Melancholia, Melankoli, Melancolia

Yönetmen: Lars von Trier

IMDB Puanı: 7.3

Filmin Türü: Dram, Bilim Kurgu

Yapım Yılı: 2011

Gösterim Tarih: 13 Ocak 2012

Senaryo yazarı: Lars von Trier

Ülke: Danimarka, İsveç, Fransa, Almanya

Filmin Süresi: 136 Dakika

Oyuncu Kadrosu: Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, Alexander Skarsgard , Brady Corbet, Cameron Spurr, Charlotte Rampling, Jesper Christensen, John Hurt, Stellan Skarsgard, Udo Kier, Kiefer Sutherland, James Cagnard, Deborah Fronko, Charlotta Miller, Claire Miller, Gary Whitaker, Katrine Sahlstrom, Christian Geisnæs

Özet:

Yeni evlenen çift Justin ve Micheal evliliklerini Justine’nin ablası Claire’nın malikanesinde, görkemli bir davet ile kutlarlar. Fakat bu iki kız kardeş yapı itibariyle birbirlerine ters karakterdedirler. Justine depresyona, drama ve melankoliye yakın ve yatkın bir kadınken, Claire kız kardeşine göre daha normal olan taraftır. Justine’nin düğün gününde ise ailede herkesin kendine has arızları bir bir ortaya çıkmaya başlar. Tam da bu kutlama esnasında Melankolia adlı bir gezegen, şimdiye kadar güneşin arkasında saklı kaldığı yörüngeden çıkarak dünyaya doğru gelmektedir. Şimdi herkesin kıyameti kendisine göredir…

Melancholia kararsızlığı, korkuyu ve karamsarlığı ele alan bir yapım kaldı ki işlediği karamsarlık yönü filminde temel atmosferi. Hal böyle olunca karşılaştığımız karakter psikolojileri süpriz olmuyor…

Filmini “Bu bir düğün, melankoli ve psikolojik bir felaket filmi.” sözleriyle nitelendiren sıradışı yönetmen Lars Von Trier’in son işi olan Melankolia’nın başrollerini Cannes’da bu filmdeki oyunculuğu ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan Kirsten Dunst ve yönetmenin bir önceki filmi Anti Christ (Deccal)’te de beraber çalıştığı Charlotte Gainsbourg üstleniyor. Senaryosu da Lars von Trier’e ait olan filmin eleştirmen notu ise, Cannes’da yarattığı tartışmaya rağmen oldukça yüksek…

Lars von Trier’in Malancholia hakkındaki bir röportajında “Filmin konusunun ne olduğunu söyleyebilirim ama nasıl ve niye yaptığımı söyleyemem. Böylece oturup filme kadar komplo teorileri kuracaksınız. Bir planım var ve bu planı asla anlamayacaksınız” demiştir… Konusu hakkında ise yönetmen şunları söylemiştir; “Bir düğün ve melankoli var. İki kız kardeş hakkında psikolojik bir felaket filmi. Melankolik kardeş, kaya gibi sakin, karanlık dünyasına baktığınızda kaderi bekler gibi davranıyor. Diğer kız kardeş ise giderek artan paniğine yenik düşüyor…”

Trier, filmine “Melankoli” ismini verip bu ismi bir gezegen adı olmaktan daha öteye taşımaya, hatta bu ifadeyi filmin tüm duygusal tarafını edinmeye çalıştığı bir “depresyon hırkası” haline getirmeye çalışmaktadır…

Film Metni

Melankoli BİRİNCİ KISIM

JUSTINE

Bayım Biraz daha geri gelebilirsiniz isterseniz.

 Biraz daha boşluk bırakmanız gerek sanırım.

 Seni duyduğunu sanmıyorum.

 Bayım, beni duyabiliyor musunuz?

 Duyuyor musun, denizci?

 Farklı bir eyaletten geldi galiba, ondan anlamıyor.

 1,5 metrelik yol kalmış.

 Duruyor bir de.

 1,5 metre kalmış yahu.

 İyi, iyi.

 Dur, dur, dur! Dur, dur, dur! Az kaldı.

 Biraz daha gidebilir galiba.

 Hayır, hayır.

 Olmadı, yapamıyor.

 – Dikkatli olun lütfen.

 Benim arabam değil.

 – Olacağım.

 Söz veriyorum.

 Sola doğru dönün lütfen.

 Orada durun, efendim.

 Düz devam edin, efendim.

 Tamam.

 İyi gidiyorum, değil mi?

 Bakmıyorsun bile.

 İyi gitmediğini görebiliyorum.

 Çok tecrübeli bir şoförümdür ben.

 – O kısmı epey yaklaşmış durumda.

 – Öyle mi?

 Daha fazla ilerleme sakın.

 Düz devam et.

 Nasıl geri vitese alacağım?

 Ne?

 Bu taraftan mı?

 Çekilin yoldan.

 Devam et.

 Pardon.

 Biliyorum.

