94 dk

Yönetmen:André Delvaux

Senaryo:Johan Daisne, Anna De Pagter, André Delvaux

Ülke:Belçika

Tür:Dram

Vizyon Tarihi:05 Eylül 1966 (Fransa)

Dil:Hollandaca

Müzik:Frédéric Devreese

Çekim Yeri:Brugge, West-Vlaanderen, Belçika

Nam-ı Diğer: The Man Who Had His Hair Cut Short | The Man Who Had His Hair Cut Short | The Man with the Shaven Head

Konusu

De Man die zijn haar kort liet knippen, Belçika sinemasının modernizme giriş filmdir. André Delvaux’nun ilk uzun metrajı olan film, ayrıca Belçika’nın kendi ulusal sinema tarzının, yani günlük hayatın gerçeküstü melankolisini ele alan benzersiz bir gerçekçilik ve ürkütücü hayal karışımı büyülü gerçekçiliğin doğuşunu da müjdeler.

Delvaux’nun filmi; aşk hikayesinden, dedektiflik-korkuya uzanan alışılmadık bir anlatı izleyerek, akıl sağlığı ve delilik arasındaki ince çizgiyi irdeler. Öğretmen Govert Miereveld (Senne Roufaer), bir öğrencisine âşık olur ama öğrenci kısa bir süre sonra ortadan kaybolarak, bizleri ve Govert’i öldürülüp öldürülmediği konusunda merak içinde bırakır. De Man die zijn haar kort liet knippen, sadece bir dedektiflik hikâyesi olmanın ötesinde, kahramanın kimlik bunalımına bir yolculuktur; gerçeğin kendisi bir rüyaya dönüşürken, Govert’le birlikte biz de yavaş yavaş gördüklerimize ya da duyduklarımıza inanamayacağımızı fark ederiz. Gerçekliği, uzaklaşmayı ve rüyamsı bir yabancılaşmayı harmanlayan bir otopsi, filmdeki kritik sahnelerden biridir.

De Man die zijn haar kort liet knippen, üslup açısından, çok karmaşık bir film. Dildeki, görüntülerdeki ve karakterlerin tavırlarındaki titiz detaylar; Govert’in yaşadığı ve yolculuk ettiği son derece gerçekçi dekorların gerçekliği üzerine kuşku düşürür ve en sonunda gerçeği aramaktan vazgeçip Govert’le birlikte sakin bir tefekkür içinde yabancılığa geri çekiliriz. |

Hakkında

De man die zijn haar kort liet knippen

OZAN AYTAŞ
14/01/2019

De man die zijn haar kort liet knippen; ya da adını Türkçeye çevirirsek Saçını Kısa Kestiren Adam, gerçeklik ile rüya/fantezi arasında salınan, ana karakterin bir öğlen düşü olarak yorumlayabileceğimiz bir sahneyle açılır. Jenerik akarken, uyuklamakta olan orta yaşlı bir erkeğin yakın plan yüzü, kadraja sığdırılmıştır. Karakterin uykusunda sayıkladığını görürüz ve arka plandaki müzik gittikçe hafifler ve bir flüt eşliğinde oldukça güzel bir kadının yüzü belirir yavaşça. Kadının suratında da uykulu, neredeyse kendinden geçmiş bir ifade vardır. Müziğin de etkisiyle izlediğimizin bir rüya olduğu hissi kuvvetlenir. Karakter uyku ile uyanıklık arasında olmaktan çıkıp, gerçek anlamda uyanınca önce müzik kesilir ve yavaş yavaş dış sesleri (çocuk sesi, kilise çanı sesi vs.) duymaya başlarız.

Belçikalı yönetmen André Delvaux’nun, Johan Daisne’nin kitabından uyarladığı filmin giriş sahnesi, hem filmin bütününe hem de Delvaux’nun filmografisine dair büyük ipuçları taşıyor. Yönetmenin çoğu filmi gibi De man die zijn haar kort liet knippen da fantezi ile realite arasında geçiş yapıp duran ve bir süre sonra bu iki kavramın girift bir yapıda birbirlerini sarmaladıkları bir anlatıya sahip. Başkarakter Miereveld, film boyunca gerçeklik ve fantezi arasında geçiş yapar. Fakat bu geçişlilik hâli Miereveld için gerçeklikten, temelde kendisinden kaçmanın bir yoludur.

De man die zijn haar kort liet knippen: Fantezi ve Realite Arasında Flu Bir Dünya

Miereveld, kendisinin deyimiyle “sıradan” bir ailede büyümüş ve entelektüel, saygın bir işi olan biri hâline gelmiştir. Miereveld bir öğrencisine âşık olur ve bu onun dünyasını alt üst eder. Filmin ilk yarısında Miereveld’i öğrencisi Fran’e duygularını açıklamaya çalışır, fakat onunla konuşma fırsatı bile bulamaz. Adam, harekete geçme konusunda sıkıntılar yaşar, onu sürekli bir biçimde terlerken görürüz. Edilgenliği onun elini kolunu bağlamaktadır, fakat bununla gerçek anlamda yüzleşemez. Durmaksızın kendisiyle yüzleşmesi gerekliliğinden kaçar.

Filmde fantezi ile gerçeklik arasındaki ayrımı flulaştığı sahnelerde, sadece Miereveld’in yüzünü yakın plandan görürüz. Bu sahnelerde birisi sürekli bir biçimde onunla konuşur. Bu konuşma çoğunlukla monolog hâlindedir ve bu sürede kamera sadece Miereveld’in tepkilerine, mimiklerine odaklanır. Çalıştığı okulun yıl sonu törenine gitmeden önce saçını kestirmek için gittiği berberin, Miereveld’i sürekli bir biçimde övdüğü ve onun gururunu okşadığı sahnede böyledir. Saç kesimi sahnesinden önce adamın, yıl sonu töreninde Fran’e duygularını açıklamayı planlamakta olduğunu biliriz. Miereveld’in bu konuda biraz desteğe ihtiyacı olduğunu hissederiz ve tam bu sırada berber devreye girer. Sahne boyunca berberin konuştuğunu asla görmeyiz fakat berber sürekli biçimde Miereveld’in gururunu okşayacak cümleler sarf eder. Fakat kadrajın etkisiyle berberin konuşmaları izleyicide bir dış ses izlenimi yaratır. Miereveld, -Senne Rouffaer’in çok başarılı oyunculuğunun altını çizmek gerek- bu övgüler karşısında kayıtsız kalamaz. Yüzünde berberin söylediklerini doğrulayan ve kendisiyle gurur duyan bir ifade görürüz. Delvaux’nun estetik ve biçimsel tercihleri bu sahneyi fantezi ile gerçeklik arasında, flu bir noktaya oturtur. Gerçekten berber mi konuşuyor, yoksa bütün bunlar Miereveld’in fantasmasının bir ürünü mü, emin olmak oldukça güçtür. Otopsi uzmanının asistanının yolculuk sırasında otopsi aletlerini tanıttığı bölüm ve finale doğru Fran’in kendisi hakkındaki gerçekleri açıkladığı bölüm de benzer bir teknikle çekilmiştir. Bu sahnelerde Miereveld’in sürekli bir biçimde terlediğini, rahatsız olduğunu görürüz. Fantasma, bu sahnelerde kabusvari bir hâl alır.

