114 dk

Yönetmen:Rolf de Heer

Senaryo:Rolf de Heer

Ülke:Avustralya Avustralya, İtalya İtalya

Tür:Komedi, Suç, Dram

Vizyon Tarihi:01 Eylül 1993 (İtalya)

Dil:İngilizce

Müzik:Graham Tardif

 

Özet

Kayıp bir ruhun kurtuluşu hakkındaki tuhaf, düşük bütçeyle hazırlanmış Avustralya filmi, iyimser, hatta insani bir sonuca ulaşırken ateist felsefe ile olaylara bakıyor. Din sembolizmi ile cinsel birleşmeyi birleştiren film sınırları zorluyor. Film boyunca yaşam ve ölümün anlamı hakkında düşündürücü  güçlü bir sanatsal fikirler açık.

35 yaşındaki Bubby (Nicholas Hope), büyük bir iki odayla sınırlı olan hayatını, banyosunu ve yatağını annesi (Claire Benito) paylaşıyor. Onun dışında kimseyi tanımıyor. Her şey babanın (Tanrı) geri gelişi ile Bubby’nin dünyası bozuluyor. (Din eleştirisi aşırı derecede)

Bubby, akla hayale gelmez her şey tarafından istismar edilmektedir. Feministler, mahkumlar, polis memuru, hayvan severler ve hatta Kurtuluş Ordusu…

Bubby başarabildiği tek şey annesinden öğrendiği az sayıdaki ifadeler.

Film boyunca sarsıla sarsıla seyrediyorsunuz. Seyrederken insanın bu hayata bağlanmasında ve yaşamasında ve düşüncesinde kolay kolay bir yere gelemediğini anladım.

Seyrederken evrim felsefesi, dini ve ahlaki sorunlarınıza cevaplar bulacaksınız.

Tavsiye ederim ama herkese değil…sonuçta kafa travması geçireceksiniz. Vurgun yemiş gibi.

Not

 Bu film +18 olmasının yanısıra  çocukların gelişiminde psikolojik olarak çok derin yaralar,  ve tahribata yolaçabilecek  şiddet, sapkınlık, ensest muhteviyat ve ateist mesajlara sahip olup,  evinde hayvan yetiştirenlere asla tavsiye edilmez.

 Film Metni

Gıpraşma!

O değil, gülpembe olan.

 Gülpembe.

 Aferin sana ufaklık 

Aferin sana  Aferin sana Bubby  Aferin sana  Aferin evlat  Pipin mi geldi, aklından bile geçirme!

 Tanrı herşeyi görür ve bana haber verir.

 Yukardan haber gelirse Tanrı şahidim olsun, aklını alırım.

 Gıpraşma  Bubby yaramazlık yaptı  Aman Tanrım, ne yaptın sen!

 Seni aşağılık pasaklı şey.

 Adi pisliğin tekisin sen.

 Cehenneme yollayacağım seni, görürsün sen   gözlerini çıkartıp, pipini kessinler de gör seni sümüklü.

 Sen ne cici çocukmuşsun böyle  Annecik küçük Bubby’i seviyor çok  Bubby de anneyi seviyor mu  Memişler güzel değil mi? Aferin sana aferin  Gıpraşma!

 Gıpraşma!

 Gıpraşma dedim, seni kancık şey!

 Tanrı şahidim, aklını alırım.

 Maskesiz çıkamam dışarı kedicik!

 Bubby ölür o zaman.

 Artık gıpraşma!

 Zehir!

 Zehir!

 – Ya zehir götürmezse seni?

– O zaman Tanrı alır.

– Bir bokları unutmadın mı sen?

– Bir bokları unutmadın mı sen!

 Kedicik nereye böyle?

Dışarıya  Peki maskesiz   nasıl dışarı çıkabiliyor? İhtiyacı yok onun.

 Nefes almıyor.

 Nasıl nefes almıyor? İşte böyle nefes almıyor.

 Al zıkkımlan!

 Oradasın biliyorum Florence!

 Geri döneceğim!

 Ne o, yoksa dışarı mı çıkmak istiyorsun? Dışarının nasıl olduğunu merak ediyorsun, değil mi? Dışarıyı mı istiyorsun? Öksürük, boğulma ölüm.

 Oradasın biliyorum Florence!

 Geri döneceğim!

 Bubby yaramazlık yapmıyor.

– Anneciğin uslu bebesi.

– Kes sesini.

 İğrençleşme!

 Kimse yok mu? Haydi ama, orada olduğunuzu biliyorum.

 Uzak dur!

 Florence kapıyı açmazsan kırıp girerim.

 Sen olduğunu biliyorum, girip çıkarken gördüm.

 Bu çok matrak, çok matrak.

 Yıllardır bir oğlum olduğundan habersiz yaşamışım.

 Hiç de matrak değil.

 Tanrım Florence!

 Bazı şeylere matrak tarafından bakmayı öğrenmen lazım.

 35 yıldır dönmeni bekliyordum.

 Evet ama şey 

Sanırım erken gelemeyeceğimi ifade etmiştim, etmemiş miydim yoksa?

Sadece  Sadece daha önce bir türlü fırsat bulamadım.

