.

 – Tamam.

 – Son bir şey, Claire.

 Fotoğrafları burada mı yoksa stüdyoda mı çekelim?

 Stüdyo olsun.

 Ev kalabalık olsun istemiyorum.

 En iyisi bu olur.

 Ben artık gidiyorum.

 – İstediğin bir şey var mı?

 – Hayır.

 Teşekkür ederim Bay Oldman.

 Birbirimizi bir daha ne zaman göreceğiz?

 Demek istediğin, beni ne zaman göreceğin?

 Haliyle bu ayrıcalık bana tanınmadı.

 – Beni affedin.

 – En kısa zamanda.

 – İyi günler.

 – Size de.

  Alo?

 – İnanamıyorum.

 – Geceleri uyuyamadım, Virgil.

 Beni affetmen için bir şeyler yapmalıydım.

 İyi de bunu nasıl elde ettin?

 Bayan Durane’in darda olduğunu duydum.

 Bu yüzden onu tabloyu 250,000 pounda satmaya razı ettim.

 Hiç de ucuz sayılmaz!

 Makul bir fiyat olduğunu düşündüm.

 8 milyondan bahsediyordun.

 Bu şekliyle alan da memnun satan da.

 Ne kadar istiyorsun, Billy?

 Sana bu yaşlı kızı vermekten başka bir kuruş istemiyorum.

 Şu an kontrolünü gerçekten yitiriyorsun.

 Sadece eskisi gibi olalım istiyorum.

 Arkadaşın nasıldı?

 Suç ortağın,  güvendiğin kadın satıcısı.

 Bütün bunları güvenimi kazanmak için yapıyorsan Billy, boşa kürek çekiyorsun.

 Çünkü baştan beri onu hiç kaybetmedin.

 Harika.

 Sahiden bazı önemli parçaları bulmuşsun.

 En iyisi de bu.

 – Bir kulak.

 – Sence de büyük bir ilerleme değil mi?

 Aynen.

 Bence bir dönüm noktasındayız.

 Bak.

 – Nasıl?

 – Mükemmel.

 Parçalar birbirlerini çekmeye başlamışlar.

 Arkadaşınla görüşmen nasıl geçti?

 Kendim hakkında konuştuğumu fark etmen kaç saniyeni aldı?

 Dürüst olmam gerekirse bir kaç saniye.

 İtiraf edeyim tavsiyeni dinlemedim.

 O fikrin uygunsuz ve ölçüsüz bir yanı vardı.

 Evet, demek istediğini anladım.

 Altı günlük haftanın matematiksel dizisi.

 51 dakikalık saatin matematiksel dizisi.

 – Ne alırsınız bayım?

 – Çay lütfen.

 Başka bir şey düşündün mü?

 Bir noktanın uzunluğu.

 Bir dairenin yönü.

 Çayınız hazır bayım.

 Çemberin ucu.

 Boşluğun merkezi.

 – Bir doğrunun alanı.

 – Harika.

 Bravo!

 Bir kürenin dik konumu.

 Size mobilya ve tablolara biçtiğim fiyatları getirdim.

 İyice göz atın çünkü onay vermeniz gerekecek.

 – Ben bundan anlamam ki.

 – Biliyorum.

 Bana güvenmek zorundasınız.

 Son zamanlarda vaktinizi mahzende geçirdiğinizi biliyorum.

 – Kilitleri değiştirmenizin nedeni bu mu?

 – Onları her altı ayda bir değiştiririm.

 Özellikle mahzendeki döküntülerle uğraşırken   tekrar kontrol etmek, karşılaştırmak ve doğrulamakla ilgilenirim.

 Ben böyle çalışırım.

 Bu sizi huylandırdıysa, hemen söyleyin.

 Yeni anahtarlar masanın üzerinde.

 Lütfen alın onları.

 İtimadınıza teşekkür ederim.

 Kapıda kaldığınız için gücendiniz mi?

 Hayır ama endişelendim.

 Haklısınız.

 Size söylemeliydim.

 Özür dilerim.

 Claire, aklımın almadığı sebeplerden ötürü hayatını mahvediyorsun.

 Hastalığın o kadar saçma ki adeta gerçekdışı görünüyor.

 Başlarda annem bile inandırıcı bulmamıştı.

 Yurtdışındaydık.

 Eiffel Kulesi’nin ayağında yürümekten çok korkmuştum.

 Dona kalmıştım.

 Çığlık atmaya başladım, yere düştüm.

 Sadece küçük bir kızdım.

 Ama bu durum sık sık olmaya devam edince   inanmak zorunda kaldı.

 Endişelenmediğin bir açık alan hiç oldu mu?

 Sadece bir yer.

 Prag’a yaptığımız bir okul gezisi.

 14 yaşındaydım.

 Aşırı büyük bir saati olan meydanı vardı.

 Önünden yüz kez geçmiş olmalıyım.

 Çok güzeldi.

 Çok garip dekorlu bir restoran hatırlıyorum.

 Dünya üzerinde özlediğim nostaljik bir yer varsa o da o restorandır.

 Orada gerçekten mutluydum.

 Oraya "Gece ve Gündüz" diyorlardı.

 – Bir daha hiç gitmedin mi?

 – Hiç.

 Şimdi niye gitmiyorsun?

 Seni götürmekten mutluluk duyarım.

 Çok sevinmişe benzemiyorsun.

 Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik.

 Otomatonumuz gün ışığına çıkmak üzere.

 Hayır, sevindim.

 Sen zeki birisin.

