118 dk

 Yönetmen:Niels Arden Oplev

Senaryo:J.H. Wyman

Ülke:ABD  

Tür:Aksiyon, Suç, Dram

Vizyon Tarihi:26 Nisan 2013 (Türkiye)

Dil:İngilizce, Fransızca, Arnavutça, İspanyolca, Macarca

Müzik:Jacob Groth

Çekim Yeri:Philadelphia, Pennsylvania, ABD

Oyuncular: Colin Farrell, Noomi Rapace, Terrence Howard,

Özet

Victor, profesyonel bir katil aynı zamanda New York’un yeraltı suç lordunun da sağ koludur. Victor bir yandan patronu yüzünden ölen karısı ve kızının intikamını almaya çalışırken diğer yandan patronunu tehtit eden gizemli katilin kim olduğunu bulmaya çalışıyor. Bu sırada eski bir suç mağduru olan Beatrice ise Victor’a şantaj yaparak onu kendi adalet arayışına dahil etmeye çalışıyor.

Yorum

Yüzü bir kaza sonucu yara alarak hayata küsmüş Beatrice ile  mafya tarafından eşini ve kızını kaybeden kalbi kırık Victor’un birleştiği bir dram. Kalp yüzün aynasıdır… Film bir yerden sonra çözülüyor. Ancak duygusallığını elden bırakmıyor. İnsan acılarının karşılığında intikam almak ve  çok değişmek istese de bir yerde içindeki güzelliği yapacağı işlerine yansıyor. Bıkmadan seyrettim. Tavsiye edebileceğim bir film.

Film Alt Yazısı

Böyle olması gerekmiyor biliyorsun değil mi?

  Hepimiz planlar yaparız orası kesin.

  Ama hayat  Hayat, bütün o yol boyunca başına gelenlerden ibarettir.

  Bunu istemediğimi biliyorsun.

  Bir bağım olmasını istemedim.

  Bunun bir parçası olmayı istemedim.

  Ve o bana baktı.

  “Hayat budur işte.

  Onun için buradayız, bağlanmak için yaratmak için. ”

“Bir şeyler yaratmak için buradayız.”

 Sonra Theo dünyaya geldi.

  İşte o zaman haklı olduğunu anladım.

  Yalnız olmak için yaratılmadık.

  Bana ne demişti biliyor musun?

  En çok zarar görmüş kalbin bile iyileşebileceğini.

  En çok zarar görmüş kalbin bile.

  Evet.

  Hayır, Vic ile beraberim.

  Ne?

  – Alphonse gelmeden içeri alamam.

  – Alphonse yolda geliyor.

  – Nerede?

  – Bodrumda.

  Paulie.

  Olamaz.

  Bu Paul.

  Alarm neden kapalı?

  Hep açık tutmanızı söylemiştim.

  – Kapatmadığını söylüyor.

  – Gidin.

  719  Şimdi biliyorsun.

  719  Şimdi biliyorsun.

  Ne?

  Ne lan bu?

  Tamamen delilik.

  Şimdi de bizi öldürmeye başladı.

  Çilingir çağır.

  Şu alarm şirketindeki herifi de buraya getirin.

  Şimdi biliyorsun.

  Bunu kimin yaptığını biliyorum.

  Ne?

  Daha azı için adam öldürdüm.

  Haber vermeden girmek görgüsüzlüktür.

  Gitmen gereken daha güzel yerler var.

  Defol.

  Hadi! Paramı alacak mıyım?

  – Bu adamı gördün mü?

  – Paul mü?

  – Herkes Paul’ün kayıp olduğunu biliyor.

  – Cevap vermeden önce düşünmeni istiyorum.

  – Çünkü bu işin sonuna geldim artık.

  – Neyin sonuna?

  Üç aydır gelen mektupların.

  Üç aydır süren işkencenin.

  Evimden çıkarken alçağın tekinin arkamdan   gizlice gelip gelmeyeceğini düşünmekten.

  Paul bunu araştırıyordu ve bence aradığı şeyi bulmuştu.

  Ama gelip bana söyleyemeden   arkadaşım Paul kendini dondurucumda bağlanmış olarak buldu.

  Birçok düşmanın var değil mi Alphonse?

  Tam üç ay önce seninle bir anlaşma yapmıştık! Binalarımda iş yapabilmen için payımı %25’e çıkardım.

  Bu mektuplar da üç ay önce gelmeye başladı! – Bu bir rastlantı olamaz! – Böyle denk gelemez! Sen %30 istedin ve Lon benden sadece %20 alabileceğini söyledi.

  Burada birisi öfkeden deliye döndüyse o da sensin Alphonse.

  – Resimdeki kim?

  – Ben nereden bileyim.

  – Resimdeki kim?

  – Bilmiyorum! Neyi bilmem gerekiyor?

  719 ne anlama geliyor?

  Hangi boku bilmem gerekiyor?

  Hangi boku bilmem gerekiyor?

  Darcy bana yardım eder misin dostum?

  – Benim bununla bir ilgim yok! – O yalan söylüyor sen de çeneni kapa.

  Bir yıldan daha fazla süredir Harry’den alırım.

  O yalan söylüyor sen de çeneni kapa.

  Bir kez daha soruyorum.

  Neyi bilmem gerekiyor?

  Ne düşünürsen düşün umurumda değil beni öldürmeye iznin yok.

  İşte bu kadarını biliyorum.

  Buraya gelmen bile güzel değil! Güzel mi?

  Hoş değil olacaktı o.

  Sikeyim senin İngilizceni.

  Hep böyle yapıyorsun.

  Sistemimiz budur.

  Ve yedileri hep böyle yapıyorsun.

  Senin   beni öldürmeye   iznin yok.

  Siktir git.

  Ne sikime bekliyorsun?

  Yap şunu.

  – Hasiktir, vurulmuşsun.

  – Bir şey olmaz.

  Çeviri: mjöllnir twitter.

 com/26mjollnir 11. 06.

 2013 Eskişehir Bu sefer biraz daha iyi.

  Evine kendin gidebilecek misin Beatrice?

  Neden gidip kendini tanıtmıyorsun?

