124 dk

Yönetmen: Farhad Safinia

Senaryo: John Boorman, Todd Komarnicki, Farhad Safinia

Ülke:  İrlanda

Tür: Biyografi, Dram, Gizem, Gerilim

Özet:

The Professor and the Madman, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün yaradılışın gerçek hikayesini konu ediyor. Professor James Murray, gerçekleştirmek istediği proje için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Amacı, Oxford İngilizce Sözlüğü’nün on bin kelimelik ilk baskısını hayata geçirmektir. Çalışmalarını sürdürdüğü sırada Murray’nin eline akıl hastanesinden büyük bir çalışma geçer. Çok tehlikeli hastaların konulduğu bir akıl hastanesinde yatmakta olan Dr. W.C. Minor, profesöre 10.000 kelimelik bir çalışma gönderir. Minor’un gönderdiği bu liste ikilinin yollarının kesişmesine neden olur.

Eleştiri

İngilizler kendi delilerine bile paye veriyorlar. Meydan Larousse William C. Minor adı yok… James Murray hakkında da şu kısa not var…

MURRAY (sir James Augustus Henıy),İngiliz filologu (Denholm, Hawick yakınları 1837-Oxford 1915). Londra’daki Philological Society’nin üyesi. İki defa başkanı (1878-1880; 1882-1884) olduğu bu demeğin ve Oxford University Press’in yardımlarıyle 1879’dan itibaren büyük Oxford English Dictionary adlı lugati yayımlamağa başladı ve ölümüne kadar hu yayımı sürdürdü, (öldüğü zaman lügat «turn» kelimesine gelmişti.) Meydan Larousse

İngilizler kendileri için azlarından çokmuş gibi sanal tarih yaratıyorlar

Sözlük Hakkında

Oxford İngilizce Sözlük Oluşumuna bir Delinin büyük Katkısı

1878’de James Murray adında bir dilbilimci bu sözlüğü hazırlamak üzere işe başladı. İngiltere’nin her tarafına haber yollandı. Milli bir seferberlik ilan edilerek gönüllülerin bildiği kelimeleri mânâlarıyla beraber ve o mânâya geldiğini gösteren bir cümle içinde kullanılmış olarak göndermeleri istendi. Köyler, kasabalar şehirler bir araya gelip günlük hayatta kullandıkları kelimeleri tek tek yazıp ve o kelimeleri cümle içinde de kullanıp gönderiyorlardı.

Ancak bu uzun sürmedi. Bir kaç yıl sonra kimse kelime gondermemeye başladı ve etkisi azaldı, bir kişi hariç.

Bu kişi 20 yıl boyunca mektuplar gönderdi ve 10 binlerce İngilizce kelimenin kökü ve ne anlamda kullanıldığı ve hatta İngiliz Edebiyatında tarihte bu kelimeyi kullanmış yazarlardan alıntılar yaparak gönderiyordu.

Sözlüğün hazırlanması için görevlendirilen James Murray köşeye her sıkıştığında bu kişiye mektup gönderiyor ve onun fikrini almadan geçmiyordu. Bu mektup arkadaşlığı 20 yıl sürdü ve sözlük yayınlandı ve James Murray 9 üniversiteden fahri doktora ünvanı aldıKraliyet ise ona “Sir” unvanını verdi.

Sir James Murray sözlüğün hazırlanmasında ve onbinlerce kelimenin sözlüğe kazandırılmasında büyük emeği olan, işlerini kolaylaştıran ve kendisinin 9 üniversiteden fahri doktora ünvanı almasına yardımcı olan bu gizemli mektup arkadaşını ziyarete gidip teşekkür etmeye karar verdi ve İngilitere’nin Berkshire şehrinin yolunu tuttu.

Murray elindeki adrese ulaştığında şok geçirdi. Aradığı kişinin kimliğini duyunca daha da dehşete düştü. Çünkü gittiği yer bir akıl hastanesi ve aradığı kişi de oranın en azılı delisi, şizofren, ruh hastası, kendi cinsel organını bile kesmiş ve Londra’da bir kişiyi öldürmüş katil bir insandı.

Bugün Oxford İngilizce Sözlükte gördüğümüz bir çok kelime ve edebi eserlerden alıntılar tamamen bu adamın eseri. Adı ise William C. Minor.

William C. Minor kimdir?

William C. Minor, Ceylon adasında yani bugünkü Sri Lanka’da halkı Hristiyanlaştırmak için misyonerlik yapan Amerikalı bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. 12 Yaşında Amerika’ya gönderildi ve Yale Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirip doktor oldu.

İç savaş yıllarında Amerikan ordusunda çalıştı. Orduda İrlanda asıllı bir askericezalandırma görevi verildi. Bu ceza herkesin gözü önünde askerin yüzünü yakmaktıDr. Minor bu olaydan sonra halüsinasyonlar görmeye başladı ve kafayı üşüttü.

Sivil savaş bitince New York’ta görevlendirildi. Mesai bitince New York’un garip mahallelerinde hayat kadınlarıyla takılmaya ve olaylar çıkarmaya başladı. Askeri birimler bunu haber alınca Washington’da bir hastaneye kaldırıldı ve 18 ay boyunca tedavi gördü lakin bir gelişme göstermeyince serbest bırakıldı.

Dr. Minor bir müddet sonra İngiltereye taşındı ve orda yaşamaya başladı. Fakat hastalığı devam ediyordu. Derken Londra’da evli ve 6 çocuk babası George Merrett isimli bir adamı odasına izinsiz girdi düşüncesiyle vurarak öldürdü. Merret’in eşi Liza ise 7. Çocuğuna hamileydi.

Dr. Minor bu olaydan ceza almadı ancak akıl hastanesine gönderildi. Orda da ilginç olaylar yaşayan Minor’a hastane yönetimi kitap alıp okuması için izin verdi ve 37 yıl akıl hastanesinde kaldı. Bu sürede öldürdüğü adamın karısı Liza kendisini ziyarete geldi ve bir çok kitap getirdi. Dr. Minor bu öldürdüğü adamın karısına aşık oldu. 37 yılın sonunda Amerikadaki bir hastaneye transfer edildi, erken bunama tedavisi gördü ve 1920’de öldü.

İşin daha da ilginci bu iki adam (James Murray ve William C. Minor) birbirlerine ikiz kardeş kadar benziyorlardı.

James Murray durumu öğrendikten sonra da bu akıl hastası adamın Oxford İngilizce Sözlüğüne katkılarını sorgulamadı ve doğru kabul etti.

Bugün Oxford İngilizce Sözlüğü’ndeki edebi alıntılar akıl hastası Minor’a ait.

Bu hikaye “Professor and the Madman” ismiyle bir kitapta yayınlandı ve şu an Mel Gibson ve Sean Penn bu olayın filmini çekiyorlar. [Alıntı]

https://www.alaturkaonline.com/oxford-ingilizce-sozluk-olusumuna-bir-delinin-buyuk-katkilari/

Filmden

Lütfen sanığı tanıtın.

  Dr.   William Chester Minor, ABD ordusunda askeri doktor, emekli.

  Dr.   Maynor kıyılarımıza gelerek, bize sığındı.

  Ana vatanı Birleşik Devletler’de, Ona işkence etmeye ve onu öldürmeye yeminli bir adam tarafından kandırıldı.

  Şubatın on yedisindeki kader akşamında, sanık yeni bir başlangıçla uyandı.

  Peşine olduğunu ve bulunacağını çok iyi biliyordu.

  Kovalayanı Declan Reilly, gerçekten de onun odasındaydı.

  Dr.   Minor tabancasını aldı ve meydan okudu.

  Fenian! Sokakta bir adamı kaçarken buldu.

  İmdat! İmdat! İmdat! İmdat! Eliza, kapıyı aç! Eliza! – Eliza! – Gecenin karmaşasında  saldırgan ile masum  George Merrit arasındaki ayrımı yapamadı.

  Eliza.

  – Kıpırdama! – Fenian değil bu! Hayır! – Fenian değil bu! – Hayır! Üzgünüm! Üzgünüm! Hayır! Hayır! Lordum Dr.   Minor yanlış adamı vurdu.

  Yani Vurmak istememişti.

  Öyleyse lordum, belki de mahkeme masum doktoru, yanlış anlaşılmalara   bir özür dileyerek, kolayca serbest bırakabilir.

  Sayın Yargıç! Declan Declan Reilly onun adı.

  Yüzünün sol kısmında kızgın demir izi var! Geceleri geliyor! Başkalarıyla birlikte! Geliyorlar ve bana musallat oluyorlar.

  Odalarımın içine giriyorlar! Size inanmıyorum, bayım.

  Bu mahkeme size inanmıyor.

  Sessizlik, lütfen! Mahkemede sessiz olun! Sessizlik, lütfen.

  Sessizlik! Sessizlik! Biz, majestelerinin jüri üyeleri Doktor William Chester Minor’u  George Merrett’in kasıtlı cinayetinden suçlu bulmuyoruz.

  Sessizlik! Sessizlik! Deli olduğu gerekçesiyle.

  Ben deli değilim, bayım.

  Sessizlik, lütfen! William Chester Maynor.

  Mahkemenin incelemeleri sonucunda  sizin Broadmoor akıl hastanesinde, cezai ehliyetiniz olmadan  majestelerinin kararı netleşinceye kadar  gözaltında tutulmanıza karar verilmiştir.

  Sessizlik, lütfen! Koş! Koş! Canınız cehenneme lanet herifler! Bir daha böyle konuşursan, çıkarsın! Harold! – Oyuna girmeliyim, baba.

  – Biliyorum.

  Hemen, evlat.

  Biraz soluklan.

  Kanattan aşağıya olan koşuya dikkat et.

  Vahşinin yeri önemsemeden geldiğini görürsen  seni çekmesine izin verme, tamam mı? Kolay sayı almaya çalış.

  – Evet, efendim.

  Maç, efendim.

  – Oh! Harold, kullandığın kelimelere gelecek olursak.

  – Evet, efendim.

  – Güzel.

  – Git bakalım, evlat! Hadi! – Evet, efendim! – Biraz konuştuk.

  – Evet, gördüm.

  Korkunç olayı gazeteden oku.

  Lambeth’de vurulma olayı.

  Bir Amerikalı tarafından, askeri görevli.

  Zavallı kadın, altı çocuğuyla beraber yalnız kaldı.

  Evet, okudum.

  Ne yapardım bilmiyorum, James.

  Eğer sen de benden böyle alınsaydın.

  Evet! İşte bu! İşte bu! Evet! Evet! İşte böyle yersiniz eşek herifler! – Bu kadar.

  Çıktın! – Ne söyledim ki ben ya! – Çık dışarı! – Harold! Harold.

  Aryan Dili ve Edebiyatı ve Arapça derslerinin dil bilgisi ve sözlüksel yapısı  hakkında genel bir bilgiye sahip  olduğumu bildirmek isterim.

  Kısa zaman önce Almanca fillerin çekimi üzerine olan yazımı – filoloji camiasına gönderdim – Mr.  Murray Üniversite diplomanızın olmadığını anlayabiliyorum.

  Ah, yok efendim.

  Ah Diplomam yok.

  Otodidaktiğim.

  Kendi kendimi geliştirdim.