 Sadece   burada duran şu makinenin bitmediği duygusuna kapıldığım   o akşamlardan biri.

 Neden hiç evlenmedin?

 Hiç çocuğun yok mu?

 Kendimi kadınlardan hep korkmuş ve onları anlamada   başarısız olmuş biri olarak görüyorum.

 Kural buysa o zaman Bayan Ibbetson   her yönüyle bir istisna olduğu izlenimini veriyor.

 Korkarım öyle.

 Onu gerçekte hiç görmedin mi?

 Sadece bir kez.

 Nasıl biri?

 Sanırım birine duyduğun özel ilgi   ister istemez onun güzel olduğu fikrini besliyor.

 Bir dereceye kadar.

 İki gün sonra doğum günü.

 Ona işe yarar bir hediye almak istiyorum.

 İşe yarar olmasının doğru bir yaklaşım olduğunu sanmıyorum.

 – Öyle mi?

 – İlk hediye için değil.

 Ona daha geleneksel bir şey versen daha iyi.

 Günaydın, bayım.

 Merhaba, efendim.

 Bay Oldman!

 Bakın mahzende ne buldum?

 Bu eski hurdalarla ilgilendiğinizi gördüm.

 Büyük Murano avizesinin parçaları.

 Meslektaşlarım bulamamışlardı.

 – Anahtarları verirseniz arabanıza koyarım.

 – Çok düşüncelisin.

 Bekleyin.

 Sağ olun.

 Günaydın, Bay Oldman.

 Affına sığınarak sana doğum gününü hatırlatmak istedim.

 Mutlu yıllar Claire.

 Fiyatlandırma belgelerini okudum.

 Biraz olsun anlayabildin mi?

 Elbette.

 Komik meblağlar.

 Küçük bir çocuk bile kandırıldığını anlardı.

 O verilerin izah edilmesi gerektiğini söylemiştim.

 Onlar başlangıç fiyatları.

 – Teklif geldikçe artacaktır.

 – Artacağını sanmıyorum.

 Belki de, ama öyle bile olsa   bunu daha önemli parçaların fiyatlarını yükselterek çözeceğiz.

 Kaybedenin tek ben olduğum bir kumar bu.

 Beni kandırmaya çalışıyorsunuz Bay Oldman.

 Her şey sizin çıkarınıza.

 Lanet olası bir hırsızsınız!

 Görevimden derhal istifa ediyorum.

 O tüm bayağı antikalarını derhal geri göndereceğim.

 Ve yeryüzünden yok olup gidersen   bana iyilik yapmış olursun!

 1984 efendim.

 – Alo.

 – Çok kötü davrandım.

 Kendimi aptal gibi hissediyorum.

 İkide bir size mazeret sunuyorum.

 Daha önce hiç çiçek almamıştım.

 Bunun ne ifade ettiğini bilmiyorum.

 Bu üzüntü gösterisine hiç gerek yok.

 Sana kızgın değilim.

 Doğum günlerim her zaman çok berbat olmuştur.

 Ama siz  Siz ortaya çıktığınızdan beri   hayatım alt üst oldu.

 Önceki gün alt kata indim.

 Kapıyı açtım ve bahçeye baktım.

 – Dışarı çıktın mı?

 – Hayır.

 Korktum.

 Kendimi kötü hissettim.

 Ama daha önce bu kadar uzağa gitmemiştim.

 Oraya gelmemi ister misin?

 İşe yaramadığını zaten biliyorum.

 Bugünlerde yeni tedaviler var.

 Sana yardımcı olabilir.

 Psikiyatrist zırvalarından çok sizi dinlemeyi tercih ederim.

 – Bu bir iltifat mı?

 – Evet.

 Dansçının resmini buraya getirdiğini görüyorum.

 – Onu saklamak istiyorum.

 – Fazla bir değeri yok.

 Annemin portresi.

 Benim yaşlarımdayken yaptırmış.

 Ona benziyor musun?

 – Sizi temin ederim o daha güzeldi.

 – Hüküm veremem.

 Pekala Claire.

 Ben gidiyorum.

 Bir şeye ihtiyacın olursa beni aramaktan çekinme.

 Teşekkür ederim Bay Oldman.

 En kısa zamanda görüşmek dileğiyle.

 Alo?

 Siz miydiniz, direktör.

 Hayır, sizi arayacaktım.

 Mobilyalardan yeni kurtuldum.

 Evet.

 Oldman onunla ilgileniyor.

 Nasıl biri mi?

 Sandığınız kadar yaşlı değil.

 Garip bir giyim tarzı var.

 Ama yine de yakışıklı biri.

 Ona güvenebileceğimi biliyorum.

 Neden?

 Kıskanıyor musunuz?

 Aşk mı?

 Hayır, hiç sanmıyorum.

 Herkes gibi hastalığım onu çok endişelendiriyor.

 Hayır yok bir şey.

 Ayağımı yaraladım.

 Sonra konuşabilir miyiz?

 Kim o?

 Kim var orada?

 Olamaz, çık dışarı!

 Olamaz, lütfen, çık dışarı!

 Çık git!

 Çık dışarı!

 Çık dışarı!

 Lütfen, beni yalnız bırak!

 Çık dışarı!

 Çık dışarı!

 – Alo?

 – Lütfen, yardım edin, lütfen.

 Sakin ol, Claire.

 Ne oldu?

 Yardım etmelisiniz!

 Yardım edin!

 – Olabildiğince çabuk geleceğim.

 – Lütfen.

 Claire!

