87 dk

Yönetmen:Laura Mañá

Senaryo:Fernando de Felipe, Jordi Galceran, Laura Mañá

Ülke:İspanya

Tür:Suç, Dram, Gerilim

Rating:

7.1

Vizyon Tarihi:30 Nisan 2003 (İspanya)

Dil:İspanyolca

Müzik:Francesc Gener

Web Sitesi:Resmi Site

Nam-ı Diğer:Killing Words

Özet:

Otuzlu yaşların hemen başında olan psikiyatr Laura, hapsedilmiş olduğu karanlık bodrumda dehşet içinde seri bir katil olduğunu itiraf etmekte olan adamın video görüntülerini izlemek zorunda kalır. Son derece normal ve zararsız bir insan gibi görünen adam, kırk yaşlarındaki eski kocası Ramon’dan başkası değildir. Laura kendisini kaçıran, ağzını bantlayan ve onu sandalyeye bağlayan kişinin Ramon olduğu gerçeğiyle karşı karşıyadır. Ramon konuşmaya başlayınca televizyonu kapatır . Laura’nın ağzındaki bandı çıkarır ve onu ‘kelime oyunu’ oynamaya zorlar. Laura kazanırsa serbest kalacak kaybederse bir gözünden olacaktır. Oyun başlar ve Laura bir hata yapar…

Filmden

19 Eylül 1997 Merhaba!

 Sanırım önce kendimden biraz bahsetmem gerek.

 42 yaşındayım.

 Bu zamana kadar normal bir yaşantım vardı.

 Rahat bir çocukluk ve gençlik dönemim oldu.

 Çok başarılı bir öğrenciydim.

 Normal bir aile içinde büyüdüm.

 Babam 5 sene önce öldü.

 Düğünümden 1 yıl sonra.

 Alzheimer hastasıydı.

 Berbat bir şey.

 Annem hala yaşıyor.

 Evlendiğim kadın   hiç normal değil.

 19 ay sonra boşandık.

 Aslında neden boşandığımızı bilemiyorum ama   neden evlendiğimizi de anlayabilmiş değilim.

 Büyük olasılıkla  Boş verin.

 Önemli değil.

 Boşanmadan beri annemle yaşıyorum.

 Üniversitede çalışıyorum ve  Hepsi bu kadar.

 Hayatım, o kadar normal ki   bu sabah bir kadını öldürdüğüme inanmak zor.

 Ama yaptım.

 Onu öldürdüm.

 Bunda beni hayrete düşüren   hiç vicdan azabı çekmiyor olmam.

 Hiç suçluluk duygusu yok, hiçbir şey.

 Heyecanlı bile değilim.

 Bu da beni rahatsız ediyor.

 Yüzündeki ifadeyi bile hatırlamıyorum.

 Onu sabahın erken saatinde öldürdüm.

 Onu boğdum.

 Çok kolay oldu.

 Zaten yaşlıydı.

 Kendini savunmak için bir şey yapmadı.

 Görünüşü anneme benziyordu.

 Şu küçük kırılgan kadınlardan.

 Suratı kızardı   ama dili dışarı çıkmadı.

 Ben, boğularak ölen insanlarda bunun olduğunu sanırdım.

 Ama bu yaşlı kadında olmadı.

 Onu evinde öldürdüm.

 Onun eve girişini izledim ve onu takip ettim.

 Asansörle birlikte yukarı çıktık.

 Aynı katta inince bana bakıp   hangi kata gitmek istediğimi sordu.

 “4.

 kat.

” “Ama burası 3” “Affedersiniz, yanılmışım” dedim ve   sanki merdivenden çıkacakmış gibi yaptım.

 Kapıyı açtığı anda aşağıya koştum ve onu evin içine ittim.

 Sonra da kapıyı kilitledim.

 Hiç bağırmadı.

 Yerde yatıyordu ve bana bakıyordu.

 Onun üstüne çullandım ve   onu boğdum.

 Dışarı çıkarken kapının kolunu ceketimin ucuyla tuttum.

 İz bırakmamak için.

 Beni kimse görmedi.

 Filmde böyle bir şey yapılsa   hep bir iz bırakılır ve suçlu sonunda tutuklanır.

 Gerçek hayatta ise bu asla olmaz.

 Hayır.

 Filmlerde hep kurbanın parmak arasında bir saç teli   bulunup DNA testi yapılır.

 Ya da katilin ayakkabısına halının ipi yapışır.

 Ve polisler ayakkabıyı bulup oradan katile ulaşırlar.

 Ama gerçek hayatta bu hiçbir şeydir.

 Herhangi biri benim yaptığımı yapabilir   ve işine kaldığı yerden devam edebilir.

 Ya da eve dönüp yemek yapabilir.

 Ya da çocuklarını gidip yuvadan alabilir.

 Bunu bir daha yapmayacağım.

 Eğlenceli değildi.

 Bu benim günlüğüm.

 Ben her şeyi kaydederim.

 2 sene önce başladı.

 İlk kayıt.

 Fikir aniden geliverdi.

 Spontane gelişti.

 Benim davamı araştıran uzmanlara yardımcı olmak için.

 Bir tek şey kesin: Seni öldüreceğim.

 Uzun ya da kısa bir süre konuşabiliriz.

 Ama şunu unutma ki herhangi bir zamanda   bunu hiç beklemediğin bir anda, seni öldüreceğim.

 Seni öldürmeden önce seninle sevişeceğiz.

 Belki de sonra.

 Henüz karar vermedim.

 Ama önemli değil.

 Benim gelişimimi anlayabilmen için sana daha çok kayıt izlettireceğim.

 İşinde iyisin.

 Dr. Laura Galan.

 Psikiyatr.

 Beni anlayacağından eminim.

 O zamanlar ikinci kez birinin canını yakmaya niyetli değildim.

 Kayıtta söylüyorum: “Bunu bir daha yapmayacağım.

” Gerçek şu ki   o günden beri elime geçen her fırsatı değerlendiriyorum.

 Daha sonra bir video izleteceğim.

 Orada   öldürdüğüm ilk çocuğu anlatıyorum.

 Bir an geliyor ve   nasıl yaptığımı anlatıyorum.

 Ağlamaya başlıyorum.

 Deliler gibi ağlıyorum.

 Gerçekten çok ağlıyorum.

 Çok dokunaklı bir an.

 Benim için ne kadar zorlu bir şey olduğu çok iyi anlaşılıyor.

 Anlıyor musun?

 Hayır, hayır, bir şey söyleme.

 Sonra konuşuruz.

 Şimdi sana bir şey göstereceğim.

 Burada kal.

 Kıpırdama.

 Bak  Bunlar ailem ve bu da benim.

 Bu büyükannem, annem  Bu bir köpek gibi görünüyor ama değil.