Miereveld’in sürekli bir biçimde gerçeklikten ve kendisinden kaçışı, asla kurtulamadığı edilgenlik hâli onu sürekli bir biçimde sıradanlığa mahkûm eder. Fran’in güzelliği, Miereveld’in gerçeklik ve düş arasında salınan ve iki uca da asla oturmayan dünyasını derinden etkiler. Miereveld, sürekli olarak Fran’in güzelliğine övgüler yağdırır. İzleyici olarak uzun süre boyunca Fran ile ilgili başka herhangi bir bilgimiz olmaz, Miereveld’in de yoktur. Fran’in güzelliği, Miereveld’in sıradan gerçekliği ile bir kontrast yaratır. Miereveld’i düşlerin, fantasmanın içine sürükleyen, onun gerçekliğin sıradanlığına karşı hissettiği bıkkınlığa karşı, Fran’in güzelliğinin cazibesidir.

Filmin finaline doğru gerçeklik ve fantasma hepten iç içe girer, izleyici de Miereveld gibi anlamlı bir çıkış bulmakta zorlanır. Miereveld, Fran’i vurmadan önce onu filmin en başında, uykuyla uyanıklık arasında yaşadığı öğlen düşünde gördüğü hâliyle görür. Çizgisellik tamamen devre dışı kalır. Filmin sonunda bir akıl sağlığı merkezinde gördüğümüz Miereveld, Fran’in akıbetiyle ilgili sorularla baş etmeye çalışırken bir gerçekliğe tutunmayı seçer. Kendisinden kaçmayı bıraktığında film boyunca farklı noktalarda araya giren iç sesi ‘’Artık ben bambaşka biriyim’’ der. Kendisinden, edilgenliğinden, yaşadığı hayattan sürekli bir biçimde kaçış hâlinde olan ve fantasma ile gerçeklik arasında gidip gelen Miereveld, yerine bir gerçekliğe tutunup, sıradanlığı ile barışmayı tercih eder adam. Film rüyayı andıran girişi gibi, rüyayı andıran bir finale sahiptir. Girişte, çalan flüt ezgilerini tekrar duyarız ve ağlamaklı bir ifade ile bakan Miereveld’i yakın plandan görürüz. İzlediğimiz, Govert Miereveld’in hikayesidir, kendisinden kaçarken düşlere tutunan adamın.

Film Metni

SAÇINI KISA KESTİREN ADAM

Fran.

 Fran.

 Fran bugün okuldan ayrılıyor.

 Geri dönmemek üzere.

 Onunla mutlaka konuşmalıyım.

 Fran.

 Fran.

 Govert! Govert kalk artık.

 Okuldaki töreni kaçıracaksın yoksa.

 Tamam, Corra.

 – Cathy çayını getirsin mi?

 – Evet, lütfen.

 Cathy, babanın çayını getirsene.

 Bir tane alabilir miyim?

 Baba! – Cathy?

 – Geliyorum.

 Takım elbiseni buraya asıyorum.

 Beyaz gömleğin de banyoda.

 – Gerek yok, sıradan bir şey giyerim.

 – Olur mu?

 Böyle bir günde?

 Hava çok sıcak, o kadar insanın arasında terlerim.

 Nasıl istersen.

 Seni bırakmamı ister misin?

 Ben alışverişe çıkacağım.

 Hayır, yürürüm.

 Cathy biraz sessiz ol.

 Govert, sen uyurken Regies yine aradı.

 Pazar günü aradığı için özür diledi.

 Belli ki rahat duramıyor.

 Seninle görüşmesi için randevu verdim Pazartesi, saat 9-10 arası.

 Dosyaya başka bir belge eklemek istiyormuş.

 Yeni bir şey değilmiş ama iyi niyetini ispatlamak için eklemek istiyormuş.

 Çocuklar, sessiz olun.

 Doğrusu ben bu Regies’e pek güvenmiyorum.

 – Bunları bugün yemek gerek.

 – Govert.

 Yoksa yarına kadar çürürler.

 Fran, sanki seni hep tanıyormuşum gibi hissediyorum.

 Sana benim için ne ifade ettiğini nasıl anlatabilirim?

 Nasıl?

 Bunun bir yolunu bulana kadar seni görmemem gerekir.

 – Saç mı, sakal mı bay Miereveld?

 – Saç.

 Kısaltın lütfen.

 Sizin gibi, kafasını kullanan insanlar onlara iyi bakmalı.

 Nasıl piyanistler parmaklarına, yarışçılar da baldırlarına iyi bakmalıysa.

 Kısa saçı seviyorum.

 Yağmurlu yada rüzgarlı havalarda insanı ferahlatıyor.

 Çok haklısınız.

 Çok rahat oluyor.

 Eşim katibelik yapıyor ve rahatlamak için ilaç kullanıyor.

 Ama ben başını şampuanla ovunca daha iyi geldiğini söylüyor.

 Evet, haklısın.

 Doktorum sürekli sinirlerimim gerginliğinden bahsedip ilaç yazıyor.

 Ama ben doğal yöntemleri tercih ederim.

 Doktorlara saygım sonsuz ama, berberin yaptığı da bir sanattır.

 Biz insanlara daha yakınız, tenlerimiz birbirine değiyor.

 Tenlerimiz birbirine değiyor

Doğru söylüyorsun.

 Bu titreşimli masaj aleti biraz yapmacık görünebilir ama aslında marifetli bir berberin çok işine yarar sinirleri bulup insanı rahatlatmada birebirdir.

