Yönetmen Francis Lawrence

140 min

Gerilim, Gizem

Vizyon tarihi 1 Mart 2018 (2s 21dk)

Oyuncular: Jennifer Lawrence, Joel Edgerton, Matthias Schoenaerts

Özet

Dominika Egorova (Jennifer Lawrence), Rus güvenlik servisinde eğitimli bir “baştan çıkarıcı” olan “sparrow (serçe)” olma isteği üzerine eğitilir. Dominika vücudunu bir silah olarak kullanmayı öğrenir ancak kişiliksizleştirme eğitimi süreci boyunca benlik hissini korumak için mücadele eder. Haksız bir sistemde kendi gücünü bulması, programın en güçlü varlıklarından biri olarak yükselmesine sebep olur. İlk hedefi ajansın Rus istihbarat alanına en hassas nüfuzunu sağlayan CIA yetkilisi Nate Nash’dir. (Joel Edgerton) İki genç görevli kariyerlerini, bağlılıklarını ve her iki ülkenin güvenliğini tehdit eden bir aldatmacaya düşerler.

Film Alt yazı

Bu, dijital telefon hattınız için otomatik bir testtir.

  Rahatsızlık için özür dileriz.

  Charlie.

 Victor.

 Whiskey.

  Zero.

 Edward.

 X.

 Lincoln.

  Ida.

 Alfa.

 Frank.

 Alfa.

 – Uyanmışsın anne.

 – Günaydın meleğim.

 – İyi uyuyabildin mi?

 – Pek sayılmaz.

 – Üzüldüm.

 – Hazır mısın?

 – Nasıl hissediyorsun?

 – Biraz geceden kalma.

 Yavaş ol.

 Ben biraz çay koyayım.

 Elimi sık.

 Güzel.

 – Merhaba.

 – Geç kaldın.

 – Acelen mi var?

 – Her zaman.

 Meşgul biriyim.

 İyi şanslar canım.

 – Saat 10:00’da dönmüş olurum.

 – Tamam.

 – Merhaba Leni.

 – Merhaba canım.

 Bu gece Rusya’yı gururlandıracaksın.

 Sizi yeğenim Dominika Egorova ile tanıştırayım.

 Dmitri Ustinov, sanatın kıymetli bir dostu.

 Sizin için yapabileceğim bir şey olursa   sormaktan çekinmeyin.

 – Fotoğraf çekinebilir miyiz?

 – Evet.

 Amerikalıyım! Amerikalıyım! Ateş etmeyin! Amerikalıyım! – Amerikalıyım!

– Yere yat! – Bir şey öğrendiniz mi?

 – Bildiğimiz kadarıyla kaçmayı başarmış.

 Şu anda dairene giriyorlardır.

 Önemli bir şey var mı?

 – Hayır.

 Tabii ki de yok.

 – Sabah uçakla DC’ye gidiyorsun.

 Zor olacak ama seni dışarı çıkartacağız.

 Kimse öldürülmedi ama Washington yine de soruları var.

 Sormam gerek bu yüzden.

 Aklından ne geçiyordu?

 Adamımı koruyordum.

 – Nasıl sonuçlandı peki?

 – Kaçmayı başardı ama, değil mi?

 Benden duysan iyi olur sanırım.

 Parktaki adamlar  

Çeçen torbacıları veya ağaçların arasında   sakso çektirenleri arayan ahlak polisleriymiş.

 Marble için gelmemişler.

 Tesadüfen oradalarmış.

 En kötü ihtimalle ifadenizi alıp bırakırlardı.

 Ama şu anda onu aradıklarına emin olabilirsin.

 Sizi bekliyorlar Sayın Başkan Yardımcısı.

 Teşekkür ederim.

 Yeğenine olanlara üzüldüm.

 – Umarım iyileşmektedir.

 – Şu anda ameliyatta.

 Ama bacağı için iyi şeyler söylemiyorlar.

 Bunu duyduğuma üzüldüm.

 İçki?

 Duruma göre değişir.

 Neyi kutluyoruz?

 İhtiyacın olacak bence.

 Dün gece Gorky Parkı’nda bir hadise yaşandı.

 Gizli narkotik polisleri, uyuşturucu ticareti sandıkları   bir olaya şahit oldular.

 Bu adamı sorgulamak için harekete geçtiklerinde   diğeri silahını ateşledi.

 Dikkat dağıtmak için yaptığı çok açık.

 İsminin Nate Nash olduğunu öğrendik.

 Resmi olarak ticaret müşaviri ama gerçekte CIA.

 Bu sabah diplomatik pasaportla ülkeden çıkış yaptı.

 Ancak, buluştuğu adam   paniklemiyor, kaçmıyor.

 Öylece yürüyüp gidiyor.

 Sorum şu: Kim o?

ÜÇ AY SONRA

Amcan Vanya, evin yatalağını ziyarete gelmiş.

 İyi görünüyorsun.

 Doktorlar, aylarca yürüyemeceğini söylemişti.

 – Doktorlar her şeyi bilmez.

 – Evet, bilmezler.

 Ben çay koyayım.

 Yardım edeyim.

 Kardeşimin burada olup o sakar aptalın sana yaptıklarını görmediğine seviniyorum.

 – Bu acı onu yıkardı.

 – Kazara oldu.

 Sigara mı içiyorsun?

 – Kokusu üstüne sinmiş.

 – Neden içmeyeyim?

 Kurumda  Kurumda yerine birini çoktan bulduklarını duydum.

 Sonya isimli bir kızmış.

 Anlaşılan iyiymiş de.

 Senin kadar iyi değil ama zamanla öğrenebilir.

 Eleştirileri okudun mu?

 – Senin gibi hırslı.

 – Moral vermeye mi geldin amca?

 Hayır, yardım etmeye geldim.

 Bu daire Bolşoy’a aitti, değil mi?

 Artık kurumun bir parçası olmadığına göre daha ne kadar kalmanıza izin verecekler?

 Üç ay?

 Altı ay?

 Cömertlerse tabii.

 Peki ya annenin sigortası?

 – Onu da karşılıyor, değil mi?

 – Evet.

 – Haberi var mı?

 – Aptal değil.

 – Tabii ki değil.

 Kardeşim öldüğünden beri pek yanınızda olmadığımı biliyorum.

 Ama buradayım artık.

 Sana yardımcı olmak istiyorum.

 Hazır olduğunda gelip gör beni lütfen.

 Sana bir şey getirdim.

 Dominika   kaza diye bir şey yoktur.

 Kaderimizi kendimiz çizeriz.

  Sonya?

  Merhaba.

  – Nasılsın?

 – Ne oldu?

  Korkuyorum.

  Hastaneye onu görmeye gittim.

  Bana bakış şekline göre biliyor.

  Bilmiyor.

  Yaptıklarımız büyük bir suç.

  Her zaman onu seçiyorlar.

  Kimsenin eline hiç fırsat geçmiyor.

  Adil mi bu?

 Asıl suç bu, değil mi?

 Güzel.

 Bu gecelik bu kadar yeter bence.

 Biraz dinlenin.

 Üç dakika sonra.

 Bolşoy Tiyatrosu’ndan bir kaza yaşandı.

 Kadın soyunma odası.

 Lütfen acele edin.

 Leni?

 Anne?

 Anne?

 Ne oldu?

 Kimse yoktu evde.

 Leni nerede?

 Bolşoy’dakiler artık onun parasını ödemeyeceklerini söyledi.

 Bize bakacağım ben.

 Artık bize ben bakacağım.

 Ofisime gelebilirdin.

 Dışarısı soğuk.

 Daha değil.

 Çenesini kırmışsın.

 – Her zaman sinirli biri oldun.

 – Bize yardımcı olabileceğini söyledin.

 – Sen bana yardım edersen eğer.

 – Ne yapmamı istiyorsun?

 Devlet Güvenlik birimi, Dmitri Ustinov’u daha fazla tanımak istiyor.

 Onunla Bolşoy’da tanışmıştın.

 Hatırladın mı?

 Senden hoşlanıyor.

 Yardım edebileceği kanadı kırılmış bir kuş.

 Egosunun karşı koyamayacağı bir şey.

 Birkaç hafta sonra, bacağın daha da iyileştiğinde   onu daha çok tanımanı istiyorum.

 – Ona yakınlaşmanı, güvenini kazanmanı.

 – Güvenini nasıl kazancağım peki?

 Kendini satmayı her zaman iyi becerdin.

 – Başka birini bul.

 – Hiç devlet düşkünlerevini gördün mü?

 Koridorlarda sıçanlar gezer, hastalar kendi pisliğinde yüzer.