 O bir kancık.

 Bu da yazları geçirdiğimiz ev.

 Normal bir çocuk gibi görünmüyor muyum?

 Zararsız.

 Bu fotoğrafı buraya kim koydu?

 Ben yapmadım.

 Ben böyle bir şey yapamam.

 Ben gayet normal bir insanım.

 Pekala, neredeyse normal.

 Şunu söylemeye çalışıyorum; ben deli değilim.

 Biliyorum, yardıma ihtiyacım var.

 Sen ne düşünüyorsun?

 Kabuk ediyorum.

 Çok rahat bir ortam içinde değilsin.

 Aslında benim senin muayenehanende olmam ve şu anda uzanmış olmam gerekirdi.

 Sen de çocukluğum hakkında notlar almalıydın.

 Ama ben biraz fevriyim.

 Düşündüm de burada baş başa, sadece ikimiz   vakit geçirirsek özel bir terapi olur.

 Sana bir şey itiraf edeyim.

 O fotoğrafı görmemiş olmanı tercih ederdim.

 Sana anlatabilirim.

 Normalde kurbanlarımı dövmem.

 Noel zamanıydı ve ben   çok duygusallaşmıştım.

 Bütün gece boyunca beni aşağıladı.

 Buna katlanamıyorum.

 O nedenle ağzını tıkadım.

 Bu beni sinirlendiriyor.

 Benim kafamı karıştırıyor, anlıyor musun?

 Sen beni aşağılamayacaksın.

 Emin misin?

 Bant seni rahatsız ediyor mu?

 Sen çok şanslısın.

 Çok az profesyonel, vakayı bu kadar yakından   ve oluş anında inceleme şansına sahiptir.

 İstediğin her şeyi yaparım ama lütfen canımı yakma.

 – Zincirleme kelime oyununu biliyor musun?

 – Ne?

 Çok basit.

 Ben bir kelime söylüyorum   sen de kelimenin son hecesiyle başlayan bir başka kelime söylüyorsun.

 Sonra ben söylüyorum, böylece devam ediyor.

 Ta ki biri hata yapana kadar.

 Tekrarlamak yasak.

 Çok ilginç bir oyun olduğunu göreceksin.

 Farkında olmadan, kelimeler arasında, çok ilginç bağlantılar olduğunu göreceksin.

 Senden tekrar rica ediyorum.

 Kim benimle kelime oyunu oynamak ister?

 Kimse benimle kelime oyunu oynamak istemiyor mu?

 – Kim benimle kelime oyunu oynamak ister?

 – Ben.

 Biraz daha istekli olmalısın.

 Başla.

 Kaybettin!

 – İlk kelime “başla”ydı, seni aptal.

 – İmdat!

 “İmdat” Kelimenin son hecesi “la”.

 Ben “başlangıç” dediğimde “imdat” diyemezsin.

 O zaman “lamad” demeliydin, ama “lamad” diye bir şey yok.

 Dikkatini topla.

 Tekrar deniyoruz.

 Ama bu defa   bir şeyine oynayacağız.

 O zaman daha heyecanlı olur.

 Neyine oynayabiliriz?

 Buldum.

 Kazanırsan seni bırakırım.

 Bu iyi, değil mi?

 Kaybedersen de bir gözünü çıkartırım.

 Çok kolay oluyor.

 Kaşığı göze sokup iyice bastırıyorsun sonra göz çıkıveriyor.

 Hayır, korkma.

 Bu seni öldürmez.

 Kanamayı durdururum.

 Laura.

 Ramon.

 – Monogami.

 – Lütfen!

 Tamam, oynayacağım.

 Monogami.

 Misafir.

 Firma.

 Masa.

 – Saha.

 – Hatıra.

 Hiç hatıram yok.

 Rabıta.

 Tahin.

 Hindi.

 Dilekçe.

 Çevirmen.

 – Mendebur.

 – Hakaret etme!

 Burcu.

 Cuma.

 Matara.

 Rahibe.

 Beka.

 Karakter.

 Karakter  Uzmanlık alanınıza giren bir kelime, doktor.

 Maalesef kaybettiniz.

 Harf hatası var.

 Be-ka.

 Be-ka.

 Değil.

 A. Sonuçta ses farkı var.

 “Ka” ile başlayan bir kelime söylemeliydin.

 Ama bunu biliyorsun, değil mi?

 Ne oldu?

 Seni sinirlendirdim mi?

 Dikkatinizi toplamanız gerekiyordu Doktor.

 Böyle bir ortamda çoğu kişi hata yapar, ama siz?

 Ben kazandım.

 – Kaşığı getireyim.

 – Bekle!

 – Neden?

 – Tekrar oynayalım.

 Hayır, sen kaybettin.

 Rövanş.

 Bana rövanş hakkı ver.

 Hayır.

 Rövanş yok.

 Ben bir cinayet işledim.

 Bunu bütün arkadaşlarım biliyor.

 Bunu kanıtlamak için bir sürü   imzalı belgeyi önünüze serebilirdim.

 Hazır sırası gelmişken; Sanırım benim kadar   çok kanıt sunabilecek pek fazla insan da bulamazsınız.

 Kanıtlarım kahvaltı masasının üstünü kaplayacak kadar.

 Tahmin edeceğiniz gibi bu söylem bana değil   Thomas de Quincey’e ait.

 Umarım benim masumiyetimi de sorgulamazsınız.

 Hepinizin bildiği gibi   de Quincey, cinayeti estetik açıdan ele almış ve   bu konuda tartışmamızı sağlamıştır.

 En ünlü yapıtında şunu sergiler  Aynen okuyorum  Eğer kişi kendini cinayet işlemeye kaptırırsa   pek yakında onun için çalmak da önemsiz hale gelir.

 Çalmaya başladıktan sonra da alkol başlar.

 Ve sonra da   bütün dikkati dağılır.

 Sonuç olarak   bütün eğitimini unutuverir ve önemli olan her şeyi sonraki günlere atar.

 Eğer bir kişi kendini kaptırıp koyuverirse   nerede durması gerektiğini bilemez.

 Bütün insanların çöküşü kimsenin dikkatini çekmeyen   ilk cinayetleri ile başlar.

 De Quincey, ahlakçı ve kışkırtıcı olmanın ötesindeydi.

 Ona göre cinayet, alternatif, şeytanca bir dünya   yaratma kudretine sahip sihirli bir günahtı.

 Bunu unutmayın.

 Ayrıca şunu da unutmayın ki   mizah, aklın gerçeklik karşısındaki   son sığınağıdır.

 Yorgun görünüyorsunuz.

 Geç oldu.

 Burada bırakalım.

 Unutmayın ödevlerinizi bekliyorum.