 Nihayet buradayım, değil mi? Evet, geldin, işte buradasın.

 Tanrım koca 35 sene, nasıl da geçip gitmiş.

 Hala güzel görünüyorsun Flo.

 Zaten her zaman güzel görünürdün.

– Sen de daima çekiciydin.

– Evet.

 Gençken çekiciliğim birkaç kızda işe yaramıştı.

 Ama o zaman bile oğlum olduğunda haberim yoktu.

 Yakışıklı, örnek bir sevecen adamdım da aynı zamanda.

 Aferin sana Flo.

 Hey evlat, bana peder diyebilirsin.

 Babanım ben senin.

 Peder, peder.

 Çabuk anladı gibi.

 Peder.

 Peder, peder, peder.

 Peder.

– Peder, peder, peder.

– Evet işte aynen öyle.

 Tamam tamam, o kadar da kafana takmana gerek yok.

 Flo dinle 

Yakın zamanda dönüp sizi bulacağımı biliyordum, her şey için özür dilerim.

 Ama aklının ucundan geçer miydi 

Yani bilirsin, sen ve ben  Hala beraber miyiz Flo? Bilemiyorum.

 Sen artık Tanrının bir elçisisin  Mesel şu yaka mı  Arada bir vaaz için bir formalite, aldırma sen.

 Nasıl gidiyor bakalım? Hala namusuna düşkün müsün? Sana güvenebilir miyim bilmiyorum Harold.

 Evlat senin neyin var böyle, yoksa akli dengin falan yerinde değil mi? Eğer hep beraber yaşayacaksak   birbirimize biraz olsun saygı duymamız gerekir.

 Çakozladın mı? Sanırım çakozladı.

 Canım bir şeyler atıştırsak ne iyi olurdu? Elbette Harold.

 Evlat, anneciğinle ben biraz konuşacağız.

– Neden dışarı çıkmıyorsun biraz?

– Bubby kendi başına   dışarı çıkamaz.

 Evlat, nonoşluk yok değil mi?

Oğlumun asla bir homo olarak büyümesini istemem.

 Hemen evlatlıktan reddederim.

 Biraz anlayış göstermen lazım.

 Yani ben ve Bubby   burada bir başımıza uzun yıllardır yaşıyoruz.

 Diğer çocuklara pek benzemez o.

 Doğumu da çok zor olmuştu.

 Tek bir yardım eli yok, bir başınasın.

 Olanları atlatabileceğimi hiç zannetmezdim.

 O yüzden anlayış göstermen lazım.

– Tekerlek olmadığı sürece sorun yok?

– Elbette ki öyle değil.

– Hep aynı tas ayna hamam Flo!

 – Ne dedin?

– Aynı tas aynı hamam diyorum.

– Evet ama   ne yazık ki hiç ziyaretçimiz olmaz.

– Sıcak şaraba devam mı?

– Artık umduğumu değil bulduğumu içiyorum.

 Umduğumu değil bulduğumu  Elbisen buradan şahane görünüyor Flo.

 Tanrım şu ayvalara bakın.

 Zaten büyüktüler ama şimdi neredeyse karpuz gibi olmuşlar.

 Ne güzel iltifatlar böyle!

 Hayır bu gerçek Flo.

 Bu füzeler bir erkeğin aklını başından alması için yeter de artar bile.

 Birden tüm acılarını unutarak balıklama içine dalar ve  Ne acısı Harold?

Hangi acılar unutulabilir ki? Çekil Bubby, bırak!

 Tanrım bu zırdeli!

 

– Seni kaçık manyak!

 – Harold, Harold dur 

– Öldürmeye çalıştı beni.

– Çalışmadı!

– Seni manyak, seni zırdeli!

 Sana zarar vermeye çalışmadı, yalnızca nefes alıp almadığını görmek istedi.

– Nasıl?

– Onun hatası değil bu, böyle garip düşünceleri var.

 Çocuğu suçlayamazsın.

 Bir şeyden haber yok, babası hiç olmadı.

 Olanı da anında öteki tarafa yolluyordu neredeyse.

– Tanrım evlat, ne acayip şeysin sen öyle!

 – Acayip.

 Tanrım evlat, ne acayip şeysin sen!

 Tanrım evlat, ne acayip şeysin sen!

 Harka bir tenin var Flo.

 Yumuşak, seksi.

 Seksi bir kadınsın sen.

 En ateşli erkek bile karşında eriyip ellerini kullanamaz oluyor.

 Çok alımlı ellerin var Harold.

 Yazık ki onları kullanamıyorsun.

– Ne buldun bakalım orada?

– Bilmiyorum.

 Böyle bir şey nasıl olabilir ki!

 O yokladığın şey sadece üstümdeki elbise.

 Evet ama ya şu altındaki de ne ola ki? Daha önce zaten görmüştün ya.

 Öyle mi, görmüş müydüm? Biraz sabredersen, yine görürsün.

 Cennetin Kapıları  Dünyanın yedi harikasından biri!

 

– Öyle mi düşünüyorsun cidden?

– Evet.

– O kadar da büyük değil.

– Kusursuzlar Flo.

 Bu harika, inanamıyorum  Hayır durma devam et lütfen  Bu çok güzel.

