146 dk

Yönetmen: Richard Brooks

Senaryo: Richard Brooks, Sinclair Lewis

Ülke: ABD

Tür: Dram

Vizyon Tarihi:29 Haziran 1960 (ABD)

Dil: İngilizce

Müzik: André Previn

Oyuncular: Burt Lancaster, Jean Simmons, Arthur Kennedy, Dean Jagger, Shirley Jones

Özet

1920’lerin kırsal kesim Amerika’sında bir din tacirinin hikâyesini anlatıyor. Din ve inancın çıkar amaçları yönünde sömürülmesi üzerine bu önemli film, Burt Lancaster ve Shirley Jones’a birer Oscar getirmişti. Ayrıca Jean Simmons, Arthur Kennedy ve şarkıcı Patti Page de var.

Dini uyanışçı bakış açılarından bazılarının sorgulayıcı davranabileceğine, bazı dini uyanışçıların davranışlarının gelenekçi fikirleri ve örgütlü Hıristiyanlığı küçük düşürdüğüne inanıyoruz!

 Herkesin kendi düşüncesi uyarınca ibadet etme hakkı olduğuna inanıyoruz, fakat inanç özgürlüğü, insanların inanışlarını suiistimal etme hakkı vermez!

filmden

1. BÖLÜM

Elmer Gantry sarhoştu.

 Ağzı laf yapan, hırçın bir sarhoş.

 Neyse , adam eve gelmiş, anlıyorsunuz ya, karısıyla en iyi arkadaşı birlikteymiş.

 Kocası demiş ki: “Harry, bunu nasıl yapabildin?

” Karısı da demiş ki: “Ne diye şikayet ediyorsun?

 Harry bunu sana yapmadı ki!”

– Dedim size, komik adam diye.

 – İyi.

 Çok iyi.

 Bu çeneyle çok iş yapar.

 Hey, şu saçma sapan işini bırakmalısın dostum.

 – Neden bir satış ekibine girmiyorsun?

 – İşe yaramaz çocuklar.

 Şehre her gelişimde, bizimle çalışmasını isteyip duruyorum.

 Öyle değil mi, dostum?

 Evet Ed, öyle.

 Şunu dinleyin millet İki hatun bardaymış.

 Biri öbürüne demiş ki: “Hemen yatmazsam ” ” eve gidip yatacağım!

” Öksüzleri Noelde sevindirmek istemez misiniz?

 Buyrun, bayan.

 Böyle bir yerde buna müsaade edilmemesi lazım.

 Din kaçak içki satılan bir yere uygun düşmez.

 Tamam Noel ama Dostum, bir dakika.

 Afedersiniz Hemşire.

 İzninizle.

 Bu merhamet meleklerini şu Noel gününde elleri boş göndereceğinizi sakın söylemeyin bana.

 Bu batakhane iyi burbon ve hızlı kadınların yuvasıdır, ikisinde de sınırı aşmamak için dine ihtiyacımız var.

 Öyleyse, hadi bakalım.

 Ona destek olun.

 Hadi ama, biraz hareketlenin.

 Neyiniz var sizin?

 Hey!

 Hey, Yüce Peygamber?

 Beni duyuyor musun, İsa Peygamber?

 Doğum gününü unuttuğumuzu düşünmedin değil mi?

 Buyur, İsa.

 Daha olsa hepsini verirdim.

 Sağol, kardeşim.

 İncil “Sağ elinin verdiğini sol elin bilmesin” der.

 Neden mızmızlanıyorsunuz, bayım?

 Hıristiyan olmaktan mı utanıyorsunuz?

 Anlıyorum.

 Sana göre din asalaklar, ahmaklar ve hanım evlatları için, öyle mi?

 Sence İsa muhallebi çocuğuydu, ha?

 Sana bir şey söyleyeyim mi İsa Peygamber buraya gelip, vaaz vermekten korkmazdı.

 İsa Peygamber cesur biriydi!

 Koca Roma ordusundan bile korkmadı.

 Oyun kurucunun mükemmel olduğunu düşünmüyor musun?

 Bence İsa tarihteki en iyi oyun kurucu olurdu.

 İsa gerçek bir boksördü.

 Sıkletinde görebileceğin en iyi dövüşçüydü.

 Peki neden, beyler?

 Aşk, beyler.

 İsa yumruğuna aşıktı.

 Peki aşk nedir?

 Aşk bir bebeğin beşiğini aydınlatan sabah ve akşam yıldızıdır.

 Ey günahkârlar!

 Aşk ozanların ve filozofların ilhamıdır.

 Aşk müziğin sesidir.

 Bahsettiğim bedensel değil, ilahi bir aşk.

 Güzel bir hutbeydi, Vaiz.

 – Çok güzel.

 – Sağol, kardeşim.

 – Eve, karımın yanına gitmem lazım.

 – Buyrun, Hemşire.

 Mutlu Noeller.

 Tanrıya şükredin, Hemşire.

 Tanrıya şükredin.

 – Gitmek zorundayım.

 Treni yakalamam lazım.

 – Ben de.

 Tam kadınlarla muhabbet zamanı.

 Bekleyin bir dakika.

 Çok iyi bir vaizsin dostum.

 Ben de trene yetişeceğim.

 Ed, daha önümüzde koca bir akşam var.

 Ne yaparsan yap, sakın adres defterini kaybetme.

 Mutlu Noeller!

 Bay Gantry?

 Size de mutlu Noeller, efendim.

 Hesaba yazman gerekecek.

 İçeceklerimi de.

 Hayır cemiyeti olduk.

 Kendime bir tef alsam iyi olacak.

 Kokuşmuş dünyanın sorunu da bu işte.

 Kimse kimseyi sevmiyor.

 Mac bayanın bardağı boşalmış.

 Tamam.

 – Şehirler arası görüşme.

 – Saat kaç?

 Dün gece Bayan Gantry için yaptığınız arama.

 Doğru, teşekkür ederim.

 – Mutlu Noeller, Bay Gantry.

 – Sana da.

 Yeni yılınız kutlu olsun, Bay Gantry.

 Bunu aşağıda hallederiz.

 Şimdi bavullarımı indir.

 Alo?

 Alo?

 Telefonunuz hazır, Bay Gantry.

 Alo?

 Oh, merhaba, anne.

 Mutlu Noeller.

 Benim, Elm!

 Bir dakika, anne.

 Daha şimdi kiliseden geldim.

 Senin için de dua ettim.

 Hediyemi nasıl buldun?

 Emin misin?

 Hay Allah, bu çok tuhaf.

 Belki tatil yoğunluğundan postaya takılmıştır.

 Noel’ini kutlayıp, seni sevdiğimi söylemek için aramıştım.

 Ağlamaya başlama.

 Anne Söz verdim biliyorum, ama ayrılamadım.

 Çok meşgulüm.

 Evet, işler.

 Sözüm söz.

 Gelecek paskalyada evde olacağım.

 Anne, ağlama.

 Anne, kapamam gerek.

 Treni yakalamak zorundayım.

 Elbette.

 Elbette.

 Seni arayacağım.

 Kendine iyi bak.

 Hoşça kal.

 MUTLU NOELLER HEMŞİRE SHARON FALCONER SİZİ KURTARABİLİR UYANIŞ TOPLANTISI

1-12 ARALIK

ilahi

Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum.

 Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum

Yola çıktım Işık, şükürler olsun

Yola çıktım Yola çıktım

Cennet diyarına gidiyorum

Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum

Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum

Yola çıktım Işık, şükürler olsun

Yola çıktım Çok zor zamanlar geçirdim

Ama yola çıktım Çok zor zamanlar geçirdim

Ama yola çıktım Çok zor bir tırmanış

Ama yola çıktım Yolumdayım Işık, şükürler olsun

Yola çıktım

Yol boyunca Şeytan pusuya yatmış

Her gece ve gündüz

Şeytan pusuya yatmış Haykırışımı duy

Geride kal şeytan Yola çıktım Işık, şükürler olsun

Yola çıktım İblisle savaş ve dua et

Adımını daha yükseğe at

İblisle savaş ve dua et Tanrım, daha yükseğe tırmanmak istiyorum

İblisi uzaklara kov Tanrım, ateşine tutuldum

Yola çıktım Işık, şükürler olsun Yola çıktım

Tanrım, yola çıktım Tanrım, yola çıktım.

 Tanrım, Tanrım Tanrım, yola çıktım Yola çıktım

– Daha sıcakken bir arar ver istersen.

 – Sağol, kardeşim.

 Şu iğrenç dergiye bakar mısınız, Muhterem?

 Utanç verici.

 Yan, çıplak yosma, yan.

 Kör edici bir alev gibi.”

Aniden gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı, ” “- ve ona bir ses dedi ki “

– “Saul.

 Saul.“

– “Neden bana zulmediyorsun?“

– Tarsuslu Saul.

 Yeni Ahit, bölüm dokuz.”

Ve İsa’nın Tanrının Oğlu olduğunu hemen duyurmaya başladı.“

– “Onu duyan herkes şaşkına döndü.”

  – “Şaşkına döndü.”

  Afedersin ama sanki bir vaiz gibi konuşuyorsun.

 – Börülce harika, muhterem.

 Harika.

 – Uyuyacak bir yere ihtiyacın varsa-

– Çok sağolun ama şu külleri taşır taşımaz, yola koyulacağım.

 O halde, allahaısmarladık, kardeşim.

 Benim için iyi şeyler söyle, kardeşim.

 – Geldiniz mi, Bay Gantry?

 – Evet, öyle.

 Bahar gelince satıcı da gelir.

 Günaydın, günaydın.

 Ne sıcak bir gün.

 Sam, körün file dediği gibi, görüşmeyeli uzun zaman oldu.

 Geçen marttan beri.

 Seni için yeni malzemelerim var: Elektrikli ekmek kızartma makinesi.

 – Olmaz.

 – Harika bir yumurta çırpıcı.

 Satılmıyor.

 Bu küçük şeytan bütün Amerika’yı bile temizler.

 Geçen yıl bunlarda dokuz tane sattın bana.

 Şuradalar, dokuzu birden.

 Zararı yok.

 Evde bir içkiye ne dersin?

 Beni geçen sefer böyle kandırmıştın.

 UYANIŞ ÇADIRI

Misyoner, yamyam ve revü kızını duymuş muydun?

 Şu Hemşire Sharon, iyi bir hatip mi?

 Bilmem.

 Dua toplantılarına gitmem.

 Yani işler kötü gitmedikçe ve hastalanmadıkça diyorum.

 Sadece böyle zamanlarda gidiyorum.

 Şu misyoner, yamyam ve revü kızı nedir, anlatsana?

 Borneo’nun en vahşi ormanında çırılçıplak bir kız varmış.

 Üzerinde sadece dans ayakkabısı ve şapka bulunuyormuş.

 Bayan Wilson ile görüşebilir miyim lütfen?

 Teşekkür ederim.

 Alo?

 Alo, Sally?

 Benim, Elmer.

 Kim sandın?

 Güzel, çok güzel.

 Sen nasılsın, tatlım?

 Bebeğim, şehre henüz geldim.

 Bir dakika, Sal.

 Girin.

 – Nasıl gitti?

 – İki yarışta sıfırı tükettik.

 Sally?

 Bu akşama ne dersin, bebeğim?

 Kocan eve kaçta geliyor?

 Ama tatlım, yarın burda olmayacağım.

 Peki, bir saat olur mu?

 Yarım saat?

 Elbette, Sal.

 Elbette anlıyorum.

 Önemli değil, tatlım.

 Bir dahaki sefere görüşürüz.

 Hoşça kal.

 – Şişeyi getirdin mi?

 – Hayır.

 İçki kaçakçılarını bilirsiniz.

 Peşin çalışırlar.

 Yazı mı tura mı?

 İki katı ya da hiç.

 Olmaz.

 Siz çok şanslısınız, Bay Gantry.

 Teşekkür ederim.

 Yapabileceğim başka bir şey var mı?

