115 dk

Yönetmen: Robert Bresson

Senaryo: Georges Bernanos, Robert Bresson

Ülke: Fransa

Tür: Dram

Vizyon Tarihi:21 Kasım 2012   (Belçika)

Dil: Fransızca

Müzik: Jean-Jacques Grünenwald

Çekim Yeri: Equirre, Pas-de-Calais, Fransa

Nam-ı Diğer: Diary of a Country Priest | Bir Taşra Papazının Güncesi | Bir Köy Papazının Günlüğü

Oyuncular: Claude Laydu, Jean Riveyre, Adrien Borel, Rachel Bérendt, Nicole Maurey

Özet

Sinemanın en önemli sanatkarlarından biri, bir ilham kaynağı arıyordu ve bunu Bir Taşra Papazının Güncesi’nde buldu. Robert Bresson, hayal gücü, cesaret ve özen olduktan sonra sinema yapmak için büyük bütçeler, yıldız oyuncular ya da özel efektler gerekmediğini keşfetti. Sinema, kendi doğasında bulunan en temel unsurlar aracılığıyla her öyküyü anlatabilir, her duyguyu yaratabilir, kendini maddi ya da manevi, özel ya da genel her temaya açabilirdi.

Georges Bernanos’un romanı, taşrada yaşayan, bir yandan günlük hayatın zorluklarıyla uğraşırken diğer yandan kendi davranışlarını, inancını sorgulayan genç bir papazın öyküsünü anlatır. Bernanos, somut dünyada derin yarıklar açar ve bu sayede ne inananlara ne de ateistlere rahat yüzü gösterir. Bresson’un Bir Taşra Papazının Güncesi uyarlaması, Hıristiyanlığın mesajının (sinemanın görüntü ve sese dönüştürmeyi hedeflediği bir mesaj: sözcüklerin ete kemiğe bürünmesi) neye dayandığını ortaya koyan, gösterişsiz bir eserdir.

Sinema, Tanrı’nın İsa’da vücut bulması sırrının somut ve ortaklaşa icrasıdır. Bresson’un filmi her şeyin olası olduğunu örneklerle gösterir: Ölümle alay etmenin, beyazperdeye yazı yazmanın, arzularla oynamanın, ruhun derinliklerini izlemenin, 20. yüzyıl ortası Fransa’sında taşra hayatını merak konusu haline getirmenin ve dinsel kuşkularla yüzleşmenin

Filmden

GEORGES BERNANOS’un romanından  BİR BÖLGE PAPAZININ GÜNLÜĞÜ

**

  Her gün, tam bir içtenlikle yazarak yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyorum.

 Hayatın en basit ve en önemsiz sırları  gerçekte, herhangi bir giz izinden yoksundur.

 Bölgem, ilk bölgem Sırf görev hatırına, zayıf bir bünyem olduğunu kabul etmediğime inanmalı mıyım?

 Bisikletim çok işime yarıyor,  Fakat boş bir mideyle, baygınlık hissetmeden yokuş çıkamıyorum.

 Bilinçli olarak et ve sebze yemeyi kestim.

 Açıktan başım döndüğünde, az bir parça şaraba batırılmış ekmek yiyorum sadece.

 Şaraba bolca şeker katarım.

 Bir kaç gün ekmeğimi sertleşmeye bırakırım.

 Bu diyete şükür ki, kafam berrak ve daha sağlam hissediyorum.

 Bu sabah, yaşlı Fabregars kilisedeki odama geldi.

  Zamanımın bedeli bir yana,  Tanrı biliyor ki Bay Fabregars,  kumaşı para ödemeden almak isterdim.

  Öyle mi düşünmeliyim, güvelerin yediği, yamalarla tutturulmuş bir sürü paçavra.

  Ne kadar edebilirler ki?

  — Mumlar çok pahalı.

  Bunun için çok hassas bir zaman seçtiniz.

  Yoksulu sömürmek için hiçbir özür olamaz.

  Kolay yoldan paranızı almak istiyorsunuz, Peder.

  Herkesten aynı ücreti istiyoruz.

  Anladığıma göre, basit: Bir şey istedim, sadece bir şey  o da zavallı, yaşlı eşimin makul bir şekilde gömülmesidir.

  Her zaman ki hizmet  ve bunun için fazladan bir peni dahi ödemeyeceğim, duydunuz mu?

 Torcy papazını görmeye gittiğimde, hâlâ kendime gelememiştim.

 Tanrı, ona beden ve akıl sağlığı versin.

  Ona kapıyı göstermeliydiniz.

  Evet, ona kapıyı göstermeliydiniz.

  Ayrıca, Fabregars’ı bilirim  yaşlı adam bolluk içinde.

  Siz genç papazlar! Bugünlerde, siz gençlerin damarlarında ne dolaşıyor?

  Benim zamanımda, papazlar kilisenin cemaatini yola getirirlerdi.

  Bölgelerinin liderleri, gerçek efendilerdi! Bugünlerde papaz okulu bize koro elemanları gönderiyor,  genç haylazlar, herkesten daha sıkı çalıştıklarını zannediyorlar.

  Oysa hiçbir zaman bir işi tamamlamayı beceremezler.

  İlk sorun emaresinde, papazlığın umdukları şey olmadığını söylerler ve her şeyi bırakırlar.

  Ben bırakmayacağım, sizi temin ederim.

  Şeytanı yok etmenin yanında, diğer hayaliniz cemaatiniz tarafından sevilmektir.

  Gerçek bir papaz hiçbir zaman sevilmez.

  Kilise, sevilip sevilmediğinize bir parça olsun değer vermez.

  Saygı duyulan, itaat edilen olun.

  Düzensizliğin yarını kaybettireceğini çok iyi bilerek… tüm gün emirlere uyun.

  Çünkü bu acınası dünyada, geceler, günün çalışmalarını siler.

 “Gün boyunca emirlere uyun”  Torcy papazının sözleri, çorba için patates soyarken, tekrar aklıma geldi.

 Arkadan yardımcım geldi.

  Haberler iyi, Peder.

  Elektrik ışığına mı kovuşuyorum?

  Konsey talebinizi uygun buldu, Masrafları onlara ait olmak üzere, sizin için elektrik çekilecek.

  Sadece her zamanki formaliteler kaldı.

  Uzun sürer mi?

  — İki-üç ay, bilemedin en fazla dört.

 Kabaresi hakkında ona bir-iki şey söylemek isterdim.

 Her pazar oğlanların, genç kızları sarhoş ederek eğlendikleri yerde bir dans düzenler ve buna “Aile Balosu” der.

  İyi günler, Peder.

 Cesaret edemedim.

 En basit görevlerin, aynı zamanda en kolayları olduğu söylenemez.

 Berbat bir gece.

 Gözlerimi kapar kapamaz, kedere gark oldum.

 merhamet ve şefkatin tek kelimesi için bu sabah, her şeyi yapardım.

 Katekizm sınıfından çok şeyler bekliyorum.

 Çocuklar kutsal komünyon için hazırlanıyor.

 Kızlar bana umut veriyor; özellikle Séraphita Dumouchel Komünyon  ağ- ağırlamak- Ya sen?

  Ağırlamak demektir.

  Hz.

  İsa’yı son akşam yemeği töreninde ağırlamaktır.

  Peki, son akşam yemeği törenini nasıl düzenledi?

  Son akşam yemeği törenini düzenlemek için  İsa ekmeği böldü ve  “Alın ve yiyin, bu benim bedenim” diyerek havarilerine verdi.

  Şarabı aldı ve “Alın ve için, bu benim kanım, beni anmak için bunu yapın” dedi.

  Bugünkü dersimiz bu olacak, Séraphita, iyi bir not için öne çık.

  Diğerleri gidebilir.

  Kendi komünyonunu yapmak konusunda endişeli misin?

  Neden değil?

  Yakın bir zamanda gelecek.

  Yine de beni anladın ve çok iyi dinliyorsun.

 Bunun nedeni güzel gözlere sahip olmanız.

 Bunu beraberce düzenlemişler.

 Fakat böyle bir düşmanlık niye?

  Onlara ne yaptım ki?

 Bayan Louise kutsal ayine her gün katılır.

 O olmasa, kilise boş kalırdı.

 Malikânedeki mürebbiyelik görevi  aramızda belirli bir mesafe olmasını zorunlu kılıyor.

 Bu sabah yüzünü ellerinin arasına gömmüştü.

 Ama Tanrıya şükür, ağlıyor olduğunu görebildim.

  Çok yalnız hissediyor olmalısınız.

  Hanımım çok kibar.

  Ancak Bayan Chantal    beni küçük düşürmekten zevk alıyor ve bana bir hizmetçi gibi davranıyor.

  Tek öğrenciniz o mu?

  Kontes’in bir oğlu vardı ama öldü, Kontes onu taparcasına severdi.

  Malikânedeki hiç kimse ondan bahsetmez.

  Gelecek perşembe Konta uğrayacağım.

 Malikâneye yapacağım bu ziyaret beni oldukça endişelendiriyor.

