135 dk

Yönetmen:Clint Eastwood

Senaryo:Richard LaGravenese, Robert James Waller

Ülke:ABD

Tür:Dram, Romantik

Vizyon Tarihi:27 Ekim 1995 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:Lennie Niehaus

Oyuncular: Clint Eastwood, Meryl Streep, Annie Corley

Özet

1960’larda bir gün fotoğrafçı Robert Kincaid Madison County’e bazı köprü resimleri çekmek için geliyor. Ama orada tanıştığı Francesca Johnson adlı bir ev kadınına da aşık oluyor. 4 gün boyunca müthiş bir aşk yaşayan Robert ve Francesca bu dört günün sonunda bir seçim yapmak zorunda kalıyorlar. Francesca evlidir ve çocukları vardır. Robert, ondan kendisiyle beraber gelmesini istiyor ama Francesca, Robert’ı hayatında kimseyi sevmediği kadar sevse de öbür tarafta da bir ailesi vardır.

Film Metni

Bay ve Bayan Richard Johnson Kır Yolu 2 YASAK İLİŞKİ Selam abla.

 Michael, şurayı imzalayabilir misiniz?

 İşte şurası   size kasanın içindekilerinin tüm hakkını devrediyor.

 Lütfen, şurası da, banka   sorumluluklardan kurtulmuş oluyor.

 Ne heyecan verici.

 Kim bilir, annenizin gizlenmiş milyonlarını keşfedeceğiz.

 Başlayabilir miyiz?

 Şimdilik anneniz   işlemler için Vedar Heights Morg’unda.

 Gereken her şey yapıldı sanırım.

 -Bir sorun var.

 -Ne sorunu?

 Anneniz ölümünden sonra yakılmasını şart koştu.

 -Ben de anlamadım.

 -Ne zaman karar verdi buna?

 Anlaşılan, ölümünden hemen önce.

 -Bunu yapan kimseyi tanımıyorum.

 -Yapan çok.

 Bizden kimse yapmadı.

 Babam mezarlıkta kendisi   ve annem için yer satın aldı.

 -Vasiyetname bu konuda kesin.

 -Umurumda değil.

 Belki de annemiz deliriyordu.

 Ne dediğini bilmiyordu.

 Neden babamın 2 mezar satın almasına izin verdi?

 Ne istediği çok kesin.

 Küllerinin Roseman Köprüsü’nden atılması.

 -Ne?

! -Tuhaf! Tüm bunları annemin yazdığından emin misiniz?

 Noterce tasdik edilmiş, Bayan Lucy Delaney de şahit.

 -Ona sorabilirsiniz.

 -O kim?

 Onu anımsıyorum.

 Yasal olup olmadığı umurumda değil, onu yakmayacağız   izi kalmayacak bir köprüden atmayacağız   düşün, külleri yok olup gidecek! -Üstünden arabalar filan geçecek.

 -Mümkün değil.

 Dinimize uyar mı bilmem.

 Belki de İtalyanlara özgüdür.

 Kendisi İtalyan’dı.

 Umurumda değil! Devam edin.

 Yeniden düşünebiliriz.

 Kasayı açalım mı?

 Michael, şuna bak.

 Bu fotoğraflarını gördün mü?

 1965’ten beri bu zarfın içindeler.

 Sutyeni yok.

 Holliwell Köprüsü.

 -Belki birisi ilgilenir dedim.

 -Neden iki tapu var?

 Bu, 59’dan sonra alınmış topraklar için.

 Ya bu?

 Annenizin sattığı malların faturaları.

 -Şu ilki asıl topraklara ait.

 -O’nun güzel bir resmi.

 Ne?

 Buraya gelir misin?

 Ne var?

 Nereye gidiyoruz?

 Benden söz ediyor mu?

 Bana bir şeyler bırakmış mı?

 Hayır.

 Ne oluyor?

 Diyorduk ki, acaba yalnızca kasanın   içindekilere, Carolyn ve ben bakabilseydik.

 Sizi boş yere bekletmiş olmazdık.

 İşlemler için sizi arayacağım.

 ”Ne olup bittiğini anlamak ve   yaşamaya devam edebilmek için kendimle mücadele içindeyim   yollarımızın ayrıldığının bilincindeyim.

 Makinemin objektifinden baktığımda, seni görüyorum.

 Bir makaleye başladığımda, sana yazdığımı anlıyorum.

 Geçen süre, bizi birbirimize yakınlaştırdı   bu 4 gün, tüm hayatımızı.

” Daha fazla duymak istemiyorum.

 Yak şunu.

 Duymak istemiyorum.

 At gitsin.

 Şimdi ne anlatıyor?

 Eğer, diyor annemiz ona gereksinim duyarsa   onu National Geographic dergisinde bulabilir.

 Fotoğrafçıydı.

 Yazmayacağına söz veriyor.

 Sonra: ”Seni seviyorum, Robert.

” Robert! Tanrım! Geberteceğim onu.

 Biraz zor.

 Ölmüş.

 Bu mektubun konusu   avukatından geliyor.

 Her şeyini annemize bırakmış.

 İstemiş ki  Ne?

 Küllerinin Roseman Köprüsü’nden atılmasını istemiş.

 Annemin tek başına düşünmeyeceğini anlamalıydım.

 Ahlaksız bir fotoğrafçı parçasının   etkisinde kalmış.

 Bu puşt ne zaman ölmüş?

 1982’de.

 Bir dakika   babamın ölümünden 3 yıl sonra.

 Emin misin ?

 Bilmiyorum! Her şey karmakarışık.

 Bu kentten ayrılmanın bedeli.

 Daha çocuktuk o zamanlar.

 Hala inanamıyorum.

 Acaba diyorum onunla   sevişti mi?

 Ne sanıyorsun?

 Kafan çocuk masallarıyla dolu.

 Benimle böyle konuşma.

 O benim annemdi! Şimdi de şey olduğunu buluyorum  Ne?

 Öyle deme! Ne dememem gerekiyormuş?

 Bana söz etmemesini anlamıyorum.

 Haftada bir kez konuşuyorduk.

 Nasıl yapabildi?

 Ne zaman olmuş?

 Babam biliyor muydu?

 Bu zarfta başka bir şey yok mu?

 Hayır, sanmıyorum.

 FRANCESCA Kendin oku.

 Sen oku.

 ”Ocak, 1987.

 Sevgili Carolyn: Umarım Michael’la okursun.

 Onun olan bitenleri anlaması için   yardımının gerektiğine inanıyorum.

 Her şeyden önce   ikinizi de çok seviyorum.