 Çok üzgünüz.

 Ne kadar geç kaldığınızı belirtmeme gerek yok sanırım.

 Özür dileriz.

 Çok üzgünüz gerçekten.

 Selam.

 Merhaba, Claire.

 Çok üzgünüz.

 Merhaba.

 Daha küçük bir şeyle gelmeliydik.

 Limuzin kiralamak gibi dâhice bir fikir senden çıkmıştı.

 Bu benim isteğim değildi.

 Buna rağmen tüm haftamı yeryüzündeki en gerzek adamla geçirdim.

 Yeryüzündeki en pahalı düğün organizatörü olması da cabası.

 Bunu istiyorsun, değil mi?

 Evet, tabii ki.

 İki saat önce şunu yapmanız gerekiyordu.

 Tamam.

 Hadi gidelim.

 Ne yıldızı bu?

 Bilmem.

 John, sen yıldızlar konusunda uzmansın, değil mi?

 – Yok canım.

 – Bırak şimdi.

 Hangisine bakıyorsun?

 Kırmızı olana.

 Onu görebildiğine çok şaşırdım.

 Antares o.

 Akrep Takımyıldızı’nın baş yıldızı.

 Justine Ahıra gidip Abraham’a selam verelim.

 – Olmaz.

 – Olur.

 Abraham kim?

 Abraham.

 Bak, evlendim ben.

 Michael kocam oldu artık.

 Birbirinizi seveceğinizden eminim.

 Memnun oldum.

 Onun tek gözdesiyim.

 Sadece ben binebiliyorum ona.

 Hiç de değil.

 Ne?

 Ara sıra ben de biniyorum.

 Görüşürüz.

 Daha fazla sessiz kalamayacağım.

 Konuklar iki saatten fazladır bekliyor.

 Farkındayım.

 Sabrım taştı artık.

 Steinman ve Marko ailelerinin törenine hoş geldiniz.

 – Teşekkür ederiz.

 – Sağ olun, kâhya.

 Rica etsem düğünün fasulye piyangosuna iştirak eder misiniz?

 Elbette.

 Şişedeki toplam fasulye sayısı için bir tahminde bulunur musunuz lütfen?

 Tabii.

 2 milyon 6 fasulye.

 2 milyon 6 fasulye.

 Karınız adına da bir tahminde bulunabilir misiniz?

 Buna cesaret edemem.

 Gerçekten.

 Pekâlâ, hanımefendinin tahmin hakkını açık bırakalım o zaman.

 Sonunda geldik.

 Merhaba, anne.

 Gelinliğine bayıldım.

 Tebrik ederim, Çelikkıran teyze.

 Sağ ol, Leo.

 – Nedir bu?

 – Kama.

 Bir tanem.

 Gel tanıştırayım seni.

 Bu Betty.

 Bu da Betty.

 Betty ve Betty, bu da kızım Justine.

 Merhaba, memnun oldum.

 – Herkese bir selam vereyim.

 – Tabii, tabii.

 Bayanlar ve baylar.

 Bunun için uzun süre bekledik.

 Kadehlerimizi gelin ve damada kaldıralım.

 Justine ve Michael’a.

 Tepsi soldan sağa gitmeli.

 Soldan sağa gidecekmiş.

 Justine, konuşma yapmak istemiyorum.

 Neden?

 Lütfen ama.

 Ne yapıyorsun?

 Görürsünüz şimdi.

 Affedersiniz.

 Yanımda oturan iki hanıma da kaşık verilmemiş.

 Getirirseniz çok sevinirim.

 İzninizle.

 Çok fenasın.

 Garson bey.

 Justine, benim yerime babana sertçe vurur musun lütfen?

 Tim.

 Justine, dinle bakalım be.

 Birçoğunuzun bildiği gibi, bu gece burada iki şekilde rol alıyorum.

 Michael’a göre sağdıcıyım.

 İşe bak ki tesadüfen gelinin de patronu çıktım.

 Damat hakkında kötü bir şey diyemem fakat şu gelin yok mu.

 Justine.

 Enfes bir kadın.

 Hani benim reklam sloganım?

 Alelacele reklam sloganı bulmakta üstüne yoktu.

 Sonra ne oldu?

 Duygusal hayatın birden ağır mı bastı?

 Hayatının erkeğini bulmak seni çalışamayacak duruma mı getirdi?

 Öylesine soruyorum çünkü sevgili arkadaşım Michael’ın kadını ile bir çalışanım arasında seçim yapmam gerekseydi her zaman çalışanı seçerdim.

 Reklamcılık, Justine.

 Reklamcılık.

 Justine, reklamcılık işi için haddinden fazla iyiydin.

 Bunu sen de biliyorsun, ben de biliyorum, hepimiz biliyoruz.

 Bu alanda devam ettiğin için teşekkür ediyorum.

 Ben küçük bir haber verirken sizler de bu reklam sloganı üzerine düşünün.