  Anlamını biliyorum.

  Ya okul? Hayatımı kazanmak için on dört yaşında bıraktım.

  Açıkçası Freddie, biraz fazla oldu.

  Biraz fazla, evet.

  Elbette, biz Oxford Üniversitesi Yayıyınevi’nin saygın delegeleri  yirmi yıldır bu sözlüğü çıkarmaya çalışıyoruz.

  Koca bir akademi ordusunun üstün çabalamalarına rağmen  ben de dahil, hiçbir yol kat edemedik.

  Bağışlayın ama bu yanlış.

  Biz açıkçası daha geriye gidiyoruz.

  Dilin gelişimi bizim çalışmalarımızdan daha hızlı.

  Dünyanın her köşesine yayılan ulu dilimiz  silahlarını kuşandı, süngüsünü biledi ve evcilleştirilemeyeceğini gösterdi.

  Ve biz, kendimizi kelimelerin anlamlarının durumu ve kapsamları hakkındaki  görüşmelerimizle birlikte  ondan önce yenilgiye uğramış  ve harap halde bulduk.

  Şuandan itibaren, çabalarımız bitti.

  Fazla mı oldu, Max? Beyler, üzgünüm ki her derde deva yok.

  Olağanüstü ve sıradışı Bay Murray’in  çözümümüz ve kurtuluşumuz olduğunu arz ediyorum.

  Açıklaman biraz dramatik de olsa doğru, Freddie.

  Ama bize hırslı bir müdafadan daha fazlası gerek.

  Nitelikler önem arz ediyor.

  Belki de bir lisans eğitimi.

  Nitelikler, evet.

  Yani, hmm Latince ve Yunanca’da akıcıyım, elbette.

  Bunların yanısıra, ah, Latin dilleriyle ayrı bir samimiyetim var.

  İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Katalanca.

  Ve daha az dereceyle Portekizce, Vaudois, Provensal  ve diğer lehçeler.

  Cermen dillerinde, Almanca Flemenkçe, Danca, Flamanca’ya yakınım.

  Anglo-Sakson ve Moeso-Gotik dillerinde uzmanlaştım.

  Ve bu iki dil ailesi için de yayımlanması için çalışmalar hazırladım.

  Ayrıca işe yarayacak seviyede Rusça bilgisine sahibim.

  Eski Ahit ve Peshito’yu okumaya yetecek kadar  İbranice ve Süryanice’ye hakimim.

  Ve daha az seviyede, ah, Aramaik Arapça, Kıpti ve Fenikece’ye  Genesius’ın bıraktığı yere kadar Bağışlayın durmadan konuştum.

  Eminim ki sorularınız vardır.

  Bay Murray, akıllara bir kelime geliyor.

  “Zeki. ” Kelimeyi tanımlayıp, tarihçesini bize anlatabilir misiniz? İrticalen olduğu gibi tanımlamaya çalışacağım.

  Zeki: sıfat.

  Anlamı – becerikli, hünerli, usta.

  Ah, büyük ihtimalle Alçak Almanca’dan, Klover.

  Ya da Orta Flemenkçe’den, Klever, Hareketli, akıllı anlamında.

  Ah Bay Murray ayrıca İskoç takunya dansının bir ustasıdır.

  Senden sakladığım için beni affet.

  Neredeyse kendi şansıma inanmamıştım.

  Hepsi benim, Ada, tüm dil.

  Çoşkuna nasıl karşı koyacağımı hiç bilemedim.

  Ama bu aniden oldu.

  Yüzüstü bırakmak için.

  Okulu, bağlılığı.

  Gerçekten istediğin bu mu? Hepimiz için? Ada, ben Teviotdale’den eğitimsiz bir ketencinin oğluyum  şimdi, birdenbire, gerçek bir fırsatla beraber.

  Tüm hayatım buna hazırlanmakla geçti.

  Her ne yaptıysam, seninle beraber yaptım.

  Sen olmasaydın hiçbir zaman yapamazdım.

  Bir zamanlar, kendini bana verdin.

  Bir kitap yazarsam, iradeye ihityacım olur diye.

  – Baba? – Elsie.

  Çocuklar.

  Bir yere mi gidiyoruz? Oxford’a.

  Baban Tarihi Prensipler hakkındaki New English Sözlüğü’nün editörü.

  O ne ki? Oh, bu çok büyük bir kitap.

  İçinde birçok kelime var.

  İngiliz dilinin bütün kelimeleri.

  Dr.   Johnson’ın sözlüğü gibi mi? Hay hay, ama ama onun onun  kitabı bir avuç kelimeden ibaret.

  Ben belirlemekle ve tanımlamakla mükellefim.

  Her kelimeyi.

  – “Mutlu” içinde olacak mı, baba? – ”Mutlu” içinde olacak, Elsie.

  Sözlüğümün tüm dili barındıracak  kadar cilde ihtiyacı olacak.

  – “üzüntü” olacak mı? – “üzüntü” olacak, evet.

  Ya “büyük”? “büyük” olacak mı? “Büyük”? Tabi.

  Ve “küçük”, de.

  Bu çok büyük kitabın içinde olmayan, düşünebileceğiniz hiçbir kelime yok.

  – Baba? – Evet, Ozwyn? Ozwyn de olacak mı? Büyük ihtimal belki.

  Kitaplarla oynamayın tamam mı? Bu bu çok yanlış.

  Çarşamba, 17 Nisan, 1872.

  Mahkum numarası 742.

  7-4-2.

  onaylandı.

  Minor, William Chester.

  Amerikalı, 48 yaşında.

  Cerrah, Birleşik Devletler ordusunda yüzbaşı.

  Dini bilinmiyor.

  Tehlike oluşturduğu belirlendi.

  İkinci bloğa verildi.

  Mahkum öfkeli, dişlerine baskı yapan  zehirli paslı demir çubukları  yutmamak için onlarca kez  kendince tükürmeye çalışıyor.

  İşte burası.

  Mart’ın 17’si.

  Üç gündür  mahkum uyumuyor.

  Bir hışımla yatağından sıçrıyor  altında tehlikeli bir şey arıyor.

  Geceleri onun için gelenleri  aradığını tekrar tekrar iddaa ediyor.

  Doktor Richard Brayn.

  Akıl hastalıkları uzmanı, Broadmoor Akıl Hastanesi.

  Orada durmuş suratıma bakıyordu.

  İçişleri bakanı kabullenmeye ikna edilemeyecekti.

  Buna inanabiliyor musunuz? Orthrus gibi, iki başlı köpek gibi.

  Yazıldı! Athenaeum’da! Tek bir cümlede! Kitabınız, Bay Murray, bu tür suçları yasaklayan  kurallar içermesi gerekecektir.

  İmlanın düzeltilmesinin ötesinde  telaffuzları düzeltiyor ve söylenişin doğruluğunu sağlamlaştırıyor.

  Daha önce de buradaydık, Max.

  Tüm bu şaşırtmacaların olmaması  gelecekte karşımıza çıkmaması gerekmiyor muydu? Dilimiz saflığının zirvesinde.

  Yeterince rafine edilmiş, bundan sonra sadece daha kötü gerileyebilir.

  Bunu bir an önce düzeltmek bize bağlı.

  Üzerinde değişim yapılmasına izin verilebilir veya verilmez.

  Peki izin verme yetkisi kimde? Sen, Max? Ben? Hayır.

  Her kelime dilin geçerli bir parçası.

  Eski veya yeni, kullanılan veya kullanılmayan, dıştan gelme veya yerli.

  Sözlük her kelimeyi, her ayrıntıyı  etimolojininin her eğilimini ve İngiliz yazarlardan gelen  her celbi barındırmalıdır.

  Ya hepsi ya hiç.

  Bu her şeyi okumak demek.

  Atıfta bulunulacak her kelimeyi  tarihçesini gösteren her kaynağı alıntılamak demek.

  Görevimiz devasa, anıtsal.

  Ve imkansız.

  Bir yolu var.

  Görevimiz bir adamın yüzlerce hayatını alabilir  yüzlerce adamın bir kere alır.

  Gönüllüler.

  Bunu denemeliyiz, James, başarısız olmadan önce.

  Üzgünüm ki ülkede yeterince akademisyen yok.

  Kaçını listeledin? Seksen, belki doksan.

  Biniyle birkaç yılda üstesinden gelirsin.

  Bin adamı nereden bulacağını umuyorsun? Heryerde İngilizce yaygın ve konuşuluyor.

  Her kitapçıda, okulda, atölyede ya da evde.

  Sıradan insanları mı kastediyorsun? Niteliksizleri? İngilizce bilenler evet.

  İstediğimiz kelimeleri aramak için onlardan okumalarını isteyeceğiz.

  Ve onlardan bir kağıda  kelimeyi yazmalarını.

  Buldukları kelimeyi açıklayan alıntıyla beraber.

  Ve sonra kağıtları bize gönderecekler.

  İngiliz Edebiyatı’nda tarama ağı çizen  İmparatorluğun tamamını kapsayan bir ordu  kendi dillerinin tamamını listeleyecek.

  Demokrasiden bir sözlük.

  Bizim tarafımızdan düzenlenen ve öğretilen.

  Bu sistemle beraber, Bay Murray  sözlüğü bitirmeniz ne kadar zaman alacak? Beş yıl, en fazla yedi.

  Bütün kelimeler ve tarihçeleriyle? Herbir tanesi.

  Aziz İngiltere.

  Dilimizin şimdiye kadarki bildiği en büyük maceraya atılmak üzereyiz.

  aardvark(yerdomuzu) ile başlayalım.

  zymurgy’i (mayalanma bilimi) bulana kadar durmayalım.

  “Zymurgy”? Yani, bahse girerim ki bu dilimizdeki son kelime.

  z-y den sonra hiçbir şey yok.

  – Yani? Birkaç yıl içinde anlamına bakmış olacaksın.

  Onu rahatsız eden bir tuhaflık var.

  Ve o cırtlak İskoç melodisi.

  Sence neden bunları gizlemeye çalışmıyor? Kulaklarımızın selameti için? Fikri çok radikal.

  Tam ihtiyacımız olduğu gibi.

  Onun korkunç Alman hicivcilerinden olduğunu düşünmüyorsun, değil mi? Hayır, hayır, hayır, azizim.

  Bu adam bizim küçük dünyamızın bir parçası olmak için iyi davranıyor.

  Oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim.

  Üzgünüm, Ada.

  Ne için? Değişim için.

  Seni evimizden koparıp buraya süreklediğim için.

  Hiç süphem yok, James.

  Söz vermene ihtiyacım var.

  Yeni başladı, azimli ve kararlı gidip gitmeyeceğine bir bakalım.

  Büyük Britanya Cumhuriyeti’nin  Amerikan ve İngiliz Kolonileri’nin  insanlarına İngiliz Dilini kapsayan  bir sözlük için okuma yapma çağrısı.

  Bugün insanların, hayvanların ve  dünyanın kökenini bilerek yaşıyoruz.

  Suyun nasıl kaynadığını biliyoruz.

  Ne kadar zaman aldığını da.

  Gemilerimizin ustaları enlem ve boylam ölçülerini kesin olarak biliyor.

  Buna rağmen bize, kelimelerin denizinde  rehberlik edecek ne bir çizelge ne de bir pusula yok.

