91 dk

Yönetmen: Geoff Murphy

Senaryo: Craig Harrison, Bill Baer, Bruno Lawrence

Ülke: Yeni Zellanda

Tür: Dram, Gizem, Bilim-Kurgu

Vizyon Tarihi:08 Eylül 1985   (Kanada)

Dil:İngilizce

Müzik:John Charles

Oyuncular: Bruno Lawrence, Alison Routledge, Pete Smith, Anzac Wallace, Norman Fletcher

Özet

Zac Hobson (Bruno Lawrence ), Flashlight Projesi üzerine çalışan bir bilim adamıdır.

Dünyanın etrafını saracak yeni bir enerji dalgası üzerine deney yapmakta olan Hobson, bir sabah uyandıktan kendini sessizliğin ortasında ölü bir şehirde bulur.

Etrafta yaşayan bir canlı kalmamıştır.

İşyerine gittiğinde, Flashlight Projesi’nin tamamlandığını anlar.

Merhaba?

 Merhaba?

 Hadi! Orada biri olduğunu biliyorum! Merhaba?

 Merhaba?

 Merhaba, orada kimse var mı?

 Beni duyan var mı?

 DELENCO ARAŞTIRMA DEPARTMANI

Giriş Yasaktır YANIT; OLUMSUZ

“Flashlight Projesi”ne planlandığı gibi devam ediyoruz.

 FLASHLIGHT OPERASYONU TAMAMLANDI

Tamamlandı mı?

 UYARI:

Radyasyon Tehlikesi.

 Laboratuvar derhal mühürlenecektir.

 UYARI: Laboratuvar Mühürlenmiştir.

 LABORATUVAR MÜHÜRLENMİŞTİR YÖNETİMLE İLETİŞİME GEÇİN

Yönetimde kimse yok! Perrin Bu sefer başardın Perrin.

 Uluslararası Ortaklık ha?

 Kendin dahil herkesi hallettin Ultraviyole seviyesi 100 Megavat’ı aştı.

 Koruyucu giysilerinizi giyiniz.

 beni bile.

 ASETİLEN.

 OKSİJEN.

Delenco-Teksas, bilgisayarlarımızda yapılan analizlerin sonucu gösteriyor ki; “Program Sağlayıcısı” yarım kalmış.

 Delenco Karargâhı’nın elindeki bilgileri gizlediği sonucuna ulaşmak zor değil.

 Böylesine yıkıcı bir potansiyele sahip bir projede körlemesine çalışmaya devam edemeyeceğim.

 Dava açabilmek için yapabileceğim tek bir şey kaldı.

 Zac Hobson, 5 Temmuz.

 Bir: “Flashlight Projesi”nde yıkıcı sonuçlar ortaya çıkaran bir arıza meydana geldi.

 İki: görünen o ki; geriye bir tek ben kaldım.

 Üç: Perrin kontrol paneli yüzünden yanarak ölmüş.

 Dört: Laboratuvarda kilitli kaldım ve yanıcı gazlardan oluşan bir bomba hazırladım, umuyorum ki UYARI: Yangın Söndürücüler Aktive Edildi.

 İsim, adres, telefon numarası.

 Merhaba.

 Benim adım Zac Hobson.

 Eğer beni duyan birileri varsa, 2. Thurston Bulvarı, Gray Linn adresinden evime ulaşabilirsiniz.

 Ya da 396121’i arayarak bana ulaşabilirsiniz.

 Merhaba.

 Benim adım Zac Hobson.

 Eğer beni duyan birileri varsa, 2. Thurston Bulvarı, Gray Linn adresinden evime ulaşabilirsiniz.

 Dünyada bir tek ben mi kaldım?

 Adım Zac Hobson 2. Thurston Blv. Gray Linn TEL. 396121 Dikkat, dikkat.

 Saklanan tüm vatandaşlar yerlerini bir an önce bildirmelidir.

 Karşı gelenler, 366.025 nolu kanunun 11. Maddesi, B Paragrafına göre yargılanacaktır.

 Lütfen birileri gelsin.

 Daha iyi bir yere taşınmanın vakti geldi.