 Haftaya görüşürüz.

 Bay Diaz?

 Bizimle gelin.

 Eşyalarımı toplayayım.

 İyi günler.

 Umarım sizi fazla bekletmemişimdir.

 Ben komiser Espinosa.

 Öğleden sonraki derslerinizi iptal ettirdiğimiz için üzgünüm.

 Eminim öğrenciler size müteşekkirdir.

 – Üniversitede ne dersi veriyorsunuz?

 – Felsefe.

 – Ağırlıklı olarak estetik.

 – Tabii ya estetik.

 Etik ve diğer şeyler.

 Estetik.

 – Ben estetik öğretiyorum.

 – Tabii ya estetik.

 Konu hakkındaki cehaletimi mazur görün.

 Bay Diaz, neden buraya getirildiğinizi biliyor musunuz?

 Hayır.

 Belki biliyorsunuzdur, kayıp bir kadını araştırıyoruz.

 Laura Galan.

 Sanırım onu iyi tanıyordunuz.

 Rövanş.

 Bana bir rövanş ver!

 Hayır.

 Rövanş olmayacak.

 – Bu defa seni yeneceğim.

 – Beni mi yeneceksin?

 Sanmam.

 Tamam, oynayalım.

 Bu kez kaybedersen iki gözünü çıkartırım.

 – Ben kazanırsam, giderim.

 – Hayır, bu önceydi.

 – Kazanırsan onları çıkartmam.

 – Haksızlık.

 – Öyle düşünmüyorum.

 Tamam, ne yapmamı isterdin?

 – Beni bırakmanı.

 – Hayır, bu olmaz.

 Dur düşüneyim.

 Buldum.

 Kazanırsan, bir kez telefon görüşmesi yapabilirsin.

 – Kimi istersem mi?

 – Evet, kimi istersen.

 1 dakika boyunca konuşabilirsin.

 Söz veriyorum.

 Olması gerektiği gibi yapalım.

 Her şeyi kayıt edeceğim.

 Böylece kazanırsam seni aldattığımı söyleyemezsin.

 Önce bir test kaydı.

 Bunun için şunu kullanalım.

 – Yüksek sele oku.

 – Bunu dinlediğinde   ben uzaklara gitmiş olacağım.

 – Yeter.

 – Bunu dinlediğinde, ben uzaklara gitmiş olacağım.

 – Mükemmel!

 Başlayalım.

 Rehine.

 Nema.

 – Mana.

 – Nadir.

 Dirsek.

 Seksek.

 Evet  Sana bu elbiseyle çok “seksi” olduğunu söylemiş miydim?

 Seksi.

 Siğil.

 Ğil.

 – “Ğil” ile başlayan bir kelime yok.

 – Kaybettin.

 Telefon!

 – Sayılamaz.

 – Telefon!

 – Kimi arayacaksın?

 Polisi mi?

 – Hayır.

 – Ne diyeceksin?

 “İmdat!

 Beni bir psikopat kaçırdı.

” “Şu anda orada mı?

” – “Evet.

” – “Neden size telefon ettirtiyor?

” “Kelime oyununda Siğil dedim ve Ğil ile başlayan   bir kelime olmadığı için telefon etme hakkı kazandım.

” – Komik değil mi?

 – Polisi aramayacağım.

 Söz veriyorum.

 Numarayı söyle.

 3  2-5-2  0-4-9  – Neden annemi arıyorsun?

 – Kimi istersem demiştin.

 Yalan söyledim.

 Ayrıca telefon çalışmıyor.

 Faturayı ödemedim, kesik.

 Bu plastikten.

 Fırlatıp attım ve kırıldı.

 Çalışmıyor.

 – O zaman beni bırak, kazandım.

 Adi herif!

 – Hakaret etme!

 – Beni azarlamayı kes!

 Bana hakaret etme!

 – Özür dilerim.

 – Telefon edemedim, beni bırak.

 Bu adilce.

 – Bana hakaret etme.

 Adil olan bu.

 Ödeştik.

 Kaybetseydin gözlerin olmayacaktı.

 Sözlerimizde tutarlı olmalıyız.

 Gerçekle tutarlı kalmalıyız.

 Gerçek   bizi özgürleştirir.

 Hatırladın mı?

 Bacakların uyuşmuş olmalı.

 Çok yazık.

 Mükemmel bedene sahip kadın.

 Seni çok özledim.

 4 yıl önce boşanmışsınız, doğru mu?

 4 yıl oldu mu?

 Zaman akıp gidiyor.

 Dedektif Sánchez’le tanışmıştınız.

 Davayı o araştırıyor.

 Kalması sizi rahatsız etmez değil mi?

 Söylendiğine göre alt kat komşusu   Bayan Jauregui   üst kattan banyoya su aktığını fark etmiş.

 Yani Bayan Galán’ın dairesinden.

 Evin boş olduğundan   emin olunca da komşu itfaiyeye haber vermiş.

 Ev tamamıyla dağınıkmış, savaş alanına benziyormuş.

 O sırada biz devreye girdik.

 Telesekreterde bazı notlar vardı.

 Bazıları hastalarına aitti.

 Bazıları da arkadaşlarına.

 Eski karınızın yaklaşık 20 gündür kayıp olduğunu düşünüyoruz.

 Benim tüm bu olanlarla ne alakam var?

 Sizin de söylediğiniz gibi onu 4 yıldır görmüyorum.

 Bunu hiç söylemedim.

 Bunu yapan her kimse öfkeli olmalı.

 Çok öfkeli.

 Yani?

 Hastalarına sorun.

 O bir psikiyatrist.

 Hastaları arasında envai çeşit insan bulabilirsiniz.

 Cinsel fantezilerini güzel doktora anlatan   ya da sineklerin kanatlarını kopartan.

 Eski karınızın uzmanlık alanı zihinsel engelli çocuklardı.

 Zihinsel engelli bir çocuğun böyle bir şey yapabileceğini sanmam.

 Kan izlerine rastladık.

 Belki regl dönemindedir.

 – Onun kanı olduğunu nereden biliyorsunuz?

 – Onun kanı demedim.

 – Bu çok saçma, Komiser.

 Tutuklu muyum?

 – Hayır.

 Bunlar dosyalama için.

 Rutin soruşturma.

 – Biraz su ister misiniz?

 – Evet, lütfen.

 – Birazdan dönerim.

 Sizinle çok konuşacağım Bay Diaz.

 Eski karınızın   korkunç bir durumla karşı karşıya kaldığını düşünüyoruz.

 Ve siz bizim ana zanlımızsınız.

 Bu çok saçma.

 İlişkimiz biteli çok uzun zaman oldu.

 Bay Diaz, kendinizi güç kullanan biri olarak görüyor musunuz?