 Kendimi iyi de hissetsem, bir açıklığa gerek var   üslubumu bağışlayın.

” Üstelik bir de mizah yapıyor.

 ”Kasanın içindekilere baktığında   bu mektubu bulacağından eminim.

 Bunları çocuklarıma yazmam kolay değil.

 Bu gerçeği kendimle ölüme götürebilirim.

 Ama yaşlandıkça   korkularımız hafifliyor.

 Git gide önemli olan   anlaşılabilmek.

 Bu kısacık sürede kim olduğunun anlaşılabilmesi.

 Yeryüzünü sevdiklerinden   ayrı ve anlaşılmadan terk etmek hüzünlü.

 Bir anne için ne olursa olsun çocuklarını sevmek kolay.

 Bilmiyorum çocuklar için de böyle mi.

 Siz, sizi nasıl yetiştirdiğimizle öylesine meşgulsünüz ki.

 İsmi Robert Kincaid idi.

 Fotoğrafçıydı ve 1965’te buradaydı   National Geographic için   köprüler üstüne makale hazırlıyordu.

 Anımsıyor musun, dergiyi, satın aldığımızda   kendimizi nasıl ünlü hissetmiştik?

” Roseman Köprüsü.

 Robert Kincaid olmalı.

 Annemin madalyonu.

 ”Ona kızmanızı istemiyorum.

 Tüm hikayeyi öğrendiğinizde, onu anlayacağınızı umarım.

” -Anlamak mı?

 -”Hepsi burada, defterlerde.

” Günlük ”Illinois Eyalet Fuarı’nın haftasıydı.

 Babanızla birlikte Carolyn’in öküz   yarışmasına gidiyordunuz.

 Pazar akşamı gittiniz.

 Size tuhaf gelecek ” Ama gitmenizi istiyordum Cumaya dek evde olmayacaktınız 4 gün Yalnızca 4 gün Richard! Yemek hazır! -Kapı için ne dedim sana?

 -Affedersin.

 Dua etmek ister misin?

 Dua.

 Sos isteyen?

 Ekmek?

 Teşekkürler.

 Çekmece olası.

 Bekle.

 Sinirlenmenin gereği yok.

 Affedersin.

 Gerekmezdi.

 Baharatlı yemeklerden sakın.

 Söz ver bana.

 Yemin ederim.

 Yalnızca filtreli.

 Günde yarım paket.

 -Kurallarım var.

 -Doktor söyledi.

 Biliyorum, şaka yapmıştım.

 -Gelmek istemediğinden emin misin?

 -Kesinlikle.

 İşsiz kadın, bir başına ne yapacaksın?

 Bir çiftçi ne yaparsa, fakat yardımsız.

 Sen yanımda olmayınca uyuyamayacağımı biliyorsun.

 Hepsi hepsi 4 gün.

 Tanrım, neredeydin?

 Onları kaçırdın işte.

 Gittiler.

 Neden beni seviyorsun?

 Ben seni sevmiyorum.

 Aşağı in.

 Bu şarkıyı seviyor musun?

 Şimdi yalnızca   sen ve ben.

 Merhaba.

 Bana öyle geliyor ki, yolumu kaybettim.

 Iowa’da mı olmalısınız?

 Öyleyse kaybolmadınız.

 Bir köprü arıyorum.

 Üstü kapalı köprülerden biri.

 Roseman mı?

 Evet.

 Çok uzak değil.

 Yaklaşık 3 km.

 uzaklıkta.

 Hangi yönde?

 Şuradan gidin, Cutter’lerden sola dönün.

 Cutter’ler mi?

 Çiftlik.

 Yol kıyısında küçük bir ev.

 Sarı bir köpek var.

 Sarı bir köpek.

 Tamam.

 Sonra, bu yolu, yol ayrımına dek izleyin.

 Yalnızca  700 veya 800 metre.

 Daha sonra neresiydi?

 Sağa dönün.

 Daha sonra  Hayır.

 Bu değil.

 Özür dilerim.

 Peterson’lar.

 Petersonlar.

 Petersonların Çiftliği.

 Eski okuldan sola dönün.

 Yollarda işaret olsaydı   tarif etmesi kolay olurdu.

 Kesinlikle.

 İsterseniz sizi götürebilirim.

 Ya da tarif edebilirim.

 Götürebilirim ya da tarif edebilirim.

 Seçin.

 Benim için ikisi de aynı.

 Sizi rahatsız etmek istemem.

 Hayır, kendime buzlu çay yapıp sonra da   enerji toplayacaktım, ama daha zamanım var.

 Peki.

 Ayakkabılarımı alayım.

 FOTO KINCAID Bellingham, Wash.

 Konuk beklemiyordum.

 Nereye doğru?

 Çıkıyoruz.

 Sonra sağa.

 Çıkıyoruz   ve sağa.

 Olağanüstü güzel kokuyor yalnızca bu yöreye özgü.

 Biliyor musunuz?

 Hayır.

 Anlatması zor.

 Bereketli toprakların kokusu.

 Bu bereketli toprakların kokusu   canlı  yani, belki de canlı değil.

 Hissetmiyorsunuz.

 Burada yaşıyor olduğumdandır.

 Evet, sanırım.

 Sonuçta, harika kokuyor.

 Washington’dan mısınız?

 25 yaşına kadar.

 Evlendiğimde Chicago’ya taşındım.

 Ne zaman geri döndünüz?

 Boşandıktan sonra.

 Ne zamandan beri evlisiniz?

 Uzun zamandır.

 Uzun zaman?

 Nerelisiniz?

 Sizi rahatsız etmiyorsa?

 Hayır, rahatsız etmiyor.

 Ben  -İtalya’da doğdum.

 -İtalya mı?

 İtalya’dan Iowa’ya.

 Neresinde?

 Doğusunda küçük bir kentte yaşıyorduk.

 Kimse bilmez.

 Bari.

 Bari’yi bilirim.

 İş için Yunanistan’daydım   ve Bari’den geçmek zorundaydım.

 Pencereden baktığımda, çok hoşuma gitti.

 Trenden inip bir kaç gün geçirdim.

 Trenden indiniz, çünkü hoşunuza gitti?

 Evet, aynen öyle.

 Affedersiniz.

 Bir sigara?

 Elbette, bir tane.

 Ne zamandan beri Iowa’da yaşıyorsunuz?

 Çoktandır.

 Trenden indiniz   ve kimseleri tanımadan orada kaldınız?

 İşte orada.

 Çok güzel.

 Muhteşem.

 Bugün fotoğraf çekmeyeceğim.

 Yalnızca hazırlık yapacağım.

 Yarın çekerim.

 Şu an ışık iyi değil.

