107 dk,

Yönetmen:Robert Schwentke

Senaryo:Bruce Joel Rubin, Audrey Niffenegger

Ülke:ABD 

Tür:Dram, Fantastik, Romantik

Vizyon Tarihi:09 Ekim 2009 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:Mychael Danna

Çekim Yeri:Chicago, Illinois, ABD

Oyuncular:Michelle Nolden,Alex Ferris, Arliss Howard

Özet

Audrey Niffenegger‘in 2003 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan The Time Traveler’s Wife adlı film, Chicago’da kütüphaneci olan Henry DeTamble‘ın sahip olduğu genetik bir bozukluk neticesinde istem dışı olarak zamanda yolculuk etmesini ve Clare Abshire adındaki bir ressama aşık olmasını anlatıyor. Fantastik bir aşk hikayesini konu alan filmde Henry ve Clare‘in her şeye rağmen ilişkilerini ayakta tutma çabalarına şahit oluyoruz.

Film Alt yazısı

– Şarkı söyleyemiyorum.

  – İyiydin, Henry.

  Senin gibi söyleyemiyorum.

  Tabii ki söyleyemezsin.

  Kendin gibi söylüyor olmalısın.

  Babam benden şarkıcı olmayacağını söylüyor.

  Baban şaka yapıyordu.

  Sesini seviyorum.

  İkimiz de senin sesini seviyoruz.

  Jingle Bells’e ne dersin?

  Bunu söyleyebilirsin.

  Anneciğim!

  Henry!

  – Hayır!

  Anne!

  – Henry.

  Henry!

  – Senin yapabileceğin bir şey yok.

  – Bırak beni!

  Anne!

  Senin yapabileceğin bir şey yok.

  Dinle.

  Dinle beni.

  Çok fazla vaktim yok.

  Arabanın içindeydin.

  Araba spin attı.

  Sonra aniden   evindeydin ve 2 hafta öncesiydi   ve kendini izliyordun.

  Anne ve babanın sana kitap okumasını izliyordun.

  Sen bir zaman yolcususun.

  Aynı beni buraya seni görmeye geldiğim gibi.

  Ben, senim, Henry.

  Anlıyor musun?

  Büyüdüğün zaman   sen ben olacaksın.

  Anlamanın zor olduğunu biliyorum, ama bir gün anlayacaksın.

  Aman Tanrım.

  Şimdi gitmeliyim.

  Korkmana gerek yok, Henry.

  Her şey yoluna girecek, söz veriyorum.

  Küçük çocuğa yardım edin!

  – Çok uzun sürdü.

  – Hem de nasıl.

  Pekala.

  Yılbaşı akşamı geldi.

  Plan yaptın mı?

  Evet, evet, büyük planlarım var.

  – Başka bir şey?

  – Hayır, sağol.

  Mutlu noeller.

  Çok teşekkür ederim.

  Günaydın, Şikago.

  ChiTown radyosu, saat 8:00.

  Sırada haberler ve spor haberlerimiz var.

  Windy City’de baharın ilk günü sıcak geçeceğe benziyor.

  Afedersiniz.

  Kelmscott’daki kağıt yapımı ile ilgili bir şeyler arıyorum.

  Özel kolleksiyonlarla ilgilenen görevlimiz size yardımcı olabilir.

  Yardımcı olabilir miyim?

  Henry?

  Evet?

  Henry.

  Sensin.

  Bana bunun olacağını söylemiştin.

  Güya normal davranmam lazımdı, ama pek de normal davranamıyorum.

  Üzgünüm.

  Kim olduğun hakkında hiçbir fikrim yok.

  Ben Clare.

  Clare Abshire.

  Beni tanımadığını biliyorum.

  Senin için ne kadar tuhaf olduğunu biliyorum.

  Benim için de tuhaf bir durum Ama   benimle öğle yemeğine çıkar mısın?

  Sana yemekte açıklarım.

  Henry, bu yemeği çok uzun süredir planlıyoruz.

  Planlıyor muyuz?

  Bleu Thai’ye gideriz.

  Senin en sevdiğin.

  Evet.

  Çok zor zamanlar geçirmiş gibi görünüyorsun.

  Her şey yoluna girecek.

  Bu bir evet mi, yani yemek için?

  Tamam.

  – Tamam.

  – Evet.

  Evet.

  – Beau Thai, 7:00?

  – Tamam.

  Orada görüşürüz.

  Kahretsin.

  Nereye gidiyorsun, pislik?

  Ben olsam hiç zahmet etmezdim.

  Öyle mi?

  Nedenmiş?

  – Göreceksiniz.

  – Kes sesini.

  – Memur, birim 11.

  – Devam et, 11 Bir şüpheliyi  Aman Tanrım!

  – Bir bardak şarap daha ister misiniz?

  – Tabii, teşekkürler.

  Özür dilerim.

  Tutuklanmıştım.

  – İyi misin?

  – Evet, önemli bir şey değil.

  Teşekkürler.

  Neden seni tanımadığımı biliyor musun?

  Tabii ki.

  Yaşlandığında, küçük bir kız için zamanda geriye yolculuk edeceksin   benim için.

  Seni 6 yaşından beri tanıyorum.

  Ailemin evinin, oyun oynadığım arka bahçesinde ortaya çıktığından beri.

  – Aslında içki içmemelisin.

  – Nedenmiş?

  Bana sen söylemiştin, Dr.

  Kendrick içmemeni istemiş   çünkü sana zamanda yolculuk yaptırıyor.

  – Dr.

  Kendrick de kim?

  – Senin doktorun.

  Genetik çalışmasıyla Berger ödülünü kazandı.

  Sana yardım etti.

  Bu kadarı çok fazla.

  Üzgünüm.

  Üzerine fazla gitmemei söylemiştin.

  Ama yapamadım.

  Beni her ziyarete gelişini not ettim.

  Demek ki bunları toparladım veya toplayacağım, düzenli aralıklarla.

  Seni son gördüğümde 18 yaşımdaydım.

  Aynı yere çok fazla gidiyormuş gibi görünüyorsun.

  Evet.

  Yer çekimi gibi.

  Büyük olaylar seni birine çeker.

  Ben büyük bir olaydım.

  Öyle görünüyor.

  Clare, değil mi?

  Evet.