 Hayır, sanmıyorum.

 Yaşadığımız ortamda ortalama olduğumu söyleyebilirim.

 “Kapının arkasına saklanmıştı ve kafama vurdu.

 Bana, şaka olduğunu söyledi ama darbeleri sertti.

 Hatta bir kez bilincimi yitirdim.

” Bunlar karınızın cümleleri.

 Mahkeme önünde söylenmiş.

 Fikrimi açıklamam gerekirse bu “ortalama” değil.

 Bunu, o ve avukatı, boşanma için uydurdu.

 Böyle şeyler oluyor.

 Bu günün ne olduğunu bilmediğine bahse girerim.

 Bugün mü?

 Bugün mü?

 Bugün ayın 19’u.

 Evlilik yıl dönümümüz.

 Doğru cevap.

 Tebrik ederim, hayatım.

 Bugün 6.

 yılımız olacaktı.

 İyi bir hafıza önemlidir.

 Terapinin ilk basamağının anılar olduğunu hep söylerdin.

 İyileşmek istiyorum.

 Haydi, bana soru sor.

 – Sana yardım edemem Ramon.

 – Etmelisin.

 Seçeneğin yok.

 – Ne demek istiyorsun?

 – Mantıklı, basit.

 Beni iyileştirirsen seni öldürmem.

 10 dakika içinde kafanın içinden neler geçtiğini nasıl keşfedeyim?

 Bu çok zaman alır.

 Beni bırakırsan düzenli terapilere başlarız.

 Kimseye bir şey söylemem.

 Meslek sırrı olarak kalır.

 Bana elini ver.

 Hayır, beni bağlama.

 Masa çimentoyla sabitlendi.

 Kendini yormana gerek yok.

 Dur bir dakika.

 Tamam.

 Sormaya başla.

 Böyle bağlı durumda sana nasıl terapi yapabilirim?

 Klasik olanını.

 Mesela ilk cinsel deneyimlerimi sorabilirsin.

 Ben cevaplamaktan kaçınırım sen de ısrar edersin.

 Ve sonunda sana 4 yaşımda keşfettiğim şeyi anlatmaya ikna olurum.

 Annemi babamın traş takımıyla traş olurken gördüğümü.

 Bu bende bugüne dek yüzleşemediğim bir travmaya sebep olmuştur.

 Artık travmamı biliyorum ve iyileştim.

 Bu çok basit.

 Ramon, bu çok saçma.

 Davranışlarını   tanımlayabilmek için daha fazla detaya ihtiyacım var.

 O zaman farklı bir hipotez kullan ya da bul bir tane işte!

 – Bana bu işten anladığını göster.

 – Sana yardım edemem.

 Bu kötü.

 O zaman ben sana soru sorayım.

 Bana bunu borçlusun.

 Önce basit bir soru.

 Beni neden terk ettin?

 – Lütfen.

 – Ya da daha iyisi.

 Benimle neden evlendin?

 Bunu sana zaten herkes sordu.

 Seni tek ettim, çünkü problemlerimiz vardı.

 Cevabınız maalesef yanlış.

 En ufak bir sorun hatırlamıyorum.

 Seni tek ettim, çünkü senden tiksiniyordum.

 Şimdi mutlu musun?

 Tiksinmek mi?

 Seni neden tiksindirdim?

 Cevap ver.

 Artık yargıç benim.

 “Sürekli kafama vuruyordu.

” Bunu yırtmam gerekirdi.

 “Cinsel yaklaşımı normal değildi.

” “Normal değil” de ne demek?

 “İçime nesneler sokmak istiyordu.

 Bana tükürdü.

” Hangi hakla Laura?

 Hangi hakla?

 Utançtan yerin dibine girmen gerekirdi.

 Affedilmeyecek şeyler söyledin.

 Yargıcın önünde sürekli yalan söyledin.

 O uyduruk sükunetinle.

 Arada sırada gözünden akan yaşlarla bezeli.

 Hırpalanmış eşi çok güzel oynadın.

 Bir defasında, hava karlı olmasına rağmen arabadan çıplak inmek zorunda kaldım.

 Yalan!

 Hepsi yalan!

 – İkimiz de çok konuştuk.

 – Hayır.

 Sen konuşmayı hiç bırakmadın.

 Dostça ayrılmadık ama daha beterleri de var.

 Sürekli aynı konuyu konuşmak iyi değil.

 Sana kızgın değilim.

 Ama ben kızgınım.

 Ve tüm öfkemi sana   güzel bir paket içinde sunmak için kabarttım.

 – Bırak beni.

 Önce, yargıca söylediğin her kelimenin yalan olduğunu itiraf edeceksin.

 – Yani burada yazan her şey yanlış.

 – Size söylemiştim.

 Bunu onlar uydurdu.

 Öyle ki sonunda evi bile aldı.

 Size çok zarar vermiş biri.

 Bu ne tesadüf, değil mi?

 Sigarayı ne zaman bıraktınız?

 2 hafta önce mi?

 6 mı?

 Sigara ister misiniz?

 Paketi alın.

 Ama gerginliğinizi bana yöneltmeyin.

 Öfkeleniyorsanız gidip biraz nikotin alın.

 Beyler, lütfen sakin olun!

 Sayın komiser, siz de biliyorsunuz ki üstüme   yıkmaya çalıştığınız olayda tamamen suçsuzum.

 Elinizde kanıt yok.

 İzin verirseniz özel bir sorum olacak.

 Düşmanlarınız var mı?

 Bana kızgın olan öğrencilerim, eski karım ve   şu sizin asistanınız harici kimse olduğunu sanmam.

 İsimsiz biri tarafından çok önemli   ve kesinlik içeren kanıtlar gönderildi.

 – Yani?

 – Tüm kanıtlar olayla bağlantılı olduğunuzu gösteriyor.

 – Size inanmıyorum.

 – Peki, size bu fotoğrafta döverek öldürülmüş   bir kadın cesedi olduğunu söylesem   bana inanır mısınız?

 Laboratuar sonuçlarına göre   birinin, muhtemelen fotoğrafçı, parmak izlerine rastlanmış.

 – Göz atmak ister misiniz?

 – Lütfen!

 – Yazık.

 Bunu yapan kişi gerçekten hastalıklı biri olmalı.

 Bunu sen mi yaptın?

 Evet.

 Neden?

 Neden?

 Neden?

 Nereden bileyim?

 Bunu bana sizin söylemeniz gerek doktor bayan.

 Buraya kadar nasıl gelebildi?

 Hiç kolay değildi, inan.

 Yaptığın şeyin doğru olmadığını bilmiyor musun?

 Elbette biliyorum.

 Ne zannediyorsun, ben aptal mıyım?