 İyi bir ilk izlenim, bir gençlik kulübü ve spor programı planlarım için başarı işareti olabilirdi.

 Kontun nüfuzu ve serveti, bunu başarmamda bana yardım edebilirdi.

  Toprak kıraç ve ambar boş.

  Bu doğru.

  Hayır demiyorum Peder ancak bunu düşünmem için bana süre verin.

 Ona, çiftçilere karşı sert olması söylenegelmişti ve o  dindar, örnek bir kilise üyesi değildi.

 Neden bu kadar çabuk, bulunmaz bir dost, müttefik, yardımcı oldu?

  Bayan Pegriot bunu sizin için hazırlayacak, söyledim.

 Ona, midemin yalnızca kuru ekmeği kabul ettiğini söylemeye cesaret edemedim.

 Kâhyaya yarım günlük ücret ödemek zorunda olduğumdan tavşan yahnisinden tadamayacaktım.

 Onu, korodaki çocuklardan biri ile  Bayan Ferrant’a gönderebilirdim.

  Çok memnun olur.

  Peder, tüm planlarınızı onaylıyorum.

  Ah! Benim planlarım.

  Fakat bunları hayata geçirmek konusunda sizi uyarıyorum.

  Anlayamadım.

  Buradaki insanlar kötü gözlüdür.

  İnanın bana, biliyorum.

  Lütfen, size bir parça tavsiyede bulunmama izin verirseniz  çok fazla acele etmeyin,  elinizdekileri bir kerede göstermeyin,  ilk adımı onların atmasına izin verin derim; aceleye gerek yok.

  Hayır, sadece şu var ki, bunlar benim için değerli şeyler.

  Benim toprağım ve ambarım için olduğu gibi.

  Sizin cesaretinizi kırmayacağım.

  Bunları daha sonra tartışırız.

  Beraberce işe yarar bir şeyler ortaya çıkardığımız zaman.

  İyi görünmüyorsunuz.

  Sağlığınıza dikkat etmelisiniz.

  Midem çok hassas.

  Kızınızdan bahsetmek konusunda tereddüt içindeyim efendim.

  Kızım mı?

  Sorun nedir?

  Onun üzüntüsüyle ilgiliyim.

  Yüzü neşeli olmaktan çok uzak.

  Yaşının çok ötesinde  ifadesinde zalimce ve katı bir şeyler var.

  Chantal, üzgün mü?

  Şaka yapıyor olmalısınız.

  Ona dokunacak yanlış bir şey söylemiş olabilir miyim?

  Bayan Louise’i biraz daha iyi anlayabilseydim- Aptallık.

 Bayan Loise’in adının anılması onu çok üzmüşe benziyordu.

 Yüzünde sert bir ifade vardı.

 Niçin?

 Malikâneye geri dönmek için ilk fırsatı yakalamıştım çabuk vardığım bir karar.

 Uşağın gelmesi bir kaç saniye sürdü.

 Kont ile karşılaşacağımdan emindim.

 Kendileri perşembe öğleden sonraları genelde malikânede olurlardı.

 Fakat onun yerine kontes ile karşılaştım.

 Onu şaşırtmış olmalıyım.

  Sizi rahatsız etmiyorumdur umarım?

  Sorun değil.

 İçine kapanık olduğunu ve bütünüyle, ölen çocuğunun anılarına gömülü olduğunu biliyordum.

 Bir sandalye göstermek etmek için yaklaştı.

  Sizi gördüğümde, buraya aklınızdaki belirli bir amaçla geldiğinizi hissettim.

  Sadece iadeyi ziyaret, başka bir şey yok.

  Ve bu yüzden, amacınızı kendinize sakladığınızı demek istiyorsunuz.

  Sizi temin ederim.

  Yanıldığımı görüyorum.

  Cemaatiniz, sizi ziyadesiyle endişelendiriyordur, Peder.

  Bununla birlikte, öylesine küçük bir kasaba ki! Haritada küçük, Hanımefendi.

  Size verilen, çok tuhaf bir vazife.

  Evet, hanımefendi.

  Bir insanın hayatının gerçekten ne olduğunun, ne kadar az biliyoruz.

 Geldiğimde iyi hissetmeme rağmen aniden kendimi, bir konuşmayı sürdüremeyecek, soruları bile cevaplayamayacak kadar güçsüz hissettim.

 Doğrusu, gelirken çok hızlı yürümüştüm.

 Hasta olan Bayan Ferrant ile fazlasıyla zaman kaybettim.

  Peder! Aman Allah’ım, İyi misiniz?

  Çok kötü görünüyorsunuz.

  Nereniz acıyor?

  Burası, karın boşluğum.

  Ancak önemsiz bir şey, hiç önemi yok.

  Beni bağışlayın hanımefendi, gitmem gerekiyor.

 Ciddi olarak hastayım.

 İlk olarak altı ay önce, bu hastalık yüzünde rahatsız olmuştum.

 Dr.

  Delbende’yi görmeye gittim.

 Yaşlı biri, acımasız olduğu söylentisi çıkarılmıştı.

  şimdi emekli.

 Geleceğimi ona Torcy papazı bildirmişti.

 Uzun süre kalın ve kirli elleri ile midemi muayene etti.

 Avdan daha yeni dönmüştü.

  Kötüleştiğiniz zaman, gelip beni çağırın.

  Bunu herkese söylemezdim ama Torcy’deki papaz sizden bahsetti.

  Gözlerinizden hoşlandım,  İnançlı gözler,  sadık gözler.

  Siz ve Torcy papazı ve ben aynı soydanız, eşi olamayan bir soy.

 Bu güçlü adamlarla aynı soya ait olma düşüncesi hiçbir zaman bende var olmadı.

  — Hangi soy?

  — Ayakta kalanlar soyu  ve neden direnir?

  Kimse tam olarak bilmez.

  Bir okul çocuğu gibi, kendi adıma bir düstur ile ortaya çıktım: “Ona karşı diren” Neye karşı diren?

  soruyorum size.

  Adaletsizlik?

  Adalet hakkında gevezelik edebilecek yetenektekilerden biri değilim.

  Bunu kendim için istemiyorum.

  Bunu kimden istemem gerekir?

  Tanrı’ya inanmıyorum.

 Çok tecrübeli değilim ancak derinden yaralı ruhlara hediye edilen sesi her zaman tanırım.

  Kendinize yeterince bakmıyorsunuz.

  Sadece şuna dinleyin: Herhangi biri sizin, her zaman yetersiz beslendiğinizi anlayabilir.

  Sonuçta, artık çok geç.

  Sonra alkol, ona ne demeli?

  Alkol.

  Sizin içtiğiniz değil, tabii ki.

  Dünyaya gelmeden uzunca süre önce, sizin için içilenden bahsediyorum.

 Séraphita, beni çok kaygılandırıyor.

 Sıra dışı bir olgunlukla bana eziyet ediyor.

  Acaba benden nefret mi ediyor?

 Bunu merak ediyorum.

  Günaydın Séraphita.

 Öğleden sonra çantasını geri götürdüm.

  Çok kaba bir şekilde karşılandım.

 Evet, böyle rahatsız ve çok az dua ettiğim için kendime kızıyorum.

 Ama dua edecek vaktim mi var?

 Gesvres yolunda Torcy papazıyla karşılaştım.

 Arabasıyla papaz evine birlikte geri geldik.

  Piskopos’un, bölgeyi avucunuz içine almak için,  papazlara ödeme yapmaya yetecek kadar parası olmasa gerek.

  Öğütle size sıkıntı veriyor olabilirim ama amaç ne?

  En zor problemleri çözmüş öğrencileri bilirim.

  Bunun gibi, inadına.

  Nerede başarısız oldum?

  Çok mızmızsınız,  tıpkı şişenin içindeki bir eşekarısı gibi.

  Ancak inanç dolu birinin ruhuna sahip olduğunuzu düşünüyorum.

  Keşişler bizden daha kurnaz.

  Ayrıca, sağduyuya sahip değilsiniz.

  Büyük projeleriniz işe yaramaz.

  İnsanın bilgisi için olduğu gibi, “az dillendirilen daha iyidir. ” Yeni bölgenizde, beraberce,  eşsiz bir eser ortaya çıkarabilirsiniz.

  Öyleyse?

  Öyleyse?

  devam edin.

  Başka ne diyebilirim ki?

 Kötü bir gece,  Gece 3. 00’de fenerimi alıp kiliseye gittim.

 Şimdiye kadar, dua etmek için hiç bu kadar çabalamamıştım.

 İlkinde büsbütün, huzurlu daha sonra kalbimi titreten, nerdeyse umutsuz bir istekle.

 Bu sabah, ucuz kâğıdın üzerine yazılmış, imzasız bir mektup aldım.

 “Bir dostunuz, başka bir bölgeye aktarılmaya çalışmanızı tavsiye eder.

 Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olur.

 Sizin için üzülüyorum ama tekrar ediyorum: Gidin!”  İlginç bir keşifte bulunmuştum.