 12 Temmuz.

 Bu mesajı 5 gündür yayınlıyorum, hâlâ cevap yok.

 Lütfen bir önceki adresimi göz ardı edin, şu an 5.

 Rosehill Bahçeleri, Churtin Tepesi’nde oturuyorum.

 Ziyaretime gelin ya da 665058’i arayarak bana ulaşın.

 Ziyaretinizi dört gözle bekliyorum.

 Merhaba.

 Ben Zac Hobson.

 12 Temmuz.

 Bu mesajı 5 gündür yayınlıyorum, hala cevap yok.

 Lütfen bir önceki adresimi göz ardı edin.

 Şu an 5.

Rosehill Bahçeleri, Churtin Tepesi’nde oturuyorum.

 Ziyaretime gelin ya da 66

DOKUNMAYIN

Etkileyici.

 Cebe girmemesi yazık.

 Sanırım size bir şans daha vereceğim Büyük hata, tüm topları tek elde temizleyeceğim.

 Çok korktum.

 “Acemi şansı” bu olsa gerek.

 Yetenek.

 bir an önce son verilmelidir.

 -Hayır, bence yapılması gereken şey bu değil.

 Şuna gönülden inanıyorum ki; şu an var olan güç dengesinin korunması için teknolojik araştırmalardan elde ettiğiniz verileri bizimle paylaşmanız “Özgür Dünya”nın bir parçası olarak hükümetinizin görevidir.

 Şuna dikkatinizi çekmek istiyorum; çünkü geri kalanımız emin olmalı ki şu an biz konuşurken bile Hepimizi yok etmeye mi çalışıyorsun?

 Kontrolü ele alıyorum.

 Dinle! Şu an seninle konuşamayacağım.

 Çok meşgul bir adamım.

 Ayrıca sen şansını kaybettin.

 Ben, tüm bilimsel yeteneğimi ve bilgimi şeytanı amaçlar için kullanılacağını bildiğim bu projeye adadım.

 “Ortak çıkarlar için!” dediler.

 Ortak çıkarlara inanmak ne kolay olurdu.

 Eğer ki bu inanç “statü”, “zenginlik”, ve “GÜÇ” ile ödüllendirilecekse! Ortak çıkarlara inanmak ne zor olurdu.

 Vücudumun her bir parçası bana yaratmaya çalıştığım bu inanılmaz gücün bir “DELİ”nin ellerine verildiğini söyleseydi! Kendi hatalarımın kurbanı oldum! Başkanı olabilmem için yeterli değil mi bu Sessiz Dünya’nın?

 Yaşamaya mahkum edildim.

 Nerede o?

 Pekala, neredesin?

 Ne-re-de-sin?

 O nerede?

 Eğer ortaya çıkmazsan çocuğu vuracağım.

 Artık tanrı benim.

 JENERATÖR Merhaba.

 – Günaydın.

 Nasılsınız?

 – Gayet iyi.

 UV seviyesi biraz artmış.

 Çalışmaya devam et.

 Gerçek değil.

 Tanrım, başka birisini görmek çok güzel.

 Kardeşimin odasına gittim yoktu.

 Kaybolmuştu.

 Öylece yok olmuştu.

 Olaydan sonra 2 hafta boyunca dolaştım.

 Pek bir şey hatırlamıyorum.

 Berbattım.

 Sanırım biraz “keçileri kaçırmıştın”.

 – En azından “Dünyanın Başkanı” olduğumu söylemedim.

 Karanlıkta hastanede dolaşıyor olmak garipti.

 Ses yok.

 Yataklar boş.

 Bebeği gördüğümde çok şaşırmıştım.

 – Bebek mi?

 Sadece bebeği gördüğüm için değil kurtçuklar olduğu için yakından bakamadım.

 – Bunun anlamı sineklerinde olabileceği.

 Hayır.

 “Olay” üç hafta önceydi.

 Bebek o kadar önce ölmüş olamazdı.

 Bir şeyler değişti.

 Ne olduğunu bilmiyorum ama hissedebiliyorum.

 Sanki başka bir yöne sapmışız gibi.

 Manyetik kutup hala kuzeyi gösteriyor, ama sular aksi yönde akıyor.