 – Benim.

 Geldim.

 Ne oldu?

 – Evde biri var!

 – Lütfen çıkar onları!

 – Sakin ol Claire.

 Burada kimse yok.

 – Evde biri var!

 – Sakin ol Claire.

 Bendim Claire.

 Bendim.

 Bendim.

 Seni görebilmek için odada saklandım.

 Beni gözetliyor muydun?

 Beni gözetliyor muydun?

 Def ol!

 Artık seninle bir işim kalmadı!

 Def ol!

 Lütfen, Virgil.

 Gitme.

 İnan bana normalde böyle davranmam.

 Ben de öyle.

 Bazı hatalar yapmaya mecbur kaldım.

 Ama dünyada hiçbir şey beni seni incitmeye itemez.

 Sadece kendime engel olamıyorum.

 Seni görmek istiyorum.

 Onu görmeliydin.

 Bir Durer gravürü gibi soluktu.

 Onda evrenden dehşete düşmüş bir çeşit yaratığın bakışları vardı.

 Yaşattığım dehşeti gözlerinden okuyabiliyordum.

 Şu an dünyadaki her erkek senin kadar korkmuş olmayı isterdi.

 – Bir mucize yaratmışsın.

 – Bunu söylemek için daha erken.

 Dikkatli ol, tamam mı?

 Şu an hataların yapıldığı zamanlardasın.

 Bir kadınla işlerin tıkırında gittiğini düşündüğün an   zayıf stratejini yitirdiğin andır.

 – Peki nasıl bir strateji uygulamalıyım?

 – Onları şaşırtmaktan asla vazgeçme.

 Tahmin edemeyecekleri şeyler yap.

 Zar at, risk al.

 Bir başkası gibi davranmamı istiyorsun.

 Tam da bu nedenle yapmak zorundasın.

 Onun kurallarına göre oynadığın sürece   her zaman kendisini bir hasta gibi hissettireceksin.

 İhtiyacı olan ona bir kadın gibi davranılması.

 Ne düşünüyorsun?

 Sevdin mi?

 Bilmiyorum.

 Ne düşünüyorsun?

 Üzerinde harikulade durdu, Claire.

 Bir beden küçüğü tam oturacak gibi.

 Evet.

 Ben de öyle düşünüyorum.

 Böyle bir hediye almayalı uzun zaman oldu.

 – Zamanı çoktan gelmemiş miydi?

 – Bilemiyorum.

 Bilirsin, biraz şaşkınım.

 – Afedersin ama  – Ne?

 Pek tabii.

 Afedersin.

 Tahmin edemedim.

 Tüm bunları hak ettim mi doğrusu bilmiyorum.

 Bırak buna ben karar vereyim.

 Stockholm’deki müzayede tarihini ayarlamazsak   kendilerini öldürecekler.

 Çok uzak.

 Bırak öldürsünler.

 Ermitaj müzesi müdürüyle yapacağımız toplantı ile   San Francisco ve Madrid müzayedeleri için takvim belirlemeliyiz.

 Tırnak içinde "aşırı uzak".

 – Onları bu şekilde ortada bırakamayız.

 – Dünyada sürüyle mezatçı var.

 Başkasını bulacaklar ve maliyeti daha az olacaktır.

 Nasıl isterseniz, Bay Oldman.

 Lambert, evli misin?

 Evet.

 Neredeyse 30 yıldır.

 Bir kadınla yaşamak neye benziyor?

 Bir müzayedeye katılmak gibi.

 En yüksek teklif sizinki mi olacak asla bilemiyorsunuz.

 – Bu olsun.

 – Harika bir seçim, efendim.

 Ne düşünüyorsun?

 Becerebilmiş miyim?

 – Gayet güzel.

 İyi iş çıkarmışsın.

 – Yalancı.

 – Claire.

 – Bunu yıllardır yapmamıştım.

 Nasıl yapılacağını unutmuşum.

 Hilkat garibesi gibi görünüyorum.

 Güven bana.

 Biraz pratikle harika görüneceksin.

 Beni müzayedelerinden birine   ya da seçkinlerin olduğu galalara   ya da dünyadaki en zarif restoranlara götüreceksin.

 Bu hediyelerin sebebi bu, değil mi Virgil?

 Beni yavaş yavaş iyileştirmek ve sonra dışarı çıkarmak.

 Haksız mıyım?

 Hayır!

 Claire.

 Böyle davranma.

 Konuşalım.

 Belki de yaptığımız hamle yanlıştı.

 Aceleci davrandım.

 Kendini suçlama.

 Her zaman her şeye kusur bulan o.

 Robert.

 Teyzem yine kayboldu.

 – Şaka yapıyorsun.

 – Afedersiniz.

 – Onu Central Park’ta bulduk.

 – Çok üzüldüm, Terry.

 Bu şeyi sıfırlamaya çalışmanın bir yararı olmadı.

 Yeni bir tane yapmak çok daha kolay oldu.

 Bu seferkinin kapsama alanı çok daha geniş.

 Çıkıp gitse de onunla irtibatını kaybetmezsin.

 Sadece bilgisayarını yeniden programla, tamam mı?

 Hallederim.

 Sen bir meleksin.

 – Teşekkürler canım.

 – Gönlünü ferah tut.

 – Yarın gece görüşürüz.

 – Tamam.

 Onu heyecanlandıracak ama aynı zamanda güven verecek bir fikre ihtiyacın var.

 Hangi fikri beğenirsen beğen onu yine de hileli bir çeşit terapi olarak görecektir.