 Hey, defol gitsene be şuradan.

 Seni sapık şey!

 Annenin özel yaşamına saygı göster biraz.

 Git zıbar artık Bubby!

 Ne biçim isim yahu bu Bubby.

 Çok şapşal bir isim.

 Sen sonra değiştirirsin diye öylesine koymuştum, ama çok yakışıyor.

 Evet yakışmış, şapşalın tekine şapşal bir isim.

 Çok seksi bir kadınsın Flo.

 Bu da ne be  Bu çocuk devreleri tamamen yakmış.

 Sen çok acayipsin.

 Aman Tanrım  Çok seksi bir kadınsın Flo.

 Öyle miyim, sağol.

 Tanrım şu ayvalara bakın.

 Harika memişlerin var.

 Dünyanın yedi harikasından biri gibi Flo.

– Kusursuzlar.

– Bubby, bir tanecik yavrum benim.

 Cennetin Kapıları 

– Zorla yaptı Harold!

 – Aman Tanrım, Tanrım  Siktir git şuradan seni pislik.

 Seni piçkurusu, seni piçkurusu.

 Aşağılık piçkurusu, siktir git diyorum sana.

– Tenin inanılmaz Flo!

– Seni sapık piç.

– Sen çok acayipsin.

– Siktir git diyorum, siktir git.

– Defol, defol!

 – Bubby’i rahat bırak!

 Pislik seni, defol.

 Çık dışarı, seni aşağılık sapık.

 Aşağılık piçkurusu!

 Al şunu, pis sapık!

 Adi sapık!

 Yüce Tanrım!

 Hay Allah, paspas için kusura bakma.

 Bu siktiğimin çocuğu nereden çıktı be!

 Kes sesini evlat.

 Beş para etmezsin sen, seni sapık piçkurusu!

 Bir boka yaramazsın, sadece herşeyin içine edersin sen 

Yalnızca bir şeylerin içine etmeyi bilirsin, değil mi seni sapık piçkurusu, değil mi?

 Beş para etmezsin!

– Defolup gitsene be?

– Bubby’i rahat bırakın  Bubby’i rahat bırakın.

 Bubby’i rahat bırakın.

 Bir bok etmez gerizekalısın sen.

 Doğmadan geberip gitmeliydin sen.

– Ne diyorsun be sen?

– Geberip gitmeliydi bu moron  Seni adi herif, ben onu senin için doğurdum.

 Peki dana gibi şişmene değmiş mi, bak şu salakoğlana.

 Gıpraşmayın!

 Gıpraşmayın diyorum size!

 Gıpraşmayın!

 Gıpraşmayın!

 Şimdi sen gıpraşma bakalım peder bey.

 Anne sen de gıpraşma bakalım.

 Seksi bir kadınsın sen Flo.

 Hödük gibi ne duruyorsun be, çekilsene yoldan gerzek herif.

 Nonoş kılıklı sağır mısın!

 Çekil diyorum sana, kıt herif!

 Hayır!

 Hayır!

 Zula yap, çabuk uzayalım!

 Kapkaççılar çantamı çaldı.

– Kör olasıcalar!

– Kör olasıcalar!

– Evet.

– Evet.

– Görüşürüz.

– Görüşürüz.

 Kör olasıcalar.

 Kör olasıcalar.

 Arka tarafa geçelim.

 Arka tarafa.

– Her zamankinden mi olsun?

– Mümkün mü?

– Elbette.

 İki spesyal, ananassız olsun.

 Güzel, çok çok teşekkür ederim.

 Yalasana, dilini kullan.

 İşte böyle, şimdi şuraya dil at.

 Burayı şapşal şey!

 Tanrım, orman gibi!

 Şarkı söylemeyi seviyor musun?

Hoşuna gitti mi?

Biliyor musun, birini kendime gerçekten yakın hissettiğimde   ona çok özel bir şarkı okurum.

 Dinlemek ister misin?

Bu benim en sevdiğim İncil şarkısıdır.

 Sevdin mi?

Dangalak seni!

 – Tanrım evlat, sen çok acayipsin.

– Evet aynen senin gibi, garip çocuk.

 Acayip olsa da, büyük bir çocuk.

 Hey çekil bakalım ahbap, birazdan bu ağaç kesilecek.

 Sana söylüyorum, sağır mısın?

Kümesten falan mı kaçtın sana söylüyorum, yoksa şu yeşilcilerden misin?

Çabuk yaylan yoksa malafatına bunla tırpan atarım.

 Seni salak, uza diyorum sana çabuk.

 Ufaklık  Haydi bakalım gidiyoruz artık.

 Beni takip edin bayım lütfen!

 Başınız belaya girsin istemezsiniz, değil mi? Buyurun, bu taraftan.

 Bayım buyrun, yardımcı olabilir miyim? Evet matbaa buyrun 

Dışarı, dışarı, dışarı  Öteki sefere polisi ararım bayım.

 Şu harika çikolatalı eklerden 2 tane istiyorum Sam.

– İşte oldu, tekrar bekleriz.

– Sağol şekerim.

– Buyrun? Şu harika çikolatalı eklerden 2 tane istiyorum Sam.