 El yazısı aynıydı.

 Berbat bir gece daha.

 Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu; kiliseye gitmeye cesaret edemedim.

 Dua edemiyordum.

 Dua etme arzusunun zaten bir dua olduğunu çok iyi biliyordum ve Tanrı benden daha fazlasını isteyemezdi.

 Ama bu bir sorumluluk meselesi değildi.

 O anda, ciğerlerimin havaya ya da kanımın oksijene ihtiyaç duyduğu gibi dua etmeye ihtiyaç duyuyordum.

 Artık ardımda, tek harekette arkada bırakılabilen bildik günlük yaşam yoktu.

 Ardımda hiçbir şey yoktu.

 ve benden öncesi bir duvardı.

 Kara bir duvar.

 Bir anda göğsümde bir şeyler kırılır gibi oldu ve bir saatten fazla süren bir titremeye tutuldum.

 Ya o sadece bir yanılsamaysa?

 Azizler bile başarısız oldukları ve kaybettikleri saati bilirlerdi.

 Yatağımın ucuna yüz üstü uzandım.

 Sadece tam bir kabul edişi ve teslimiyeti göstermek istiyordum.

 Aynı yalnızlık, aynı sessizlik.

 Ama şimdi, yıkılan engellerin içinde hiç umut yok.

 Hiç engel yoktu, hiçbir şey.

 Tanrı beni terk etti.

 Bundan eminim.

 Görevlerimi aksatmadan yerine getiremeye devam ettim.

 Sağlığımdaki inanılmaz düzelme işimi kolaylaştırdı.

  Dr.  Delbende mi?

  Emin misiniz?

  Dr.  Delbende, Bazancourt’a yakın ağaçlığın kenarında,  kafası parçalanmış ve çoktan ölmüş vaziyette bulunmuş.

  Derin bir hendeğin dibine yuvarlanmış.

  Tüfeğinin dallara takıldığı  ve patladığı düşünülüyor.

 Torcy Papazı, arkadaşının cesedi başında iki gece nöbet tuttu.

 Görünür şekilde kederliydi.

 Dr.  Delbende’nin intihara ettiği dedikodusu çıkarılmıştı.

 Dr.  Delbende’nin intihar- olabileceğini düşünmüyorsunuzdur.

 Derin umutsuzluğa düşmüştü, Hastalarının artık geri dönmeyeceğine inanmıştı.

  Genç meslektaşları, antiseptikler hakkında hiçbir şey bilmediği sözünü yaymışlardı  ve hastaları ondan kaçtı.

  Tabii parası olanlardan bahsediyorum, diğerleri değil.

  Ancak gerçek şu ki, güvenini yitirdi  ve güvensizliğin üstesinden gelemedi.

 O anda, onun güvenini dinleyecek durumda değildim.

 Söylenenler, açık bir yaranın üstüne dökülen erimiş kurşun gibiydiler.

 Hiç bu kadar çok acı çekmemiştim ve bir daha böyle acı çekmeyecektim, öldüğümde bile.

 Eğer gerçekten kendini öldürdüyse böyle mi düşün  Acaba bana bu soruyu bir başkası mı soruyor! Tanrı tek yargıçtır.

  Dr.  Delbende dürüst bir adamdı  ve Tanrı doğruların yargıcıdır.

  Savaştayız, hepsinden öte,  biri düşmanla yüzleşmek zorunda.

  Hep söylediği gibi: “Onunla yüzleş” Hatırladın mı?

 Hayır, inancımı yitirmemiştim.

 Bu ani, acımasız ve çetin sınav muhakeme yeteneğimi, sinirlerimi altüst etmiş olabilir.

 Ancak inancım sürüyor, bunu hissedebiliyorum.

 Bu hislerle ayağa kalktım.

 Kesin olan, birinin beni çağırdığını duymamdı.

 Yine de kimseyi bulamayacağımı biliyordum.

  Sözünüzü tutacak mısınız?

  Genç bayan, söz verdiğim şeyi yapacağım.

 Yenilmiştim.

 İnsanlar hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve hiçbir zaman bilemeyecektim.

 Hemen Torcy’e gittim.

  Peder gitti.

  En az sekiz ya da on günden önce dönmeyecektir.

 Hayal kırıklığına uğramıştım, duvara yaslandım.

  Sizi buraya kabul edemeyeceğimi biliyorsunuz.

  Yapmaya söz verdiğiniz şey  Bugün yapılmalı.

  Yarın çok geç olacak.

  Papaz evinde olduğumu biliyordu.

  Bir hayvan kadar kurnazdır.

  Ona güvendim, onun gözlerine alıştınız.

  Onların nazik olduğunu düşüyorsunuz.

  Şimdi onun şu gözlerini koparıp atmak istiyorum  ve onları ayaklarımla ezmek istiyorum, bunun gibi.

  Tanrı’dan korkmuyor musunuz?

  Onu öldüreceğim! Onu ya da kendimi öldüreceğim.

  Burada kalmamalısınız.

  Sizi dinleyebileceğim tek bir yer var.

  Dizlerininiz üzerinde  Günah çıkarmak istemiyorum.

  Tek istediğimin adalet olduğunu çok iyi biliyorsunuz.

  Bu rezil kadın eve geldiğinden bu ana kadar  Sakin olun.

  Sakinim.

  Benim olduğum kadar sakin olabilmenizi istiyorum.

  Dün gece onları duydum.

  Pencerelerinin altındaydım.

  Perdeleri bile çekmiyorlar! Ne yapıp edip benden kurtulacaklarını biliyorum.

  Gelecek salı ayrılacağım.

  Annem bunu çok yerinde ve pratik buluyor.

  Yerinde! İnsanı güldürmeye yeter! Ama o, ona söylenen her şeye inanıyor.

  Sinekleri yutan bir kurbağa gibi.

  Anneniz hakkında böyle konuşmayın.

  Onu sevmiyorsunuz.

  Siz bile, – Devam edin, ondan nefret ediyorum! Ondan her zaman nefret ettim.

  O bir aptal ve bir korkak.

  Hiçbir zaman kendi mutluluğu için savaşmaz.

  Neden bana öyle bakıyorsunuz?

  Beni yalnız bırakın.

  Eğer babanızı sevseydiniz,  böyle isyan içinde olmazdınız.

  Artık ona saygı duymuyorum.

  Ondan nefret ettiğimi düşünüyorum, hepsinden nefret ediyorum.

  İntikamımı alacağım, kaçacağım.

  Kendimi küçük düşüreceğim ve bunu kesinlikle duymasını sağlayacağım.

  Daha sonra, o da benim gibi acı çekecek.

 Dudaklarından okuyabildiğim şey, söylenmeden geçen diğer kelimeler ortadaydı.

  Böyle bir şey yapmayacaksınız.

  Gerçekten şeytana uymanıza sebep olan şeyin bu olmadığını biliyorum.

  Bana mektubu verin.

  Cebinizdeki mektubu.

 İçimden geçen şeyi söyledim ve o anda, kâfi derecede tuhaf bir şekilde, haklı olduğuma emindim.

  Onu bana verin.

 Direnmeye kalkışmadı ve mektubu bana uzattı.

  Siz bir şeytansınız!

BABAMA  Mektubu okumadan ateşe attım.

 Onunki, hiçbir papazın ürkmeden yaklaşması gereken bir acıydı.

 Gözlerindeki intiharı okuduğumu düşündüm.

 Ama belki de, onun aşırı coşkusunun şüpheli hale getirdiği kısa süreli bir güdüydü.

 Değersiz, sefil bir papazdan başka bir şey değilim.

 Bayan Chantal’ı kabul etmemeliydim ya da onu dinlememeliydim.

 Tanrı beni cezalandırıyordu.

 Sözlerimin geri alınamayacağını ve bunu sonuna kadar kavramam gerektiğini biliyordum.

 Düşüncesizce bir şeyler yapabileceğinden korkuyordum.

  Bu yapabileceği son şeydir.

  Ölümden müthiş korkuyor.

  Bayan,bunlar kendilerini öldüren insanlardır.

  Birileri bunun unun kişisel deneyiminin dışında olduğunu sana söylemeliydi.

  Sen kendin ölümden korkuyor musun?

  Evet, bayan.

  Ancak, tamamen içten olmama izin verin: Ölmek zordur.

  Özellikle kibirli biri için.

  Ben ölümümden sizinkinden daha az korkuyorum.

  Kocam kimi isterse burada tutabilir.

  Ayrıca, mürebbiyenin hiç parası yok.

  Belki de, kocam çok kibar, fazla samimiydi.

  Fakat umursamadığımı mı sanıyorsunuz?

  sayısız ihanetle geçen bunca yıldan sonra,  katlanılan saçma aşağılanmalardan sonra,  şimdi, yaşlı – iyice boyun eğmiş-  bir kadın olarak gözlerimi açmalı,  kavga mı çıkarmalıyım; değer mi?

  Ne için?

  Kızımın onuruna, kediminkinden daha fazla mı dikkat etmeliyim?