 Yok, sağol.

ilahi

 Hemen şimdi, bırak şüphelerini Hemen şimdi, bırak onu inkarı

Hemen şimdi, aç kapıyı Bırak İsa yüreğine yerleşsin

Yüklerimizi bırakacağız

Erdemli ruhlarımız kurtulup Kaftan ve taçla donanacak

Evet, nehirde buluşacağız O güzel nehirde

Azizlerle buluşacağız o nehirde

Tanrının saltanatına akan o nehirde

Evet, nehirde buluşacağız O güzel nehirde

Azizlerle buluşacağız o nehirde

Tanrının saltanatına akan o nehirde

 Bayanlar, baylar hoş geldiniz.

 Tanrının evine hoş geldiniz.

ilahi

 Tanrının gelişinin ışığını gördük

Gazap üzümlerinin saklandığı bağbozumunda geziniyor

Çevik kılıcının öldürücü şimşeğini saldı

Hakikati ilerliyor Işık, ışık, şükürler olsun!

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Işık, ışık, şükürler olsun!

Hakikati ilerliyor Işık, ışık, şükürler olsun!

Işık, ışık, şükürler olsun!

 Işık, ışık, şükürler olsun!

Hakikati ilerliyor

YOL, GERÇEK VE YAŞAM BENİM.

 Değerli dostlarım.

 Buraya gelip, o güzel kırlarınızı gördüğümde, kendi kendime “Kalmayacağım.

 Cehennem cezasını tartışan ” yaşlı rahiplerle tıkılıp kalmayacağım” dedim Böylece gizlice kaçtım ve pek çoğunuzun yapmakta olduğu şeyi yapmaya başladım, çiftçilik.

 İnekleri sağmak, yoncalara uzanmak, ve tanrının doğasından gelen hazzın içimi doldurmasına izin vermek.

 Mutlu, neşeyle dolu bir tanrının, cömert, eli bol bir tanrının olduğunun işte kanıtı süt!

 Buyrun, Muhterem.

 Tanrının nektarı.

 Bunu değerli gazetecilere verin böylece viski tadının gitmesi için ağızlarını çalkalayabilirler.

 Bu akşam bu akşam çok mutluyum ve sizin de mutlu olmanızı istiyorum.

 Mutlu bir tanrının tasasız evlatları gibi birlikte şarkı söyleyeceğiz, birlikte gülüp, birlikte sevineceğiz.

 Ebedi kurtarıcı İsa Mesih’in hakiki ruhu içimizde yaşadığı için sevineceğiz.

 – Şükürler olsun!

– Hamdolsun!

Bill, bak bakalım bu değerli insanların kaç tanesi bağışlarıyla tanrının cömert armağanına yaraşıyor.

 Sizler süt yapamazsınız, tanrınınsa tek yapamadığı para kazanmaktır.

 Kalk ayağa, İsa için kalk Sizler haçın askerlerisiniz Onun bayrağını zirveye yükselt Bugün vaaz vermek yok.

 Nasihat etmek yok.

 Üzgün yüzler, gözyaşları yok; sadece mutluluk var.

 Yarın yarın burdaki uyanışımızın son gecesi, ama ben ayrılsam da sizler yaptığım işi devam ettireceksiniz.

 Hepiniz Evangelistsiniz, her biriniz kutsandınız.

 Sağınızdaki kişiyle el sıkışın.

 Devam edin!

 Kurtulmuşlar mı onlara sorun.

 İsa için el sıkışmaz mısınız?

 Tanrı seni korusun, kardeşim.

 Herkes şarkı söylesin!

 Onun senalarını söyleyin!

 – Hemşire Falconer!

 – İsa’da mutluluğu bulmuyor musunuz?

 Mutluluk bu harika mesajlarınızı duymaktır.

 Bir dakikanızı alabilir miyim?

 İzin verir misiniz?

 Müsaade edin.

 – Lütfen izin verin.

 – Sağolun, kardeşim.

 Ah, evet Kusura bakmayın.

 Bozukluğum kalmamış.

 Teşekkür ederim.

 Sizin için çiçek topladım.

 Hemşire, oğlum sizin hutbenizden sonra çatıda Bakire Ana’yı görmüş.

 Bana bir saatinizi ayırabilir misiniz?

 Yapamam.

 Ama danışmanlarımız sizinle ilgilenebilir.

 Hemşire Rachel?

 Hemşire Rachel, elinizden geleni yapın.

 Bu tatlı insanların her biri önemlidir.

 – İsminizi alabilir miyim?

 – Sizi tekrar tebrik ediyorum.

 – Teşekkür ederim.

 – Ben vaizim.

 – İlham vericiydiniz.

 – Hangi kilise?

 Hangi kilise mi?

 Şu an için bir kilisem yok, ama Bu kez ki nedir, kardeşim?

 İçki mi, kadın mı?

 Nasıl yani, Hemşire Falconer.

 Ben mi?

 Hangisi olursa olsun dualarım sizinle.

 Jim?

 – Hemşire, ben, şey – İyi denemeydi, kardeşim.

 – Dua, şeker hastalığını iyileştirir mi?

 – Adresinizi verir misiniz?

 – Hemşire?

 – Bir dakika.

 – Mezhebiniz?

 – Sizinle konuşmam gerek.

 – İsminizi verecekseniz

– Size önemli bir mesajım var.

 Mesaj mı?

 Hemşire Falconer’den mi?

 – Sizi dün gece şarkı söylerken dinledim.

 – Öyle mi?

 Övgünün sizin gibi yetenekli biri için pek anlamı olmadığını biliyorum, ama o ilham verici “Vaat edilen Topraklar”ı söylediğinizde, müziğin aşkı sesi olduğunun farkına vardım.

 Peki aşk nedir?

 Aşk sabah ve akşam yıldızıdır.

 Amerika.

 Fırsatlar ülkesi.

 Beni ele alalım.

 Bir yıldır Merkez Eyaletler Teçhizat Şirketi’ndeyim.

 En iyi satıcılarıyım.

 Beni ortak yapmak istiyorlar.

 Harika bir hayat.

 14 eyaletde insanlar beni ilk adımla tanır.

 İnsanı mütevazı yapıyor.

 – Bir kokteylle başlamak ister misiniz?

 – Öğlen vakti ne kokteyli?!

 İçki içmenin Coolidge yasalarına göre günah olduğunu bilmiyor musun?

 Karides kokteylini kastetmiştim.

 Sadece ev yapımı elma turtası ve kahve getir bize.

 Peki, efendim.

 Afedersiniz.

 Söylesenize, tanrıya hizmet etmeye ne zaman başladınız?

 İki yıl önce.

 Missouri, Cato’da.

 Hemşire Sharon’ın şarkıcısı arbedede yaralanmıştı.

 Arbede mi?

 Öylesi bir Hıristiyan şehrinde Adı neydi?

 Cato.

 Cato, Missouri.

 Birkaç şehir eşkıyası bağırıp çağırmaya başladı.

 Sunum sırasında mı?

 Hemşire Sharon bizim taraftaki bir çiftçiye seslendi “Tanrı adına vur ona, kardeşim!

” Elma turtası.

 Elma turtası ile ilgili bir şarkı yazılmalı.

 Dini bir şarkı.

 Ve onu siz söylemelisiniz.

 Herkes binsin!

– Tanrı yardımcın olsun Hemşire!

 – İyi şanslar, Hemşire Sharon!

 Yolun açık olsun, Hemşire Sharon!

 İyi şanslar!

 Shara?

 Nebraska, Lincoln’deki organizasyon elemanımız sarhoş olup, ortadan kayboldu.

 Bu akşam daha fazla iş yok.

 – Şükürler olsun.

 Seni göremeyince-

 – Her saniye seni düşündüm.

 Lincoln itfaiye teşkilatı, o büyüklükte çadır kuramayacağımızı söylüyor.

 – Kilise komitesi ağız dalaşı yapıyor

 – Lütfen, Bill.

 Hemşire Falconer’in yanındaki bey.

 – Bay Morgan mı?

 – Evet.

 Ona Bay Lefferts’in trenin arka tarafında onunla görüşmek istediğini söyle.

 Teşekkür ederim, bayım.

 Bay Lefferts?

 İsmim Gantry.

 Tebrik ederim.

 – Uyandırdığım için üzgünüm.

 – Öyleyse neden uyandırdın?

 Tanıdım seni.

 Evrim konusundaki yazından dolayı seni tebrik etmem gerek.

 Sadece sansasyonel değil, çok da komikti.

 Söylesene dostum, Pulitzer ödülü aldığını biliyorum, ama bütün şu evrim zırvalıklarına artık inanmıyorsun değil mi?

 – İçtenlikle inanıyorum.

 – O halde Tanrının – bir goril olduğuna inanıyorsun.

 – Bu sonuça nerden vardın?

 İncil’de “Tanrı insanı kendi suretinden yaratmıştır” der.

 Hemşire Sharon önemli bir haber, ha?

 Onunla ilgin nedir?

 – Açık sözlü olabilir miyim?

 – Dene bakalım.

 – Beni büyüledi.

 – Sıraya girmen gerekecek.

 Ayrıca Bill Morgan adında birini de aşman gerek.

 Nerdeyse unutuyordum.

 Birazdan seni görmeye gelecek.

 Bazı çok gizli bilgilere sahip.

 Sağol, dostum.

 Çok sağol.

 – İyi misin?

 – İyiyim.

 Merak ettim de– Sonra, tatlım.

 Kusura bakmayın, bu koltuk dolu.

 Tanrı bir günahkâra asla sırtını dönmez.

 Ben Tanrı değil, yorgun biriyim.

 Lütfen artık gider misiniz?

 İki yıl önce Missouri, Cato’da o kadar da yorgun değildiniz.

 – Orda tanışmıştık.

 – Tanışmak mı?

 Evet.

 Cuma gecesiydi.

 Hatırladınız mı?

 Kargaşayı hatırladınız mı?

 Bir külhanbeyi bağırıp çağırınca siz de seslenmiştiniz – “Tanrı adına vur ona!

– Evet, böyle demiştim.

 Ben de bunu yaptım.

 Tanrı adına bir tane patlattım.

 Güzel bir kavgaydı!

 Sizi Cato’da gördüğümde, melek gördüğümü sanmıştım.

 Hiç değişmemişsiniz.

 – Yorgun bir melek.

 – Başka herkese umut ve cesaret aşılarken, dayanacak kimse olmayınca bu çok doğal.

 Cömert bir destek olma teklifi bu sanırım.

 Buna cüret edemem, Hemşire.

 – Dün, Bay – Gantry.

 vaiz olduğunuzu söylemiştiniz.

 Aslında pratikte evet.

 Yani papazlık rütbesinin verileceği sömestr-

– Okuldan atıldınız.

 Bir tür trajediydi.

 Bir kız yüzünden.

 Doğru.

 Bir kız.

 Lulu Bains adında bir kız.

 – Siz mi onun, o mu sizin için çalışıyor?

 – Birlikte çalışıyoruz.

 Hemşire Sharon hakkında sadece yazacak şeyler sormak etik dışı olmaz mı?

 Öyle.

 – Kusura bakmayın.

 – Göz alıcı biri.”Vahiy almış” daha doğru bir kelime.

 – Bu “Tanrının eli dokunmuş” demek.

 – Kesinlikle.

 Şimdi düşünün.

 Noel arifesi.

 Bembeyaz kar yağıyor ve hava da bir neşe var.

 Dua etmek için geç bir vakitte Schoenheim kilisesine giriyorum.

 Mihrabın arkasında bir de ne göreyim?

 Lulu Bains, nişanlım, eşim olacak kişi, yarı çıplak, Chicago’lu hilekâr aşığı ile sarmaş dolaş.

 İki yıl sonra çete savaşında adamı temizlediler.

 Allah rahmet eylesin.

 İşte böyle.

 Dine karşı bütün ilgimi kaybettim.

 Ama sizi gördüğüm zaman öte dünyadan bir çağrı gibiydi bu sanki.

 Sizi yeniden görebilir miyim?

 Kahvaltı edebilir miyiz?

 Lincoln’deki oda numaranız ne?