 – Onu akşam yemeğine davet etmelisin.

 – Tabi.

 Kopenhag’daki Noma nasıl olur?

 Mum ışığında, romantik bir ortamda   ona annesinden çok daha güzel olduğunu söyle.

 Ne demezsin.

 Yemekten sonra da bizimle kahve içersin.

 Davet edersen neden olmasın?

 Şaka bir yana, onu görmeni, dinlemeni çok isterdim.

 Eminim benden fazlasını anlardın.

 Şaka olduğunu kim söyledi?

 129,403.

 Şampanyanız.

 – Teşekkür ederim.

 – Bunu hesaplayın.

 12,624,831.

333.

 İnanılmaz!

 Göz kamaştırıcısın, Claire.

 Hepsini sen mi hazırladın?

 Dekorasyona elim yatkındır.

 Harika bir iş çıkarmışsın, Virgil.

 Teşekkür ederim.

 Seninle yalnız vakit geçirmeyi ne kadar istedim anlatamam.

 Çılgın kalabalıktan uzak, sakin bir yer.

 Huzura, Claire.

 İroniye, Virgil.

 – En sonunda artık sana söyleyebilirim.

 – Neyi?

 Dansçıdan daha güzel olduğunu.

 Yemek hazır.

 – Lütfen otur.

 – Teşekkür ederim.

 Uyarayım, üst düzey bir garson değilim.

 Garanti veremem.

 – Riski alıyorum.

 – Gözü kara bir davranış.

 – Nasıl yani?

 – Yemek hoşuna gitmezse   gelecek sefere şehrin en iyi restoranına   rezervasyon yaptırmam gerekecek.

 Bu akşamı mahvetmeyelim, Virgil.

 – Benden konuşmayalım.

 – Pekala.

 Hatta bana geçmişini anlatmanı istiyorum.

 Hayatımın çok özgün bir tarafı yok.

 Ailesini kaybetmiş bir çocuk, berbat bir yetimhane.

 Bilindik hikaye.

 İlginç olan tek nokta rahibelerin ceza niyetine   onu enstitüde restorasyon atölyesi olan bir adamla çalışmaya zorlamalarıydı.

 İlginçmiş.

 Bu zanaatkarı izlemeyi sevdiğinden   ufaklık olabildiğince sık ceza almak için   her tür haylazlığı yapmaya başladı.

 Böylece sanat yapıtlarına,  çeşitli boyama tekniklerine, sahte olanı gerçeğinden ayırt etmeye, ve benzerlerine   aşina oldu.

 İnternette bulduğum bir röportajında  "Her sahte eserde daima saklı bir hakikat vardır" demişsin.

 Ne demek istedin?

 Başka birinin çalışmasını taklit ederken   taklitçi kendinden bir iz bırakma arzusuna karşı koyamaz.

 Genellikle sadece küçük önemsiz bir ayrıntıdır.

 Kaçınılmaz olarak kendisini ele veren taklitçinin   kuşkulanılmayan tek fırça darbesi   kendisinin tamamen özgün duyarlılığını açığa çıkarır.

 Böyle konuşmana bayılıyorum.

 Daha ikna edici olamazdın.

 Çapkınlık kanında var.

 – Yani bana A veriyorsun?

 – A+.

 Övgüye değer.

 Üzgünüm, son zamanlarda biraz ihmal edildin.

 Claire hakkında bir şey demedin.

 Sorunlarını bilmesem tamamen normal bir kadın derdim.

 Ve tarif ettiğinden çok daha güzel.

 Gerçekten.

 Sevdim onu.

 Beni kıskandırmaya mı çalışıyorsun?

 Tavsiyemi istersen kız hiç düzelmesin diye dua etmelisin.

 Bay Oldman, 87 ve 88 numaraları ayrı ayrı mı çekelim?

 Hayır, birlikte.

 Her zaman birlikte.

 Bu önemli.

 Nasıl yardımcı olabilirim?

 – Sorun Robert.

 – Neler oluyor?

 Bana anlatmaktan korkma.

 İlişkimiz o kadar iyi gitmiyor.

 Sorun bu.

 Etrafında dönen tüm o kızlar  Sanırım ben sadece   onu kaybetmekten korkuyorum.

 Yapabileceğim bir şey var mı?

 Onunla konuşmamı ister misin?

 Bir süredir Claire adında birini ağzından hiç düşürmüyor.

 Claire?

 Anlamadım.

 Onunlayken herkesin sürekli gardını alması gerek.

 Bu sizin için de geçerli.

 Kendimi aptal gibi hissediyorum.

 Ona tek kelime etmeyeceğinize dair bana söz verin.

 Söz veriyorum.

 Çok bekledin mi?

 Telefon etseydin bekletmezdim.

 – Seninle yüz yüze konuşmak istedim.

 – Bir terslik mi oldu?

 Asistanlarımdan biri bugün yanına gelecek.

 Vaucanson’u olduğu gibi nazikçe teslim et.

 Tamam.

 Nasıl istersen.

 İşten ne kadar alacağını ona söylersin.

 Sana derhal ödeme yapacaktır.

 En azından bir açıklamayı hak etmiyor muyum?

 Sandığım kadar güvenilir bir adam değilsin.

 Onları böyle mükemmel ve tertemiz görmek tuhaf.

 Sanki benim değillermiş gibi.

 Sanırım atladığımız bir şey yok.

 Aslında var.

 Hayatının en güzel yıllarını burada nasıl geçirebildin?