  Anne.

  Ne yapıyorsun?

  Yatıp dinlenmen gerekiyor.

  O kadar çok dinlendim ki beyaz bir ışık gördüm.

  Bir daha görürsen sakın içine gireyim deme.

  Çocukluğumun acısını çıkaracağım çok şey var daha.

  Çok güzel.

  Rengi çok sevdim.

  Ben de.

  Çok hoş.

  Banyonu hazırlayayım.

  Ona bakmadan duramıyorsun.

  Çıkma teklif etmelisin.

  Dışarı çık.

  Hayatını yaşa.

  En azından hayattasın.

Merhaba, ben karşıdan el sallayan komşunuz  Alo?

  Alo?

  Notunu aldım.

  Merhaba.

Merhaba.

  Dışarı çık.

  Balkona.

  Notu aldığından emin değildim.

  Yanlış kutuya koyduğumu sanıyordum.

  Hayır.

  Hayır, benimkiydi.

  Evet.

  Not.

  Düşündüm ki biz  Seninle tanışmak güzel olur diye düşünmüştüm.

  Beatrice.

  Victor.

  Hayır, teşekkürler.

  Pek konuşmuyorsun.

  Evet, öyle.

  Sorun değil.

  İkimize yetecek kadar konuşurum.

  Ben çok konuşurum.

  Herkes öyle söylüyor.

  Fransızca biliyor musun?

  İsterdim.

  – Öyle mi?

  – Tabii.

  Başka bir dil biliyor musun?

  Macarca.

  Macar mısın?

  Aksanın yok.

  Kurtulmak için çok uğraştım.

  Peki.

  – İşin?

  – Ben  Şu anda emlakçılık ile ilgileniyorum.

  Çalıştığım kişiler tadilat isteyen binalar satın alıyor.

  Tadilatını yapıp işletiyorlar.

  Sen?

  İşin var mı?

  Evet.

  Geçen yıl bir araba kazası geçirdim.

  Eskiden güzellik uzmanıydım.

  Yüzümün bir parçasını yenilediler.

  Artık güzellik üzerine danışmanlık yapmam çok zor.

  Ve  İşimde devamlı gülümsemeliyim.

  Çoğu zaman gülümsemek canımı acıtıyor.

  Benim işimde gülümsememe pek gerek yok.

  – Öyle mi?

  – Evet.

  – Belki de işlerimizi değiş tokuş etmeliyiz.

  – Evet.

  Başka?

  Bazen küfür ederim.

  – Özellikle de içtiğimde.

  – Ben de.

  Siktir.

  Bok.

  Dikkat et.

  Gülüyorsun.

  Bu gece buna değer.

  Seni bir yere götürmek istiyorum.

  Nereye gidiyoruz?

  Gece kulübüne mi?

  – Hayır.

  – Hayır mı?

  – Çok soğuk.

  – Çok soğuk.

  – Evet.

  – Peki.

  Parka mı gidiyoruz?

  Ilık.

  – Çok konuştuğunu sanıyordum.

  – Ben de senin konuşmadığını.

  Misafirim yüzünden olmalı.

  Genelde pek konuşmam.

  Buradan dönebilirsin.

  Yana çek.

  Şurası.

  Bence bu gece bana üzüldüğün için benimle çıktın.

  Bu oyunları oynamana gerek yok Victor.

  Gerçekten neden geldiğini biliyorum.

  Sadece tedbirli olmak için.

  Bu kızın yaptığın şeyi görüp görmediğini öğrenmek istiyorsun.

  Seni bu adamı öldürürken gördüm.

  Onu boğduğunu ve götürdüğünü gördüm.

  Şimdiyse temizlenemeyecek bir pisliği temizlemeye çalışıyorsun.

  Ama ben  Sırrını saklayacağım.

  İşte bu adam   sarhoşken arabama çarptı.

  Bana bunu yapan adam bu işte.

  Onu öldürmeni istiyorum.

  Dairendeki adama yaptığın gibi.

  – Bir dakika.

  – Hayır.

  Yapmazsan polisi arayıp gördüklerimi anlatacağım.

  – Sen ne yaptığını- – Bu onun BMW’si.

  Tamir edildi.

  Hiçbir şey olmamış gibi.

  Ben tamir edilemiyorum.

  Üç hafta yattı.

  Bana yaptıkları için sadece üç hafta yattı.

  Aptal hakim öylece oturup yüzüme baktı.

  Bu işin bitmesini istiyorum.

  Yapmazsan polisi arayıp gördüklerimi anlatacağım.

  Yapacaksın! Kurtulmak mı istiyorsun?

  Yap şunu! Hasiktir! – Cezasını çekmedi.

  – Anladım.

  – Cezasını çekmedi.

  – Şunu söylemeyi kes! Anladım! – Yapacak mısın?

  – Yaptığım şeyin seninle bir alakası yok.

  Bunu yapmalısın! Hayatımı mahvetti.

  Hiçbir şeyim kalmadı.

  Ben bir hiçim.

  Mümkün olduğunca çabuk olmasını istiyorum.

  Sonra unutacağım.

  Yaşamaya başlayacağım.

  Seninle tanıştığımı bile unutacağım.

  – Bir adam öldürmek nedir biliyor musun?

  – Seninle tanıştığımı bile unutacağım.

  Bu bir böcek değil! Bir fare değil! Asla bir böceği veya fareyi öldüremezdim! O bunu hak ediyor! Benimle nelere bulaştığını bilmiyorsun! Bir bok bilmiyorsun! Polisi arayabilirdim.

  Hayatını kurtardım.

  Şimdi de sen benim hayatımı geri vereceksin.

  Beni öldürmeyeceksen başka bir şansın yok.

  Erken mi döndün?

  Beatrice.

  Beatrice, ne yanlış gitti anlat bana.

  – Laszlo.

  – Üzgünüm geciktim.

  İyi görünüyorsun.

  – Seni görmek güzel.

  – Adını unutacağımdan mı korkuyordun?

  Gelenekler.

  Ne olduğunu unutmuşsun.

  Bu Andras, mezarın için cesedi veren adam.