– 2 dolar, teşekkürler.

– Sağol şekerim.

 Şey hayır önce 2 dolar, sonra sağ ol şekerim.

 Şu harika çikolatalı eklerden 2 tane istiyorum Sam.

 Sağol şekerim.

 Seni ait olduğun yere götürsek sanırım iyi olur, gel bakalım.

 Evet, hala fena değilimdir, değil mi? Hödük gibi ne duruyorsun be, çekilsene yoldan gerzek herif.

 Hödük gibi ne duruyorsunuz be, çekilsene yoldan gerzek herif.

 Senin gibi uyanık geçinen zibidileri hiç sevmem.

 O hıyar herifin sana yaptığını gördüm, gel dostum  Bira mı dedin, aşağıda kalmıştı biraz.

 İçmeyi bırakacağımmış da, düzgün bir yaşam olacakmış da falan 

– İsteyen?

– Bubby istiyor, al Bubby.

 Cortlat bakalım kapağını dostum.

 Daha bira isteriz.

 Daha bira isteriz.

 Haydi beyler Bubby’e şöyle güzel bir karşılama yapalım.

 Biraz tıngırdatsak mı ne yapsak.

 Bir, iki.

 Bir, iki, üç 

– Sahne amirimizden ne haber?

– Bir daha araba falan sürmem dostum.

 Hey, Bubby!

 Bir el atsana sen de.

– Bubby çaylak bir sahne amiri.

– Aferin sana Bubby.

– Bubby çaylak bir sahne amiri.

– Sakın hoparlörü düşüreyim deme, tamam mı?

Sakın hoparlörü düşüreyim deme, tamam mı? Ha siktir be, Tanrım.

– Grup burada mı çalıyor acaba?

– Evet.

– Anladım, şey ne zaman başlıyorsunuz?

– 1,5 saat önceydi ama henüz kimseler gelmedi.

– Gelsene, birazdan çalacağız.

– Girmesem daha iyi, kızlar falan da gelmemiş.

– Kızlar yok ahbap, sadece müzik.

– Başka bir zaman artık.

– Kimmiş?

– Bilmem galiba komşulardan biri curcunayı duyup şikayet etmiş.

– Aman da ne komik.

– Müşteriydi.

– Peki nereye kayboldu?

Nereden bileyim be, yolun başındaki diğer grubu dinlemeye gitmiştir belki.

– Sen de gitmesine izin verdin yani?

– Ne halt yiyecektim, gırtlağına mı sarılacaktım.

 Birilerine çalmadan, bu salonun kirasını hangi parayla ödeyeceğiz o zaman söylesene.

 Tanrım inanamıyorum.

– Hepsi bu mu?

– Bende başka yok.

– Bende de.

 Ya sen, iyice baktın mı? Diğer cebine de bak dostum, bakarsın oradan bir şeyler çıkar.

– Yok bir şey.

– Zırnık yok.

 Ya sende mangır var mı? Vardır, baksın bakalım.

 Mangır var mı ahbap? Seni amcık ağızlı, süt alacak para bile yok bende.

– Ağzının payını aldın mı dostum?

– Kes sesini be!

 – Hepsi buysa, battık gibi.

– Evet battık!

 – Tanrım 

– Ne güzel ama  Ne para var, ne de karı  Bu kadar hıyarlık yeter!

 – Bu leş gibi koku nereden geliyor be?

– Sikik ayaklarından!

 Bu leş gibi koku da ne!

 Peki siktiğimin parası ne alemde?

Kes şunu Bubby!

 Zaten maddi bir krizin eşiğindeyiz.

– Bakarız icabına.

– Sağol dostum.

 PAKETÇİ KÂTİL

– Annem bu!

 – Nasıl?

– Peder bu.

– Bu annem ve peder!

– Ne, bu senin annen mi? Peder ve annecik!

  ve bu da peder bey ha?

– Haydi atıyorsun kafadan 

– Yüce Tanrım.

 Mümkün değil bu, saçmalık.

 O olamaz be.

– Bilemiyorum 

– Ödül koymuşlar!

 50.000 papel!

 

– Şuna bir bakın hele!

 – Bu ne be  

– Ha siktir!

 – Bu kedicik!

 – Bir ara öyleymiş evet.

– Tanrım!

 – Şeyy bu o ta kendisi.

– O olmalı.

– 50 bin papel.

– Ha siktir 

– Ama garibanın teki.

– Onu kediye anlat sen.

– Bu gece benim yatakta uyuyabilir.

 Tanrım  Bubby kediyi dışarı çıkartır mısın, yapar mısın?

– Fazla uzağa gitme tamam mı?

– Tamam.

– Bize biraz mangır falan bul.

– Tamam.

 Beş, altı, yedi, sekiz, dokuz ve  Tanrım, seni kafadan hasta herif!

 Çabuk dışarı çıkart şunu seni  Senin gibi uyanık geçinen zibidileri hiç sevmem.

 Hepsi buysa hala batmış durumdayız.

– Kafam şişti, bu patırtı da ne!

 – Muhtemelen adamımız yüzündendir.

– Siktir, ne halt yiyeceğiz peki?

– Muhtemelen kodese gireceğiz.