 Hissedin.

 Duş alıyormuş gibi.

 Su önce soğuk yada sıcak gelir ama bir süre sonra alışırsınız.

 Harika! – Merhaba bay Miereveld.

 – Merhaba bayan.

 – Tören de şimdi başladı.

 Bu arada istediğiniz kitap geldi.

 Bir ara gelip alabilir misiniz?

 – İlginize teşekkürler.

 – Yada size getirmemi mi istersiniz?

 Hayır, kendim gelip alırım.

 Diplomaların sunumunda sonra saat altı buçukta, saat altı buçukta öğrencilerin yıl boyu yaptığı çalışmaların sergilendiği sınıfları gezebilirsiniz.

 Sınıfları gezdikten sonra da bu salona geri dönersiniz.

 Saat sekizde bu salonda son sınıf öğrencilerinin sizin için hazırladıkları gösteri başlayacak, saat sekizde.

 Sergi saat ona kadar açık.

 Saat ona kadar.

 İlginiz için teşekkürler.

 İyi akşamlar.

 Nasıl gidiyor?

 Belediye meclisi üyesi olarak eğitim için, bir kez daha bu töreni yönetmenin ve açılış konuşmasını yapmanın gururunu yaşıyorum.

 Gurur diyorum çünkü buna bir ayrıcalık gözüyle bakıyorum.

 Okuldan daha muhteşem bir şey daha bilmiyorum bir politikacıdan bunu duymak sizi şaşırtmıyor olsa gerek.

 Okul insanoğlunun zorlu özgürleşme yolundaki en büyük kazanımlarından biridir.

 Bu duygular içerisinde sizleri bir kez daha tebrik etmek istiyorum.

 Bu şenlik havası beni öncelikle size teşekkür etmeye itiyor katılımınız için sizlere en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

 Aldığınız eğitimle sıranızı devredeceksiniz ve artık sizler için asıl hayat kavgası başlayacak.

 Burada öğrendiğiniz şey, küçükleri sevmek, insanları sevmek Küçükleri sevmek, insanları sevmek ve toplumu sevmektir.

 Ancak o zaman Napoleon ve Victor Hugo gibi olabiliriz.

 Teredüte düşmeniz durumunda, şunu hatırlayın, sanırım Victor Hugo’nun bir sözüydü.

 İşte, Sefiller.

 Derslerini devralmamı istedi ben de kabul ettim.

 Hiç tereddüt etmeden.

 Beni sen çağırdın, Fran.

 Eğitiminizi artıracaksınız.

 İşte şimdi lafı geveledim.

 Unutmayın ki ben sıradan birisi ama savaşçı bir politikacıyım.

 Ve lafı gevelesem dahi, ne söylediğimin farkındayımdır.

 Çok çetin, çok zor bir görevi üzerinize alıyorsunuz.

 Şerefli bir savaş sizleri bekliyor.

 Teşekkürler.

 Belediye meclisi üyesi, bayanlar ve baylar, meslektaşlarım ve öğrenciler meclis üyemize hepimiz adına bu güzel, ilham veren konuşması için en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

 Okulumuz gerçekten de yetkili makamlara minnettardır.

 Şunu da eklemek istiyorum, bugün buraya gelmeyenler ne kaçırdıklarını bilmiyorlar.

 Şimdi de sırada herkesin sabırsızlıkla beklediği şey var: Mezun olan öğrencilerimize diplomalarının verilmesi.

 Sekreterimiz bayan Freken’den bana yardımcı olmasını rica ediyorum.

 Okul birincisi; Elizabeta Nieuwhuizen.

 Aferin, Beps! Bravo, Beps! – Tebrikler bayan Nieuwhuizen.

 – Teşekkür ederim.

 – Afedersiniz.

 – Teşekkürler.

 Aferin, Beps! Aferin, Beps! İkincilik derecesi; Elisa Van der Zwalm.

 Bravo, Liesje! Aferin, Liesje! Tebrikler, bayan.

 Tebrikler.

 Aferin, Liesje! Aferin, Liesje! Eufrazia Veenman.

 Tebrikler bayan Veenman.

 Bana bak, Fran.

 Lütfen.

 Fran, bana bak.

 Şimdi.

 Şimdi.

 Bu son günümüz Fran.

 Bunu biliyorsun.

 Bayanlar ve baylar, bu yalnızca bir kutlama değil aynı zamanda bir veda töreni.

 Evet, çok üzücü bir veda.

 Saygıdeğer meslektaşım Yargıç Brantink’ten bana katılmasını rica edebilir miyim?

 Evet, belediye meclisi üyesi, bayanlar ve baylar, meslektaşlarım ve öğrenciler önceleri buna inanamadık.

 Bunca yıl beraber çalıştıktan sonra buna imkan yok gibi geliyordu ama gerçekler acıdır.

 Yargıç Brantink okuldan ayrılıyor.

 Sayın Yargıç Brantink, size minnettarız çünkü bay Miereveld’i varisiniz olarak bizlere tavsiye ettiniz.

 Hepimiz adına size teşekkürlerimi sunuyorum.

 Sağolun.

 – Açabilir miyim?

 – Tabii ki.

 Buna gerçekten gerek yoktu.

 Belki unuttunuz ama ben, özel olarak atanmış bir öğretmendim özel bir öğretmen değil.

 Gerçekten çok etkilendim ve müteşekkirim sizlere ne kadar minnettar olduğumu ifade etmeye kelime bulamıyorum.

 Bay Miereveld sayesinde, eminim ki beni kısa sürede unutacaksınız.

 Ama ben sizleri asla unutmayacağım.

 Hepinize ve tabi size de bay Miereveld başarı ve mutluluklar diliyorum.

 Teşekkürler.

 Teşekkürler.

 Fran.

 Fran.

 Bana bak, Fran.

 Lütfen, bana bak, şimdi.

 Şu an.

 Bu bizim son günümüz, Fran.

 Bunu biliyorsun, seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun.

 Fran.

 Fran.

 – Gösteriye geliyor musunuz?

 – Hayır, üst kata çıkmam gerek.

 – Açık renk sana yakışmış, çok genç görünüyorsun.

 – Birazdan geleceğim.

 – Liesje, diğerleri nerede?

 – Üzerlerini değişiyorlar.

 – Nerede?

 – Sınıfta.

 Hangi sınıfta göstersene.

 – Şurada.