  Kimin cesedi?

  Hak eden birinindir kesin.

  Orospuları tuttukları yer burası mı?

  Hayır, hayır, burası ananın gemisi.

  İkisi gitti.

  Tanışmıştık.

  Seni ölmeye bıraktıklarından iki gün sonra.

  Evet.

  Modifiye edilmiş Sovyet Dragunov.

  7.

 62’ye 5.

 4 milimlik.

  Rus PSO dürbünü ile birlikte.

  Kasatura baskılayıcısı da var.

  Beklediğimden ağırmış.

  Alıyorum.

  Tamam.

  Her şey hazır.

  Ne dedi o?

  Andras?

  14 aydır Alphonse’un yanındasın.

  Yapılması gerekeni yapman için neden bu kadar   beklediğini öğrenmek istiyorlar.

  Senin gibi o da ayakta kalmış olsaydı   kendinin de intikam isteyeceğini söyledi.

  Fakat çok uzun süre beklediğin için endişeliyiz.

  Bulur bulmaz şeytanı öldüreceksin.

  Tavsiyesi bu işte.

  Acı çekmesini görmeyi istediğin için yanında olmak istediğini söyledim.

  Ama gerçek amacın nedir bilmiyorum.

Şimdi İngilizce söyle bana.

– Ben  yalan söyledim.

  – Evet?

Bugün ayakkabımı bağladım.

Bugün.

– Neyi bağladın?

  – Ayakkabımı.

Ayakkabını mı?

Kocaman gülümse hadi.

Bu en büyük gülümsemen değil.

  – Evet?

  – Bir şey yok.

  Kimse kardeşini görmemiş.

  Bak söylüyorum, iki hafta oldu.

  Beni aramadan birkaç günlüğüne bile bir yere gitmez.

  Onu bilirsin.

  Bazen kaçıp gitmeyi sever.

  Hayır.

  Yanlış bir şeyler var.

  Ben sana ne yaptım?

  Nereye getirdin beni?

  Yemeğe ihtiyacım var.

  Sana yardım edebilirim.

  Beni bırakırsan seni affeder.

  Ağabeyim beni aramaktan vazgeçmez.

  Seni bulacaktır.

  Parasını alsan da   sana para da verseler   seni bulacaktır.

  Neye bulaştığından haberin yok! Seni öldürecek! Seni öldürecek! Canavar geldi.

  Canavar! Hey canavar kafana poşet geçirirsen seninle takılabilirim.

Canavar.

  Ayakkabılarını çıkarman gerek.

  Annem zeminin temiz olmasını ister.

  Ne kadar sürecek?

  Hazır olana kadar.

  – Her gece bu bara gittiğini söylemiştin.

  – Evet.

  – Nerede çalıştığını biliyor musun?

  – İş arıyor.

  Öğrenebildiğim kadarıyla öyle.

  Daha önce hiç düşünmemiştim.

  İntikam almayı.

  Dairende o adamı öldürdüğünü görünce  Cevabımı bulduğumu anladım.

  Neden öldürdün?

  Sadece seni biraz daha tanımak istedim.

  Buraya isteyerek gelmedim.

  Misafirimiz var demek.

  Bizi duyamaz.

  Çocukken neredeyse sağır olmuş.

  Kurabiyeleri fırında unuttum.

  Ben çıkardım, anne.

  Tamam.

  İşitme cihazımı arıyorum.

  Anne seni Victor ile tanıştırayım.

  Merhaba.

  Tanıştığıma sevindim.

  – Ben de sevindim.

  – Çok güzel.

  Öğle yemeğine kalmak ister misin?

  Tavuğumuz var.

  Limonlu tavuk.

  Çok güzeldir.

  Bir de kurabiye.

  Bu evde kurabiyeyi çok severiz.

  – Kurabiye ister misin?

  – Kalamam.

  Sana bir şey göstermek istiyorum.

  Beatrice’in resimleri.

  Gördüğün gibi mükemmel genleri var.

  Şirin değil mi?

  Ne kadar güzel olduğunu görüyorsun değil mi?

  Bir an önce halledilmesini istiyorum.

  Anne.

  Victor’ın gitmesi gerek.

  Güle güle Victor.

  Tanıştığıma sevindim.

  Unuttum  Bitince haber ederim.

  Kurabiye.

  Senin için.

  Al şunu.

  Biraz aksi.

  Onun hakkında iyi şeyler hissettim.

  Zehir hafiye.

  Otun var mı?

  Olabilir.

  Bilgi güç demektir arkadaşım.

  Buradan fotoğraf çeken birini gördün mü?

  – Söylemiştim zaten.

  – Kime söylemiştin?

  Bir başkasına.

  Sana benzeyen birine.

  Bu benim dostum Paul.

  Ona mı söyledin?

Alo.

  Alphonse?

Herkesin tepesi attı.

Harry’i öldürme iznin yoktu ya da adamlarını.

Bir ev dolusu ölü Jamaikalı bırakmak da! – Bak, sana dedim- – Bir düşün- Ne boklarla uğraştığımı düşünebiliyor musun?

  – Hayır.

Hemen gelip beni görmelisin.

Bunun ciddiyetini anlamıyorsun.

Hemen geleceksin.

  Cafe Cora’da olacağım.

  Demek  Ölü Jamaikalılarımız var.

  Dinliyorum.

  Bak, Lon.

  Son üç aydır Harry benimle uğraşıyordu.

  Korkutmaya çalışıyordu.

  Böyle küçük notlar gönderiyordu.

  Resimler tehditler filan.

  719, Artık biliyorsun  Anlaştığı yüzde hoşuna gitmiyordu sanırım.

  – Tamam.

  – Oraya cevap bulmak için gittim.

  Jamaikalıları öldürmek için değil.

  Nitekim öyle oldu.

  İki adamımı kaybettim.

  İşin gerçeği ben de onlar gibi ölebilirdim.

  Joe Bragg’i tanıyor musun?

  Herbert?

  Lowell Khan.

  Ve Weinberg’i?

  Onlar iş arkadaşlarımdı.

  Evet.

  Her birine böyle resimler gönderildi.