 Seni yakalarlarsa psikolojik hastalığın nedeniyle   özel bakıma almaları için dua etmelisin.

 Ben deli değilim, Laura.

 Bunu sen de biliyorsun.

 – Çok insan öldürdün mü?

 – Evet.

 Tam olarak 18.

 – Seninle 19.

 – Beni saymana gerek yok.

 Matematiksel açıdan, haklısın.

 Ama bir rakamın ne anlamı var ki?

 1, 18, 100  Burada önemli olan şey öldürebiliyor olunması.

 Bu aslında imkansız ya da en azından çok zor olmalıydı.

 – Ama aslında çok kolay.

 – Kolay mı?

 Birçoğu için imkansız.

 Hiç denemedikleri için.

 Neden deneyelim ki?

 Bu şarap tatmak gibi değil.

 Öldürmek  Bunu deneyemezsin Ramon!

 Öyle mi?

 Buna ne zaman başladın?

 – Boşanmadan önce mi sonra mı?

 – Sonra.

 Bu benim için büyük bir planın parçası.

 Ama yakında bitecek, çünkü   yoruldum.

 Birkaç aydır polis bir seri katilin peşinde.

 Önceleri ipuçları arasında bağ kuramamışlardı ama   artık çember daralıyor ve   bu iş benim için giderek zorlaşıyor.

 – Yakalanmam an meselesi.

 – Peki cesetler?

 – Burada mı?

 Zeminin altında mı?

 – Hepsi değil.

 Birkaç tane.

 Hepsi buraya sığmazdı.

 Sen tam şu anda çok   güzel bir kızın üstünde duruyorsun.

 17 yaşındaydı.

 Dişleri çok çirkindi.

 Hepsini çıkarttım.

 Ve burada da benim ikinci yaşlı kadınım var.

 Ona hiçbir şey yapamadan kalp krizinden öldü.

 Yazık oldu.

 Aslında bir kısmı burada, hepsi değil.

 Geri kalanı sönmemiş kireç dolu bir depoda.

 Onları oraya koyuyorsun   ve yavaş yavaş çözülüyorlar.

 Ne hissediyorsun?

 Hiçbir şey.

 – Bay Diaz.

 – Komiser, size önceden de söyledim  Bu kadın Laura değil.

 Bunu ben çekmedim.

 Bu olayla hiç alakam yok.

 Bakın, bu lanet bir tuzaktan başka bir şey değil.

 – Biz sadece gerçeği araştırıyoruz.

 – Elbette.

 Bu arada teoriyle uyumsuz olursa gerçek için kötü oluyor.

 Öyle değil mi?

 En azından Hegel böyle söylüyor.

 – Elbette, Hegel.

 – Evet.

 Bu isimle aslında felsefeyle uğraşmalıymışsınız.

 Komiser Spinoza.

 Bir gerçekçi olurdunuz.

 Neden benim adımla da oynamıyorsunuz?

 Onun öldürüldüğünü biliyor muydunuz?

 Spinoza, filozof.

 Zehirlendiği düşünülüyor.

 Faili asla bulunamamış.

 Evet, tabii.

 Ama günümüzde elimizde birçok imkan var.

 Yüksek teknolojiyle çalışıyoruz ve hiçbir masraftan kaçınmıyoruz.

 – Onu öldürdüm.

 – Bu da ne?

 – Oturun ve dinleyin.

 Bunda beni hayrete düşüren   hiç vicdan azabı çekmiyor olmam.

 Hiç suçluluk duygusu yok, hiçbir şey.

 Heyecanlı bile değilim.

 Onu boğdum.

 Suratı kızardı   ama dili dışarı çıkmadı.

 Bu kayıtla oynanmış.

 Bu mümkün.

 Bu bir amatör video kaydının kopyası.

 Ama her halükarda görüntüdeki kişi sizsiniz.

 – Değil mi?

 – Onu evinde öldürdüm.

 Beni kimse görmedi.

 Filmde böyle bir şey yapılsa   hep bir iz bırakılır ve suçlu sonunda tutuklanır.

 Gerçek hayatta ise   bu asla olmaz.

 Hayır.

 Herkes benim yaptığımı yapabilir ve sonra  Tuvalete gitmem gerekiyor.

 Tabii ki.

  ya da çocuklarını gidip yuvadan alabilir.

 – Neden onu hemen tutuklamıyoruz?

 – Onu resmi olarak suçlarsak   kanunlar onu korumaya başlar.

 Onun yararına olur.

 Onun sıkışmış halini kullanmamız gerek.

 Kendini sadece zanlı olarak   algılarsa kendini aklamak için her şeyi yapar.

 Konuşur.

 Ve bir yerde hata yapar.

 Beklememiz gerek.

 Kurbanlarınla cinsel ilişkin oldu mu?

 Bununla neyi kast ediyorsun?

 Herhangi bir şey.

 Onları soydun mu?

 Ya da onlara dokundun mu?

 Ya da öfkeni onların içine kustun mu?

 Anlamıyorum.

 – Cinsel organlarına ya da göğüslerine zarar verdin mi?

 – Evet.

 Özellikle organları değil.

 Genelde yüzleriyle başlarım.

 Gözlerle.

 Neredeyse tüm psikopatlar bunu yapar.

 Onların yüzlerini yok ederek kişiliklerini silerler.

 Çoğu da kurbanlarının ona bakışından rahatsız olur.

 Onları öldürürken beni seyretmeleri umurumda olmaz.

 Bilirsin, ben pek utangaç değilimdir.

 Buna bir itirazınız yok değil mi?

 Zamanımız var.

 Laura.

 Uzun zamandır onunla konuşmaya çalışıyorum.

 Telefonu açmıyor ve mektuplarıma cevap vermiyor.

 Sonunda yaptım.

 Tam olarak neyi yaptınız?

 Onu kaçırdım denebilir.

 Anlıyorum.

 Peki, bunu ne amaçla yaptınız?

 Sadece benimle kelime türetme oyunu oynamasını istiyordum.

 – Bu duyduğum en saçma şey.

 – Pislik!

 – Adi herif!

 – Dedektif!

 Bay Diaz bize bu kelime oyunun nasıl oynandığını anlatıyordu.

 İlk oyunu kaybetti.

 “Domuz yağı” ya da “Domuz pisliği” gibi bir şey söylemeliydi.

 “Domuz”la başlayan bir şey.

 – Bana vurmak için iyi bir fırsatı kaçırdın.

 – Artık yeter!

 Nerede kalmıştık?

 Kaçıma olayında.

 Çok kolay oldu.

 Laura alışkanlıklarına sadık biri.

 – Efendim?

 – Sadece uygun zamanı kollamam yeterliydi.

 Beni gördüğüne çok şaşırdı.

 – Kaba kuvvet kullandınız mı?