  Bırakın o da benim gibi yapsın.

  Bayan, dikkat edin! Neye?

  Kime?

  Size mi?

  Hadi, fazla dramatize etmeyin.

  Böyle düşünceler beni zorlayamazsınız, geçmişimde utanç duyacağım bir şey yok.

  Eğer bize utanç duymayı öğretiyorsa, kutsal günahtır.

  Hepsi laf, beni kaygılandırmaya mı çalışıyorsunuz?

  Peki, bunu yapamayacaksınız; pek çok düşüncem var.

  Her neyse, kendi davranışlarımızdan dolayı yargılanırız, nerede yanlış yaptım?

  Bir çocuğu evinden atıyorsunuz,  ve bir daha dönmeyeceğini biliyorsunuz.

  Bu kocamın isteği.

  Eğer haksızsa.

  Geri geleceğine inanıyor.

  Ya siz buna inanıyor musunuz?

  Tanrı sizi yıkacak?

  —Beni yıkmak mı?

  O beni zaten yıkmıştı.

  Tanrı oğlumu benden aldı.

  Bana daha ne yapabilir ki?

  Uzun zamandır ondan korkmuyorum.

  Tanrı onu bir zaman alıverdi  ancak sizin katılığınız

– Susun.

  Hayır, susmayacağım.

  Kalbinizdeki soğukluk, sizin ondan ebediyen uzaklaştırabilir.

  Bu küfürdür! Tanrı intikam almaz! Bunlar sadece insan sözleri,  sizden başka kimse için bir anlamı olmayan sözler.

  Oğlumun benden nefret etmiş olabileceğini mi söylüyorsunuz?

  Bir daha birbirinizi göremeyecek ya da bilmeyeceksiniz.

  Hiçbir günah böyle bir cezaya neden olmaz.

  Bu aptallık! Hasta bir adamın hayalleri.

 Bu otoriter kadının önünde, sırtım duvara dayalı boşuna kendini savunmaya çalışan, suçlu bir adam gibi görünüyordum.

 Belki de bu, olduğum şeydi.

  Beni duydunuz mu?

  duydunuz mu?

  Hayır bayan, duymadım.

  Oturun, hiçbir yere gidecek durumda değilsiniz.

  Dünya üzerinde hiçbir günah böyle bir cezaya neden olamaz diyordum.

  Hiçbir şey, yaşamdan çok, kendini kurtarmaktan fazla  bizi sevdiklerimizden ayıramaz.

  Sevgi ölümden daha güçlüdür, kutsal kitabınız böyle diyor.

  Sevgiyi biz keşfetmedik.

  Bu onun buyruğu, onun yasası.

  Tanrı onun efendisi.

  Tanrı sevginin efendisi değildir,  bizzat kendisi sevgidir.

  Eğer sevebileceksen, kendin sevginin eriminden öteye koyma.

  Bu delilik! Benimle bir suçluyla konuşur gibi konuşuyorsunuz.

  kocamın aldatmaları ve kızımın kayıtsızlığı,  isyanı ve kini boşuna mı?

  Bunların hepsi benim suçummuş gibi konuşuyorsunuz! Bu uzun yolculukta, kötü düşünceden ne geleceğini hiç kimse bilemez.

  Gizli hatalarımız, diğerlerinin soluduğu havayı zehirliyor.

  Böyle düşüncelerin üzerinde dursaydınız, üstesinden gelemezdiniz.

  Buna inanıyorum Bayan.

  İnandığım şey: eğer Tanrı bize iyide ve kötüde, diğerlerine ne kadar  yakından bağlı olduğumuz konusunda bir açık görüş verseydi  gerçekten yaşayamazdık.

  Bu gizli günah nedir, söyleyebilir misiniz acaba?

  Boyun eğmelisiniz.

  Açın kalbinizi.

  Boyun eğmek mi?

  Neye?

  Zaten öyle değil miyim?

  Öyle olmasaydım, ölmüş olurdum.

  Boyun eğmek?

  Fazlasıyla boyun eğmiş vaziyetteyim.

  Kendimi öldürmüş olmalıydım.

  Boyun eğmekten kastım bu değildi.

  Öyleyse ne?

  Ayine gidiyorum,  İbadet etmeyi tamamen bırakabilirdim; gerçekten, bunu düşündüm de.

  Ne cesaretle Tanrı’yı böyle sayıyorsunuz! Huzur içinde yaşıyordum ve huzur içinde ölmeliydim.

  Artık bu mümkün değil.

  Tanrı, benim için artık önem taşımıyor.

  Ondan nefret ettiğimi bana kabul ettirerek ne kazanacaksınız, sizi aptal şey?

  Şimdi onda nefret etmeyin,  Sonunda şimdi yüz yüzesiniz.

  O ve siz.

  — Yemin eder misiniz?

  — Tanrıyla pazarlık edemezsiniz.

  Ona koşulsuz boyun eğmelisiniz.

  Ama sizi temin ederim  yaşayanlar ve ölüler için ayrı bir Krallık yok.

  Tanrı’nın sadece bir krallığı var ve biz onun içindeyiz.

  Bir süre önce neyi merak ettiğimi biliyor musunuz?

  Belki de anlatmamalıyım.

  Kendime: “Acaba bu dünyada ya da diğerinde Tanrı’nın olmadığı bir yer var mı” diyordum.

  Eğer bu bir ölüme her saniye, sonsuza dek acı çekmek olsa da,  oğlumu bu yere taşırdım  ve Tanrı’ya: “Elinden gelenin en kötüsü yap bize, ez bizi” derdim.

  İğrenç değil mi?

  Hayır.

  Hayırla ne demek istiyorsunuz?

  Çünkü ben de  bazı zamanlar böyle hissediyorum.

 Dr.  Delbende’nin imgesi arkamdaydı.

 Onun yaşlı, kararlı gözleri benim üzerimdeydi.

 Okumaktan korktuğum gözler.

  Bayan,  eğer tanrımız, paganların ya da filozofların Tanrı’sı olsaydı  cennetin en üst noktasındaki sığınağı almış olsa bile  ıstırabımız onu, oradan aşağı sürüklerdi.

  Ama bildiğiniz gibi, bizim ki beklemedi.  ona yumruk sallayabilirsiniz,  suratına tükürebilirsiniz,  onu sopayla dövebilirsiniz  ve sonunda, onu bir çarmıha gerebilirsiniz.

  Ne olurdu?

  Bunların hepsi oldu zaten.

  — Ona ne demem gerekiyor?

  Tekrarlayın: Senin krallığın gelecek.

  Senin krallığın gelecek.

  Dediğin olacak, Söyleyemem,  bu onu ikinci defa kaybetmek gibi.

  Gelmesini dilediğiniz krallığı, sizin için ve onun için.

  O zaman krallığın gelsin! Yaptığım gibi onu aşağılamak için Tanrı’dan nefret etmeliydim.

  Kalbimdeki kinle ölmüş olabilirdim.

  Bir saat önce, hayatım düzen içinde görünüyordu.

  Her şey yerli yerindeydi.

  Ayakta duran hiçbir şey bırakmadınız.

  Onu, zaten sahip olan Tanrı’ya verin.

  Anlamıyorsunuz.

  Bu kadar çabuk böyle uysallaştığımı düşünüyorsunuz! İçimde hâlâ gurur var.

  Gururunuzu, kalan her şeyle birlikte ona verin.

  Her şeyi ona verin.

  Ne çılgınlık! Beni affedin.

  Tanrı işkence eden değildir.

  O, bizim kendimize karşı merhametli olmamızı ister.

  Olan oldu, Yapabileceğim bir şey yok.

  Huzur sizinle olsun.

 Daha sonra Dombasle’e gitmek için oradan hemen ayrıldım.

ve eve vardığımda saat çok geç olmuştu.

 Yaşı bahçıvan Clovis, bana kontesten gelen bir paket verdi.

 İçinde ne olduğunu biliyordum.

 Küçük madalyon – şimdi içi boştu – ve kırılan zinciri.

 Bir de mektup vardı.

  “Sevgili Peder, oğlumun kötü hatırası  beni korkunç bir yalnızlığın içinde, her şeyden uzaklaştırdı.

  Ve öyle görünüyor ki, başka bir çocuk beni girdaptan dışarı çıkardı.

  Umarım, size çocuk diyerek gururunuzu incitmemişimdir.

  Eşsizsiniz ve Tanrı sizi her zaman korusun” Kendime, bunu nasıl yaptın diye sordum.

  ya da bunun yerine, artık sormayı bıraktım.

  Her şey yolunda.

  Boyun eğmenin mümkün olduğuna inanmıyordum.

  ve gerçekte, bana gelen şey bir boyun eğiş değildi.

  Boyun eğmiş değilim, sadece mutluyum.

  Hiçbir şey istemiyorum.

  Bu geç saatte, bu şeyleri size anlatmalıydım.

  Bir daha bunlar hakkında konuşmamalıyız, değil mi?

