Hzl:  Özgür Mazlum | 08/05/2011

Time dergisinin 1923-2005 tarihleri arasında ingilizce olarak yazılmış en etkileyici 100 romanından biri seçilen aynı isimli kitaptan uyarlama bir film Never Let Me Go. Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’nun kaleminden çıkan romanı sinemaya aktaran yönetmen ise Static ve One Hour Photo gibi filmlerin yönetmeni Mark Romanek.

 Öncelikle belirtmek gerekir ki film sürpriz bir sona dayanmıyor. Hatta öyle ki yönetmen, filmin sonunu hemen ilk sahnede gözümüzün önüne seriyor ve buna rağmen izleyenler inatla bir şeyler bekliyor filmden. Hailsham isimli bir çocuk yurdunda kalan küçük çocukların hikayesi bu. Ancak bu yurt öyle bir yurt ki ütopik bir dünya yaratıyor kendisine ve çocuklar bu ütopya ile sınırlandırılıyorlar. Öğretmenleri ve gözetmenleri çocukları doğru büyütmek için özenle davranıyor, çocuklar da hiçbir sorun çıkarmamak için birer robot gibi davranıyorlar. İnsanlara ait olan 2 duygu bu ütopyada yer bulamıyor kendisine. Bunlardan ilki merak duygusu. Bunu bariz bir şekilde ilk sahnelerde gözlemleyebiliyoruz. Top oynayan çocukların topu yurt sınırları dışına kaçınca kimse dışarı çıkıp o topu almak istemiyor. Yurdun dünyanın en güvenli yeri olduğu konusunda eğitilen öğrenciler, bunu bir kez bile sorgulamadan kabul ediyorlar. Bu bölüme kadar yurt içerisindeki yüzlerce çocuğu izlerken hikaye biraz daha özelleşmeye başlıyor ve baş kahramanlarımıza doğru geliyoruz. Kathy, Tommy ve Ruth. Filmin döneceği eksen bu yönde ilerlemeye başlıyor ve 2 duygunun yerinin olmadığı ütopyada arkadaşlıklar arasındaki çekişme, sevgi, nezaket ve aşk önümüze çıkıyor. Kathy’nin aşık olduğu Tommy’nin Ruth ile beraber olması, Kathy’nin bu duruma başkaldırmaması ve hiçbir şekilde isyan etmemesi izleyenleri biraz daha şaşırtıyor, ancak sonradan öğreniyoruz ki merak duygusunun yanında ütopyada kendine yer bulamayan diğer duygu da isyan. 18 yaşına gelince yurttan ayrılan yeni yetişkin bireyler İngiltere’nin farklı yerlerindeki kır evlerine dağılarak kaderlerini beklemeye koyuluyorlar. Ancak kader onlar için çoktan çizilmiş, onlar ise sadece birer piyon bu ütopyada.

 Mark Romanek, 271 sayfalık kitabı çevirirken birçok kısmı atlamış. Ancak kitap uyarlamalarının hangisi tam olarak sinemaya yansıtılabilir ki? Ancak belirtmek gerekir ki film, sinematografik olarak müthiş bir seviyede. Aşırı durgun yapısı, hem sürekli beklenen aksiyon sahneleri sebebiyle hem de müthiş renkler ve çerçeveler nedeniyle hiçbir şekilde izleyiciyi uzaklaştırmıyor. Sarı ağırlıklı olan renk kullanımı ve soluk renklendirme sayesinde kahramanlarımızın iç dünyalarına çok daha rahat girebiliyoruz. Zaten filmin ve karakterlerin öyle dingin bir havası var ki, Never Let Me Go içerisinde bir ninni barındırsa izleyenler direkt uyuyacak gibi. Ancak ninni yerine Judy Bridgewater’ın müthiş sesiyle “Never Let Me Go” şarkısını izleyenlere veriyor film. Sahneye oldukça fazla yakışan Carey Mulligan da çoğu çerçevede yer alınca izleyenlerin yüzü huzur doluyor. Çok başarılı bir performans ortaya koyan genç aktrise yeni Örümcek Adam Andrew Garfield ve Keira Knightley de eşlik ediyor. Charlotte Rampling de kısa bir süre de olsa filmdeki yerini alıyor.

Film, daha önce de söylediğim gibi durgun bir yapıya sahip olsa da yapım sürecindeki özenli çalışma sebebiyle izlenmeyi hakediyor. Aksiyon filmlerini sevenler bu filmden uzak durmalı. Durgun ancak çarpıcı bir konu ve başarılı bir anlatım izlemek isteyenler ise bu filmi kesinlikle izlemeli. Never Let Me Go’yu izlenebilir kılan şeyler ise kısaca şöyle: Carey Mulligan, müthiş Never Let Me Go şarkısı, çarpıcı konusu ve yeşili-oksijeni bol manzaralar.

Never Let Me Go /Beni Asla Bırakma (2010)

Yönetmen:Mark Romanek

Senaryo:Kazuo Ishiguro, Alex Garland

Ülke:İngiltere  , ABD

Tür:Dram, Romantik, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi:29 Nisan 2011 (Türkiye)

Dil:İngilizce

Müzik:Rachel Portman

Oyuncular:Carey Mulligan,Andrew Garfield,Izzy Meikle-SmallIzzy

Film Metni

Tıp bilimindeki devrim 1952 yılında gerçekleşti.

 Doktorlar önceden tedavisi olmayan hastalıkları artık iyileştirebiliyorlardı.

 1967’de ortalama yaşam süresi 100 yılın üzerine çıktı.

  Adım Kathy H.

  28 yaşındayım.

  Dokuz yıldır bakıcılık yapıyorum.

  Ve işimde iyiyim.

  Hastalarım hep kendilerinden beklenenden daha metindirler  ve hemen hemen hiç telaşlanmazlar,  bağışta bulunmak üzere olsalar bile.

  Amacım böbürlenmek değil  ama yaptığımız işle büyük gurur duyuyorum.

  Bakıcılar ve donörler epey başarı elde ettiler.