 Bunu yaparsan, Dominika   annenin doktorlarının kalmasını sağlarım.

 Dairenizde kalmanızı da sağlayabilirim.

 Devlet’e faydalı olduğunu göstereyim yeter.

 Tek istediğim bir gece.

 Annen için yap Dominika.

  Her Cuma, saat 9’da Andarja Oteli’nde yemek yer.

  Seni otele götürmek için evine bir araba gelecek.

  Yanında hiçbir şey götürme.

  Oda ve giymen için bir elbise ayarlayacağız biz.

  Şık bir görünüme bürün.

  Saçını o gece Bolşoy’daki gibi yap.

  Bırak o seni görsün.

 Barda otur sadece.

  Hep, restoranı tepeden gören masaya oturur.

  Sürekli oraya giden kadınlardan farklı duracaksın.

  İlk teması onun kuracağına eminim.

  Ne derse yap.

 Gardını düşürdüğünde ise    telefonunu bu kopya ile değiştirmeni istiyorum.

  Güvende olmanı sağlayacağım.

 – Bir bardak şampanya lütfen.

 – Başüstüne.

 Dominika Egorova.

 Ne büyük bir zevk.

 Size katılabilir miyim?

 Aslında bir arkadaşımı bekliyorum.

 – O zaman beklerken size eşlik edeyim.

 – Buyurun.

 Başınıza gelenlere çok üzüldüm.

 – Kötü şans işte.

 – Buna inanmıyorsunuz bence.

 Babam, 43 yaşına kadar içki içip öldü.

 Geriye bize hiçbir şey bırakmadı.

 Ben ise şimdi bu yeri ve içindeki herkesi satın alabilirim.

 Bu şans mı?

 Benim gibi doğan herkes böyle bir şeyi başarabilir miydi?

 Şans diye bir şey yoktur.

 Tıpkı burada oluşunuz gibi.

 Arkadaş falan da yok, değil mi?

 Buraya gelişinizin asıl sebebini söyleyin.

 – Seni görmeye geldim.

 – Benden ne istiyorsunuz peki?

 Tek istediğim bir dansçı olmaktı.

 Küçüklüğümden beri.

 Her gün okuldan sonra provaya giderdim.

 Pencereden bakar, insanların hayatlarını geçirişini izlerdim.

 Yarı uykulu işe giderlerdi.

 Kendime derdim ki  “Ben onlar gibi değilim.”

 “Asla öyle olmayacağım.”

 “Çünkü ben özelim.”

 Tekrar özel olmak istiyorum.

 Güzel odaymış.

 Parasını ödeyebilmene şaşırdım.

 Bir saniye izin verir misiniz?

 Tabii ki de.

 Yalnız kalabilir miyiz?

 Elbiseni çıkar.

 Elbiseni çıkar.

 Buraya gel.

 Bakabilir miyim?

 Vazodaki çatlak.

 Gerçek değer en küçük kusurlarla belli olur.

 Diğerlerinden ayıran   koleksiyona girmeye layık eden detaylarla.

 Yavaşla.

 Yavaşla.

 Hayır! Yavaş ol! Yavaş ol! Sen! Nasıl oldu?

 Ustinov güvenliğini uzaklaştırdı.

 Bir fırsat oluştu, değerlendirdim.

 – Neden uzaklaştırdı?

 – Kız yapmasını istedi.

 İşimize yarayabilir.

 Kız bir tanık.

 Kurtul ondan.

 Çenesini kapatıcağına inanıyorum.

 Yerinde olsaydım bundan iyice emin olurdum.

 Kim o?

 Yeğenim.

 Dansçı olan mı?

 Evet.

 Yazık.

 Onu o odaya soktuğumda neler olacağını biliyordun, değil mi?

 Olacakları söyleseydim asla gitmezdin.

 – Karar verme hakkım olurdu.

 – Ne iş yaptığımı biliyorsun.

 Bana sen geldin, bu senin kararındı.

 Sen amcamsın.

 Sana zarar vermesine asla izin vermezdim.

 İçime girmişti be.

 Ölmek istemiyorum.

 Ölmen gerekmiyor.

 İstersen, senin için başka bir hayat var.

 Potansiyel var içinde.

 Büyük bir potansiyel.

 Onu yalnız bırakarak iyi iş çıkardın.

 Barda söylediklerin çok yerindeydi.

 Çünkü ona, tam da duymayı istediklerini söyledin.

 Sana bilmen gereken her şeyi öğretebilecek bir program var.

 Eğitimi çok zor.

 Sadece birkaç kişi başarır.

 Hayatta kalmayı biliyorsun.

 Seni bu yüzden seçiyorum.

 Yanılırsam eğer   benim işimi sevmezsen, onaylamazsan   bu durumda   geleceğin, benim kontrolümden çıkar.

 Üzgünüm.

  Günaydın anne.

 Ne oldu?

 Bir süreliğine gitmem gerek.

 Leni kalmaya gelecek.

  Amcanın ayarladığı bir iş için.

 – Artık bize bakabileceğim.

 – Yapmak zorunda değilsin.

 – Bunun için çok geç.

 – Olamaz.

 Ne yaptın?

  Üzgünüm.

 Seni onun hakkında uyarmıştım.

 Sana çocukken bakışını görmeliydin.

 Anne.

  Onu uzak tutmaya çalıştım.

  Seni korumaya çalıştım.

 Bir şeylerini sakla.

 Her şeyini verme ona.

 – Bu sayede kurtulursun.

 – Tamam, anne.

 Devlet Okulu Dört’e hoş geldin.

 Bana Müdire diyeceksin.

 İçeri girince, eğitim boyunca kullanacağın ismi öğreneceksin.

 Ne olursa olsun, gerçek adını ya da başka kişisel bilgilerini   bir öğrenciye veya personele söylemeyeceksin.

 – Anlaşıldı mı?

 – Evet.

 Güzel.

 Sana odanı göstereyim.

 Her zamanki adaylarımız gibi değilsin.

 Çoğu birtakım eğitimlerle askeriyeden gelir.

 Arayı kapatman için çok çalışman gerekecek.

 Benden ne istenilirse yapacağım.

 Yapacağına eminim.

 Ama senin gibi biri buraya kendi isteğiyle gelmez.

 RİS’de amcası olan bir baş balerin.

 Suçun nedir?

 Bence bir önemi yok.

 Devlet’e bir yararın dokunmazsa kafana sıkacak kişi benim.

  Soğuk savaş sona ermedi.

 Binlerce tehlikeli parçaya bölündü.

 Batı, zayıflaşmaya başladı.

 Alışveriş ve sosyal medya ile sarhoş oldu.

 Irklar arası nefretle parçalara ayrıldı.

 Bunun sonucu olarak dünya kaosa sürüklendi.

 Sadece Rusya   zafer için gereken fedakârlığı göze alıyor.

 Barış olması için, bir kez daha ülkelerin lideri olmamız gerekiyor.

 Bugünden itibaren sizler Serçe olacaksınız.

 Güç için verilen küresel mücadelede silah olacaksınız.

 Güzelliğinizde dolayı seçildiniz.

 Kuvvetinizden dolayı.

 Bazen durumlar için de kırılganlığınızdan dolayı.

 Katya, Viktor, buraya gelin lütfen.

 Bugün, psikolojik kontrolü işleyeceğiz.

 Bir hedefin zayıf noktasını belirlemeyi   baştan çıkarmayla o zayıf noktası kullanmayı   ve bilgiyi elde etmeyi öğreneceksiniz.

 Kıyafetlerinizi çıkarın.

 Vücudunuz devlete ait.

 Doğumunuzdan bu yana Devlet besledi.

 Şimdiyse Devlet, karşılığını istiyor.

 Üstün bir amaç için fedakârlık etmeyi öğrenmek zorundasın.

 Kendi kendini, bütün sınırların ötesine zorlamayı.

 Büyürken öğretilen, hassas ahlak anlayışını da unutmayı.

 Yoksa gurur mu deseydim?

 Tecrübelerime göre, gurur, ilk başta unutulandır.

 Viktor, kıyafetlerini giy.

 Seni bekliyorlar.

 Bu kurulun aldığı kararlara göre   deniz aşırı görevlerden sonsuza dek uzaklaştırıldın.

 – Ülke içinde kalacaksın, Nate.

 – Marble ile kim ilgilenecek?

 – Bu artık senin sorunun değil.

 – Simon   üç yıldır bu adamla çalışıyorum.

 Tanımadığı veya güvenmediği hiç kimseyle   çalışmayacaktır.

  Dediğim gibi, bu artık senin sorunun değil.

 Metka.

 Her hedef için kullanılabilir görünmez kimyasal bir bileşik.