  Asla  İyi olan, “asla” kelimesi.

  Kelimelerin ardında ifade edileni anlıyordum.

  “Bana verdiğiniz huzuru”  Kontes geçen gece öldü.

 Malikâne kan ter içinde ulaştım.

 Kont beni görememiş gibi davrandı.

  Aynanın üzerindekileri kırarak, yatağından fırladı, Göğüs anjini şüphesiz.

  Bir süredir tam olarak kendinde değildi.

 Yüzünde görmeyi umduğum şey – bilmiyorum – belki bir gülümseme.

 Fakat gülümsemiyordu.

 Kolum onu kutsamak için kalkan bir kurşun kütlesi gibiydi.

 2. 00’da malikâneden ayrıldım.

 Katekizm dersleri düşündüğümden daha uzu sürdü.

 Döndüğümde, uzun bir araba korteji ile karşılaştım ve malikâne homurdanma sesleri ile doluydu.

 Geceyi kontesin yanında geçirmek isterdim.

 Fakat rahibeler oradaydı ve Kontun amcası olan Katedral rahibi, onlarla göz kulak olmaya karar vermişti.

 Israr etmeye cesaret edemedim.

 Son kez odasına girdim.

 Tartışmamızın anıları beni güçsüz düşürecek kadar canlı bir şekilde zihnime doldu.

 Muslin duvağı kaldırdım ve alnındaki saçları parmaklarımla taradım.

 Ona “huzur sizinle olsun” demiştim.

 ve huzuru dizlerinin üzerinde kabul etmişti.

 Birinin, sahip olmadığı bir şeyi başkasına vermesi ne kadar tuhaf.

 Ah! boş ellerimizin mucizesi.

 İnsanların yanlarından geçerken, mırıltılar duyduğumu düşündüm.

 Benim hakkımda konuşuyor gibi görünüyorlardı.

  Yeğenimin kızını buralarda gördünüz mü?

  Evet, Rahip.

  Burada, kilisenin içinde.

  Kendini yavaş yavaş sizin yerinize hazırlıyor şüphesiz.

  Ona sert davrandım.

  Gerçekten, onun gururunu kırdığımı düşünüyorum.

  Onun etkilediğinizi düşünüyor musunuz?

  Şu sıra düşünmüyorum.

  Ancak, onu ayağa kaldırdığımı ve Tanrı’nın aldatılamayacağını unutmayacaktır.

  Tanıştığınızdaki hali çok farklıydı.

  Bayan Chantal, bir gün böyle bir yalandan utanmayacak kadar çok gururlu biriydi.

  Mahcubiyet duyacak  ve mahcup olmaya ihtiyacı var.

  Peki ya siz?

  Ben.

  Sağlığınızı ihmal ediyorsunuz.

  Midem çok hassas;  Sadece ekmek, meyve ve şarabını sindirebiliyor.

  Sizin durumunuzda olsaydım, şaraptan çekinirdim; yarardan çok zararı olabilir.

  Sağlıklı görünmek, sağlıklı olmak demek değildir.

  Peder,  bir bölgenin idaresi hakkında anlaşabileceğimiz iki şey bile yoktur belki.

  Ancak burası sizin bölgeniz, istediğiniz gibi idare edin.

  Yalnızca sizi dinlemeliler.

  Sizinle eski kontes arasında ne olduğunu bilmem gerekmiyor.

  Fakat bazı aptalca ve tehlikeli konuşmalara son vermek istiyorum.

  Yeğenim hem dünya, hem cennetle için çalışıyor.

  Piskopos, kendisi basit bir adamdır, onu ciddiye alır.

  Ertesi gün yapacağınız konuşmayı bir ya da iki satırda özetleyin.

  Yanlışa düşmenizi istemiyorum.

  Bir papaz olarak bir şeyleri göstermeniz için  size duyulan güven    hâlâ yeterli değil.

  Sayfa, onun gözleri ile lütuflanmak için alınmadan önce cebimden çıkmayacak.

  Bana güvenmiyor musunuz?

  Böyle bir konuşmanın raporu nasıl olabilir, bilemiyorum.

  Hiç tanık yoktu.

  Sadece kontes bunun için yetki verebilir.

  Çok iyi, fikrinizi ortaya koyun.

  Yarın tekrar birlikte olacağız, tabii eğer mutabıksanız.

  Yeğenimle yapacağınız konuşma için sizi hazırlamak istiyorum.

  Konuşabilen ve aynı zamanda hiçbir şey söylemeyenlerden biri değilsiniz.

  Ama ne yazık ki, asıl ihtiyaç duyulan da bu.

  Fakat ben ne hata yaptım?

  Bana neden karşılar?

  Siz neyseniz osunuz  ve bu konuda hiçbir şey yapılamaz evladım.

  İnsanlar sizin sadeliğinizden nefret etmiyorlar,   kendilerini bundan koruyorlar.

  Onları tutuşturan bir ateş gibi adeta.

 Söz verdiğim gibi malikâneye gittim.

 Genç Bayan Chantal kapıya geldi, bu beni şüphelendirdi.

 Nerdeyse beni, çalışma odasına sürükleyerek götürdü.

 Panjurlar kapalıydı.

 Kontesin koltuğu ve kararmış kütükler hâlâ oldukları yerde duruyorlardı.

  Genç Bayan, çok az vaktim var.

  Ayakta konuşacağım.

  Niçin?

  Benim yerim burası değil ve sizin ki de.

  Ölüden mi korkuyorsunuz?

  Mürebbiye eşyalarını topluyor ve bu akşam ayrılacak.

  Görüyorsunuz, ne istediysem aldım.

  Bu sizi, birazcık iyi yapacak.

  Eğer olduğunuz gibi kalırsanız, nefret edecek başkasını bulacaksınız.

  Ancak gerçekten nefret ettiğiniz tek kişi kendinizsiniz.

  İstediğimi elde etmeseydim, kendimden aynı şekilde nefret edecektim.

  Mutlu olmalıyım, öte yandan  Her neyse, bu onların suçu.

  Neden beni bu korkunç yere tıkıyorsunuz?

  Tansiyonum yükselmişti, ancak sesimin yükselmesine mani oldum! Tüm gün sıkıcı el işleri uğraşarak ve tırnaklarımı yiyerek eğildim durdum.

  Korkunçtu! Bilmiyorum ama  bu sıra dışı gücün içimde oluştuğunu hissedebildiğim zamandı.

  Yaşamın kendisi bunun tamamını dışarı çıkaracak kadar uzun olmayacak.

  Böyle bir gevezelik etmekten dolayı utanmıyor musunuz?

 Hemen ardından Kont memnun bir havada, piposunu tüttürerek kırlardan döndü.

  Kızım size kayınbiraderimin cenaze  töreninden beri kâğıtları verdi mi?

  Bunu, aynı şekilde olması için söylemeliydim?

  Bana bir şey vermedi.

  —Onu gördünüz mü?

  Peder ve ben başka şeyler konuştuk.

  Onu rahat bırakmalısın.

  Bu karışıklıkların hepsi çok saçma.

  Ayrıca, mürebbiyenin çekini imzalamasın.

  Hatırla, bu akşam ayrılıyor.

  — Cenaze için kalmayacak mı?

  Herkes nedenini merak edecek.

  Herkes mi?

  Herhangi birinin onun yokluğunu fark etmesi benim için sürpriz olur.

  Ayrıca altı aylık ücret.

  Bu çok saçma! Biraz dinlenmeyi hak ediyor.

  Buradaki yaşamı çok fazla eğlenceli değildi.

  Çek defterin masanın üstünde.

  Sonra, sonra  Öyle olsun.

  Ben seni onunla tartışmak zorunda kalmaktan korumaya çalışıyorum.

  Büsbütün keder içindeydi.

  Peder, olabileceğim kadar açık sözlü olacağım.

  Rahip sınıfına hürmet ederim.

  Ailemin, seleflerinizle her zaman iyi zamanları olmuştur.

  Karşılıklı saygı ve dostluk dolu dönemler.

  Ama hiçbir papaz, benim aile meselelerime burnunu sokmalı.

  bazen istemeden de olsa dâhil oluruz.

  İstemeden, ya da en azından bilmeden, büyük bir  talihsizliğe sebep oldunuz.

  Bir daha kızımla konuşmanızı istemiyorum.

  nasıl bir talihsizliğe sebep oldum?

  Amcam açıklamıştır  düşüncesizliğiniz tasvip etmediğimi söylemem buna yeter.

  Karakteriniz ve alışkanlıklarınız bölgemiz için bir tehlikedir.

  Alışkanlıklarım mı?

  Size iyi günler diliyorum, Peder.

 Kontes bu sabah gömüldü.

 Onun uzun ve çetin sınavı bitti, şimdi benim ki başlıyor.

 Onu takdis ettiğimde, kaygı ve sevinç karışımı olan şey nereden geldi?

 Şu garip şefkat?

 O, şu an görünmeyen dünyadaki yerinde.