 Bugün şirketimiz bir metin yazarını kaybetmedi.

 Şirketimiz yeni bir sanat yönetmeni kazanmış oldu.

 Yani seni, Justine.

 Tebrikler.

 Hak ettin be, anasını satayım.

 Gelinin babası konuşacak.

 Güzel kızım, bugün göz kamaştırıyorsun resmen.

 Benimse, masamdaki Bettyler yüzünden aklım karışmış durumda biraz.

 Seni hiç bu kadar mutlu görmemiştim.

 Annenden bahsetmeden olur mu hiç?

 Geçen seneye kadar karım olan kadın.

 Aslında hiç bahsetmek istemiyorum.

 Bazen çok otoriter olduğunu söylesem bir sır açıklamış sayılmam herhâlde.

 Otoriter mi?

 Saçmalığa bak! Beni tanımayanlar için belirteyim; Claire ve Justine’in annesiyim.

 Justine, içinde biraz olsun hırs varsa bu kesinlikle baba tarafından gelmiyor.

 Evet.

 Kiliseye gitmezdim.

 Evliliğe inancım yoktur.

 Claire, her zaman duyarlı biri olarak gördüğüm kızım fevkalade bir parti düzenlemiş.

 Ölüm sizi ayırana kadar, sonsuza dek Justine ve Michael.

 Söyleyecek tek bir şeyim var.

 Hazır devam ederken tadını çıkarın.

 Ben düğünlerden nefret ederim.

 Gaby, lütfen.

 Özellikle de yakın aile üyelerinin katıldıklarından.

 Neden gelme zahmetinde bulundun ki sen?

 Justine, benimle gel.

 Beni dinle.

 Bu gece rezalet çıkarmayacağın konusunda anlaşmıştık.

 Kimse rezalet istemiyor.

 Evet, istemiyoruz! Evet.

 Seninle konuşurken yüzüme bak.

 Ben bir şey yapmadım.

 Ne demek istediğimi biliyorsun.

 Tamam.

 Tamam.

 Katherine’ı sahneye alıyoruz.

 Gelin nerede?

 Her yere baktım, gelin yok.

 Şimdi de damat, gelin için bir konuşma yapacak.

 Sevgili, Justine.

 Ne yapıyorsun bana böyle?

 Daha önce hiç konuşma yapmamıştım.

 Affedersiniz.

 Ciddiyim, daha önce hiç konuşma yapmadım.

 Justine iyi konuşmacıdır.

 Ağzından harika şeyler dökülür ama O zaman bırak da o konuşsun, be.

 Justine.

 Seni çok seviyorum.

 Böyle mükemmel bir karım olacağını hiç hayal etmemiştim.

 Kendimi yeryüzündeki en şanslı adam olarak görüyorum.

 Seni seviyorum.

 Böyleyken böyle.

 Bu kadar.

 Herkese merhaba.

 Masaların temizlenmesi için salona geçeceğiz.

 Daha sonra yeni evli çiftimiz dans edecek.

 Sonra saat 11 buçukta gelin ve damat burada pasta kesecek.

 Uyumak istiyor.

 Canım, çok iyi dayandın.

 Ben götürürüm.

 – Olmaz, bu gece senin gecen.

 – Olmaz, lütfen.

 – Emin misin?

 – Tabii.

 – İyi geceler, bir tanem.

 – Gel bakalım.

 Rahat mısın?

 Ne zaman mağara yapacağız birlikte?

 Birlikte bir sürü mağara yapacağız.

 Ama bu gece olmaz.

 Hâlâ benim Çelikkıran teyzemsin, değil mi?

 Evet, aynen öyleyim.

 Justine.

 Selam, Claire.

 Biraz kestireyim dedim.

 Kestirmek yok.

 Düğün günün bugün.

 Daha yarısı bile bitmedi.

 Evet, haklısın.

 Kendimi toparlamam lazım.

 Ne oluyor, Justine?

 Çok zor dayanıyorum.

 Çok dua ediyorum.

 Bacaklarıma tırmanıyor.

 Yanımda sürüklemesi çok zor.

 Hayır, böyle değilsin.

 Bunu duymanın hiç hoşuna gitmeyeceğini biliyordum.

 Michael’a bir şey söyleme.

 Salak mıyım ben?

 Ben getiririm.

 – Annemi de getir.

 – Tamam.

 Justine, ben John.

 Pastayı kesmek için bekliyoruz, hayatım.

 Hemen aşağıya gel, olur mu?

 Gaby.

 Gaby.

 Gaby, kusura bakma rahatsız ediyorum ama pasta kesilecek.

 Justine ilk kez lazımlığa kaka ettiğinde yanında değildim.

 İlk cinsel ilişkisini yaşadığında da yanında değildim.

 Bu ritüellerinizden gına geldi, beni rahat bırakın.

 İnanamıyorum, anasını satayım.

 Sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum.

 Gelinlikte ufak bir sorun çıkmış.