 İlk temastan sonra ele bulaşarak   hedef altı haftaya kadar takip edilebilir olur.

 Her insanın, kayıp bir puzzle parçası vardır.

 Kaybolan parçanın ne olduğunu bulmayı öğrenmeniz gerek.

 O parça olun   size her şeylerini versinler.

 Bu adam, NATO askeri planlarına erişimi olan   Hollanda Elçiliği’ndeki bir diplomat.

 Altı yıl önce, aile içi karışıklıktan dolayı polis evine geldikten sonra   evliliği sona erdi.

 Karısı, onu uygunsuz bir şekilde kızına dokunmakla suçladı.

 Hafta içinde birçok kez evden kaçmış, bağımlı kızları   parayla tutar.

 – Ne istiyordur?

 – Sert davranmayı istiyordur.

 Evden kaçanları tutuyor çünkü onlar polisi arayamaz.

 – Hayır.

 – Katılmıyor musun?

 Evlat istiyor.

 Ona bakacak birini.

 Bu yüzden para veriyor.

 Aferin Katya.

 Kızlara hiç dokunmuyor.

 Onlara yemek yediriyor.

  Sıradaki.

 Bu adam Parlamento’da Çuvaşistan’ı temsil ediyordu.

 Ahlaksızlık yüzünden tutuklanana kadar başkanının en büyük muhaliflerinden biriydi.

 Ne istiyordu?

 Sapıtmış birine benziyor.

 Sapıtmıştan kastın eşcinsel mi?

 – Evet.

 – Doğru.

 Yine de çabuk sonuca varmamalıyız.

 Herkesin tutkuları vardır.

 O genç olanları yeğliyor.

 Anya, buraya gel bakalım.

 İşte karşında.

 Ona istediğini ver.

 Ne demek yani?

 Ona sapıtmış dedin.

 Yani bacak arandaki şeyi istemiyor.

 Bir oğlan ol hadi.

 Dizlerinin üzerine çök.

  İlk defa yapmıyorsundur eminim.

  Oğlanın biriyle evinin arkasında yapmışsındır kesin.

  “Yağmurda otobüs durağında duran bir kız.”

  Bir farklılık yaratacağını düşünmeyi severiz.

  Ama yaratmaz.

 Altı üstü et.

 – Yapamam! – Evet, yapabilirsin.

 Yarın tekrar deneyeceksin.

 Ondan sonraki gün de.

 İtici gördüğünüz şeyin üstesinden gelmeyi öğrenmelisiniz.

 İnsanların, “etlerin zevki bizi bir bütün yapacak” hayalindeki güzelliği bulun.

 Hedef itici biri olsa bile vücut kandırılabilir.

 Baldırlarda gezinen parmaklar   kanı, kasıklara çeker.

 Meme uçlarına dokunmak   ereksiyonu başlatır.

 Sesli uyarı, cinsel isteği   tetikler.

 Ama fiziksel kontrol yeterli değil.

 Anında sevmeyi öğrenmelisiniz.

 Sevilmek nedir peki?

 Fark edilmek.

 Tanınmak.

 Yalnız hissetmemek.

 – Peşindekileri ilk ne zaman fark ettin?

 – Bir hafta önce.

 Bundan ne çıkarıyorsun peki?

 Ruslar takip etmekle kaldığına göre hâlâ onu arıyorlar demektir.

 Bu da Marble’ın hâlâ hayatta olduğunu gösterir.

 Bildiğimiz kadarıyla.

 Onunla görüşmüyor musunuz?

 Marble, son dört buçuk aydır bütün iletişim girişimlerini reddetti.

 Benim için ortaya çıkacaktır.

 Beni Rusya’ya sokamayacağınızı biliyorum.

 Yakın bir yer olursa da olur.

 Doğu Avrupa’da bir yer.

 RİS hemen ensemde olur.

 Ama Marble haber alırsa ortaya çıkacaktır.

 Yoksa sesini çıkarmayacağından şüpheniz olmasın.

 Simon, beni geri göndermek zorundasınız.

 Tamam.

 Ama tek bir görevin var.

 Temas kuracaksın   ve onu başka bir ajan ile çalışmaya ikna edeceksin.

 O kişi ben olacağım.

 Biz de seninle geleceğiz.

 – Bu konuda bir sorunun var mı?

 – Hayır, sorun yok.

 Bu askerler yaklaşık bir yıldır denizaşırı görevdelerdi.

 Vatana hoş geldin diyin.

 – Işıkları söndür.

 – Aceleye gerek yok.

 Adın nedir?

 Pyotr.

 Evde seni bekleyen var mı?

 Aklından çıkmayan biri?

 Gözlerini kapat.

 Onun yüzünü düşün.

  Onun kokusunu onun dokunuşunu hatırla.

 Bundan ne çıkartabiliriz?

 Tatlı, duygusal, kontrolü elinde tutuyor.

 Ama bir oğlan seçtin Katya.

 Kendini tamamen vermemek için bir oğlan seçtin.

 Her zaman bu kadar kolay olmaz.

 Sıradaki.

 Üç gün önce, Nash, Budapeşte’ye atandı.

 Köstebek ile tekrar bağlantıya geçmek için olduğunu düşünüyorum.

 Budapeşte’de dostlarımız var.

 Söyleyelim, adamı yakalayıp bilgiyi direkt ondan alsınlar.

 Bu yaparsak, misilleme olarak Batı Avrupa’daki   bütün ajanlarımızın yakalanmasını Başkan’a açıklamak zorunda kalırız.

 Vanya haklı.

 Başkan, Amerikalıları gereksiz yere kışkırtan bir şeye sessiz kalmayacaktır.

 Şimdi kalmaz.

 – Ne öneriyorsun Ivan?

 – Nash yetenekli bir ajan.

 O gece parkta, bir hata yaptı.

 Duygularıyla hareket etti.

 Bu da bana, adama önem verdiğini gösteriyor.

 Ona önem verecek başka birini verelim derim.

 Bir öğrenci arkadaşına saldırmakla suçlanıyorsun.

 Bana tecavüz etmeye çalıştı.

 Senin namusun, Rusya’yı parlak bir öğrenciden mahrum etmekten daha mı önemli?

 Niyetim, Rusya’yı herhangi bir şeyden mahrum etmek değildi.

 Durum bu ama.

 – Müdire hanım, senin fikrin nedir?

 – Geleli sadece üç ay oldu   ama Katya’nın hâlâ potansiyelinin olduğunu düşünüyorum.

 Suçlu ile yalnız konuşmak istiyorum.

 Moskova’da, Ustinov konusunda iyi iş çıkardın.

 Bu fırsat sana bu yüzden verildi.

 Başarısız olursan başına gelecekler söylendi mi?

 – Evet.

 – Çocuğa neden karşı koydun peki?

 Ben Devlet’e hizmet ederim.

 Başkanımıza hizmet ederim.

 Size hizmet ederim, General.

 Ama ona hiçbir şey borçlu değilim.

 Nasıl bir adam yeğenini Devlet Okulu Dört’e gönderir?

 Vatansever olan biri.

 – Karımla bir kere dansını izlemiştik.

 – O farklı bir hayattı.

 Çok farklı hayatlar var.

 Değil mi?

 Gidebilirsin.

  Serçeler, kendilerini, zayıf ve duygusal şeylere kapatmalı    her şeyi olduğu gibi görmelidir.

  Bencillik.

 Söyle bakalım, Katya.

 İstediği nedir?

 Buraya gel.

 Aldatmacanın eksiksiz olması için hiçbir şeyden sakınmamalısın.

 Hiçbir şeyden, anladın mı?

 Ona istediğini ver.

 Ne bekliyorsunuz?

 Arkanı dön.

 – Hayır.

 – Arkanı dön dedim! Ona bakma.

 Yaparken seni izlemek istiyorum.

 Bana bak.

 Bana bak.

 Bana bak dedim.

 Hadi.

 Ne bekliyorsun?

 Ben hazırım.

 Sikecek misin sikmeyecek misin?

 Tık yok mu?

 Yazık.

 Sürtük.

 Üstünlük.

 İstediği bu.

  Giyin.

 Dışarıda, seni Moskova’ya götürecek bir araba bekliyor.

 İstediğin her şeyi yaptım.

 Aksine   istediğim hiçbir şeyi yapmadın.

 Fakat üstlerim farklı düşünüyor.

 Yakında öğreniriz bence.

 Hoşça kal   Dominika.

 Merhaba anne.

 Sensin.

 Eve geldim.

 Bebeğim.

 Alo?

 Tamam.

 Seni asla bırakmayacak.