 Ben beklerim.

 Rahatınıza bakın.

 Oraya gideceğim.

 Sanırım başlamak için güzel bir yer.

 Şahane bir köprü.

 Buralara pek gelmezsiniz galiba.

 Hayır.

 Hep böyle sıcak mı burası?

 Oh, evet.

 Bu mevsimde.

 İsterseniz bagajda meşrubat var.

 -Siz de istiyor musunuz?

 -Şimdi değil.

 Bir tane alacağım.

 Buradasınız.

 Beni yakaladınız.

 Sizin için çiçek topluyordum.

 Erkekler hala yaparlar, değil mi?

 Sizce demode miyim?

 Çiçek toplamak birisine değer vermektir.

 Ama, bunlar zehirli.

 Şaka yaptım! Özür dilerim.

 Yalnızca bir şakaydı.

 Özür dilerim.

 Sadistlik doğanızda mı var?

 Neden yaptığımı bilmiyorum.

 -Alın.

 -Çok güzel.

 Özür dilerim.

 Aradığınız özel bir şey mi?

 Seçim şansı pek yok.

 Az önce Chicago istasyonundaydım.

 Çok iyi blues vardı.

 1410.

 İşte.

 Bir sigara daha?

 Memnuniyetle.

 Sarı köpek bu muydu?

 -Beyaz değil mi?

 -Hayır, sarı.

 Her şey için teşekkür ederim, Bayan Johnson.

 Francesca.

 Robert.

 Buzlu çay ister misiniz?

 Evet.

 Şimdi sizinle yalnızım Evet, oturun.

 -Limon ister misiniz?

 -Evet.

 Belki   bir parça şeker?

 İsterim.

 Daha da isterseniz  Teşekkürler.

 Sizi korkutmuyorlar mı?

 Gerçekten özür dilerim.

 Neden öyle söylediğimi   bilmiyorum.

 Nerede kalıyorsunuz?

 Küçük kabinli bir yer.

 Motel gibi bir şey.

 Adresi var, ama daha gitmedim.

 Burada ne kadar kalacaksınız?

 Bilmiyorum, 4 ya da 5 gün, en fazla bir hafta.

 Kısacası işimin bitmesine bağlı.

 Aileniz nerede?

 Kocam çocukları eyalet fuarına götürdü.

 Kızım öküz yarışmasına katılıyor.

 Kaç yaşında?

 Bir buçuk.

 Hayır, çocuklarınız.

 Michael 17.

 Carolyn ise 16.

 İnsanın çocukları olması güzel.

 Çocuk değiller artık.

 Her şey değişiyor.

 Her zaman.

 Doğa yasası.

 Bazıları değişiklikten korkuyorlar.

 Ama   kaçınılmaz olduğunu, düşündüğünüzde   bir umut bulabilirsiniz.

 Kuşkusuz.

 Ben değişikliklerden korkanlardanım.

 Sanmıyorum.

 Neden öyle diyorsunuz?

 İtalya’dan Iowa’ya, büyük bir değişiklik.

 Ama Richard orada Orduda’ydı.

 Napoli’de yaşarken tanıştım onunla.

 Iowa’yı hiç bilmiyordum.

 Amerika’ya gitme düşüncesi vardı   ve elbette, Richard ile birlikte olmak.

 Nasıl birisi?

 Temiz bir insan.

 Temiz?

 Hayır.

 Şey  Başka yönleri de var.

 Çok çalışkan   çok şefkatli   dürüst   efendi   iyi bir baba.

 Ve temiz.

 Temiz.

 Iowa’daki yaşamı seviyorsunuz, sanırım?

 Haydi.

 Kimselere söylemeyeceğim.

 Şöyle demeliyim: ”Çok güzel.

 Sakin bir yer ve halkı gerçekten efendi.

” Ve tüm bunlar doğru.

 Çoğunlukla.

 Sakin.

 Ve halkı efendi ve ince.

 Belirli yönlerde.

 Birbirimize yardım ederiz.

 Hastalıkta, felakette, komşular yardıma koşar.

 Mısırı, yulafı toplarlar vs.

 Kentte, arabayı kilitlemezsiniz, çocuklar eğlenebilirler.

 Endişe etmezsiniz.

 Buranın insanlarında çok   iyi şeyler var.

 Değerlerine saygı duyuyorum.

 Ama  Ama?

 Şey değil   küçükken düşünü kurduğum   bu değildi.

 Geçen gün bir şeyler yazdım.

 Yolda olduğumda sık sık yaparım bunu.

 Yaklaşık şöyle: ”Eski düşler   çok iyi düşlerdi. Gerçekleşmediler ama, düşlemiş olmaktan mutluyum.” Anlamını bilmiyorum.

 Bir gün işime yarar dedim.

 Yani, sizi anladığımı sanıyorum.

 Benimle yemeğe kalır mısınız?

 Kentte fazla bir şey yok.

 Ve yalnız yemek zorundasınız.

 Ben de.

 Evet, memnuniyetle.

 Her zaman yolda ev yemeği yiyemiyorum.

 Tamam.

 Gülünç.

 Filmleri buzdolabına koyabilir miyim?

 -Elbette, çekinmeyin.

 -Bu sıcak filmleri affetmez.

 Size yardım edebilir miyim?

 -Neye yardım?

 Mutfağa mı?

 -Erkekler de yemek yaparlar.

 Tamam, zevkle.

 Ne yapabilirim?

 Havuçları soyun.

 Havuçları soyayım.

 Rendeleyin.

 Salata yapın.

 Havuçları rende.

 Nasıl?

 Çok güzel.

 Harika.

 Fena değil, ha?

 Uçlarını kesmeyi unutmayın.

 Uçlarını keselim.

 Bırakın ben yapayım  Kusura bakmayın.

 Diğerlerinin de uçlarını kesebilirim.

 Evet.

 İyi bir düşünce.

 Böyle mi?

 Güzel.

 Ama parmaklarınızla değil.

 Daha sonra kokarlar  Size limon getireyim.

 Bir bira ister misiniz?

 -Arabamda olacaktı.

 -İyi olurdu.

 Tembellik için her bahane iyidir.

 Çok güzel.

 Bir dakika.

 Daha iyisi var.

 Düşünün bir: Boynuma asılı üç makine   sehpa, pantolonum ayaklarıma dolaşmış.

 Bir çalının arkasındayım, birden dehşet büyük bir   goril bana, daha önce hiç   görmediğiniz şehvet dolu gözlerle bakıyor.

 Hiç görmediğiniz kadar kıllı bir yaratık.

 Kıpırdamıyorum, bu durumda öyle yapılır derler.