  Ulu dilimizin, bilimle izah edilen  diğer standartlarla aynı  şeref ve haysiyetle anılma zamanı geldi.

  Kelimelerinizi Oxford’a gönderin.

  İletişime geçelim, hepimiz bu kutsal uğraşla  birbirine bağlı fevkalade posta ağımızla.

  Ne yapıyorsun, baba? Bay Bradley ve ben büyük bir çukur açıyoruz.

  Ama ne için? Yazıhane için.

  Manastır yazılarını kopyalamak için  kullanılan ortaçağdaki yerler gibi.

  Bak.

  Bak şuna ne buldum.

  Hazine.

  – Benim için temizler misin? – Evet, baba.

  Tamamdır.

  Bu uzun bir süreç ama dilin üstesinden gelebiliriz.

  Bay Bradley.

  Sizinle, gönüllülerimizle bir merdivenin basamakları olarak  İngilizcemizi cennetin kapısına çıkarabiliriz.

  Yürü! Hey! Dokunma bana! Pardon, ahbap.

  – Hey, bırak onu, lanet olası! – Kim dokundu bana? Yaklaşmayın! Yoldan çekilin! Çekilin yolumdan! Geri durun! Çekil! Bana bak, bana bak! Evladım, evladım! Beni dinle, beni dinle.

  Kapıyı birazcık çekeceğiz.

  Bacağını çekip çekemeyeceğine bakalım.

  Bilmiyorum, efendim.

  Yapmamız gerek, evlat.

  Yapmamız gerek.

  Deneyelim hadi? Aferin evlat, aferin.

  Üç deyince Bir, iki, üç.

  Çekilin yolumdan! Çekilin yolumdan! En yakın demirci nerede? Crowthorne.

  En yakın cerrah? Crowthorne Kasabası’nda.

  Gidip gelmesi en az bir buçuk saat.

  Keskin bir bıçak ve testere istiyorum.

  Kaldırın.

  Yarım saat içinde bu adam kan kaybından ölecek.

  – Coleman.

  – Evet, efendim? Keskin bir bıçak ve testere getir.

  Çabuk! Beni dinle, doktor.

  Kim olduğunu ve buraya nasıl düştüğünü biliyorum.

  Vasfının sana bir faydasının olmayacağını söylediğimde bana inan.

  Bir şey yapmaya kalkışırsan eğer.

  Testeren.

  Uzuvu sıcak paçavrayla sarın.

  Kemeri sıkı tutun ve onu bir cerraha götürün.

  Damar bağlantısı kesildi, kanama azaldı Durumu hassas ama yaşayacak.

  Hepimiz size minnettarız Dr.   Minor.

  Yara temizlenip, asitfenik ile silindi mi? Neyseki, cerrahımız Lister’in son asepsi ve  antisepsi yöntemlerinde sizin kadar uzman.

  Rush’ın sakinleştiricisi.

  Dr.   Rush, bir zamanlar Amerikan ordusunda cerrahlık yaptı, bildiğim kadarıyla.

  Dr.   Rush hastanın delilik esnasında  tam olarak hareketsiz hale getirilmesinin gerektiğine inanıyordu.

  Deliliğin kendisine karşı bir yöntem.

  Sadelik içinde barbarca.

  Mesleğimin karanlık günlerinden kalma bir kalıntı.

  Ama hala modern yöntemlerle kullanılabiliyor.

  Sence ben deli miyim? Bir noktada hepimiz değil miyiz? Kendini güvende hissetmiyorsun, değil mi? Bir adam  benim için geliyor.

  Hücremden onun geldiğini görmeyeceğim.

  Bana kulak asarsanız şayet, sizden dikkatli olmanızı ve  adamlarınızın beni uyarmasını rica ediyorum.

  Kolaylıkla tanınabilir.

  Yüzünün sol tarafında kızgın demir izi var.

  Dr.   Minor emin olabilirsiniz ki, kudretimiz çerçevesinde sizi korumak  için elimizden geleni yapacağız.

  Yardımcı olabileceğim başka bir mevzu var mı? Birleşik Devletler ordusundan emekli maaşım var.

  Büyük kısmının çocukları için  Bayan Merrett’e verilmesini istiyorum.

  Evet, eminim ki bu ayarlanabilir.

  Efendim.

  Onunla ilgilenmek istiyorum.

  İşte Dr.   Minor.

  Mevzunuz için en iyi adamımız sizin.

  Teşekkürler, Bay Muncie.

  İçeride çocuklar uyuyor.

  Mektup teslim etmeye geldim, hanımefendi.

  Teslimat için kötü bir zaman, ha? Kötü bir yalancısınız.

  Gazeteden değilim.

  Polis veya başkası değilim.

  Sizi rahatsız etmek için gelmedim.

  Bunu sağ sağlim aldığınızdan emin olmalıyım.

  Kapının altından atacağım.

  Gazetelerden değilim.

  Kimsin o zaman? Ben Muncie, hanımım.

  Yardım etmek istiyorum.

  Bu sizden mi? Hayır, hanımım.

  Mektup açıklayacaktır.

  Kimden bu? Düşünmedi bile.

  Teşekkürler, Bay Muncie.

  Tekrar bak.

  Olması gerek.

  Baktık ve bizde yok.

  14, 15, 16 ve 19’uncu için tırnak işaretim var.

  Ama 17’nci ve 18’inci yüzyıllar için yok.

  Bu nasıl olabilir? Ruskin nasıl yazdı? “Heykel renk tarafından onaylandı ve ayrı tutuldu.

 ” 1849’da? Şimdi bile hergün kullanıyorum.

  Eğer bana 17.

  yüzyılda yok olduğunu söylüyorsan – Hayır, söylemiyorum – İki yüz yıldır nereye gitti o zaman? Yok oldu demiyorum, bayım.

  Sadece kanıtımız olmadığını söylüyorum.

  Tekrar bak, Charles.

  Tam olarak nereye bakmamı istiyorsunuz, bayım? Doğum günü kartlarına, belki de? Ya da tıbbi dökümanlara? Ya da kullanım kılavuzlarına? Ya da Fawkes Günü mesajlarına? Ve biz hala ”A” ‘yla uğraşıyoruz! Ya B-C-D-E-F-G-H-I-J-K? Kahretsin ki umutsuz vaka, bayım! Bay Hall! Lütfen Sizi nezaket sahibi olmaya davet ediyorum.

  Henry, tam olarak sorunumuz ne? “Approve”(onaylamak), bayım.

  Kayıp hatlar var.

  “Art”(sanat) hakkında hiçbir şey yok.

  Approve’u 17 ve 18.

  yüzyıllarda bulamıyoruz.

  Kelimeye dair tek bir iz bile bulamıyoruz.

  Paradise Lost(Kayıp Cennet)’e bakın.

  Dilimiz Milton ile mühim bir dönüş yaptı.

  İngilizce’nin anlamının saf halini  dönmesini isteyen tasfiyecilerdendi.

  Çözümümüz orada olacak.

  Belki de 17.

  yüzyılı geçmeliyiz, bayım.

  John Wyclif ile 1380’deki doğumuna sahibiz.

  “Mesih onun kanunlarını teyit etti ve ölümüyle kanıtladı.

 ” Ve bu yüzyılda Ruskin’imiz var.

  Bay Bradley, her adımdan geçmeliyiz.

  Bu yüzyıllarla alakalı değil.

  Bu manânın değişiminin kayıt edilmesi.

  Milton’a bak, orada.

  Evet, bayım.

  – Bay Bradley? – Charles.

  Kabul edilmiş.

  Usturam! Usturamı getirin! Bay Richard! Sakin olun! – Usturam! Usturamı getirin! – Lads, kahretsin, çabuk! Usturam! Usturamı getirin! Usturamı getirin! – Çabuk! – Tamam! Baba! Baba! Baba, baba! Baba! Baba! Bu adam, Declan Reilly bir firari.

  Olduğu gibi işaretleyin.

  Gardiyan! Çinko Çinkoya ihtiyacım olacak.

  Aşağıdan getirmeliydik.

  Ve su, kasede, eşiğimizde.

  Böylece şeytan geçemeyecek.

  Diğer tarafta ne var, doktor? Geceleyin.

  Beni orada alacak.

  Kör gözleriyle, beni ancak gece görebilir.

  Işığı güçlendirsek nasıl hissedersiniz? – Tedavi olarak.

  – Tedaviye ihtiyacım yok! Tedavi olarak değil! Gelişini görmem gerek! – Böylece kendimi savunabilirim.

  – Bu bir önlem! Ve nefs-i müdafaa.

  Birlikte üstesinden geleceğiz, doktor.

  Tamam mı? Şuna bir bakayım.

  Yüzde, yüzeysel çoklu kırılmalar var.

  Nasıl hissedersin, doktor  evini hatırlatan şeyleri getirirsek? Ortognatik çene, yüz açısı seksen derece.

  Belki bazı kıyafetleri.

  Ereksiyona yatkınlık, sekiz eğim Filojenite, dört seviye düşüşte.

  – Nasıl olurdu? – Güvenliğim için kendi gardrobum.

  – Güvence olarak, elbette.

  – Evet, evet.

  Aderans kapasitesi, üçte sabit.

  Mücadele eğimi, altı.

  Gizemlilik, sekiz.

  Umut, dörtte sabit.

  Evet, çevrene uygun kolayca bulabileceğimiz şeyler.

  Ayrıca hücren daha yaşanılabilir olur.

  Bacaklarını uzat.

  Bu bana yeterli alanı Kesinlikle.

  Meraklanma, düşüncelilik nükte, biçim.

  Hepsi sekize düştü.

  Başka bir arzunuz var mı, doktor? Kitaplarım.

  Kitaplarımı alabilir miyim? Her anlamda, başka ne istersen? Silahım.

  Belki de temin edebiliriz.

  Teşekkürler, doktor.

  – Lütfen bana teşekkür etme.

  – Uzun zaman oldu böyle – farklı bir vakayı.

  – Aziz dostum, teşekküre lüzum yok.

  Gerek yok.

  Yeni bir başlangıç.

  Evet.

  Yeni bir başlangıç, evet.

  Bu kadar görgülü bir adam nasıl  oluyor da vahşilikten, hastalığa geçiş yapabiliyor? Doktor? Bay Muncie? – Çocuklar getirmiş.

  – Neymiş bu? Kitap, bayım.

  Hepimiz size minnettarız.

  Evet, öyle.

  Teşekkürler, Bay Muncie.

  Çünkü siz genç gardiyanın hayatını kurtardınız, bayım.

  Şevkle okuyacak ve sonsuza dek kıymetini bileceğim.

  Benim yerime çocuklara teşekkür et.

  Mutlu Noeller, bayım.

  Mutlu Noeller, hepinize.

  Jambon, Bay Muncie! Bayım? Sıcak bir jambonun, soğukla savaşmakta ateşin etrafında  battaniyeye sarılmaktan daha etkili olduğunu buldum.

  Özellikle yılın bu zamanları.

  – Kitabı beğendi mi, efendim? – Kitap? – Evet.

  – Bilmiyorum.

  – Neden, okumuş mu? – Yani, paketini açtı.

  – Evet, efendim.

  – Ve sonra kitabı açtı.