  Bir dakikalığına, sanki ilk kez buluşuyormuşuz gibi davranabilir miyiz?

  Tamam.

  Tabii ki.

  Sen benim  Sen benim en iyi arkadaşımsın.

  Tüm hayatım boyunca seni sevdim.

  – Bu gerçekten gerekli mi?

  – Evet, bine kadar say.

  Tamam.

  1.

  2.

  3.

  400.

  600.

  800.

  1000.

  Bir şey içmek ister misin?

  Bir şey içmek istemiyorum.

  Tanrım.

  Çok gençsin.

  Tekrar anlat.

  Nasıl tanışmıştık?

  Şu andakinden daha yaşlısın.

  Belki de sana bunu anlatmamalıyım.

  Sanırım öğrenmeliyim.

  Kim var orada?

  Merhaba, Dünyalı!

  Mark, seni salak.

  Claire, seni incitmeyeceğim.

  Lütfen, bana bir şey fırlatma.

  Sen kimsin, adımı nereden biliyorsun, ve neden ortaya çıkmıyorsun?

  Bana bir battaniye getirebilir misin?

  Belki de annemi çağırmalıyım.

  Hayır, hayır, hayır!

  Anneni çağırma, lütfen.

  Bana bir battaniye getir ben de gideyim.

  Battaniyeyi ne yapacaksın?

  Ben bir zaman yolcusuyum.

  Gelecekten geliyorum.

  Ve yolculuk yaptığımda, kıyafetlerimi getiremiyorum.

  Zaman yolcusu diye bir şey yoktur.

  Evet, var.

  Aslında, sen ve ben gelecekte arkadaşız.

  – Büyük bir bayan olduğunda.

  – Güzel miyim?

  Evet.

  Hem de çok.

  Gelecekten geldiğini kanıtla.

  İsmin Clare Abshire.

  24 Mayıs 1972 doğumlusun.

  Ailenin isimleri Phill ve Lucie.

  Bir şeyler biliyorsun.

  Ama bu gelecekten geldiğini kanıtlamaz.

  Tamam.

  Bu hafta sonu, tam bir belası olan kardeşin Mark   ağaçtan düşüp, kolunu kıracak.

  Peki, ama o zamana kadar doğru söylediğini anlayamayacağım.

  Etrafımda yeterince takılırsan, beni kaybolurken görebilirsin.

  Ama daha yeni geldin.

  Tekrar geri döneceğim.

  Birçok defa.

  Aslında   haftaya salı günü saat 4de geleceğim.

  Sen de burada olursan   bana kıyafet getirebilirsin.

  Babanın özlemeyeceği kıyafetlerinden.

  Tanıştığıma memnun oldum.

  O konuda endişelenme.

  Üzerinden çok zaman geçti.

  Tuhaf bir durum.

  Senin bu yaştaki halinle tanımıyorum.

  Yan, seni daima   olgun bir kişi olarak tanıdım.

  Kendime karşı yarışıyorum.

  Hayır.

  Sen benim beyaz atlı prensimsin.

  Henüz bu duruma alışamadım.

  Kaybolup gitmeni bekliyorum.

  Gerçekleşecek, inan bana.

  Nasıl hissettiriyor?

  Gidişini izlemeyi biliyorum   ama daima giden kişi olmak nasıl bir şey?

  Bazen, bir anda ayağa kalkmışın gibi baş dönmesi hissettiriyor.

  Ellerin ve ayakların karıncalanıyor.

   ve sonra bir bakıyorsun kayboluyorlar.

  Bazen kendini bir anda kendinden geçmiş gibi hissediyorsun   sonra bir yerde çıplak duruyorsun.

  Belki daha önce bulunduğun bir yer belki de bulunmadığın bir yer.

  Ne kadar süreceğini bilmiyorsun, o yüzden yürümeye başlıyorsun   ta ki üzerine giyecek kıyafet bulana kadar.

  Sonunda diğer herkes gibi görünüyorsun.

  Etrafta tek başına takılıp tekrar kaybolmayı bekliyorsun.

  Ama geçmişten insanlar görüyorsun.

  Ölen insanları.

  Annen gibi.

  Evet, ama asıl mevzu, yaşanmış olayları değiştiremezsin.

  Değiştirmeyi denedim.

  Her hâlükârda gerçekleşiyor.

  Ev arkadaşım Charisse ile tanış.

  – Selam.

  – En iyi arkadaşım.

  – Hoşgeldin.

  – Ve bu geceki muhteşem aşçımız  Çünkü ben yemek yapamıyorum.

  Bunu bilmelisin.

  Güzel kız ama tosttan başka bir şey yapamıyor.

  – Gomez.

  – Gomolinski’nin kısaltılmışı.

  Seninle tanıştığıma memnun oldum.

  Hayır, aslında seninle tanışmayı istememiştik   ama Clare’i görmenin tek yolu bu gibi görünüyor.

  Siz Gomez’i boşverin.

  – Şarap ister misin, Henry?

  – Hayır, sağol.

  Su ister misin?

  – Tabii, olur.

  – Tamam.

  Bu kadar yakışıklı olduğunu söylememiştin.

  O kadar da yakışıklı değil.

  Çok fazla konuşmuyor.

  Kütüphanede çalıştığı dışında bir şey öğrenemedik.

  Belki de onu sorgulamaktan vazgeçmelisiniz.

  O kadar yıl boyunca erkek arkadaşın olmadı, her dakikanı bu adamla geçiriyorsun.

  – Nasıl biri diye baktım.

  – Rahat bırak kızı.

  Ona çok bağımlı.

  Onun bu mermiden kaçabileceğini mi sanıyorsun?

  Bilemiyorum.

  Bence o kadar da yakışıklı değil.

  Günlüğümü mü okuyorsun?

  Özel olduğunu söylemiştim.

  – Okumadım.

  – Okumuşun gibi görünüyor.

  Tarihleri bulmaya çalışıyordum.

  Seni görmeye gittiğim tarihleri.

  Çayırdaki küçük kıza söyleyebilmek için.

  Onun için önemliysem, onu görmeye gideceğim zamanları   beni boşuna beklemek zorunda kalmasın diye söylemek istiyorum.

  Çok özür dilerim.

  Bilemiyorum ne düşünüyordum.

  Gitmeliyim.