 Aynen, bizi kodese tıkayacaklar.

– Zırvalık bu be!

 

– Kes sesini sen!

 – Dinle, dinlesene  Tak bakalım şunu ahbap.

– Bize çok pahalıya mal olacak.

– Sen alacağın parayı düşün.

 Keyfine bak Bubby.

 İşte size tam da karşımda oturan birinin dramatik hikayesi

Bubby adında birine ait bir hikaye

Zarzavat saçlı, biraz üşütük biraz da yaramaz bir çocuk

Bu Bubby çok yaramaz.

 Evet, hem de çok yaramaz

Bu Bubby çok yaramaz bir çocuk, hem de yaramaz mı yaramaz

Tepeden tırnağa bu Bubby çok yaramaz

53.cü otobanda çıktı karşıma

Hayır, kader çıkardı karşıma

Tepeden tırnağa bu Bubby çok yaramaz

Tarzı var değil mi, kedin yoktu değil mi Dan?

Bubby’i sana emanet ediyoruz Dan, tamam mı? Görüşürüz Bubby, sakın yaramazlık yapma.

Tepeden tırnağa bu Bubby çok yaramaz Beğendiysen neden gidip konuşmuyorsun?

Çok seksi bir kadınsın sen Flo.

 Çok hoş memişlerin var.

 Ayvaların gerçekten müthiş.

 Çok kaba

-saba bir insansın ve biliyor musun sırf zengin ve yakışıklı olman   herkesin önünde benle dalga geçme hakkını vermez sana, tamam mı? Hiç komik değil, sadece kırıcı.

– Bubby yaramazdır, seni kancık şey.

– Rahat bırak beni, rahat bırak.

– Rahat bırak dedim, git başımdan.

– İmdat!

 İmdat!

 

– Ne bok yararsanız, bir şeyler yapsanıza.

– Diline dikkat et, yoksa seni içeri tıkarım.

 Biz miyiz suçlu be, bu pislikler çantamızı yürüttü.

 Bir başınıza gece yarısı böyle sürtüp durursanız her birşey gelir başınıza.

 Düdük bir Aborjin’den kim ne çalar ki  Tanrım inanamıyorum, işten çıkmış eve gidiyorduk.

 İşten mi, bırakın bu ayakları!

 Kimbilir kimi söğüşlediniz!

– Yarrağı yediniz!

 – Sana konuşmalarına dikkat et dedim.

 Şimdi hemen uzayın buradan ve sizi içeri tıkmadığım için de dua edin.

– Yürü kız gidelim.

– Bence gidip kafanı bir doktora göstert.

 Siktir oradan be!

 Ne yapıyorsun? Sana söylüyorum  Ne yapıyorsun? Cevap versene be adam, yoksa dilini kedi mi kaptı? Benim de hislerim var, ben de insanım.

 Ama  Görev başındaysan elden bir şey gelmez, değil mi? Sıkılıyor insan yalnız işte.

 Neden konuşmuyorsun? Siktir ordan be!

 Rahat bırak beni!

 Rahat bırak beni lütfen!

 – İmdat!

 İmdat!

 – Dışarı mı çıkmak istiyorsun? Senin gibi hayvanları evcilleşmesi için, kaçık herif!

 Ben Bubby.

 Paketçi Kâtil.

 Rehabilitasyonun tamamlandı.

 Al bu 10 doları yolluk yaparsın.

 Gidebilirsin, gözüm sakın görmesin bir daha seni.

 Şeyy, hepsi bu mu, battık be!

 Tanrı her yaptığımı görüyor, yakında aklımı alacak benim.

 Gel benimle!

 Gördün mü, kimse sana yardım etmeyecek Bubby!

 Çünkü dışarıda sana yardım edecek kimsecikler yok.

 Hem de hiçkimse.

 Hepimiz atom ve atomdan daha küçük partiküllerin   kaotik bir dizilişinden ibaretiz sadece.

 Yaşamıyoruz ki 

Bizi oluşturan parçacıklar yalnızca bize bir kimlik ve bilinç vermekle yükümlüdür.

 Ölmeyiz de biz, sadece parçacıklarımız yer değiştirir o kadar.

 Tanrı falan yoktur ve olamaz da   yukarda bizi koruyan ilahi bir varlık olduğunu düşünmek çok saçma.

 Olsa olsa melûn bir varlık olmalı ki, sırf bizi bu düzenin parçası yapıyor   varoluşumuzun meâlinden dahi bihaber, bir sürü kâideye riayet etmek zorunda kalıp,  varolup olmadığımızdan dahi bihaber,   yerkürede bizim için kılını kıpırdatmazken, hüküm sürmesi için ona biat ediyoruz.

 Ölçüp biçiyoruz, hesaplıyoruz 

Mükemmel bir müzik yaratıyor, sanat icra ediyoruz kendi başımıza.

 Milyonlarca masum çocuğun kurbanlıklar gibi ecelini seyretmek zorunda kalan    bir ırkın mensubu olarak Tanrı’ya biat etmek, ne çılgınca bir anlayış.

  üstelik ızdırap içinde, can çekişerek, reddedilmişcesine.

 Tanrıya biat etme mecburiyeti ne kadar ahmakça!