  – Evet? – Sonra pencereden dışarı fırlattı.

  – Ne? – Evet.

  İblisin sayfadan çıkıp burun deliklerine girdiğini söyledi.

  – Burun deliklerine? – Şimdi içinde Burun kıllarını çıkarmaya çalışıyor.

  Her sözcüğün tarihini göstermek  ilk yazıldığından itibaren doğumundan bugüne kayıdını almakla mükellefiz.

  Sözcükler o zamandan günümüze, çağları aşarak ulaşıyor  dönüyor, bükülüyor ve şuanki haline geliyor.

  Anlamları bozuluyor, yenileniyor  ekleniyor, değişiyor ve şuanki hallerine bürünüyor.

  Ama arkalarında izler bırakarak.

  İngiliz Dili Edebiyatı’nın devasa içeriğinde.

  Peşlerinden gidecek, tespit edecek ve yakalayacağız.

  Hepsini.

  Her bir kelimeyi.

  Yazının olduğu tüm zamanlardan itibaren.

  Ve bunu her kitabı okuyarak yapacağız.

  Başarılabilir mi? Seni çılgın güzel piç.

  Gardiyan! Gardıyan! – Mürekkep, mürekkep lazım.

  – Evet, anlıyorum, bayım.

  Ve kağıt.

  – Evet bayım.

  – Çok, çok fazla lazım.

  – Ne yapabileceğime bir bakayım, doktor.

  – Ve Coleman Evet, bayım? Bunu benim için yok etmede çok nazik olur musun? – Bu ne, bayım? – Görmüyor musun? Evet.

  Evet, görüyorum, bayım.

  Burun kılı.

  İblisin eserine dikkat edin.

  Ellerini yıkamayı unutma.

  Daha sonra biraz daha çekeceğim.

  – Teşekkürler, bayım.

  – Sağol, Coleman.

  Çok üşüdüm, eve girmem lazım.

  Birbirimizi ısıtacağız.

  Hadi ama.

  Ah, şu gülüşün.

  Ah hadi ama.

  Çok soğuk.

  Hayır! Hayır, hayır, söz verdin.

  Bana söz verdin! Çekil! Sana bir sözüm yok.

  Küçüğümü neyle besleyeceğim ha? Bilmiyorum, tamam mı? Babalarına sor.

  Kibritlerle nasıl gidiyor? Anne, iyi misin? Evet, evet.

  İyiyim.

  Biraz bekleyin.

  – Bayım, size nasıl yardımcı olabilirim? – İyi akşamlar.

  İyi olacağım.

  Anneniz evde mi acaba? Kibritleri gece bitiminde, tamamlandıklarında alacağız.

  Adamın biri geldi.

  Kapıda.

  Noel olduğunu söyle, gidecektir.

  – Yarın gelebilir misiniz? – Elbette.

  Bunu benim için annenize verir misiniz? Annenize söyleyin, Bay Muncie mutlu Noeller diliyor.

  İyi akşamlar, kızlar.

  Anne? Erzak getirdi.

  Başka bir şey söylemedi.

  Annemize, mutlu Noeller dilediğini söylememizi istedi.

  Mutlu Noeller, Bay Muncie’den.

  Sorun yok o zaman, değil mi anne? Bayım.

  Bayım, durun.

  Bayım, lütfen! Evet, canım? – Bunun ben mi olmam lazım? – Evet.

  – İyi geceler, Bayan Merrett.

  – İyi geceler.

  Ve sağolun.

  Bunu söyleyeceğim için bağışlayın, hanımım.

  Ama böyle olmasına gerek yok.

  Çocuklar Onların aç kalmasına gerek yok.

  Onlara bakmak için bekleyen birisi var.

  Beni ona götürün.

  Hazmedebilirsem gözlerinin içine bakayım.

  Bir şölene gittim ve elma, muz ve kızılcık yedim.

  Bir şölene gittim ve elma, muz ve kızılcık yedim Ve köpek.

  Yiyemezsin.

  Köpek yenmez.

  – Evet, yerim.

  – Yiyemezsin.

  Anne! Anne? Anne? Mutlu Noeller, hepinize! Ateş altındayız, Bay Bradley.

  Okuldaki ilk Noel’imizi hatırlıyor musun? Harold sekiz dokuz aylıktan daha büyük değildi.

  Gazlı bir bebekti.

  – Nasıl ağladığını hatılıyor musun? – Hayır.

  Bir gece çığlık atıyordu.

  Bu küçük bebeğin nasıl böyle bağırdığını anlayamamıştım.

  Her bir feryadını.

  Ne yapsam susturamadım onu.

  Dehşete kapılmıştım.

  Sonra sen eve geldin.

  Onu kaldırıp, göğsüne oturtmuştun.

  Ve sustu.

  Çok yorgundu ve hemen uyuyuverdi.

  Her zaman böyle oldu.

  Hepsinde de.

  Sende, bende olmayan bir şey var.

  Ben de kendime sende olmayanı öğrettim.

  Sert, katı, değişmez.

  Kraliçe ve palyanço.

  Birlikte mükemmel bir çift.

  Ya değişseydi? Palyaço olarak orada olmasaydın? Son zamanlarda pek yanınızda olmadığımı biliyorum.

  Ama yakında değişecek ve daha iyi olacak.

  Keşke kesin olduğunu bilseydim.

  Yatağa gelirlen ışığı söndür lütfen.

  Burada olabileceğinizi düşündüm, bayım.

  Benim veletlerin Noel sabahı için uyanmalarından önce birkaç saatim var.

  Approve.

 ‘a bir daha bakabileceğimi düşündüm.

  İkimiz bakacağız demek.

  William? Dr.   Minor? Sizin için bir teklifim var.

  Sizinle görüşmek için bir teklif geldi.

  Tristram Shandy.

  Bay Muncie ve adamlarından bir hediye.

  Ama daha fazlası.

  Çok hoş.

  Ulaşabileceğimden daha çok cilt kitaba ihtiyacım olacak.

  William, bunun bizim için önemli olduğunu düşünüyorum.

  Oxford Üniversitesi tüm İngilizce’nin envanterini çıkartmakla mükellef.

  Yardım istediler.

  Beni dinliyor musun, William? Çalışarak iyi olabilirim.

  Bu işle İyi olacağım.

  Ama kitap lazım.

  Sadece kitaplar lazım.

  İstediğin tüm kitapların listesini yap.

  Eğer bende varsa, sana yollatacağım.

  Teşekkürler, doktor.

  William.

  Ne zaman gelmek istiyor? Bayan Merrett.

  – Nerede o? – Birazdan burada olur.

  Herkesin nefes aldığından emin olmak istedim sadece.

  Ziyaretinizde gerçek bir soyluluk var, Bayan Merrett.

  Gerçek bir cesaret.

  Cesaret, doktor, buraya gelme sebebim değil.

  Bu Mümkün mü Beklemeleri? – Mektup.

  – Evet.

  Pekala.

  – Nasıl – İcabına bakacağız, bayım.

  – Teşekkürler, doktor.

  – Sağolun, Bayan Merrett.

  Bunu meşru yapmıyor.

  Ona ne gönderdin? Her şeyi.

  Eski kitaplardan bazıları okundu.

  17.  ve 18.  yüzyıllardaki bu kitaplar  acil ihtiyacımıza yardımcı oluyor  ancak bu yüzyılların baştan aşağıya elden geçirilmesi gerek.

  Nadirlere, sonlara, eskilere, yeni ve hususilere odaklanabilirsiniz.

  Ama gündeliklerden kaçınmamak  gerekir çünkü dolaşımdaki her kelime  kendi anlamlarında güzelleşir.

  Bay Muncie! Bay Muncie! Uyandırdığım için üzgünüm.

  Postalamada yardımınız gerek.

  Evet, peki.

  Şimdi mi? Çok fazla varmış.

  Bir çok zarfa ihtiyacımız olacak.

  Elbette büyük bir çantayla.

  Evet, bayım.

  Ve bir marangoza.

  Ne zamana getirebilirsin? Sabaha, elbette.

  Günaydın, efendim.

  Üzgünüm ki gün aydın değil, Henry.

  Sorun Art.

 (sanat) Hiçbiri işe yaramıyor.

  Emin misiniz, efendim? Dün gece kendim kontrol etmiştim.

  İmar kapalı.

  Uygunluğunu tamamen yitirdi.

  Ve sayısız manâ varyasyonu eksik.

  Yeniden başlamamız gerek.

  Ama efendim, sadece tanımlara yeniden başlamamız haftalar alacaktır.

  Bay Gill basın odasında bu sabah bana sordu.

  Geri döndüğümde Art’ı baştan sona ayrıştırılmış ve düzenlenmiş olarak görmeyi çok isterim.

  – Tamam mı? – Pekala, efendim.

  Teşekkürler, Henry.

  Kitabınız, Bay Murray, İngilizce’ye  şüphe götürmez bir katkı sağlayacak.

  Bittiğinde sizi ünlü yapacak.

  Etrafınıza bakın, Bay Murray.

  İmparatorluk.

  Dünyanın dörtte birine sahip bir imparatorluk.

  Şimdiye kadarki en büyük ticaret ağı hakimiyeti.

  Eğer biri katılmak isterse  majestelerine diz çöker ve onun dilini konuşur.

  İngilizce.

  Bağışlayın, Bay Gell.

  Bu sabah neden işimden alıkonulduğumu bilmek isterim.

  İncil, Bay Murray.

  Akademi ticaretini modernize etmek ve satmak için  basına getirildim.

  Ve bulduğum ilk kek nerdeydi biliyor musunuz? Kral James İncil’inde.

  Heryerde sattı.

  İngilizler’in Tanrı’nın  işini yaptığı her bataklıkta, durgun suda.

  Her kıtada operasyonlarımız var.

  Depolarımız Edinburgh, Toronto, Melbourne ve Calcutta’da.

  Basım, ciltleme, reklam.

  Ve hepsi şimdi yeni kitap için hazır.

  Hepsi sizi bekliyor.

  – Bu nedir? – Çalışmanız uzun zaman alıyor.

  Beklentilerimiz yeniden gözden geçirildi.

  Tek bir sayfayı göstermek yeterli değil.

  Delegeler oy birliğiyle kabul etti.

  Bundan sonra işi ben yöneteceğim.

  Bu amaçla, elinizde çalışmanın kapsamını  nasıl zaptedeceğinize dair bir takım öneriler var.

  İhtiyacımız olan şey, daha katı seçimler  sadece uygun kelimlerin hayatta kalması.

  Yoruldum.

  Takımım, biz her şeyin ötesinde yorulduk.

  Aylardır yardım çağrımı duyan olmadı.

  İlave tek bir yardımcıya bile ödeme yapmayı reddettiniz.

  Ben bu işe eşi benzeri olmayan bir şey yaratmak için başladım.

  Kelimelerin dünyasını sıralamak, evrensel olarak ulaşıma açmak ve faydalı kılmak.

  Bunu yaparken kimseye diz çökmeyeceğime ant içtim.

  Ve şimdi, bu andan itibaren  kararım hiç olmadığı kadar kuvvetli.

  Fesihin eşiğindesiniz.

  Bu kararlar çalışmaya yardım etmek için hazırlandı.