 Ölü olduğumuz hissine kapılıyorum ya da farklı bir evrende olduğumuz.

 Başka bir evrende misin?

 Kadın mısın yoksa bir çocuk mu?

 Şöyle bir tahminim var, bence insanların yüzleri pasta gibi yumuşak doktorların dediği gibi “kemik kadar sert” değil.

 Ve yüzün şeklini beyin belirliyor.

 Eğer beynin düşük kapasiteliyse hem çirkin hem de aptal olursun.

 Ama beyin gücün yüksekse, nasıl görüneceğine kendi karar verebilir hem çekici hem de çok zeki olabilirsin.

 Ya da akıllı olup çirkin de olabilirsin.

 Ya da güzel, ama aptal.

 Şampanyanın seni bu kadar çarpacağını sanmıyordum.

 Ben de.

 Eğer gerçekten çok şanslıysan, çok özel bir beyine sahip olur çok güzel ve çok akıllı olabilirsin.

 Benim gibi.

 Bunu kendin mi buldun?

 – Evet Güzel misin?

 Hey, bana aptal mı diyorsun?

 Hayır, hayır.

 Öyle bir şey demezdim.

 Hiç kurtçuk yok.

 Yardım çağırıyormuş.

 “Olay”dan sonra da hayattaymış.

 Kenara çek.

 Ne var?

 Güneş sana da titreşiyor gibi geliyor mu?

 Hayır! Bana da gelmiyor.

 BOŞ ODA Bay ve Bayan Smith?

 Bu oda senin.

 – Çok teşekkürler.

 Eğer yaşayan birilerini bulursak, sence kimler olur?

 Tüm korkunç insanları bulabiliriz.

 Politikacılar, travestiler

Bence insanların kapana sıkıştığı ya da ayrılmaya korktuğu yerlere bakmalıyız.

 Akıl hastaneleri, hapishaneler.

 Bu tür yerler.

 Birilerini bulabileceğimizi hiç sanmıyorum.

 Bakmamız lazım.

 Al bakalım.

 Kelimeler tükendi ha?

 Nerede yatacağız?

 – Ben orada yatacağım.

 Böyle söyleyeceğini düşünmüştüm.

 Bu işe yarar.

 Anahtarlar üstünde.

 Hâlâ hoşuma gitmiyor.

 Güzelleşme.

 Çok basit.

 Sen o tarafı gözleyeceksin, ben de burayı.

 Yarım saatte bir beni ara.

 – Tamam.

 Zac, orada mısın?

 Joanne, cevap ver lütfen.

 Zac, Hastanedeyim.

 Sen neredesin?

 Üniversiteye gidiyorum.

 Her şey yolunda mı?

 Evet.

 İçeri giriyorum.

 Tamam.

 Yarım saatte bir arayacağım.

 Orada mısın, Zac?

 Merhaba.

 İyi misin?

 Az önce çok garip hissettim.

 Sen neredesin?

 Mental Sokağı, Hill Crest deyim.

 Burada hiç bir şey yok.

 Üniversitede bir şey bulabildin mi?

 Hayır, hiç bir şey.

 Sonra arayacağım.

 Bağlantıda kal.

 Tamam.

 Anlaşıldı.

 Yani senin ve arkadaşlarının bu konuda yapabileceği hiç bir şey yok muydu?

 Bilmiyorum.

 Bu Amerikalıların planıydı.

 Dünyanın manyetik alanıyla ilgili deneyler yapıyorlardı.

 Uçaklar bu alandan enerji alabileceklerdi, böylece yakıt ikmaline gerek kalmayacaktı.

 Buna benzer bir şey.

 Tabii ya!

Her zamanki gibi erkeklerin tanrıcılık oynaması.

 Biz, birbiriyle eş zamanlı hareket eden çok büyük bir iletişim ağının küçük bir parçasıydık.

 Ayrıca suçlunun biz olduğunu sanmıyorum.

 Tanrı görmemezlikten gelmiş olabilir.

 Tanrı göz yumdu ve tüm dünya yok oldu?

 Bir dünya dolusu gürültücü, vahşi ve güzel insan.

 Hepsini özledim.