 Bilmiyorum.

 Sadece bana doğru geliyordu.

 "geliyordu" Hala öyle.

 Her zaman öyle olacak.

 Her zaman.

 Buradan çıkmalısın.

 Bunu kendi başına yapmalısın.

 Cesaretim yok.

 Burası nasıl kurtulacağımı bilemediğim bir örümcek ağı.

 Babamın tutkunu olduğu eski bir koleksiyon.

 Ne olduğunu hiç anlamadım.

 Alo?

 Günaydın, direktör.

 Evet, neredeyse bitti.

 Ama son bölümü tekrar yazmak istiyorum.

 Daha iyimser bir son.

 Eğer istediğiniz buysa.

 Evet.

 Görüşmek üzere.

 Teşekkürler.

 Onların tam olarak çıkartamadığım   değerli bir şeyin parçaları olduğunu göz ardı edemem.

 – Sık sık merak ediyorum  – Neyi?

 Tablo ve mobilyalarımla benden fazla ilgilenip ilgilenmediğini.

 Bunu nasıl söylersin?

 Buraya girmene izin vermemeliydim.

 İzin vermemeliydim.

 Tüm kayıp parçaları buldum.

 İşi bitirmeye ne dersin?

 Bu senin problemin.

 Sarah birkaç gün önce beni görmeye geldi.

 İlişkiniz adına üzülüyordu.

 – Buraya tavsiye vermeye mi geldin?

 – Ne haddime.

İş kadınlar olunca uzman sensin.

 Pekala.

 Kaldığımız yerden devam edebiliriz.

 Ama iki şartla.

 Birincisi beni özel hayatına bulaştırmaya hemen son ver.

 İkincisi?

 Bunu geri al.

 Vaucanson konusunda beni heyecanlandıran para değildi.

 Onu geri getirdim.

 Arabada.

 Yeni parçalar da mı?

 Biraz sabretmen gerekecek.

 Onlar özel hayatımla doğrudan bağlantılı.

 Bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum.

 Eğer bugün Claire ve otomaton arasında bir seçime zorlansaydın   hangisini seçerdin?

 – Bu.

 – Mükemmel bir seçim, Bay Oldman.

 Ölçü yanlışsa   hanımefendiye dilediği zaman uğrayabileceğini iletin lütfen.

 Teşekkür ederim, ileteceğim.

 Claire?

 Benim.

 Claire!

 Yemek getirdim.

 Claire!

 Claire, cevap ver!

 Claire!

 Claire!

 Claire!

 Aşağıda mısın?

 Claire!

 Afedersiniz.

 Aranızda yolun karşısındaki konağın   kapısından çıkan bir kadın gören oldu mu?

 Hayır, gördüğümü söyleyemem.

 Konaktan birinin çıktığını gören oldu mu?

 Genç bir kadın.

 Orta boylu, açık saçlı.

 – Biraz soluk.

 – Sanırım onu gördüm.

 Aslında onu çıkarken görmedim.

 Ama kapıdan uzaklaşıyordu.

 – Ne zaman?

 – Bu sabah.

 Kahvaltı yaparken.

 – Başka ne söyleyebilirsin?

 – Bilemiyorum.

 Biraz tuhaf görünüyordu.

 – Tuhaf mı?

 Hangi yöne gitti?

 – Şu tarafa.

 Parka doğru.

 231.

 Geri zekalı!

 – Alo?

 Virgil?

 – Gitti.

 – Kim?

 Neler oluyor?

 – Claire ortadan kayboldu.

 – Dalga mı geçiyorsun?

 – Her yere baktım.

 Bu sabah çıkarken görmüşler.

 – Gelmemi ister misin?

 – Lütfen.

 Daha önce olmuş muydu?

 Size söyledim.

 Pencerelerde bile hiç görünmezdi.

 Hep panjurların ardındaydı.

 Gidebileceği hiç arkadaşı yok mu?

 Her zaman bilgisayarın karşısında farklı isimler altında birileriyle konuşurdu.

 – Dışarı çıktıysa fazla uzağa gidemez.

 – Öyle umut edelim.

 Parkı üç kez dolaştım.

 – Alo?

 – Bay Oldman.

 – Dinle Lambert, Bayan Ibbetson aradı mı?

 – Hayır.

 – Ararsa beni haberdar et.

 – Ederim.

 Bay Oldman, unuttuğunuzu düşünmek istemem.

 Neyi unuttuğumu?

 – İşte geldi.

 Başlıyoruz.

 – Bir numara.

 Geç Barok, 18 yy.

 ortası, Venedik aynası.

 Ahşaptan altın yaprak işlemeli,  oyma çiçek motifleri bezeli.

 Üst çerçeve  Ahşaptan altın yaprak işlemeli,  oyma çiçek motifleri bezeli.

 Üst çerçeveye bol bol burgular kazınmış.

 130,000 avroyla açalım mı?

 140,000 avro.

 Solumdaki beyefendiden.

 150,000 avro.

 Arkadaki hanımefendiden.

 160,000 avro.

 170,000 avro.

 Telefondan 180,000 avro.

 Solumdaki beyefendiden.

 200,000 avro.

 220,000 avro.

 250,000 avro.

 Hala bir şey yok, Bay Oldman.

 Aramayı sürdürüyorum.

 – Robert daha uzak yerlere bakıyor.

 – Tamam.

 – Sonra yine ararım.

 – Tamam.

 – Çıldırmış.

 – 280,000.

 310,000 avro.

 Yok mu arttıran?

 Sattım!