 Birazdan gelecek.

 Kahpe karılar kendilerini odalarına kilitlemiş, banyo yapıyor.

 Ailendeki herkes zırdeli mi senin?

 – Rezil olduk.

 – Farkındayım.

 Misafir binasına sadece duş koymalıydık.

 Yüz kere söyledim.

 Anasını satayım, millet küvette uzanmak istiyorsa evinde kalsın.

 Kalktık 18 delikli golf sahası sunduk, nerede bulacaklardı bunu?

 Hiçbir yerde.

 İnanılır gibi değil! – Yeter artık, gidecek buradan.

 – Justine mi?

 Annen.

 İnanılır gibi değil.

 Düğünümü mahvetti.

 Ona bakmak istemiyorum.

 – Hadi, Michael.

 – Tamamdır.

 Yıkılmadı.

 İşte böyle, kestik.

 Özür dilerim.

 Hayır, böyle söyleme.

 Özür dileme sakın.

 Bu akşam iyi hissetmediğin belli.

 Dün hazır hissetmediğini anlamalıydım.

 Son zamanlarda seninle ilgilenemedim.

 Benim hatam.

 – Başka bir yerde konuşabilir miyiz?

 – Tabii.

 Otur lütfen.

 Bunu yarına kadar vermeyecektim aslında.

 Bahçe arazimizi buldum.

 İmparator elması diyorlar.

 Parlak kırmızı ve çok tatlılar.

 Aynı zamanda güzel de bir mayhoşluğu var.

 Çocukken yemiştim bir tane.

 Çok güzel, değil mi?

 10 sene sonra ağaçlar büyüdüğünde, sandalyeni çekip gölgesinde oturabileceksin.

 Yine kendini üzgün hissettiğin günler olursa bu seni tekrar mutlu edecektir.

 Çok hoş.

 Değil mi?

 Neden meşgul olduğunu şimdi anlıyorum.

 Dün tapusunu aldım ama sana söylemek istememiştim.

 – Al.

 – Hayır, sende kalsın.

 Hep sende kalmasını ve onu yanından ayırmamanı istiyorum.

 Ara sıra bakarsın böylece.

 Hep yanımda tutacağım.

 Belki ağaçlardan birine ufak bir salıncak kurarız.

 Zamanı geldiğinde konuşuruz tekrar.

 Evet, evet.

 Tabii.

 Zamanı geldiğinde konuşuruz.

 Görüşürüz.

 Mutlu olsan iyi olur, bak.

 Evet, olmalıyım.

 Olmalıyım gerçekten.

 Bu parti bana ne kadar mal oldu biliyor musun?

 Yaklaşık olarak?

 Hayır.

 Bilmiyorum.

 – Bilmeli miyim?

 – Evet, bilmelisin bence.

 Büyük miktarda bir paraya.

 Çok büyük miktarda bir paraya.

 Hatta çoğu kişi için bir servet değerinde.

 Umarım değdiğini düşünüyorsundur.

 Anlaşmamıza bağlı bu.

 – Anlaşma mı?

 – Evet, anlaşma.

 Mutlu olacağına dair.

 Evet, elbette.

 Anlaştık tabii.

 Güzel.

 Tebrik ederim.

 Anneni kovmaya çalıştım.

 Evet, çoğu zaman deniyorsun bunu.

 Evet, öyle.

 Teşekkür ederim.

 Mükemmel bir parti hazırlamışsınız bana.

 Golf sahamızda kaç delik var?

 18.

 Doğru.

 Mutlu musun?

 Öyle mi?

 Delikanlıyla tanıştırayım seni.

 – Tebrikler.

 – Teşekkür ederim.

 – Ben Tim.

 – Merhaba, Tim.

 Tim iki gün önce bizimle çalışmaya başladı.

 Aslında benim yeğenim ama onu es geç.

 Tim bu gece senden o sloganı koparamayacağımı düşünüyordu.

 Zor olur diye düşünmüştüm.

 Meslektaşsınız.

 Eğitimini duyduğum an işe aldım.

 Anlıyorum Halkla İlişkiler’de başarılı olmak istiyorsan en iyi eğitim nedir?

 Tim?

 Hiçbiri tabii ki.

 Mükemmele yakındı.

 Hiçbir şey bilmiyor.

 Anında işe aldım.

 Çok iyi de bir maaş bağladım.

 Ne dersin, Tim?

 Maaşım çok iyi.

 Hoş geldin o zaman, Tim.

 Çok iyi maaşlı, çok iyi bir iş bulmak herkese kısmet olmaz.

 Maaşım çok iyi.

 Tim’i ne yapmaya zorluyorsun?

 Bu gece o sloganı senden kapmasına.

 Aksi takdirde işten şutlanacak.

 Borçlarını düşününce hiç de iyi olmaz.

 Hoşça kal.

 Bir iş verildi mi peşini bırakmaz.

 Sloganın ortaya çıkışı sırasında orada olmalısın.