 Tamam.

 Alo?

 Dr.

 Hobson, resepsiyondan arıyorum.

 Odanızı saat 10’dan önce terk etmeniz gerekmekte.

 Ve bilginiz olsun ki dün geceki konuğunuz için de ekstra ödeme yapmanız gerekmekte.

 Bunun için ödeme yapmam gerektiğini bilmiyordum.

 Çöreğimiz kalmamış, umarım sorun olmaz?

 – Yatağa gel.

 Teşekkürler.

 – Başka bir emriniz?

 Biraz daha ekmek?

 – Üzgünüm.

 Ekmeğimiz kalmamış.

 Saat 1’de otelde buluşalım.

 – Tamam güneye gidiyorum.

 Geri dönelim.

 – Öğle yemeğinde bunu tartışırız.

 Bilim tarihinde asla değiştirilemeyecek bazı “Mutlak Kanunlar” vardır.

 Bunlardan biri de elektronun yüküdür.

 Yakın zamanda yaptığım bir deneyde bu yükün değiştiğini gözlemledim.

 Gerçek şu ki; iki değer birbirinden uzaklaşıyor.

 Aradaki mesafeyi ölçemiyorum.

 Ama görüldüğü kadarıyla bu mesafe gittikçe artıyor.

 Şu kadarını söyleyebilirim ki; evrenin dokusu değişmekle kalmadı aynı zamanda kararlılığını yitirdi.

 Artık ne olacağını tanrı bilir.

 Merhaba, “mon cher”.

 Sen misin Joanne?

 – Ne demek istiyorsun?

 Başka biri mi var?

 Biliyorsun ki benim için dünyadaki tek kadın sensin, tatlım.

 Tamam.

 Au revoir, cheri.

 Yola çıktım.

 Dur! Yalnız mısın?

 Başka birilerini gördün mü?

 Kamyona dayan.

 Arkanı dön.

 Zac, orada mısın?

 Neden geciktin?

 Yalan söylüyorsun!

– Hayır, şey, sen ne yapardın?

 Kaç kişisiniz?

 – Sadece o ve ben.

 İkiniz mi?

 Motoru durdur ve sürmeye devam et.

 Bak

– Hadi! Orada değil.

 – Bul onu.

 Zac, neredeydin?

 Neden cevap vermedin?

 – Lanet telsiz.

 Tekrar yalnız kalacağımı düşündüm.

 Selamlar.

 Şişeyi sakla, polis arabası var.

 Bir şey yokmuş gibi davran.

 Balıklar.

 Nehirde balıklar var.

 – Yavru balıklar.

 Mantıklı.

 Balık yumurtaları nehir yatağında olur.

 Ve erkek balık spermlerini onların üzerine bırakır.

 Eğer spermler “Olay”dan önce bırakılmışsa ve sonra yumurtaları döllemişse balıklar olacaktır.

 Uzun bir süre kendimi ölü sanmıştım.

 – O da kendini tanrı sanmış.

 Neden ölü olduğunu düşündün?

 – Çünkü ölüydüm.

 Bir arkadaşımla ormandaydım.

 Yani, bir çeşit arkadaş.

 Neredeyse bilincimi yitirecekken, birden farkına vardım.

 Yukarıdan izliyordum.

 Onu ve kendimi görebiliyordum.

 Çok huzurlu hissettim, ağırlıksız.

 Bir şey daha vardı, ışık gibi.

 Uzun bir dalga.

 Suyla birlikte gidiyordum, neredeyse ışığa ulaşmıştım.

 Aniden, ruhumun tüm ağırlığı bedenime bağlandı.

 Hayal kırıklığına uğramıştım.

 Işığa ulaşsaydın asla geri dönmek istemeyeceğini düşündün değil mi?

 Bana da oldu.

 Aynısı.

 – Ölüm anı.

 “Olay” tam olarak ölüm anımızda gerçekleşti.

 İşte bu yüzden hayattayız.

 Senin düşündüğün de bu mu?

 – Olabilir.

 Bir süre ne olduğunu bilemedim.

 Dünyada yalnız olduğumu düşündüm.

 Hayalet olduğumu düşündüm.