 Lanet olsun ona!

 Var olmadığını farzet!

 Bizim vazifemiz varolmadığını farzetmek, bizim vazifemiz Onu reddetmek.

 Lanet olsun sana Tanrı!

 Varsa cesaretin, göster yüzünü ödlek seni!

 Varolamamış sahtekar seni  Tüm insanoğlunun en büyük görevi, Tanrının varolmadığına inanmaktır.

 O zaman geleceğimiz parlak.

 Çünkü yalnızca, evet yalnızca o zaman   yükümlülüklerimizin farkına varabiliriz.

 İşte tek yapacağın budur Bubby!

 Tanrının varolmadığını farzetmek.

 Yükümlülüklerini asla unutma.

 Lanet olsun sana Tanrı!

 Varsa cesaretin, göster yüzünü!

 Lanet olsun sana Tanrı!

 Lanet olsun sana Tanrı!

 Varsa cesaretin, göster yüzünü!

 Selam!

 – Selam!

 – Selam!

 – Selam!

– Selam!

– Ne istiyorsun?

– Bubby aferin yapacak.

– Sokun içeri şunu, pis sapık.

– Orospu çocuğu.

 Haklıydın  Annecik haklıydı  Bubby dışarısı için uygun değil.

 İstediğiniz yere oturabilirsiniz.

 İçecek bir şey ister misin, peder?

– Pizza.

– Paranız var mı? Para  Hepsi bu 

– Yani sadece pizza öyle mi?

– Pizza.

– Peki, pizza nasıl olsun?

– Pizza!

 

– Tamam.

– Problem yok, tamam mı?

– Peder problem yapmaz.

 Tamam peder, para kalsın.

 Kedicik!

 Güzel kedi, cici kedi!

 Gıpraşma seni kancık şey, yoksa Tanrı şahidim, aklını alırım!

 Cici kedi.

 Gitme kedicik, cici kedi gitme.

 Bubby cici kediye pizza getirecek.

 Pizza!

 Gitme kedicik.

 Aferin sana.

 Aferin bekle.

 Bozukluğun var mı ahbap, 50 cent’cik de mi yok? Tamam 20 olsun, hiç mi yok?

– Hepsi bu.

– Hepsi ne?

– Herkese benden içki!

 – Paul, bu Paul, seni piçkurusu!

 Dışarı!

 Dışarı!

 Tanrım, seni kafadan hasta herif!

 Çabuk dışarı çıkart şunu seni  Senin gibi uyanık geçinen zibidileri hiç sevmem.

 Şu budalanın yaptığını bakın, nonoş kılıklı seni!

 – Hey evlat, bana peder diyebilirsin, ben babanım.

– Hey babalık 

– Hey peder.

– Selam evlat.

– Hey babalık.

– Evet peder, aynen öyle.

 Kafana takmana hiç gerek yok.

 Evlat senin neyin var böyle, yoksa akli dengin falan yerinde değil mi?

Bu siktiğimin çocuğu nereden çıktı be!

 Kes sesini evlat!

 Beş para etmezsin sen kancık!

 Neden defolup gitmiyorsun be!

 Bubby’i rahat bırakın.

 Bubby’i rahat bırakın.

 Bir bok etmez gerizekalısın sen.

 Doğmadan geberip gitmeliydin sen.

– Depoyu mu dolduruyorsun Bubby?

– Bubby değil, ben şimdi peder!

 – Bu kadar pizza neden peder?

– Pizza kedi için.

 Şu uyuz kedi yanında mı hala yoksa? Unut gitsin Bubby boşver.

– Sana yarın daha çok pizza ısmarlarız.

– Peder, biraz kedi için pizza götürecek.

 Hey hiçbir yere gidemezsin.

 Artık, grubun bir üyesisin, yarın yine çalacağız.

– Kedicik aç!

 – Bekle Bubby, şey peder bekle.

 Bu gece müthiştin, seni çok sevdiler.

 Sen de onları sevdin sahnedeyken.

 Bunu her gece yapmanı istiyoruz.

 Yarın, ertesi gün, anladın mı? Bu günlük canlı müzik.

 Bize eşlik et, Biz de sana göz kulak oluruz.

 Tabii ki oluruz canım.

 Peder bey kediye pizza verecek.

 Her neredeyse biz bakarız icabına.

 Olmaz, olmaz.

 Peder kediye pizza verecek, peder kediyle uyuyacak da.

 Haydi ama onu bırakamayız, giderse bir daha göremeyebiliriz.

– Onu zorlayamayız.

– Bubby lütfen.

 Bubby artık yok, ben artık pederim.

 Bunu sakın kaybetme, gece olduğunda bu notu birini ver   seni buraya getirecektir, kaç para isterse veririz.

 Ne oldu be? Sen çıtırınla ilgilenen.

 Umarım geri döner.

 Gelmezse yarın sahnemiz çok boktan olacak.

 Görüşürüz.

 Ha siktir be, gebertsene şunu!

 Kırsana şunun boynunu!

 – Siktiğimin kedisi yüzünden elim kanıyor.

– Kediyi rahat bırakın!

 Cici kedi, peder sana pizza getirdi.