 Takip et onu.

 Ciddiyim, kap o sloganı.

 Sloganı bulursan haber et ki not alayım.

 Git başımdan.

 Biraz çıkayım ben.

 Çok üzgünüm.

 Düğünü çok beğendim.

 John’a çok pahalıya mal olduğunun farkındayım.

 Ah şu John’un pis ağzı Kapamasını bilmiyor.

 Para önemli değil.

 Ama bunu çok istediğini sanıyordum.

 İstiyorum zaten.

 Michael tüm gece seninle iletişim kurmaya çalıştı ama çabaları sonuçsuz kaldı.

 Doğru değil bu.

 Gülümseyip duruyorum.

 Hepimize yalan söylüyorsun.

 Bunları unutma.

 Ne arıyorsun bu yerde?

 Burada işin yok senin.

 Benim de yok.

 Ablan senin tarafından büyülenmiş gibi.

 Anne korkuyorum biraz.

 Biraz mı?

 Senin yerinde olsaydım korkudan aklımı kaçırırdım.

 Hayır, başka bir şey var.

 Ben Ben ürküyorum, anne.

 Yürüme zorluğu çekiyorum.

 Sendeleyerek de olsa yürüyebiliyorsun gördüğüm kadarıyla.

 Sendeleye sendeleye defol git buradan.

 Hayal görmeyi bırak, Justine.

 – Korkuyorum.

 – Hepimiz korkuyoruz, tatlım.

 Boş ver gitsin.

 Kaç git buradan.

 Teşekkürler, almayayım.

 Bakar mısınız?

 Herkesi dışarıya alalım lütfen.

 Betty, Betty, Betty.

 Bir bardak daha lütfen.

 Adın Betty mi gerçekten?

 – Hayır, efendim.

 Üzgünüm.

 – Dert etme.

 Baba, konuşabilir miyiz?

 Biraz oturur musun benimle?

 – Dur.

 – Ne oldu?

 Dur.

 Bırak beni.

 – Michael, biraz durur musun?

 – Ne oldu?

 – Biraz dur lütfen.

 – Ne oldu?

 Bana biraz izin verir misin?

 Evet, tabii.

 Fermuarımı çeker misin?

 İyi misin sen?

 Peki.

 Selam.

 – İyi geceler, iyi yolculuklar.

 – İyi geceler.

 Eve gideyim artık, hayatım.

 Lütfen baba, seninle gerçekten konuşmam lazım.

 Kâhya.

 Babam bu gece burada kalmak istiyor.

 Boş bir oda var mı?

 8 numaralı oda boş.

 Babanız için hazırlayabiliriz.

 Evet, babamın çok hoşuna gider.

 Sabah kahvaltı ederiz hem.

 Justine.

 Gel de bizimle soğan çorbası iç.

 Tim, çorba getir bize.

 Muhteşem gecen nasıl geçiyor?

 Tim’e yazık oldu.

 Ne oldu ki Tim’e?

 Kovuldu.

 İşte birkaç saatten fazla tutunamadı.

 Tabii ne olacağı belli olmayan bir iş bu.

 Bir gün kralsın, öbür gün dilenci.

 Geldiğin yere döneceksin, değil mi ufaklık?

 Birbirimizi bulduğumuza sevindim, Jack.

 Ben de seni arıyordum.

 Demedim mi sana?

 Düğün gününde bile çalışmadan duramıyor.

 Yemekte aklımda hiçbir şey yoktu.

 Ama ufak bir kampanya için aklımda bir fikir dönüp duruyor.

 Ama bir sorun var.

 Bir grup genci standartlar altında kalan ürünümüze bağımlılık yaratacak şekilde nasıl çekebiliriz?

 Sloganla ilgili bir sonuca vardım.

 Düşünüyordum da halka seni satmaya çalışsak nasıl olur, Jack?

 Sonra şaşırtıcı bir şekilde başladığım yere döndüm.

 Hiç.

 Hiç.

 O kadar da kötü slogan sayılmaz, Jack.

 Çiçeği burnunda yardımcım sloganla ilgili görüşlerini biraz daha açıklayabilir mi?

 Hiç bile sana fazla, Jack.

 Senden ve şirketinden o kadar nefret ediyorum ki nefretimi ifade edecek kelime bulamıyorum.

 Aşağılık, güç düşkünü küçük bir adamsın sen, Jack.

 İstifa mı bu?

 Haberin olsun, ortalıkta o kadar da çok iş yok.

 Tabağımı kırdım.

 Sanırım gitme vaktimiz geldi.

 Evet.

 Çok daha farklı olabilirdi.

 Evet, Michael.

 Olabilirdi.

 Ama, Michael ne bekliyordun ki?

 Evet.

 Haklısın.

 Claire.

 Bazen senden aşırı nefret ediyorum.

 Gördüğüm kadarıyla patronsuz ve kocasız kaldın.

 Tüm alçak gönüllüğümle hizmetlerimi sunabilir miyim?