 Bir yolunu bulacağım.

 Yuvaya hoş geldin.

 Nasılsın?

 Geç otur.

 – Sana ne söyleyeyim?

 – Aç değilim.

 Yapma ama.

 Çocukken buraya bayılırdın.

 Çocuk suratındaki büyük, yetişkin gözlerle hep çok ciddi biri oldun.

 Ne istiyorsun amca?

 Devlet içinde yüksek mevkili bir hain var.

 Muhtemelen istihbarat servisi içinde.

 Bir köstebek yani.

 Son temas kurduğu kişi    şu anda Budapeşte’de olan bir Amerikalı.

  Senden ona yakınlaşmanı   güvenini kazanmanı istiyorum.

 Sonra ise bana, köstebeğin ismini öğreneceksin.

 Bu yol seni nereye götürürse git.

 Ne gerekiyorsa feda et.

 Anladın mı?

 Anladım, amca.

 Bu senin için.

 – Nedir?

 – Yeni pasaport, kimlik.

 Yeni isim.

 Katerina Zubkova.

 Sana verecekleri mükafat ne peki?

 Terfi mi?

 – Bana kızgın olduğunun farkındayım.

 – Beni bir orospu okuluna gönderdin.

 Seni yine özel yaptım.

 Yeteneklisin.

 Tıpkı benim gibi.

 İnsanların içini görüyorsun.

 Gerçekte ne olduklarını anlıyorsun.

 Her zaman bir adım önde oluyorsun.

 Bu işi yap, istersen seni serbest bırakırım.

 Ama bırakmayacağını düşünüyorum.

 Sen bu iş için doğmuşsun.

 Evet, amca.

 Yemek yiyelim.

 Affedersiniz.

 – Her şeyden iki kişilik alalım.

 – Başüstüne, efendim.

 Ne diyorsun bu anlaşmaya?

 Budapeşte’ye hoş geldiniz.

 – Sen Katerina olmalısın.

 – Merhaba.

 Güzel kızsın.

 Sana odanı göstereyim.

 Banyo koridorun sonunda.

 Benim odam orada.

 Senin ki de burada.

 Ben kapımı kilitlerim.

 Sana da kilitlemeni öneririm.

 Sen benim işime karışma ben de seninkine.

 Sorunsuz geçinip gideriz.

 – Anlaşıldı mı?

 – Evet.

 Yarın, bizim birim müdürü ile tanışacaksın.

 Uyarayım.

  Müdür Volontov, fayda sağlamayacağı hiçbir adımı atmaz.

  Striptizcilerle takılmadığı zaman bu şekilde yeni kızlara sarmayı sever.

  Seni sevecektir.

 – Bana Amerikalı’yı anlat.

 – Spor yapan bir tip sayılmaz.

 Her gün öğleden sonra yüzmeye gider.

 Her şeyi dakiktir.

 Ama çok içer.

 Porno izliyor.

 Sıradışı şeyler değil.

 Anal.

 Üçlü.

 Genelde iki erkek bir kız olanları.

  Herhangi bir ilişkisi yok.

  Birkaç kere çağırdığı bir iki orospuyla görüşüyor    kendini suçlu edip fazladan bahşiş veriyor.

 Ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilirsek daha başarılı olabiliriz.

 Birimim tam bir işbirliği içinde olacaktır.

 Karşılığında ise senden bizi   ilerlemen hakkında bilgilendirmeni bekliyorum.

 Tabii ki de.

 Yardım ister misin?

 – Hayır, sorun değil.

 – Sağlam olmasını istiyor musun?

 Yardım edeyim.

 Hadi, bana ver.

 “Her insanın, kayıp bir puzzle parçası vardır.”

 “Kayıp parça olmayı öğrenin, size her şeylerini versinler.”

 Bir tek sen yoksun.

 Her zaman orospuları olacağız.

 Bizde, istedikleri bir şey olmadığı sürece.

 Yerinde olsam, bir şeyler bulurdum.

 Havuz, hafta içi sabah saat 6’dan akşam 10’a    hafta sonu ise akşam 8’e kadar açık.

  Havuz kenarına kişisel eşya götürmek yasak.

 Yanlış yazdım.

 Affedersiniz.

  Dolap anahtarı için üyelik kartınızı buraya bırakın.

  Anahtarı teslim ettiğinizde kartınızı alırsınız.

 – Bir sorunuz var mı?

 – Hayır.

 – Rus olduğumu nereden bildiniz?

 – Tahmin ettim.

 – İyi konuşuyorsun.

 – Eskiden Moskova’da kalıyordum.

 Özlüyor musun?

 Evet, yemeğini, insanlarını.

 – Siz ne yapıyorsunuz Budapeşte’de?

 – Elçilikte çevirmenlik yapıyorum.

 Siz?

 Ticaret müşavirliği.

 Tıbbi malzemeler.

 Sizi hiç elçilik organizasyonlarında görmedim.

 Uzun zamandır burada değilim.

 İzninizle.

 Sarı saç yakışmış bu arada.

 Daha önce tanıştık mı?

 Seni, dün, havuzda ve tramvayda görmüştüm.

 Başkasıyla karıştırmışsınız.

 Birlikte bir şeyler yemek ister misin?

 Merkezde bir Türk restoranı biliyorum.

 Mekan bok gibi ama yemekler çok güzel.

 Belki biliyorsundur.

 Aç değilim.

 Başka bir zamana.

 Havuzda görüşürüz öyleyse.

 Kartınız yok.

 – Emin misiniz?

 – Evet, buraya kendim koydum.

 Özür dilerim.

 Size yenisi yapayım.

 – Dosyada resminiz vardı.

 – Acele etmeyin.

 Katerina Zubkova ismiyle gelmiş.

 Elçilikte çevirmen olarak kaydedilmiş.

 Ama gerçek ismi Dominika Egorova.

 Eskiden Bolşoy’da dansçılık yaparmış.

 RİS’den olduğuna dair resmi bir kayıt yok.

 Ama buna gerek yok.

 Buraya Marble için geldi.

 Eminim.

 – Ondan uzak dur.

 – Bence önemli biri.

 – Kullanılabilir olduğunu mu düşünüyorsun?

 – Olabilir.

 Buraya bunun için gelmedin.

 Yaptığın işe devam et sen.

 Ses çıkarma.

 İpuçlarını bırak, Marble tekrar ortaya çıksın diye dua et.

 Onu tekrar çalıştırmaya başlayalım.

 Öncelik bu.

 Kız, Ivan Egorov’ın yeğeni.

 – RİS Başkan Yardımcısı olan mı?

 – Benim de yeğenlerim var.

 Günlerinin çoğunu internette oralarını buralarını açmakla geçiriyorlar.

 – Neden gerçek adını kullanıyor?

 – Saf olduğu için.

 Ya da bir kışkırtma olduğu için.

 İkisi de, kızdan uzak durmak için haklı bir sebep.

 Bence bu kız özel biri.

 Altın yumurta.

 Eminim.

 Tamam.

 Ne öğrenebilirsen öğren.

 – Sağ ol.

 – Ağırdan al, tamam mı?

 – Tamam.

 – Nate.

 – Efendim?

 Onu sikmene izin verirse kız kesinlikle RİS’ten.

 Çünkü hiç onun tipi değilsin.

 Amerikan elçiliğindeki bir etkinliğe beni de koyman gerekiyor.

 Ayarlayabilirim.

 – Teşekkür ederim.

 – Tabii   karşılığında bir ilerleme raporu verirsen.

 – Temas kurmayı başardım.

 – Temas mı?

 Şimdiye çoktan yatağına girmişsindir dedim.

 Serçelerle ilgili hep bir şeyler söylerler.

 Erkeğin aklını çelmekte ustalarmış.

 Diğer kısımlarını söylemiyorum bile.

 Sihirli amcık.

 Öyle diyorlar.

 Belki bir gün kendim öğrenirim.

 Dalga geçiyordum.

 Ama teklifim geçerli.

 Yardım gerekirse sormaktan çekinme.

 Ne de olsa, herkesin bir arkadaşa ihtiyacı vardır.

  Bu girişimlerin başarısı    Macaristan ekonomisinin komşularıyla ilişkilerini    güvence altına almak için hayati önem taşımaktadır.

  Bu durumun, dünyadaki hızlı değişimde önemli bir nokta olması    bütün tarafları rekabet içinde olmaya zorluyor.

  Ev sahipliği için Macaristan başbakanına    katılımları için Amerikan elçiliğine teşekkür ederim.

 Son olarak ise, bu gece burada onun sıkı çalışmaları sayesinde olduğumuz   özel kalemim Stephanie Boucher’e teşekkür ederim.