  – Alo?

  – Yo, Vic.

  Neredesin?

  – Bir iş üstündeyim.

  – Dinle, haklıymışım.

  Alphonse hâlâ tehlikede.

  Bunu yapanlar Harry ve adamları değil.

  Nereden biliyorsun?

Cafe Cora’yı biliyor musun?

  Oraya gelebilir misin?

  – Bulabilirim.

  – Alphonse orada Lon Gordon ile birlikte.

  Geri kalan tayfayı arayıp oraya getireceğim.

  – Harry’nin yapmadığını nasıl anladın?

  – Beş dakikaya oradayım.

  Hasiktir.

  – Yo, Terry.

  – Evet?

  O resimlere başka bir yönden bakacağım.

  Çünkü bunu her kim yapıyorsa işini çok ciddiye alıyor   ve sana yaptığımız yatırımların güvende olmadığını bilmemizi istiyor.

  Bu da en azından niyetini öğrenmemiz için yeterli bir sebep.

  Etrafta olmayacaksın.

  Tahsilat da yapmayacaksın.

  Harry’de aynen böyle düşünmeni istiyordu, Lon.

  Ben de bir not aldım.

  Bu sabah.

  Sen göndermişsin.

  İngilizler ve Jamaikalılar böyle notlar göndermez.

  Hele ki öldürüldükten sonra   kendi evlerinde.

  719, Artık biliyorsun  sorunun 7’ler olmadığını.

  Bu ne anlama geliyor?

  Bu ne anlama geliyor?

  Ve bu anahtar da üstünde bantlıydı.

  Anahtarın ne için olduğunu biliyor musun?

  Bütün belgeleri ve tapuları hemen toplamanı istiyorum.

  Bize borçlu olduğun bütün binaların.

  Anlıyorsun, değil mi?

  Şehir merkezinin dışındaki bina anlaşmalarından çekiliyorsun yani.

  Hayır çekilmiyoruz.

  Şu anda bir anlaşma yapacak durumda değilsin.

  Lanet olsun! – Alphonse  – Şimdi olmaz.

  Bir sorun var.

  Gitmemiz gerekiyor.

Anahtarı aldın mı?

  – O burada.

  – Ne?

  Kahretsin! – Çökün! – Hasiktir! Tanrım! Çökün! Darcy! Çatıda! Arabaya bin! Yukarıda! Koş! Koş! Koş! Siktirin gidin buradan! – Luco! Sen asansöre bak! – Tamam! Dolph ve Charles yukarı çıkın! Kilroy, benimle merdivenlere gel! <i>Darcy, beşinci kattan kaçmış.

  – Ne?

  – Pencereden kaçmış! Beşinci kattan mı?

  Delinin teki.

  Darcy! Ne oluyor lan?

  Hasiktir be! Victor.

  Lanet olsun! – Nereye gitti?

  – Goff’u harcadılar.

  – Charles’ı da.

  – Şurada! Haydi! Atla! Hadisene! Bu taraftan! Haydi! Ne yapıyorsun sen be?

  Dön lan bu tarafa! – Bu da ne! – Merhaba.

  Ben Beatrice.

  – Buraya gel demiştin.

  – Üzgünüm onu geciktiren bendim.

  Neler oluyor?

  Sonra görüşürüz.

  – Buradan kaçan birini gördün mü, Vic?

  – Hayır.

  Lanet olsun be! Blotto, Goff ve hatta Charles’ı harcadı.

  Onu kaybettik.

  Siktir! Siz iyi misiniz?

  Ona şu taksi hikayesini anlatsana.

  Binanın içindeki bir adam   merdiven boşluğundan birinin fotoğraf çektiğini görmüş.

  Sonra da bir taksiye bindiği görmüş.

  Bir çingene taksisine.

  Paul da oraya gitmiş.

  Aynı şeyleri öğrenmiş.

  Bir şey bulmuş olmalı ki onu da öldürdüler.

  Şu taksiyi bulun.

  – Bunu neden yaptın?

  – Neyi neden yaptım?

  Gidip resimleri araştırdın.

  Sen bunların arasına benden bir ay erken girdin.

  Peki ya bütün bu pisliğin sebebi   Alphonse’un sen gelmeden önce bulaştığı bir şey ise?

  Bu yükselmem için bulunmaz bir fırsat.

  – Nasıl?

  – Örgütte yükselebilmem için.

  Evet, geriye bir örgüt kaldıysa tabii.

  Burayı onun yerine ben işletebilirim Victor.

  Terry’den iyi ve hatta Kilroy’dan bile iyi yaparım.

  Dalga geçmiyorum.

  – Şu olayı bir çözebilsem  – Bu çok ciddi bir şey Darcy.

  Lisa ve Theo’nun istediklerini alabilmek için.

  Basamakları çıkabilmek için.

  Hadi be! Lisa’nın arabası.

  Benimki tamircide.

  – Ne?

  Barıştın mı onunla?

  – Evet, artık beni kabul etti.

  Yine de bir başlangıçtır, değil mi?

  Ona bir plan yapacağıma ve paramız olacağı hakkında söz verdim.

  O ve Theo için.

  Fazla zeki olma.

  Paul’e ne olduğunu gördün.

  – Başına bir şey gelmesini istemiyorum.

  – Ben Paul’den daha zekiyim.

  Salağın tekinden emir almaktan bıktım.

  – Alphonse’un bana saygı gösterdiğini gördüm.

  – Öyle mi?

  Gözlerinde gördüm.

  Devam et.

  Kurtulduk.

  Devam et.

  Hasiktir be.

Bugün ayakkabımı bağladım.

Bugün ayakkabımı bağladım.

Bugün ayakkabımı bağladım.

  Alo?

  Alo.

  Ben Victor.

  Beatrice  – Alo?

  – Alo.

  Ben Victor.

  Beatrice orada mı?

  Ne?

  Cevap yok, kimse cevap vermiyor.

  – Alo?

  – Benim.

  – Sanırım sende bana ait bir şey var.

  – Evet.

  Neden beni izledin?

İlk kez değildi.

  Seni daha iyi tanımak istedim.