 Hadi söyleyin.

 Çok edepsizsiniz.

 Galiba sizden hoşlandım.

 Sanırım yalancı sofuların etrafında yeterince bulundum.

 Komik birisiniz ve gerçek bir erkek gibi kokuyorsunuz.

 Peki, sizinle çadırımda buluşacağım.

 Kahvaltıyı orda ederiz.

 İyi geceler.

 – Ama Hemşire-

 – Bu sefer ciddiyim.

 Tatlı rüyalar.

 İyi akşamlar, Morgan kardeş.

 Hiç yaklaşmayın.

 Dinleniyor zavallı.

 HEMŞİRE SHARON FALCONER’İN UYANIŞ TOPLANTISI

Normalde rüzgar ordan eser, bu yüzden ana direğe dokunmayın.

 Böylece çadır bütün tören boyunca hışırdayıp durmaz.

 İşte geliyorlar.

 Günaydın!

 Ne güzel bir sabah.

 – Günaydın.

 – Harika bir fikir aklıma geldi.

 Daha sonra.

 Günaydın, yüzbaşı.

 – Çadırı buraya kuramazsınız, ma’am.

 – Neden?

 – Yangın mevzuatı.

 – Saçmalık.

 Hayır, ma’am.

 Hiç de değil.

 Ma’am, “Madam” ın kısaltılmışıdır.

 Ben madam değilim iyi tanıdığınız ve iş yaptığınız yetenekli bir kadınım.

 Yangın mevzuatı yüzünden kaç işyeri kapandı?

 – Çadırınız 1000 kişiden fazla–

–  Yüzbaşı, bu Bay Lefferts, Zenith Times-DisPatch’de gazeteci.

 Zenith mi?

 Hoş geldiniz.

 Yangın şefimiz– Viski kodamanlarının benim kapanmamı istedikleri doğru değil mi, Bay Lefferts?

 Sizin işleri için faydalı olduğunuzu pek düşünmüyorlar.

 Neden biliyor musunuz?

 Polisin yardımı olsun olmasın, viskiyle savaşmaktan çekinmiyorum ben.

 – Beni itham ediyorsanız eğer–

–  Ediyorum.

 Yasağı uyguluyor musunuz?

 Elbette uyguluyorum.

 Yüzbaşıyı kendi memleketinde gizli içki satılan kaç yere götürebilirsiniz?

 – Üyelik kartı olmaksızın mı?

 50.

 – Yangın mevzuatıymış!

 Çalışanlarımdan sigara içen bir tane bile görüyor musunuz?

 Sakıncası yoksa?

 Yangına neden olabilir.

 – Eğer içerde sigara içilmezse

– Akşam gelip görün isterseniz.

 Biraz kurtarılma ikinize de iyi gelecek.

 Hemşire Sharon!

 Polislerle bu şekilde başa çıkan birini hiç görmemiştim.

 Peki.

 Müthiş fikrin neymiş bakalım?

 Kurtarılmış bir işadamı olarak toplantında konuşsam nasıl olur?

 Ticarette İsa’nın parasal değerinden .

.

bahsedebilirim.

 Tom, halatı gevşet.

 Fazla sıkı.

 Sırası gelmişken ne iş yapıyorsun?

 Silahlı soygun mu?

 Çok esprilisin.

 Alet edevat satıyorum.

 – İşini sevmiyor musun?

 – Tabi ki seviyorum.

 Güzel bir hayat.

 En iyi satıcılarıyım.

 Daha geçen ay ortaklık teklif ettiler.

 14 eyalette insanlar beni ilk adımla tanır, inanabiliyor musun?

 Elmer.

 Seni ne diye kandırayım?

 Yaşamak değil ki bu.

 Kirli, iç karartıcı otel odaları.

 Sürekli trenden trene koşuşturma.

 Müşteriyi neşelendirmek için sürekli pis hikâyeler anlatma.

 Neşelenmek için bira şişeleri.

 Böyle biri başarısızın tekidir.

 İpek gömlek içinde serserinin biridir.

 Neyse Bir satıcı olarak bunları günahkârlara anlatabilirim.

 Şu sefil otel odalarından birine giriyorum.

 Cesaretim kırılmış.

 Hiçbir şey satamamışım.

 Okuyacak bir şey yok.

 Yapayalnızım.

 Bir içki için ölüyorum.

 Bazı satıcılar çok içer.

 Elim bir çekmeceye gidiyor ve ne buluyorum?

 Bir İncil.

 Bunu buluyorum.

 Evet.

 Evet, devam et.

 Elim çekmeceye gidiyor ve bir İncil buluyorum.

 Yüksek sesle!

 Bir İncil buldum.

 Öyle yalnız ve perişandım ki, cehennem gibiydi sanki.

 Cehennemdeydim.

 Bütün satıcı numaralarını biliyordum.

 Neden zengin değildim?

 Neden başarılı değildim?

 İncili açtım ve 18. zeburu okudum.

”Rab benim kayam, sığınağımdır.”

  “Rab sığınağımdır.”

  Duydunuz mu bunu?

 Rab.

 – Rabba şükredin!

 – Rab kayamdır!

 Ertesi sabah bir markete gittim.”

Bugün ne satıyorsun?

 Altın kaplama elektrik süpürgesi mi?

” “Hayır, bayım.

 Sears ve Roebuck’de ” ” daha iyi bir elektrikli süpürge bulabilirsiniz.”

  “Üstelik daha da ucuz.”

  “Ama tost makinemizden daha iyisini bulamazsınız.”

  Oturdu ve yılın en büyük siparişini verdi bana.

 Allah’ıma şükürler olsun!

 Beni duyuyor musun, yarabbim?

 Sağol, rabbim!

 O satışı ben yapmadım, tanrım.

 Sen yaptın.

 Çok sağol.

 Şükürler olsun!

 Bunu dostlarıma anlattığımda, İsa’yı bulduğumu dostlarıma anlattığımda güldüler.

 Ama Hemşire Falconer gülmedi.”

Sen devam et, kardeşim.

 Azarla onları” dedi.

 İncilin söyledikleriyle sizleri azarlayacağım, eğer hoşunuza gitmezse, bunu Tanrı ile halledin.

 Çünkü bunları oraya koyan Tanrının kendisi.

 Dinleyin beni, günahkârlar.

 Dinleyin beni, günahkârlar.

 Poker oynayıp, cennete ulaşmak için dua edemezsiniz.

 Ve anacığım bira bardağının dibinden tanrıya bakıp, ilahilerini söyleyemezsin.

 Ve sen, kardeşim .

 pazartesi işte hile yapıp, pazar günü kiliseye gidemezsin.

 Sana geri dönüyoruz, rabbim.

 Eskilerin dinine geri dönüyoruz!

 Peki din nedir?

 Din nedir?

 Din aşktır.

 Aşk ise sabah ve akşam yıldızıdır.

 Aşk, sonsuz ve muhteşem melodi Aşk!

 Bedensel değil, ilahi aşk.

 Peki bu büyük aşk nerden geliyor?

 Direkt Tanrıdan geliyor!

 Ukala profesörler, kurnaz yazarlar ve provokatörler kadar zeki değilim, kabul ediyorum.

 Teosofi, felsefe, psikoloji, ideoloji ve diğer lojilerin hiçbirini bilmiyorum.

 Ama şunu biliyorum.

 İsa ile kurtulursunuz; onsuz kaybolursunuz.

 Bağışlayan bir Tanrı olduğunu nasıl mı biliyorum?

 Çünkü şeytanı pek çok kez gördüm!

Bu şekilde kaymayı sadece beysbol oyuncuları yapabilir.

 Peki ama Tanrının takımında oynayacak cesaret kaç kişide var?

 Takımın kaptanı da İsa Mesih’in ta kendisi.

 O halde erkeği, kadını çocuğuyla hadi bakalım.

 İsa’nın elini ilk sıkan kim olacak?

 Hadi!

 Hep birlikte!

 Size İsa’yı sunarken, siz beni yalvartıp duracak mısınız?

 Kurtarıcı beyhude mi öldü?

 Bir hiç uğruna mı o acıları çekti?

 Tanrım, dayanamıyorum!

 Tanrım!

 Artık dayanamıyorum!

 Günahkâr, Tanrı uğruna haftanın her günü seninle savaşacağım!

 Yardım et.

 Gantry kardeş, kurtar beni.

 Her gün günah işliyorum!

 Ne yapayım, söyle bana lütfen.

 Ne yapayım, söyle!

 “Cankurtaran halatı.”

  Fırlat cankurtaran halatını Birisi sürüklenip gidiyor

Fırlat cankurtaran halatını

Fırlat cankurtaran halatını

Böylesine mükemmel birini bize getirdiğiniz için Tanrı sizi korusun.

 – Hemşire Sharon.

 – Allah’a emanet ol, Gantry kardeş.

 Bütün hayatımı değiştirdin.

 Sen çok iyi birisin.

 – Bu ışık bütün gece açık mı kalıyor?

 – Öyle Bazıları sırf Hemşire Sharon’ın durduğu yere dokunmak için geliyor.

 Baksana, akşam seni dinledim.

 – Nasıl buldun?

 – Bayım, ben beş kez arındırıldım.

 Billy Sunday, Peder Biederwolf, Gypsy Smith, iki kere de Hemşire Falconer tarafından.

 Zil zurna sarhoş olurum, sonra da iyi olup, kurtarılırım.

 Sarhoş olmak ve kurtarılmak, ikisi de bana yarıyor.

 Neyse, iyi geceler.

 Dua mı ediyorsun, yoksa ele geçirme planları mı yapıyorsun?

 Shara!

 Nasıldım?

 Yani, sence iyi miydim?

 Evet, iyiydin.

 Çok iyiydin.

 Herkes gibi ben de ağladım.

 Hayır lütfen gerçeği söyle bana.

 1200 kişi de 450 arınma mı?

 İşte bu gerçek.

 – Morgan görgüsüz olduğunu düşünüyor.

 – Ya sen?

 – Sence görgüsüz müyüm?

 – Evet.

 – Ama benden hoşlanıyorsun.

 – Evet.

 – Çok.

 – Çok değil.

 Shara.

 Bağışla, Sharon.

 – Beni hipnotize ediyorsun.

 – Hayır, sadece açsın, hepsi bu.

 Ama hipnotize edebiliyorum, çünkü Tanrı bunu yapmam için beni seçti.

 – Elbette, beni de öyle.

 – Hayır.

 Seni ben seçtim.

 İnanıyorum ki seninle benim aramdaki en büyük fark da bu.

 Buna inanıyorum.

 Bize katılmak istiyorsun, öyle değil mi?

 Evet.

 – Dokuzda gel.

 Maaşları konuşacağız.

 – Tanıtımla ilgili çok iyi fikirlerim var.

 – Radyo, insanoğlunun üçüncü kulağı.

 – Sigara içmiyorsun, değil mi?

 – Şey – Kokusunu alırım.

 Temelli bırakacak mısın?

 – Şey, evet – İçkiyi de?

 – Elbette.

 İstediğin buysa, ben–

–  İstediğim bu.

 İyi geceler.

 İyi akşamlar, Gantry kardeş.

 Jim oğlum!

 Söylesene, bütün bu zaman boyunca Sarah ve benim Hemşire Falconer ve benim Öyle.

 Tam şurda oturuyordum.

 Bunu yazmayacaksın, değil mi?

 Oğlanın kızı öpmesini mi?

 Bu haber değil ki.

 Kötüye gidiyorsun, kardeşim.

 Yani bana trende kancayı attığında cana yakın, sempatik, onurlu, birinci sınıf bir serseri diye düşünmüştüm.

 Şimdi şimdi kendine bir bak.

 Nereye gitti o stilin?

 – Bence işi oluruna bırak.

 – Çok etkili İncil hatipleri dinledim, ama sen onlara tanrı korkusunu yerleştirmekle kalmadın, çok da korkuttun.

 Ve bazı kelimeleri birlikte kullanma tarzın “Amerika, yuva, ana ” ” cennet, cehennem aşk, nefret, günah”.