  Ama yine de makine değiliz.

  Nihayetinde, yıpranıyoruz.

  Sanırım bu yüzden vaktimin çoğunu ileri bakarak değil,  geçmişe bakarak geçiriyorum.

  Kır Evleri’ni ve Hailsham’ı,  bize orada olanları düşünüyorum.

  Ben,  Tommy,  ve Ruth.

  Parçalanıp dört bir yana dağıldığımızda  Bugün şarkı söyleyenler olmayacak aramızda  Hayal meyal geçmişe bakıp merak edeceğiz  Neye benziyordu diye okul yıllarımız ve oyunlarımız  Güzel günler uzakları yakın edecek  Temiz hava, yağmur ve güneş hiç bitmeyecek  Mücadele verirken ve hasret çekerken nasıl da mutluyduk  Hayaller ülkesinin yankıları, Hailsham var olmaya devam edecek  – Günaydın çocuklar.

 – Günaydın Bayan Emily.

  Çiçek bahçesinde, bir saksının arkasına saklanmış  üç sigara izmaritinin bulunduğu haberini aldım.

  Öğrencilerin zaman zaman bazı bakıcıları  ve teslimatçıları sigara içerken gördüğünü biliyorum  ama bir kez daha vurgulamalıyım ki, Hailsham öğrencisinin sigara içmesi  diğer herhangi birinin sigara içmesinden çok daha kötüdür.

  Hailsham öğrencileri özeldir.

  Kendinize iyi bakmanız ve içinizi sağlıklı tutmanız  aşırı derecede önem arz etmektedir.

  Ne demek istediğimi anladınız mı?

 Evet, Bayan Emily.

 Günün birinde beş atım olsun istiyorum.

 Henüz hepsinin adını düşünmedim ama beş at istediğimden eminim.

 En iyisinin adını Fırtına koyacağım.

 Ona binmek tehlikeli olacağından sen binemezsin.

 Sen Böğürtlen’e binebilirsin.

 Tabii kırbacını kullanmadığın sürece.

 Çok hoş olmuş.

 Senin olsun.

 Bak.

 Bayan Emily’nin yanındaki kim?

 – Sence yeni koruyucu mu?

 – Bayan Lucy.

 Öyle olmalı.

 Yıllardır yeni bir koruyucumuz olmamıştı.

 Arthur! Arthur! Yakala Tommy.

 Tommy neden topu almadı?

 Anlayamadım Bayan Lucy?

 Tommy neden topu almadı diyorum.

 Çitlerin hemen arkasına düştü, uzağa gitmiş olamazdı.

 Çitler Hailsham arazisinin sınırlarını oluşturur.

 Çitlerin dışına çıkamayız Bayan Lucy.

 Çok tehlikelidir.

 Tehlikeli mi?

 Bir gün tüm arkadaşlarıyla kavga eden bir çocuk sınırların dışına kaçmış.

 İki gün sonra onu ormanda bulmuşlar.

 Bir ağaca bağlıymış.

 Elleri ve ayakları kesilmiş.

 Ölmüş.

 Bir de ön kapıdan çite tırmanan bir kız olmuş.

 Geri dönmek istediğinde onu almamışlar.

 Açlıktan ölmüş.

 Dışarıda.

 Hem de kapının yanı başında.

 – Bu hikayeleri size kim anlattı?

 – Herkesin bildiği hikayeler bunlar.

 – Peki doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?

 – Elbette doğrular.

 Böylesine korkunç hikayeleri kim uydurur ki?

 Tommy, ne yapıyorsun?

 Tam olarak ne bu?

 Bence bir köpek olmalı.

 Köpek mi çiziyorsun Tommy?

 Köpek olamaz.

 Gözleri çok küçük.

 Bence bu bir tür sıçan.

 – Evet, doğru.

 Tommy sıçan çizmiş.

 – Henüz bitirmedim.

 Haklısın.

 Henüz bıyıklarını çizmemişsin.

 Sizce Tommy’nin sıçanı Galeri’ye seçilecek mi?

 Sıçan değil bu.

 Bir fil.

 Çocuklar, çalışmalarınıza dönün.

 En sevdiği polo yaka tişörtünü giymiş.

 Hiçbir şeyden şüphelenmiyor.

 Görünüşe göre kimse seni istemiyor Tommy.

 Ne yapıyor?

 Kendi suçu.

 Sinirlerine hakim olmayı öğrenseydi onu rahat bırakırlardı.

 – Sizden nefret ediyorum! Hepinizden! – Kath  Hayır, gitme! Aslında  Kathy H.

 Nasıl oldu bu?

 Hatırlamıyorum.

 Doktor?

 Bir şeyi yok.

 Sadece bir ezik.

 Merhaba.

 Kathy.

 Kathy H.

 Tabii, hatırladım.

 Kathy H.

 Girsene.

 Senin için ne yapabilirim?

 Şey, Tommy’ye ne söylediğinizi merak etmiştim.

 Oyun sahasının orada.

 Anlıyorum.

 Ne mi söyledim?

 Onu sakinleştirmeye çalışıyordum.

 Çünkü üzgün görünüyordu.

 Spor ve sanat konusunda kendisine sık sık sataşıldığını söyledi.

 Ben de ona, bu tür şeyler için üzülmemesini, diğer çocukların sırf o tepki versin diye onunla uğraştıklarını, ayrıca sporda ve sanatta başarılı değilse de bunun çok da fark etmediğini ve önemli olmadığını anlattım.

 Teşekkür ederim.

 Kathy.

 – Kızlarla oturmayacak mısın?

 – Tekrar düşüneyim, ve evet, eminim kızlarla oturmayacağım.

 Seninle oturacağım.

 Senden özür dilemek istiyorum.

 Sana vurmak istememiştim.

 Yani, hiçbir kıza vurmak istemem.

 Ama özellikle de sana.

 Kazara oldu, önemli değil.

 Tommy, tabağındaki sebzeleri bitir.

 Bir daha bu şekilde sinirlenmeyeceğim.