 Çok üzücüydü.

 Eğer kurtulanlar olsaydı, kuzeye gitmişlerdir diye düşündüm.

 Ve eğer bir ruhsam, Dünya’da dolaşmak zorunda kaldığımı düşündüm.

 Her neyse, yinede doğru yoldaymışım.

 Demek sadece üçümüzüz.

 Peki, sen de hayattasın ben de.

 Peki ya sen?

 Sanırım öyle.

 Onun hakkında ne düşünüyorsun?

 – İyi piyano çalıyor.

 Hayır.

 Bence harika.

 Yatakları hazırladı.

 – Evet, bir iki.

 Ne kadar ironik.

 Her zaman, durumla en iyi ben başa çıkarım sanıyordum.

 Bu olay olmadan önce.

 Her zaman yalnız kalmayı severdim.

 Ve sonra sen geldin.

 Ben üçümüzü de düşünüyorum.

 Yalnızca seni ve beni değil.

 Api, eşlik edebileceğimiz bir şarkı çal.

 Tamam.

 Eski dostları unutmak, ve asla hatırlamamak mı gerekir?

 Eski dostlar unutulmak, ve zaman geçip gitmek zorunda! Eski güzel günler hatırına dostum, Eski güzel günler hatırına, Bir fincan şefkat içeceğiz artık, Eski güzel günler hatırına! Eğer güneşin kararlılığı bu düzeyde devam ederse her şeyi de kendisiyle birlikte götürerek bir kaç gün içinde çökecek.

 Daha doğru sonuçlar için bilgisayar analizi gerekmekte.

 Arkadaşlığın bir ilginç yanı da her zaman mantıklı olmamasıdır.

 Birisi seninle arkadaş olmak istediğinde nelerden hoşlandığını sorar.

 Sende hoşlandığın filmlerden bahsedersin.

 Aslından ondan hoşlandığın için bunları uydurursun.

 Tanıştıktan sonra ki ilk saniyelerde hoşlanıp hoşlanmadığına karar verirsin.

 Eğer birisinden hoşlanırsan yaptığı kötü şeyler gözüne batmaz.

 Ama hoşlanmazsan, yaptığı iyi şeyler bile canını sıkabilir.

 Diğer yandan kendine benzeyen insanlardan hoşlanırsın.

 Peki benim hakkımda ne karara vardın?

 Benden hoşlandın mı?

 Neden arkadaşın seni öldürmek istedi?

 Çünkü karısını öldürdüm.

 – Karısını mı öldürdün?

 Neden?

 Gerekliydi.

 Gerekli miydi?

 Peki gerekli olduğuna kim karar verdi?

 Peki bir daha gerekli olup olmadığına ne zaman karar vereceksin?

 Peki sen kendini ne sanıyorsun?

 Tanrı mı?

 Sen tanrı değilsin.

 Joanne bak, çok ilginç şeyler oluyor.

 Tam olarak anlayamadım, ama bizim Sorun nedir?

 – Lütfen beni rahat bırak.

 Ne oldu?

 Sana söylemem gereken çok önemli bir şey var.

 – Dün gece bu saçmalığı kapatmıştık.

 Dün geceden bahsetmiyorum.

 Güneşten bahsediyorum.

 Güneş hakkında mı konuşmak istiyorsun?

 Git o dışarıdaki tanrı ile konuş.

 Beni dinle! Ellerini üzerimden çek.

 – Ne yapıyorsunuz?

 Api Ne kadar çabuk toplanabilirsin?

 Kuzeye gitmemiz lazım.

 – Ama daha yeni geldik.

 Evet biliyorum.

 Ama lütfen, ne kadar?

 Burası senin için yeterli değil mi?

 – Hayır.

 Hayır öyle değil.

 Bak, yolda sana açıklayacağım, tamam mı?

 – Şimdi de patron sen misin?

 Tamam.

 Böyle istiyorsan, evet.

 Benim.

 Ağlayarak geldi.

 Ona ne yaptın?

 Sen ne yapıyordun?

 – Patron benim, hatırlatırım.

 Joanne, buraya gel.

 Gidiyoruz.