 Tuhaf bir şey şey, Jim.

 Buraya çıkarım ve dışarda onları görürüm.

 Sonra, ben bağırırım, onlar inler.

 Muazzam bir ruh içimde hareket eder sanki.

 Sözler ve fikirler dışarı akar.

 Sanki sanki taşmış gibi.

 Öyle güçlü ve aşk dolu hissederim ki, patlamak üzereyimdir.

 Patlarım.

 O zaman herkesi severim.

 Özellikle de kızları.

 Evet, ait olduğum yer burası.

 Tam burası, din.

 Bir çadır olsa bile.

 Her sirke bir palyaço lazım, Gantry kardeş.

 Sen bütün bu palyaçoların en komiği olabilirsin.

 Ve de en başarılısı.

 Palyaço!

 Jim oğlum, müthişsin.

 Müthiş.

 Çok bilmiş üniversite profesörlerinin bazıları, burdaki şu maymunun büyük, büyükbabanız olduğunu ispatlamaya çalışıyor.

 Gel buraya.

 Bırak insanlar seni görsün.

 Evet, bu Darwin’in amcası olabilir, ama kesinlikle sizin ya da benim amcam değil.

 Öyle değil mi, büyükbaba?

 Sadece bir maymun dostlarım.

 Sadece bir maymun.

 İsa poker oynar mıydı?

 Aziz Paul borsada oynar mıydı?

 Tanrının cennetine girmenizi sağlayacak olan, sizce nedir?

 Bu maça ası mı?

 Hesap cüzdanı mı?

 Yoksa bu iyi bir Hıristiyan olma andı mı?

 Günah, günah, günah.

 Hepiniz günahkârsınız!

 Hepiniz cehennem azabına mahkûmsunuz.

 Hepiniz pişman olmadığınız takdirde tanrının günahkârlar için yarattığı kızgın cehennemde acı çekerek, haşlanarak sonsuza dek işkence işkence çekeceksiniz!

 Hemşire Falconer’le pişman olun!

 Bu adamı rahat bırakın!

 Onu rahat bırakın!

 Devam et ve ulu kardeşim.

 Devam et ve ulu!

 İşte o!

 İblis!

 İblisin bu çadırın dışına çıkması için ulu!

 Evet!

 Evet!

 Evet!

 Evet!

 Evet!

 Evet!

 hiç böylesine iğrenç bir gösteri görmemiştim.

 Köpek gibi havlayan bir insan.

 Kürsüde bir maymun.

 Saçma sapan bir şey.

 Bu böyle gitmez.

 Bunun tehlikeli olduğu çok açık.

 özellikle de Jim Lefferts’in önünde.

 Ve gazeteci dostumuz Bir çıngıraklı yılanın dost olduğu kadar dosttur o.

 Yani bunun yanlış olduğunu düşünüyorsun.

 Yanlış değil.

 Saçma.

 Sen mutlu, güzel bir cennet vaaz ettikten bir dakika sonra Gantry gidenin haşlandığı, pis bir cehennem için beddua okuyor.

 – Bence iyi bir takımız.

 – Evet.

 Evet, tıpkı bir cani üzerinde çalışan iki polis gibi.

 Gantry elektrikli sandalyeyle korkutuyor, sense günah çıkarırsa onu kurtarıyorsun.

 Önemli olan, günahkârımız günah çıkarıyor ve kurtarılıyor.

 – Ama maskaralıktı.

 – Yöntem çok mu önemli?

 Kim bu Elmer Gantry?

 Hakkında ne biliyorsun?

 Geçmişi, itibarı?

 Ne istiyor?

 Para mı?

 İşimi mi?

 Seni mi?

 Ne?

 – Bill–

–  1917’de, Bay Gantry o gün yılbaşı hutbesini verdiği kilisede diyakozun kızını baştan çıkardığı için Kansas’taki papaz okulundan atılmış.

 Dahası da var.

 Duymak ister misin?

 Ta-da!

 Bayanlar ve baylar, uçan halıya buyrun.

 İlahi bir davetiye.

 Zirveye bir bilet.

 Şunu dinleyin.”

Uyanışınızı Orta Amerika’nın başkenti Zenith’e getirme konusuyla ” ” ilgili olarak kilise komitesi ve benimle görüşmeyi kabul eder misiniz?” “Telgrafı bir an önce yanıtlarsanız seviniriz.”

  “İmza, George F Babbitt, Sekreter, ” ” Zenith Ticaret Odası, Kilise Komitesi Başkanı.”

  Zenith.

 Zenith’e hazır değiliz.

 Bay Babbitt öyle olduğumuzu düşünüyor.

 Hazır olduğumuzu biliyorum.

 Sıradaki durak, Zenith.

 Sonra Chicago, New York, Londra.

 Sharon Falconer Ekspresi’nde, doğrudan en tepeye!

 – Çadırda mı?

 Gülerler bize.

 – Shara’ya değil.

 İşportacı konuşmaları bunlar.

 İşimizin arka planında neler var, biliyor musun?

 Dini uyanışın doğası taşradır.

 Sınırdaki hayattan kaynağını aldı.

 – Büyük şehir insanı kuşkucudur.

 – Günahları da çoktur.

 Daha yalnız ve daha mutsuzlar.

 Ve ve, Shara, sana daha çok ihtiyaçları var.

 – Ben buna karşıyım.

 – Bill oğlum, yaşlı mızmızın tekisin.

 Vaat edilmiş topraklara gidiş pasaportu bu.

 Gantry, ben senin oğlun falan değilim.

 Onu kandırdın, ama beni Hakkındaki her şey çok nahoş.

 Kaba, adi bir artistsin ve kelimelerin bir tuvalete layık.

 Kaba.

 Adi.

 Artist, ha?

 Biliyor musun, haklısın Bill.

 Bir de şöyle düşünelim Sen beş dolarlık ders kitabısın.

 Bense iki sentlik bulvar gazetesiyim.

 Sen insanlar için fazla iyisin.

 Ben halkım.

 Evet, sıradanım, pek çok insan gibi.

 Sıradan insanlar Hıristiyanlığı destekler.

 Sen ne diyorsun, Shara?

 İstediğin Zenith’e gitmek mi?

 Şimdi mi?

 Acaba Tanrı ne istiyor?

 Peki, Shara.

 Tamam.

 Belki de Zenith için hazırsınızdır.

 – Teşekkür ederim.

 Hemen geliyorum.

 – Düşünsene, Shara.

 Zenith.

 Bence Bay Babbitt’e cevabı sen vermelisin.

 Onlara hazır olduğumuzu ama hızlı davranmaları gerektiğini söyle.

 Bu kadar kaba söyleme ama.

 Evet.

 Ben kendi beş papellik güzel kelimelerimi kullanayım, ha?

 Beraber çalışabileceğimizi biliyordum.

 Gantry patronun kim olduğuyla ilgili bir şüphen yoktur umarım.

 Patron mu?

 Patron Tanrıdır.

 Ben sadece onun kuryesiyim.

 Tanrının içinin rahat edeceğinden eminim.

 Öyle.

 – Para meselelerini bana bırakın.

 – Garanti alırlarsa, biz ne oluruz?

 – Neden nakit gerekiyor?

 – İstek böyle!

 Beyler, garanti olmadan bir uyanış mümkün değil.

 Aynen!

 Başkan olarak uyanışı istediğimi söyleyebilirim, ama bizler rahibiz, finansör değil.

 – Katılıyorum.

 Neticede 30,000 Dolar – Yükselecek.

 – Nasıl, Bay Babbitt?

 – Eski dini görmek isteyen – ahlaklı, saygın insanlar tarafından – Katılıyorum.

 – İzin ver, bitireyim.

 – Elbette, George.

 – Teşekkür ederim, Charlie.

 – Peki.

 Herkes biliyor ki, başka herkesten daha fazla hayır işleri için katkıda bulunuyorum, değil mi?

 Hey, kilisenin beysbol takımı için, emlak şirketim şu köşedeki arsayı kirasız size vermedi mi, ha?

 Metodist olmamama rağmen!

 Peki, öyleyse.

 Hep dediğim gibi iş iştir.

 Amerikan tarzı bu!

 – Şimdi eğer sizler–

–  Zenith’de neden bir uyanış istiyoruz?

 Nereye varmak istediğini biliyorum, Phil.

 Aptal yerine koyma beni.

 – Finansal problemlerin farkındayız.

 – Farkında mıyız, bayım?

 – Kilisem yıllardan beri boyanmadı.

 – Bu kimin suçu?

 Peki ya spor salonu?

 Benim bölgemde, çocuklara süt vermek büyük bir sorun.

 Sizin sorununuz boş kiliseler, beyler.

 Gerçek bu.

 Gerçek şu ki kiliseye katılım her yerde azalıyor.

 Hemşire Falconer kiliselerinizi doldurabilir.

 Bu yüzden ilk önce buraya geldiniz.

 – Aynen!

 – Çay, Bay Babbitt?

 Hep dediğim gibi, hastaysan doktor çağır.

 Çok doğru.

 Şimdi kayıtlara bir göz atalım, beyler.

 Hemşire Sharon Lincoln’de, ki şu anda beşinci haftasında, tek bir kilisede,

– 275 yeni kilise üyesi sağladı.

 – Benim kilisemde.

 Mesih için 2700’den fazla irade, beyler.

 And imzalayıp, fiili olarak dönenler.

 Bunlar bizim istatistiklerimiz değil, sizin Zenith gazetenizde yayımlandı.

 Ve Pulitzer ödüllü Jim Lefferts tarafından yazıldı.

 Kayıtlarınız dönenlerin ne kadar süre kilise üyesi kaldığını gösteriyor mu?

 Hep dediğim gibi, şüphedeysen harekete geç.

 – Hadi oylayalım.

 – Destekliyorum.

 – Herkes kabul ediyor mu?

 – Evet.

 – Bir dakika, lütfen.

 – Usule aykırı davranıyorsun.

 – Oylama başladı.

 – bir şey söyleyebilir miyim, lütfen?

 Pür dikkat sizi dinliyoruz, Hemşire.

 Para dinin üçüncü kolu olmasaydı dünya daha güzel olmaz mıydı?

 O kilisesini boyayamıyor.

 Sizin spor salonunuz yok.

 Sütsüz çocuk kalmamalı.

 Giderlerim bir fabrika işletecek kadar çok.

 Zaten nerdeyse bir fabrika işletiyorum.

 Ekibimin parasını kim ödüyor sizce?

 Müzisyenler, çadır kuranlar.

 Kamyonla taşımalar, tren biletleri, yiyecek masrafları.

 Tanıtım ve baskı ücretleri.

 Elektrik parası, sigorta ücreti, otel masrafları.

 Kilise komiteleri hep bağış yapmamı bekler, ve o bağışı hep alırlar.

 Beş hafta sonra şehirden ayrıldığımda, parsayı toplarsınız.

 Sizin cemaatiniz var, bense yeni baştan başlamak zorundayım.

 Hayır, beyler, siz bir aydınlanma istemiyorsunuz.

 Korkarım beni de istemiyorsunuz.

 Sanırım bu beyler işleri halletmek için özel görüşmek isterler.

 – Sağolun, Bay Gantry.

 – İzninizle.

 Kiliselerimizin yarı yarıya boş olduğunu söylemekten utanmıyorum.

 – Top sahalarının otoparkları dolu.

 – Yarışlar da öyle.

 Oylayalım.

 Neyi oylayacağız?

 Kiliseyi çadırla baş göz etmeyi mi?

 Tanrının habercisi olduğunu söyleyenlerle birleştirmeyi mi?

 Korkmuş çiftçileri köpek gibi havlamak zorunda bırakanlarla mı?

 Eminim çok eğlencelidir.

 Biz eğlence sektörü ile rekabet halindeyiz.

 – Ben değilim.

 – Öyleyse olmalısın.

 Ha?

 Bingo çekilişinize ne demeli?

 Peki ya beysbol oyunları ve danslar?

 Bunlar eğlence değil mi?