 İkinci sınıfta.

 – Teşekkürler, Liesje.

 İçeri giremezsin.

 Kızlar gösteriye hazırlanıyorlar.

 – Onlara şey almak istemiştim – Onlara söylerim.

 Afedersin.

 Bay Miereveld?

 Bay Miereveld?

 Evet?

 Oh, sizmiydiniz.

 – Size kitabınızı getirdim.

 – Oh, evet.

 Teşekkür ederim.

 Afedersiniz.

 Biraz terledim de.

 Normaldir.

 Siz gösteriye katılmıyor musunuz?

 – Evet, şimdi geliyorum.

 – Görüşürüz.

 – Yardım edebilir miyim bay Miereveld?

 – Hayır.

 Sizi rahatsız etmem.

 Acele et.

 Geç kaldım.

 İşte.

 Bu yedi genç kız hakkındaki bir şarkıydı .şimdi de Franny Veenman bizlere The Ballade of Real Life’ı söyleyecek.

 Başlarını sallayıp, ‘Haklısınız’ derler, onları isimleriyle çağırırsınız.

 Ama onları tanımazsınız, göremezsiniz, onlara dokunamazsınız.

 Günün ne getirdiğini kimse bilemez, belki de yarın daha iyi olacak.

 Kimbilir belki de daha kötü.

 Her zamanki gibi, kimse bir şey bilemez.

 Üç kral benim için Scheldt Nehrin’de yarıştı.

 Üç kral benim için Scheldt Nehrin’de helak oldu.

 İkisi Scheldt’te sürüklendi denizden bulutlara kadar.

 Hayatın sırrı ne?

 Bu hayat nereye gidiyor?

 Bulutlardan denize kadar.

 Denize kadar, denize.

 Günün ne getirdiğini kimse bilemez, belki de yarın daha iyi olacak.

 Kimbilir belki de daha kötü.

 Her zamanki gibi, kimse bir şey bilemez.

 Üç kral benim için Scheldt Nehrin’de yarıştı.

 İkisi Scheldt’in bir yerinde çürüyüp gidecek.

 Üçüncü de gömüldü med ceziri bekleyecek.

 Hayatın sırrı ne?

 Bu hayat nereye gidiyor?

 Üçüncü med ceziri bekliyor benim için, benim için.

 Bekleyin! Diplomalarınızı almak için Pazartesi sabahı dokuzda burada olun.

 Saat dokuzda.

 Bay Miereveld.

 Beni tanıyabildiniz mi?

 Beps.

 Franny Veenman’a arıyordum.

 Bunu ona vermek istiyorum.

 – Ben veririm.

 – Hayır buna gerek yok.

 Tabii, ben veririm.

 Bu akşam tek istediğim onunla bir kadeh içebilmek.

 Miereveld! Onu bir daha göremeyeceğim.

 Elveda.

 Fran.

 Sen benim için fazla güzeldin.

 Sana ulaşamadım.

 Sen benim için çok uzaktın.

 Etrafımı saran o karanlık, yıllar boyunca sürdü.

 Artık burada yaşıyorum.

 Artık etrafımdaki sıradan, basit ama hayatın zorluklarına göğüs gerebilen insanlara daha da sevgiyle bakıyorum.

 Bu uzun yıllar boyunca zerre kadar mutluluk tatmadım.

 Bir hukukçu olarak ince eleyip sık dokuduğum için her şey daha da karmaşıklaştı.

 Brantink bana yardımcı oldu, ama bu da fayda etmedi.

 Bir gün işten ayrılmaya karar verdim.

 Corra itiraz etmedi, sessizce kafasını salladı.

 Taşındık ve ben burada yaşamaya başladım.

 Burada mahkemede katiplik yapmak için başvurdum ve kabul edildi.

 Kendimi geriye gitmiş gibi hissetmiyorum.

 Bir Pazar sabahı Profesör Mato ile buluştum.

 Adliyede tanınan birisi ve bir otopsi uzmanı onunla arkadaş sayılırız.

 Kolay ama uluslararası boyutta bir vaka için kuzeydeki bir köye gitmesi gerekiyordu ve ona eşlik etmemi istedi.

 Reddetmeye cüret edemedim.

 Bu daveti kabul etmemem gerekirdi.

 Merhaba.

 Asistanımı tanıyor musun?

 Doktor Verbrugge, bay Miereveld.

 – Tanıştığıma sevindim.

 – Ben de.

 Çok sıcak, değil mi?

 Evet, çok sıcak.

 Şu banka kuryesininki oldukça ilginç bir olay.

 Dosyayı gördün mü?

 – Hayır.

 – Olay şöyle; Altı ay kadar önce bir banka kuryesi kaybolmuş.

 Ama bir ay kadar önce ileri derecede çürüdüğü için kimliği tespit edilemeyen bir ceset bulunana kadar kayda değer hiç bir gelişme olmamış.

 Ceset, bütün formaliteler yerine getirilene kadar geçici olarak gömülmüş.

 Adamın ölüm nedenini araştırmamız ve bir kez daha kimliğini tespit etmeye çalışmamız gerekiyor.

 Tanımlayıcı bilgiler neler?

 Bir; sağ ayağı yumru şeklinde.

 İki; sol yüzük parmağında bir şişlik var.

 Üç; dişleri sağlam, kusursuz durumda, hiç dolgu yok.

 Dört; uzun boylu, ve kırklı yaşlarda.

 O zaman kimliğini tespit etmek kolay olacak.

 Evet, tespit etmek yada edememek.

 Çoğu zaman dişler kimlik tespiti için yeterlidir.

 Çünkü belirgin bir özelliktir, parmak izi gibi.

 Genellikle mavi toz üzerine dişin izini çıkartırız.

 Bak.

 Bu anatomik delilleri korumak için.

 Bu bir bistüri, kaburgaları kesmek için.

 Bununla bir vücudu kutunun kapağını kaldırır gibi açabilirsin.

 Elektrikli testere, zor durumlar için.

 Yada düşük voltaj, bunun gibi.

 Sıçratmaması için bıçağın ağzı hareketsizdir ama bunun yerine titreşimli hareket eder.

 – Titreşimli masaj aleti gibi mi?

 – Evet, kesinlikle.

 Ama bunun etkisi çok daha güçlüdür.

 Erken geldik.

 Biraz hava alalım mı?

 Haydi beyler.

 Vakit iyice yaklaştı.