 Bana doğru yaklaşmaya başladı.

 Daha sonra?

 Ne?

 Tanrım! Dayanamayacağım  Kızarıyorsunuz.

 Acıklı bir konu, ve acı verici bir konu   gerçekten.

 -Daha sonra ne oldu?

 -Nişanlandık.

 Tüm bunları   bunları yazmalısınız.

 İsterdim, bu hariç.

 Gözleri sürmeli, dudakları parlak   dişi bir goril; öylesine güzeldi ki  Mektuplaşıyoruz.

 Bunu yazmayı istemiyorum.

 Korkarım   üslubum biraz çok teknik.

 Sorun uzun yıllardan beri gazeteciyseniz   yaratıcı yanınıza izin vermiyorsunuz.

 Fotoğraflarla yetiniyorum.

 Fotoğraf çekmekle.

 Hoşuma gidiyor.

 İşinizi gerçekten seviyorsunuz.

 Bir tür tutku.

 Neden sizce?

 Bilmiyorum.

 Tutkunun nedeni yok.

 Bu yüzden tutkudur, değil mi.

 Bir sanatçı gibi konuşuyorsunuz.

 Böyle bir iddiam yok.

 National Geographic fotoğraflarının net   ama kişisel olmamasını istiyor.

 Beni rahatsız etmiyor.

 Sanatçı değilim.

 Sanırım engellerden birisi fazla ölçülü olmak, normal olmak.

 Normal değilsiniz.

 Gerçekten mi?

 Onu demek istememiştim   yani o anlamda.

 Önemli değil, bunu bir iltifat gibi değerlendirip   başka şeye geçelim.

 Öğretmenliği seviyor musunuz?

 Evet, bazen bir öğrenci kavradığında, sözüm ona   hepsi anlamış oluyor, ama gerçek bu değil.

 Bir ya da   iki öğrenciye bir şeyler kattığınızı düşünüyorsunuz.

 -Sizin için?

 -Umarım.

 Bir tanesi tıp okudu.

 Neden bıraktınız?

 Çocuklarım.

 Ve   Richard çalışmamı istemiyordu.

 Ama hoşunuza gidiyordu.

 Hiç düşünmüyorum.

 Sizce gördüğünüz en heyecan verici yer neresi?

 -Eğer konuşmaktan yorulmadıysanız.

 –En heyecan verici 

Bir erkek kendisini anlatmaktan yorulur mu?

 Nerede kaldınız?

 Aptalca bir gözlem, böyle demek istemedim.

 Belki de canınız sıkılıyor   bir ev kadını ile belirsiz bir yerde söyleşmekten.

 Evinizdeyiz.

 Belirsiz bir yer değil.

 Ve can sıkıcı değil.

 Düşünelim.

 Sanırım, gördüğüm en heyecan verici yer Afrika.

 Çünkü başka bir dünya.

 Yalnızca kültürü ve halkı değil.

 Onlar da   olağanüstü, ama havası.

 Tan atımının renkleri.

 Elle tutulabilir bir şeyler var.

 İnsanla hayvanın birlikteliği, hayvanla hayvanın.

 Yaşam mücadelesi.

 Hiç bir yargı yok.

 Zoraki hiç bir değer.

 Her şey kendi doğallığı içinde.

 Olağanüstü, gerçekten.

 Şu ya da bu değil.

 Görünüşte   bir cennet gibi.

 Görmeyi ne kadar isterdim.

 Safariler düzenleniyor.

 Kocanıza sorabilirsiniz.

 Evet.

 Çok güzel bir gece.

 Dolaşmak ister misiniz?

 Burada her şeyiniz var.

 Ciddiyim.

 Gördüğüm en güzel yerlerden biri.

 ”Ayın gümüşten elmaları, ve güneşin altından elmaları.

” Yeats.

 ”Gezgin Aengus’un ezgisi.

-Güzel edebiyat; Yeats, ha?

 -Evet.

 Gerçekçi, yalın, duyarlı   olağanüstü ve büyülü; İrlandalı atalarıma dokunuyor.

 -Canınız mı sıkıldı?

 -Bir şey içer misiniz?

 Kahve?

 Belki de konyak?

 Ya da ikisi de.

 Evet?

 Haydi.

 Yardım ister misiniz?

 Hayır.

 Yalnızca bulaşıkları sudan geçiriyorum.

 Sonra yıkarım.

 Francesca.

 İyi misiniz?

 Evet.

 Ne?

 Ne?

 Kötü bir şey yapmıyoruz.

 Çocuklarınıza anlatabilirsiniz.

 Başka gecelerde, başka müziklerle?

 Onu sarhoş etmiş.

 Tüm olup biten bu.

 Belki de tecavüz etti.

 Bize de cesaret edip söyleyemedi.

 Onu hiç zorlamadı.

 -Ne kadar iyi bir insan.

 -Başkasının karısıyla yatmaya kalkıyor! Sanmıyorum.

 En azından kötü olması için neden değil.

 Bana Steve’i anımsatıyor.

 Steve   zayıf, ahlaksız ve yalancı, ama yine de iyi bir tip.

 Yalnızca evlenmemeliydi.

 En azından benimle.

 Acıktım.

 Sen acıkmadın mı?

 Abla, durum bu kadar kötü mü?

 Rica ederim, üzülme.

 Kimse beni onunla olmaya zorlamıyor.

 Neden hala berabersin?

 -Size bir soru sorabilir miyim?

 -Hayır.

 Neden boşandınız?

 Hiç evimde değildim.

 Öyleyse neden evlendim?

 Güzel bir soru.

 Bağlanmak istiyordum.

 Kök salmak.

 Yollarda insan kendini kaybediyor.

 Peki, ne oldu?

 Kaybolmadım.

 Yollarda evimde gibiydim, evimdeyse tersine.

 Bir çeşit dünya vatandaşı.

 -Kendinizi yalnız hissetmiyor musunuz.

 -Hayır.

 Asla.

 Dünyanın her yerinde dostlarım var.

 Onları ziyaret ediyorum.

 Kadınlar da var mı?

 Yalnızım ama rahip değilim.

 Kimseye ihtiyacınız yok mu?

 Sanırım herkese.

 İnsanları seviyorum.

 Her birini.

 Iowa’daki sorun bu.

 Sürekli aynı insanlarla karşılaşıyorsunuz.

 Yani Bay Delaney Bayan Redfield ile bir ilişkisi olduğunda   tüm kent duyuyor.

 Her yerde böyle.

 Sanırım çok fazla sahiplenme var:  ”Bana ait” ”Bu kadın benim, bu koca benim.