 Bayan Lucy’nin yaratıcı olmakla ilgili söylediği şeyler sayesinde mi?

 – Sen nereden biliyorsun?

 – Meraklı biriyimdir.

 Gerçekten de yaratıcı olmanın önemli olmadığını kastetmiş olamaz, değil mi?

 Peki ya Galeri?

 Madem yaratıcılık o kadar önemli değil neden bir galerimiz var?

 Bilmiyorum.

  sırtını bükerek ya da belki bir yastık yardımıyla kadın kendini  – Günaydın hanımefendi.

 – Günaydın.

 Yardımcı olabilir miyim?

 Sütlü ve şekerli bir çay istiyorum.

 Bir çay.

 Hemen geliyor.

 Tommy.

 Sütlü ve şekerli bir çay istiyorum lütfen.

 Hayır, Tommy.

 Senin siparişini duymak istiyorum.

 Az önce duyduğunu tekrarlayarak kolaya kaçma.

 Kafelerde başka ne tür içecekler olur?

 Su.

 – Kahve.

 – Kahve.

 Hadi o zaman.

 O zaman, bir kahve alayım lütfen, sütlü ve şekerli olsun.

 Teşekkürler.

 Bence Laura, Arthur’dan hoşlanıyor.

 Bütün kızlar Arthur’dan hoşlanıyor, öyle değil mi?

 Belki de.

 Senin hoşlandığını sanmıyorum.

 Tipim değil.

 Bence Laura ve Arthur bizim yaşımızda seks yapan ilk kişiler olacak çünkü Arthur bunu isterse Laura ona dur demeyecektir.

 Eminim haklısın.

 Tommy değişti.

 Nasıl değişti?

 Değişti işte.

 O kadar.

 Madeleine Kane’in eserine ne dersin?

 Bence sadece teknik açıdan başarılı olmakla kalmamış aynı zamanda çocuğun içindekileri de yansıtmış.

 Zaten Marie-Claude da Galeri için tam olarak bunu istiyor.

 Evet, katılıyorum.

 Bu ikisini yan yana koy.

 Madam geliyor.

  Günaydın çocuklar.

  Günaydın Bayan Emily.

  Bugün birkaç gündem konumuz var.

  İlk olarak, yakın dostumuz Madam Marie-Claude bizi ziyarete gelecek.

  Her zamanki gibi, çizimlerinizi ve şiirlerinizi dikkatle inceleyecek  ve içlerinden en iyilerini Galeri’sine koymak üzere seçecek.

  Bizler de elbette hürmette kusur etmeyip  onu en iyi şekilde ağırlayacağız.

  Gelelim ikinci konumuza, gayretle fiş toplayan  tüm öğrenciler için iyi bir haberim var.

  Yarın, derslerden sonra satış yapılacak.

  Teslimat yarın sabah gelecek  ve kamyon şoförünün söylediğine göre  kutular tıka basa dolu olacakmış.

 Kutular tıka basa dolu mu gerçekten?

 Hem de nasıl.

 Evet, tatlım.

 Kutular tıka basa dolu.

 Selam.

 Sen bir şeyler almıyor musun?

 Fişlerinin hepsini harcadıysan benimkilerden alabilirsin.

 Fişim var.

 Sadece kalabalık bitene kadar bekleyecektim.

 Mutlaka iyi şeyler kalır.

 Neyin var Kath?

 Neyse, satın alacak bir şey bulamazsan da önemli değil çünkü ben senin için bir şey buldum.

 JUDY BRIDGEWATER Karanlık sonrası Şarkılar Bir müzik kaseti.

 Kaset hakkında pek fikrim yok, iyi mi kötü mü bilmiyorum.

 Sağ ol.

 Sorun şu ki, size bazı şeyler anlatılmış, bazıları da anlatılmamış.

 Burada bulunduğum süre içinde bunu gördüm.

 Bazı şeyler anlatılmış ama hiçbiriniz gerçekten anlamamışsınız.

 Bu yüzden, bunları size anlayacağınız şekilde anlatmaya karar verdim.

 Çocuklar büyüdüğü zaman ne olduğunu biliyor musunuz?

 Hayır, bilmiyorsunuz çünkü kimse bilmiyor.

 Büyüyüp oyuncu olabilirler, Amerika’ya taşınabilirler.

 Veya süpermarketlerde çalışabilirler.

 Ya da okulda öğretmenlik yaparlar.

 Sporcu, otobüs şoförü veya araba yarışçısı olabilirler.

 Neredeyse her şeyi yapabilirler.

 Ama size ne olacağı şimdiden belli.

 Hiçbiriniz Amerika’ya gitmeyecek.

 Hiçbiriniz süpermarkette çalışmayacak.

 Hiçbiriniz, sizin için önceden tasarlanmış hayatı yaşamak dışında bir şey yapmayacak.

 Birer yetişkin olacaksınız ama kısa bir süreliğine.

 Yaşlanmadan önce, hatta orta yaşa gelmeden önce hayati organlarınızı bağışlamaya başlayacaksınız.

 Siz bunun için yaratıldınız.

 Ve üçüncü ya da dördüncü bağışınız sırasında kısa ömrünüz tamamlanacak.

 Kim ve ne olduğunuzu bilmeniz gerek.

 Ancak bu şekilde düzgün hayatlar sürdürebilirsiniz.

  Bu sabah tek bir duyurumuz olacak.

  Dördüncü sınıf öğrencilerine  koruyuculuk yapan Bayan Lucy,  artık Hailsham’da çalışmayacak.

  Onun yerine başka biri bulunacak ve bu arada,  onun sınıfını Bayan Geraldine ve ben devralacağız.

  Güveni sarsan kasti hareketlerle  yüz yüze ilerlemek çok zor, değil mi?

  Bizlere köstek olmaya çalışanların olduğu açık.

  İleri görüşlülere hiç kimse destek olmaz, bunu biliyoruz.

 İleri görüşlüler hep savaşır.

  Her zaman geri görüşlülere çanak tutulur.

  İnsanlar hep sorgulanmamış değerlere sarılırlar.