 Fikirler sende, iş kafası da bende.

 Mükemmel çift olabiliriz.

 Seks de iyiydi.

 İyi bir fikir değil.

 Evet.

 Tabii.

 Affedersiniz, sonuç hazır.

 Ne?

 Şişedeki fasulye sayısı belli oldu.

 Evet?

 678.

 Sayımdan çıkan sonuç.

 678 mi?

 Hiçbir konuk doğru tahmin edemedi.

 Gerçekten mi?

 Bazıları epey yaklaşmış ama kimse doğru bilemedi.

 – İnanılmaz.

 – Böyle de denebilir.

 İnanılmaz derecede önemsiz.

 Yarışmanın sonucu bu ama.

 Birçok kişi öğrenmek isteyecektir.

 Bir de ödül var.

 Atın gitsin.

 Baba?

 Canım kızım Betty’ye.

 Seninle bir baba ne kadar gurur duyabilirse o kadar gurur duyuyorum.

 Lakin seni bulamadım ve eve dönüş için reddedemeyeceğim bir teklif aldım.

 Yakında görüşürüz.

 Aptal babandan öpücüklerle.

 Justine, uyan.

 Uyan hadi.

 Gezintiye çıkalım.

 Denedim, Claire.

 Evet, denedin.

 Gerçekten denedin.

 Hadi.

 Hadi, Abraham.

 Gel.

 Hadi, gidelim.

 Hadi.

 Akrep Takımyıldızı’ndaki kırmızı yıldız kaybolmuş.

 Anteres gitti artık.

 Kısım 2 CLAIRE Yemin ederim, kız kardeşin hiçbir işi kendi başına yapamıyor.

 Alo, tatlım.

 Nasılsın?

 Dediğimi yap sen.

 – Sokakta bir taksi seni bekliyor.

 – Ben zaten dedim bunu.

 Kapıyı açıp bin hadi.

 İnanılır gibi değil.

 Hadi bin arabaya, tatlım.

 Taksiye binemezsen beni ara.

 Sen varınca parasını veririz.

 Merak etme.

 Orası belli olmaz.

 Seni seviyorum, tatlım.

 – John, lütfen.

 Kardeşim o benim.

 – Yapma lütfen.

 Seni ve Leo’yu kötü etkiliyor.

 Kız hasta.

 Tabii.

 Yine internette bir şeyler mi okudun?

 Claire, söz vermiştin.

 – O aptal gezegenden korkuyorum.

 – Aptal gezegen mi?

 Harika gezegen demek istedin galiba.

 Önce siyahtı, şimdi mavi oldu.

 Anteres’in önünü kapatıp güneşin arkasında saklanıyor.

 Tatlım, hayatımızda yaşadığımız en harika deneyim olacak bu.

 Daha gelmesine beş gün var, bize de çarpmayacak.

 Merkür’e çarpmadı.

 Çarpmayacağını biliyorduk.

 Venüs’e de çarpmadı.

 Çarpmayacağını biliyorduk.

 Dünya’ya da çarpmayacak çünkü çarpmayacağını biliyoruz.

 Claire, bana bak.

 Tatlım, bilim adamının sözüne güven.

 Çarpacak diyorlar.

 Hayır, yalan o.

 Gerçek bilim adamı değil onlar.

 Dikkat çekmek için felaket haberciliği yapan tipler.

 Ama gerçek bilim adamlarının katıldığı bir şey var.

 Melancholy, önümüzden geçip gidecek.

 Bu da gördüğümüz en güzel manzara olacak.

 Keşke teleskoptan benimle izlesen.

 – Lütfen.

 – Hayır, izlemesem daha iyi.

 Ben böyle işin Mağaraları ne zaman yapacağız, Çelikkıran teyze?

 Oğlum, şimdi sırası değil.

 Daha sonra birlikte yaparız.

 Olur mu?

 Hâlâ uyuyor.

 Ama kalkması gerek artık.

 Ne yapıyorsun?

 Köfte.

 – Köfte mi?

 – Evet.

 Bu da onu yatakta kaldırmazsa hiçbir şey kaldırmaz.

 Uyanma vakti, Justine.

 Bu kadar uyku yeter.

 Hadi, güzel bir banyo yapalım.

 Hoşuna gider mi?

 Hadi.

 İnan, çok hoşuna gidecek.

 Hadi.

 Ben seni yıkayacağım.

 Ayağını kaldır yeter.

 Hadi.

 Kaldır ayağını.

 Banyo yapman gerek.

 – Yıkanman gerek.

 – Çok yorgunum.

 Hadi, dene.

 Kaldıramıyorum.

 Justine, çok hoşuna gidecek.

 Gördün mü?

 Çok güzel.

 Güzelce banyo yapacaksın.

 Justine, lütfen.

 Peki.

 Yarına alıştırma yapmış sayalım bunu.

 Akşam yemeğinde sana sürprizim var.