” Yığınla duvarlar.

 Anlıyor musunuz?

 Sizi korkutmuyor mu?

 Yalnız olmak?

 Sanmıyorum.

 Sizce gizemli olmalıyım.

 Hiç pişman oldunuz mı?

 -Neye?

 -Boşanmanıza.

 Hayır.

 Ailesiz olmak sizi üzmüyor mu?

 Herkes aile kurmak zorunda değil.

 Yalnızca arzularınıza göre yaşamak?

 Ya diğerleri?

 -İnsanları seviyorum.

 -Ama özel birisini?

 -Herkesi bir o kadar seviyorum.

 -Aynı şey değil.

 Doğru aynı şey değil ama bana   neyin iyi olmadığını, neyin anormal olduğunu söylüyorsunuz.

 Onu demek istemedim.

 Amerikan aile anlayışıyla küçük bir sorunum var   bu aile anlayışı, tüm ülkeyi ipnotize etmiş durumda.

 Belki, benim zavallı, yeryüzünde bir başına gezinen   televizyonsuz, otomatik fırınsız birisi olduğumu düşünüyorsunuz.

 Eğer birisi aileyi savunursa ipnotize edilmiş sayılmaz.

 Ceylanları görmesem de, bilinçsizce yaşıyorum denemez.

 Kocanızı terk eder misiniz?

 Hayır.

 Elbette ki hayır.

 Affedersiniz  Gerçekten özür dilerim.

 Neden sordunuz bunu?

 Yaptığımız bu.

 Birbirimize sorular soruyoruz.

 Soru soruyorsunuz.

 Anlamlarını belirtiyorsunuz.

 Bense, onları yorumlamak için çok basit biri olmalıyım.

 Affedersiniz.

 Affedersiniz.

 Şafakta Köprü’deyim.

 Gitmem gerek.

 Affedersiniz.

 Affedersiniz.

 Beni bağışlayın.

 Çok özel bir soruydu.

 Budalalık ettim.

 Sanırım bir şeyler berbat oldu.

 Mükemmel bir geceydi, her şeyiyle.

 Mükemmel bir gece   güzel bir gezinti.

 Teşekkürler   arkadaşlığınıza ve konyağa.

 Siz iyi bir kadınsınız, Francesca.

 Konyağı iyi saklayın.

 Zamanla daha da değerlenir.

 Yanılmayın.

 Basit bir kadın değilsiniz.

 Johnson.

 Richard, merhaba.

 Yerleştiniz mi?

 ”İyi”, dedim.

 Bir başka akşam yemeği isterseniz, pervanelerin kanatlandığı anda Bu gece gelin, işinizi bitirdiğinizde istediğiniz saatte

Merhaba, ben Robert Kincaid Merhaba.

 Notunuzu aldım W.

B. Yeats dahil.

 Hemen okuyamadım, çünkü ışık değişiyordu.

 Çalışmam gerekiyordu.

 Işık değişiyordu.

 Ama davetinizi kabuk ediyorum Bir parça geç kakacağım Hokkiwekk Köprüsü ne gidiyorum 21:00 den sonra, ne dersiniz?

 İşiniz hepsinden önemli.

 Yiyecek bir şeyler hazırlayacağım.

 Belki de bana eşlik etmek istersiniz.

 Evet, hoşuma giderdi, ama   sizi orada bulayım.

 Tamam mı?

 Tamam Saat kaçta?

 18:00 uygun mu?

 Uygun.

 Mükemmel.

 DES MOINES 14 MİL -Tanrım, Lucy Redfield! -Bayan Delaney onları görmüş.

 Burada yer var, arzu ederseniz.

 Teşekkür ederim.

 Çok sıcak, değil mi?

 Evet.

 ısmarlayacak mısınız?

 Hayır.

 Teşekkürler  Vaz geçtim.

 Buna ne dersiniz?

 Bilmiyorum.

 Elbise almayalı öylesine uzun zaman oldu ki.

 Basit bir elbise istiyorum.

 Önemli bir gün için filan değil.

 Yeni bir elbise satın almak istiyorum, hepsi bu.

 Sanırım bu olur.

 Eğer kocanız beğenmezse, acıdığınız için evlendiğinizi söyleyin.

 Ben denedim, işe yarıyor.

 Merhaba, ben Robert

Dinleyin, biraz geç kaldım.

 Ama ne olursa olsun  geleceğim Yanlış anlamayın, ama kendi kendime   iyi bir düşünce mi diye diye soruyorum.

 Kentteydim Ve tesadüfen Bayan Redfield ile karşılaştım.

 Dedikodu olsun istemem.

 Dükkandaki kasadar epey gevezelik etti.

 Seneye tellal seçilirse şaşmam.

 Doğrusu Delaney lar herkesin ağzında sakız

Eğer bu gece beni görmeniz bir sorun yaratacaksa, gelmeyin.

 insanların tavırları pek umurumda değil.

 Sizi zor durumda bırakmak istemem Evet, anlıyorum.

 Beni düşünmeniz büyük bir incelik.

 Gelmek istiyorum.

 Oldu mu?

 Sözleştiğimiz gibi sizi köprüde bulurum   ve gerisi için meraklanmayın.

 Meraklanmıyorum.

 Oldu.

 Görüşmek üzere.

 Tamam.

 Çok güzel burası.

 Rahatınıza bakın.

 Birkaç poz kaldı.

 Kelebeğe bakın.

 Sizi yakaladım! Haydi.

 Hayır, çekmeyin.

 Haydi, bir poz daha verin.

 Paris’teki modeller gibi.

 -Yapamam.

 -Gina Lollobrigida gibi.

 Yardım edebilir miyim?

 Hayır, üstesinden gelebilirim.

 Yalnızca bir parça   yıkanmak istiyorum.

 Banyo yapacağım.

 Masayı hazırlayayım mı?

 Tamam.

 Elbette.

 iyi olur.

 Bira ister misiniz   banyonuz için?

 Evet.

 Çok nazik.

 Yemek yarım saat   içinde hazır.

 Bir kaç dakika önce burada olduğunu düşünüyorum da Vücuduna dökülen suyun olduğu yere uzanmış, onu erotik buluyorum Robert Kincaid hakkındaki hemen her şey benim için erotikti Canınız mı sıkıldı?

 Şahanesiniz.

 Sözlerim sizi rahatsız etmiyorsa.

 Erkeklerin yüreğini eritecek kadar şahanesiniz.

 Merhaba, Madge.

 Hayır, yalnızca   yemek hazırlıyordum.

 Hayır, neyi?

 Evet, duydum.

 Sanırım fotoğrafçı ya da ona benzer bir şey.