  Stephanie.

 Dominika Egorova.

 Adımı biliyor musun?

 Cevabı biliyorsun.

 Havuzdan üyelik kartımı çaldın.

 Bu yasadışı bir şey.

 – Beni mi arıyordun?

 – Arasaydım, bulacağım yeri biliyorum.

 Meraklı birine benziyorsun.

 Beni takip ettiğini bilerek mi açık ettin?

 Yoksa beceriksiz misin?

 Amerikalılar olarak, bizi, kafayı size takmış olarak görüyorsunuz, değil mi?

 Çevirmen olmaya neden karar verdin bakalım?

 Adımı öğrendiğine göre, hakkımda başka şeyleri de öğrenmişsindir kesin.

 Bütün hayatın boyunca bir şeyin peşinden koşup   onun ellerinden alınışın nasıl bir duygu olduğunu merak etmişimdir.

 – Nasıl bir duygu?

 – Aynen, nasıl bir duygu?

 Bir önemi var mı ki?

 Annem iyi değil.

 Hükümet için çalışırsam, Devlet ona bakmama yardım edecek.

 – İşi bulmama amcam yardım etti.

 – Amcan, çok güçlü bir adam.

 Benim ülkemde, güçlü adamlar için bir önemin yoksa bir önemin yoktur.

 – Senin ülkende bu durum farklı mı?

 – Farklı olması gerekiyor.

 Ama  Vatansever biri misin?

 Hayır.

 – İşini neden yapıyorsun peki?

 – Lastik satmaktan iyidir.

 – Hiç lastik sattın mı?

 – Hayır.

 O zaman bilemezsin bunu, değil mi?

 Doğru dedin.

 Seni yine görmek isterim.

 Niye?

 Arkadaş mı oluyoruz?

 İstediğin bu mu?

 Hiç arkadaşım yok.

 Operanın yanında bir Rus restoranı var.

 Orada yemek yiyelim.

 Yarın sekizde.

 Tamam.

 Marta?

  Stephanie Boucher Senatörün özel kalemi, Kuğu  İlk Ödeme $250,000?

 Gelmişsin.

 – Elçilikteki adam o muydu?

 – Evet.

 Kaçan kuşu oynuyorsun, değil mi?

 Deneyimlerime göre güzel bir saksonun aklını çelmeyeceği kimse yok.

 O öyle biri değil.

 Bu ne?

 Volontov’un üç gün önce Moskova’ya gönderdiği raporun kopyası.

 Bir düşman edinmişsin anlaşılan.

 İyi akşamlar.

 İyi akşamlar, efendim.

 Bu bir tesadüf mü?

 Haklıydın.

 Arkadaşa ihtiyacım var.

 Herkesin arkadaşa ihtiyacı vardır.

 Nate ile yaptığım ilerlemeden etkilendiğine dair   bir rapor yazmanı istiyorum.

 Daha çok zamana ihtiyacım var.

 Sana borçlanacağım.

 Borçlarına sadık olduğunu nereden bileceğim?

 Serçeler konusunda haklıydın.

 Özeliz.

 Bize ne öğrettiklerini biliyor musun?

 Bir çapkının, neye ihtiyacı olduğunu anlamayı.

 Seni ilk gördüğümde neye ihtiyacın olduğunu anlamıştım.

 Mikroskobik sikine gülmeyecek birine.

 Çekin ellerinizi.

 Sol omzum üstünden kameraya bak.

 Yarın olumlu bir rapor yazacaksın   yoksa seni saldırından tutuklatırım.

 Moskova’ya geri çağırılırsın ve kariyerin sona erer.

 İyi geceler.

 Alo?

  Bu, dijital telefon hattınız için otomatik bir testtir.

  Rahatsızlık için özür dileriz.

  Alfa.

 Charlie.

 Zero.

 Whiskey.

 Viyana.

  Ben, Dominika.

 Yukarı gel.

 – Merhaba.

 – Bir içki alabilir miyim?

 Geç.

 Viski.

 Teşekkür ederim.

 Ne olduğunu anlatmak ister misin?

 Domuz patronum onunla yatmak istemediğim için yaptı.

 Adı ne?

 Maxim Volontov.

 Duymuştum onu.

 Oturduğum yeri nereden öğrendin?

 Rusya’dan neden ayrıldın?

 İşi batırdım.

 Bir CIA ajanı, halka açık parkta silahını neden ateşler?

 Bir dostum için yapmıştım.

 Ona ne yapacaklarını biliyordum çünkü.

 Sen de biliyorsun.

 Ne istiyorsun Dominika?

 Bence eve dönüp ne istediğine karar vermelisin.

 Yarın görüşürüz.

 Beni nerede bulacağını biliyorsun.

 Katerina.

 Saçını değiştirmişsin.

 Sizi yalnız bırakayım.

 Tanıştığıma memnun oldum.

 İçki ister misin?

 – Olur.

 Fazla vaktim yok yalnız.

 – Geleceğini bilmiyordun.

 Ne oldu?

 Bir şey olması mı lazım?

 Bir buluşma için Viyana’ya gidiyorum.

 Seni de göreyim dedim.

 – Gözüne ne oldu?

 – Havuzda çarptım.

 Amerikalı dostumuzla ilgili yeni haber var mı?

 Benim yanımda gardını düşürmeye başladı.

 Güvenini kazandıktan sonra parkta olanları anlattı.

 – Nasıl biri peki?

 – Akılda kalmayan biri.

 – Yakışıklı ama, değil mi?

 – Öyle mi?

 Rapor etmek istediğin anormal bir şey var mı?

 Temasını kaybedersen   ya da bir gün veya daha fazla ortadan kaybolursa   bana bildirmen lazım çünkü üstlerimiz sabırsızlanıyor.

 Bir şey var.

 Yeni bir şey.

 Büyük potansiyele sahip bir durum.

 Tek bir görevinin olduğunu çok net belirttiğimi sanıyordum.

 Amerika hükümetindeki bir Rus ajanı her zaman önemlidir, değil mi?

 Marta ile, ajanı birlikte ayarlıyoruz.

 – Bir senatörün özel kalemi.

 – İşbirliği yapmaya razı mı?

 İfşası var.

 Seçim şansı yok.

 – Tekrar ne zaman görüşeceksiniz?

 – Londra’da.

 Bir hafta içinde.

 Ama biraz daha para lazım.

 Uzun vadeli çalışma için şantaj yeterli olmayacak.

 – Ne kadar bir para?

 – 250 bin dolar.

 – Çok fazla para.

 – Ama sen halledebilirsin.

 Gitmem lazım.

 – Paltomu unuttum.

 – Getireyim.

 Teşekkür ederim.

 Kuğu gibi bir şey için bir ömür bekledim.

 Kadının kanına girmek için bir yıl çabaladım.

 – Senin malın değil.

 – Onu çalıştırmak için paran var artık.

 Övgüleri senin almanı sağlayacağım.

 Biraz daha zamana ihtiyacım var.

 Rica ediyorum.

 Sana karşı neleri var?

 – Görmemem gereken bir şey gördüm.

 – Ne gördün?

 Kuğu’yu bedavaya alamazsın.

 Dmitri Ustinov’u öldürdükleri gece oradaydım.

 Bunu söylediğim için bile boğazımı kesebilirler.

 Bana yardım edecek misin?

 Başka seçeneğim yok zaten.

 VİYANA Katerina’dan nasıl kurtulacağını söylersem bana ne vereceksin?

 Ne istiyorsun?

 Çok mu geciktim?

 Kusura bakmayın, kapattık.

 Sabah gelin, dokuzda açıyoruz.

 Yarın burada olmayacağım.

 Bir istisna yapamaz mısınız?

 Lütfen.

 Bana bir şey olursa diye akrabam için hesap açacağım.

 Sizi içeri alamam.

 Siz formu getirseniz, ben de size kahve ısmarlarım.

 Birlikte doldururuz.

 – Pasaport ve tüm bilgiler yanınızda mı?

 – Evet.

 Hepsi yanımda.

 – Tamam.

 Çok güzel.

 – Teşekkür ederim.

 Marta?

 Marta?

 Hiç çiftliğe gittin mi?

 Bir hayvanı kestiğinde aynı böyle kokar.

 Keserken hiç acele etmedim.

 Sırları söylediğinde bunlar oluyor işte.

 Lütfen.

 Bu sana tek uyarım.

 Şimdi   polisi ara.

 Neredeydin lan sen?

 Kapıyı kapat.

 – Marble ortaya çıktı.

 – Tanrım.

 Burada mı?

 – Viyana’da.

 – Bir şey demeyecek misin?