 – Hiçbir şekilde.

 Ona bir kraliçe gibi davrandım.

 Arabaya birlikte binmek konusunda ikna etmem uzun zaman aldı.

 Ona annemin ölüm döşeğinde olduğu yalanını söyledim.

 Onunla vedalaşmak istediğimi söyledim.

 O buna inandı mı?

 Evet, inandı.

 İyi anlaşırlar.

 Eskiden demek istedim.

 – O şimdi ölü.

 – Anneniz mi?

 15 gün oldu.

 Kalbi  Üzgünüz.

 Bunu bilmiyorduk.

 Elbette.

 – Nerede kalmıştık?

 – İkiniz de arabadaydınız.

 Yol boyunca neredeyse hiç konuşmadık.

 Annemin evine gidiyorduk.

 Benim evime.

 Vardığımızda gece olmuştu.

 Annem çoktan yatmıştı.

 Evde ışık yoktu.

 Laura, hemen ters bir şeylerin olduğunu anladı.

 Belki garip gelecek ama hiç direnmedi.

 – Onu tehdit ettiniz mi?

 – Söylemiştim, gerek yoktu.

 Herhalde boşanmada söylediği şeylere inanıyordu.

 Hatta korkuyordu.

 Onu bodruma indirdim ve bir sandalyeye bağladım.

 Ona videoyu gösterdim ve   onu öldüreceğimi söyledim.

 Sizi tutuklamamız gerek Bay Diaz.

 Avukat çağırabilirsiniz.

 Ona daha vakit var.

 Kayıt devam ediyor mu?

 Çok iyi.

 Size henüz en iyisini anlatmadım.

 – Seni hala çok beğeniyorum.

 – Bana bir video daha göster.

 – Sana yardımı olur mu?

 – Evet.

 Hangisini istersin?

 Fark etmez, hangisini istersen.

 – Belki de şu en son kurbanın.

 – Taksi şoförü.

 1 ay önce.

 Ondan önceki de bir çocuk.

 Onu görmek ister misin?

 – Çocuk mu?

 – Evet.

 Yaklaşık 3 ay oldu.

 Döndükten hemen sonra kaydettim.

 19 Haziran 1999.

 Bugün 17 numarayı öldürdüm.

 Varoşlardan bir genç.

 Yaklaşık 12 yaşlarındaydı.

 Onu tarlada buldum.

 Yanıma çağırdım.

 Yanıma geldiğinde de   ona vurdum.

 Bilincini kaybetmedi.

 Ama bana sorun çıkartacak bir şey de yapmadı.

 Önce ellerini bağladım.

 Sonra ağzını bantladım ve   burnunu mandalla tıkadım.

 Bir anda golden elma gibi kızardı.

 Sonra 20’den geriye doğru saymaya başladım.

 11’e geldiğimde gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi   ve 3’te yere yığıldı.

 Onu bagaja attım ve arabayı otobanda bıraktım.

 Otobandaki hurdalığa bıraktığım ilk ceset.

 Sonraki kurban bir taksici.

 Soygun gibi görünecek.

 Ondan sonra da sıra Laura’da.

 Ama onunla çok dikkatli olmalı   ve özel olarak ilgilenmeliyim.

 Çünkü ilk şüphelenecekleri kişi ben olacağım.

 – Bunu nasıl buldun?

 – Sen   cesedi otobandaki bir hurdalığa mı bıraktın?

 – O otobanda hurdalık yok.

 – Olabilir.

 Videoyu çabucak yapmak istiyordum.

 Videoda “otobandaki hurdalığa bıraktım” diyorsun.

 Olabilir.

 Senin için bir sürprizim var.

 Burada bekle.

 Hatırlıyor musun?

 Eskiden olduğu gibi doktor hanım.

 Bedeninde korkunun kokusunu duymayı seviyorum.

 Bu beni azdırıyor.

 – Videodaki gömleğin aynısını giyiyorsun.

 – Yani?

 Yakanın aynı yerinde leke var.

 – 3 ay sonrasında.

 – Katran lekesi çıkmıyor.

 – Sen asla kirli bir gömlek giymezsin.

 – Bu gömlek özel.

 Ve golden elma da kırmızı değil, yeşildir.

 Adi herif!

 – Ayağımı kırdın!

 – Adi herif!

 Demek bir çocuğun ağzını   bantlayıp, geri sayım yaptın.

 Seni tanıyorum.

 Ve şunu söylemeliyim ki çok beceriklisin.

 Bu videoyu bugün kaydetmişsin, 3 ay önce değil.

 Bu gömleği seviyorum.

 Ve birini öldürürken hep bunu giyiyorum.

 – İlk videoda üstünde bu yoktu.

 – Çünkü o ilkti.

 Diğerlerinde hep giydim.

 Bunlarının hepsi sence bir şaka mı?

 Ben de sönmemiş kireç dolu depoya inandım.

 – Sana gösteririm.

 – Oyun oynamayı bırak.

 Sen bunu   kendin inşa edip maymun kemikleriyle doldurabilecek birisin.

 Taksici 18 numara, Laura 19.

 Niye daha önce akıl edemedim ki?

 Bravo!

 Önünde şapka çıkartıyorum.

 Seni şikayet edeceğim.

 Beni kaçırdın.

 – Bu yüzden hapse gireceksin.

 – Çok iyi bir gözlemcisin.

 Her zaman öyleydin.

 Yazık, senin için birkaç sürprizim daha vardı.

 Gömleğin yakasındaki lekeyi fark etmen  – Kapıyı aç!

 – Gömlek konusunda haklıydı.

 Son kayıtları o sabah yapmıştım.

 Vakit yoktu.

 Bunların hepsini uydurduğunuzu mu söylüyorsunuz?

 Haftalardır bunu planlıyordum.

 Saatlerce   uğraşıp yeni senaryolar uydurdum ve kaydettim.

 Seri katiller ve psikopatlar hakkında birçok kitap okudum.

 Ama buna değdi.

 Sadece intikam almak istemiştim.

 Kapıyı aç!

 Kaybedersen iki gözünü birden çıkartırım.

 Aslında bunu söylemem gerek ama   çok başarılı bir oyundu.

 – Çok başarılı değil mi?

 – Ramon!

 – Bırak şu saçma oyunu ve kapıyı aç.

 – Hayır.

 Henüz yalan söylediğini itiraf etmedin.

 Her yerde mikrofon mu saklı?

 Hepsini kaydetmek ne işime yarar ki?

 Hiçbir hakim zorla söyletilen itirafı kabul etmez.

 Bu sadece şahsi tatmin için.

 Seni kaçırdım, bağladım, bantladım ve hatta vurdum.

 Artık başı dertte olan benim.