  Ama buna boyun eğmeyeceğim.

  Boyun eğmeyeceğim.

  Hailsham da boyun eğmeyecek.

  Nedenini anlamıyorum ama o kadar sataşmasına rağmen  Ruth en beğendiği erkeğin Tommy olduğuna karar vermişti.

  Kızlar hoşlandıkları erkeklere karşı kötü davranır derler.

  Belki de Ruth ta başından beri ondan hoşlanıyordu.

  Belki ben de ona sataşmalıydım.

  Ayrılmalarını umup durdum,  tıpkı okuldaki diğer çocukluk ve gençlik aşklarının bittiği gibi.

  Ama hiç ayrılmadılar.

 Kır Evleri, 1985  18 yaşına gelince Hailsham’dan ayrılıp  bağış yapabilecek yaşa gelene kadar beklemek için  ülkenin dört bir yanındaki çeşitli yerlere gönderildik.

  Tommy, Ruth ve ben  Kır Evleri denilen çiftlik evlerinin olduğu bir yere gönderildik.

  Orada kaldığımız süre boyunca,  bazılarımızın bakıcı olmak için gönüllü olabileceğine izin verileceği söylenmişti.

  Ama bunun dışında, çoğunlukla kendi halimize bırakılmıştık  ve hatta civardaki kırsal bölgeye günübirlik geziler yapmamıza izin veriliyordu.

  Kır Evleri aynı zamanda bizim gibi  Hailsham’da büyümemiş insanlarla karşılaştığımız ilk yerdi.

  Beyaz Köşk, Oakhill, Morningdale  ve adını daha önce hiç duymadığım evlerden gelen insanlar vardı.

  Herkes bizden daha akıllı ve pişkin görünüyordu.

  Ama en çok da Rodney ve Chrissie.

  Bir yıldan fazla bir süredir Kır Evleri’nde yaşıyorlardı  ve yakında tamamlama merkezine gitmek için ayrılacaklardı.

  Ricky?

 Neden bahsettiğini bilmiyorum.

  Dur, sana yardımcı olayım.

  Mavi gözler, sarı saçlar ve gülünce ortaya çıkan şirin gamzelerden bahsediyor.

  Ve cevizi bile kırabilecek kadar güçlü kol kaslarından.

  Jennifer, gerçekçi ol, seni onunla gördüm.

  Jen ve Ricky ağacın altında oturmuş, Ö- P-Ü-Ş-Ü-Y-O-R-L-A-R-D-I.

  Hiç alakası yok.

  Ağacın altında değildik bir kere.

 Selam.

 Nereye gidiyorsun?

 Yürüyüşe gitmeyi düşünüyordum.

 Bu, yalnız kalmak istediğin anlamına mı geliyor?

 Bakıcı olmak için başvuracağım bile demiyorum.

 Sadece bazı insanlar bu işte iyi olabileceğimi söylüyor.

 Ama sonra Laura gidip herkese seçilmesi en muhtemel kişi olduğumu düşündüğümü söylüyor.

 – Hiç alakası yok.

 – Hem de hiç.

 Teşekkürler.

 Birkaç tabak daha getireyim.

 Bize bir şey kaldı mı?

 Bilmiyorum.

 Belki de kalmamıştır.

 Ruth, neden öyle yaptın?

 Tommy’nin omuzlarını sıktın.

 – Tommy’ye dokunabilirim, değil mi?

 – Ben dokunma şeklinden bahsediyorum.

 Ne demek istediğimi anladın.

 O diziden görüp yaptın.

 – Hiç alakası  – Bana “hiç alakası yok” deme.

 İnsanlar gerçek hayatta böyle şeyler yapmıyor, öyle zannediyorsan diye söylüyorum.

 Ne olmuş yani?

 Abartmaya gerek yok.

 Birçoğumuz bunu yapıyor.

 Birçoğumuz dediğin Chrissie ve Rod.

 Ah, Kathy.

 Demek bütün sorun buydu.

 Etrafında bu kadar çift olması senin için gerçekten çok kötü olmalı.

 Ben öyle bir şey demedim.

 Sadece bana aptalca geliyor.

 Onlar diziyi, sen de onları taklit ediyorsun.

 Haklıyım, değil mi?

 Tommy ve benim, Chrissie ve Rod’la arkadaş olmamızdan hoşlanmıyorsun, hem de sen etrafında kimseyle konuşmazken.

 Hayır.

 Alakası yok.

 “Hiç” mi alakası yok?

 Teşekkürler Bay Keffers.

 Merhaba Tommy.

 Merhaba Kath.

 Kapının önünde durma.

 İçeri gel.

 Eğlenceye katıl.

 Bu tür şeyleri sevdiğini bilmiyordum.

 İşimi bitirdikten sonra memnuniyetle sana verebilirim.

 Hayır, alt tarafı erotik dergi.

 Zaten hepsini görmüşümdür.

 Kathy, ne arıyorsun?

 Ne demek istiyorsun?

 Edepsiz resimlere bakıyorum işte.

 – Tahrik olmak için mi?

 – Evet, öyle de diyebiliriz.

 Sadece tahrik olmak için bakıyorsan bu iş öyle yapılmaz.

 Her resme dikkatlice bakman gerekir.

 Bu kadar hızlı geçersen tahrik olamazsın.

 Kızların ne hissettiğini nasıl biliyorsun?

 Kath, sen tahrik olmak için bakmıyorsun.

 Al, Ruth’a verirsin.

 Bakalım onu tahrik edecek mi.

 Selam.

 Selam.

 Sanırım Rod ve Chrissie’nin anlattıklarını duymuşsundur.

 Hayır, duymadım.

 Rod ve Chrissie’nin bakıcı olmak için başvurmayı düşündüğünü biliyorsun, – bu yüzden araba sürmeyi öğreniyorlar.

 – Evet.

 Geçen hafta sonu, Norfolk kıyısında bir kasabaya gitmişler ve galiba birini görmüşler.

 Kimi?

 Bir kadın, ofiste çalışıyormuş.