 O ne?

 Uyarı.

 Gerçekten Serçe’ymiş amına koyayım.

 Onun tipi olmadığını söylemiştim.

 Bence hâlâ kullanılabilir.

 Artık kim olduğunu bildiğimizi göre daha fazlasını da yapabiliriz.

 Kız Serçe ise   ağzından çıkacak tek kelimeye bile güvenemeyiz.

 Efendim?

 Ne zaman?

  Eve girdiğinizde onu öyle mi buldunuz?

 Evet.

 Eve zorla girme değil bu.

 İşkence ve darp da var.

 Birinin bunu neden yapacağına dair bir fikriniz var mı?

  Gözünüze ne oldu?

 İyi anlaşıyor muydunuz?

 – Üzgün gibisiniz.

 – Üzgünüm tabii amına koyayım! Bildiğiniz bir şeyler var, değil mi?

 Kimi koruyorsanız   kimden korkuyorsanız   sizi koruyabiliriz.

 – Gidebilir miyim?

 Çok yakındınız herhalde.

 Çok korkmuş olmalısın.

 Kendin için.

 Moskova’dayken Khrushchev’in kurduğu bir programdan bahsediyorlardı.

 Genç askerler için.

 Baştan çıkarmayı ve manipüle etmeyi öğretiyorlardı.

 Onlara Serçe deniyor.

 Bu kadın da onlardandı, değil mi?

 Aklımın almadığı tek şey, bir adam   yeğenini neden böyle bir işin içine sokar.

 Bir adamı otele götürmemi söylediler.

 Bilgi almak için.

 Devlet’in düşmanı olduğunu söylediler.

 Karşılığında da, annem, ihtiyacı olan doktora gidebilecekti.

 Onun yerine adamın boğazını kestiler.

 Gözümün önünde öldü.

 Tanık kalmaması gerekiyordu.

 O yüzden amcam bana bir seçenek sundu.

 Ya ölecektim ya da Serçe olacaktım.

 Marta’ya yaptıkları bir mesajdı.

 Onu keserek, istediklerini vermezsem bana ne yapacaklarını gösterdiler.

 – Ne istiyorlar?

 – İsim.

 İçeride bir ajanınız olduğunu düşünüyorlar.

 – Sen ne düşünüyorsun?

 – Umurumda değil.

 Sadece annemin güvende olmasını istiyorum.

 Altında çalıştığın amcan gibi adamlar   ne verirsen ver, gitmene izin vermez.

 Bu işler böyle yürüyor.

 Yapabildiklerin sayesinde onlar için önemlisin.

 Onlar aksini söylemedikçe bir varlığın olmaz.

 O da şimdilik.

 Demek istediğim, dans ederken   onlar için dans etmiş olursun.

 Çünkü buna onlar izin veriyor.

 Artık anlıyorsun, değil mi?

 Tüm hayatınız onlara ait.

 Benimle çalış Dominika.

 Bu, hayatında sana ait olan ilk şey olsun.

 Bedelini de onlara ödet.

 – Benden ne istiyorsun?

 – Bize ne verebilirsen.

 Bana kalacak olursa   amcana ulaşmayı isterim.

 Casusun olayım yani.

 Ona ait olmamla bir farkı var mı?

 Var, çünkü onun senden isteklerini ben asla istemem.

 Değmez.

 – Uyumak istiyorum.

 – Benim odama geç istersen.

 Moskova’da silahı neden ateşlediğimi sormuştun.

 Koruduğum adam her şeyini kaybedecekti.

 Sistemden yararlanıyordu.

 Adına neler yapıldığını öğrenince   haberim yoktu diye bahane üretmedi.

 Hayatını tehlikeye attı.

 Her şeyini tehlikeye attı.

 Bir bodrumda ölmeyi hak etmiyor.

 Kabul edersen   seni korumak için gücümün yettiği her şeyi yaparım.

 Sana güvenebilir miyim?

 Güvenebilirsin, söz veriyorum.

 Dur.

 Dur, hayır.

 Selam.

 Teşekkür ederim.

 İlk defa tek başıma dansı bu şarkıyla yapmıştım.

 Grieg’in.

 Danstan önceki gece çok gergindim, uyuyamamıştım.

 Odamda bu müziği açtım ve uyduktan sonra rüyamda   müziğin renk olduğunu   ve tüm dinleyicilerin suratını   ellerimle boyayabileceğimi gördüm.

 Başına gelenler için üzgünüm.

 Ama   burada olduğun için çok mutluyum.

 Ben de.

 Bundan emin misin?

 Peki.

 Dinle.

 Senden yapmanı istediğim şu.

 Normal rutinine dön.

  İşe devam et ve benimle ilgili bir rapor yaz.

  Geçirdiğimiz zamanı ve yakınlaşmamızı yaz.

  Saf olduğumu ve beni avcuna aldığını yaz.

  Hırslı olduğumu ama çok içtiğimi söyle.

  Kendimi babama kanıtlama derdinde olduğumu    bu yüzden de hata yapacağımı söyle.

  Sonra eve gitmeni istiyorum.

  Bu gece polisin evinde işi bitecek.

  İşaretimi bekle.

 Alo?

  Başlangıç için sana birkaç sıradan soru soracağım.

 – Adın ne?

 – Dominika Egorova.

 – Bu sabah kahvaltı yaptın mı?

 – Evet.

 Rus İstihbarat Servisi ajanı mısın?

 Evet.

 CIA ajanı Nate Nash, seni göreve aldığı için mi buradasın?

 Evet.

 Amerikan hükümetine çalışmayı kabul ediyor musun?

 Evet.

 Bize gerçek bilgiler vermek niyetinde misin?

 – Evet mi hayır mı?

 – Evet.

  Neden yapacaksın peki?

 Cevap sadece evet ya da hayırdı hani?

  Merakımdan soruyorum.

 – Çalıştığım adamların doğasını biliyorum.

 – Neden onlar için çalışıyorsun peki?

 – Bana seçme şansı vermediler.

 – Bir şey soracağım.

 Sadece Nate’in adı geçtiğinde tepki verdin.

 Onunla cinsel ilişkiye girdin mi?

 – Sizin işiniz bu ama, değil mi?

 – Sakin ol.

 – Marty.

 – Bunun için eğitilmedin mi?

 – Sana hiç  – Niye bilmek istiyorsun, bratok?

 Birader mi?

 Soruya cevap ver lütfen.

 Duygusal yakınlığınız varsa bilmemiz lazım.

 Cevap “hayır.”

 Tatmin oldun mu?

 – Evet.

 – Sizin için çalışacaksam   Viyana’daki bir banka hesabına havale yapmanızı istiyorum.

 Başlangıç için 30 bin dolar.

 Nate ile ne konuştuğunuz bilmiyorum ama biraz hızlı gidiyorsun.

 Önce bize vereceklerin değerli mi değil mi bakmamız ge  Senatörün özel kalemi peki?

 – Anlamadım?

 – RİS’e çalışan bir özel kalem.

 Uydu koruma sistemiyle ilgili bilgi satmayı kabul etti.

 Cuma günü onunla buluşmak için Londra’ya gideceğim.

 Hesap bilgisini vereyim mi?

 Geldi.

 Solda.

 Tamamdır, başlıyoruz.

 Burada ne işin var?

 Zavallı Marta’ya olanlardan sonra desteğe ihtiyacın olur dedim.

 Sen de zarar görmediğin için şanslısın tabii.

 İlgin için teşekkür ederim.

 Kuğu ikimizi birlikte görse nasıl bir tepki verir acaba?

 Bütün operasyonu bozan kişi mi olmak istiyorsun cidden?

 Müdür Egorov çok kızacaktır.

 Yukarı çık.

 Oda 624.

 İhtiyacım olursa seni ararım.

 Git.

 – Bu kim be?

 – Anahtarı var.

 Odaya başka birinin geleceğini söylemiş miydi?

 Hayır.

 Sanırım bu  Evet, Volontov.

  Patronu.

 Votka.

 – Tanışıyor muyuz?

 – Ortak bir arkadaşımız var.

 Nerede?

 Marta gelemedi maalesef.

 O yüzden beni yolladı.

 Gitmem lazım.

 İnsanların kiminle buluştuğumu bilmesi umurumda mı sence?

 Bu şartlarda umursarsın bence.

 Marta bilinen bir istihbarat ajanı.

 İlişkinizin fotoğrafları ortaya çıkarsa   güvenlik izinlerini ve işini kaybedersin.

 Ama bunlara hiç gerek yok bence.

 İkimiz de iş için buradayız.

 250 bin dolara anlaşmıştınız.

 Kızının okul ödemeleri yaklaşıyor.