 Tabutu masanın üzerine koyun lütfen.

 Yemin edin.

 Görevimi onurlu ve dürüst bir şekilde yapacağıma yemin ederim.

 Tanrı yardımcım olsun.

 Sağa doğru, kaldır! Yaklaşın bay Miereveld.

 Sağ ayakta yumru şekli ve sol yüzük parmağında şişlik.

 Dişler kusursuz, boy 1.

87 metre, yaş 42.

 – Klişeyi kontrol edecek misiniz?

 – Evet.

 – G2475.

 Doğru mu?

 – Evet.

 Tabutu açın, lütfen.

 Yakınları gelsin.

 – Yaklaşın bay Miereveld.

 – Merak etme sen yapmayacaksın.

 – Her şey tamam mı?

 – Tamam.

 İleri derecede bozulma var.

 Sağ ayak yumrusu belirgin değil.

 Sol elinde de belirgin bir şey yok.

 Diş izi.

 Beş kurşun dolgu.

 İki eksik azı dişi.

 Bu banka kuryesi değil.

 Dişlerinin kenarındaki aşınmalara dayanarak diyebilirim ki 40-50 yaşlarında biriymiş.

 Kaslı bir vücut yapısı var.

 Kafatası yapısı çok güzel.

 Muhtemelen buralardan biri değil.

 Bistüri.

 Bu tarafı daha fazla incelemenin faydası yok.

 Sağ kaval kemiğinin ortasında neredeyse görünmeyecek kadar küçük bir kaynama izi var.

 Muhtemelen eski bir kırık, ama çok iyi kaynamış.

 Ama bunda tanımlamayla çelişen bir durum yok çünkü kırık çok iyi kaynamış, topallamadan yürüyebilmiş.

 Böylece bundan kimsenin haberi olmamıştır.

 Arkasını çevirelim.

 Bay Miereveld bakın.

 Bu oldukça ilginç.

 10 mm çapında, küçük bir delik.

 Sol kürek kemiğinin ortasında.

 – Kurşun izi değil.

 – Cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?

 Bunu söyleyemem.

 Belki de daha eski bir kurşun izi.

 Bu şekilde pek fazla sonuç alamayız.

 Korkarım ki labaratuar testleri de farklı bir sonuç vermeyecek.

 – Göreceğiz.

 – Görevimizi tamamladık.

 – Gömebilirsiniz.

 – Ben biraz yürüyeceğim.

 On dakikaya kadar arabanın yanında ol.

 Bir kaç belgeyi incelemem gerekecek.

 Bayım, ayakkabınıza bir şey yapışmış.

 Evet, dediğim gibi belgeleri sana geri yollayacağım.

 Bu iyi olur.

 – Her şey yolunda mı Miereveld?

 – Evet, teşekkürler.

 – Size bir telgraf var Profesör.

 – Teşekkürler.

 Bir meslektaşım, Professor Zijsma, burada olduğumu duymuş bizi davet ediyor, buradan 50-60 km mesafede geceyi geçirebileceğimiz bir yer.

 Bu daveti reddetmem çok zor.

 Üzgünüm.

 Bugün dönebileceğin başka tren de yok.

 Ama bize katılırsan bu bizim de hoşumuza gider.

 Eşlerimize telgraf göndeririz.

 Tabii.

 Sorun değil.

 Hala kokusunu duyuyor musun?

 – Evet, biraz.

 – Bize de başta aynı şeyleri yaşadık ama bir süre sonra alışırsın, bir daha koku falan duymazsın.

 – Nasıl, bugün verimli oldu mu?

 – Evet, tabi, kesinlikle.

 Vaka oldukça sıradışıydı ama otopsinin ne olduğunu öğrendin.

 Evet, kesinlikle.

 Çok öğretici oldu.

 Beni davet ettiğiniz için sağolun.

 – Kötü bir deneyim değil miydi?

 – Hayır, o kadar kötü değildi.

 İlk seferinde çok kötü görünür çünkü o insanı gereğinden fazla düşünürsün.

 Vücudun içindeki insanı.

 Kendini ve ölümlü olduğunu düşünürsün.

 Ama kısa süre sonra, olaya bilimsel açıdan bakmaya başlarsın neticede artık o kadar da dehşet verici olduğunu düşünmezsin.

 Aksine güzelliğinin farkına varırsın.

 Yara, ustaca yaratılmış bir vücuttaki bir gözetleme deliğidir.

 Et diye tabir ettiğin şey, dokuya, kasa ve sinire dönüşür.

 Yaşayan her canlı türün kendi varlığı ve ruhu vardır.

 Ve ölüm de bu hayattan başka bir hayata geçiştir yeni bir yaşam biçimine.

 Bu değişiminin arkasında başka bir şey olabilir mi?

 Belki de başka bir yaşam biçimine kalıcı değişim ruhtur ve kendiliğinden varolup bu değişime bir anlam kazandırabilir.

 Kim bilebilir?

 Ya sırtındaki delik?

 Sizce cinayet mi?

 Söylemek zor.

 Kurşun yarası olduğuna bile emin değilim.

 Belki de ceset suda yüzerken iskeleye çarptı ve bu yara oluştu.

 Belki de orada taş zeminin üzerinde dururken olmuş olabilir.

 Vücut ileri derecede bozulmuştu.

 Peki kurşun yarası olsa, anında ölmüş olabilir miydi?

 Doğrudan kalbe gelen atış ancak 9 mm’lik bir kurşunla ölümcül olabilir.

 Evet, yaşam çok zor.

 Evet bir o kadar da kırılgan.

 Tek kişilik üç oda ayırtmıştık Mato.

 Ücret, lütfen.

 Buyrun.

 Oda 14, 15 ve 17.

 – Bay Miereveld.

 – Teşekkürler.

 Buyrun.

 – Akşam görüşürüz Miereveld.

 – Tabi.

 – Salonda görüşürüz.

 – Görüşürüz.

 Bayan Veenman.

 Size Fran diyebilirim, değil mi?

 – Tabii ki bay Miereveld.

 Tabi.

 – Govert.

 Yada dilerseniz Godfried.

 Govert.

 Memnuniyetle.

 Miereveld’den daha iyi.

 Bu Rouben Vaclav, menejerim.

 Liseden öğretmenim, bay Miereveld.

 Buraya tesadüfen geldim, öyle ki hiç hazırlanamadım bile.