  Kalmanı istiyorum.

  Hadi, parçala şunu!

  Millet, bunu kaçırmayın.

  Hadi, parçala şu ibne herifi!

  Ayrılın.

  Ayrılın!

  – Henry.

  – Gomez.

  Ne yapıyorsun?

  Kaybol, gay düşmanı!

  Dostum, ne giyiyorsun öyle?

  – Tarih nedir?

  – Ne demek yani, tarih nedir?

  – Hangi yıldayız?

  – Hangi yıl da ne demek?

  Unut gitsin.

  Giyecek kıyafet bulmalıyım.

  Evet, pembe sana gitmemiş.

  – Ne yapıyorsun?

  – Kapıyı açıyorum.

  Kapıyı kapat.

  Bana burada neler olduğunu söyleyecek misin?

  Ne yapıyorsun?

  Ciddiyim.

  Bir sorunun varsa, belki ben yardım edebilirim.

  Tabii ya.

  Bak, seni umursamıyorum.

  Ama Clare’i umursuyorum.

  Neden bana bunların ne olduğunu söylemiyorsun?

  Bilmek istiyor musun?

  Sana söyleyeceğim.

  Çünkü sen ve ben uzun bir zaman boyunca arkadaş olacağız.

  Yani her şeyi bilmelisin.

  – Neyi bilmeliyim.

  – Yaşlı görünüyorum, değil mi?

  Çünkü yaşlıyım.

  Çünkü ben bu gece gelecekten buraya geldim.

  Ben bir zaman yolcusuyum.

  Aman Tanrım.

  Sen kafayı yemişsin.

  Ben 6 yaşımdayken başladı.

  Kriz geçirdim.

  Kayboldum Zamanın içinde yolculuk yaptım.

  Bu geceye 2003 yılından geliyorum.

  Hangi yıldayız?

  – 1995.

  Bu işten hiç hoşlanmadım.

  – Bu yılda ortaya çıktım.

  Nereye ve ne zaman döneceğimi bilmiyorum.

  Zorla içeri giriyorum ve ilk gördüğüm adamın kıyafetini çalıyorum.

  Yaptığım şeyin adını sen koy.

  – Evet ama sende bir sorun var.

  – Evet, var.

  Ama Clare’i düşünebileceğinden bile çok daha fazla umursuyorum.

  Merak etmene gerek yok.

  Güvenim tazelendi.

  Gelecekte, Charisse ve ben evleniyor muyum?

  Kelleşiyor muyum?

  Charisse kelleşiyor mu?

  Sana hayatın hakkında bir şey anlatmayacağım.

  İleride olacakları bilmek seni çıldırtır.

  Zırvaladığını biliyorsun, değil mi?

  – Bir dakika içinde böyle düşünmeyeceksin.

  – Öyle mi?

  Nedenmiş?

  – Selam.

  – Selam.

  – Charisse dışarı çıktı.

  – Henry burada mı?

  – Hayır, kütüphaneye gitti.

  – Onunla evlenme, Clare.

  – Ne?

  – Onunla evlenme, tamam mı?

  – Daha teklif bile etmedi.

  – Ne dediğimi biliyorsun.

  Onu seviyorum.

  Tamam, gel şöyle.

  Dün gece onu rıhtımda gördüm.

  Komik durumdaydık.

  Önce birini dövdü, sonra da ordunun deposuna gizlice girdik.

  Sonra da bana   zaman yolcusu olduğunu söyledi.

  Yani zamanda yolculuk ediyor.

  Sen de ona inandın mı?

  Gözümün önünde kaybolana kadar inanmamıştım.

  Öylecene kaybolup gitti.

  Evet, bu bir sorun.

  Bundan haberin olduğunu mu söylüyorsun?

  Çok uzun zamandır biliyordum.

  Neler döndüğünü bilmiyorum, tamam mı?

  Neler olduğunu bilmek de istemiyorum, çünkü umurumda değil.

  Ama bir saniyeliğine hepimizin kafayı yemediğini varsayıyorum  Henry her neyse   iyi değil.

  Ben Henry’i tüm hayatım boyunca bekliyordum ve artık burada.

  Artık gerçekleşti bile.

  Zaten istesem de değiştiremem.

  Öyleyse düşündüğümden daha kötü durumdasın.

  Belki de öyleyimdir.

  Şu adam cüzdanımı çaldı!

  Cüzdanımı çaldı!

  Şu adam cüzdanımı çaldı!

  Treni durdurun!

  Afedersiniz.

  – Siz Annette DeTamble mısınız?

  – Evet.

  Seni seviyorum.

  Yani, işinizi.

  Şarkı söyleyişinizi.

  Harika bir sesiniz var.

  Teşekkürler.

  Takdir ettim sizi.

  İnsanlar genelde beni tanımaz.

  Metroda olduğumdandır.

  Benim ismim Henry.

  Çok tuhaf.

  Benimde Henry isminde bir oğlum var.

  Ama daha sadece 3 yaşında.

  Bir kızla tanıştım.

  Onunla birlikte olduğumdan beri, kendimi güvende hissediyorum.

  Çok uzun zamandır kendimi böyle hissetmemiştim.

  Neredeyse çocukluğumdan beri.

  Sizi şarkı söylerken dinlemesini çok isterim.

  Belki bir gün dinler.

  Sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.

  Ben de sizinle tanıştığıma çok memnun oldum.

  Kızın, senin onun hakkındaki hislerini bildiğinden emin ol.

  Oğlunuz sizi çok seviyor.

  Biliyorum.

  Kimse yok mu?

  Baba?

  Ne işin var burada?

  Seni merak ettim.

  Birkaç kere aradım.

  Hastaydım.

  Öyleymiş.

  Orkestrayı aradım.

  Eylülden beri hasta olduğunu söylediler.

  Ağustostan beri.

  Violin çalmayı zorlaştıryor.

  O sana yardımcı olmaz.

  Tabii ki olur.

  – İçer misin?

  – Hayır.

  Artık içmiyorum.

  Merhamet.

  Paylaştığımız tek hevesimizdi.

  Önce yaşadığın yeri bir düzene sokmamız lazım.

  Kendine yemek hazırla.

  Yemek yiyor musun?

  Daha sık gelmemi ister misin?

  Seni doktora götürmemi   faturalarını ödememi ister misin?