 Ne farkı var?

 Kiliseleri dolu tutmak ve Hıristiyanlığın başarısı bize bağlı.

 Din kiliseleri doldurmak zorunda mıdır?

 Bir zamanlar tüm dünyada sadece 13 Hıristiyan vardı.

 Hıristiyanlık başarısız mıydı?

 Tanrı işi bırakmış mıydı?

 Aynen!

 Hıristiyanlık uluslararası, başarılı, kâr eden bir kuruluştur.

 Eğer sizler gençleri kiliselere çekemezseniz, treni raydan çıkarırsanız, kilise yönetim kurullarınız bunu yapacak başka birini bulur.

 Yeterince açık mı, Muhterem Garrison?

 Kilise yönetim kurulu ya da cemaatim adına değil, kendi adıma konuşuyorum, din ticarethane değildir.

 Uyanışçılık da din değildir.

 Benim oyum hayır.

 – İyi akşamlar, beyler.

 – Phil!

 Harvard!

 Etrafa bir bakın, çocuklar.

 Gençler kayıp nesiliz diye haykırıyor.

 Tanrısız anarşistler her köşe başında, ve kriz çıkarıyorlar.

 Birleşik Devletler’in hemen her başkanının mason ya da Protestan olduğunun farkında mısınız?

 Kongre’nin her oturumu İncil’in Kral James versiyonundan bir kelime ile açılır.

 Ve şu anda, aydınlanma çağımızda bir Katolik başkanlığa yürüyor.

 – Bay Babbitt – Ve– Bay Babbitt!

 Başka bir kelime daha söylemeyin.

 George, seninle hemfikirim.

 Lütfen, John.

 Uyanışçılık işi yapabilirse Paul.

 Zenith’de 40 yıl önce bir uyanış vardı.

 Bölgedeki herkes kurtulmuştu bugün de problemlerimiz aynı.

 Lütfen, John.

 Lütfen.

 Sessizlik!

 Sessizlik!

 Beyler, para meselelerini bana bırakacaksanız.

 Aynen!

 – Zenith’e hoş geldiniz, Hemşire.

 – Tebrikler.

 Akıllıca bir karar.

 Beyler, uyanış esnasında bütün kiliseleriniz kapatılacak.

 ZENITH’E HOŞGELDİN, HEMŞİRE SHARON

– Harika insanlar, değil mi?

 – Güzel, George, çok güzel.

 Hemşire Falconer “İsa için tokalaşın” dediğinde, koro şarkı söylemeye başlıyor.

 – Gantry kardeş–

–  Bir dakika.

 Teşrifatçılar bu rozeti takacak.

 İnsanlar içeri girmeye başladığında, siz de harekete geçiyorsunuz.

 Onları hareketlendirin.

 Ant kartlarını ellerine tutuşturun, kalemi de unutmayın.

 Siz danışmanlar, şu flamaları takacaksınız.

 Güzel, ha?

 Almanca konuşanlar elini kaldırsın.

 İsveççe konuşanlar?

 Güzel.

 Düzenli kilise üyesi olup olmadıklarını sorun.

 Ayrıca hangi kilise olduğunu.

 Hangi kilise olduğu önemli değil.

 Bazıları ağlamak isteyecek.

 Bırakın ağlasınlar.”

Tanrı sevgidir.”

  Harika, değil mi?

 Sanırım, hepsi bu kadar.

 Bu gece büyük gece.

 İsa Mesih için kazanacak mıyız?

 Sorusu olan?

 – Gantry kardeş–

–  Tamam, o halde.

 7.30’da başlıyoruz.

 Tanrı sevgidir.

 Hemşire Sharon’ın ibadethanesi.

 Nasıl yardımcı olabilirim?

 Evet, efendim, doğru.

 Her akşam 8.30’da.

 Evet, tramvaya binebilirsiniz.

 14.

 Cadde hattı.

 Evet.

 Evet, anlıyorum.

 Kendinizi yalnız ve tedirgin hissediyorsanız Hemşire Sharon 23. ve 27. mezmuru okumanızı öneriyor.

 Satmak için Tanrıdan daha iyi bir ürün biliyor musunuz?

 Hemşire, bir soru daha.

 – Kusura bakmayın, soru neydi?

 – Diyordum ki Hemşire, hangi kilisede vaftiz edildiniz?

 Kıpırdamayın, Hemşire!

 Hemşire, korkarım itfaiyeyle gene sorunumuz var.

 – İtfaiye mi?!

 – Bill!

 – Şef telefonda.

 – Hemşire – İzninizle.

bir soru daha sorabilir miyim?

 Açılış gecesi ne giyeceksiniz?”

Kim, ne, nerede, ne zaman”ı yeterince söylemiş gibiydin.

 Teşekkür ederim.

 Biraz su alabilir miyim lütfen?

 – Yorgun musun?

 – Şu son iki gündür.

 Aspirin çağı.

 Yarınki açılış için gergin misin?

 – Bilmiyorum.

 – Peki ya Gantry?

 Dünyadaki bütün sinir onda, ama sinirleri gergin değil.

 Gerçeği söylememi ister misin?

 Hemşerilerinden ölesiye korkuyorum.

 Korkma.

 Kadınlar sana tapacak, erkekler de sevecek.

 Ya sen?

 Ben de orda olacağım.

 İyi geceler.

 İyi geceler.

 Tanrının yeryüzüne veba ve çekirgeleri gönderdiğinden emin olduğum kadar, sizin ve benim de öleceğimizden eminim!

 Size diyorum, dünyanın sonu geldi.

 Eylülün 15’inde geliyor!

 – İncil’de de bu söyleniyor!

 – Uyanışçılar örgütlü çalışmaya karşı!

 UYANIŞÇILAR GÖSTERİŞÇİNİN TEKİ

Şükürler olsun!

 Tanrının adı övülsün!

 Kesin şunu, sizi haşarılar!

 Hadi, çocuklar.

 Lokomotif.

 Başlıyoruz.

 Hemşire giriş müziğini çalın.

 Yüzbaşı Holt!

 Tutukla.

 Hepsini tutukla.

 Kargaşayı içerde kim başlattı bilmiyorum.

 Dışarda hukuk dışı bir durum yok.

 – Önce tutukla.

 Sonra icabına bakarız – Ben olsam bunu yapmam.

 Ayaklanma mı çıksın istiyorsun?

 İnsanların hislerini göstermeleri gerekir.

 Neden oturup, tanrıya yakınlaşmıyorsunuz?

 Herşey yolunda gidecek.

 Sorun yok.

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Hakikati ilerliyor Işık, ışık, şükürler olsun!

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 – Hazırlar, Shara.

 – Zenith’e gelmemizi sen teşvik ettin.

 Çadırlarımızı sen doldurdun, değil mi?

 Ama ne ile?

 Sen ve senin insanların.

 Bunlar insan değil.

 Ayak takımı.

 Koca bir hayvan onlar.

 Shara’nın çıkıp, küçük düşmesine izin vermeyeceğim.

 Peki planın nedir?

 Kaçmak mı?

 Nereye?

 Taşraya mı döneceksin?

 Bu gece onları kazanamazsak kaçacak bir yerimiz olmayacak.

 – Shara, onlarla yüzleşmen gerek.

 – Ne yapsın?

 Öpücük mü göndersin?

 Uslu birer oğlan ve kız olmalarını mı söylesin?

 Hayır, Gantry.

 Hayır.

 Zenith senin fikrindi.

 Bunlar senin insanların.

 Onlarla sen yüzleş.

 Shara’yı istiyorlar.

 Dinle beni, Shara.

 Büyük şehir insanlarının sert bir görünümleri vardır, ama derinlerde başkaları kadar hasta ve korkmuşturlar.

 İnsanlar nerde olurlarsa olsunlar ortak bir yönleri vardır: Hepsi ölümden korkar.

 Senin onları kurtarabileceğini umuyorlar.

 Ve sen kurtarabilirsin, Shara.

 Çeviren: Günebakan Yapabilirsin.

 Yapabilirsin, Shara.

 Yapabilirsin.

 Yapabilirsin, Shara.

 Yapabilirsin.

 Bazılarınız tedirginsiniz.

 Hareketimden kuşku duyuyorsunuz.

 Referanslarımı bilmek istiyorsunuz.

 Ben kimim?

 Kim beni gönderdi?

 Kiminiz beni yargılamak için geldi.

 Ama aranızda tanrının evinde yargıç olacak kadar zeki kim var?

 Bir meleğin diliyle konuşsanız bile, merhamet yoksa, pirinç bir heykel kadar sesiniz çıkar.

 Günah işlemişsem eğer Tanrı beni cezalandıracaktır.

 Yabanda kaybolduysam Tanrı bana dönüş yolunu gösterecektir.

 Kılavuzluk için benimle dua eder misiniz?

 Eder misiniz?

 Tanrı dizlerinizin kirlenmesini önemsemeyecektir!

 Size inanıyorum, Hemşire.

 – Tanrı seni korusun, kardeşim.

 – Size inanıyorum, Hemşire.

 Hayır, hayır.

 Müzik yok.

 Lütfen.

 Şarkı söylemek yok, müzik yok.

 Sadece dua edelim.

 Benimle dua eder misiniz?

 Yüce Tanrım Diz çökmeyecek kadar gururlu musunuz, Bay Lefferts?

 Tanrıya inanmıyor olabilirsiniz ama tanrı size inanıyor.

 Yüce tanrım Düşmanlar üzerime saldırdı, ama nedenini bilmiyorum.

 İsa dedi ki: “Bana inanan bana değil, ” ” beni gönderene iman etmiş olur.”

  “Sözlerimi işitip de onlara uymayanı ” ” ben yargılamam.

 Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil ” ” dünyayı kurtarmaya geldim.”

  Şimdi benim ruhum sıkıntılı.

 Ama ne söylemeliyim?”

Tanrım beni kurtar” mı demeliyim?

 Ama bu vakitte gelmem bunun içindir.

 – Sevgili kardeşler

– Sevgili kardeşler .

kimseden öç almayın, çünkü şöyle yazılmıştır çünkü şöyle yazılmıştır

– düşmanın acıkmışsa

– düşmanın acıkmışsa – doyur.

 – doyur.

 – Susamışsa – Susamışsa – su ver.

 – su ver.

 – Kötülüğe yenilme – Kötülüğe yenilme .

kötülüğü iyilikle yen.

kötülüğü iyilikle yen.

 Amin.

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Hakikati ilerliyor Şükürler olsun!

 Şükürler olsun, Hemşire!

 – Gantry kardeş

– Hemşire Rachel.

 Birazdan gelecek.

 Ben demedim mi?

 Dehasını ilk ben fark etmedim mi?

 Joan d’Arc’dan bu yana böylesi gelmedi!

 Hep dediğim şu sözü yazabilirsiniz çocuklar: Başarı başarıyı getirir.

 – Hadi onları burdan çıkaralım.

 – Hiç şüphesiz büyük bir başarı.

 – Hıristiyanlıktaki en büyük olay.

 – Bir fotoğraf çekebilir miyim?

 Hayır, Hemşire zorlu bir çileden geçti.

 Yine de teşekkürler.

 Diyordum ki, sen burda olmasaydın-

– Zavallı çocuk nerdeyse hep ayaktaydı.

 Onu biraz rahat bırakalım.

 Tabi.

 Hadi çocuklar, küçük hanımı biraz rahat bırakalım, tamam mı?

 Vedalaşma zamanı.

 Hepinize minnettarız.

 Desteğinize teşekkür ederiz.

 İyi geceler, Hemşire.

 – İyi geceler, Bay Morgan.

 – İyi geceler.

 – İyi geceler, Bill.

 – Bay Babbitt.

 – Sensiz hayatta olmazdı.

 – Sağol, Elmer.

 İyi geceler.

 – Gantry Kardeş – Hemşire Rachel.

 Bu genç bayan ilginizi hak ediyor.

 Müzik yönetmenimiz.

 Yüzbaşı Holt, çok çalışkansınız.

 Teşekkür ederim.

 İyi geceler.