 Dinle geri zekalı, farkında mısın bilmiyorum ama işler değişti Beyaz patron öldü.

 Artık sen ve ben varız.

 Bak, senin gibi insanlara bunu açıklamak benim gibiler için zor.

 Ne gibi insanlar?

 – Bunu dinle! Tamam.

 Eğer böyle olmasını istiyorsan.

 Geliyor musun?

 Dünyadaki son erkek olsan bile seninle gelmezdim.

 Onun için uğraşıyorum.

 “Flashlight Projesi”nin hala aktif olduğu ve tüm manyetik alanı etkilediği görülüyor.

 Ve bir şekilde güneşi de etkiliyor Sen! Eğer durmazsanız ateş edeceğim.

 Hanginiz olacağı da umurumda değil.

 Hanginizin tanrı olduğunu kanıtlamaya çalıştığınız sürece sizinle yaşayamayacağım! İnanmıyorsanız, deneyin görün.

 Güvenilmez Tanrı aşkına! O lanet şey için bir yıldır endişeleniyorum.

 Projede yanlış bir şeylerin olduğunu biliyordum.

 Ama hiç bir şey diyemedim.

 Bundan daha suçlu olabilir misin?

 Kendini ölüme mahkum ettin.

 “Olay”ın olduğu sabah, kendini öldürmeye çalıştın.

 Ne yapmayı düşünüyorsun?

 – Bilmiyorum.

 Ne yani bunların hepsini sen yaptın ve şimdi düzeltemeyeceğini mi söylüyorsun?

 Tüm hikayeyi biz de bilmiyorduk.

 Amerikalılar bilgileri saklıyordu.

 Evren ile oynuyorsunuz ama ne yaptığınızı dahi bilmiyorsunuz.

 Kimse ne olacağını bilemezdi.

 Onlara güvendik.

 Bizim tarafımızdalardı.

 Bu kadar aptal olma.

 Neden size değil de Ruslara her şeyi anlatıyorlardı?

 Ayrıca, onlar size söylemiyor siz de bize.

 Bana göre hepiniz aynısınız.

 Şimdi söylemiş oldum.

 Yalan söylüyorsun.

 Tekrar dene.

 Aynı sonuç.

 – Şu iki çizgi nedir?

 O zaman çizgisi.

 Değişkenliğin maksimum olduğu nokta.

 Yarın sabah 6 civarı.

 Ne olacak o zaman?

 Bence, “Olay” tekrardan gerçekleşecek.

 Joanne! – Buradayım.

 İyi misin?

 Hesaplamaların yanlışmış.

 Çok erken oldu.

 Hayır.

 Bu sadece başlangıçtı.

 Bir dahaki sefer olduğunda, gerçeği olacak.

 Hesaplamaların zaman kaybı.

 Eğer seni veya o laboratuvarı yok edersek, “Olay” duracaktır.

 İşe yaramadı.

 Fena değil – O bir sanatçı.

 Yeteceğine emin misin?

 Sence ne kadarına ihtiyacımız var?

 Bir ton?

 Bir kamyon dolusu alalım.

 Sonuç olarak, Perrin Proje’yi aktive etti, “Olay” gerçekleşti ve herkes yok oldu.

 Yarın sabah “Olay” tekrardan gerçekleşecek.

 Yalnız bu sefer Perrin de olmayacak butona basacak kimse de.

 Bu yüzden, belki de manyetik alanla “Olay” bir biriyle bağlantılı değildir.

 “Sopalı Çocuk” dan bahsediyorsun.

 – Ne?

 “Sopalı Çocuk”.

 Amerika’daki büyük elektrik kesintisini hatırlıyor musun?

 Tüm doğu yakası 6 saat boyunca elektriksiz kaldı.

 Evine doğru giden bir çocuk görmüşler.

 Bir şeylere sinirlenmişmiş.

 Ve tüm gücü ile sopasını elektrik direğine fırlatmış.

 O anda doğu yakasında elektrikler kesilmiş.

 Ve bunu kendinin yaptığını sanmış.

 Sen ne düşünüyorsun?

 Bence “Olay” kozmik bir şeydi, evrenin yaratılışı gibi.