  Bunları beğenmiyor olabilirsiniz, Bay Murray, ama başka ne yolunuz var? Kendi yolum, Bay Gell.

  Bay Murray Endişeli gözlerle izliyoruz.

  İzleyin ve hayret edin.

  Cennetteki Rabbim.

  Yardım et.

  Kayboldum.

  Bayım! Bayım! Bayım! – Ne oldu? – Bu bir mucize.

  – Bu imkansız.

  – Sakin ol, dostum, dökül bakalım.

  Approve(onaylamak), Bayım.

  Tamamlandı.

  – Tamamlandı mı? – Haklıymışsınız, efendim.

  “Örnek üzerinden geçiş yapmayı onaylamayan diğerleri.

 ” – Milton, Kayıp Cennet.

  – Buldun mu onu? Hayır, biz değil, bayım.

  Bunu okusanız iyi olur.

  “Gönüllü olarak kendimi öne sürdüğüm büyük bir ayrıcalık duygusuyla ” Lütfen, efendim, devam edin.

  Edebiyatın derinliğinden ve genişliğinden ilişkilenen ekteki  alıntılanan bin kelimeyi lütfen kabul ediniz.

  Kelimelerin bulunmasına olanak sağlayan, eklenmiş alıntıları olan  bir sözlük türü için bir anahtar türetmiştim.

  Arzum çok açık.

  Yükünüzü hafifletmek.

  Cevap yazınız.

  Bana hangi kelimelerin parıldadığını  ve solduğunu söyleyiniz.

  Yararlı kimselerin okyanusları aşarak dolaşmasına müsade ediniz.

  Benden yardım talep ettiğinizde, çizgimi aşacak ve  sizden kaçan kelimeleri yakalayacağım.

  Hürmetlerimle, W.

 C.

  Minor, Crowthorne, Berkshire.

  Bakınız, hepsi burada.

  Approve’un 17.

  ve 18.

  yüzyıllardaki kullanışını bize gönderdi.

  – Ya Art? – O yok, ama daha fazlası var.

  “A”’daki tüm kelimeler, üzerinde çalıştığımız tüm kelimeler  ve ilk bakışta hepsi işe yarar.

  Rabbimiz bize kurtarıcımızı gönderdi.

  Ve şuan yapmamız gereken şey onunla beraber çalışmak.

  Teşekkürler, Bay Hall.

  Şu kağıtlara bir bakalım.

  Yapmış olduğunuz teklifi ve zamanlamasının etkisini anlayamazsınız.

  Ben sizin minnettar alıcınızım.

  Kağıt ve mürekkebin, buluşma ayrıcalığımıza kadar  etimiz ve kanımız olmasına müsade ediniz.

  İlişikteki kelimeler bizi ayrı tutanların bir listesidir.

  Art kelimsesi özellikle sıkıntılı olduğunu bize hissettiriyor.

  Ekte, talep ettiğiniz kelimeleri bulacaksınız.

  “Art” ‘ı düşününce zamanımızın büyük  adamlarından birinin söylediği bir söz aklıma geliyor: Bütün büyük ve güzel işler, ilk bakışta  karanlığın karşısında sönük kalır.

  Alabilir miyim, efendim? Tabi.

  “Art.

 ” Karanlıkla yeterince tanıştım.

  Teşekkürler Işığımı sizinkine katmama müsade ettiğiniz için.

  Beraber karanlığın yerini aydınlık alana kadar mücadele edeceğiz.

  Saygılarımla, W. C.  Minor.

  Crowthorne, Berkshire.

  Aha! İşte burada Senin ismini de koyacağız.

  Bay Bradley, bir başka fasikül daha rica edebilir miyim? Bunu görmekten mutluluk duyacak bir başkasını daha tanıyorum.

  Buyrun, hanımım.

  – Bay Muncie çalışıyor mu? – Çalışıyor.

  Lütfen ona Bayan Merrett’in onu görmeye geldiğini söyler misiniz? Hemem, hanımım.

  – Merhaba, hanımım.

  – Bay Muncie.

  Geldiğiniz için onur duydum, Bayan Merrett.

  İçeri buyrun, hanımım.

  Bu  çok ilginç.

  Buyrun, doktor.

  Bayan Merrett size bir kitap getirmiş.

  Maggs’den, sahafçıdan.

  Seveceğinizi söylediler.

  Teşekkür ederim.

  Bahçede yürüyüşe çıkmak ister misiniz, hanımefendi? Güzel bir bahar havası var.

  Okudunuz mu? Büyük Umurlar’ı? Bana getirdiğiniz kitabı.

  Gözdeniz mi? Hayır.

  Hayır.

  Sahafçı önerdi.

  Ben size Teşekkür ediyorum.

  Çocuklar.

  Artık aç kalmayacaklar.

  Sıcak kıyafetleri var artık.

  Gelecek sene için bile, ama Hiçbir zaman geç değildir, çocuklarla.

  Tüm yaşamları gecelekle mühürlü.

  Ama daha fazla paranızı alamam.

  Bu doğru değil.

  – Lütfen, Bayan Merrett – Hayır, bu kan parası.

  Biliyorum.

  Benim kanım da.

  Hayatım size ait.

  O geceden sonra.

  Bir hayatı aldım ve hayatınızı korkunç bir şekilde değiştirdim.

  Hakkınızdır, her şeyim sizindir.

  Ne düşüneceğimi bilmiyorum.

  Ben Neden geldiğimi bilmiyorum.

  Bayan Merrett, lütfen.

  Geri gelirse beni haberdar edin.

  Şu zincirleri çıkaralım.

  Teşekkürler.

  Yardımcı olabilir miyim, bayım? Ah, evet, müfettişi görmeye geldim.

  – Bekleniyor musunuz? – Ah hayır, habersiz geldim.

  Ben James Murray.

  Dr.   Minor’un arkadaşıyım.

  Mektuplarla da olsa.

  – Dr.   Minor? Müfettiş? – Evet, evet bunu getirdim.

  Emeklerimizin meyvesini.

  Kim olduğunuzu biliyorum, efendim.

  Mektupları size ben postaladım.

  Pulları ben kendim yapıştırdım.

  Teşekkürler, diline.

  Evet, ne yapabileceğime bir bakayım.

  – Demek aziz doktor bu? – Bay Murray, efendim.

  Dr.   Minor.

  sizinle tanıştığım için onur duydum, bayım.

  – Gözlerime inanamıyorum.

  – Ben de, bu süprize de.

  Kapıları nasıl geçtin? Size bunu getirmek için, şans eseri geçtim.

  Emeğimiz, şimdiye kadarki.

  Mütevazı ama yeryüzüne miras kalmaya hazır.

  Şükranlarımı sunuyorum.

  Kendinizle gurur duymalısınız.

  – Şaşkınım.

  – Bizim için bulunmaz bir nimetsiniz, doktor.

  Yardımcı olabildiysem ne mutlu.

  Ben kraliçenin sade bir kuluyum.

  ”Alveary.

 ” sizindir.

  ”Alveary.

 ” için alıntıları yolladınız, şeyden  Baret.

  1580.

  Elbette, en eski İngilizce, Latince, Fransızca ve Yunanca sözlüklerinden.

  Elbette, bunu biliyorsunuz.

  Elbette bilmiyorum.

  Ozanları biliyorum.

  Mektuplarınızda, yazarları biliyorsunuz.

  Benim görevim tanımlamak.

  ”Alveary.

 ” Ne güzel bir vızıltı.

  Ya cosh(sopa), ya da fettle(durum)? Peki.

  Louche.

 (Gölgeli) Bunu çocukluğumdan hatırlıyorum.

  Bana hep işlenmemiş gelmişti.

  Commotrix(Sarsılma), Buna tapıyorum.

  Bela istiyormuş gibi gelmiştir hep.

  Bulması gerçekten zahmetli gelmişti.

  Gyre.

 (Girdap) – Bir devrim.

  Bir koşuşturmaca.

  – Decussated.

 (Çaprazlanmış) Geçiş çizgileriyle oluşturulmuş, X gibi.

  Bir kavşak.

  Belki de, anlamlarını yazmalısın.

  Böylece Hastalarına yardımcı olmada katkısı olur.

  Yani olduğu gibi bırakalım.

  Daha yeni başladık.

  Ortak.

  Kelimeye kelime.

  Bir Amerikalı ve bir İskoç? Nasıl bir Amerikalı bu yere düştü? Başka bir günün hikayesi.

  Mukayeseye devam edelim.

  Bir Oxford, bir Yale.

  – İkisi de kapalı.

  – Biri dahice, biri delice.

  Evet ama hangisi hangisi? Nereden nereye? Antagonism’den bathe’e.

  Sonra batheable’den cholera’ya.

  Choleric’ten dysenteric’e.

  Dysentery’ten eczema’ya.

  Eczematous’tan fungus’a.

  – Neden direk Leprosy’a atlamadınız? – Ah bu çok alacak.

  Bu kim? – Murray, efendim.

  – Murray kim? Sözlükten bir adam, doktorun beraber çalıştığı adam.

  Yüce Rabbim.

  Baya yoğun bir gün geçiriyor.

  Kısa tutalım, değil mi? Evet, efendim.

  Bay Muncie Dr.   Murray’e tüm ziyaret ayrıcalıklarını verin.

  Ne zaman görüştüklerini bana bildirin.

  – Evet, efendim.

  – Teşekkürler.

  Tüm görüşmeleri kaydedelim.

  Tüm detaylarıyla beraber.

  Kimisi buranın çok güzel olduğunu söyleyebilir.

  Yaprakların havada süzülüşünü dinle.

  Bazen silah sesi gibi.

  Bazen de – Alkış, gibi? – Evet, alkış gbi.

  – Bay Murray.

 .

  – Tamamdır, ben kaçayım o zaman.

  Postalarını kontrol et.

  Düşüncelerimi toplayacak ve seninkilerden ayrıştıracağım.

  Demirin demiri keskinleştirdiği gibi, bir adam da arkadaşını güçlendirir.

  Kutsal kitaptan.

  Sen Rabbin bir hizmetçisisin.

  Şaşırmamalıydım.

  Bu yalnızca onun lütfudur.

  Bunu daha fazla deneyimleyebilmiş olmayı dilerdim.

  Deneyimleyeceksin, dostum.

  Rabb ve merhameti hayatım boyunca benimle olacak.

  Evet, ölümün vadisi gözükünceye dek Yalnız değilsin, aziz doktor.

  Artık birbirimize bağlıyız.

  Akrabayız.

  Kardeşiz.

  Bu sabah sana bakındım.

  Seninle paylaşmak istediğim güzel havadisler var.

  – Neymiş? – Yeni bir gönüllü.

  Bir mucize.

  Düştüğümüz çukurdan bizi çıkardı.

  Onunla programımızı ikiye katladık.

  Bu harika, James.

  Kimmiş o? Bir arkadaş.

  – Müfettişimizden bir mektup geldi, efendim.

  – Oh! Teşekkürler.

  Henry, doktordan gelecek tüm mektuplara dikkat eder misin? O çok özel birisi, onu onurlandırmak istiyorum.

  – Sana başka bir kitap getirdim.

  – Görüyorum.

  Bu nedir? Bay Muncie’nin bana verdiği listeden bir tanesi.

  Sordum.