 Hippi mi?

 Hayır.

 Hippi böyle bir şeye mi benziyor?

 Aradığında banyoya girmek üzereydim.

 Belki de  Cumadan önce gelmiyorlar.

 Seni ararım, tamam mı?

 Durmamı istiyorsanız, şimdi söyleyin.

 Kimse bunu istemedi sizden.

 ”Aramızdaki olup bitecekler için özür dilemeyeceğini söyledi.

” Neyin var?

 Biraz hava alacağım.

 Beni bir yerlere götür.

 Şimdi.

 Beni daha önce   gittiğin bir yere götür.

 Bir yerlere, dünyanın öbür ucuna.

 İtalya’ya ne dersin?

 Evet.

 Bari’ye ne dersin?

 Evet.

 Bana trenden indiğin   andan söz et.

 Garı biliyorsun.

 Karşısındaki çizgili tenteli küçük lokantayı da   hani arrancino yaparlar.

 Arancino Ve zeppoki .

 Orayı iyi bilirim.

 Orada bir kahve içtim.

 Girişte mi   yoksa Kilisenin karşısında mı oturdun?

 Kilisenin karşısında.

 Biliyorum   bir kere oturmuştum   bugün gibi dehşet sıcak bir gündü.

 Alış veriş yapmıştım, tüm paketler ayaklarımın altındaydı.

 Yerlerini değiştiriyordum.

 Sonra?

 Söyleyeceğimi unutturdun.

 Ah ne kadar mutluyum.

 Onu düşünüyordum ve ne yapacağımı bilmiyordum O ise hepsini seziyordu Tüm hissettiklerimi Tüm arzularımı anlıyor ve, beni tatmin ediyordu Ve o anda tüm gerçek diye bildiklerim savrulup gidiyordu Sanki başka bir kadındım ama aynı zamanda, hiç olmadığım kadar da bendim Çarşambayı Madison yöresinden uzakta geçirmeye karar verdik Tarlalardan, köprülerden, yılışık insanlardan, anılardan uzakta Gün bizi nereye sürüklüyorsa oraya gittik Hindistan mı?

 Çok güzel.

 Şuna bak.

 İfadelerine bak.

 Çok güzel.

 Sanki kamera yokmuş gibi.

 Fotoğraf değil bunlar, her biri bir öykü.

 Bunları yayınlayıp, sergilemelisin.

 Kimse satın almaz.

 Neden?

 6 yayınevinin söylediği bu.

 Ne dedikleri önemli değil.

 Bir sanatçıyı   başkalarının gözünde sanatçı yapan niteliğe   sahip değilim.

 Belki de her şeyden önce kendini inandırmalısın.

 Belki de.

 Belki de neden bu tutku diye kendi kendine sormalısın.

 Nedir?

 Geçen gece sen gittikten sonra buldum.

 Assisi’de benim için yapıldı.

 7 yaşıma bastığımda.

 ”Francesca.

” Sende kalsın.

 Robert in bir dostu karayolu dışında bir yerden söz etmiş Robert, orada kimsenin beni, tanımayacağını söyledi Teşekkürler.

 Şerefe.

 Gençken nasıldın?

 Sorunlu.

 -Neden?

 -Merak ettim.

 Neden sorunluydun?

 Huysuz biriydim.

 Ailen nasıldı, annen, baban?

 Becerebilecek miyim, bilmiyorum.

 Neyi?

 Yaşantımı şu an ile Cumaya sıkıştırabilmeyi.

 Bildiğimiz kadarıyla Bir daha görüşemeyebilirdik Gitmeden önce Bu an güzel kalmalıydı iyi geceler demeyeceğiz Son notadan önce Ekimi uzatacağım Ve yüreğim içinde olacak Bildiğimiz kadarıyla Yaşadıklarımız belki de düş idi A VUKAT

-Neredeydin?

 -Kentte bir barda.

 Betty’yi aradın mı?

 Arasan iyi olurdu.

 Lucy Delaney’i öğrendim.

 Delaney’leri anımsıyor musun?

 Evet, öldü sanıyordum.

 Yeniden evlenmiş.

 Lucy Redfield ile.

 Yıllardan beri ilişkileri varmış.

 İlk karısı soğukmuş diyorlar.

 Şey   cinsellikle mi?

 Annem yardım ederdi.

 Tanrım! Paris gibi bir kentte delice yaşamadığıma üzülürdüm.

 Iowa’ya gelmek yeterliymiş.

 Sarhoş musun?

 Henüz değil.

 Çıkalım mı?

 İyi olacak.

 Anahtarları alayım.

 Ben kullanırım.

 Betty’yi hiç aldatmadım.

 Evlendiğimizden beri.

 -Aldatmayı istedin mi?

 -Binlerce kez.

 Ne yapmalı?

 Annem için iyi olan, benim için de iyi olmalı?

 40’ın üstündeyim   ve 20 yıldan beri   bu beş para etmez evliliğin içindeyim   çünkü bana böyle öğrettiler.

 Sözlerine sadık kal.

 Kocamla Afrika’ya uçarcasına   seviştiğimi anımsamıyorum.

 Asla.

 Şimdiyse, annemin bir Anais Nin olduğunu öğreniyorum.

 Ya ben?

 Kendimi garip hissediyorum.

 Babamı değil de beni aldatmış sanki.

 Tuhaf.

 Eğer tek erkek çocuksan, bir anlamda   sarayın tek prensisin.

 İçinden annenin asla   sevişmeyeceğini düşünürsün, çünkü seni doğurdu.

 Haklısın, sapık bir düşünce.

 Acı çekiyordu da, neden ayrılmadı?

 Şimdi   okuyabilir miyim?

 Bir şeyler kaçırdım mı?

 Onu yatak odasına götürdü.

 Babamın odasına?

 Bu sayfayı atlayabilirsin.

 Şuradan   başlayalım.

 ”Robert yatakta uyuyakaldı.

 Tüm gece gözlerimi kapamadım.

 Yarın ne olacaktı?

 Gidecekti ve onunla birlikte tattığım   bu yenilik, bu bilinmezlik  yok olacaktı İyi uyudun mu?

 Teşekkür ederim.

 Güzel.

 -Biraz daha kahve?

 -Elbette.

 Umarım canını sıkmaz ama sana bir sorum var.

 Nedir?

 Dünyanın dört yanındaki kadın arkadaşlarınla nasıl olup bitiyor?

 Bazılarını görüp, bazılarını unutuyor musun?

 Ya da bazılarına arada bir yazıyor musun?

 -Nasıl idare ediyorsun?

 -Ne demek istiyorsun?