 Kokusunu alıyor musun?

 Köfte mi?

 Sürpriz.

 Tadı kül gibi.

 Geçti, canım.

 – Çelikkıran teyzem ağlıyor.

 – Merak etme, oğlum.

 Yukarı çıkmak ister misin?

 Kalkabilir miyim?

 Bir lokma daha al.

 Bak.

 Güneşin arkasına saklanan gezegen.

 Yanımızdan geçecek.

 Uçup gitmek deniyor buna.

 Çelikkıran teyzeni bunlarla korkutma şimdi.

 Gezegenden korkuyorum sanıyorsan çok aptalsın demektir.

 Melancholy çok yaklaşırsa diye lazım olabilecek birkaç şey sadece.

 Claire’e bundan bahsetmezsen çok sevinirim.

 Hemencecik endişeleniyor.

 Hadi, Justine.

 Tut hadi.

 İşte böyle.

 Hadi, Justine.

 Çıkar atı.

 Justine, çıkar hayvanı.

 Hadi.

 Hadi.

 Hadi.

 Dövme hayvanı.

 Hadi.

 Justine, hayvanı dövme.

 Dur.

 İşte orada.

 Uçup gitmek dediğiniz bu mu?

 Teleskoba dokunma.

 Hadi, Leo.

 Bakın.

 Oğlumuz çok güzel bir şey icat etti.

 Daireyi ayarlar, göğsünüze koyup gezegene doğru tutarsanız ne hızda yaklaştığını, son olarak da ne hızda uzaklaştığını göreceksiniz.

 Evet.

 Leo.

 Neyi bekliyorduk biz?

 – Yarın geceyi.

 – Evet.

 Harika.

 Harika, değil mi?

 Ben de bakayım.

 ÖLÜM DÜNYA ve MELANCHOLIA ÖLÜM DANSI

 John.

 John.

 Geliyorum.

 Buna hazırlık yapmıştık.

 Elektrik birkaç gün sonra geri gelecek.

 Claire.

 Melancholy, yarın akşam yanımızdan geçip gidecek ve onu bir daha görmeyeceksin, anladın mı?

 Bize çarpmayacak mı?

 Kesinlikle hayır.

 Peki ya bilim adamları yanlış hesap yaptıysa?

 Doğru hesapladılar.

 Söz mü?

 Elbette.

 Söz veriyorum.

 Tekrar yükseliyor.

 Tıpkı Ay gibi.

 Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesinden dolayı.

 Tıpkı söyledikleri gibi oluyor.

 – Aç mısın?

 – Hayır, sağ ol.

 – İyi misin?

 – Evet.

 Niyetin hepimizi öldürmek mi?

 – En iyisi onları alayım ben.

 – Dokunma.

 Dokunma sakın.

 – Justine, gel banyo yap.

 – Yaptım.

 – Gerçekten mi?

 – Evet, gayet temizim.

 Kâhya işe gelmedi.

 Not tahtasına baktım.

 Not da bırakmamış.

 Aramaya çalıştım ama galiba telefonda bir sorun var.

 Daha önce haber vermeden işe gelmezlik etmemişti hiç.

 Ailesi var mı?

 Köyde yaşıyor.

 Ailesi var mı bilmiyorum.

 Belki de onlarla olması gerektiği bir andır bu.

 Yarın gece yanımızdan geçecek.

 John, bu konuda epey sakin.

 Seni yatıştırıyor mu bu?

 Evet, tabii ki.

 John, her zamanki gibi bir şeyler inceliyor işte.

 Dünya kötü.

 Dünya için üzülmemeliyiz.

 Ne?

 Kimse özlemeyecek ki.

 Leo nerede büyüyecek peki?

 Tek bildiğim dünyanın kötü olduğu.

 Başka bir yerde hayat olabilir.

 Hayır, yok.

 Nereden biliyorsun?

 Bazı şeyler biliyorum.

 Evet, bildiğini sanıyorsun hep.

 Yalnız olduğumuzu biliyorum.

 Bildiğini hiç sanmıyorum.

 678.

 Fasulye piyangosu.

 Kimse şişedeki fasulye sayısını doğru bilemedi.

 Evet, bilemedi.

 Ama ben biliyorum.

 678.

 Olabilir.

 Neyi kanıtlar ki bu?

 Bir şeyler bildiğimi.

 Yalnızız diyorsam yalnızızdır.

 Sadece dünyada hayat var.

 Ama ömrü çok uzun değil.

 Gece yarısına kadar ayakta kalabilirim.

 Gezegen uçup giderken teleskoptan bakabilir miyim?

 Olur, tatlım.

 Ama çok geçe kalmak yok, tamam mı?

 Son zamanlarda pek uyumadın.

 Kalabilirim.

 Değil mi, Çelikkıran teyze?

 – Kalamam mı?

 – Kalabilirsin tabii ki.

 Saat 11, az kaldı.

 Leo, oğlum.