 Adliyede uzmanlık yapan Prof.

 Mato beni bir otopsi için davet etti.

 Oldukça zor bir gün oldu.

 Kavurucu bir sıcak vardı.

 Kaybolan banka kuryesinin haberini okumuşsunuzdur.

 Bir cesedi inceledik ama o değildi.

 Bunlardan bahsettiğim için beni affedin.

 Bir birimizi görmeyeli çok uzun zaman oldu.

 – Bayanlar baylar, akşam yemeği başladı.

 – Afedersiniz.

 – Görüşürüz.

 – Görüşürüz.

 Hotel Royal, resepsiyon.

 Evet efendim.

 Bu gece için mi?

 Afedersiniz, uzun zamandır görmediğim eski bir öğrencimdi.

 Tiyatro okulunda ders verdiğini bilmiyordum.

 Hayır vermedim.

 Hiç.

 Konuştuğun bayan Franny Veen değil miydi?

 – Franny Veenman.

 – Franny Veen’i tanıyor musun?

 Evet, eski bir öğrencimdi.

 Aslında arkadaşımdı da diyebilirim.

 Meslektaşlarım henüz gelmediler.

 – Akşam yemeği için biraz beklesek olur mu?

 – Tabi, sorun değil.

 Karım ve kızım Franny Veen’e bayılır.

 Ama benim onu sahnede izleme şansım hiç olmadı.

 Belki bu akşam ilk fırsatın olur.

 Garson bey, bayan Veen bu gece nerede sahne alıyor biliyor musunuz?

 Evet, efendim.

 – Bizim için yer ayırtır mısın?

 – Tabi, efendim.

 – Bana katılmak ister misiniz baylar?

 – Memnuniyetle.

 Bize dört kişilik yer ayarlayabilirsen çok seviniriz.

 Tabi, efendim.

 Çok güzel bir kadın.

 Güzelliğin vücut bulmuş hali.

 Güzelliğin özü olan bu ruh başka hangi kadında bulunabilir?

 Yogada mutluluğun çeşitli aşamaları vardır, ilginç olansa tantrismde ruh maddeleştirilmiştir.

[Tantrizm – Hayatı her yönü ile ve en faydalı şekilde yaşamanın temel alındığı bir felsefedir. Hinduizm ve Budizm ile birlikte uygulanan özel bir Yoga çalışması olarak bilinir.]

Peki ruh Franny Veen’in neresinde?

 Biz batılılar bu konuyu pek bilmeyiz.

 Göbek dansında mükemmellik nasıl ifade edilir biliyor musunuz?

 Göbek, sonsuzluğun işaretini kusursuz bir şekilde ifade etmelidir.

 Bu ruhun bulunduğu yerin işareti değil midir?

 Yani ruh bedende yer değiştirebilir mi?

 Belki de apandistedir.

 Evet, biz doktorlar apandis ameliyatı yaparken dikkatli olmalıyız ruhun bedenden çıkmasına neden olabiliriz.

 Afedersiniz, odama gidip hemen döneceğim.

 Ben de biraz kafamı dinlemek istiyorum, çok yorgunum.

 Benim için oldukça zor bir gündü.

 Asistanınıza özürlerimi iletir misiniz?

 Biraz yürüsem iyi olacak.

 Başım çok kötü.

 ‘Görüşürüz’ dedi.

 ‘Görüşürüz.

‘ Bayan Veenman bana mesaj bıraktı mı?

 – Miereveld.

 Oda 17.

 – Üzgünüm bay Miereveld.

 Önemli değil.

 Demek öyle Peki, ben odamdayım.

 Yada, belki de bayan Veenman’ın kutusundadır.

 Bir baksanız iyi olur.

 – Oda numarasını bilmiyorum.

 – Bayan Veen’in oda numarası 21.

 Kutuda herhangi bir şey yok bay Miereveld.

 Ama herhalde dışarıda fazla kalmaz.

 – Onunla konuşmak isterseniz – Hayır, kendisiyle yarın görüşürüm.

 Şimdi yatmaya gideceğim.

 Ya bay Vaclav?

 Kendisi bagajını arabasına koymamızı istedi.

 Belki de otelden ayrılmıştır bile.

 – Peki teşekkürler.

 İyi geceler.

 – İyi geceler, bay Miereveld.

 Oda 17, kahvemi ve içkimi getirmeyi unuttunuz galiba?

 Teşekkürler.

 Bayım, içkiniz ve kahveniz.

 – Bayım, içkiniz ve kahveniz.

 – Teşekkürler.

 Masaya bırakın.

 ‘Görüşürüz’ dedi.

 Belki de tiyatroda demek istedi?

 Ama neden odasında değil?

 Dönene kadar bekleyeceğim.

 Artık ona anlatmalıyım.

 İlk ve son kez kendim olmaya hakkım var.

 Fran.

 Fran.

 Sana her şeyi anlatmak istiyorum, seni ne kadar sevdiğimi.

 Seninle yeniden karşılaşmak! Seni merdivenlerden inerken gördüğümde ne kadar mutlu olduğumu bilemezsin.

 Gülümseyişini gördüğümde, bana Miereveld dediğinde.

 ‘Godfried’ dedin.

 ‘Memnuniyetle.

 Miereveld’den daha iyi.

‘ Ruhumun derinliklerinde yatan şeyi nasıl o kadar kolay bilebildin?

 Ve neden bu kadar çok korktuğumu.

 Çok güzelsin, bunu biliyor musun Fran?

 Güzelliğin sanki bir mucize sanki başlangıcı olan ama belli bir yerinde olmayan bir güzellik.

 Manen erişilmez.

 Son derece erişilmez.

 Artık beni daha iyi anlayabilirsin, Fran.

 Benim için sen güzelliğin vücut bulmuş halisin.

 Bırakta altın sarısı ışığından bir nebze olsun aydınlanayım.

 Ben, sıradan biriyim, bir katip.

 Eşim, Corra; gözüpek, örnek bir kadın.

 Ve birbirinden güzel ve akıllı iki çocuğum var, Does ve Cathy.

 Hala babalarının nasıl bir adam olduğunu anlamıyorlar.

 Biliyormusun, Fran, bugün çok kötü bir deneyim edindim.

 Yemekten önce o berbat otopsiden bahsettiğim için kusura bakma, ama aklımdan bir türlü çıkmıyor.

 Galiba bunu hiç unutamayacağım.