 Sadece yalan söylediğini itiraf etmeni istiyorum.

 Hepsi bu.

 Tamam, yalan söyledim.

 Evet, bunu itiraf ediyorum.

 İtiraf mı ediyorsun?

 – Bunu neden daha önce söylemedin?

 – Senin psikopat olduğunu sanıyordum.

 Sana gerçeği söylesem beni öldürürdün.

 – Hepsini uydurdun.

 – Boşanmada insanlar yalan söyler, Ramon.

 Payıma düşeni almak istiyordum.

 Beni canavarlaşan bir ucube gibi gösterdin.

 Annem 3 ay boyunca ağladı.

 Ramon  Artık canımı sıkmaya başlıyorsun.

 Artık buradan çıkmak istiyorum.

 İzin verirsen.

 Yaptıklarına pişman olmadan buradan gidemezsin.

 Peki, pişmanım.

 Yeterli mi?

 Kahretsin!

 Daha ne yapmam gerek?

 Seninle sevişmek istiyorum.

 Ne istiyorsun?

 Yani   masanın üstünde yaramazlık mı yapacağız?

 Kendini becer.

 Seni hala beğeniyorum.

 Sen iğrenç ve tiksindiricisin.

 Bunların hepsini senin için yaptım.

 Sadece senin için.

 Tüm bu saçmalığı.

 Kendini eskisi gibi hissetmeni istedim.

 Birlikte olduğumuz zamanlardaki gibi.

 Her gün bir sürpriz.

 Hatırlıyor musun?

 Bana anahtarı ver adi herif!

 Gerçekten her şeyi sadece senin için düşündüğümü mü sanıyorsun?

 O kızın fotoğrafını nereden buldum sence?

 Bu masanın üstünde yatıyordu.

 Polaroid fotoğraf o.

 Üzerinde oynama yapılamaz.

 Aslında itiraf etmeliyim ki 18 kişiyi öldürmedim.

 Sadece 2.

 Bu ve bir tane daha.

 Yalan söylüyorsun.

 Yaklaşma!

 Gözlerini oyacağım.

 Tabii ki de yalandı, aptal!

 Sence ben böyle bir şey yapabilir miyim?

 Sanırım beni tanımıyorsun.

 O bir fotomodel.

 Bunu bir daha asla yapma.

 Kendime engel olamadım.

 Yine tuzağa düşmüştün.

 İyi bir makyöz ayarladım.

 Çok başarılıydı.

 Hepsi makyaj.

 Glukoz, lateks  Araştırabilirsiniz.

 Devam edin!

 – Beni bırak!

 – Hayır.

 Seninle sevişmek istiyorum.

 Şimdi.

 Sen delisin.

 Bu kelime oyununda bahse girilecek bir şey.

 Bence adilce.

 – Bu sadece bir şakaydı.

 – Benim için değil.

 Böyle bir şey oyuna gelmez Ramon.

 Her şey için oyun oynanabilir.

 Her şey için.

 – Kazanırsam beni bırakacak mısın?

 – Ben kazanırsam?

 İstediğini alırsın.

 Kurallar basit.

 1.

 Tekrar yok.

 2.

 Gerçek kelime olmalı.

 3.

 Zaman kısıtlaması var.

 En fazla 20 saniye.

 Anlaştık mı?

 Anlaştık.

 Ben başlarım.

 Kevaşe!

 Şebek!

 Bekleten.

 – Tenha.

 – Haraşo.

 Şorolo!

 Lolo.

 Loğusa.

 Salak.

 Laklak.

 Laklaka.

 Kasa.

 Saman.

 Mankafa.

 Fahişe!

 Senin gibi.

 Fahişe.

 Şerefli bir kocası olmadığı için yapıyordur belki.

 Şerefli.

 Limit.

 “Mit” ile başlayan kelime yok.

 Evet, var.

 Zor olduğunu kabul ediyorum ama var.

 – Zamanın doldu, hayatım.

 – Bir dakika!

 Bitti!

 Eminim bir tane bulabilirim.

 Mitralyöz, “mit”le başlar.

 Başka da var.

 Mitral.

 Kalpte sol kulakçık ile sol karıncık arasında kanın akışını düzenleyen kapak.

 Kaybettin.

 İyi.

 Şu işi hemen bitirelim.

 Ve yaptınız mı, öylece?

 Oyunun kuralı bu.

 Buna inanamıyorum.

 Laura’nın ne kadar özel olduğunu asla bilemezsiniz.

 Bu çok delice.

 Öyle bakarsak durum çok garip.

 Evet?

 Kalktı mı?

 Hayır mı?

 Hiç mi?

 Senin için endişelenmeye başlıyorum.

 Belki de bacaklarımı açmasam olur   ya da saçlarımı erkek gibi kısa kestirsem.

 Bu da ne demek oluyor?

 Ne mi demek?

 Seni geçekte neden terk ettiğimi bilmek ister misin?

 Mahkemede neden yalan söyledim?

 – Gerçeği söylemek zorunda kalmamak için.

 – Neden bahsediyorsun?

 Senin oğlanlarla yattığını biliyorum.

 Kendi öğrencilerinle.

 Sen delisin.

 Bunu keşfedemeyeceğimi düşünüyordun.

 Ama buldum.

 – Bana bunu söylemedin.

 – Ne diyecektim  “Ünlü filozof, kocam, artık oğlanlarla yatıyor” mu?

 Hayır.

 Bunu yapamazdım.

 – Tüm kariyerini mahvetmiş olurdum.

 – Sen ne diyorsun?

 – Bu gerçek değil.

 – İnkar et.

 – Yapabildiğin tek şey bu.

 – Nereden duydun?

 Bana bu fikre nasıl vardığını anlat.

 Annenden Ramon.

 Annenden.

 Ne?

 – Ona ne kadar teşekkür etsem az.

 – Bu olamaz.

 Ona sor.

 Haydi, yanına gidelim.

 Elbette yanına gideceğiz, hem de hemen.

 – İyi denemeydi!

 – Annendi Ramon.

 Lara, lütfen!

 Sana o kadar aşıktım ki seni aldatmama imkan yoktu.

 Hele de erkeklerle.

 Bunu sen de iyi biliyorsun.

 – Annemin böyle bir şey söylediğine inanmıyorum.

 – Tüm detaylarıyla  Annem  Babamın ölümünden sonra beni sürekli yanına çağırıp ne kadar yalnız   olduğunu söylüyordu.

 Korkuyormuş.

 Hatırladın mı?

 Bizimle yaşamak istiyordu.

 – Ama sen istemiyordun.

 – Çünkü sen istemiyordun.

 Herhalde senin beni terk etmen ve onun yanına taşınmam için uydurdu.

 Aramızda sorunlar başladığında aniden iyileşivermişti.