 Sağolun, efendim.

 Bill, bir şeye ihtiyacı olursa seni çağırırım.

 Gantry sağol.

 Bill oğlum.

 – Evet.

 Evet.

 – İyi geceler.

 Bill oğlum.

 Evet.

 – İyi geceler.

 – İyi geceler.

 Shara?

 Müsait misin?

 Zenith Times-Dispatch?

 Bir dakika.

 Şöyle yaz, “Madde bir, herkese yol göster.”

  Uyanışçılık dün akşam Zenith’e geldi.

 Altı yıllık taşra başarısından sonra, Hemşire Sharon Falconer F-A-L-C-O-N-E-R huysuz ve coşkulu metropol halkıyla karşı karşıya geldi.

 Paragraf başı.

 Jim Lefferts.

 Sonra lütfen.”

Karşı karşıya geldi.”

  Pek çoğu alay etmek için gelmişti ama sürekli alkışladılar.

 Hemşire Sharon basit bir dua ile Filistinlileri evcilleştirdi.

 Büyük şehir zontaları, çikolata kaplı hapı şükürlerle yuttu.

 – Bir bakayım istersen?

 – Tabi, tabi.

 Fakat Uyanışçılığın temel cazibesi basit bir duaysa eğer yakında Hemşirenin çadırı dolduracağını iddia ettiği kiliseler kadar boş kalır.

 Paragraf başı.

 Uyanış nedir?

 Bir kilise mi?

 Bir din mi?

 Yoksa ucubeleri, büyüsü ve kışkırtmalarıyla küçük bir sirk gösterisi mi?

 Uyanışı binlerce kişiye cazip kılan nedir?

 Bir mucize görmek mi?

 Beş dakikada günahkâr bir hayattan kurtulmak mı?

 Eğlenmek, şifa bulmak, kucaklanmak mı?

 Hızla, acısız bir kurtuluş mu?

 Paragraf.

 Zenith İncil kuşağının kalbidir.

 Gürültü ve şamatadan hoşlanılan bir çağdayız.

 Balkabağı, fasulye, mısır, arabada seks ve uyanışçılık için bereketli bir toprağız.

 Şükürler olsun, kardeşim.

 Bir kişinin uyanışçı olmak için ne gibi özellikleri olmalı?

 AZİZ Mİ YOKSA SAHTEKARLAR MI?

 Kesinlikle hiç bir şey.

 Birliğin hiç bir eyaletinde kamuyu, uyanışçıların histerik saldırılarından koruyacak bir kanun yok.

 Ama kanun, vergisiz emlak yatırımı yapmalarına ve nasıl kullanıldığına bakmaksızın para toplamalarına izin veriyor.

 Paranızla ne aldınız peki?

 Bir ya da elli dolarlık katılımla cennete giriş bileti mi?

 Elmer Gantry ile İsa için el sıkışma, size sonsuz bir yaşam sağlıyor mu?”

Devamı sayfa üçte.”

  Evet “Nebraska’yı kurtaran baba, oğul ve kutsal ruhu izledim: ” ” Falconer, Gantry, Morgan” “Bu eyaletteki günahlar yıkanıp, gitti mi?

 Daha mı az haset, hırs ya da zina var?” Hey, umarım bu doğru değildir.

 – Bırakın şunu.

 Müşteriler gelecek.

 – Okumaya devam et, tatlım.

 – Ama, Lulu, gelmek üzereler.

 – Geber, emi!

 – Sigara ver, Pete, tatlım.

 – Oku, hayatım!

 “Elmer Gantry için Tanrı, ” ” bir elinde şimşek bir elinde yalan dolan taşıyan ” ” beyaz sakallı bir Amerikan futbolu oyuncusu.”

  “Gantry’nin bu Tanrıyı, şehirli züppelere satacak ” ” enerjik bir stili ve kişiliği var.”

  “Masumları suçlu ” ” kötüleri iyi hissettirebiliyor.”

  “Gantry’nin umutlar vaat eden bir sesi var.”

 – Birilerini kurtarabilir mi?

 – Kurtarmak mı?

 Kurtarmak mı?

 Her zaman, her yerde.

 Bir çadırda, ayakta, uzanırken ya da başka bir şekilde.

 Pek çok biçimi var!

 Lulu?

 Lulu, seni kurtardı mı, tatlım?

 Kansas, Schoenheim’da baya uzun bir süre onun tarafından kurtarıldım.”

Aşk aşk sabah ve akşam yıldızıdır.”

  “Peki aşk nedir?

 Bedensel değil, ilahi aşk!

” Noel arifesi mihrabın arkasında bana özel talimatlar verdi.”

Pişman ol.

 Pişman ol!

” diye uluyordu.

 Ben de inliyordum: “Kurtar beni.

 Kurtar beni.”

  İçime tanrı korkusunu öyle hızlı soktu ki, benim ihtiyarın ayak seslerini duyamadım.

 Sonrasında, soğukta dışarıda ve çıplak ruhumla karlardaydım.

 Oh, Gantry kardeş, kurtar beni!

 Yapma, Shara.

 Kendini bu sokak savaşına bulaştırma.

 Dinle beni– Vay, Georgie, merhabalar!

 – Kapa çeneni.

 Çarmıha gerildim.

 – Sorun nedir?

 Sorun mu ne?”

George F Babbitt, Zenith’e uyanışı getirmek için ” ” neden 30.000 dolarlık garanti imzaladı?” “Hemşire Sharon İsa’nın sözlerini mi ” yoksa Babbitt’in gayri menkul işinin esaslarını mı vaazında veriyor?”

 Tanrı aşkına!

 Ben sorun istemiyorum.

 Ben iş yapıyorum.

 32. dereceden masonum.

 George oğlum, bunu o kadar da ciddiye alma!

 Bunun şaka falan olduğunu sanmıyorum!

 Hallederiz, Georgie!

Georgie’ymiş!”

Telefonum hiç susmuyor.

 İnsanlar ya benimle konuşmuyor ya da gülüyor.

 Ailem bile bana sırtını döndü.

 Kanuni hakkım olduğuna göre, finansal ve diğer her türlü desteğimi çekiyorum.

 George, savaşmak zorundasın!

 – Basınla mı savaş?

 – Evet.

 Gazetelerin hakkından gelen birini hiç duydun mu, beyefendi?

 Ben ve sen.

 Zaten, ben özgür basını ve hür girişimciliği ve daha ne kadar özgürlük varsa hepsini destekliyorum!

 Ama, Muhterem, bizi buraya siz davet ettiniz.

 Şimdi desteğinizi çekerseniz, bu ahlaksız gazete iftiralarını onaylamış olursunuz.

 – Bu protesto telgrafları–

–  Radikal gruplar hep vardır– Bunlar kilise cemaatimden.

 Kilisemin yönetim kurulunun şikayetleri.

 Ulusal düzeydeki gözetmenim bile oralardan aradı.

 Kusura bakmayın, Bay Morgan.

 – Bize şimdi sırtınızı dönerseniz–

–  Benim yaptığım önemli değil.

 Kamuoyu size sırtını döndü.

 Önemli olan bu.

 Ona Hemşire Sharon Falconer deyin.

 Hayır, bekleyeceğim.

 – Bay Gantry’i buldunuz mu?

 – Gittiğinden beri kimse görmemiş.

 – Otel odası?

 – Bütün gün uğramadı.

 Evet?

 Bay Eddington?

 Sizinle görüşmek istiyorum.

 Hayır, bayım, hemen.

 Hayır, ofisiniz münasip.

 Bay Lefferts’de orda olabilir mi?

 Teşekkür ederim.

 Belki de Bay Gantry’nin başına bir şey gelmiştir.

 Unut Bay Gantry’i.

 GEORGE BABBITT GAYRİMENKUL ŞİRKETİ

– İyi akşamlar, George.

 – Çok meşgulüm.

 Ben de bugün çok meşguldüm.

 736 Lombard Sokağı, iki katlı bina.

 Sahibi: George F Babbitt.

 Kiracı: Yasak içki satış dükkanı.

 – Neden bahsettiğini bilmiyorum.

 – Tabi.

 1121 Maple Sokağı.

 Önü depo, arkası apartman dairesi.

 Sahibi: George F Babbitt.

 İş – İş: Fuhuş.

 – Benim mülkümde mi?

 – Onları hemen tahliye ettireceğim.

 – Tabi.

 Tabi.

 Kurban ediliyorsun, George.

 – Tıpkı benim gibi.

 – Öyle.

 İyi akşamlar, çocuklar.

 Kazanacak eliniz yoksa açık karta girmeyin!

 – İyi geceler de, George.

 – Oh, bu muydu?

 Sadece cipsine oynuyoruz.

 Bilirsin, sosyal aktivite.

 – Beni araba gezintisine mi çıkartıyorsun?

 – Times

-DisPatch’ın editörüne.

 Elinde onunla da mı ilgili bir şey var?

 Sen varsın.

 – Evet, ama–

–  Vakit geçiyor, George.

 Mevzu şu ki, bu çöplükleri neden yazdı ve siz neden bunları yayımladınız?

 – Sansür mü öneriyorsunuz, hanımefendi?

 – Sadece adil bir oyun.

 – Bu çamur atma!

 – Doğru mu?

 – Hayır!

 – Öyleyse asılsız haberden dava açın.

 Bunun için fazla zekisiniz.

 Söylediğiniz şey, iftiraların üstünün kapanması.

 Toplanan paraları amacı dışında kullandığımı ima ediyorsunuz.

 Ben bunu asla demedim.

 Tanrı sözleri dışında bir şey öğütledim mi?

 Evet?

 Öğütledim mi?

 – Size papazlık payesi verildi mi?

 – Ne?

 Onaylanmış herhangi bir teoloji okulundan diploma aldınız mı ?

 – Ya Gantry?

 – Hayır.

 Vaaz için herhangi bir kilise sizi tasvip etti mi?

 Hayır, Bay Lefferts, ama .

 ne Peter’da, ne Paul’da, ne de diğer müritlerde bunlar vardı.

 Ama onlar Tanrının Oğlu’yla birlikte yaşadılar.

 Müritlere o öğretti ve onun tarafından kutsandılar.

 Tanrı adına konuşma hakkını size ne veriyor?

 Onun onayı olmadan Tanrının işini yapamam herhalde.

 Onun onayını nasıl aldınız?

 Tanrı sizinle bizzat mı konuştu?

 Size mektup mu yolladı?

 Tanrı sizi ziyaret mi etti?

 Yanan bir çalılık belki de?

 Tanrının oğlu dışında biriyle konuştuğu İncilin neresinde yazıyor?

 Ama birinci Korintliler’de der ki: “Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın.”

  “Kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.”

  Jim oğlum, tebrikler.

 Görüyorum ki İncil’in talebesi olmuşsun.

 Çok sevindim.

 Nedir bu?

 Gelen şu kafadan çatlak telefonların sorumlusu siz misiniz?

 Bay Lefferts’i kovulmasını da istiyor musunuz?

 Kovulmak mı?

 Tirajı artırdığı için Jim’e prim verirdim.

 Sezar’ı övmeye değil gömmeye geldiğini sanmıştım.

 Shakespeare.

 Ah, evet.

 Bir dakika önce de Hemşire Sharon’u hırpalamak için İncil’i kullanmıştın.

 – Sadece kaynak olarak alıntı yaptım.

 – Elbette.

 İyi bir gazeteci olarak, gerçek olmadıkça bilgiyi kullanmazsın, öyle değil mi?

 Söylesene, Jim İncil gerçek mi?

 Hadi ama, Jim oğlum.

 Tanrı evreni altı günde mi yarattı?

 Yeşu’nun Amelekliler’i yenmesi için güneşi durdurdu mu?

 Hayır.

 Musa’nın denizi ikiye ayırdığına inanıyor musun?

 Hayır.

 – Tanrının On Emir’i yazdığına?

 – Yo.

 Peki ya ölünün ayaklandığına, körün iyileştiğine?

 Ya 5000 kişinin beş küçük balık ve iki minnacık somunla beslendiğine?