  – Hayır.

  Hayır mı?

  Neye hayır, hepsine mi, bazılarına mı?

  Benim hayatıma burnunu sokmadan önce kendi hayatını düzene sok.

  Evleniyorum.

  Kim seninle evlenir ki?

  Hakkındaki gerçeği biliyor mu?

  Hakımdaki her şeyi biliyor.

  Her şeyi.

  İsmi Clare.

  Clare Abshire.

  Sanatçı.

  Ona annemim nişan yüzüğünü vermeyi çok istiyorum.

  O yüzden buradayım, ve bence anemim de hoşuna giderdi.

  Annenin hoşuna gideceğini nereden biliyorsun?

  Onu zar zor tanıyorsun.

  Onu tanıyorum.

  Hala da tanımaya devam ediyorum.

  Az önce onu metroda gördüm.

  Beni bebek arabasıyla gezdiriyordu.

  İkinizi birlikteyken de gördüm.

  Sahip olduğum bu şey hep lanetli değil.

  Öyleyse, neden onu lanet olası arabadan kurtarmıyorsun?

  Elimden gelse yapardım bunu sen de biliyorsun.

  Onun ölüşünü yüzlerce defa izledim.

  Asla olanları değiştirmeye yetecek kadar erken gidemedim.

  Onu hala özlüyorum.

  Her gün özlüyorum.

  Ben de özlüyorum.

  Henry.

  Hayatımda hiçbir şeyi kaybetmeye karşı durmayı istememiştim.

  Ama artık çok geç.

  Sırf güzel, zeki ve kusursuz olduğun için değil.

  Artık kendimi yalnız hissetmiyorum.

  Benimle evlenir misin?

  Hayır.

  Öyle demek istemedim.

  Denemek istemiştim.

  Hayır demeyi denemek istemiştim.

  Özgür irademden emin olmak istemiştim.

  Ama özgür iradem seni istiyor.

  – Yani evet mi?

  – Evet.

  Tabii ki, evet.

  Binlerce kez, evet.

  – Daha önce hiç silah kullandın mı?

  – Hayır, kullanmadım.

  – Merhaba!

  – Anne, biz geldik.

  Ziyafete hoşgeldin, dsotum.

  Aman Tanrım!

  O elbise savaştan çıkmış gibi.

  – Kargoyla yolla demiştim.

  – Anne, merak etme.

  Henry, canını sıkmak istemem ama baban düğüne gelecek mi?

  – Oturma düzeni için soruyorum da.

  – Sanırım gelemeyecek.

  Ne yazık.

  Atış talimine katılabilirdi.

  Görünüşe göre, erkekler böyle bağlanıyor.

  – Philip.

  – Fırlat.

  Phillip, geldiler.

  Bunun için hazır mısın?

  Gerçek bir sirktir.

  Evet, hazırım, efendim.

  Umarım Clare ile nasıl bir işe kalkıştığının farkındasındır.

  Anladığımdan emin değilim.

  Annesi ve ben onu gerçek Dünya’ya hazırlamakta pek başarılı olamadık.

  O konuda bilgim yok, ama kendi başına gayet iyi idare ediyor gibi görünüyor.

  Bunu duyduğuma sevindim.

  Hiç avlandın mı?

  Hayır, hiç avlanmadım.

  Belki seni bir ara ava çıkarırım.

  Çok hoşuma gider.

  Evet.

  Genelde ben av olurum.

  Ne derler bilirsin.

  Hayat bir avdır.

  – Günaydın.

  – Günaydın.

  Otursana.

  Nasıl bir şey istersin?

  – Kes gitsin.

  – Hepsini mi?

  Yarın evleniyorum   ve karım kısa saç seviyor.

  Tebrikler.

  Bakalım senin için ne yapabiliyorum.

  İkinizi de mutlu etmeye çalışayım.

  Baba.

  Gelmişsin.

  Sanırım gelinin ailesiyle tanışmalıyım.

  Babası Cumhuriyetçi.

  Ve bir avcı.

  Hadi be!

  Bir saniye, sakinleştirici almam lazım.

  Sakinleştirici mi?

  Bu iyi bir fikir mi ki?

  Damatsız düğün olmaz.

  Kaçık herif.

  İyi misin?

  Kahretsin.

  Saçı hep zor şekil almıştır.

  Anne, endişelenmeyi bırak artık.

  İyi görünüyor.

  Tanrım, sen çok güzelsin!

  Henry seni gördüğü zaman   ağzı bir karış açık kalacak.

  Çocukları kontrol eder misin?

  Peki.

  Tanrım!

  Peki.

  Kahretsin!

  – Beyler, hazır mısınız?

  – Evet, iyiyiz.

  Düğün için güzel bir gün.

  Çiçekler harika diğer şeyler de çok güzel.

  Herkes aşağıda bekliyor.

  Clare’e ne söylememi istersin?

  Bize yarım saat izin verin de süslenip güzelleşelim   ve üzerimiz giyinip aşağıya inmeye hazır olalım.

  5 dakika.

  Clare’e öyle söylerim.

  Hangi yıldan geliyorsun?

  Dedem gibi olmuşsun.

  Merak etme.

  Her şey yolunda.

  Aman ne güzel.

  Umarım kimse saçlarının griliğini fark etmez.

  Traş edecek vakit de yok.

  Nerede olduklarını bilmiyorum.

  İyi şanslar, tatlım.

  Saçları gri.

  Bu saçın hali ne?

  Ağzını bozma, evleniyorsun.

  Bugün buraya Henry ve Clare’nin evliliğini kutlamak için toplanmış bulunuyoruz.

  Aile ve arkadaşlarınızın önünde ve Tanrı’nın huzurunda karşılıklı yeminlerini edecekler.

  Bir araya geldiğimiz bu günden başlayarak   iyi günde ve kötü günde, zenginlikte ve yoksullukta, hastalıkta ve sağlıkta  Şimdi de güzel kızımı ve   yeni cesur oğlumu   dans pistine davet ediyorum.

  Merhaba, yabancı.

  Afedersin, töreni kaçırdım.

  Kaçırmadın.

  Benim O olmamı ister miydin?

  Sen zaten O’sun.

  Çift eşli olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ederdim.

  Sanırım, aynı kişiyle istediğin zaman istediğin kadar evlenebilirsin.