 Ve  Ne oldu Ruth?

 O kadının Muhtemel kişi olduğunu düşünüyorlar.

 Yani ben onun kopyasıyım.

 – Orijinalini mi bulmuşlar?

 – Tam emin değiller tabii ama Rodney aşırı derecede benzediğimizi söylüyor.

 – Aman Tanrım.

 Ruth! – Biliyorum.

 Kendi gözlerimle görmem için oraya beni de götürmek istiyorlar.

 Tommy benimle gelecek ama  Benim de mi gelmemi istiyorsun?

 Ruth, tabii ki gelirim.

 Dışarıyla ne kadar tecrübeniz oldu?

 – Epey.

 – Hayır, hiç olmadı.

 Hailsham’da birçok canlandırma çalışması yaptık.

 Onlar sayılmaz.

 Tamam.

 O zaman, korkmayın.

 Tamam mı?

 Korkacak bir şey yok.

 Korkmuyoruz ki.

 Güzel.

 Sosis, yumurta ve patates kızartması lütfen.

 – Sosis, yumurta ve patates kızartması lütfen.

 – Ben de.

 Bana da sosis, yumurta ve patates kızartması lütfen.

 O zaman ben de sosis, yumurta ve patates kızartması alayım.

 Beş sosis, yumurta ve patates kızartması.

 İçecek ne alırsınız?

 Beş kola lütfen.

 Güzeldi.

 Gerçekten güzeldi.

 – Ne?

 – Affedersin.

 Sizinle konuşmaya can attığım bir konu var.

 Kır Evleri’nde bunu konuşmak imkansız.

 Birilerinin kulağı sürekli sizde oluyor.

 Geçmişte, bazı Hailsham öğrencilerinin tecil hakkı almayı başardığını duyduk.

 Anlaşılan, o Hailsham öğrencileri, ilk bağışlarını üç ya da dört yıl kadar erteleyebiliyorlarmış.

 Tabii kriterlere uygunlarsa.

 Biri kız ve diğeri erkekse ve birbirlerine aşıklarsa, ama gerçekten aşık olacaklar ve bunu kanıtlayabilecekler, o zaman bağış yapmaya başlamadan önce birlikte geçirmeleri için onlara birkaç yıl daha veriliyormuş.

 Nereden duydunuz bunu?

 Beyaz Köşk’teyken duymuştuk.

 Hep bir Hailsham çiftinden bahsediyorlardı.

 Erkeğin bağış yapmasına birkaç hafta kala birini görmeye gitmiş.

 Başvuruda bulunmuş ve her şey hallolmuş.

 Herhalde siz bu konuyu bizden çok daha iyi biliyorsunuzdur.

 Ne de olsa Hailsham’dansınız, işlerin nasıl yürüdüğünü bilirsiniz.

 Başvuru için kime gidiyorsunuz?

 Başvurmak istesek kiminle konuşacağız?

 Dürüst olmak gerekirse, neden bahsettiğinizi bilmiyorum.

 Yapma.

 Buna inanmamızı mı bekliyorsun?

 Herkes Hailsham’ın özel olduğunu bilir.

 Hadi, söyleyin! Neden bunları kendinize saklıyorsunuz?

 Hailsham’la ilgili birçok hikaye vardır.

 Ama çoğunun doğru olduğunu sanmıyorum.

 Şurada olabilir.

 Evet.

 Burası.

 Tanrım, bu o olmalı.

 Evet, bu o.

 O değil.

 – Ben o değilim.

 – Hayır, değilsin.

 Ama çok benziyordunuz.

 Kes sesini Tommy! Benzemiyorduk işte.

 Hem de hiç.

 Hatta buraya gelmeden önce o olmayacağını biliyordum! Asla da olmayacak.

 Bizi asla böyle bir kadını model alarak kopyalamazlar.

 – Ruth, yapma.

 – Ne var?

 Hepimiz biliyoruz ama hiçbirimiz bunu söylemiyoruz.

 Ayak takımı insanlardan modellendik.

 Bağımlılar, orospular, ayyaşlar ve serserilerden.

 Hatta mahkumlardan, tabii psikopat değillerse.

 Eğer Muhtemelleri aramak istiyorsanız bunu düzgün yapın, varoşlara bakın.

 Geldiğimiz yer orası işte.

 Selam.

 Selam.

 Geri dönmeliyiz.

 Sakin ol deme bana! İskelede beni tek başıma bıraktın.

 Oysa üzgün olduğumu biliyordun.

 Dışarıdayız.

 Chrissie ve Rod şu söylentiye amma kafayı takmışlar, değil mi?

 Tecille ilgili olana mı?

 Dün gece yine bunu düşünüyordum ve eğer bu söylenti doğruysa bazı şeyleri açıklayabilir.

 – Ne gibi?

 – Şey, örneğin Galeri.

 Asla Galeri’nin ne için olduğunu çözemedik.

 Resimler, şiir ve heykel.

 Hepsi kişi hakkında bir şeyler anlatıyor.

 Sanatın amacı da bu değil mi zaten?

 İçindekileri anlatıyor.

 Ruhunu dışa vuruyor.

 E, ne olmuş yani?

 Bir an için, söylentilerin doğru olduğunu varsayalım.

 Hailsham öğrencileri için, eğer aşıklarsa, özel bir uygulama olduğunu düşünelim.

 Çiftler sadece bağışları ertelemek için yalan mı söylüyor yoksa gerçekten aşıklar mı diye karar vermenin bir yolu olmalı.

 Galeri’nin amacı bu olabilir.

 Galeri’de, hakkımızda bilmek istedikleri her şey var.

 Yani, aşık olduğumuzu söylersek ruhlarımıza bakıp bunu görebilirler.

 O zaman gerçek mi yoksa yalan mı olduğunu anlayacaklardır.

 Bu çok tuhaf bir fikir Tommy.

 Ne?

 Hayır.

 Bunun herhangi bir fikirden daha tuhaf olduğunu sanmıyorum.