  İyi ki de öyle yapmışım.

  – Su ister misin?

  – Olur.

  Kimsin sen?

  Gerçek adım Laszlo Kerik.

  Macaristan’da doğdum.

  Birkaç yıl önce eşimle Amerika’ya geldik.

  Eskiden bir mühendistim.

  Buraya iş bulmaya gelmiştik.

  Bir daire satın aldık.

  Onların sahip olmak istedikleri bir apartmanda.

  Gördüğüm adamların mı?

  Hemen hemen herkesi binadan attılar.

  Bir gece gelip  .

 .

 birkaç el ateş ettiler.

  Bizi korkutmak için.

  Orayı terk edelim diye.

  Bir kurşun duvardan geçip   uyurken kızımı öldürdü.

  Şahitlik yapacaktık.

  Eşimle ben.

  Bütün bunların sorumlusu olan adama karşı  Alphonse.

  Mahkemeye çıkmamamız için emir verdi.

  Onlar da yerine getirdiler.

  Kendi adamlarını kullanmaktan korktuğu için peşimizden Arnavutları gönderdi.

  Eşimi öldürdüler.

  Beni de öldürdüklerini sandılar.

  Öldürdüklerinden emin olmaları gerekiyordu.

  – Sigara?

  – Evet.

  Başıma gelen şeyi unuttuğumda.

  Aynalar veya hatırlatan insanlar etrafta olmadığında.

  Annem beni güldürebiliyor.

  İşte o anlarda.

  Umutlanıyorum.

  Annem diyor ki   bu anlarda acı biraz daha çekilebilir olurmuş.

  Bu anlarda   umutları arayıp bulmalı ve   onlara tutunmalıymışım.

  Ama onlar kaçıp gidiyor.

  Sonra aklıma geliyor ve   öyle bir kinle doluyorum ki   bütün dünyayı ateşe vermek istiyorum.

  Aileni anlattırmak zorunda bıraktığım özür dilerim.

  Sana bunu hatırlatmak isteyenlerden olmak istemiyorum.

  Benim de unutmama yardım edecek kişi sensin.

  Bu adamlar çantada keklik gibi görünmüyorlar.

  Ve sanırım bütün şanslarını harcamış olabilirsin.

  Onun için  Bu sarı.

  Açık yeşil.

  Sende kalsın.

  Sana ihtiyacım var.

  Açık yeşil tavşan olmaz.

  – Kurabiyeleri yedin mi?

  – Hayır.

  Annem güzel kurabiye yapar.

  Sadece Tupperware’ini geri istiyor.

  Tupperware’lerini çok sever.

  Bir ilerleme var mı?

  Olacak.

  Biliyorum.

  Çünkü polisi arayıp gördüklerimi anlatacağım dedikten sonra   hapse girmekten korkmadığını fark ettim.

  İntikamını alamamaktan korkuyordun.

Kendi yatağımda yatacağım.

Neden kendi yatağında yatacaksın?

Çünkü babacığım canavarları kovaladı.

Tamam, bebeğim.

  Bir kez daha söyle, tamam mı?

Çünkü babacığım canavarları kovaladı.

Bu en büyük gülümsemen değil.

Bu en büyük gülümsemen değil.

Neden kendi yatağında yatacaksın?

Çünkü babacığım canavarları kovaladı.

Neden bebeğim?

  Bir kez daha söyle.

  Neden?

Çünkü babacığım canavarları kovaladı.

  – Geldiğine çok sevindim.

  – Evet.

  Biraz zamana ihtiyacım vardı, Florence.

  Şimdi ağlayacağım.

  Arkadaşımı aramadığında çok endişelenmiştim.

  – Nicholas.

  Terapist olan.

  – Evet.

  Bana çok yardımcı olmuştu.

  Sana da olabilir.

  Başka birini buldum.

  Yardım aldığın sürece sorun yok.

  Evet.

  Emin ellerdeyim.

  Seni akıllı orospu çocuğu.

  Pencereyi açacağım.

  Acayip sıcak oldu.

  – Kilroy, yemek ister misin?

  – Evet olabilir.

  Ofisimdeyim.

  Oyun oynamak ister misiniz?

  Hadi.

  Hadi! Bir şey var mı?

  Hayır.

  Tahsilat var mı?

  Cebini açık tut.

  Al neyin peşinde bilmiyorum.

AR 43 olduğundan emin misin?

  Evet, eminim.

  Şu anda ona bakıyorum.

İki gün önce takılmış.

  O zaman kumandanın bir şeyi yok.

Sinyali engelleyen bir bariyer var.

Bu AR3 cihazı banka ve devlet binalarında kullanılan bir jammer birimidir.

– Tetikleyici nerede çalıştı?

  – Depoda.

  Bu parazit yüzünden.

Ya içeriden patlatacaksın ya da bunu unutacaksın.

Yoksa sil baştan yeni bir sistem yüklemen gerekir.

  Hayır, bunu yapamam.

  Zamanım yok.

Parazit çok fazla.

  İçeriden patlatmak zorundasın.

Eşini ve kızını kaybettin.

Ama sakın unutma ben de yeğenimi ve yavrusunu kaybettim.

Seni de kaybetmek istemiyorum.

  Şimdi her şeyi biliyorsun.

  Hayır bilmiyorum.

  Nasıl olur da bir mühendis silahlar hakkında bu kadar çok şey bilebilir?

  Askerlik hizmeti.

  Memleketimdeyken almıştım.

  Şu telefonda bahsettiğin şey planın mıydı?

  Herkesi o depoya mı çekeceksin?

  Evet.

  Alphonse hep oradadır.

  Oraya Arnavutları da sokmam gerekiyor.

  Çok fazla adam var.

  Ama bombaların işe yaramıyor.

  Yarayacak.

  Bu da farklı bir bakış açısı.

  Oradan çıkmak umurunda değilse tabii.

  Başarısız olmaktansa ölmeyi yeğliyorsun.

  Merak etme.

  İstediğin şeyi yapana kadar buralarda olacağım.

  Bunu yapmanı istemiyorum.

  Yemek getirmeni.

  Annem yemek yapmayı seviyor.