 Hayır.

 Kutsal Kitap’taki mucizelerin hiçbirine inanmıyorsun, öyle değil mi?

 Kara kedinin, kırık aynanın kötü şans getirdiğine ne kadar inanıyorsam o kadar.

 Ya da Tanrının kıskanç, kana susamış, kinci olabileceğine inandığım kadar.

 Ya da Tanrının çokeşliliğe, ahmaklığa ve köleliğe müsaade ettiğine inandığım kadar.

 Diğer bir deyişle İncil’e inanmıyorsun.

 İncil’in güzel bir şiir ve bilgelik kitabı olduğuna inanıyorum– Ama gerçek değil.

 Ve eğer gerçek değilse neden İncil’den alıntı yapsın, tabi onun kişiliğini tahrip etme niyeti hariç?

 Söylediğini duydum, bunun için cehennemde yanacaksın.

 Hayır, Georgie.

 Jim’i bu şekilde korkutamazsın.

 Demek istediğim, İncil’e inanmıyorsan cehenneme de inanmıyorsun demektir.

 Hey.

 Tabi böylece, cehennem yoksa cennet de yoktur.

 Öyle değil mi, Jim oğlum?

 Neden asıl mevzuya gelmiyorsun?

 İsa Mesih’in bize ebedi hayat verebileceğine inanmıyor musun?

 İsa Mesih’in bize ebedi hayat verebileceğine inanmıyor musun?

 – Buna inanmayı çok isterdim.

 – Ama inanmıyorsun?

 Evet.

 O halde İsa Mesih’i kutsal olarak kabul etmiyorsun, öyle mi?

 Evet?

 İsa büyük ve erdemli bir öğretmendi.

 Onun inancı ve cesareti dünyayı değiştirdi.

 İsa’yı kutsal olarak kabul ediyor musun?

 Söyleyeyim şüphelerim var.

 Bu dine küfürdür!

 Bay Babbitt, şüphe duymak dine küfür değildir.”

Dine küfür” dediğinizde, “muhalif olma. Düşünme.”

  demek istiyorsunuz “Şüphe etme.”

  Ama Tolstoy, Darwin, Jefferson, Lincoln Onların da aynı şüpheleri vardı.

 Öyleyse onlar da cehennemde yanacak!

 Bay Eddington, Bay Lefferts bağnazlığını itiraf etmesine rağmen, bu makaleyi yayımlama hakkınızı savunuyorum.

 Ama bize eşit haklar verin.

 – Cevabınız açık şekilde yayımlanacak.

 – Bay Eddington, ben yazar değilim.

 Jim nüktedan ve zeki.

 Kelimeleri bir hançer gibi kullanıyor.

 Mencken, Ingersoll, Sinclair Lewis ve diğer ateistlerden öğrenmiş.

 Ateistler!

 Ama sizin kendi radyo istasyonunuz var.

 Zamanı belirle.

 Yarım saat.

 Bu akşam?

 Yarın?

 Sen belirle.

 İki hafta, her gün, sabah-akşam yarımşar saat.

 Sırf bu makaleye cevap vermek için mi?

 Niyetim bir şeye cevap vermek değil.

 Tanrının varlığıyla ilgili münakaşa etmek istemiyorum.

 Jim, burada, imansızlık ve şüphe zehrini yayıyor.

 Hakikati yayıp, Hıristiyanlık bayrağını yükseltmek ve onun çaldığı inancı geri getirmek için bir şans verin bana.

 Tabi, zamanın para olduğunun farkındayım, özellikle de radyoda.

 Doğru.

 Bu yüzden bizim iyi tebaamız George F Babbitt, radyodaki zamanın her dakikasını ödemeyi kabul ediyor.

 Değil mi, George?

 Georgie oğlum?

 – Doğru.

 – Teşekkür ederiz, bayım.

 İyi geceler.

 Hemşire.

 İyi geceler, Bay Eddington.

 Bay Lefferts.

 – Jim oğlum.

 – Tebrik ederim.

 Garez duyma.

 Bay Babbitt.

 Dine küfür!

 İyi geceler, Bay Eddington.

 Ve sen kendinden utanmalısın.

 Harikuladeydi.

 Saldırganca, keyifli, fevkalade.

 Sokak kavgasında çok iyisin.

 Jim kardeşe hem bel altı, hem bel üstü vurdun.

 Onları öldürdün.

 Kutsal bir ışıkla onları yere serdin sekiz, dokuz, on ve knock out!

 Ah, tatlım!

 Adil savaşmadın ama görevini anlayıp, yerine getirdin.

 Ah, tatlım!

 Dur.

 Yapma.

 Dengesiz davrandım.

 Beni koruduğun için çok mutluydum!

 Anlamıyor musun?

 Tanrı seni bana aşığım olarak değil, onun aracı olarak gönderdi.

 Hayır, anlamıyorum.

 Beni delirttin, kendi kendime konuşuyorum.

 Bir an haykıran bir ölüm perisisin, bir an sonra ise soğuk bir patates.

 Hiçbir şey anlamıyorum, ama sana tapıyorum.

 Öyleyse senin aylaklardan biriymişim gibi davranma bana!

 Böyle bir şey yok.

 Dürüst olan ve olmayan kadınlar var.

 Ve sen beni dürüst bir kadın yapmak istiyorsun.

 Şu erkekler!

 Tecrübe etmeden eleştirme.

 – Ansiklopedi cinselliği.

 – Hiç okumadım.

 Yazan sensin!

 Her kadına sahip olmak zorundasın: Yaşlısı, genci, aptalı.

 Hatta Hatta ıslak dana gözleriyle açlık çeken Rachel’i bile.

 – Tanrı cezamı versin ki–

–  Dikkatli ol, yoksa nankör bir yalancı olduğun için Tanrı cezanı verecek.

 Hiç doğru söyleyemez misin sen?

 Canını yakıyorsa gerçeği görmezsin.

 İstediğim sensin, Shara.

 Başkası değil.

 Seni öyle çok istiyorum ki, acılar içindeyim.

 Kutsal kanatlarını sıyırıp, seni bir kadın yapmak istiyorum.

 Cennetin altın merdivenler, arplar ve gümüş bulutlar olmadığını sana göstermek istiyorum.

 Gelip giden büyük bir sevinç.

 Muhteşem vücudun için yarışacağımı gerçekten sanıyor musun?

 Öyle.

 her kadın, her erkek için diğer kadınlarla mücadele eder.

 Bu doğru, Shara.

 Sen de istiyorsun.

 Benim kadar istiyorsun.

 Benimle istiyorsun.

 Ne zaman kararını vereceksin?

 Arabaya bin.

 Hadi, dediğimi yap.

 YAPIM AŞAMASINDA ŞERİA IRMAĞI TAPINAĞI

 Işıkları açın, lütfen.

 İşte.

 Bunun için çalışıyorum.

 Artık çadırlar yok.

 Sirk gibi dolanıp durmak yok.

 Komitelerle çekişmek yok.

 Kendi tapınağım.

 Kalıcı bir yuva.

 Hasta bedenler için bir klinik.

 Bedava bir aşevi.

 Her inançtan insanlar için bir ibadethane.

 Bu benim ilk aşkım.

 Bununla boy ölçüşecek neyin var?

 Hiç.

 Hiçbir şey.

 Ben sadece Kansaslı bir köylüyüm; sense üst tabaka bir kızsın, Shara.

 Sahip olduğum tek üst tabaka şey Falconer adı.

 Seçme sebebim de bu.

 Ben gecekondu mahallesinden Katie Jones’um.

 Yanlış duymadın.

 Gecekondu mahallesi.

 Peki bu beni yalancı yapar mı?

 Ben artık Sharon Falconer’im.

 Onu ben yarattım.

 O olmak için, tane tane ördüm onu.

 Ben oyum.

 Bu tapınağı iki yıl önce inşa etmeye başladım.

 Uyanış sona erdiğinde ona sahip olmak için yeterince param olacak.

 Bizi Zenith’e getirenin kör talih olduğunu mu sanıyorsun?

 Öyle mi sanıyorsun?

 Tabi ki hayır.

 – O Tanrının arzusuydu.

 – Hiç şüphesiz.

 – Şimdi anlıyor musun ben neden–

–  Elbette.

 Elbette.

 – Hiçbir şey onu benden alamayacak.

 – Hiçbir şey.

 – Hiç kimse bunu bozmamalı.

 – Hiç kimse.

 – Ben asla–

–  Tabi ki.

 – Asla.

 – Şüphesiz.

 Evet.

 Hemşire Sharon?

 Hemşire Sharon?

 Jim Lefferts onurlu bir adam.

 Ama Brütüs de öyleydi.

 Hepimiz Brütüs’ün anarşist ve alkolik bir suikastçı olduğunu da biliyoruz.

 Jim “Şeytan” Lefferts, siz Zenith’in güzel insanlarına asalaklar, züppeler, ahmaklar diyor.

 İbadet ediş tarzınıza saldırıyor ama içki ve fuhuşa saldırdığını hiç görmedim.

 Şeytan Jim, sizi kurtarmak istediğini söylüyor.

 Nasıl?

 Kirli yalanlarla İsa’yı hançerleyerek mi?

 Tanrıya suikast yaparak mı?

 Ceketimin cebinde tanrıya şükür ki siz göremiyorsunuz ahlak dışı, iğrenç, açık saçık bunu söylediğim için utanç duyuyorum .

Fransız kartpostalları var.

 Bana bunları, masum liselerinizin önünde kara sakallı biri sattı.

 Bir yabancı!

 – Rezalet!

 – Ve dün gece dün gece, şuracıkta, ana caddede, üç tane fahişe bana yanaştı!

 Kaldırım mühendisleri.

 Caddeleriniz hastalıklı ahlaksız kadınlar, açgözlü yankesiciler, fırsat kollayan esrarkeşler tarafından güvensiz yerler haline dönüştürüldü.

 Ve Elmer Gantry tarafından.

 Bu gazete bu gazete herkesin bana karşı olduğunu söylüyor.

 Metodistler, Episkopalistler, ve Baptistler bana karşıymış.

 Hatta taşlaşmış, kemikleşmiş, yatay, dikey Presbiteryenler de bana karşıymış!

 Ama bu gazete yalan söylüyor!

 Bazı vaizler bana karşı olabilir.

 Üniteryanizm, Russellizm, Spiritüalizm – benden nefret eder!

 Harvardizm, Yaleizm, Princetonizm de benden nefret eder!

 Ama sizler Tanrının en iyi insanlarısınız.

 Siz benden nefret etmiyorsunuz, öyle değil mi?

 – Yere ser onları, vaiz!

 – Öldür onları!

 Öldür onları!

 Beni duyuyor musun, İsa Mesih?

 Hakkımda tüm bu pis yalanları yazan eski dostum Jim Lefferts’i kurtarmanı istiyorum.

 Ama seni uyarıyorum, Yüce İsa.

 Lastik eldiven giyip, güçlü bir antiseptik kullansan iyi olur.

 Ama eğer günahkâr Jim’i kurtarabileceksen, senden bunu yapmanı istiyorum.

 Ne yapmaya çalışıyor?

 Shara, senin sunumu iki kere çaldılar.

 Bu şimdiye kadarki en büyük kalabalık.

”Aşk, sabah ve akşam yıldızıdır.”

  Lütfen, Shara.

 Işık, şükürler olsun Işık şükürler olsun Bizler, her birimiz günahkârız.

 İçki!

 İçki Lincoln ve McKinley’i öldürdü!

 İçki, beyaz esir tacirlerinin her yıl 60 bin Amerikalı kızın iffetini çalmalarının bir yoludur!

 İçki kaçakçıları, beyaz esir tacirleri ve bu gazete beni ve Hemşireyi korkutup, bu şehirden çıkarmaya çalışıyor!

 Ama bir ayağım olduğu sürece, içkiye tekmeyi basacağım!

 Bir elim olduğu sürece, yumruğu çakacağım!

 Bir dişim olduğu sürece, ısıracağım!