 Hatırladın mı?

 – Bir anne bunu nasıl yapar?

 – Annemi tanımıyorsun.

 İkimizden de daha delidir.

 Öğrencilerim  Aman Tanrım!

 – Buna nasıl inanabildin?

 – Seni biriyle basmış.

 – Kendi yatağında.

 – Yeter.

 Anlatırken deliler gibi ağlıyordu.

 Böyle yalan söylemek imkansız.

 Her şeyi uydurmuş Laura.

 Babamı da deliye çevirmişti.

 Ağzını her açtığında yalan söylüyordu.

 Boşanmamız gerektiğini söyledi değil mi?

 Bu çok saçma, olamaz.

 Avukatım, her yerde sürekli anlatmamı söyledi.

 Herkes inanana kadar.

 Hatta sen bile.

 Peki, şimdi nerede o?

 Bunu tahmin edemiyor musunuz?

 Hayır, hiçbir fikrim yok.

 Muhtemelen buralardan çok uzakta.

 Ve benimle dalga geçiyor.

 Yoksa bizimle mi demem gerekir?

 Bunu anlamıyorsunuz değil mi?

 Oyun henüz bitmedi.

 Ve kazanmasına ramak kaldı.

 Komiser, bir dakika gelebilir misiniz?

 Makyözle konuştuk.

 Fotoğraftaki kadın gerçekten modelmiş.

 Saçmalık!

 Sakin olun dedektif.

 Buna inanmıyorum.

 Bu herif yalan söylüyor.

 Buna eminim.

 En azından denememe izin verin.

 Sadece arama iznimiz yok diye onu elimizden kaçıralım mı?

 – Her hakim bunu hoş görür.

 – Elimizde ceset yok.

 Ceset yoksa suç da yok.

 Yani   onu bırakmamız gerek.

 – Biliyorum.

 Lanet olası.

 – Elimizden kaçacak.

 – Henüz bir avukat bile çağırmadı.

 Bize meydan okuyor.

 1 saat dedektif.

 Size sadece 1 saat veriyorum.

 Fazlası yok.

 Tamam, Bay Diaz.

 Oynayacağız.

 Artık gidebilir miyim?

 Hayır, gidemezsiniz.

 Verdiğiniz ifade gayet açık.

 İyi bir konuşmacı olduğunuz belli.

 Sorun şu ki eski karınız hala kayıp.

 Eğer yanılmıyorsam ve hafızam bana oyun oynamıyorsa   izlediğimiz videoda bir cinayet işlediğinizi söylüyorsunuz.

 Ve diğer taraftan karınızın yaşadığına dair bir kanıt yok.

 – Ama bu çok saçma!

 – Evet.

 Saçma ve olmaması gereken.

 O kadar saçma ki neredeyse inandırıcı.

 Kahretsin!

 Bu herif hiç de düzenli değil.

 Kanıtları büyük bir ustalıkla çarpıttınız.

 Ama bu konuda sizi tebrik etmem yersiz.

 Bunların hepsinin uydurma olduğunu kanıtlamanız zor olacak.

 Ben masumum!

 Eski karıma bir şaka yaptım diye tutuklanamam.

 Sizi, sadece zamanımı çaldığınız için bile tutuklayabilirim.

 – Ama önümüzdeki dava daha önemli.

 – Bana inanmalısınız!

 Daha önce ne demiştiniz?

 Gerçekçi mi?

 Olabilir.

 Hatta en iyilerinden biri.

 Size son kez soruyorum.

 Eski karınız hangi cehennemde?

 Yemin ederim bilmiyorum.

 Ben de yemin ederim ki bunu söylemeden sizi rahat bırakmayacağım.

 – Laura, tahmin ettiğinizden de deli.

 – Size göre herkes deli.

 – Laura, anneniz  – Annemi konu dışında tutun.

 Gidelim!

 Burada bir şey yok.

 Komiser, Sanchez telefonda.

 Önemliymiş.

 – Efendim?

 – Komiser  Eğer bunu duyuyorsan seni erken bırakmışlar demektir.

 Bunu çok iyi becerdiğini de kabul etmem gerek.

 Gerçekten ayağımın altında cesetlerin yattığına inanmıştım.

 Bu hale nasıl gelebildi?

 Sen delisin.

 Seni yakaladıklarında psikolojik hastalığın   nedeniyle özel bakıma almaları için dua etmelisin.

 Bu yüzden hapse gireceksin.

 Artık sıkılmaya başlıyorum.

 Buralardan gideceğim, uzaklara.

 Beni bir daha asla görmeyeceksin.

 Ben kazandım adi herif!

 Sen kaybettin.

 Kendini becer.

 Sana bir şey itiraf etmeliyim.

 Bunlar uydurma değil, gerçek.

 Aslında hem gerçek hem de değil.

 Boşanma davası beni değiştirdi.

 Dünyayı anlayamıyordum.

 İstediğim tek şey seni ölmüş görmekti.

 Seni öldürseydim, beni suçlarlardı.

 O nedenle seri cinayetler işini tasarladım.

 19.

 cinayet.

 Sen sadece artı bir olacaktın.

 Muhtemelen ifademi alırlar.

 Ama bir kişiye ulaşmak için   18 kişi öldürdüğüme kim inanır ki?

 Sana garip gelebilir ama bence iyi bir fikir.

 Yeter!

 Sence gömlek sadece bir tesadüf mü?

 Sence ben otobanın kenarında hurdalık olmadığını   bilmiyor muyum?

 Tabii ki biliyorum.

 Senin bunu fark edeceğini de biliyordum.

 Kedi – Fare oyunu oynadık.

 İkimiz de ileri gittik ve bu çok hoşuma gitti.

 Ama artık oyunun dönüm noktasına geldik.

 Eğlenceli değil ama son nokta zaten belirlenmişti.

 Ramon, lütfen beni bırak.

 5  4  3  2  1  Sıfır!

 Gerçekten korktun değil mi?

 Çok komik olduğunu düşünüyorsun değil mi?

 Asla doymuyorsun.

 Kapı kilitli!

 Kapı!

 Kamerayla ne yaptığını bana söyler misin?

 Herhangi bir öğrencim değildi hayatım.

 O dönemdeki en iyi öğrenciydi.

 Bu küçük bir fark değil.

 Bana ne kadar yaklaştıklarını tahmin bile edemezsin.

 Yakındılar.

 Çok yakın.

 Telefonun kaynağını araştırdık.

 Bayan Galan’ın cebindenmiş.

 Herhangi bir öğrencim değildi, hayatım.

 O dönemdeki en iyi öğrenciydi.

 Bu küçük bir fark değil.

 Hayır.

 Şimdi olacaklar eşler arasında özele girer.

||