 Kavramaksızın, kaşının üzerindeki ölümün getirdiği huzurun yansıması gözüme takıldı.

 Gerçek bir delilik anında yazılan Bu sayfaları ortadan kaldırmam gerektiğini düşünmeme rağmen biri kesinlikle bunun bedelini ödemeli.

 Hâlâ, beni boyun eğme ve cesaretten geri bırakan zavallı hayatımdaki büyük aldanma, ki daha kötüsünü tahayyül edemem, kendi zorlu sınavıma tanıklığa katlanıyorum.

 Ve şeytana uyma- Raporum için mi geldiniz?

  — Bunu hiç düşünme evladım.

  Kendi bildiğim gibi yaparım.

  nasıl giyindiğinize biraz dikkat etmelisiniz.

  Pelerinin mesela.

  Sonra sağlığınıza da dikkat etmelisiniz.

  Bunu kontrol edemem.

  — Evet, yapabilirsiniz.

  Perhizin anlamsız.

  Gerçekten, sana bunun hakkında güzel bir vaaz vermeliyim.

  Sonra hasta hissettiğinizde, şaşırıyorsunuz.

  Sizin gibi yeseydim, Mideme kramp girerdi.

  Manevi yaşamınız için delikanlı, aynı şeyden korkarım:  Yeterince dua etmiyorsunuz.

  Dua etmek için çok uğraşıyorsunuz, benim gördüğüm bu.

  Fakat dua edemiyorum.

  Eğer dua edemiyorsan, sadece sözleri tekrarlayın.

  Bak, sizin hakkınızda yanıldığımı zannetmiyorum.

  Bunun üstesinden gelmeye çalış.

  Meslek hakkında çok düşündüm.

  Hepimiz çağrıya davet edildik.

  Sadece aynı şekilde değil  ve olayları basitleştirmeye  her birimizi onun – hakikatin, kısaca düşündüğüm  ya da hayal ettiğim- yerine yerleştirmeye çalışıyorum.

  Eğer ruhlarımız perişan bedenlerimizden  2.

 000 yıl kadar önceye geri sürüklenebilseydi  o üstün yere doğru gitmek için yol gösterirdi.

  Ne?

  Sorun nedir?

  ağlıyor musunuz?

  Ağladığımın farkına varamamıştım?

 Gerçek, her zaman zeytin korusuna geri döndüğümdü.

 Ruhum için çok bildik ve doğal bir eylem.

 Şimdiye kadar hiç farkına varamamıştım, aniden, efendimiz bana Iütfunu gösterdi, ve yaşlı üstadın dudaklarında ortaya çıktı.

 hiçbir şey beni, benim sonsuzluktaki seçilmiş yerimden koparamaz.

 Ben kutsal sancının bir mahkûmuyum.

  Böyle çocuk gibi davranacağınızı düşünmezdim.

  Sizin sinirleriniz bozulmuş evladım.

  Bu kadar yeter şimdi, tüm gün burada kalamayız.

  Belki de Tanrı, sizi sefalet içinde tutmak istiyordur.

  Ancak mevzu bahis ruhların rahatı olduğu zaman  yargılar düşüncelerimizi ortaya koymaz.

  Sizin hakkınızda bazı rahatsız edici şeyler duydum.

  Fakat sorun değil, kötü niyetli insanların böyle olabileceğini biliyorum.

  Ama Kontesle paylaştığınız aptalca yol, melodram! Anlamıyorum.

  Madalyon konusu.

  Madalyon mu?

  Aptal olmayın! bir tanık var.

  Şaşılacak bir şey yok! — Bizi gören kim?

  — Kızı.

  Bu kabullenişe siz mi sebep oldunuz?

  Bir anneyi, ölmüş çocuğunun tek hatırasını gömmeye zorlamak.

  Eski Ahitten bir hikâye… ve sonsuz ayrılıktan Konuşmak gibi.

  Ruhlara şantaj yapılmaz, evladım.

  Bu, ne olduğu hakkındaki kendi yorumunuz, ben başka bir tane anlatabilirim.

  ki aslında doğru olan bu.

  Tek söyleyebileceğiniz bu mu?

  Evet.

  Ne olursa olsun, kızıyla bir daha görüşme.

  O bir şeytan.

  Ona kapımı kapatmayacağım.

  Burada bir rahip olduğum sürece, kapımı kimseye kapatmayacağım.

  Annesinin, sizinle sonuna kadar savaştığını söylüyor.

  Sonra onu üzdüğünüzü ve ayrıca manevi olarak aklını başından aldığınızı.

  Bu doğru mu?

  Onu bıraktın

– Onu Tanrının sorumluluğuna bıraktım.

  Sert sözlerinin anısı, ölürken ona acı çektirmiş olabilir.

  Huzur içinde öldü.

  Nerden bilebilirsin?

  Her durumda, o artık ölü şimdi.

  İnsanlardan ne düşünmelerini bekliyorsunuz.

  Kalbi sağlam olmayan biri için güzel olmayan cinsten sahneler.

 Mektubu konuşmak için teşvik bile edilmedim.

 Papaz evine geri döndüm.

 Acı çekmekten ziyade, kaldırılan çok büyük bir yük gibiydi.

 Torcy Papazla yapılan bu görüşme, çok kısa bir şekilde amirlerim ile yapacağım konuşmanın bir provası gibiydi.

  Mutluluğu sınırlayan şeylerle birlikte aslında mutluluk hakkında söyleyecek hiçbir şeyim olmadığını keşfettim.

 İki gün boyunca, yapmadığım bir şey hakkında suçlanacağımdan ve sessiz kalma doğruluğun bana yasaklanacağından korktum.

 Ancak şimdi herkese, davranışlarımı kendi adına yargılamasına izin verebilirdim.

 Bayan Chantal’ın konuşmamızı yanlış duyduğu gibi, içtenlikle-yanlış anladığını düşündüğümde iyice rahatlamıştım.

  Zavallı çocuğum.

  İşte, böyle oldu.

 Hâlâ anlamış değilim, bir şey anlamadım.

 Bu tuhaf huzurun dışında sevinçli olmam yeni bir talihsizliğin habercisiydi.

  Bu şarap değil iğrenç bir zehirdir.

  Elimde tek bu var.

  Benden istemeliydin.

  Yemin ederim.

  Sus! içindeki şu şeyle ölmüş olmaman bir mucize.

  Geldiğim için mutluyum.

  Gel, otur.

 Sesim, her zaman olduğu gibi göğsümün içinde titriyordu.

 İçimdeki bir şeyin bana yere oturmam gerektiğini söylediği zamanlardaki gibi.

 Dünyada hiçbir güç beni ayakta tutamazdı.

  Dinle, sana kızgın değilim.

  Sonra seni bir sarhoş olarak görmüyorum.

  Bu bölgelerde yaşayan taşra halkı yani biz  az ya da çok ayyaş çocuğuyuzdur.

  Delbende parmağını, bir kerede sorunun olduğu yere koydu.

  Bu dünyaya çok sarhoş olarak geldin benim zavallı dostum.

  Bu konuda hiçbir fikrin olmadığını biliyorum.

  Ancak yavaş yavaş şaraptan kaynaklanan – ne şarap ama!- beklentilerin içine sürüklendin.

  İyi bir rostodan aldığın güç ve cesaret.

  Dikkatini çekerim, Tanrıya karşı suç işlemiş değilsin.

  Ama şu an uyarıldınız ve asıl şimdi ona karşı suç işlemiş olacaksın.

 Kafam karışmış bir şekilde ona bakıyordum.

 Sağlam ve aklı başında bir adam.

 tanrı’nın gerçek bir hizmetçisi, o da bununla yüzleşmişti.

 Görünmez bir yolda sanki birbirimize veda ediyormuşuz gibiydi.

  Hepsinden öte, hayal gücünün seni tüketmesine izin verme.

  Söyleyeceğim son bir şey daha var: Her şeye rağmen, harika bir genç papazsın  ve herhangi bir kötü niyet olmadan, ölen yaşlı kadına- Lütfen yapmayın! Haklısın, bunu konuşmayacağız  ve şimdi, çalış  beklerken günlük, küçük şeyleri yap.

  Küçük şeyler bir şeymiş gibi görünmez ama huzur getirirler.

  ve dua etmeye çalış, devam et  Kutsal Bakireye dua et.

  O, elbette insanoğlunun anasıdır.

  Ancak aynı zamanda, onun kızıdır.

  Eski dünya, Iütuftan önceki dünya,  onu beşiğinde salladı.

  Yüzyıllardır, onun yaşlı eli  adını dahi bilmeyen, olağanüstü kızları koruyor.

  Küçük bir kız, meleklerin kraliçesi  bugün de hâlâ öyle.

  Hiçbir zaman bunu unutma.

  Teşekkür ederim.

  Beni takdis edin.

  Hayır, bugün sıra sizde.

  Buyurun Peder.

  Hayır, teşekkürler.

  Bir şeyim yok.

  Geçecektir.

  Bu sizi kendinize getirir.

  Daha iyi hissediyor musunuz?