 Hem Bayan Lucy, Galeri için sanat yapmanın hiç önemli olmadığını söylememiş miydi?

 Evet.

 Ama bak başına neler geldi.

 Başvurmayı mı düşünüyorsun?

 Ruth’la mı?

 Hayır.

 Bu işe yaramaz.

 Neden?

 Çünkü unuttuğun bir şey var ki, yıllar içinde çizdikleriniz Galeri’de birikti ama başvursam benim değerlendirilecek bir şeyim yok.

 Bunların hepsi söylenti.

 Evet, biliyorum.

 Tommy.

 Ne düşündüğünü biliyorum Kathy.

 Tommy’yle çok daha uyumlu bir çift olurdunuz diye düşünüyorsun ve günün birinde Tommy’yle ayrılma şansımız olduğuna inanıyorsun.

 Ayrıldığımızda da belki, sana Tommy’yle birlikte olma fırsatı doğar.

 Bu sefer doğru adımları atma fırsatı.

 Ama, işin aslı şu ki Kathy, Tommy seni bir arkadaş olarak gerçekten sevse de sana başka bir gözle bakmıyor.

 Bana porno dergilerinden bahsetti.

 Aramızda epey güldük.

 Ne yaptığını anlamamıştı.

 Ama ben anladım.

 Beş dakikaya oradayım dedim.

 Bakıcı olmak istiyorum.

 – Size başvuracağım, değil mi?

 – Evet.

 Başvuruyorum dedim size.

 Formları yarın getiririm ve işlemleri başlatırız.

  Ruth ve Tommy gerçekten ayrıldıklarında  benim bakıcılık eğitimim çoktan başlamıştı.

  Bu yüzden Kır Evleri’nde çok az kaldım.

  İç içe örülmüş hayatlarımızın  hiç bu kadar hızlı  çözülüp gideceği aklıma gelmezdi.

  Bilseydim, belki de onlara daha sıkı sarılır  ve görünmeyen gelgitlerin bizi ayırmasına izin vermezdim.

 Tamamlama, 1994  Donörlerimle çalışmaya başladıktan sonra  Tommy ya da Ruth’u düşünecek pek vaktim olmadı.

  Nihayetinde, aradan yıllar geçti,  onları bir daha hiç göremeyeceğimi düşünmeye başlamıştım.

  Çoğu bakıcı kendini işin akışına bırakır  ve bakıcılığı bırakıp donör olacakları günü bekler.

  Ama bakıcı olmak bana göre bir iş.

  Ülkeyi dolaşmak, merkezden merkeze,  hastaneden hastaneye gitmek epey hoşuma gidiyor.

 Al bakalım.

 Bitter çikolata.

 Bunları bulmak için kaç dükkan dolaştım bilemezsin.

 Ameliyattan bu kadar kısa süre önce yememe izin verildiğini bilmiyordum.

 Yemeyeceksin zaten.

 Ama ben yiyeceğim.

 Sen de ameliyattan sonra, tüm paketi midene indirebilirsin.

  Bana göre, bakıcı olmanın en zor anı  donörün beklenenden erken tamamlandığı andır.

  İkinci, hatta bazen birinci bağışta.

 – Biraz konuşabilir miyiz?

 – Tabii.

 Bugün Hannah’yı kim ameliyat edecek öğrenmek istiyordum.

  Tamamlamalara alıştığımı asla söyleyemem.

  Ama bunlarla birlikte yaşayabiliyorum.

 Siz Hannah’nın bakıcısısınız, değil mi?

 – Hannah’nın bakıcısı mısınız?

 – Evet.

 Üzgünüm, zor olduğunu biliyorum ama bazı komplikasyonlar oldu.

 – Çıkışı imzalamamı mı istiyorsunuz?

 – Lütfen.

 Hemen ayrılacak mısınız?

 Yolunuz uzunsa sizi bu gece burada ağırlayabiliriz.

 İki saat sonra evde olurum.

 Evde uyanmak her zaman daha iyi, değil mi?

 Tanıdığınız biri mi?

 Evet.

 Aslında beraber büyüdük.

 – Ya.

 – Durumu nasıl?

 Yakın arkadaş mıydınız?

 10 yıldan fazla süredir birbirimizi görmedik.

 Bu aşamada, Ruth umduğumuz kadar güçlü çıkmadı.

 – İki bağış yaptı.

 – Evet.

 – Sizce üçüncüde tamamlayacak mı?

 – Sanırım tamamlamak istiyor.

 Bildiğiniz gibi tamamlamak istediklerinde, genelde bunu yaparlar.

 Kathy.

 Yıllardır haberlerini alıyordum.

 Tommy’den de haberim var.

 Tommy hakkında ne duydun?

 O da ikinci bağışını yapmış ve görünen o ki gayet iyi durumdaymış.

 Hatta ilk bağışını yapanlardan bile iyiymiş.

 Bildiğimiz Tommy işte.

 Hiç şaşırmadım.

 Peki benim durumuma şaşırdın mı?

 Sanırım kötü görünüyorum Kath.

 Sorun değil.

 Zaten üçüncü bağışımdan sonra devam etmek istediğimi sanmıyorum.

 Neler olduğunu duyuyorsun değil mi?

 Ne gibi?

 Bilirsin işte.

 Belki de dördüncü bağıştan sonra, teknik açıdan tamamlanmış olsan bile, hala bilincin yerinde oluyormuş.

 Ve sonra daha birçok bağış olduğunu öğreniyormuşsun.

 İyileştirme merkezleri yok.

 Bakıcılar yok.

 Öylece seyredip bekliyormuşsun.

 Ta ki fişin çekilene dek.

 Bunun hoşuma gideceğini sanmıyorum.

 Akşam oldu mu?

 Çok komik, biliyor musun?

 Son birkaç aydır, her gün seni düşünüyordum.

 Seni tekrar görmeyi umuyordum.

 Göreceğimden de emindim.

 Seni son bir kez görmeden tamamlamak imkansız gibi geliyordu.

 Bu beni son görüşün değil Ruth.