 Alışkanlıklarını bozmamak için öğrenmek istiyorum.

 Reçel?

 Neden söz ediyorsun?

 Alışkanlık falan yok.

 Öyle mi sanıyorsun?

 Nedir öyleyse?

 Karar benim değil.

 Evli olan sensin, kocasını terk etmeyecek olan da sen.

 Ne yapmak için?

 Hiç kimseye gerek duymayan birisini izlemek için mi?

 Ne anlamı var?

 Tereyağını ver, lütfen.

 Sana karşı dürüst davrandım.

 Kesinlikle! Kimseye gereksinimin yok, ilişkilerini kesmek için kolay bir yol.

 Neden uyumalı?

 Dinlenmeye gerek yok.

 Neden yemeli?

 Yiyeceğe gerek yok.

 Ne yapıyorsun?

 Senin gibi onu bunu   deneyen dünya vatandaşı değilim.

 Denediğimi ne biliyorsun?

 Seni tanıyorum.

 Anlamlara gerek duymayan birisi için   hayatımın ne anlamı olabilir?

 Burada bırakalım! Hayatımın geri kalan kısmını   bu ilişkinin ne olduğunu sorarak geçireceğim.

 Romanya’da bir kadının mutfağında yeryüzündeki   dostlarından söz edeceksin, beni de arkadaş grubuna katarak.

 Ne dememi istiyorsun?

 Hiç bir şey.

 Şöyle ya da böyle.

 Kes artık, hemen.

 Peki.

 Yumurta?

 Ya da son kez masada sevişsek?

 -Kim olduğum için özür dilemeyeceğim.

 -Bunu istemiyorum.

 -Yanlış bir şey yapmadım.

 -Duygularını reddediyorsun! Bu dünyada kendine bir gözlemci, bir aziz   bir sevgili gibi yer seçmişsin.

 Bizler ise sana minnettarız  Canın cehenneme! Yalnızlık hissetmemek, korkmamak insani değil! İki yüzlüsün, yalancı! Sana gerek duymamalıyım.

 Neden?

 Çünkü hiç benim olmayacaksın.

 Farkı neymiş bunun?

 Anlamıyor musun?

 Anlamıyor musun?

 Bilmek istiyorum.

 Gerçeği bilmek, yoksa delireceğim.

 Haydi, söyle bana.

 Biteceği için bitecekmiş gibi davranamam.

 Hissettiklerimi hissetmiyormuş gibi yapamam   yarın her şey bitse bile.

 Eğer davranışlarımda, ikimiz   arasında yeni   hiç bir şey yokmuş, bir alışkanlıkmış izlenimini   veren bir şey yaptıysam   affet beni.

 Farkı ne?

 Neden fotoğraf   çektiğimi düşündüğümde   aklıma gelen tek neden bu güne dek   yaptığım her şeyin beni buraya getirmiş olmasıdır.

 Hayatımda gerçekleşmeyen   her şey beni sana getirdi.

 Ve yarın buradan   sensiz ayrılacağım.

 Beni yalnız bırakma.

 Tanrım, ne olacağız?

 Araban nerede?

 Ambarın önünde.

 Yukarı   çıkıyorum.

 -Merhaba, Madge.

 -Kek yaptım.

 Floyd ve oğlanı kente gönderdim.

 ”Öğleden sonra arkadaşımı ziyaret edeyim” dedim.

 ”Öğle yemeği ne olacak?

” dedi.

 ”Bu gün izinliyim.

 Lokantada ye.

” dedim.

 Komik değil mi?

 Cevap veremedi.

 Gece hangi saatte geldiğini söylemeyeyim.

 2 gündür gelemedim.

 Oğlan tüm zamanımı alıyor.

 Kocandan bir haber var mı?

 Tanrım hava ne sıcak.

 Evet.

 Çok sıcak.

 Benimle gel.

 Birlikte gidelim.

 Bir bira ister misin?

 Hayır.

 Benimle gelmeyeceksin, değil mi?

 Defalarca döndürüp durdum bu soruyu   doğru değil.

 Kim için?

 Herkes için.

 Dedikodulara dayanamazlar.

 Richard ise  Richard bu yükü kaldıramaz.

 Onu yaralanır.

 Hakkı değil.

 Kimseye bir kötülüğü dokunmadı.

 Başka bir yere taşınabilir.

 Ailesi 100 yıldan beri bu çiftlikte.

 Başka bir yerde yaşayamaz.

 Çocuklarım ise  Yetişkinler artık.

 Seninle konuşmuyorlar bile.

 Evet, fazla konuşmuyorlar.

 Carolyn yalnızca 16’sında.

 Yakında bunların hepsini kendisi de öğrenecek.

 Aşık olacak   ve bir aile kurmayı deneyecek.

 Gidersem nasıl bir örnek olurum?

 Bizi düşündün mü?

 Şunu bil ki   burayı terk edersek   her şey değişecek.

 Evet, belki  Belki iyi yönde.

 Bu evden uzaklaşsak da her zaman aramızda olacak.

 Çünkü o benim içimde.

 Her dakika onu hissedeceğim.

 Kendime kızmaya başlayacağım.

 O zaman   bu güzelim   4 gün yanlış ve iğrenç bir şeye dönüşecek.

 Şu an yaşadığımızı herkesin yaşadığını mı sanıyorsun?

 Birbirimize karşı duyduklarımızı?

 Artık birbirine   yakın iki kişiyiz.

 Bazıları tüm yaşamları boyunca bunu arıyorlar.

 Bazıları varlığından bile habersiz.

 Doğru olanı   yapmak gerektiğini söylüyorsun; unutalım mı yani?

 Sonuçta yaptığımız seçimlerin ürünüyüz.

 Anlamıyorsun.

 Anlamıyor musun?

 Bir kadın seçim yaptığında, evlendiğinde   çocuk doğurduğunda   bir anlamda yaşamı başlamış olur, ama aynı anda da durur.

 Ayrıntılardan bir yaşam kurarsın   yaşamın durur, ama güçlü kalmalısın.

 Çocukların hayatlarını kurman gerekir.

 Bir gün gittiklerinde, tüm ayrıntıları da birlikte götürürler.

 Devam etmen istenir ama seni yaşamda ilerleten   şeyi unutursun, kimse anımsamaz, sen bile.

 Böyle bir aşkın   yeniden karşına çıkacağını düşünemezsin.

 Şimdi o aşk önünde ?

 Ben de onu sürekli saklamak istiyorum.

 Hayatımın geri kalan kısmında da seni sevmek istiyorum   ama eğer birlikte gidersek   onu yitiririz.