 Virgil, hastaneleri dolaşıyorum ama bir şey yok.

 Aramaya devam et.

 – Onu bulacağız.

 Seni ararım.

 – Teşekkürler.

 2 numaralı parça.

 17 yy bir Fassadenschranke gardırobu.

 Ceviz, akçaağaç, meşe ve dişbudaktan yapılma.

 Oyma kasanın üstüne ince bir şerit işlenmiş.

 İki kapağa meyve oymalarıyla çevrili   mimari motifler kazınmış.

 Kapakları kenarlardan üç sarmal konik sütun destekliyor.

 Alt gövde iki çekmeceli.

 Ve  Polisi aramaktan başka çare kalmıyor.

 Tüm gazetelere çıkar.

 Beni içine sürüklerler.

 Biraz daha bekleyelim.

 Ne olmasını umuyorsun?

 Döneceğini ya da çıkıp geleceğini.

 Yahut yerinin tespit edileceğini.

 Onun gibi sorunları olan biri öylece kayıplara karışamaz.

 Belli olmaz.

 Ne kadar derine kök salarsa salsın   bazen bir fobi kendiliğinden kaybolabilir.

 Öyleyse niye kaçsın?

 Belki ikinizin arasında   ona böyle bir karar aldıran bir şey geçti.

 Gayet iyi biliyorsun.

 Bu imkansız.

 Aramızda olanları şu koca dünyada bilen   bir tek sensin.

 Bir dakika izin ver.

 – Alo?

 – Üzgünüm, Bay Oldman.

 Var olan tüm yayıncıları aradım.

 Ama hiç biri onu tanımıyor.

 Hepsi de genellikle takma ad kullanan   yazarları tanımadıklarını söyledi.

 Böyle darmadağın olacağın   kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi.

 – Sana nasıl yardım edebilirim bilmiyorum.

 – Tek yapman gereken dinlemek.

 Hanımefendinin hastalığını düşününce öylece kaçıp gitmesi   tamamen gerçekdışı görünüyor.

 Bence, ne bileyim, kaçırıldı ya da benzer bir şey oldu.

 Mantıklı değil.

 Düşmanı olduğunu sanmıyorum.

 Ona fena abayı yakmış biri   onu zorla kaçırmış olabilir.

 – Ama kim?

 – Robert’tan şüpheleniyorum.

 Genç adam mı?

 Anlattığına bakılırsa öyle birine benzemiyor.

 Kitapların bakış açısıyla gereken özellikleri taşıyor.

 Genç şövalye sevmekten aciz   yaşlı adamın elinden genç kızı kurtarır.

 Edebiyat, tabii ya.

 Abartma, Virgil.

 Ortadan kaybolmasının kendine göre sebepleri olabilir.

 Hangi sebepler hayal bile edemiyorum.

 Son zamanlarda kaçışıyla bağdaşmayan   duygu ve hisleri deneyimliyordu.

 Yerinde olsam o kadar emin olmazdım.

 İnsanın duyguları sanat eserlerine benzer.

 Sahteleri yapılabilir.

 Tıpkı gerçek gibi görünebilirler ama sahtedirler.

 – Sahte mi?

 – Her şeyin sahtesi yapılabilir, Virgil.

 Sevincin, acının, nefretin.

 Hastalığın, iyileşmenin.

 Aşkın bile.

 – Alo?

 – Dinle, Virgil.

 Aklımıza gelmeyen bir şey var.

 Konakta başka gizli oda olmadığına emin misin?

 Bayan lbbetson’ın odasındaki gibi başka   bir kapı olduğunu hatırlamıyorum.

 Claire!

 Bakmadığımız tek yer tavan arası.

 İsterseniz bakabiliriz.

 Bayan Claire’in yazar olduğunu biliyor muydun?

 Ailesi bahsederdi.

 Kitapları için takma ad kullanmış.

 Hiç bilmiyordum.

 Aslına bakarsanız kitapları hiç görmedim.

 Onları asla evde istemezdi.

 Claire!

 Sadece vakit kaybediyoruz.

 Başka gizli oda yok.

  Geri döndün.

 – Bence  – Sessiz ol!

  Geri   Geri döndün.

  Geri   Geri döndün.

  Geri  Claire?

 Claire, orada olduğunu hissediyorum.

 Cevap ver bana.

  Geri döndün.

 – Geri döndün.

 – Elbette döndüm.

 Dönmeyeceğimden mi korktun?

 Beni terk ettiğini düşündüm.

 – Geçen seferki gibi.

 – Geçen sefer mi?

 Prag’dan döndüğümüzde.

 Claire.

 Seni asla terk etmem.

 Prag’da mutluydum.

 Çok tuhaf bir restoranda   ilk ve tek erkek arkadaşımla oturuyordum.

 Benden büyüktü.

 Bir öğleden sonra gezip tozmuş ve   şehir merkezinde yürüyorduk.

 Arabanın teki bize çarptı.

 Kendime geldiğimde o artık yoktu.

 Eve döndüm ve bir daha dışarı çıkmadım.

 Bir kadınla hiç yatmamıştım.

 Doğrusu gözlerimi kapatmadım.

 Tüm geceyi sadece ona bakarak geçirdim.

 – Olağanüstüydü.

 – Yetişkinler kulübüne hoş geldin.

 Onu kendine aşık etmeyi başardın.

 İyi bir öğretmenim vardı.

 Cücenin saklandığı yeri çözdüm.

 Bak, burada muhtemelen çukur bir kaide vardı.