  Senin istediklerinden birisiymiş.

  Okur musun? Hangisi olduğunu tahmin edeceğim.

  Bir paragraf oku – Ya da bir cümle.

  – Üzgünüm, doktor.

  Bayan Merrett.

  Bayan Merrett.

  Bayan Merrett, bekleyin.

  Ne yaptım ben? Okuyamıyorsun.

  Bağışlayın, ısrar etmemeliydim.

  Kitap getirmenize lüzum yok, Bayan Merrett.

  Sizin ziyaretleriniz Lütfe, doktor, müsade ediniz.

  Size öğretebilirim.

  – Neysem oyum.

  – Çocuklarınıza öğretebilirsiniz.

  Bu özgürlük, Bayan Merritt.

  Buradan sadece kitapların sırtında çıkıp gidebilirim.

  Dünyanın sonuna kelimelerin kanatlarında gidebilirim.

  – Yapamam.

  – Okuduğum zaman  peşimden kimse gelmiyor.

  Okuduğum zaman, takip eden benim.

  Rabbin peşinden.

  Lütfen, yalvarıyorum.

  Takibe katılın.

  Kumquat.

 (kumkat) Oblong.

 (dikdörtgen şekli) Pert.

 (arsız) Prunes.

 (saçmalık) Coconuts.

 (hindistan cevizi) Chitty.

  Ben kazandım, Murray.

  – Nerden bu chitty? – chit’in uzun hali.

  Ah elbette.

  ”chit”.

  Mektup ya da not.

  Hint kökenli, değil mi? Doğru.

  – O kim? – İmkansız.

  En kutsal aşktan daha imkansız.

  Buna harbiden inanıyor musun? Kalbim çok hasta.

  Evet Aşk hakkında bildiğim şey, hastalık genellikle ilacın kendisi olur.

  O benim arkadaşım.

  Canım arkdaşım.

  Korkunç bir kaybın acısını çekti.

  Rabbin lütfü belki de senin sevginle ona ulaşacak, William.

  “Eat”?(yemek) Gerçekten “I” demiyoruz demek.

  “W-a-s-h”(yıkamak) – Ah, Brush and fish.

 (fırçalamak, balık) – Evet.

  – “Wash”.

  – Çok hızlı öğreniyorsun.

  “Onları yan yana koyduğunda  beyin gökyüzünden daha geniştir.

 ” “Biri diğerini kapsayarak.

  kolaylıkla yanınızda bulunur.

 ” “Beyin sadece onları kaldıran  Rabbin ağırlığıdır.

  Her gramını.

 ” “Ve eğer sesleri hece yaparlarsa  farklılık gösterirler.

 ” Kızın saçlarının kalanını kestiler mi? – Bayan Merrett.

  – Çok hızlı gelişim gösteriyor.

  Bayan Merrett.

  Bu duvarların arkasında, dış dünyayla bağlantı kurduğunda  daha hızlı iyileştiğine inanıyorum.

  Tedavi edilebileceğini mi düşünüyorsunuz, doktor? Zorundayım.

  Ben Hepimiz için bir umut olmalı.

  Parçalanmış ruhlar için bile.

  Bunu bir düşünün.

  Aziz dostum.

  Delegelere, canlı zihninizin ciddi önem arz ederek  yaşam nefesi verdiği Tarihi Prensipler Yeni İngilizce Sözlüğü’nün ilk cildine  adınızın eklemesi için talepte bulundum.

  Son fasikül şimdiden tamamlandı.

  Hürmetlerimle, James.

  Tebrikler, Doktor Murray.

  A’dan B’ye bize verdiğiniz için.

  Ve C’den sonra gelecek olanlar için.

  Teşekkürler, bayım.

  Satmıyor.

  Tüm imparatorluktan ancak dört bin sipariş geldi.

  Bu gidişle artmayacak.

  Tüm akademiye rezil olduk.

  Kibar İskoç’umuzu  sorunlarından sıyırıp atmanın vakti geldi mi merak ediyorum.

  İyi olacaklar.

  Uslu çocuklar.

  Eğer istemiyorsan yapmak zorunda değiliz.

  Bana bak.

  William Düzelecek.

  Çocuklar, arkadaşımla tanışmanızı istiyorum.

  Adı William.

  Sen Olive olmalısın, değil mi? Evet.

  Iris? Jack? Ve Peggy.

  Sen Peter olmalısın.

  Tanıştığıma memnun oldum, Peter.

  O halde sen de Claire’sin? Claire.

  Seninle tanışmak büyük bir onur, Claire.

  Claire! Claire! Bay Muncie Benim için onlara göz kulak ol.

  Sadece bir süreliğine.

  Doktor! Bekle, bekle! Üzgünüm.

  Bunun yaşanmasını hiç istemezdim.

  Ben çok üzgünüm Ben Güvende ve huzurlu olduğumu hatırlıyorum.

  Kim olduğumu bildiğimi hatırlıyorum.

  Sonra uyandım ve hepsi uçup gitti.

  Ve sizden çok fazla nefret ettim, uzun bir süre.

  Ama şimdi sizi biliyorum.

  Kim olduğunuzu biliyorum.

  Ve aynı şeyin size de yapıldığını biliyorum.

  Size bir şey yazdım.

  – “Yapabilirim ” – Yapabilirim  senin sayende.

  Kocamı özledim.

  O ilk gün buraya senden nefret etmek için geldim.

  Paranı almak, hapsoluşunu izlemek ve bitişini görmek için.

  Hala benden nefret etmelisin.

  Artık değil.

  Ne yaptığına bak! Ne yaptın, bak! Bu sefer o kadar çok değil, efendim.

  Sana bir şey yazdım.

  Hayır, ben gidince oku.

  Üzgünüm, Eliza.

  Ya ben değilsem Onu yine öldürdüm.

  Hepsi senin suçun Onu yine öldürdüm.

  Kalbinde! Bay Coleman! Revire haber verebilirsiniz.

  Kendime zarar verdim.

  Dostum.

  Bunun için nerede olmam gerektiğini artık bilemiyorum.

  Kabul edebileceğini düşünmüştüm.

  Beni böyle hatırla.

  Arkadaşlığımızın ve kısa süren, uçup giden zamanda senin sayende  birlikte yarattığımız şeyin  bir kanıtı olarak, kararıma güvenebildim.

  William.

  Bay Murray.

  Ben yönetici Richard Bryan.

  Sizinle tanıştığıma memnun oldum, bayım.

  Dr.   Minor’ın yaptığı katkılardan dolayı elbette gurur duyuyorum.

  Hastalığı yeni bir safhaya ulaştı.

  Ve şok olabilirsiniz.

  Ayrıca, sizi uyarmalıyım, düşmanca davranış sergileyebilir.

  Geldin.

  Elbette, geldim.

  Geleceğini biliyordum.

  Rabbin oldukça açgözlü.

  Bir kurban gerekti.

  – Mektubunuzu aldım.

  – Aşkı! Karısı.

  Onu ölümden çaldım.

  ”I” harfi olanları topladın mı? Seninkilere ekleyecek bazı sözcüklerim var  ama ben, ah, bulamıyorum.

  Kalemlerimi bulamıyorum.

  Sözcüklerimiz, William.

  Sözcüklerimiz.

  Belki de bu doğru.

  Belki  delilik, bize sözcükleri verdi.

  Ama onları sen yaptın.

  Senin gizli imzanı taşıyorlar.

  Buraya neden geldin? – Diğerlerini getirdin mi? – Yalnızım, William.

  Döşemeler arasındaki boşluklarda, fırsat kollayarak saklandıklarına  inanmak için sebeplerim var.

  Üzgünüm, James.

  Üzgünüm.

  Ben bir anlığına ben Ümit etmeye cüret ettim.

  Sözcüklerin, onun bağışlayıcılığı.

  Bu bağışlayıcılıktan daha fazlası.

  O O bunu verdi.

  Neden olduğunu gerçekten bilmek istiyorsan daha sonra bunu oku.

  Neyi? Assythment (Tazminat).

  Assythment.

  Austin, 1832’den bir söz.

  Göndermiştim, sadece umarak  ama emin değildim, şimdiye kadar.

  Hayır Ben O sözü hatırlayamıyorum.

  Araştır! Araştır! Beni gördün ve artık seninle işimiz bitti.

  Artık bu deliyi yanılsamalarıyla baş başa bırakabilirsin.

  Buraya arkadaşımı görmek için geldim.

  Ben kimsenin arkadaşı değilim.

  Ben bir katilim.

  Diğer her şey uydurma.

  O yüzden bırak.

  Git.

  Git, git, git.

  Ve geri dönme! Seni görmek istemiyorum! Lütfen, doktor Eğer arkadaşım olduğun hakkındaki iddaan gerçekse  bu basit isteğime saygı duyarsın! Peki.

  Sanırım Dr.   Minor için daha fazla ziyaretçi yok.

  Bondmade.

  Birinci ciltten itibaren kayıp.

  Kusursuz bir eser, günlük İngilizce, ve elimizde değil.

  Bu nasıl olabildi bilmiyorum.

  Deneme baskısını bizzat kendim kontrol ettim.

  Vienna Üniversitesi kullanmaya başladı.

  Kahrolası Avusturyalılar! Rezalet.

  Sakinleş, Phillip.

  Ele geçireceğiz.

  Bir ek oluşturacağız.

  Bunu hepinizle görüşmek niyetindeydim Diğerlerini terketmek niyetinde misin? “Bu büyük çılgınlığın yapımcıları  aynı zamanda ülkeleri belirten isimleri ve sıfatları da dahil etmeye tenezzül ettiler.

  Dolayısıyla Afrikalı, Arap, Amerikalı ve benzerlerinden söz etmiyoruz.

 ” Kahrolası Figaro’da! Devamında rakip sözlüklerin erdemlerini anlatıyor.

  Fransa’da, Almanya’da, Hollanda’da.

  Bu sömürge dilinin yayılmasıyla ilgili bir savaş.

  Mermiler ve süngülerle değil – .

 nüfuz ve görünümle kazanıldı.

  – Tamamen saçmalık.

  Hayır, asıl saçmalık senin inatçı ve ahmak yaklaşımın.

  Laf kalabalığı, Dr.   Murray.

  Odaklanmaya ihtiyacımız var.

  Dil senden kaçıyor.

  Kaybediyorsun.

  Tam olarak ne diyorsunuz, Bay Gell? Bu Oxford.

  Biz kaybetmeyiz.

  Açıkca öğrendiğim tek ders – Bondmade – Bu da ne? Açık konuş, Freddie.

  Bondmade.

  Baskıyı yazıhaneden ödünç aldım  derslerimden birinde kullanmak için.

  Yerine koymayı unuttum.

  – Dışarıda bırakılmasından ben sorumluyum.

  – Bu bir şeyi değiştirmez.

  Aynı zamanda Afrikalı, Arap ve Amerikalı’nın eksikliğinden de.

  Onları dahil etmemesi için James’i ikna ettim.

  Yani, yanlış adamı suçluyorsunuz beyler.

  – Freddie – Haklısın, Philip, Tek bir yol var.

  Delegeler kurulunda görevimden istifa edeceğim.

  Duyuru yaparız ve proje böylece devam eder.

  James’le.