 Uyanma vakti.

 Leo.

 Leo.

 Hadi bakalım.

 Leo, bunu izlemeli.

 Aman Tanrım.

 İşte.

 Sen de bak.

 Korkuyor musun?

 Hayır.

 Zararsız görünüyor.

 Evet.

 Ben de sana bunu anlatmaya çalışıyordum.

 Tanrım.

 Kadeh kaldırmak istiyorum.

 Hayata.

 Hayata mı?

 Ne demek hayata?

 Bir şey olmayacak demiştin.

 Herkesi uyarmanın bir gereği yoktu.

 Yani hayatımız tehlikede mi diyorsun?

 Hayır, ben Bu derece büyük hesaplamalarla uğraşırken hata payını da göz önünde bulundurmak gerek.

 Hepsi bu.

 Özür dilerim.

 Bakmanın tadı kalmadı.

 Aslında şu an biz konuşurken bizden uzaklaşıyor.

 Çıplak gözle göremiyorsun.

 Gel buraya.

 Bunu göğsüne bastır.

 Gezegene doğrultup öyle tut.

 – Oldu mu?

 – Evet.

 Beş dakika sonra daha ufak olacak.

 – Nefes alamıyorum.

 – Sakin ol.

 Gayet normal.

 Atmosferimizin bir parçasını alıyor.

 Kısa bir süreliğine bizi biraz soluksuz bırakacak.

 Sakince nefes almaya çalış.

 Nefes al.

 Nefes al hadi.

 Evet, böyle.

 Sakince nefes al.

 Evet, nefes al.

 Bakabilir miyim?

 Tabii ki.

 Ufalmış.

 Elbette ufalacak.

 Ufaldı, ufaldı.

 Evet, ufaldı.

 Saatte 96.

500 km hızla bizden uzaklaşıyor.

 Şükürler olsun.

 Gel buraya.

 Anne.

 Ayakta kalmalıyız.

 Teleskoptan bakmak istiyorum.

 Sakince nefes al.

 Biraz sevin, lütfen.

 Ben yapabiliyorsam sen de yapabilirsin.

 Sevindiğine seviniyorum.

 Senin için kolaydı, değil mi?

 Ben olabilecek en kötü şeyleri getirdim aklıma.

 Evet, Claire.

 Bazen benim yerimde olmak kolaydır.

 Selam, tatlım.

 – Çay ister misin?

 – Hayır, sağ ol.

 Başka bir şey?

 John! John! John! John.

 John.

 John.

 John! John’u bulamıyorum.

 Nerede, biliyor musun?

 Hayır.

 Dinliyordum ben.

 Farklı bir şey var.

 Atlar sakinleşmiş.

 John.

 Günaydın, anne.

 Battaniye al.

 Justine, kahvaltıya gel.

 John nerede?

 Atla köye gitti.

 Neden arabayı almadı?

 Abraham’ın gezmesi gerekiyordu.

 Malum, sen hayvana hiç binmiyorsun.

 Benimle gel.

 Justine.

 Gel hadi.

 Claire.

 Claire, ne yapıyorsun?

 Claire.

 Claire! – Nereye gidiyorsun?

 – Köye.

 Gel hadi.

 Mesele köye gitmek değil, değil mi?

 Bin hadi.

 O an geldiğinde beraber olalım istiyorum.

 Dışarıda, terasta.

 Yardım et bana, Justine.

 Doğru şekilde yapmak istiyorum bunu.

 O zaman çabuk olmalı.

 Belki beraber bir bardak şarap içeriz.

 Balkonunda seninle şarap içmemi mi istiyorsun?

 Evet, içer misin canım?

 Şarkı nasıl olur?

 Beethoven’ın 9. senfonisi.

 O tarz bir şey işte.

 Mum da yakarız belki.

 Balkonunda toplanıp şarkı söyleyip şarap içmemizi istiyorsun.

 Üçümüzün, öyle mi?

 Evet, beni mutlu eder bu.

 Planın için ne düşünüyorum biliyor musun?

 Hayır.

 Leo’nun hoşuna gider diye düşündüm.

 Bence boktan bir şey.

 Justine, yalvarırım.

 Güzel olsun istiyorum.

 Güzel mi?

 Tuvalette toplansak ya?

 Toplanmayalım o zaman.

 Çok iyi dedin, toplanmayalım.

 Bazen senden aşırı nefret ediyorum, Justine.

 Gezegen bize çarpacak diye korkuyorum.

 Korkma, lütfen.

 Babam, çarparsa yapacak bir şey kaçacak bir yer yok demektir dedi.

 Baban böyle demişse bir şeyi unutmuş galiba.

 Sihirli mağarayı unutmuş.

 – Sihirli mağara.

 – Evet.

 Herkesin yapabileceği bir şey mi?

 Çelikkıran teyzen yapabilir.

 Hadi gidip kazık bulalım, olur mu?

 Elimi tut.

 Gözlerini kapa.