 Orada çömeliyor   ve sesi gövdenin içinde yankılanıyordu.

 Adından söz ettirmiş olmalı.

 Aşkın sahte olabilmesi mümkün mü sence?

 Sahte eserler hakkında söylediklerine uygun olarak   tamamen sahte olamayacağını söyleyebilirim.

 Ya biri aşk bir sanat eseridir deseydi.

 Öyle olsaydı şaşırtıcı olmaz mıydı?

 Bir müzayedede satılabilirdi.

 En yüksek teklifi veren tarihteki en büyük aşk hikayesini tekrar yaşayabilirdi.

 Umarım senin Sarah’la olan aşk hikayeni mahvetmemişimdir.

 Sorun değil.

 Yeni bir supap, iki menteşe, bir fünyeyle  Tıpkı ilk günkü yeni olur.

 Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?

 Onu dışarı çıkmaya ikna etmek istiyorum.

 Yerinde olsam fazla zorlamazdım.

 O çok kırılgan.

 Göreceksin.

 Hiç beklemediğin bir anda taşlar yerine oturacak.

 Yapmayın!

 Alo?

 Virgil?

 Virgil, sen misin?

 Virgil!

 Virgil!

 Virgil?

 Yardım edin!

 – Yukarda tutun!

 – Tutuyorum!

 Neden evini hiç sevmiyorsun?

 Onu asla gerçek bir ev gibi görmedim.

 Daha çok bir otele benzetiyorum.

 Bir gece eve gelirsin, yapabilirsen uyursun.

 Ertesi sabah başka yere çıkıp gidersin.

 Hadi içeri geçelim.

 Bir çok insan ağırlamayı planlamışa benziyorsun.

 Evet ama bu hiç gerçekleşmedi.

 Açılış resepsiyonu hariç.

 Özel otelimin çevresinden   uzak tuttuğum insanlara hiç güvenmiyordum.

 Bir aptalmışım.

 Şu an bile, hizmetçi ve yardımcıları   dolaşırken gördüğümde hala keyfim kaçar.

 Yemekten sonra onları evlerine gönderdim.

 Çok benzediğimizi söylerken yanılmamışım.

 Evet, haklısın.

 Gözümü açtığın için teşekkür ederim.

 – Beni nereye götürüyorsun?

 – Birazdan öğreneceksin.

 Gözlerini kapat.

 Ne zaman açacağını söyleyeceğim.

 Korkma.

 Sana rehberlik edeceğim.

 Gözlerini kapatman gereken oyunları hiç sevmedim.

 – Adımına dikkat et.

 – Yavaş, lütfen.

 Neredeyse geldik.

 Şimdi dur.

 Gözlerini aç.

 İnanmıyorum.

 Muazzam.

 Hayatım boyunca topladım.

 Demek ben ilk değilim.

 Başka kadınların da var.

 Evet.

 Onların hepsini sevdim onlar da beni sevdi.

 Bana seni beklemeyi öğrettiler.

 Ve şimdi de buradasın.

 Gelip bizimle yaşamanı   ve bu güzel oteli evin yapmayı çok isteriz.

 Virgil.

 Eğer bize bir şey olursa   seni gerçekten sevdiğimi bilmeni istiyorum.

 Ben de seni seviyorum.

 Ibbetson Konağı’nın tablo ve mobilya satış kataloğu   hazır.

 – Tebrikler.

 Çok hoş bir kapak.

 – Nihayet!

 Bu eşyaları kimin alacağını merak ediyorum.

 Afedersin.

 Ne düşündüğün konusundaki merakımı gizleyemiyorum.

 Hoşuna gitmedi mi?

 Hayır, sadece  Seninle yaşamaya karar verdiğimden beri  Düşünüyordum da  artık satmak istemiyorum.

 Her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorum.

 Anlıyorum.

 Emin misin?

 İnan bana, yerinde olsam ben de aynı şeyi yapardım.

 Yarın her şey ait olduğu yere dönecek.

 Güzel, Virgil!

 İşte bu.

 Kariyerimin en tahripli ve en talihli kataloğuna.

 Güzel söyledin.

 – Haydi.

 – Şerefe.

 Artık ailem olduğunuzdan   size çok önemli bir duyurum var.

 Gelecek hafta Londra’da bir müzayedem olacak.

 Kariyerimin en güzel ve en son müzayedesi olacak.

 Son zamanlarda bir bayanla birlikte görülmüş.

 – Kim?

 Virgil mi?

 – Evet.

 Demek ki en berbat cinsel sapkınlığın bakirlik olduğu kafasına dank etti.

 Kürsüye son kez çıkmak nasıl bir şey?

 Kendimi hiç bu kadar iyi hissetmemiştim.

 Büyük bir beklenti seziliyor.

 Tüm meslektaşlarım jübilemi görmeye geldi.

 Ne hoş.

 Bu çekim gücünün sebebi bana bir daha katlanmak zorunda olmamalarından.

 Her şeye rağmen mutluyum Claire.

 Keşke burada olsaydın.

 Ben de isterdim.

 Ama henüz seyahat etmeye hazır değilim.

 Dün arabada başım döndü.

 Kendini salıverme.

 Dünyayı dolaşmak için çok vaktimiz olacak.

 – Hazırız, Bay Oldman.

 – Geliyorum.

 Genç arkadaşlarımızdan haber alıyor musun?

 Sürekli.

 Beni hiç yalnız bırakmıyorlar.

 Güzel.

 Onlara sevgilerimi ilet.