  – Gerçekten anlayamıyorum bu nasıl – Phillip, lütfen! Sabah basın ofisine yazılı olarak bildir.

  – Bariz yalan söylüyor.

  – Evet, öyle.

  – Peki nasıl yanına kâr kalmasına izin verirsiniz? – Görmedin mi? Dr.   Murray paramparça olmaya çok yakın.

  Ve Furnivall karışmadan yapabileceğimiz tek şey beklemek.

  Bradley’le hususi olarak konuş.

  Dümende kalabilmek için  uysal bir araç olduğunu düşünüyorum.

  James, sorun ne? Sürükleniyorum, Ada.

  Kaybedilen günlerden biri.

  Sana söylemem gereken şeyler var.

  Bunu düzeltmek için bana söyleyebileceğin hiçbir şey yok.

  Bütün bilgelik, gayret, ve sadece peşinde olduğun Deli olduğunu ne kadar süredir biliyorsun? Onunla ne kadar zaman geçirdin? Neden bu kadar kızgınsın? Ne önemi var? Sözlükteki çalışması onun akıllı olduğunun kanıtı.

  Jüriyi kandırdı, ve seni de.

  Peki ya pişmanlık? Ada, peki ya kefaret? Temsilciler, takımın, ailen.

  Hepimiz bazılarının küstahlık etmesinden daha fazlasını hak ediyoruz Kes! Güvendiğimiz her bir gizli gönüllünün  ahlakını sorgulayamam.

  Kimisi çocuklarını dövüyor, kimisi bardağın dibini görüyor.

  Kimisi, duymadın heralde, Times Bulmacası’nı kandırıyor.

  Haini listeden çıkar.

  O bir katil.

  Sana yalan söyledi.

  Sen hiç mi yalan söylemedin? Hiç mi? Seni bu kadar korkutan ne? O kötü adamın kurtulabilmesi mi? İnandığımız şey bu değil mi, her gece çocuklarımızın kulağına fısıldadığımız? Niçin dua ediyoruz? Bağışlanmak için.

  Kime öğüt verdiğini anlamıyorum.

  Ben de.

  Böylece onlar en ufak tövbeye muhtaçtırlar.

  Kefaret örtüsünün hakim lütfu  eksilen taşlarını kalplerinden çıkarttı ve yeni bedenler yarattı.

  Milton.

  Kayıp Cennet.

  Beklenen lütuf, Ada.

  Düşmeden önce.

  Eğer hizmet etmeyi seçersek, bu hepimiz için kurtuluş.

  “Eğer aşk ya sonra”? Ne? Dul kadının yazdığı not.

  Katile soruyor.

  “Assythment – verilen zarar için ödeme  tazminat, zararı ödeme, tazmin etme.

  Kanunlara göre, maktülün karısı ve ailesi hala tazminat hakkına sahip.

 ” Anlamadım.

  Yani, her şeyi geri ödemek.

  Suçlu, kurbanın zararını karşılar.

  Çoktan tazminatı ödediğini düşünmüştüm.

  Hayır, Ada.

  Hayatı Hayatıyla.

  “Eğer aşk ya sonra?” Ona yazdığı şey.

  Ve cevabı  “ o zaman kurtuluş yok.

 ” Ne yapacaksın? Ne yapabilirim ki? Bazen uzaklaşmak istediğimiz zamanlar  belki de en çok direnmemiz gereken zamanlardır.

  Lütfen, izin ver gireyim! İzin ver gireyim! Onu görmem gerek! İzin ver gireyim! Bay Muncie, lütfen! Beni duyduğunuzu biliyorum.

  İzin ver gireyim! Onu görmem gerek! İzin ver gireyim! – Bayan Merrett? – Onu görmem gerek.

  Lütfen.

  Şimdi gitmeniz ve bir daha gelmemeniz sizin için en hayırlısı.

  – Lütfen, onu görmem gerek.

  – Bayan Merrett, Üzgünüm.

  Hayır, onu görmem gerek.

  Lütfen, hayır.

  Onu görmem gerek! Lütfen! Daha yayılmacı ve deneysel bir tedaviye başlamanın zamanı geldi.

  Tüm prosedürler belgelenecek.

  William? Hazır mıyız? Teşekkürler, doktor.

  Kollarını tutun.

  Tamamdır.

  Başlıyoruz.

  İşte bu.

  Kıpırdamadan, delikanlı.

  Hadi, hareketlenelim.

  Tamamdır.

  – Doktor, dayanın.

  – Tamam.

  Pekala! İşte bu.

  İşte bu.

  Otur.

  Otur.

  Sabit dur.

  – Tekrar.

  – Yine, efendim.

  – Tekrar.

  – Oraya bırak.

  – Hadi, efendim.

  – İlk ben istedim.

  Ayağa kalk.

  Ayağa kalk.

  – Aldın mı? – Evet.

  Bayan Murray.

  Adım Church.

  Güney Londra Gazetesi’nden geliyorum.

  Kocanızla konuşabilir miyim, hanımefendi? Hikaye yarın devam edecek, efendim.

  Her şey, siz, büyük kitap, dul Merrett.

  Şimdilik yapabileceğim hiçbir şey yok.

  Sadece sizi açıkca uyarmak istedim.

  Ama, bunları Gazeteye vermedim.

  Düşündüm ki, belki de onları siz almak istersiniz.

  Çok hasta gibi görünüyor, efendim.

  Anne! Neden odanıza çıkıp biraz oyun oynamıyorsunuz? James Efendim, söylediklerim aramızda kalsın.

  Dr.   Bryan’ın tıbbi yöntemleri konusunda endişeliyim.

  Biz tedbirler almak zorunda kaldık.

  William? Ben James, William.

  – William.

  – Korkarım ki bir faydası yok.

  O burada değil.

  Nerede olduğunu bilmiyorum, lakin burada değil.

  Dışarıda bekle.

  Dr.   Murray, ziyaret etmeden önce haber vermenizi rica ediyorum.

  Öğrenir öğrenmez geldim.

  Evet, ama burası eğlence yeri değil, efendim.

  Tıbbi bir tesis.

  – Dr.   Minor ise hasta.

  – O benim arkadaşım, kardeşim.

  Evet, benim de arkadaşım.

  Ve o tanıdığım en cesur adamlardan biri.

  Ama, bu şiddetli bir katalepsi.

  (irade ve kas yitimi) Bu ruhun bedenden ayrılıp, ayrılmadığı hakkında gayet adil bir soru.

  “Bedeninden ve adil yargısından ayrıldı;  birer suret veya  yaratık olmadan.

 ” Bu nasıl olabildi? Hemen gitmenizi istemek durumundayım.

  Hayır, O buraya ait değil, bu şekilde değil.

  Tam tersi, O başka hiçbir yere ait değil.

  Lütfen çalışmalarımıza devam etmemize izin veriniz.

  Yapacak çok işimiz var.

  Sorun yok, William.

  Lütfen.

  Sorun yok, William.

  Sorun yok.

  William.

  Sorun yok.

  Son 400 yıl, sadece onun sözcükleriyle tanımlandı.

  Şimdi en karanlık zamanımızdayız.

  Bize hayat verdi.

  Yardımını istiyorum, ben.

  Gerçekleri anlatmak için.

  Bilinsin, bu değil.

  Tek pişmanlığım  daha önceden gelmemen.

  Bilinmesi gereken şey çoktan söylendi tam burada.

  Yazılı.

  Görmedin mi? Ama bu insanın hayatı.

  Bütün varlığı orada onunla son bulacak.

  Ve olması gerektiği yerde.

  Anlamsız yardıma ne gerek var? O zaman istifa ediyorum.

  Böyle numaralara gerek yok.

  William Minor tüm onaylamalardan maruz bırakılacak.

  Diledğiniz müddetçe sözlüğe katıkınızdan ötürü istirakçi olarak hoş karşılanacaksınız.

  Editörlük çabucak Bradley’e geçecek.

  Bunu öğleden sonraki acil durum toplantısında delegelere teklif edeceğim.

  Herhangi bir muafiyet beklemiyorum.

  – Daha fazla zamanınızı çalmayacağım.

  – Ben de.

  – Evet efendim? – Ev sahibi içeride mi? James.

  Her şey yolunda mı? Üzgünüm, Freddie.

  Nereye gideceğimi bilemedim.

  Her şeyi kaybettim.

  Her şey mahvoldu.

  Her şeyin tarihini belgelemek istedim.

  Dünyaya, Rabbin yarattığı her şeyin anlamını açıklayan bir kitap sunmak.

  Ya da en azından İngilizler’e.

  Ama mağlup oldum.

  Ve şimdi, bana anlam ifade eden her şeyden ödün verdim.

  Bildiğin gibi bu konu üzerinde başka bir kitap çalışması var.

  Ama seni çoktan alt etti bile Benimle gel.

  Gel, sana bir şey göstermek istiyorum.

  Beni dışarı çıkaracaksa dunnage(denizcilikle ilgili) gerektiğini ona söyledim.

  Ne? Çaçayla mı?(balık türü) Bunu nasıl yapabildin? Ona bir sterlin olduğunu söyledim ve kalanı kendime ayırdım.

  Dunnage? Sprat? Blag? Kaç tane yeni kelime eskilerin yerini tutuyor? Tasarlanması gereken şeyler için kaç tane yeni kelime var? Kaç tanesi sizin kapsamlı kitabınızda var? Hiç bir dil sürekli aynı kalmaz, James.

  Yaşamdan ötesine dayanmıyorsa hayır.

  Ancak işler daha önce tamamlanmadıysa nasıl sona erebilir? Bize kattığın sarsıntı bu işin ilk  kalp atışları oldu.

  Onlara yol gösterdiğin için  .

 sonraki nesiller buna devam edecekler.

  Ama hiçbir zaman tamamlanmayacak.

  Boşver.

  Kendinle ilgilen.

  Projeyi bana bırak.

  Jowett ve yalakası Gells’in hareketlerinde  idrak edemedikleri birkaç kozum var.

  Ada.

  Yetkili Bradly ve üniversitenin basın ekibi çalışmayı kararlı bir şekilde sürdürüyor.

  Hedefimiz olan yıllık 704 sayfaya ve  iki katı şatış oranlarına ulaşacağımıza inanıyoruz.

  Teşekkürler, Bay Gell.

  Pekala, beyler.

  Oylamaya geçmek için hepimizin yeterince  bilgilendirildiğini düşünüyorum.

  Kusura bakmayın, kocam katılamayacak.

  Onun yerine birkaç kelam etmek için sizden müsade istiyorum.

  Bayan Murray, bu kapalı bir toplantı.

  Ayrılmanızı rica etmek zorundayım.

  Ben ve ailem delegelerin zaferi için çok emek harcadık, Bay Gell.

  Eminim ki zamanlarından birkaç dakikayı ayırabilirler.

  Elbette, Bayan Murray.

  Sizi dinliyoruz.

  Lütfen, buyrun.

  Kocam bu aptal kağıda  kendisine bir dava kazımış: “Çalışarak geçen bir hayata.

 “.

  Diligence.

 (çalışkan, hamarat) Sözlüğünüzden baktım.

  Hedefe ulaşmak için sürekli olarak, ciddi olarak gösterilen emek.

  Sebat.

  Uygulama.