 Bana bir yatak ayarlayacaklar.

 Her halükarda geceyi burada geçirecektim.

 İyi.

 İyi bir bakıcı olacağını biliyordum.

 Donörlerin çok şanslı.

 Bak, dün gece düşünüyordum da birden aklıma birlikte geziye çıkma fikri geldi.

 Nereye?

 Nereye olduğunu düşünmedim, gezi işte.

 Aslında aklıma bir yer gelmişti.

 Diğer kattaki erkekler bir yerden bahsediyordu.

 Kingsfield İyileştirme Merkezi’nin yakınındaymış.

 Tekneyi mi diyorsun?

 Hani şu kumsalda terk edilmiş olan?

 Sen de duydun mu?

 Duydum.

 Bakıcılardan biri Kingsfield’de çalışıyor.

 Peki sence, o kadar yol gideceksek, Tommy’yi de ziyaret edebilir miyiz?

 Sizinle ilgili haberler aldığımı söylemiştim.

 Onu gördün mü?

 – Hayır, Kır Evleri’nden beri görmedim.

 – Ben de görmedim.

 – Onu nasıl bulacağız?

 – Bakıcısı, dışarıda bekleyeceğini söyledi.

 Bak, işte orada.

 Sence camın arkasından bizi tanıdı mı?

 Hayır, hayır, hayır.

 Arabadan inmeyelim.

 – Ruth arabada.

 – Ah, tabii.

 Hey! Selam! – Selam.

 – Selam.

 – Nasılsın?

 – İyiyim.

 – Saçlarına bak.

 – Evet.

 Saçlarım.

 İkinizin de yanımda olduğuna inanamıyorum.

 Size de hala Hailsham’daymışız gibi geliyor mu?

 Sanki hiç zaman geçmemiş gibi?

 – Hayır, gelmiyor.

 – Hayır, hem de hiç, değil mi?

 Çok tuhaf bir duygu.

 Ama bence güzel bir tuhaflık.

 Herhalde Hailsham’ın kapandığını duymamışsınızdır.

 Geriye kalan okullar tam birer pil fabrikasına dönüşmüşler.

 Mesela Morningdale.

 Eminim abartıyorlardır.

 Doğru yöne gittiğimizden emin misin?

 Kilitli gibi görünüyor.

 Kimse bundan bahsetmemişti.

 Kimse kilitli bir kapı olduğunu söylememişti.

 Ruth, rahatla.

 Her şey yolunda.

 Buradan geçebiliriz.

 Hey, hadi gelin.

 Acaba Hailsham şu an böyle mi görünüyor?

 Hailsham’daki öğrencilerle ilgili bir şeyler duyuyor musun Kath?

 Bazen, evet.

 Amanda’nın, ilk bağışında tamamladığını duydum.

 Bence bu bize söylenenden daha sık yaşanan bir olay.

 Evet, kaldığım bakım merkezinde, ilk bağışından sonra tamamlamaktan çok korkan bir çocuk vardı.

 Ama her şey yolunda gitti.

 Ve şu an üçüncü bağışını yaptı.

 Sağlığı da gayet yerinde.

 Ne tuhaf, bence ben  Benden iyi bir bakıcı olmazdı, biliyorum ama iyi bir donör olduğumu düşünüyorum.

 Zaten bizden beklenen de bu, değil mi?

 Beni bağışlamanızı istiyorum.

 – Bağışlamanızı da beklemiyorum aslında.

 – Ne için bağışlayacağız?

 Tommy’yle aranıza girdiğim için.

 Sizin birlikte olmanız gerekiyordu, hep bunu hissetmiştim.

 Küçüklüğümüzden beri bu böyleydi.

 Sadece teciller hakkındaki söylentiler yüzünden değildi.

 Sizi kıskandığım için aranıza girdim.

 Sizin aranızdaki gerçek aşktı ama benimki değildi ve tek başına kalan kişi olmak istemedim.

 Bu, hayatımda yaptığım en kötü şey.

 Ve şimdi bunu düzeltmek istiyorum.

 Bunu nasıl yapabileceğini bilmiyorum Ruth.

 Yapabilirim, tecil hakkı kazanırsanız yapmış olurum.

 Bunun için çok geç Ruth.

 O kadar geç ki, bunu düşünmen bile aptalca.

 Çok geç değil.

 Bakın, ikiniz de göreceksiniz.

 Bu geziye çıkmak istedim çünkü size vermek istediğim bir şey var.

 Madam’ın adresi.

 İşte ona başvuracaksınız.

 Gidip görmeniz gereken kişi o.

 Bunu nasıl aldın?

 Kolay olmadı ama yaptığım şeyi yıllarca düşündüm.

 Yıllarca bunu düzeltebilmenin yollarını aradım.

 Bunları, Kır Evleri’ndeyken yapmaya başladım.

 Ruth’un, Muhtemelini bulmaya gittiğimiz günden hemen sonra.

 Günün birinde tecil için başvuracak olursam gösterecek bir şeylerim olsun istedim.

 Yıllar içinde bunların yüzlercesini yaptım.

 Harikalar.

 Gerçekten mi?

 Evet.

 Teşekkürler.

 Şimdiye kadar hiç kimseye göstermemiştim.

 Bunlar benim sırlarım.

 Tıpkı senin o porno dergilerini karıştırman gibi.

 Hatırlıyor musun?

 Evet.

 Ruth senin ne yaptığımı anlamadığını söylemişti.

 Hayır, bence o senin ne yaptığını anlamamıştı.

 Seks hakkında bir şeyler öğrenmek için ve sende olmayanı bulmak için o edepsiz resimlere baktığını düşünüyordu.

 Ama ben biliyordum.

 Orijinalini aradığını biliyordum.

 Bazen seks yapmak için büyük istek duyardım.

 Bazen bu duygu o kadar güçlü oluyordu ki kiminle olsa yapabilirdim.

 Ben de bunun benim için bir gösterge olduğunu düşündüm.

 Model alındığım kişiyle ilgili bir ipucu olduğunu sandım.