  Dur!

  Yapma!

  Nihayet.

  – Clare.

  – Kimi bekliyordun ki?

  Sana hindi bacağı getirdim.

  Aşçımız en iyi hindiyi yapar.

  Herkes öyle söylüyor.

  Neyse.

  Babam onu öğle yemeği için saklıyordu.

  Beni görmezden geliyor.

  Ben de onun bunu gerçekten hak etmediğini düşündüm.

  Annemi de görmezden geliyor.

  Alicia, yakın zamanda boşanacaklarını söylüyor.

  Boşanmayacaklar.

  Bana daha önce hiç böyle bir şey söylememiştin.

  Boşu boşuna endişelenmeni istemiyorum.

  Belki de boşanmalılar.

  Evet, beki de.

  Evli misin?

  Evet, evliyim.

  Eşin de zaman yolcusu mu?

  Hayır.

  Çok şükür ki, değil.

  Ona aşık mısın?

  Evet, hem de çok.

  Ne oldu?

  Yok bir şey, ben sadece benimle evlenmeni umuyordum.

  Hiç zaman hakkında düşündün mü?

  Akıp gidiyor, Alec.

  Zamanın işi bu.

  Tik, tik, tik  Seninle birlikte çayırlıktaydım.

  Öyle mi?

  Karımı kıskanıyordun.

  Kıskanıyordum.

  Senin, şişman ve bıyıklı bir kadınla evlendiğine   kendimi inandırmaya çalışırdım.

  Evet, tam benim tipim.

  Hadi, şu işi yapalım.

  – Çok iyi, oraya bırakabilirsiniz.

  – Tabii, bayan.

  Tatlım?

  Yakala şunu, Charlie.

  Yeter artık.

  Geri dön, seni adi herif!

  Dönmüşsün.

  Noeli kaçırdım mı?

  Evet ve yeni yılı da kaçırdın.

  Henry, 2 haftadır yoksun.

  Geri dönemedim.

  Her şeyi denedim.

  Tetiklesin diye sarhoş bile oldum.

  Sanırım işe yaramamış.

  Gitmeliyim.

  Şimdi mi?

  Daha yeni geldim.

  2 hafta içinde bir sergim var.

  Jeremy onunla çalışmam için bana bir stüdyo verdi.

  Burası çok küçük.

  Artık burada çalışamıyorum.

  Henry, sen gitti diye benim hayatım da durmuyor.

  Öyle bir şey söylemedim ki.

  – Bu konu hakkına konuşabilir miyiz?

  – Konuşmak mı?

  2 haftadır seninle konuşmak için buradaydım.

  Ne hakkında konuşmak istiyorsun?

  Burada oturup seni beklemenin ne kadar kötü hissettirdiğini mi?

  İşe gidiyorum.

  Çok güzel olacak.

  Hiçbir endişen olmasın.

  Peki.

  Sağolun, efendim.

  – İyi geceler.

  – İyi geceler.

  – Sabredemeyeceğim.

  – Ne için?

  Amerika’da şu an birisi multi milyoner olmuş olabilir.

  – Henry, ne yapıyorsun?

  Burada olmamalıyız.

  – Şu programı izlemeliyiz.

  – Başımıza bir şey gelecek.

  – Şu programı izlemeliyiz.

  O nedir?

  İyi şanslar  Ne yaptın sen?

  İlk rakamımız 

– 17.

  – 17.

  Sıradaki 

– 23 olur mu?

  – 23 numara.

  Veya 32.

  Sonraki 32.

  – 40 olmasının imkanı yok.

  – Ve 40.

  – 12 olamaz.

  – Ve son numaramız   12.

  İşte kazanan rakamar.

  – 17, 23, 32, 40, 12.

  – Az önce 5 milyon dolar kazandın.

  Bunu yapamazsın.

  Bu hile yapmak olur.

  – Tamam.

  Yırtıp atalım.

  – Hayır.

  Benim durumumla ilgili bir sürü dezavantaj var   fakat bu onlardan biri değil.

  Tüm odalara sıvası incelikle yapılmış.

  Muhteşem değil mi?

  Burası değil.

  Ben beğendim.

  Diğerini daha çok beğeneceksin.

  Şömineye bakın, insanı hayrete düşürüyor.

  Detaylar, mimari, pencereler.

  Olağanüstü.

  Hayır.

  Bu da değil.

  Teşekkürler.

  Şu manzaraya bir bakın.

  Baharda görseniz aşık olmazmıydınız?

  Diğer evlerden biraz daha ufak ama çok etkileyicidir.

  Evin ana girişi arka tarafa doğru yöneliyor   büyüleyici bir bahçesi var.

  Şu detaylara bir bakın.

  Şömine   merdivenler çok güzel   ahşap döşeme, bayıldım.

  Clare.

  İşte bizim evimiz.

  Garajı görüyor musun?

  Orası senin stüdyon.

  Hadi, gel.

  Hadi.

  İşte bahçe burada   ve tabii ki benim stüdyom.

  Fena değilmiş.

  – Nane?

  – Evet.

  – Sana siyah.

  – Evet.

  – Kaç tane daha yapalım?

  – Üç tane yeter.

  Uyandı.

  Tekmeliyor.

  Bebek tekmeliyor.

  Ne zaman öleceğini biliyor musun?

  Bilmiyorum.

  Daha yaşlı halini hiç görmedim.

  40 civarından daha yaşlı halini hiç görmedim.

  Hiç.

  Belki de durmalısın.

  Belki de zaman yolculuğunu bırakmalısın.

  Birileri tedaviyi bulur.

  Kullanabileceğin bir ilaç falan olmalı.

  Sana yardım edebilecek birileri ya da bir şeyler olmalı.

  Bebeğimiz olacak.

  Ne?

  Bence vakti geldi.

  Dr.  Kendrick’i bulmanın vakti geldi.

  Beni nasıl bulduğunuzu söylemiştiniz?

  Yaşlandığımda   karımın küçük bir kız olduğu zamana yolculuk yaptım.

  Dr.  Kendrick isminden bahsettiğimi söylüyor.

  Şikago bölgesinde 3 kişi buldum.

  Biri KBB uzmanı diğeri çocuk doktoruydu  Ben genetikçiyim.