  Çok daha iyi, teşekkürler.

 Eve dönmem gerekiyor.

 Midem daha az ağrıyor.

  Sadece, biraz başım ağrıyor.

 Auchy korusundan sonra ilk defa bayılmış olmalıydım.

 Hâlâ, yukarıyla savaş halinde olduğumu düşünüyordum ve hâlâ, küstahlığıma karşı buz kesmiş yeri hissedebiliyordum.

 Beni yarı ölü bir halde bulacaklar, başka bir skandal daha.

 Sanırım çağırıldım.

 Zavallı başım artık daha fazla dayanamayacak.

 Kutsal Bakire’nin imgesi, Papazın anlattığı gibi gözlerimin önünde sabitti.

 Yüce bir yaratık- elleri gözlerimi ellerine diktim.

 Şimdi onları göreceğim, şimdi kayboldular.

 Acımın daha büyük hızla çoğalması gibi.

 Onlardan birini içime aldım.

 Zavallı bir çocuğun elleriydi çok çalışmaktan ve çok yıkanmaktan dolayı şimdiden pürüzleşmiş eller.

 Gözlerimi kapadım.

 Gözlerimi tekrar açtığımda, onu görmeden önce, tüm dizlerin önünde bükülmesi gereken yüzü görmekten korkuyordum.

 Onu gördüm.

 En ufak bir aydınlık olmayan bir çocuğun yüzüydü.

  Gölden doldurdum, daha güvenli görünüyordu.

  Herkes evde.

  İnekleri içeri sokmak için gitmem gerekiyor.

  Böyle bir duruma düşmemeliydiniz.

  Şanlısızın, sizi buldum.

  Ölmüş olduğunuzu zannettim.

  Kalkmam gerekiyor.

  — Bu halde eve gidemezsin.

  Neyim var?

  Kustunuz.

  Sanki böğürtlen yemişsiniz gibi, tüm yüzünüz leke içinde.

  Titriyorsunuz, bırakın da ben yapayım.

  Bunu yapmaya alışığım.

  Düğündeki son haftadan beri yaptığım başka bir şey.

  Yarın Papaz evine gel.

  Sana anlatacağım.

  Tanrı aşkına, hayır.

  Size, hakkınızda birçok kötü şey söyledim.

  Korkunç şeyler.

  Bunu kasıtlı yapmadığınızı biliyorum.

  Belki de onlar, bardağınıza biraz toz koymuşlardır.

  Eğlence olsun diye böyle şeyler yapıyorlar.

  Ama bana teşekkür edin; bu sefer eğlenmek için böyle bir şey yapamayacaklar.

  Sizi yolun olabildiğince yakınına kadar götürürüm.

  Şimdi hemen eve git.

  Dün gece sizinle ilgili bir rüya gördüm.

  Perişan görünüyordunuz.

  Ağlayarak uyandım.

 Elbisem sertleşmişti ve su kırmızıya dönmüştü.

 Çok fazla kan kaybetmiş olduğumu anladım.

 Çok şaşırmıştım —ölüm korkusu daha sonra geldi

–  Sabah, Lille’e giden ilk trene binmeye karar verdim.

 Horozlar öterken, iyi hissederek uyandım.

 Başka ufak bir kanama daha, daha çok kan tükürmek gibi.

 ÖIüm korkusu, tüm kanımın göğsümdeki bir nokta etrafında dönmesi ne kadar ilginç.

 Şafak, bana hep tatlı gelmiştir.

 Gündüzleri kutsa.

 Daha iyi bir halde dua edebiliyorum.

  Duydum ki bugün ayrılıyormuşsunuz.

  Evet.

  Geri dönecek misiniz?

  Şeye bağlı  Neye  size mi?

  Lille’de görüneceğim doktora.

  Düşündüm ki- Bu Oliver’in motosikleti.

  Kuzenim.

  Bana yardım edin.

  Siz buradayken- babanızın arzusuna karşı, alabilirim.

  Kartlarınızı saklamakta kararlısınız.

  Benimle ilgili ne düşündüğünüzü size sorabilir miyim?

  Hiçbir fikri olmayan bir Papaz.

  Gözleriniz ve kulaklarınız var  ve diğerleri gibi onları kullanıyorsunuz, sanırım.

  Bana sizin hakkınızda hiçbir şey söylemiyorlar.

  Neden?

  Her zaman huzursuzsunuz.

  Ruhunuzdaki gerçeği gizlemeyi umuyorsunuz  ya da belki onu unutmayı.

  Ben gerçekten korkmam  ve eğer beni zorlarsanız  Sizi zorlamıyorum.

  Eğer ölüm tehlikesi içindeyseniz, itirafınızı duymak konusunda hemfikirim.

  Zamanı geldiğinde günahınız bağışlanacak umarım.

  Başka birinin elinden.

  Bu önceden bilinmesi zor bir şey.

  Peder, transfer olmak konusunda kesin karar vereceksiniz.

  Buradaki herkes sizi sarhoş yerine koyuyor.

  Tek bildiğim, hayatı düşündüğümdür.

  Her şeyi istiyorum, her şeyi deneyeceğim.

  Birçoğunun bunu başaramadan ölmüş olduğunu biliyorum.

  Eğer yaşam beni rahatsız ederse, ki öyle,  sadece günahın işlemek için, günaha gireceğim.

  İşte o an, Tanrı’yı bulacağınız andır.

  Bilmiyorum ama sanki sizi aşağılıyormuşum gibi hissediyorum.

  Benim iradem dışında, yazgıma karar verebileceğinizi mi düşünüyorsunuz?

  Memnun olursam, kendimi lanetleyeceğim.

  Yüz yüze, sizin için cevaplayacağım.

  Şimdi hayalinize gelen şeylerden mi bahsediyorsunuz?

  Siz annemle konuşurken, pencerenin altındaydım.

  Bir anda, yüzünün ifadesi çok yumuşak bir hal aldı.

  Hortlaklardan başka mucizelere inanmam.

  Ancak annemi tanıdığımı zannediyorum.

  Güzel sözlere, bir balığın elmaya ilgisi kadar kadar önem verir.

  Sırrınız var mı?

  Kaybedilmiş bir sır.

  Sırası geldiğinde siz de, onu bulup tekrar kaybedeceksiniz.

  Ve diğerleri sizden sonra gelip geçecek.

  Nereye gidiyorsunuz, peder?

  Mézargues’ye, treni yakalamak için.

  Bunlardan birine daha önce bindiniz mi?

  Denemek ister misiniz?

  Hadi gelin.

  Korktunuz mu?

 Sonrasında, nasıl öyle mucizevî bir şekilde genç hissedebildim ki?

 Evet, yol arkadaşım kadar genç.

  Her şey bir anda çok basit göründü.

 Gençlik kutsanmış.

 Aldığınız bir risk ve bu risk bile kutsanmış.

  Sıkı tutunun! 

Açıklayamayacağım bazı önsezilere dayanarak Tanrı’nın bu tehlike hakkında bir şeyler öğrenmeden  zamanı geldiğinde, çilemi olunduruncaya kadar ölmeme izin vermeyeceğini seziyordum.

  Ayrılmanız çok kötü oldu.

  Bunu bir daha yapabilirdik.

  Sizden hoşlandım, dost olabilirdik.

  Ben mi, arkadaşınız mı?

  Kesinlikle, Sizin hakkınızda hiçbir şey bilmediğimden değil.

  Amcam pisliğin teki, işe yaramaz,önemsiz bir papaz olduğunuzu düşünüyor.

  Onun ne düşündüğünü önemsediğinizi zannetmiyorum.

  Muhtemelen ben dış alayda olduğumu bilmiyorsunuzdur.

  Alay mı?

  Lejyon demek istedim.

  Keşke sadece  kendinizi bir görebilseydiniz.

  kendimi mi?

  Üstünüzde siyah cübbe olmasaydı, içimizden herhangi biri gibi görünürdünüz.

  Bunu hemen fark edebildim.

  Kastettiğiniz bu değil herhalde! Kesinlikle bu! Ne?

  Bir papaz mı?

  Dışarıda pek çok papaz var.

  Binbaşımın em eri bunlardan biriydi.

  Yalnızca onu sonradan fark ettik.

  Sonradan mı?

  Öldükten sonra.

  nasıl öldü?

  Bir katırın sırtında, sosis gibi sallanırken  bir kurşun göbeğinden içeri girdi.

  Demek istediğim bu değil.

  Dinleyin, size yalan söylemeyeceğim.

  Böyle adamlar, vakitleri geldiğinde gösteriş yapmayı severler.

  Bir ya da iki ifadeleri vardır ki, belki siz küfür sayarsınız.

  Ama ya tanrı tüm askerleri korumuyorsa.

  Evet, adı üstünde onlar askerlerdir.

  o zaman neye yarar?

  İyi bir derece için bir tane daha küfür ve sonra, BAM! Her zaman aynı sloganı: “Hepsi ya da hiçbiri” Bahse girerim, kendiniz  Biliyorsunuz, amcam dediğinde haklıydı.