 Aptalca ama onu bulacağım yer porno dergileri gibi gelmişti.

 Bu dürtülerin doğal olduğunu biliyorsun, değil mi?

 Hepimizde var bu.

 Artık biliyorsun, değil mi?

  “Basra’dan denize açıldık,  “gece gündüz denizde yol aldık, “adaları, karaları dolaştık, “her birinde mallarımızı sattık ya da takas ettik.

 “Hiç kara parçası görmeden haftalarca denizde yol aldıktan sonra, “bir gün karşımıza yemyeşil bir ada çıktı.

 “Cennet bahçelerinden birine benziyordu.

 “Kaptan bu nefis adaya doğru ilerledi “ve çapa denize atılıp merdiven indirildikten sonra “yolcularının gemiden inmesine izin verdi.

” Durma.

  Ruth adresi doğru bulmuş.

 Cadde ve kapı numarasına kadar doğru.

 Hangi çizimlerimi alacağımıza karar vermeliyiz.

 En iyilerini alalım.

 Beş altı tane alsak yeter.

 – Bana yardım etmelisin.

 – Evet, biliyorum.

 O zaman gidiyoruz.

 Gelecek hafta.

 Seni laboratuvar testi için çıkarırım.

 Tüm gün izin alırım ve dönüşte Madam’ı ziyarete gideriz.

  Yapacağız.

 Bilmen gerekir diye düşündüm.

 Başvuracak mısınız?

 Evet.

 İyi.

 Madam?

 Affedersiniz.

 Sizi ürkütmek istemedik.

 Hailsham’daydık.

 Ben Kathy.

 Bu da Tommy.

 Başınıza dert açmak için gelmedik.

 – Hailsham’dan, ha?

 – Sadece konuşmaya geldik.

 Size bir şeyler getirdim.

 Belki Galeri’nize koymak istersiniz.

 İçeri gelin.

 Lütfen burada bekleyin.

 Baksana, Hailsham.

 Kathy, bu Hailsham.

 Aynen hatırladığım gibi.

 Lütfen oturun.

 Evet  Biz aşığız.

 Gerçek aşk yaşıyoruz.

 Kanıtlanabilir.

 Evet, kanıtlanabilir.

 Anlıyorum.

 Devam edin.

 Şey, tecillerden haberimiz var.

 Ve Galeri’nin amacını çözdük.

 Amacı neymiş?

 Hailsham’da yarattığımız sanat eserlerimize bakıyor ve ruhlarımızı görüyorsunuz, bu da tecili hak edip etmediğimizi doğruluyor.

 Ama sorun şu ki, o zamanlar kafam biraz karışıktı ve pek çalışma yapmadım.

 Haliyle siz de benden bir şey almamıştınız.

 Biliyorum, bunun benim suçum olduğunun farkındayım ve belki de şu an bunun için çok geç ama bugün size bir şeyler getirdim.

 Bu kitapta çizimlerim falan var  Diğerleri de burada.

 Bazılarını yakın zamanda yaptım, bazılarını da yıllar önce yapmıştım bu yüzden biraz karışık.

 Zaten Kath’ten bir sürü şey almıştınız.

 Yıllarca Galeri’ye çok şey verdi ama  Üzgünüm.

 Ne yapacağımı hiç bilemedim.

 Ben devam ederim.

 Teşekkürler George.

 Kathy H ve Tommy D.

 İkinizi de hatırlıyorum.

 Kathy, zeki ve çok yaratıcı bir kızdın.

 Ve Tommy, sen de kocaman yürekli ve çok sinirli biriydin.

 Şunu anlamanız gerek, Hailsham, organ bağışı etiğine önem veren son yerdi.

 Sanatınızı, neler yapabileceğinizi göstermek için kullandık.

 Donör çocukların da insan olduğunu göstermek için.

 Ama aslında kimsenin sormadığı bir soruya cevap buluyorduk.

 İnsanlara, akciğer kanseri, göğüs kanseri, motor nöron hastalıkların olduğu karanlık zamanlara dönmek ister misiniz diye sorsanız hemen hayır diyeceklerdir.

 Yılda sizin gibi iki, üç çift gelirdi.

 Son zamanlarda pek gelen olmadı.

 Uzun süredir gelen ilk çift sizsiniz.

 Tecil başvurusu için mi?

 Tecil diye bir şey yok Tommy.

 Tecil diye bir şey yok.

 Hiçbir zaman da olmadı.

 Galeri’nin amacı ruhlarınıza bakmak değildi.

 Ruhunuz olup olmadığını görmek içindi.

 Anlıyor musunuz?

 Evet.

 Çizimlerin çok güzel.

 İstersen bende kalabilirler.

 Bizimle konuştuğunuz için teşekkürler.

 Zavallı varlıklar.

 Keşke size yardım edebilseydim.

 Affedersin, biraz durabilir miyiz?

 Dışarı çıkmam lazım.

  Onu kaybedeli iki hafta oldu.

  Bağışa başlamak üzere ben de çağrıldım.

  Bir ay sonra ilk bağışımı yapacağım.

  Buraya gelip buranın çocukluğumdan beri kaybettiğim her şeyin  biriktiği yer olduğunu hayal ederim.

  Kendi kendime, hayalim gerçek olsa  ve yeterince beklesem  çayırın ilerisinde, ufukta ince bir silüet belirecek  ve giderek büyüyüp sonunda karşıma Tommy çıkacak diyorum.

  Bana el sallayacak,  belki de bana seslenecek.

  Hayalimi bundan öteye götüremem.

  Buna izin veremem.

  Kendime, onunla zaman geçirebildiğim için bile şanslı olduğumu hatırlatıyorum.

  Emin olmadığım şeyse,  bizim hayatlarımızın, kurtardığımız insanların hayatından daha farklı olup olmadığı.

  Nihayetinde hepimiz tamamlıyoruz.

  Belki de hiçbirimiz neler yaşadığımızı gerçekten anlamıyoruz  ya da yeterince zamanımız olduğunu hissetmiyoruz.

 TURKISH||