 Cici kedi, pizza getirdim.

 Gıpraşma kedicik!

 Kedicik öldü diyor.

– Kedi ölmüş mü?

– Evet kedi ölmüş.

– Ne dedi?

– Dedi ki senin adın Melek’miş.

 Tanrım, onları anlayabiliyorsun!

 Konuştuklarını anlıyorsun!

 

– Peder dışında başka bir ismin de olmalı.

– Peder!

 Ben pederim!

 – Bana peder diyebilirsiniz.

– Peder, sadece nereden geldiğini bilmek istiyoruz.

– Nerede yaşıyorsun?

– Peder bilmiyor.

– Bubby de bilmiyor.

– Şizofreni vâkası olabilir mi sence? Bir şey düşündüğüm falan yok, sadece bir çocuk.

 Bubby çok tuhaf bir çocuk.

 Tanrım evlat sen çok acayipsin!

 Peder çocuk değil.

 Onu nereye götürürsek götürelim, anında bir yere kilitleyeceklerdir.

  ve bence onun bir yere kapatılmaması gerek.

– Ne oldu Rachael?

– Kalmam gerektiğini düşünüyor.

 Öyle mi düşünüyorsun Rachael? Ya siz, ne düşünüyorsunuz? Sizce de kalmalı mı? Evet, evet!

 Eminim anlatacağın bir sürü hikayen vardır.

 Mesela kimmiş şu Bubby?

– Adın Bubby değil mi senin?

– Bubby çoktan öldü!

 – Ben artık peder beyim!

– Peki!

 Peder meleğin memişlerini görmek istiyor.

 Olmaz.

 Ama Bubby’e gösterebilirim.

– Bubby Meleğin memişlerini görmek istiyor.

– Duyamadım seni Bubby!

 Dışarısı Bubby için hiç uygun bir yer değil.

 Ben Bubby.

 Çok güzeller, aynı anneminki gibi.

 Çok büyük değiller mi sence? Mükemmel onlar.

 Tamam, bu kadar yeterli.

 Artık yine peder olabilirsin, bu Bubby ile aramızda kalacak.

 Anlaştık mı?

Bahçelerin içi farklı renklerdeki güllerle doludur.

  ve o yüzden de bahçeler çok güzel kokarlar.

 Bu çok özel bir bahçedir.

 Bu bahçeden kimsenin haberi yoktur ve kimse içine giremez.

 Yalnızca seni seven ve seninle ilgilenenler girebilir içine.

  ve yalnızca senin izin verdiklerin girebilir.

 Bu bahçenin etrafı çok yüksek çitlerle örülüdür   ve üstü de yemyeşil çimenle kaplıdır, o yüzden hiçkimse göremez.

 İşte bu bahçede olduğunuzu   çimenlerin üstüne öylece uzanıp dinlendiğinizi hayal edin.

 Harika bir gün!

 Güneş parlıyor, sımsıcak bir hava!

  ve rüzgar yanaklarınızı okşayarak esip duruyor.

 Merhaba, yatman gereken yeri göstermek benim görevim.

 Rachael pederin kendi odasında kalmasını istiyor.

 Aynı şeyleri mi düşünüyoruz diyorsun yani şimdi? Üzgünüm Rachael ama peder Pandy’nin odasında kalacak.

 Tamam mı? İşte yatağın, bavulun da orada   kediyi dondurucuya koyacağım ki, yarın onu güzelce gömelim, tamam mı? Bir grup mu? Dilini kedi mi kaptı senin? Senin gibi hayvanlar için!

 Peder, gel buraya!

 Sana sürprizimiz var.

 Tanışmaktan büyük zevk duyacağın birileri var yukarıda!

 Çabuk, çabuk.

 Gidip işi bitir peder bey!

 – Peder sen misin?

– Ben peder.

 Ben Shannon, ben de Sharon.

 Bize katılmak ister misin? Bizi beğendin mi bakalım? Bakir biriyle hiç yapmamıştım.

 Korkmana hiç gerek yok!

 Biz sana nasıl yapacağını öğretiriz.

– Memişler ufak 

– Ufak mı? Ufak olur mu hiç, onlar 36 beden.

 Söyle bakalım, nerelisin?

– Melek memişleri gibi değil.

– Melek de kim.

– Ne bileyim ben.

 Topraktan gelir, toprağa döneriz.

 Rahmetin bol olsun kedicik.

 İşte, artık Tanrının yanında ve çok mutlu.

 Tüm insanoğlunun en büyük görevi, Tanrının varolmadığına inanmaktır.

 ne çok sürprizlerle doluyuz değil mi? Gıpraşma kedicik!

 Yoksa Tanrı şahidim aklını alırım!

 Zehir götürmezse seni, o zaman Tanrı alacaktır.

 Tanrım şu ayvalara bakın.

 Füzeler bomba gibi.

 Peder onları çok sever.

 Peder onları çok sever.

 Hayır, hayır dedim.

 Olmaz.

 Olmaz.

 Ne oldu Bubby, sorun ne? Bubby, Rachael’e çok üzüldüğüne ağlıyor, çünkü Rachael’in Bubby’si yok.

 Rachael Bubby’i seviyor.

– Zavallı Rachael.