  Ama aynı zamanda zahmet ve acı.

  Bazılarınız kocamın aptal olduğunu düşünebilir.

  İnatçı.

  Saf.

  Diğer taraftan bizi bekleyen korkunun ürpertisinde olduğunu düşünebilir.

  Ama değil.

  Dünyayı tüm gerçekliğiyle, sayısız seçenekleriyle görüyor.

  Ve olmak istediğini seçiyor.

  Hatta iki adam birbirlerini buluyorlar.

  Kocam ve arkadaşı, katil kaçık.

  Birlikte bizlere olağanüstü bir şey veriyorlar.

  Sizden mevcut duruma bir istisna yapmanızı rica etmek için buradayım.

  Onları buna zorlamamanızı istemek için buradayım.

  Bradley bana bıraktığını söyledi.

  Elimden geleni yaptım, ama anlamak istemediler.

  Buradan gidiyoruz.

  Londra’ya geri dönüyoruz.

  Ya kitap.

  o sadece senin değil.

  Bizim, unuttun mu? Benim, çocukların, diğerlerinin Yapabilirler, James, eğer aşk gerçekse.

  Cevabı şimdi biliyorum.

  Dulun sorusunun cevabını biliyorum.

  Benim için bir şey yapmanı istiyorum.

  Yapacağım.

  Yanına gitmeni ve gözlerinin içine bakmanı istiyorum.

  Ve eğer merhamet görürsen Eğer aşkı görürsen O zaman arkadaşına yardım edeceğim.

  Peki.

  – İşte ahbap.

  – Teşekkürler, efendim.

  Onu son gördüğümde bana bunu vermişti.

  Aklı başındayken.

  Onu görmeme izin vermiyorlar.

  Beni içeri sokabilir misin? İşe yaramaz.

  O hatırladığın gibi değil.

  Eğer onu affedersem, onu neden cezalandırsınlar? Bu kadar kısa zamanda benimle görüştüğünüz için teşekkürler, Bay Charles.

  Freddy eski bir dostum.

  Sizi uyarmam gerek Bay Murray, Amerikalı katil bir yara.

  – Belki de hala taze bir yara.

  – Belki de bu onu iyileştirir.

  Çok zor.

  Onu destekleyen her politikacı halkın öfkesiyle yüzleşmek zorundadır.

  Af dilemenin, bir kurtarıcının şansı neredeyse yoktur.

  Adaletin bedeli ne? Merhametin bedeli ne? İlk başta pahalı.

  Sonrasında ucuz ama rağbetsiz.

  Buraya bak, hamlede bulunulabilir.

  Kendine bir duruşma ayarla.

  Ama senin yerinde olsaydım, tüm yapabileceğim  kimin çağırılacağını öğrenmek olurdu.

  Ve hile yapabilirdim.

  William? William, beni duyuyor musun? – Herkes dışarı.

  – Benim James.

  – Herkes dışarı.

  – William, bizi dinlemelisin.

  Beni duyabiliyor musun? Bayan Merrett’i görüşmen için getirdim.

  – Rahat bırak onu! – Seninle konuşması gerek Rahat bırak onu! Tüm saygımla, bayım.

  Rahat bırakın onu! William? William? William, ben geldim.

  Eliza.

  Hatırlıyor musun, William? Ya aşk ya sonra? Ya aşk ya sonra, William? Ya aşk  sonra aşk.

  Ya aşk, sonra aşk.

  Lütfen, ayağa kalkın.

  Neden burada olduğunuzu biliyor musunuz, Dr.   Minor? Evet.

  Size göre, yüzbaşı, durumunda bir değişiklik var mı? Yok, efendim.

  Hangi şartlar altında katalepsiye yakalandı? – Tedavi aşamaları belgeli.

  – Hastanın onayıyla birlikte mi? Elbette.

  Beyler, tüm saygımla, buradaki durum akıllara başka bir soruyu getiriyor.

  Yanlış ellerdeki merhamet onu serbest bırakacak mı? Başka bir yer yok.

  Burası onun evi.

  Teşekkürler, Bayan Merrett.

  Söylemek istediğiniz bir şey var mı? Evet, var.

  Kocam başına gelenleri hak etmedi.

  Çok çalıştı.

  Ailesini bir arada tuttu.

  Ve bir gün gitti.

  Ve hiçbir şey onu geri getiremeyecek.

  Başına gelenler adil değil.

  Vefatından çok zaman sonraları, onu hatırlamak istemedim.

  Nasıl göründüğünü bile.

  Bu yüzden üzgün olduğumu söylemek istiyorum.

  Bundan daha fazlasını hak ediyordu.

  Kocam çok yumuşak bir adamdı.

  Ama kolayca sinirlenirdi de.

  Bir ara çok sinirlendi.

  Tekmelediği halde ısıtıcı çalışmıyordu.

  Ayağı içine girdi.

  Kömürde çok kötü yandı.

  Haftalar sonra topallıyordu.

  Bir gün Jack’i arkasından yakaladı  sekmeye başladılar.

  Diğerleri de onlara katılıp oynaştılar.

  Hatırlıyor musun? Jack’e baktı  ve gülmeye başladı.

  O kadar çok güldü ki neredeyse düşüyordu.

  Bence bu yüzden bu kadar sınırdaydı.

  Çünkü yavrularını istiyordu.

  Siz onun yavrularıydınız.

  Onların onu güldürmesini istiyordu.

  George burada olsaydı Bunun adaletsiz olduğunu düşünebilirdi.

  Bunun onu sinirlendirebileceğini biliyorum.

  Bunları açıklamak için süslü kelimeleri bile yok.

  Ama zannediyorum ki bunun bitmesini isterdi.

  Bayım, lütfen birazcık zamanınızı istiyorum.

  İki güne raporumu teslim edeceğim.

  O zaman öğrenirsiniz.

  Sizden bunun üzerine düşünmenizi istemiyoruz.

  Sadece ne olacağına dair bir ipucu.

  Serbest kalması reddedilecek.

  Tedavisinin gün yüzüne çıkan sonuçları rahatsız edici Bu yeterli değil  fakat bunlar yargılama yetkisi olmayan bir kurumun  ceza gerektiren delirmiş bir sistemin iddaalarıdır.

  Dr.   Minor düzgün bir adam değil.

  Kendi güvenliği için, öneri  ona serbest bırakılması için bir kapı aralamamalı.

  Bayım, başka bir yolu var mı? Ne yapmaya çalışıyorsanız Dr.   Murray, bir gün olacak.

  O zaman raporumu sunmak zorunda kalacağım.

  Son hamlemizi yapabiliriz, James.

  Ama işe yaramamasına karşın hazırlıklı olmalısın.

  Zamanlaman daha beter olamazdı.

  Litvanyalı silahlı bir çete Sidney Caddesi’nde bir binayı ele geçirdi.

  İskoç muhafızlar binayı sardı.

  Ve tüm bu şeyler bir kuşatmaya doğru gidiyor.

  Korkunç bir şey.

  Hadi onu tuzağa düşürelim.

  Burada bekle.

  Üzgünüm, ihtiyarlar.

  Gideri yok.

  Kötü zamanlama.

  Bayım? Bayım? Bay Churchill, lütfen! Bağışlayın, hoş değildi.

  Sizi tanımıyorum, bayım.

  Nasıl bir adam olduğunuzu bilmiyorum.

  Ama işgal ettiğiniz makam olmanızı istediğim türden  bir adam için arzularımın olmasına müsade ediyor.

  Kararlarınız bu topraklarda yaşayan herkesi etkiliyor.

  Burada tek başıma karşınızdayım.

  Karmaşık, acı dolu, can sıkıcı bir durum.

  Ama yine de bir hayat.

  Ve bu yüzden değerli ve kıymetli olmayı hak ediyor.

  Eğer inanırsanız, benim inandığım gibi  her hayat kendi şansını hak eder.

  Bu yüzden lütfen, sözlerimi işitin.

  – Lütfen, efendim.

  – Pekala.

  Heveslenmemeni söylemiştim galiba.

  Charles.

  Dr.   Minor’ı serbest bırakmayacağım.

  Başbakan bunu onaylamayacak.

  Halkın buna tahammülü yok.

  Bereket versin ki, sözlüğünüz bize hoş olmayan şeyleri gizlemenin yolunu sunuyor.

  Yapacağım şey Dr.   Minor’u sürgün etmek.

  – Sanıyorum ki Connecticut’da ailesi var.

  – Var, efendim.

  Mahkemenin bilmesi gerekenleri bildireceğim.

  Serbest bırakılıp, evine gönderilecek.

  İstenmeyen yabancı.

  Bırakalım da Amerika istenmeyen oğluyla uğraşsın.

  Ayarlamaları yapın Dr.   Murray.

  İşinizin başına dönün.

  Ulusumuzun size ihtiyacı var.

  – Ve müsade edin ki ben de kendiminkine döneyim.

  – Teşekkür.

teşekkürler, efendim.

  – Tebrikler, Doktor.

  – Teşekkürler, teşekkürler.

  Sizlere Freddie Furnivall’ı takdim edeyim.

  – Bu bir onurdur, doktor.

  – Hayır, bu imkansız.

  Hazırlar, efendim.

  – Bir dakika bekleyin, lütfen.

  – Evet, efendim.

  Buradayım, William.

  Hemen şurada.

  Tamam mı? Güzel.

  Üçe kadar nefesini tut.

  Bir, iki, üç.

  Bu bizim.

  Gemide okumalık bir şey.

  Biliyor mu? Biliyor.

  Ona de ki – Söylersin sen.

  – Söylerim.

  Ön kapak için son çalışmayı gördün mü? Bu korkunç insanlar hakkındaki, talihli şeyi görüyorsundur ki  onlar hükümdarın ilahi haklarına inanıyorlar.

  Eğer karmaşıklıklarına aptalca uymazlarsa, sistemleri çöker.

  Yani bunu onlara karşı kullanacağız.

  Kitabın güvende, James.

  İstediğin sürece veya rahmete kavuşana dek  dümenin başında güvendesin.

  – Evet? – Şimdi ne var? Şimdi ve sonsuza kadar, aziz Gell  Dr.   Murray sözlüğün ta kendisi.

  Belki de dinlenmeyi düşünmelisin.

  Duyduğuma göre Fransa’nın güneyi gayet iyiymiş  ruhunu canlandırmak için.

  Sör James A. H.  Murrey’e majesteleri tarafından  26 Haziran 1908’de şövalye nişanı verildi.

  ”I” harfine kadar her şeyi tamamladı.

  26 Haziran 1915’te akciğer zarı iltihabından vefat etti.

  Sözlük hazır değildi.

  Dr.   William Chester Minor’a, Washington’daki  St.  Elizabeth Hastanesi’ndeki tedavisinin  sonucunda şizofreni tanısı konuldu.

  Zatüreden 26 Mart 1920’de kendi evinde  uykurken huzur içinde can verdi.

  Sözlük son dört harfteydi.

  414. 825 kelime, 1. 827. 306 alıntı içeren  on iki ciltten oluşan  Oxford İngilizce Sözlüğü’nün ilk basımı  1 Ocak 1928’de tamamlandı.

  Yetmiş yılın ardından ilk kez tamamlanabildi.

  Kalbimizde yaşıyorlar