 Eski kocan bir işini daha kaybetmek üzereymiş.

 Özel bir odada daha rahat olmaz mısın?

 Sizi nereden buluyor böyle?

 Gel benimle.

 Pekâlâ, başlıyoruz.

 Gösteri başlasın.

 Albay Maxim Volontov’u tanıştırayım.

 Budapeşte konsolosluğunun müdürü.

 Bir içki hazırlar mısın, Boris?

 – İşimize bakalım.

 – Kadını duydun, bir içki hazırla.

 Evet.

 Devam edelim mi?

 Belirtmek istiyorum   buraya sadece istikşafi görüşmeler için geldim.

 Söyleyeceğiniz şeyler kıymetli olduğu sürece   eminim hiçbir güçlük çekmeyiz.

 Birleşik Devletler senatörünün özel kalemiyim.

 Son çalıştığım kişi bizzat CIA müdürüydü.

 Benimle aynı odada bulunmak   çok önemlidir.

 – Sarhoş galiba.

 – Galiba mı?

 – Sarhoş.

 Söylediğin kadar önemli biriysen eminim   zamanını hiç boşa harcamak istemezsin.

 Satacak bir şeyin var mı?

 Disklerin ilk kısmı yanımda.

 Tam burada.

 Altını çizeyim   bunu sırf ideolog veya barış yanlısı falanım diye yapmıyorum.

 Diskler nerede, Stephanie?

 Param nerede?

 Anlaştığımız gibi, her teslimatta 250 bin dolar.

 Tamamdır.

 Pardon.

 Gerçekliklerinden emin olmam gerek.

 Şunu doldurur musun, Boris?

 Kendin alsana.

 İzninle o zaman.

 Her şey yolunda mı?

 Yüklenmelerini bekliyorum.

 Söylesene Boris.

 Moskova’da eşin var mı?

 Var tabii.

 Hep şaşırmışımdır.

 Neden Rus kadınlar çok seksi de   erkekleri kurbağaya benziyor?

 Hayır, hayır.

 Gitme! – Nereye gidiyorsun?

 – Ona zaman kazandıracağım.

 – Neden bu kadar uzun sürdü?

 – Bir dakika kaldı.

 Kim ulan bu?

 Kontrol etmek istedim, odanızdan memnun musunuz?

  – İyi işte.

 – Mini barı kontrol edeyim mi?

 Gerek yok.

 Rahatsız ettiğim için kusura bakmayın.

 Bitti.

 Her şey düzgün görünüyor.

  İyi, bu kaltakla bir dakika daha geçirsem    suratından vurmak zorunda kalacaktım.

 Halletti mi?

 Evet.

 Aksanın iyiydi.

 Biz gidiyoruz.

 Bir saat bekleyip çıkarsın.

 Sonraki teslimat için iletişime geçeriz.

 Ne demek.

 Sikerler.

 Parayı aldı.

 Parayı aldı be! Hadi bakalım.

 Diskleri alıp saha ofisine götür.

 Bu işi bitirir bitirmez ben de oraya geleceğim.

 Efendim?

 Gerekli düzenlemeleri yap.

 Plan değişti.

 Doğruca Heathrow’a gidiyoruz.

 Moskova bizzat tebrik etmek istiyormuş.

 – Müdür Egorov’u arayacağım.

 – Gerek yok.

 Emri Müdür Egorov verdi zaten.

 Diskleri ve pasaportunu ver.

 Arabayı döndür.

 Efendim?

  Boucher öldü.

 Ne diyorsun sen?

  Dışarıdaki adamlarımız paraya erken hamle yaptı.

  Kadın panikleyip koyduğumun kamyonunun önüne atladı.

 Ha siktir be! – Otelde adamları mı vardı sence?

 – Vardır.

  Kızın bize öttüğünü düşünürlerse onu öldürürler.

  Bir de Nate, gözcü, arabanın rotasını değiştirdiklerini söyledi.

  Heathrow’a gidiyorlar sanırım.

 Sikeyim Trish.

 Kızın başını tehlikeye soktuk.

 Kızın başını fena tehlikeye soktuk! Gergin görünüyorsun.

  İkinci terminale giriyorlar.

 Aeroflot şirketine benziyor.

  Uçuş duyurusu yapılmaktadır.

  İngiliz Avrupa Havayolları’nın 422 nolu Amsterdam uçuşu için    kapılar yakında açılacaktır.

  Tüm yolcuların B-42 kapısına gitmeleri rica olunur.

  Pasaportunuz?

  İyi uçuşlar.

 Amına koyayım! Kadından hep şüphelenmiştim.

 O benim yeğenim.

 – Ne?

 – Kardeşimin kızı.

 Diskleri ver.

 Lütfen.

 Tabii.

 Teşekkür ederim.

 Götür bunu.

 Bayan Boucher’ı Amerikalılara sen mi sattın?

 – Hayır.

 – Kim sattı?

 Bilmiyorum.

 Başlayabilirsiniz.

 Yeniden başlayalım.

 Bayan Boucher’ı Amerikalılara sen mi sattın?

 Hayır.

 Bayan Boucher’ı Amerikalılara sen mi sattın?

 Hayır.

 Amerikalılara mı çalışıyorsun?

 Ülkemi seviyorum ben.

 Boucher’ı Amerikalılara sen sattın.

  Para için mi?

  Yoksa yakışıklı Amerikalı için mi?

 Hayır.

 Amerikalılara Boucher’dan sen mi bahsettin?

 Hayır.

  Son kez soruyorum.

  Amerikalılara Boucher’dan sen mi bahsettin?

  Hayır.

 Bu son.

 Boucher’ı Amerikalılara sen mi sattın?

 Hayır.

 Lütfen.

 – Bitsin artık.

 – Bir hata yaptın.

 Senin suçun değil.

 Bilmek istedikleri şeyi söylemen lazım ama.

 Lütfen.

 Seni sadece, bana gerçeği söylersen koruyabilirim.

 Gerçeği mi?

 Bana verilen görevden başka bir derdim yok.

 Bu yol seni nereye götürürse git.

 Ne gerekiyorsa feda et.

 Gerçek adımı bilirlerse   Kuğu ellerine geçerse   siz bana işkence ederseniz   bana güveneceklerdir.

 Nasıl güvenmesinler ki?

 Şu anda vazgeçmen iyi olmaz.

 Beni geri yolla.

 Başladığımız işi bitireyim.

 İşimi iyi yapmadım mı, Amca?

 Yapmadım mı?

 Yavrucuğum.

 Ne oldu sana böyle?

 Devlet Güvenlik birimi sorguya çekti.

 Gitmene izin mi verdiler?

 Tabii ki.

 Masumum.

 Bakan Zakharov sizi bekliyor Sayın Müdür Yardımcısı.

 Başkan, Boucher’ın kaybı konusunda kızgın.

 Köstebek onu her türlü ele verirdi zaten.

  Şimdi karşılığında bir şey alacağız.

 Yeğeninize olan sabrı azaldı.

 – Amerikalılar ona güvenecek.

 – Siz öyle diyorsunuz.

  Bence Dominika şansını tüketti.

 Bana kalırsa, Amerikalıdan hoşlanıyor.

 Seni kandırmış, Ivan.

  Nash’e geri gönder.

 Matorin’a takip ettir.

  Kız ifşa olursa öğrenir o.

  Amerikalılar karşılık verecektir.

  – Üstesinden gelebiliriz.

 – Dominika’ya ne olacak peki?

  Bu kararı amcasına bırakıyorum.

 Önceliğini görev yerine yeğeninin güvenliğine verdiğini   Başkan’a söyleyelim mi?

 İfşa olursa   söz veriyorum, ortadan kaldıracak.

 Teşekkür ederim, Ivan.

 Rica ederim, Bakan Zakharov.

 İyi geceler.

 İçeri nasıl girdiğini sorardım ama   sana bunu öğretmiştik, değil mi?

 – Talebimi kabul ettiler mi?

 – Evet, ettiler.

 Haklıydın.

 Sana benziyorum, amca.

 Tanrım.

 Şükürler olsun.

 Bunun nasıl göründüğünü biliyorsun, değil mi?

 Öylece gitmene izin mi verdiler?

 Neden böyle bir şey yapsınlar?

 Çünkü artık bana güveneceğinizi söyledim.

 Köstebeğin adını verecek kadar güveneceğinizi.

 – Bunu yapamayacağımı biliyorsun ama.

 – Biliyorum tabii.

 – Şimdi ne olacak peki?

 – Amerika’ya gitmek istiyorum.

 Güvende olabileceğim bir yere mümkünse.

 – Tamam.