  Ve benim de genetik anormalliğim var.

  Zaman bozukluğu deniyor.

  Bu sizin bulduğunuz bir isim.

  Bana öyle söyledi.

  Tabii ki sizden bahsediyorum.

  Bu ismi siz verdiniz   ama hangisinin önce olduğunu söylemek zor tabii.

  Görüyorsun, işte bu zaman yolculuğunun marifeti.

  Seni buraya öğrencilerim mi yolladı?

  Çünkü, dostum, çok iyisin!

  Tanrım.

  Beni kandırdın.

  Zaman kaybı olacağını biliyordum.

  Dur bir dakika.

  Bekle.

  Henry, bekle.

  Merhaba.

  Bebeği düşürdüm.

  Kendrick.

  Bay DeTamble.

  Karım düşük yaptı.

  Bunun için çok üzgünüm   ama yardım edebileceğim bir şey görmüyorum.

  Ya bebek de benim gibi zamanda yolculuk yaptıysa?

  Ya aynı genetik anormalliği varsa, ya rahmin dışına yolculuk yaptıysa?

  Yardıma ihtiyacın var.

  Benim sana edebileceğim gibi bir yardım değil.

  Sana bunu nasıl kanıtlayabilirim?

  Kanıtlayamazsın, bu imkansız!

  Sadece bir test yap.

  Bir şey bulmazsan, seni rahat bırakacağım ve sen de kendi hayatına dönersin.

  Güvenliği arıyorum.

  Burs.

  Berger bursu.

  Daha başvurmadın mı?

  Sen bunu nereden öğrendin?

  Sen kazanıyorsun.

  İlk diziyle başlıyoruz.

  10 dakika sürecek.

  Hadi be!

  Beynin, elektro manyetik enerjiyi   epileptik bölgeye emiyor   hem de tam yolculuğu yaptığın sırada.

  Buradan da görebilirsin.

  Epilepsi için kullanabileceğimiz ilaçlar var.

  Ama bu ilaçlar fetüs için fazla sert gelir.

  Düşüğe sebep olan durum buysa, tekrarlanır.

  Şu an 10 haftalık hamileyim.

  Daha önce hiç bu kadar sürmemişti.

  Belki de bebek zaman yolculuğu yapmayacak.

  Araştırıp bulacağız.

  Henry’nin genetik kodlarına bakacağız.

  Zaman genlerine bakmayı istiyoruz.

  Sonrasında ise aynı testi fetüse yapmayı düşünüyorum.

  Endişelenme, basit bir hücre çıkarma işlemi.

  Belki de hamileliği nasıl tamamlayabileceğini   gösterecek bulgulara rastlayabiliriz.

  Tatlım.

  – Ne?

  – Uyan Kanıyorsun.

  Ne?

  Evlat edinebiliriz.

  Benim sorunum ne?

  Hayatımda normal bir şey olmayacak mı?

  Anne olmak istiyorum, çocuk doğurmak istiyorum, senin çocuğunu.

  Neden anne olamıyorum?

  Bizi hiç bebekle görmedim.

  Geleceğe gittim   ve hiç bebek görmedim.

  – Bunu duymak istemiyorum.

  – Doktoru sen de duydun– – Yeter.

  Pekala, Henry.

  Adet yerini bulsun diye, son bir kez daha sormak zorundayım.

  Bunu yapmak istediğinden emin misin?

  Evet, belgeleri imzaladım.

  Biliyorum, ama kısırlaştırma bir kerelik karardır.

  Evet, bu iş şimdi olmalı.

  İyi misin?

  – Senin için birini arayalım mı?

  – Hayır.

  Taksi?

  Henry.

  Hey, sorun ne?

  Şu an burada olmaktan hoşnutsuzum.

  Sorun ben miyim?

  Hayır.

  Bir şey yaptım.

  Verilmesi zor bir karardı ve hiç hoşuna gitmeyecek.

  Ne yaptın?

  Hiç hoşuna gitmeyecek.

  Öyleyse niye yaptın.

  – Kavgamızı bitirmek için yaptım.

  – Kavgamızı mı?

  Neden?

  En azından bir kere olsun 

Sana sorduğum şeyin cevabını verebilir misin?

  Hiçbir şekilde anlamayacaktın.

  Aman ne güzel.

  Beni daha önce hiç öpmemiştin.

  Seninle birlikte çayırlıktaydım.

  Ne zaman?

  Sen 18 yaşındayken.

  İlk öpüşmemizdi.

  Kötü bir gün geçiriyordun.

  Bir şey yaptım.

  Yapmak zorunda olduğumu hissettiğim bir şeyi yaptım.

  Lütfen beni senden nefret ettirecek bir şey söyleme.

  Kısırlaştırma ameliyatı yaptırdım.

  Öleceğimi bilerek   benimle aynı ölümcül genetik bozukluğa sahip bir çocuğum olsun istemiyorum.

  Böyle bir şey yapmayacağım.

  Buna nasıl cüret edersin?

  Beni kandırdın.

  Sen  Çayırlığa geldin   ve küçük bir kızın, kalbine ve aklına girmek için kendini zorladın.

  Bu hayatı benim istediğimi mi düşünüyorsun?

  Hiçbir uyarı olmadan kaybolan kocayı ben mi istedim?

  Sence biri böyle bir hayatı ister mi?

  Kim böyle bir hayatı ister?

  – Seçme şansın var.

  – Asla seçmek için bir şansım olmadı.

  Alo?

  Geldiğin için sağol.

  Dışarısı buz gibi.

  Henry nerede?

  Uyuyor.

  Biraz ondan uzak kalmaya ihtiyacım var.

  İşler senin için ne hale geldi?

  İyi misin?

  Kavga ettik.

  Kötüydü.

  O adam bazen tam bir baş belası olabiliyor.

  Seni gördüğüme çok sevindim.

  – Selam.

  – Selam.

  – Selam.

  – Selam.

  Neyin var?

  Ne?

  Tuhafsın.

  Bütün hafta böyle tuhaf davrandın.

  Hamileyim.

  Otoparktaki geceyi hatırlıyor musun?

  Seni almaya geldiğim geceyi.

  Daha gençtin.

  Henüz ameliyat olmamıştın.

  Yani, seni aldatmış da sayılmam.