  Çöpe gidecek nasıl olsa.

  Hardalla plastik bombaların arasına koydum.

  Oradan canlı çıkmak umurunda olmayabilir   ama bu arada da yemek yemelisin.

  Tavşan ayağım.

  İnanmıyorsan geri almak istiyorum.

  Hoşçakal.

Teslim onayı.

  Burayı imzalayın.

  Ilir.

  Bunu nereden buldun?

  Postayla geldi.

  Yine aynı sahte adres.

  Kardeşin ellerinde.

  Küçük bir kız var.

Alo?

Ben Alphonse.

  Dinle.

Şu avukatı buldum.

  Merkez dışındaki şu binaların mali işlerini halledebileceğini söylüyor.

  Lon’un da ne peşinde olduğundan haberi yok.

– Temiz mi bu adam?

  – Evet.

Commerce binasını görmek istiyor.

Onunla bu gece saat 9’da orada buluşacağım.

Sorunumuz ortaya çıkarsa ne olacak?

Bu konu hakkında bir şey bilmiyorum ben.

Hayır, bilen tek kişisin.

Kapatmalıyım.

  – Evet.

  – Yo, Vic.

  Birisi mi var yanında?

  Evet, meşgulüm şimdi.

  İndir sikini o zaman.

  Şu çingene taksisini buldum.

Taksi şirketindeki adam Paul’ü hatırladığını söylüyor.

Paul oradaymış.

  Detektif gibiyim lan.

  Aynı Kolombo gibi.

  Kendimden korktum.

  Vic.

  – Hemen geliyorum.

  – Tamam.

  Hey, Vic.

  Vic.

  Görüştüğün şu kız var ya.

  Sevgilin mi senin?

  Hayır.

  Ciddi bir şey değil.

  Onun  Şu yüzü  Evet.

  Araba kazası.

  – Onu etkilemiş mi?

  – Tahmin bile edemezsin.

  Bana ondan hiç bahsetmemiştin.

  Benden utanıyor musun yoksa?

  – Evet, utanıyordum.

  – Arkadaşlarından utanıyorsun demek ha?

  Evet.

  Tam burası.

  Taksi Paul’ü tam burada bırakmış.

  – Emin misin?

  – Evet.

  Müşterileri aldıkları bıraktıkları yerlerin kaydını tutuyorlar.

  Pekâlâ, detektif bey.

  Gidebilir miyiz artık?

  Mezar mı?

  İşte bu korkunç.

  Ofis yarına kadar kapalı.

  Ama telefon edebilirim.

  Belki yarın Paul’ün bir resmi ile gelirim.

  Bir şeyler bilen var mı bakalım.

  Tamam.

  Hasiktir.

  Hadi.

  Gitmem gerek.

  – Her şey yolunda mı?

  – Evet.

  İlgilenmem gereken işlerim var.

  İçeri gel.

  Darcy’e ne söyledin?

  Mesajında buraya geldiğimi kimseye söyleme demiştin.

  Ona yapacak işlerim olduğunu söyledim.

  Yemeğin.

  Bir tuzak kurdum Victor.

  Saat 9’da bu kapıdan kim girerse   kötü bir gece geçireceğini söyledim.

  Bunu bana yapan kişi   acı çekiyor.

  Yakınını kaybetmiş birisi.

  O resimdeki insanlar gibi.

  Çok büyük bir acı içinde çünkü   o acıya ben sebep oldum.

  Sonra Paul’ü öldürdü.

  Onun da böyle hissettiğini öğrendi.

  Bir şeyi anlamasını istiyorum Victor.

  Şunu bilmesini istiyorum ki, bu dünyada değer verdiği   tek bir şey bile kalmış olsa  Onu bulacağım.

  Ve onu mahvedeceğim.

  Muhtemelen ne düşündüğümü merak ediyordur.

  Planımın ne olduğunu.

  Ve ne kadarını bildiğimi.

  Sen olsan ne düşündüğümü merak etmez miydin?

  Ederdim.

  Güvenebileceğim tek kişi sensin, Victor.

  – Nedenini biliyor musun?

  – Hayır.

  Çünkü Harry’nin yerinde hayatımı kurtardın.

  Zor bir şey olmalı.

  Hayatımı kurtardıysan   sebebi sadece kendin öldürmek istediğin için olabilir.

  Otursana.

  Ayağa kalkmalıyım, lütfen.

  Dışarıdalar.

  Geçen gün bana yardım edebileceğini söylemiştin.

  Evet! Söylediklerime inan dostum.

  – Patronum ne der bilmiyorum.

  – Öğrenemez.

  Garanti edebilir misin?

  Bana zarar vermeyeceklerini?

  Yemin ederim.

  Lütfen.

  Bana bunları sorduğuna göre böyle yapmayı düşünüyorsun.

  Serbest bırakmayı.

  Peki.

  Beni dinle.

  Şehirdesin, tamam mı?

  Patronumun deposunun bodrumundasın.

  Adı Alphonse.

  Alphonse Hoyt.

  Ağabeyin veya adamları ona ne yaptı bilmiyorum.

  Ağabeyin para versin ya da vermesin seni öldürecekler.

  Bir kameram var.

  Ağabeyin için bir mesaj çekebilirsin.

  Ona ulaştırırım.

  – Çabuk olmalıyız.

  – Teşekkür ederim.

  Nerede olduğunu söyle.

  Nerede olduğunu söylemen çok önemli.

  Yemin ederim söyleyeceğim.

  Konuş.

  Ilir, Ilir, dinle beni  Hayattayım, kardeşim.

  Daha ne kadar yaşarım bilmiyorum.

  Beni öldürecekler.

  Parayı versen bile beni öldürecekler.

  Beni Alphonse Hoyt’a ait bir depoda tutuyorlar.

  Yalvarırım yalvarırım ağabey çabuk gel.

  Alphonse Hoyt’a ait bir depo.

  Alphonse Hoyt.

  Teşekkür ederim.

  Yemin ederim  Seni öldürmüştük.

  Hepinizi öldürmüştük! Hepinizi öldürmüştük! Mezarları üzerine yemin ederim ki öldüremediniz.