– Bubby de Rachael’ı seviyor  Oh Bubby  Ziyaretlerine sadece mecbur kaldığımda giderim.

 Daima kavga edip dururuz.

 Sonra yine bir süre uğramam.

 Ardından beni affederler ama ilk fırsatta yine kavga ederiz.

 Abuk sabuk bir iş ama işi bu, babam bir hurdacı.

 Gülpembe!

 Çok eğlenceli olacak 

– Yemeği beğendiniz mi peder?

– Pizza bundan daha güzel.

 Kızımızın damak zevki sence iyi değil mi, ne dersin?

– Anne başlama yine.

– Sus ve annenin lafını bir daha kesme.

 Sağol canım.

 Biz onun için elimizden gelen herşeyi yaptık   ama o bize sadece büyük bir hayalkırıklığı verdi.

 Bari bir kez olsun yemeğini bitir.

 Bence şişkolar çok  çok hantal oluyorlar.

 Çok talihsiz bir durum tabii ama, aynı zamanda çirkin de.

– Siz ne düşünüyorsunuz peder?

– Bence o bir melek.

– O şişko bir domuz.

– Lafına dikkat et canım.

 Onun şişko bir domuz olduğunu bilmesi lazım ama.

 Tanrı şişman olmamızı isteseydi   hepimiz aynı ağırlıkta doğardık, değil mi? Ama öyle bir şey yapmadı, Tanrı şişman insanları sevmez.

 Tanrının gözünde şişmanlar tiksinç yaratıklardır.

 Lanet olsun sana Tanrı!

 Varsa cesaretin, göster yüzünü!

 Melek çok güzel.

 Tanrı kancığın teki  Hayır!

 Meleğe neden böyle yaptın? Artık gidebilirsiniz peder.

 Sizin için dua edeceğiz.

 Gidin dedim size.

 Melek de gelecek mi? Annemle babam ecellerini bekliyorlar artık Bubby.

 Zaten her yanımız zehir, kanserojenle sarmış  Amyant kaplı fren balataları, içimize çektiğimiz egzoz dumanı, Arabalar içindeki sentetik malzeme  Diyoksin, parathidion, dieldrin  Cıva, radyoaktif maddeler  Her kim yarattıysa bizi bu sefaletten kurtarması lazım.

 Topraktan geldik, toprağa döneceğiz.

– Çok güzel.

– Bu hava bizi zehirliyor.

 Bu soluduğumuz hava resmen zehir.

 Zehir götürmezse seni, o zaman Tanrı alır.

 Güzel değil mi, hatta harika.

  ve biliyor musun? Gördüğün zümrenin üstünden asırlar geçmiş,  ve bu zümreyi boğdurmaya uğraşıyor.

 Hem de aynı Tanrıya tapmalarına rağmen.

 Hem üstelik, bu zümre son zamanlarda bu işte iyiden iyiye kendini geliştiriyor.

 Tıpkı bir önceki örnekteki gibi, aynı Tanrıya tapmalarına rağmen   bu zümre de, bir öncekini boğmakta son derece başarılı olmuş.

 Bir sonra gelen kendinden önce gelen zümreyi boğdurmaya çekinmemiş ve başarılı olmuş da.

  ve yaptıkları bu işte sonuna kadar başarı kaydetmişler.

 Ne eksik, ne fazla, ne de bir başkasına uygulamışlar, yalnızca kendilerininkine.

  ve neticesinde ne görülüyor.

 Tamamen farklı bir Tanrı var ortada.

 Yani işe yarayacağını düşünmüşler, ama hiçbir işe yaramamış.

 Bak neredeyse yarım milyon kişi   aynı zümreye mensup bir diğeri tarafından boğdurulmuş.

 Yaklaşık 40

-50 yıl önce başlamış.

 O gün bugündür de faaliyetteler.

 Tüm bunları davaları uğruna öldükten ya da   öldürdükten sonra yapmışlar, ama hiçbir manası yok.

 Önemli olan şu Bubby: Asla onların yaptığını yapma.

 Birileri ne kadar seni kızdırırsa kızdırsın katiyen öldürme kimseyi.

 Asla yapma.

 Bubby idi onları boğduran.

 Ben şimdi artık pederim.

 Yakında ülkeyi yönetecek gibi konuşuyorsun.

 Artık mazeret de yok, insan boğma da!

 Tamam mı? Bubby? Tamam.

  veeee, bunda hiç kimseye bahsetme.

 Yakında hem çok zengin, hem de çok ünlü olacağız gibi görünüyor.

– İçine etmeyelim işin.

– Tamam?

– Yakalıklar nerede kaldı.

– Evet işte geldi 

– Ne kadar bunlar.

– Tanesi 5 dolar.

 Peder nerede? Peder nerede? Ne zaman sahneye çıkacaklar.

 Birazdan evet, birazdan çıkacaklar.

 Pederi isteriz!

 PEDER

– PAKETÇİ KÂTİL Çok seksi bir kadınsın sen Flo!

 Çok seksi bir kadınsın sen Flo!

 Hoşuma gider bakmak içine elbisenin.

 Kocaman füzelerin var Flo!

 Görmek çok isterim onları.