 Tüm bir hayatı yeni bir hayat başlatmak için   yok edemem.

 Tüm yapabileceğim aşkımızı   içimde saklamak.

 Bana yardım et.

 Beni terk etme.

 Bizi terk etme.

 Belki duyguların bunlar, belki de değil.

 Belki de bu evde olduğun için.

 Belki yarın geldiklerinde, farklı olacaksın.

 -İmkansız mı?

 -Bilmiyorum.

 Dinle, bir kaç gün daha burada kalacağım.

 Konuşabiliriz.

 Hemen karar vermek zorunda değiliz.

 Hayır! Böyle davranma.

 Şimdi elveda demek istemiyorum.

 Bu kararı vermek zorunda değiliz.

 Belki de fikrini değiştirirsin.

 Yeniden görüştüğümüzde düşünceni değiştirirsin.

 Dediğin gibi olursa karar vermen gerecek   çünkü ben veremiyorum.

 Bir kere söyleyeceğim.

 Daha önce hiç söylemedim.

 Bu tür duygu yalnızca bir kez hissediliyor.

 Bak! -Kazandın.

 -Onu satamazdım.

 Biliyorum.

 Kazanacağını biliyordum.

 -Seninle gurur duyuyorum.

 -Teşekkürler.

 -Merhaba, anne.

 -Merhaba, canım.

 -Yemek yedin mi?

 -Evet.

 Hey, sen.

 Nasılsın?

 Dönmeniz zaman aldı mı?

 -Çok eğlendik.

 -Aç mısınız?

 Bir şeyler hazırladım.

 Fuar harikaydı.

 Eve döndünüz Ve, sizinle birlikte hayatımın ayrıntıları da Bir ya da iki gün geçti, onu düşündüğümde evde yapılacak bir iş yardımıma yetişiyor beni bu 4 günden uzaklaştırmaya yardım ediyordu Minnettardım Güvenlikte hissediyordum Sefaletten kurtar beni Dayanamıyorum Haydi öldür Senden söz etmiyorum Mahvoldum Dayanamıyorum Öldür Gözlerimi kapatman gerekmez Mahkumun son yemeği Tavuk, bezelye, karpuz -Akşama ne istersin?

 -Etli ekmeğe ne dersin?

 Bir an nerede olduğumu, unuttum Ve o kısacık anda, beni istemediğini anladım Gidebilmek ne kokaydı Bir şeyler almak için öne doğru eğildi 8 gün önce de böyle yapmıştı ve koku bacaklarıma değmişti Bir hafta önce kendime bir elbise satın akıyordum Bu kamyonet uzaktan geliyor.

 Washington Eyaleti.

 İddiasına varım ki kahvede söz ettikleri fotoğrafçı.

 Neyi bekliyor böyle?

 Haydi! Oh, hayır! Sözcükler içimdeydi Robert, kalmakla haksızlık ettim ama gidemem Neden gidemediğimi bir kez daha dinle Neden gitmem gerektiğini söyle Sesi kulaklarımdaydı: Hayatta, bu tür duygu yalnızca bir kez hissedilir Neyin var?

 Lütfen, söyle bana, neyin var?

 Bir dakika, yalnızca.

 Baba, yanlış almışsın! O gece, sessizliğe minnettardım Aşkın bizi aşan bir şey olduğunu anladım Gizemi saf ve mutlak Robert ve bana ait olan devam edemezdi eğer birlikte olsaydık Ve Richard ile paylaştığım ise yok olup giderdi eğer ayrıksaldık Ama paylaşmayı istiyordum! Gitseydim kim bikir hayatımız nasıl okurdu?

 Belki başka biri güzelliği görebilir?

 Ben Francesca Johnson.

 Ben  Önceden gelmediğim için kendime kızıyorum.

 Geç mi?

 Rahatsız mı ediyorum?

 Geç oldu?

 Hayır, kesinlikle değil.

 Birbirimizden ayrılmaz olduk, Lucy ve ben İşin tuhafı, ona ancak yıllar sonra Robert’ten söz ettim.

 Ama nedendir, bilmiyorum Lucy ile olmak   Robert’i düşünmeme   onu sevmeye devam etmeme   yardımcı oluyordu.

 Dedikodumuz yapılıyordu, ama umurumuzda değildi.

 Babanızın da.

 Saati geldi.

 İyi misin?

 Franny.

 Diyorum ki   düşlerin vardı.

 Onları gerçekleştiremedim.

 Affet beni.

 Seni öylesine çok seviyorum ki.

 Babanızın ölümünden sonra, Robert i aradım ama National Geographic den ayrılmıştı Yerini bilen yoktu Onunla tek bağlantım Birlikte olduğumuz yerlerdi Ve her doğum günümde oraya geri dönüyordum Bir gün, avukatından, bir mektup aldım bir paketle birlikte 4 Günün ANISINA Robert Kincaid F. için Her gün düşündüm onu Birbirine yakın iki kişiyiz demekte hakkıydı iki kişinin birbirine bağlanabileceği kadar bağlıydık Eğer o olmasaydı çiftliğe devam edemezdim O elbiseyi anımsıyor musun, Carolyn?

 Giymediğimi söylediğin elbiseyi?

 Budalaca, biliyorum ama benim için onu giymek, gelinlikle sinemaya gitmek gibiydi Bunları okuduktan sonra umarım son arzumu daha iyi anlarsınız Yaşlı bir delinin çılgınlıkları değil Hayatımı aileme adadım Robert e de benden geri kalanı vermeyi arzuluyorum Hey, baba.

 Konuşabilir miyim?

 Bütün gece çektin gittin.

 Neredeydin?

 Seni mutlu kılıyor muyum, Betty?

 Mutlu olmanı istiyorum.

 Her şeyden çok.

 Merhaba, Steve.

 Benim.

 İyidir.

 Ya sen?

 Dinle, konuşmamız gerek.

 Hayır şimdi.

 Bir süre burada kalacağım.

 Ne kadar bilmiyorum.

 Hayır, kızgın değilim, Steve.

 Değilim.

 Hiç kızgın değilim.

 Lucy ye fotoğraf albümünü verdim Sizi ilgilendirirse, bir göz atın Eğer sözlerimde bazı şeyler anlaşılmaz kaldıysa belki de fotoğraflar yardımcı olur Ne de oksa bir sanatçının, yaptığı şey daha güzeldir ikinizi de seviyorum tüm yüreğimle Yaşamda mutlu olmak için ne gerekiyorsa yapın Tüm güzellikler var Kendinize iyi bakın, çocuklarım||

https://ok.ru/video/1009915595484

https://ok.ru/video/1091526265345