  Yemin ederim.

  Mezarları üzerine yemin ederim ki öldüremediniz! Hayır, hayır, hayır! Hayır! Hayır! Hayır, hayır, hayır! Hayır! Böyle ölmeme izin verme! Lütfen! Lütfen! Böyle ölmeme izin verme! Merhamet et! Lütfen! Böyle ölmeme izin verme! Lütfen! – Evet.

  – Müdürle konuştum.

  – Ne müdürü?

  – Mezarlığın işte.

  – Bugün kapalı olduğunu sanıyordum.

  – 15 dakika sonra burada olacak.

  Balıkları yemlemesi mi ne gerekiyormuş.

Meşgulsen tek başına halledebilirim.

  Hayır.

  Hayır, geleceğim.

  Tamam.

  Hasiktir! Hasiktir! Bu paketi göndermem gerekiyor.

  Ama hesapta olmayan bir şeyi halletmem gerek.

  Benim için gönderebilir misin?

  Evet.

  Nedir bu?

  – Bilmen gerekmiyor.

  – Gerekiyor.

  Nedir bu?

  Bir video.

  Arnavutlardan birisi, söylemesini istediğim bir şeyi   söylemesini istediğim kişiye söylüyor.

  Tamam mı?

  Tamam.

  Takip numarasını alman gerekiyor.

  Cep telefonuma uyarı mesajı gönderecek.

  Olur.

  Teşekkürler.

  Bekle.

  Annene çok güzel olduğunu söyle.

  Gerçekten mi?

  – Çok tuzlu olmamış mı?

  – Hayır.

  Mükemmeldi.

  Her şey açığa kavuşuyor.

  Paul kesinlikle buradaymış.

  – Buraya geldiğini nereden biliyorsun?

  – Müdürden.

  Bunu istemiş.

  Buraya gömülü insanların listesi.

  Macar kısmı ile ilgilendiğini söyledi.

  Macar kısmı mı?

 .

  Neden olduğunu söyledi mi?

  Hayır.

  Yüzlerce mezar var burada.

  Şu kıza ne oldu?

  Karşı komşun olan kız.

  Tanıştın mı hiç onunla?

  Evet.

  Tanıştım.

  Sonra?

  İki yıl önce ölmedin sen.

  Mezarlığı buldular.

  Gittikçe yaklaşıyorlar.

  Bir önceki bulan kişi şanslıydı sadece.

  Sadece mezar buldular diye   seni öğrenecekler değil ya.

  Hâlâ vazgeçebilirsin.

  Geç olmuş değil.

  Neden bu kadar beklediğini biliyorum.

  Onu neden öldürmediğini.

  Bunların hepsi bittiğinde   acının dinmeyeceğinden korkuyorsun.

  Çok güzelsin.

  Çöpe atacaktım.

  Giymem gerekir diye düşündüm.

  Neden giydiğini biliyorum.

  Yoksa kimin için mi demeliyim?

  – Hadi, gidelim.

  – Hey, canavar! Ne oldu?

  Düştüm.

  Güzel bir elbiseyi mahvettim.

  Bir bakayım.

  Sen iyi misin?

  En azından düzgün tarafıma gelmedi.

  Paketini gönderdim.

  Takip numaranı aldım.

  Sağ ol.

  – Merhaba, Victor.

  – Merhaba.

  Git üstünü değiştir, kan olmuş.

  Seni böyle görmemeli.

  – Tupperware’imi gönderdiğin için sağ ol.

  – Elbette.

  Bazıları göndermez.

  Yemekle birlikte geliyor sanıyorlar.

  Beleş Tupperware.

  Yemeği sevdin mi?

  Evet.

  Yemek çok güzeldi.

  – Beatrice söylemedi mi?

  – Yemeğini beğenmeyeceğinden korkuyordu.

  Ona hep söylerim, bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer.

  Tek yol odur aslında.

  Seni aç bırakmaz.

  Orası kesin.

  Şu düşüp başımı vurmam var ya?

  Belki de tavşan ayağımı kaybettiğim için olmuştur.

  Aslında onu annem kaza geçirdiğimde bana vermişti.

  Ameliyatlarım sırasında uğur getireceğini söylemişti.

  Rengini ben seçtim.

  Aptal açık yeşil.

  Bu akşam benimle çıkar mısın?

  Herhangi bir yere.

  Neresi olursa.

  – Evet.

  – Tamam.

  – Evet.

  – Laszlo Kerik.

  Laszlo Kerik?

  Bu ismi tanıyor musun?

  – Hayır, tanımıyorum.

  – Tanıyacağını da düşünmüyordum.

  Bu mezarlık listesindeki herkesi araştırdım.

  Bu adam biz ekibe katılmadan 9 ay önce ölmüş.

Alphonse ve küçük bir kız ile ilgili bir mahkeme varmış ona ait binaların birinde öldürülmüş.

Mahkemeye hiç çıkarılmamış.

  Anladın, değil mi?

  Küçük kızın annesi ve babası bu olaydan iki ay sonra ölmüş.

  Onları buraya, küçük kızın yanına gömmüşler.

Vic?

  Orada mısın, Vic?

  Vic?

  – Evet, buradayım.

  – Başardım, dostum.

  Buldum işte.

  Paul’ün bulması gereken şeyi ben buldum.

Alphonse’a anlatacağım.

  Anlatırken senin de orada olmanı istiyorum.

Oraya gelebilir misin?

  Hayır, şimdi işim var.

  Sonra konuşuruz.

  Victor.

  Geleceğini bilmiyordum.

  Yoksa üstüme güzel bir şeyler giyerdim.

  Anne, geleceğini bal gibi biliyordun.

  – Hayır, bana bir şey söylemedin.

  – Hayır, söyledim.

  Hazır mısın?

  Evet  – Nereye gidiyoruz?

  – Göreceksin.

  Gece kulübü mü?

  Çok soğuk.

  Park?

  – Sen iyi misin?

  – Evet.

  İyiyim.

  Bu o bar.

  Evinde kredi kartı fişleri vardı.

  Genellikle saat 8:30 gibi ayrılıyor.