 Ama yine de bu olmasa seninle karşılaşamayacaktım.

 Bu, korkutucu güzellik Güzelliğin kendisi bir korku.

 Bu kahreden bir şey çünkü bizi yok etmek istiyor.

 Görüyorsun Fran, ben ruhani şeylere inanan birisiyim.

 Ama ne zaman benden önce ortaya çıksalar telaşla onları uzaklaştırıyorum, kendime düşman ediyorum.

 Altı ay boyunca çok mutluydum.

 Senin okuldan olduğun dönem, Fran.

 Sen, güzellik abidesi, bir melek; oradaydın.

 Seni gördüm, seni tanıdım ama senin farkına varamadım.

 Ve gidişin benim sonum oldu.

 Neden tek bir kelime edemedim Fran?

 Anlıyor musun?

 Neden dizlerimin üzerine çökmedim?

 Bunlar bana ağır geliyor Fran.

 Artık çok yoruldum.

 Sonsuza dek uykuya dalabilirdim.

 Elimden geleni yaptım.

 Bir insanın yapabileceği her şeyi yaptım.

 Biliyorum, Govert.

 Seni anlayabiliyorum.

 Bunun senin için ne denli önemli olduğunu ve senin tek kelime etmediğini hissettim.

 O günler ikimiz için de son derece güzeldi.

 Ama neden bir şey söylemedin Govert?

 Govert, ilk adımı atan ben olamazdım.

 Aramızda eşsiz bir ilişki yaşanabilirdi.

 Ben de senden hoşlandım ve her şeyi senden bekledim.

 Mutluluğa birlikte uzanabilirdik, ikimiz, birlikte.

 Ama görünüşe göre bu hala mümkün.

 Ve artık bunu yaşayabilirim.

 Seni sevdim, Govert, senin haberin olmasa bile.

 O kadar mutluyum ki, bu kadar kusursuz bir aşkın varlığına inanamıyorum.

 Var olduğuna inanamıyorum.

 Seni bekledim Govert, çok bekledim.

 O kadar çok bekledim ki, Govert.

 Bencillik yapmadığına hep inandım.

 İyilik daima güzelliğe eşlik etmiştir.

 Bir çok erkek tanıdım.

 Açgözlü, egoist, hep kenini düşünen erkekler.

 İyilikse çok farklı.

 İşte sende olan o.

 Ve bu hepsinden daha iyi.

 Ailem sıradan insanlardı Fran.

 Babamın evinin arka bahçesinde oynadığımı hatırlıyorum.

 Tavuk gübresiyle dolu, pis kokan, yapış yapış bir yerdi oynadığım.

 Belki de hala tavukların o berbat kokusundan arınmak için banyo yapıyorum, yada berbere gidiyorum.

 Bir keresinde, 4 yada 5 yaşımdayken, kapının eşiğinde oturuyordum.

 Güneş parıldıyordu, sokak bomboştu bir tarafı aydınlık, diğer tarafı ise gölgelerle örtülüydü.

 Aniden, yakından tanıdığım yaşlı bir kadın köşeden döndü.

 Çok sevdiğim birisiydi.

 Yaklaştıkça sapsarı, kırışık yüzü daha da belrginleşiyordu.

 ‘Merhaba, delikanlı.

‘ diye seslendi, ben de ‘Merhaba’ dedim.

 Ve öylece geçip gitti onu öyle bir başına gidişini izledim parıltılı ve bomboş sokakta.

 Sonra birden kayboldu, gitti.

 Ben de koşarak içeri girdim.

 Neden ağladığımı kimse anlamadı, zaten ben de kimseye anlatamadım.

 Govert, sana gerçeği söylemeliyim.

 Bana bir soru sordun.

 Cevabını vermek istiyorum.

 Hayal kırıklığı yaşaman boşuna oyalanmandan daha iyi.

 Böylece beni daha iyi anlarsın.

 Sana üç şey göstereceğim.

 Babam bunları bana evden ayrılırken verdi.

 Okuldaki kutlamalardan sonraki Pazar günüydü, hatırladın mı Govert?

 Böyle biteceğini bilmem gerekirdi.

 Babam beni uyardı.

 Bundan altı ay önce ortadan kayboldu.

 Kimse nasıl olduğunu bilmiyor.

 Bir gece Scheldt’te kapılardan birinin kilidi bozulmuş.

 Cesedini bulamadılar.

 Onlara babamı tarif ederken fazla bilgi vermedim.

 Kız kardeşi benden daha fazla şey biliyordu ama önemsemedim çünkü ağzındaki iki eksik dişten ve dört dolgudan bahsediliyordu ve kimsenin bilmediği sol bacağındaki eski bir kırıktan kimse bilmiyordu çünkü babam hiç bir zaman topallamadı.

 Üzgünüm Govert, bunları sana anlatmamam gerekirdi.

 Bu otopsi seni altüst etti.

 Okulumuzda görev yapmak için nasıl geldiğini biliyor musun?

 Neden hiç aklına gelmedi?

 Bu sırrı iyi sakladılar, okul, belediye meclisi ve Freken.

 Hatırladın mı?

 Gerçekler acıdır.

 Hakim Brantink okuldan ayrılıyordu.

 Artık biliyorsun, Govert.

 Ben Brantink’e aşıktım.

 Ne olur bizi hemen yargılama.

 İstemim dışında bir şey değildi.

 Kendim istedim.

 Ve neticede seninle karşılaştım.

 Freken bizi şikayet etti.

 Brantink’le buluştuğumuz evin hemen yanında yaşıyordu.

 Brantink’ten istifa etmesini istediler.

 Başkan ve Freken babamla konuştular.

 Brantink, elbette.

 Brantink’i sevdim.

 Evet.

 Brantink’i sevdim.

 Aslında Brantink bana tapanların, tutulanların yalnızca biriydi ve bütün hayallerimi çalan kişiydi.

 Bana arzularımızı tatmin eden en müthiş hediyeyi sundular ama tek bir özlemin çaresi yok.

 Evet, hepsini sevdim.

 Bundan utanmıyorum.

 Yorgunum, Govert.

 Çok yoruldum.

 Bunu hatırladın mı?

 Sorunun cevabını verebildim mi?

 Ondan sonra babamı ara sıra gördüm.

 En son gördüğümde bana, ‘Aç mısın?

‘ diye sordu.

 Sonra da , ‘Çantanı aç.

‘ dedi.