  Bu bebeği de kaybedersek, sana bir şey olursa  Şu andan itibaren başlayarak   artık kavga etmeyeceğiz.

  Heyecanlanmak bile yok.

  Yani, yolculuğa sebep olan şey stres ise   bu bebeğe Dünya’daki en huzurlu gebelik ortamını sağlamalıyız.

  18 haftalık ve son derece sağlıklı.

  Cinsiyetini sormuştunuz.

  Kız.

  Kızımız olacak.

  Çok güçlü kalp atışları var.

  Mia olsun mu?

  Çok hoş bir isim.

  O kitabı nereden buldun?

  Cherisse’den aldım.

  Jane olsun mu?

  Bütün oyuncak bebeklerime Jane ismini verirdim.

  İsmi hakkında konuşmak için daha erken.

  Sadece birkaç fikir ediniyorum.

  – Bakın içeride bir adam var.

  – Gördünüz mü?

  – Evet, bak.

  – Üzerinde kıyafeti bile yok.

  – Ne yapıyor orada öyle?

  – Kahretsin!

  – Şuna bir bakın.

  – Buna inanamıyorum.

  – Ne yapıyor?

  – Bilmiyorum.

  – Bu tarafa gelin.

  – Ama ben aslan görmek istiyorum.

  Baba.

  Babacığım.

  Hadi, gidelim.

  Hadi.

  Şu an, tanıştığımız ilk zaman.

  Tanıştığımıza memnun oldum.

  – Kaç yaşındasın?

  – 10.

  Sen?

  38.

  Bana kendin anlat.

  Okul ne durumda?

  Neler öğreniyorsun?

  Okulda pek bir şey öğrenmiyorum.

  Ama devamlı kitap okuyorum.

  Mısır hakkında okuyorum.

  Annem ve ben Yüzüklerin Efendisini okuyoruz.

  Büyük babam bana violin çalmasını öğretti.

  Büyük annemim şarkı söylemesini dinledim.

  Çok güzeldi.

  Aida operasındaydı.

  Zaman yolculuğu mu yapıyorsun?

  Annem ikimizin çok benzediğini söylüyor.

  Dr.  Kendrick benim bir mucize olduğumu söylüyor.

  Çünkü bazen istediğim yere gidebiliyorum.

  Kontrol edebiliyor musun?

  Gidişini, gelişini?

  Öğreniyorum.

  Ben doğmadan önce annemle seni sokakta yürürken görmüştüm.

  Yanımdan geçip gitmiştiniz.

  – Tartışıyordunuz.

  – Muhtemelen.

  Seninle tanıştığıma çok memnun oldum, Alba.

  Seni gördüğüme çok sevindim.

  Ben de, Baba.

  Ben de.

  Seni çok özledim.

  Ne kadar zaman oldu?

  Ben öldüğümde sen kaç yaşındaydın?

  Söyleyebilirsin.

  5.

  – 5 mi?

  – Üzgünüm, sana söylememeliydim.

  Hayır.

  Önemli değil.

  Bundan önce, yaşamadığım bir zamana yolculuk yapmamıştım.

  – Annen nasıl?

  – İyi.

  Üzgün.

  Alba, ne yapıyorsun?

  – Öğretmenim.

  – Hemen geri dön.

  Gitsen iyi olur.

  Başını belaya sokmak istemiyorum.

  Gel buraya.

  Git.

  Seni seviyorum, Baba.

  Ben de seni seviyorum, tatlım.

  Alba.

  Alba mı?

  İsmini Alba koyuyoruz.

  Onunla tanıştın mı?

  Evet.

  Çok güzel   ve çok da zeki.

  Onu çok seveceksin.

  Yani her şey yolunda mı gidiyor?

  Evet.

  Her şey yolunda gidiyor.

  – İtmeye devam et.

  – Kızımız geliyor.

  – İttir.

  – Kızımız geliyor.

  – Hadi!

  – İttir!

  İşte oldu.

  Tebrikler.

  Çok güzel bir kızınız oldu.

  Aman Tanrım.

  Selam.

  Henry?

  Alba’nın oynadığı çocuğu tanıyor musun?

  Alba.

  İyi de yanındaki kim?

  Senin kızın.

  Onların ikisi de senin kızın.

  Zamanda yolculuk ediyor.

  Çok mu tuhaf?

  Hayır, sanki büyülü bir şey gibi.

  Alba nerede?

  Gitti.

  Tatlım, bu konu hakında konuşmak ister misin?

  Hayır.

  – Yardım ister misin?

  – Hayır, sağol.

  Emin misin?

  Ne hakkındaydı?

  Nasıl yani ne?

  Neden bu kadar üzgün.

  Bir anlığına üzgündü sadece, sanırım.

  Pekala, Alba ne biliyor?

  Anlat bana, yoksa aklıma en kötüsünü getireceğim.

  Durma aklına en kötüsünü getir.

  Nasılsa öyle yapacaksın.

  İyi misin?

  Evet.

  Sağol.

  Doğum günün iyi geçti mi?

  Tatlım, seni rahatsız eden bir şey varsa bil ki her zaman annene anlatabilirsin.

  Hayır, anlatamam.

  Neden?

  Çünkü babam sana anlatmamamı söyledi.

  Babanı seviyorsun.

  Ama bazen baban da hatalı olabilir.

  Neler olduğunu anlatmak ister misin?

  Sorun değil anlatabilirsin.

  – Söz mü?

  – Söz.

  Babam ölecek.

  Bunu sana kim söyledi?

  Alba söyledi.

  O mu söyledi?

  Ben 5 yaşımdayken babamın öleceğini söyledi.

  Alba anlattı.

  O 5 yaşına geldiğinde sen ölüyormuşsun.

  Koridorda vurulmuş olarak belirdiğin gün.

  O gün değil mi?

  Vurulmuştun.

  Açıkçası ben de bilmiyorum.

  Korkuyorum.

  – Ölü.

  – Ama neden?

  Hayat böyledir.

  Doğarız, yaşarız, yaşlanırız ve sonra da ölürüz.

  Yardım et.

  Bırakalım da işlerini yapsınlar.

  Birilerinin onu kovaladığını söyledi, kar yağıyormuş  Bir yük vagonuna girmiş ve biri onu içeri kapatmış.

  Tanrım.

  Ayağını kurtaracaklar.