 Kimse doğru dürüst açıklayamadı.

 Diğer yandan, belki de kimse kaybolmadı, sadece ben, “Olay” benim! Peki ya biz?

 – Siz gerçek değilsiniz.

 Hayal ürünümsünüz.

 Tanrısın yani.

 Bence çok da iyi değil.

 Ama daha ne kadar kötü olabilir ki.

 Neyse, diğer kamyonu da ben alıyorum.

 Gerçek değiliz.

 – Perunya’da mı doğdun?

 Yaklaşık o taraflar.

 Ama Perunyalı sayılırsın, gece insanları.

 Belki de gerçek değilsindir.

 Yeteri kadar gerçeğim.

 Eğer başarırsak, sonsuza kadar mutlu yaşarız.

 Değil mi?

 – Umarım.

 Üçümüz mü?

 – Mecburuz.

 Benim için hava hoş, ikinizden de hoşlanıyorum.

 Ama onu tercih edersin.

 Bazen garip fikirlere kapılıyorum.

 Bazen, Api ile senin uzun zamandır birbirinizi tanıdığınızı düşünüyorum.

 Çok büyük bir oyunun kurbanı olduğumu düşünüyorum.

 Api ile sen de bu oyunun aktörlerisiniz.

 Bazen de, ben bakmıyorken, benim hakkımda raporlarınızı bildiriyorsunuz sanki.

 Belki de yapıyoruzdur.

 – Api’de doğru olmayan bir şeyler var.

 Arkadaşının onu niye öldürmeye çalıştığını merak ediyorsun.

 Evet.

 Arkadaşının karısını öldürmüş.

 Kadın Api’ye aşıkmış, Api de onu reddetmiş.

 Bu yüzden kadın intihar etmiş.

 Api’de kendini sorumlu hissediyor.

 Arkadaşı da öyle düşünmüş.

 Çok üzücü.

 Şu son haftalarda insanlar hakkında öğrendiğim şeyler.

 Benim için endişelenmemelisin.

 Ne olursa olsun, başa çıkabilirim.

 DİKKAT ET! Api! Bunu söylemeyi unuttuk.

 Ne yapacağız?

 – Patlatalım.

 İttirerek geçeceğim.

 Api?

 Dikkatli ol.

 – Merak etme.

 Çok uzaklaştı.

 Belli ki yap – Hayır.

 Eğil! Gelen var mı?

 – Görüşürüz.

 Api, duyuyor musun?

 Api, cevap ver.

 Patron geliyor.

 – Lanet olası telsizini aç, Api! Biraz sıkıştıralım mı, ne dersin?

 – Ne yapıyorsun?

 Daha fazla yaklaşamayız.

 – Neden?

 Laboratuvardaki “mikrodalga fırın” etkisi yüzünden yaklaşmamız çok tehlikeli.

 Burada güvende miyiz?

 Yaklaşık bir mil kadar var.

 Yeterince bomba getirmemişiz.

 – Gidip bakalım mı?

 Işıklar hala açık.

 – Evet, manyetik alandan güç alıyor.

 Işıklar sönerse, manyetik etkinin gittiğini anlayabiliriz.

 Tabii önce kamyonu oraya sokabilirsek.

 Kim yapacak?

 Şehirde bu işi becerebilecek bir alet var.

 Uzaktan kumanda ünitesi.

 Uzun mesafeler için kullanırdık.

 Kamyon gibi bir aracı kullanabilecek miyiz?

 Monte ederiz.

 – Zamanımız var mı?

 Sanırım.

 Şimdi gidersem.

 İki saate dönmüş olurum.

 Seninle gelmemi ister misin?

 Kalman daha iyi.

 – Tamam.

 Sence ne olacak?

 Deneyecek.

 Büyük ihtimalle de işe yaramayacak.

 O yüzden kamyonu ben kullanacağım.

 Neden sen?

 – Çünkü ben şoförüm.

 Her neyse, benim için daha kolay.

 Atalarım beni koruyacaktır.

 O nedir?

 – Kamyon! Gideli ne kadar oldu ki?

 Yaklaşık 20 dakika.

 – Almadan döndü demek.

 Bize yalan söylemiş.