 – Annem?

 Biraz zaman alır ama yine de ülkeden çıkartabiliriz.

 Söz verdiğiniz para peki?

 Viyana’daki bankadan 30 bin dolar alacaksın.

 Sen gözaltındayken ödemeyi yapamazdık.

 Yetmez.

 Ne kadar istiyorsun?

 250 bin dolar istiyorum.

 Yerleşmek için.

 Tamam.

 Bana yardım ediyorsun   çıkarın olmadığı hâlde.

 Bunu beklemiyordum.

 Havalimanında seni durdurmasaydım ne yapardın?

 Adamı öldürürdüm.

 Nate?

 Nate?

 Bunun ne olduğunu biliyor musun?

 Deri yüzmede kullanıyorlar.

 Kurbanları yakmak için.

 O kadar ince keser ki kanatmaz bile.

 Bir insanın derisini yüzmenin ne kadar sürdüğünü biliyor musun?

 Saatlerce.

 İşini çok iyi bilsen bile.

 Ben ise hiç acele etmem bu işte.

 Katman katman.

 Kemiğin beyazını görene kadar.

 Ne bilmek istediğimizi biliyorsun.

 Konuşmaya hazır olana kadar durmayacağım ama.

 Bayılırsan   uyarıcı enjekte edeceğim.

 İşimiz bitene kadar uyanık olacaksın.

 Adı ne, Nate?

 Adı ne?

 Hayır mı?

 Daha fazla mı istiyorsun?

 Hayır, yapmayın.

 Derine ineceğiz demek.

 Hayır! Hayır mı?

 Hadi Nate, isim ver.

 Adı ne?

 Hayır mı?

 Ver bana.

 Ben yapayım.

 Dur  Dur  Tanrım! Hayır mı?

 Nate?

 Nate.

 Elçiliği ara.

 Elçiliği  Matorin’i sen öldürdün, değil mi?

 – Açıklayabilirim.

 – Tabii, açıklarsın.

 Eşimin dansçı olma hayali vardı.

 Onu tanımadan çok önceymiş.

 Senden iyi değil tabii ama   eskiden salonumuzda benim için dans ederdi.

 Hastalandığında   New York’taki Rus elçiliği   onu Amerikalı bir doktorun ameliyat etmesine izin vermediler.

 Kızdırdığım   birkaç aşağılık bürokrat onu ölüme terk etti.

 Güçlü olanın borusu öttü.

 Amerikalılara Boucher’ı senin sattığını biliyorum.

 – Bana güvenmelerinin tek yoluydu.

 – Biz güvenmeli miyiz peki?

 Stalin öldükten   üç gün sonra doğdum ben.

 Babam onun için savaşmış.

 Parti üyesiydi.

 Ayrıcalıklıydık.

 Bir hapishanede doğduğumu anlamam yıllarımı aldı.

 Hapishane, insanın içindeki canavarı ortaya çıkarır.

 Üçkâğıdı, yalan söylemeyi   diğerlerinin bana yapacaklarını önce onlara yapmayı öğrendim.

 Hayatta kalmayı  Ne olursa olsun hayatta kalmayı.

 Karar vermek zorundaydım.

 Ya içinde doğduğum hapishanede ölecektim   ya da başka bir taraf seçecektim.

 Bireysel özgürlükleri bir nebze daha iyi olan   beceriksiz Amerikalı dostlarımızı.

 Artık biliyorsun.

 Köstebek benim.

 Aradığın adam benim.

 Sana bunları yapan amcana istediğini vererek beni ele verip evine dönebilirsin.

 – Başka bir yolu daha var tabii.

 – Neymiş o?

 Beni teslim ettikten sonra kahraman olabilirsin.

 Şüphesiz.

 Benim yerimi alır ve   Amerikalılarla olan işimi devam ettirirsin.

 Amcana ve onun gibilere, ülkemize yaptıklarını ödetirsin.

 Seni öldürürler.

 Her halükarda öleceğiz.

 Boş yere ölüp ölmeyeceğime karar verme gücüne sahipsin.

 Karar vermede hepimizden daha iyisin.

 Annene dönmenin tek yolu bu.

 Matorin’i sen gönderdin, değil mi?

 Seçeneğim olmasın diye.

 Hiç olmadığını   anla diye.

 BATARYASI DOLU SİM KART DAHİL

Alo?

  Alo?

 Ben  Dur.

 Duvara dön.

 Rus büyükelçisiyle görüşmek istiyorum.

 Adım Mikail Sergev.

 Budapeşte büyükelçisiyim.

 Macarlar diplomatik dokunulmazlıktan feragat ediyorlar maalesef.

 Zakharov’u ara.

 İstediği şeyi öğrendiğimi söyle.

 Köstebeğin adını öğrendim.

 Bana söylesene.

 Ben iletirim.

 Beni çok dikkatli dinle.

 Sen bir uşaksın.

 Bana uşak lazım.

 Zakharov’u arayacaksın.

 Takas yapacağınızı söyleyeceksin.

 Köstebeğe karşılık ben.

 Her şey ayarlandığında   ismi Zakharov’a bizzat vereceğim.

 Düzgünce halledin, Sayın Büyükelçi, fikrin sizden çıktığını söylerim belki.

 Ne yapabileceğime bakayım.

  Teşekkür ederim, Müdür Zakharov.

 – Bundan başka kimseye bahsetme.

 – Emredersiniz, efendim.

 Açık bir kapı yok.

 Hiçbir şeyin ucu başkana dokunmaz.

 Kız ne olacak?

 Kelepçeleri açabilirsiniz.

 Pekâlâ, şöyle yapacağız.

 Yolun yarısına kadar sana Nate eşlik edecek.

 Köstebeğimizin kimliğini doğruladığında    yalnız devam edeceksin.

  Geçiş noktasından sonra durma, tek kelime etme, ardına bakma.

  Yanlış giden bir şey olursa iptal ederiz.

  Kaçmaya çalışırsan ateş etme yetkimiz var.

  Hiç çekinmeyiz, anladın mı?

  Tamam Nate, vakit geldi.

 Amcan çok gururlanacak.

 Herhalde.

 İsmi nasıl bulduğunu söyleyecek misin?

 Fark eder mi?

 Soruşturma açıldı.

 Benim söylediğimi düşünüyorlar.

 Başından beri planın buydu sanırım.

 Burada dur.

 Onu sana geri getirdim.

 Sence canlı geçmesine izin mi verecekler?

 Ölümüne sebep olabileceğinin farkında mısın?

 – Bir gün anlayacaksın.

 – Hayır, hiç sanmıyorum.

 Bazı şeyler feda edilmezdir.

 İnsanları gözden çıkarmayız biz.

 Yüzünü gösterin.

 Ne oluyor lan?

  Ne bekliyorsunuz?

 Ajanınızın kimliğini doğrulayın! Evet! Bizim adamımız! Hepsini kandırdı.

 Elveda Nate.

 Günaydın.

 Otur lütfen.

 Yeğenin konusunda haklıydın.

 Oldukça iyi bir iş çıkardı.

 Budapeşte’den aradı.

 Köstebeğin adını verdi.

 Harika haberler bunlar.

  Köstebeğin ofisini aramak için gerekli güvenlik ayarlamalarını hallettim.

  Dairesini.

 Dairesinin her yeri metka ile kaplıydı.

  Nash’e ait metkalarla.

  Bu, Viyana’daki    özel bir banka hesabına ait bir rapor.

  Yakın zamanda Amerikalıların tamı tamına    250 bin dolar ödeme yaptığı bir hesap.

  Bir kısmı iltica için harcanmış.

  Hesap senin adına ve pasaportuna bağlı.

 – Ceketimi unuttum.

 – Getireyim.

 Yakın zamanda Viyana’ya sehayat ettiniz mi?

 Yeğenimin yaptığını biliyorsunuz, değil mi?

 Bana kızgın.

 Bu, Boucher’ın bize verdiği disklerden biri.

  Başkana sunduğun disk.

 Kişisel zaferin.

  Savunma Bakanlığı’ndan alınmış olmalılardı.

  Ancak yeğeninin isteği üzerine daha yakından inceledik.

  Şifre imzası Langley’de yazıldığını gösteriyor.

 Sahteymiş.

  Özel birisin.

 Yeteneklisin.

 Tıpkı benim gibi.

 İnsanların içini görüyorsun.

 Gerçekte ne olduklarını anlıyorsun.

 Her zaman bir adım önde oluyorsun.

 Harika bir ailem varmış.

 Beni katlettin.

 İşimi iyi yapmadım mı, Amca?

 Hedef menzilde.

 Alo?

 Alo?