  Bir seyahate çıktı.

  Döndüğünden emin olmak istiyorum.

  Geri döndüyse muhtemelen yarın gece bu bara gelecektir.

  O zaman yapmayı düşünüyorum.

  Ben  Sana karşı bir şeyler hissetmiştim.

  Buna tutunmak istiyordum.

  Sonu düşündüğün gibi olmayacak.

  Öyle olacağını da hiç söylemedim.

  Kelimelerle değil.

  O beyaz elbiseyi senin için giymiştim.

  Bir hata mıydı?

  Evet.

  Burada bekle.

  Birazdan dönerim.

  – Ne yaptın sen?

  – Al şunu.

  Bitti.

  Bitti.

  Bu değil.

  Durun.

  İşte bu.

  Onları tanıyan biri olduğunu mu söylüyorsun şimdi?

  Tanıyor olmalı.

  Çünkü bu adam öldü değil mi?

  Değil mi?

  – Ne var?

  – Küçük kız 17 Haziran’da ölmüştü.

  – İki yıl önce.

  Değil mi?

  – Evet.

  Yarın 17 Haziran.

  Beatrice! Ne yapıyorsun sen?

  – Aman Tanrım! – Beatrice.

  Özür dilerim.

  Çok özür dilerim.

  Özür dilerim.

  Evet, yanına gidiyorum.

  Tamam.

  Evet.

Kim olduğumu biliyorsun değil mi?

  Evet, biliyorum.

  Üç aydır garip mektuplar alıyorum.

  Resimler de mi var?

  Gözleri oyulmuş?

Bize de geliyor.

  Bunu her kim yapıyorsa kardeşimi kaçırdı.

  Hani benim için   bir meseleyi halletmiştin, hatırladın mı?

Macar Rapsodisi?

  – En sonuna kadar gittin değil mi?

  – Evet.

  – Bütün aile alkışlanmıştı değil mi?

  – Evet.

  Babanın da alkış aldığını gördün, değil mi?

Hangi cehennemdeydin?

  Sana ulaşmaya çalışıyorduk.

  – Arabam bozuldu.

  – Ortalıkta bir pislik dönüyor, dostum.

  Çalışmıyor işte.

  Daha ne söyleyim?

  – Gel beni al.

  – Ne?

  Elimizdeki tüm silahları getirin.

  Ilir ?

  Brozi?

  Burası.

Teslim Onayı.

O hâlâ yaşıyor.

  Belki de son anları.

  Laszlo.

  Vic! Paketi postalamadın.

  Onu öldürmedin.

  Öldürmedin çünkü bana karşı bir şeyler hissediyordun.

Nasıl hissedeceğimi biliyordun.

  – Paketi postalamadın.

  – Denedim.

  Adam paketi alıp gitti ama geri çağırdım.

  Geri çağırdım çünkü sana karşı bir şeyler hissediyordum.

  Seni sevebilirdim.

  Ölmeni istemedim.

  Şu işlerinden birini bozabilirsem, sadece birini   her şey planladığın gibi gitmez diye düşündüm.

  Ben de pakete tavşan ayağını koydum.

Video kartını çıkarttım.

  Onun yerine tavşan ayağını aldılar.

  Kaçabiliriz.

  Bizi bulurlar.

  Devamlı kaçarız.

  Gece yolculuk ederiz.

  Ne kadar uzağa gittiğimiz önemli değil.

  Vic?

  Bu da ne be?

  Laszlo.

  Koduğumun Laszlo’su.

  Seni burada bekleyeceğim.

  Neredesin?

  Dairenin kapısındayım.

  Lütfen, geri dön.

  Beatrice, hemen kendi dairene git.

  Oraya git ve beni bekle, tamam mı?

  Gel buraya! Bağırırsan her şey berbat olur! Tamam mı?

Tamam mı?

  Laszlo Kerik.

Beni aptal yerine koydun Laszlo Kerik.

Şaheserini gördüm.

  Lanet olası resimlerini gördüm.

  Paul’ü buzdolabına koydun.

  Bunun seninle bir ilgisi yok.

  Seni korumak için evime gönderdim.

  Tamam mı?

  İçeri girmemen gerekiyordu.

  Evet ama girdim.

  Senin için endişelenmiştim.

  Seni öldürmek istemiyorum.

  Bu şansını kullan ve kızı bırak.

  Yalan söyledin.

  Bana yalan söyledin lan.

  Oğlumun vaftiz babası.

  Bırak onu.

  Bırak onu.

  Dinle beni.

  Şu çalışan boktan arabana bin.

  Boktan arabanı çalıştır.

  Ve boktan arabanla Alphonse’un yerine gel.

  – Orada bekleyeceğiz.

  – Hasiktir.

  Kalk ayağa! Bu ne anlama geliyor?

  Darcy kızla buraya geldi.

  – Yüzüne ne oldu?

  – Araba kazası.

  Seninkine ne oldu?

  Siz piçler.

  Victor.

  Alphonse.

  Bir yere ayrılma.

  Benim için mi geliyorsun?

  Hayır.

  Onun için geliyorum.

  Evet ama geldiğinde burada olmayacak.

  Onu odama götürün! Sakın kıpırdama! Orospu çocuğu! Loco’yu vurdu.

  Hayır, bak! Merdivenlerden geliyor.

  Pekâlâ.

  Tam götüne göre bir şeyim var.

  Onu takip et Ilir! Merdivenin altında! Hey Victor! Değer verdiğin bir şey varsa   onu bulacağımı ve mahvedeceğimi   söylemiştim hatırlıyor musun?

  Buna ne dersin?

  Buraya gelemezsin amcık! Nereye kayboldun lan sen?

Alphonse Hoyt.

  Bu da ne şimdi?

Alphonse Hoyt.

  Ne diyor?

  Ne yapıyorsun lan sen?

  Silahını kaldırma sakın! Yapma! Sakın yapayım deme! Silahını indir kaltak! Eşim ve çocuğum olduğu için mi beni öldürmedin?

  Hayır.

  Seni öldürmedim çünkü onların sahip olduğu tek şeysin.