 Silahı çantam koydu ve ‘Duam da seninle bedduam da.

‘ dedi.

 Ne dediğini şimdiye kadar anlamamıştım.

 Ne demek olduğunu artık biliyorum, babamın ne anlatmak istediğini.

 Ne kadar da zavallı iki kardeş gibiyiz görüyor musun, Govert?

 Evet, bir çok erkek tanıdım ve hepsini de sevdim.

 Brantink’i sevdim.

 Tanrıdan yayılan karanlık bir ışık gibi.

 Aradığın şey nedir, Govert?

 Öyle bakma, Govert.

 Görüntümün aldatıcı olduğunu biliyorsun.

 Belki de bakmaya devam edeceksin, Govert.

 Ama daha fazla arama.

 Onu bulamazsın.

 Hepsini de sevdim.

 Brantink yalnızca onların ilkiydi.

 Hala bu hayale sarılabilirsin.

 Sen düşlerini benim gibi yıpratmadın.

 Benim için artık çok geç.

 Artık yalnızca yorgunluğum ve eski bir silahım var.

 Babamın ne istediğini hiç anlamadım.

 Artık bu utancımın yanında kendini ölüme götürmüş birisi kadar da ahlaksızım.

 Yanılsamaya daha fazla aldanma.

 Hayatına ve umutsuzluğuna devam et ve bastırılmış ızdırabınla ezilerek öylece öl.

 Ama senin acın her zaman benimkinden daha kolay olacak artık burada olmadığını umutsuzca bileceksin, artık burada olamayacak.

 Govert, seni doğrudan cennete götürmesini istedin, değil mi?

 Beni sen uğurlarsan bu karşılaşmanın sonu çok daha güzel olacak.

 Evet, bu bana gelmekte çok geç kaldığının ifadesi.

 Öyle bakıp durma.

 Bu benim için bir başlangıç.

 Yardım et, Govert.

 Lütfen.

 Babamın ne istediğini anlamaya çalış Govert.

 Beni senin uğurlaman çok güzel.

 Sen iyilik ve aşksın, Govert.

 Govert.

 Govert.

 Govert.

 Godfried.

 Onu kesmeyin! Ne olur kesmeyin! Otopsi falan yapmayın! Hemen öldü zaten.

 Kurşun izi ortada.

 Ne olur onu kesmeyin! Ne olur onu kesmeyin! – Hala bir şey bulamadın mı Miereveld?

 – Hayır, bulamadım.

 Threepenny Opera’sını izlemeye gelecek misin?

 Miereveld?

 Bu Forster ve Lotte Lenya’lı Alman uyarlaması.

 Yarın Corra ile çocuklar gelecek.

 Eşim Corra, müdüre söz verdi.

 Ondan bir mektup aldım.

 Saat 4’te görüşürüz o zaman.

 Görüşürüz.

 Bir kaç başarılı denemenin ardından sabit bir yörüngeye oturtulmayıp uzaktan kontrol edilecek ilk insanlı roket bugün Tacony üssünden fırlatıldı.

 Yapılan açıklamaya göre bilim adamları bu sayede L2 ışınlarının canlılar üzerindeki etkilerini ölçebilecek.

 Acaba insan organizması bu ışınlara ne kadar dayanabilecek?

 SANAT DÜNYASINDAN

Aktris Franny Veen, şehrimizde de büyük bir başarıya imza attığı Phaedra rolünden bahsedecek.

 Şehrimizde kaç kez Phaedra rolünü oynadınız?

[Phaedra – Türkçesi Fedra. Yunan mitolojisinde bir kadın karakter. Kız kardeşinin eski kocasıyla evlenir, kız kardeşinden olan üveyoğluna aşık olur, reddedilince de tecavüz iddiasıyla yargılanıp öldürülmesine neden olur. En sonunda da intihar eder.]

 Yedi kez.

 – Kaç kez daha oynayacaksınız?

 – Üç.

 – Şehrimize yine gelecek misiniz?

 – Belki.

 Bu görüntüler eski mi?

 Görüntüler eski mi yoksa yeni mi?

 Müdür bey! Müdür bey, izleme odasında bir görüntü gördüm.

 Acaba eski mi yoksa yeni mi?

 Neden sordun Govert?

 Yeni bir görüntü değil mi?

 Yanılıyor muyum?

 – Hayır yanılmıyorsun.

 – O zaman Fran ölmedi.

 Mermi onu öldürmedi.

 Kurtuldu.

 Bu doğru Godfried.

 Doğru.

 Tek bir kelime; doğru.

 On yılın korkunç yükü birden üzerimden kalktı.

 Acı ve korkuyla yaşayan umutsuz bir adamın hataları telafi edildi.

 Demek bu bir veda değildi, Fran.

 Godfried, dedin zaten.

 God fried.

[Godfried – Barışsever tanrı, huzur tanrıda vb. anlamına gelen isim/soyisim. (peace in god yada peaceful god)]

 Evet, doğru.

 Franny, artık bu huzurla yaşayabilirim.

 Dünya her zaman belirsizliklerle dolu.

 Ama ben doğruları gördüm, hem de iki kere, üç kere.

 Ama benim inandığım bu belirsizlik.

 İçimde hep kırılgan bir şeyler oldu, derinlerimde beni kendime dışardan bakmaya zorlayan.

 Artık her şey daha açık.

 Ama artık ben bambaşka birisiyim.

 Artık ben başka biriyim.

 Öldüğümde ne olacak?

 Öldüğüm zaman?

 Nerede olacağım?

 Corra nerede olacak?

 Ya Does?

 Ya Cathy?

 Corra?

 Sen nerede olacaksın?

 Anlıyor musun?

 En baştan haddimi bilmem gerekirdi.

 Ve toprağı işlemem.

 Bitkilerin yeşermesine, kurumasına yardım etmeliydim.

 Ve ağacı tanrının istediği şekle getirmeliydim.

 Bir tabureye.

 Senin için bir mobilya Corra.

 Bu da benim eve katkım olsun.

 Cathy ve Does için.

 Çocuklarım için, gelecek için.

 Mutlu bir şekilde büyüdükleri zaman.

 Babalarının nasıl bir yanlışa düştüğünü onlar da anladıkları zaman.

 Corra.

 Sevgili Corra.

 BU GOVERT MIEREVELD’İN HİKAYESİYDİ, SAÇINI KISA KESTİREN ADAM’IN.