 – Seni bekliyorlar.

 – Evet.

 – Eve dönmek için sabırsızlanıyorum.

 – İyi şanslar, sevgilim.

 12,100,000 paund.

 Yok mu arttıran?

 12,300,000 paund.

 Yok mu arttıran?

 Telefondan 12,500,000.

 Yok mu arttıran?

 12,500,000’e satıyorum.

 12,500,000’e sattım.

 Bayanlar ve baylar, teşekkür ederim.

 – Seni gördüğüme sevindim.

 – Teşekkür ederim.

 Hiç fena bir fiyat değil.

 Herkesin içinde sana merhaba diyebilir miyim?

 Billy.

 Harikaydın dostum.

 Senin adına sevindim.

 Seni özleyeceğim.

 Hiç görüşmeyecekmişiz gibi söyledin.

 Elbette görüşeceğiz.

 Ama yaşadığımız serüvenleri düşününce seni arayacağım.

 – Üstesinden gelirsin.

 – Virgil?

 Desteğinle ne kadar büyük bir sanatçı olabileceğimi   hatırlatmak için sana tablolarımdan birini gönderdim.

 Yakmayacağıma söz veriyorum.

 Claire.

 Claire, ben geldim!

 Nerdesin?

 – Bayan Claire’ı gördün mü?

 – Hayır, efendim.

 Claire?

 Neredesin?

 Claire?

 Bay Oldman, çıkmış olmalı.

 Dün de çıkmıştı.

 Sarah ve Robert onu almak için geldi, sonra öğle yemeği için döndü.

 Pekala.

  "Her sahte eserde   daima saklı bir hakikat vardır"  Tamamen katılıyorum.

 Bu yüzden sizi özleyeceğim, Bay Oldman.

  "Her sahte eserde   daima saklı bir hakikat vardır"  Tamamen katılıyorum.

  Bu yüzden sizi özleyeceğim, Bay Oldman.

  "Her sahte eserde   daima saklı bir hakikat vardır"  Tamamen katılıyorum.

  Bu yüzden sizi özleyeceğim, Bay Oldman.

  "Her sahte eserde   daima saklı bir hakikat vardır"  Tamamen katılıyorum.

 Bu yüzden sizi özleyeceğim, Bay Oldman.

  "Her sahte eserde   daima saklı bir hakikat vardır"  Tamamen katılıyorum.

  Bu yüzden sizi özleyeceğim, Bay Oldman.

  "Her sahte eserde daima saklı bir hakikat vardır" Günaydın, Bay Oldman.

 Bugün ziyaretçilerimiz var.

 Harika değil mi?

 Bakın kim gelmiş!

 Nasılsınız, Bay Oldman?

 Postalarınızı ve   biraz gazete ile bir kaç dergi getirdim.

 Bir kaç gün önce karşı konağa bazı mobilyalar getirdiler.

 Fark ettiniz mi?

 Sanırım ama buradan iyi göremedim.

 Ona sorun.

 Claire?

 Bu beyefendinin söyleyeceklerini dinle.

 Buyurun.

 Bir gün sonra   diğer işçiler gelip yine her şeyi götürdüler.

 Bir gün sonra mı?

 18 ayda üç teslimat üç nakliyat yapıldı.

 Bir süre önce buraya gelmiştim.

 – Beni hatırlıyor musunuz?

 – Dokuz.

 – Ne demek istiyorsunuz?

 – Buraya dokuz kez geldiniz.

 Bugün 10 etti.

 Konakta yaşayan bir kadın gördünüz mü merak ediyorum.

 Orta boylu, saçları açık renk, biraz solgun.

 – Evet.

 – 231 kez gördüm.

 Emin misiniz?

 Sonra altı kez daha.

 Bir buçuk yılda onu 237 kez dışarı çıkarken gördüm.

 Ne demiştim?

 O bir fenomen.

 Hatırlamadığı şey yok.

 Mümkün değil.

 Konağa 63 kez geldiniz.

 36 kez gündüz, 27 kez gece.

 Kaza geçirdiğiniz gece hariç.

 – Bir, dört, dört.

 – Bir, dört, dört mü?

 Ambulansın telefonu.

 Konak şu an boş.

 İlgilenirseniz iyi bir anlaşma yapabiliriz.

 – Sahibi kim?

 – Ben.

 Ama onunla ne yapacağımı bilmiyorum.

 Çoğu kez sinemacılara kiraladım.

 Sinemacılar mı?

 İki yıldır beni evime çıkaran asansörü yapan   mühendis kullanıyordu.

 Gerçekten tatlı bir çocuk.

 Her şeyi yapabilir.

 Tamir edemeyeceği şey yok.

 Ve beni her zaman öpüyor.

 Bana çiçek getiriyor.

  Virgil’e şükran ve sevgilerimle, Billy.

  Paris Ekspresi 7’nci perona yanaşmıştır.

  Dikkat dikkat.

  Berlin-Prag treni sis yüzünden   40 dakika gecikecektir.

 İçeri buyurun.

 Tam da arzu ettiğiniz gibi dekore ettik.

 Bavullarınız yarın teslim edilir.

 Sonra da sözleşmenizin bir örneğini getiririm.

 Eğer bir şeye ihtiyacınız olursa lütfen aramaktan çekinmeyin.

 Virgil.

 Eğer bize bir şey olursa seni gerçekten sevdiğimi bilmeni isterim.

  GECE VE GÜNDÜZ Yalnız mısınız, efendim?

 Hayır.

 Birini bekliyorum.