  Hiçbir sosyal yeteneğiz yok.

  Kabul edin, bizim dünyamız onlara ait değil.

  Onları bir kenara atmıyorum.

  Ama onları sevmiyorum.

  Bizim adamlar, hiçbir şekilde sizin aklınıza başvurmazlar.

  Tanrı onlar için, küçümsedikleri,  onursuz bir yargıç konumundadır.

  Kendi kanunları daha çok, korkunç derecede çok daha erdemlidir.

  Bir kurban sunağı gibi.

  Diğerlerinden daha büyük olmayan alelade bir taş.

  DR. LAVIGNE TIP FAKÜLTESİ PROFESÖRÜ

Doğrudan istasyona doğru yürüdüm.

  Eski kiliseye girdim, adını bile bilmiyordum.

  Duaya karşı, hiç bu kadar şiddetli bir fiziksel tiksinti duyamamıştım.

  İsteklerim, karşısında acizdi.

  Vaazını sessizce yazmak için bu tarafa gidebilirsiniz.

  Gençken, papazlar çok yemek yerdi.

  Şimdi siz, sokak kedileri kadar zayıfsınız.

  Başlangıçlar her zaman zordur.

  Önemli değil, sizin yaşınızda tüm yaşamınız önünüzdedir.

  Sakin kalmayı biliyordum.

  Sessiz kalmalıydım.

  Kanser.

  Mide kanser.

  Kelimeler kulaklarımda çınlıyordu, ancak zihnim boştu.

  Başka bir şeyler bekliyordum, tüberküloz gibi.

  Sanırım, zor bir sorunu dinler gibi, tam olarak kaşlarımı çatmıştım.

  Benim yaşımdaki insanları çok nadir vuran  bu hastalıktan öleceğimi anlamam uzun zaman aldı.

  Beni bir fincan koyu kahve ile birlikte yalnız bıraktı.

  İyi hissediyordum, hatta bir anlığına uykuya daldım.

  Uyandığım zaman  Tanrım, bunu yazmalıyım.

  Horozların ötüşü ve huzur dolu pencerem  sanırım bu hafta, son bir kaç sabahımı yaşıyorum.

  Hepsi ne kadar taze ve arıydı.

  Kendime, “son haftalarda içimde bir şey değişmedi”  diyor olmama rağmen  bununla eve dönme düşüncesi – bu şeyle – beni utandırıyor.

  İLAÇ VE BENZERİ ÜRÜNLER

Abbot Dufrety ile küçük bir bölgeye atanıncaya kadar  papaz okulunda beraber okumuştuk.

  Sadece hasta olduğu için  bakanlıktan ayrılmış olduğunu biliyordum.

  Üstünde kısa kollu gömlek,,,, cübbenin altına giydiğimiz şu pamuklu pantolonlardan giymişti  ve çıplak ayağına terlik geçirmişti.

  Bana söyleyebilirdin, kasabada bir ofisim var.

  Sadece buranın dışında kamp kuruyorum, bu yer iğrenç.

  Sanırım çok yedim ama çok iştahlı değilimdir.

  Papaz okulunda bu fasulyelerden vardı  hatırladınız mı?

  En kötüsü yemek tam burada yapılmalı.

  Kızartma kokusundan hiç hoşlanmam.

  Başka yerde, bu şeyler hemen yiyebilirdim.

  Gelmeniz ne kadar güzel.

  Açıkçası, biraz şaşırdım.

  Son günlerde biraz şaşırmış görünüyorsunuz.

  Affedersiniz, çok azını temizleyebildim.

  İyi bir gün geçirdim, bu sık olmaz.

  Ne bekliyordunuz?

  Aktif bir yaşam iyidir.

  Ama sakın cahil birine dönüştüğümü düşünmeyin.

  Oburca kitap okurum; hiçbir zaman öyle çok okumamıştım.

  Buraya birkaç not aldım, göstereceğim size.

  Akşam yemeğine kalacağınızı umarım.

  Güzel bir sohbet yaparız.

  Sorun nedir?

  İşte, için şunu.

  Ne bekliyordunuz?

  Damarlarımızda bozuk bir kan dolaşıyor.

  Bir keresinde, bir doktor bana:  “entelektüeller, çocukluklarından itibaren yeterli beslenmezler” demişti.

  Çok anlamlı, sizce de öyle değil mi?

  Sadece, kendim için mazeret ürettiğimi düşünmeyin.

  Tam doğruluğa inanırım.

  Kendime ve diğerlerine karşı.

  Sanatoryumda ayrıldığım zaman kendimi test etmek istedim.

  İş aradım.

  Bu bir irade sorunuydu ve cesaret, cesaret fazlasıyla.

  Düşünün, kimseye beni takip etmesini söylemiyorum.

  Kötü zamanlar vardır.

  Eğer, benim için hayatını feda eden birine karşı  sorumluluk duygum olmasaydı  Evet, bunun hakkında tam bir tarafsızlıkla konuşabiliriz.

  Entelektüel yaşamımda onun yeri yok.

  Sonra kederden bir cıvata, bir şaşkınlık olduğunu düşünüyorum.

  Şaşırdınız mı?

  Ancak sizin için  papazlık yeminimi bozduysam  bunun entelektüel yaşam diye adlandırdığınız şeydense  bir kadını sevdiğim için olmasını tercih ederim.

  Aynı fikirde değilim.

  Ne hakkında konuştuğunuzu bilmiyorsunuz.

  Benim entelektüel yaşamım  Ne oldu! Cevap verin! Burada ölmek istemiyorum! Beni buradan çıkarın, başka bir yere götürün! Ne yapabilirim?

  Onu tek başıma taşıyamam  ve görevliden herhangi bir şey isteyemem.

  Hareket etmeyin peder.

  Geçecek.

  Bay Dufrety biraz panikledi ve koşarak eczaneye gitti.

  Korkarım, hakkımda kötü düşünüyor olmalısınız.

  Oda düzenli değil ve her şey kirli.

  Görüyorsunuz, işe gitmek için sabahın 5’inde ayrılıyorum  ve artık dayanacak gücüm kalmadı Ne iş yapıyorsunuz?

  Temizlikçiyim.

  İşin en yorucu kısmı, bir yerden diğerine koşuşturmak.

  Peki, ama onun işi?

  Bu işte para olduğunu söylüyorlar  ama bir ofis ve daktilo kiralaması gerekiyor.

  Öte yandan, fazla hareket edemiyor.

  Evli misiniz?

  Hayır.

  Evliliğe karşı olan benim.

  Neden?

  Onun yüzünden, görmüyor musunuz?

  Sanatoryumda iyileşeceğini umdum hep.

  ve sonra, kendisi bile yeni bir başlangıç yapmak istemesine rağmen  söylediğim yoluna çıkmayacağımdı.

  Bu konuda o ne düşünüyor.

  Hiçbir şey.

  İstemediğimi düşünüyordu.

  Neden sormuyorsun?

  Arkadaşlığın dışında.

  Eczacı haklıydı, haklı olarak bana gülmüştür.

  Doğru, en ufak bayılma nöbeti beni dehşete düşürüyor.

  Dinle.

  Seninle konuşmam gerekiyor.

  Çok az zamanım kaldı.

  Ne hakkında?

  Kimin hakkında konuşacaksın?

  Senin.

  Torcy papazı ile görüşmek konusundan aynı fikirdeydi.

  Üstadım- 4. 00 civarında, uyuyamıyordum, odasına gittim ve  zavallı meslektaşımı yerde, baygın bir şekilde buldum.

  Onu tekrar yatağa taşıdık.

  Bunun üzerine sel gibi kan kustu.

  Ancak sonrasında kanaması durdu.

  Doktoru beklerken, biçare dostumuz tekrar kendine geldi.

  Ancak konuşamıyordu.

  Alnı ve yanaklarından boncuk boncuk ter vardı  ve ifadesi çok acı çektiğini gösteriyordu.

  Nabzı hızla zayıfladı.

  Pantolonunun cebinde bulduğum  tespihi istediğini işaret etti.

  Sonrasında onu göğsüne bastırdı.

  Güç toplamaya çalışıyor gibi görünüyordu ve  çok zayıf bir sesle günah çıkarmak istedi.

  Yüzünde huzur ifadesi belirdi, hatta gülümsedi.

  Ne insanlık ne de arkadaşlık bunu geri çevirmeme izin vermemesine rağmen  görevimi yerine getirirken talihsiz dostuma,  isteğini gerçekleştirirken ki tereddüdümü anlattım.

  Beni duyuyor görünmüyordu.

  Fakat bir süre sonra, gözleri ona yaklaşmam için yalvarıyorken  elini, elimin üzerine koydu.

  Daha sonra, fazlasıyla yavaş olsa da  çok açık bir şekilde  söylediği tüm kelimeler şunlardı: “Ne önemi var?  Her şey Tanrının inayetinde” Bunu dedikten hemen sonra öldüğünü düşünüyorum.

 ||