  Birkaç ay tekerlekli sandalyede olacak ama iyileşecek.

  Ama o yürüyebilmek zorunda   koşabilmek zorunda.

  Koşamazsa  Baba?

  Ölüyor musun?

  Hayır.

  Peki bundan sonra hep o sandalyede mi oturmak zorundasın?

  Sadece bir süreliğine, tatlım.

  Olaylar çok hızlı gelişiyor, tatlım.

  Çok fazla yolculuk yapıyorum.

  Belki de bana acı çektiren şey budur.

  Kalmayı dene, Baba.

  Nasıl?

  Gideceğimi hissettiğim zaman   kendi kendime şarkı söylüyorum.

  Hadi deneyelim.

  Clare.

  – Clare.

  – Hastaneyi arıyorum.

  Gün gelecek çok işine yarayacak.

  Hayır, hissetmelisin, tatlım.

  Tam oturttuğunda çevirmelisin.

  İşte benim kızım.

  – Harika kokuyor, anne.

  – Tamam, bu hazır.

  – Şuradaki.

  Eldivensiz dokunma.

  – Aldım.

  – Cömert ol.

  – Tamam, çok sıcak.

  Parçala.

  Dikkat et.

  Tamam, çok güzel oldu.

  İşte bitti.

  Bakın.

  Kar yağıyor!

  Tatlım, montunu giy!

  Tamam.

  Çok güzel.

  Hediyeleri bu gece açabilir miyiz?

  Ne hediyeleri?

  Noel Baba sen uyumadan önce gelmez.

  Dolaba baktım bile.

  Alba, o dolap kilitliydi.

  Hediyeler sabaha.

  Kural budur.

  Yılbaşı sabahından önce olmaz.

  Öyleyse ne yapacağız?

  – Hey, Gomez.

  – Hey.

  Bir dakikalığına dışarı gel benimle.

  – Niye ki?

  Dışarısı buz gibi.

  – Moruklaşma.

  Hadi, sadece birkaç saniye.

  Ne var ne yok?

  Her şey için sana teşekkür etmek istedim, dostum.

  Çok iyi bir arkaş oldun.

  Ne diyorsun sen?

  Bu gece bir olay olabilir.

  Tamam mı?

  O yüzden sana söylemek istedim.

  Tam bir baş belası olduğumu biliyorum   ama sen çok iyi idare ettin.

  Her şey çok güzeldi.

  Estağfurullah.

  Çocuklar çıldırdınız mı?

  Burası buz gibi.

  Üzerine şunu al.

  Gomez, bir dakika izin ver, dostum.

  Onlara biraz izin verelim.

  Henry?

  Hayır.

  Hayır.

  Gel buraya.

  Gel yanıma.

  Neden bu insanları davet etmeme izin verdin?

  Yalnız olmanı istemedim.

  Hiçbir şeyi değiştirmezdim.

  Hayatımızın   birlikte geçirdiğimiz bir saniyesinden bile vazgeçmezdim.

  – Gördün mü?

  – Evet.

  Sus.

  Baba.

  Baba.

  Vurduğumu biliyordum.

  – Hiçbir iz görmiyorum.

  – Evet.

  Hadi, şu tarafa bakalım.

  Clare.

  – Clare.

  – Hastaneyi arıyorum.

  Tamam.

  Seni seviyorum.

  Her şeyden çok seviyorum.

  Seni seviyorum.

  Seni daima seveceğim.

  Burada bekle.

  Alba, tatlım.

  Babacığım.

  Henry.

  Henry.

  Tatlım.

  – Baba?

  – Alba.

  Baba, seni tekrar göreceğimi biliyordum.

  – Kaç yaşındasın?

  Hangi yıl bu?

  – 9 yaşındayım.

  9 mu?

  Annen hala giysi mi bırakıyor?

  Hiç belli olmaz diyor.

  Max ve Rosa’yı hatırlıyorsun, değil mi?

  Gomez’in oğulları.

  Çok büyümüşler.

  Eve koşun, çocuklar.

  Babamın geldiğini, buraya gelmesini söyleyin.

  Hadi, gidelim.

  Beni bekle.

  Annem nasıl tanıştığınızın hikayesini anlatsana.

  Annen anlatmıyor mu?

  Anlatıyor, ama senin gibi değil.

  Tam bu çayırlıktaydık.

  Güzel bir günde   annen, keşfetmek isteyen   ufacık bir şeydi.

  Ve orada bir adam vardı.

  – Kıyafeti olmayan biri.

  – Üzerinde bir ilmik bile olmayan biri.

  Ona battaniye getirdikten sonra annen ne olduğunu merak ettiği için   ona zaman yolcusu olduğunu açıklamış.

  Hiç anlayamadığım bir sebepten dolayı   ona inanmış Çünkü bu doğru.

  Henry?

  – Gidiyorum.

  – Hayır, Baba.

  Şarkı söyle.

  Ben şarkı söyleyemem.

  Henry.

  – Hangi zamandan geliyorsun?

  – 39 yaşındayım.

  Alba daha bir bebek, evimizde ve mutluyuz.

  Geleceğini neden söylemedin, seni burada beklerdim.

  Beklemeni istemiyordum.

  Hayatını bekleyerek geçirmeni istemiyorum.

  Seni seviyorum.

  Kalamam.

  Biliyorum.

  Bazen ağaçların arasında olduğunu   ortaya çıkıp bana sürpriz yapmayı beklediğini düşünüyorum.

  Küçükken ben de öyle düşünürdüm.

  Daima buralarda, hatta olmadığı zamanlarda bile.

  Sanırım öyle, değil mi?

benim için hayatın kendisi sensin

Seni su anda dudaklarindan icmek istiyorum

bir tanem seni kendim gibi düşünüyorum

yalnız yaşamak istemedim ki artık

Sanki baska bir dünyadan gelmis ve herşeyi algılamaya çalışıyor gibisin

seninle gerçekten yaşamak için her şeyimi beraber olsun isterim

Bunu biliyorum

Ben bu haline bayılıyorum

bilmediğimiz çok şey var

Seninle bazen farkli bir alemde gibi hissediyorum

bende sana hayranım

bu olmalı canım benim

öyle olduğu kesin…

ileride diyor ya…

Ahh birseyleri çözebilsek