 Yaşlanıp, ak saçlı, dişsiz ve yürüyemez biri olduğumda, ona yapışacağım, taki ben cennete, içki cehenneme gidene dek!

 Çok kötü bir konuşma.

 Sekiz gün geçti.

 Kaçak içki satılan 11 yerin, iki kokain satıcısının ve 16 genelevin adreslerini size verdiğimden bu yana sekiz gün geçti.

 Bu konuda ne yapıldı peki?

 Hiçbir şey, yüzbaşı.

 Günahı kınamaktan bıkıp usandık.

 Onu biz durduracağız!

 Bu şehrin nasıl temizleneceğini bu akşam onlara göstereceğiz!

 Hemen şimdi!

 Saldırın!

 Elmer, dikkatli ol.

 Cesaret, Hemşire.

 Cesaret.

 Jim kardeş!

 seni melekler tarafında gördüğüme sevindim.

 Çaresiz durumdaki içki satıcılarının silah taşımasından korkmuyor musun?

 – Hiçbir kurşun kutsal kitabı delemez.

 – Kutsal kitaba nişan almayabilirler.

 Çok iyiydi!

 İleri!

 – İçki dükkanının kapısını kırın!

 – Ne için?

 Kapıyı çalsanıza.

 Açarlar.

 Yüzbaşı.

 Dostum.

 Kıpırdamayın!

 Tamam, Muhterem!

 – Günahkâr kadın!

 – Bu pis bir yalan!

 Korunma ücreti ödüyoruz!

 – Utan!

 Utan!

 – Götürün onları!

 – Viski!

 – Neden beni aramadın?

 Eşyaları kırmayın!

 – Şunun yaptıklarını görmeliydiniz.

 – Kahpe!

 Kendinden utan-

– Tutukla şu kadını!

 Yüzbaşı Holt, bu talihsiz yaratıkları serbest bırakmanızı önerebilir miyim?

 – Ne?

 Ama demiştiniz ki–

–  Biliyorum.

 Ama bir fahişeyi hapse atmakla günahları temizlenmez.

 Fuhuşun da sonunu getirmeyecektir.

 Resim çekmeyin.

 Propaganda yok.

 Yüzbaşı Holt, sizi ve adamlarınızı bu vatansever iş için tebrik ediyorum.

 Sağolun, efendim.

 Bu kızlar hemen şehri terk etsin.

 İDEALİZM Mİ, BARBARLIK MI?

UYANIŞÇI, GÜNAHI BOZGUNA UĞRATTI!

 Afedersiniz, Bay Gantry.

 Şu Bay Gantry, kesinlikle inanılmaz biri.

 Bay Gantry ile ilgili müthiş olan şey, onun mutlak inandırıcılığıdır.

 – İzin verin, lütfen.

 – Geldi, Bay Gantry.

 – Bay Gantry–

–  Şimdi olmaz.

 Daha sonra.

 İçeri gel.

 Hemşire dinlenir dinlenmez hepinizi görecek.

 Belediye başkanı, kongre üyesi, vali ve şuna bak, Shara.

 Teklifler İngiltere, Japonya, Avustralya, Madison Square Garden

– Benden sana.

 – sirk.

 Shara, yapmamalıydın.

 Katie Jones ile gizlice eğlenceli bir pikniğe ne dersin?

 Telgraf yok, gazete yok, vaaz yok.

 Günün tek programı olacak, o da biz.

 Sadece ikimiz.

 Oh, Shara.

 – Yapamayız.

 – Ama neden?

 Ben kaçışımızı planladım.

 Araba ön tarafta.

 Onlar anlamadan biz ortadan kaybolacağız.

 Kadınlar komitesinin katkısını garantiye alacaksın.

 Saat 11’de, senin Şeria Irmağı Tapınağı’nı takdis edeceğiz Belediye başkanı, havai fişek gösterisi, bando, her şey.

 12.30, öğlen yemeği, Rosen’in süpermarketi.

 200 tezgahtar için şükran duası okuyacaksın.

 Saat ikide– Yorgunluktan canı çıkmış, asabi ve çekilmez olacağım.

 Shara bu akşam kutlayacağız.

 – Geç vakitte.

 – Akşama binlerce yıl var daha.

 Shara, bebeğim Tamam, peki.

 Şişman elli, şişman ruhlu, kendini beğenmiş – şu kadınları içeri al.

 – Çek defterleri de şişman, unutma.

 – Hanımlar.

 Sevgili hanımlar.

 – Bay Gantry?

 Telefonunuz var.

 Teşekkür ederim.

 Bill.

 Burdan konuşacağım.

 Ne güzel sabah, değil mi?

 – Alo?

 – Bay Gantry, tanıştığımıza çok sevindim.

 – Hemşire sevinçle sizi bekliyor.

 – Bay Gantry.

 Çok teşekkür ederim.

 Alo?

 Evet, ben Dr Gantry şey, Bay Gantry.

 Kim?

 Elmer, tatlım?

 Ben Lulu.

 – Kim?

 – Geçen geceki o kargaşadan beni kurtardığın için teşekkür etmek istedim.

 Adres neresi?

 Bay Gantry, sizi tebrik etmem gerek.

 Dün gece muhteşemdiniz.

 Dün gece mi?

 Ah, evet.

 – Benny’i bul.

 – Dur bir dakika.

 – Bu Gantry serserisi bir vaiz.

 – Benny’i bul.

 Tamam.

 Bu resimler boşanma mı, yoksa şantaj için mi?

 – Benny, hadi ama!

 – Unutma, pozisyon çok önemli.

 Unutmam!

 Flaşsız, bu adamı birkaç saniye kıpırdamadan tutmalısın.

 Poz verme zaman alır.

 Bu yüzden kıpırdamasın ve sessiz kalsın.

 – Ama bu çok donuk!

 – Radyo da açık kalsın.

 Şunu duymasın.

 – Tamam mı?

 – Tamam.

 Tamam.

 Hadi gidelim!

 Hey, civciv.

 Şu vaiz.

 Yatağa atabileceğine inanıyor musun?

 Şaka mı yapıyorsun?

 Hey, Benny.

 Hadi!

 – İyi görünüyorsun, ufaklık.

 – Sen de öyle.

 Çok iyi.

 – Geçen gece için kusura bakma.

 – Boş ver.

 – Sana rastlayacağımı bilseydim–

–  Sorun değil.

 – Kafanda ne tilkiler dolanıyor?

 – Elmer, tatlım Para sızdırmana izin vereceğimi mi düşünüyorsun?

 Senden nasıl para isteyebilirim ki?

 – Bir fahişenin sözüne kim inanır?

 – Eski şantaj oyunu, ha?

 – Sadece seni şey için görmek iste–

–  Ne için?

 – Şey için–

–  Ne için?

 Baksana tatlım, eşyalarımı topladım.

 Polisler tebligat verdi.

 Gece yarısı otobüsüne biletim var.

 Senden bir şikayetim yok.

 Sadece seni bir kez daha görmek istedim.

 Eski anılardan laflayıp, biraz güleriz dedim.

 Devam et.

 Ben kimi kandırıyorum?

 Şehre ilk geldiğinde, “cehennemin dibine gitsin” diye düşündüm.

 Dün gece, teneke yıldız takmış Tanrı gibi burayı bastığında çıldırdım.

 Tek düşünebildiğim benden faydalanıp, başından nasıl savdığındı.

 Tek düşünebildiğim buydu.

 Ben, küçük hanım Lulu, çocuk oyuncağı.

 Polisler “24 saat içinde şehri terk et” dediklerinde, tek istediğim gözüne yumruğu çakmak, şantaj yapıp, haraca bağlamak, seni incitecek her şeyi yapmaktı.

 Ama Ama demin içeri girdiğin zaman Ah, hayatım sanki aramızda her şey yeni baştan başladı.

 Bütün tüylerim ürperdi Gitsen iyi olacak.

 Aradığım için özür dilerim.

 Sorun çıkarmayacağım.

 Bunu yapabilirim, ama yapmayacağım.

 Lütfen git artık.

 Kansas’da seni bırakıp kaçan bendim, değil mi?

 Kimsenin kabahati yok.

 Benim ihtiyar hariç.

 – Hiç haber aldın mı?

 – Bir kez, geçen Noel’de.

 Mektubunda “Kızım, 1.

 Krallar, 21.

 bölüm, 23.

 dizeyi oku.”

  Ben de baktım.

 Orda “Ve sokaktaki köpekler İzevel’i yiyecek” diyordu.

 Benim ihtiyar ve İncili.

 Söylesene nasıl oluyor da bazı insanlar İncil’de sadece nefreti buluyor?

 Nereye gideceksin?

 Paris sokaklarında turlamayı düşünüyorum.

 Biraz nakit işine yarar mı?

 Sadece sadece bir veda öpücüğü.

 Bir kerecik.

 Ne yapıyor bu?

 Biraz kal.

 Konuş benimle.

 Şimdi gitme.

 Lütfen gitme.

 Herhangi bir şeyden bahset bana.

 Bana inanabileceğim güzel bir yalan söyle, ama sar beni.

 Tıpkı eskiden yaptığın gibi sar beni.

 Lütfen.

 – Boşuna, Lu.

 – Neden?

 Çünkü ben – Bilmiyorum.

 Ben – Neden?

 Onun yüzünden mi?

 Şu İncil fahişesi mi?

 Özür dilerim.

 Bir daha hasis düşünceler yok.

 – Lütfen.

 Hemen gitme.

 – Lu, ben Aslında, bunca şeyden sonra nakit işime yarayabilir.

 Elbette.

 Belki sana ara sıra biraz gönderebilirim.

 İş bulana ya da saygıdeğer biriyle tanışana dek, ha?

 Ben her gece saygıdeğer beylerle tanışıyorum.

 Amerika’daki en iyi banka.

 – Kendine iyi bak.

 – Sen de.

 Birinci sınıf.

 Gerçekten birinci sınıf.

 Uyanın!

 Uyanın, Bayan Katie Jones!

 Karşınızda muhteşem balıkçı teknesi SS Mutluluk’un kaptanı duruyor.

 Dertsiz, tasasız, mutlu bir seyahat için herkes gemiye.

 Eğlence, balık, gülüp coşmak ve romantizm.

 Hepsi garanti.

 Bill!

 Yasal belgeler, çadırlar, kayıp ruhlar hakkında tek kelime bile etme.

 Biz pikniğe gidiyoruz.

 Sızlanırsan, defterini düreceğiz.

 Sence iki dostum için oyun bozanlık eder miyim?

 Bir günlüğüne sorun çıkmaz, öyle değil mi?

 Bu tuvaletle balıklar sana bakmak için tekneye atlayacak.

 Öyle ya.

 Gidiyoruz!

 Pikniğe gidiyoruz!

 Onu pikniğe götüreceğime söz vermiştim.

 Bu halin ne, Bill.

 Bir sorun mu var?

 Muhteşem Elmer.

 Üçkağıtçı Elmer.

 Dolandırıcı, dünyadaki en eski şantaj oyunuyla dolandırdı.

 Shara’nın bunları görmesini istemiyorum.

 Görmek zorunda.

 Bill, söylediğin her şeyi yapacağım.

 Ben ben işi bırakacağım.

 Shara’nın bunları görmesine izin verme.

 Görmek zorunda.

 Sevgilim, Bill’in bizimle pikniğe gelmesine ne dersin?

 Ben – Satılık sanırım?

 – 25,000 Dolar.

 25,000.

 Bugün saat ikide.

 Nakit.

 Küçük paralar halinde.

 Parayı Shara’nın getirmesini istiyor.

 Başka birini istemiyor.

 Adı Lulu Bains.

 Parayı ayarla.

 bir şey daha var.

 Parayı 721 Lombard Sokağı’na getirmeni istiyor.

 Baskından önce çalıştığı yer.

 Sammy!

 Çık şu sudan!

 Evindeymiş gibi keyfine bak, hayatım.

 EVİM, GÜZEL EVİM Hemen geliyorum!

 Parayı getirdim.

 Negatifleri alabilir miyim, lütfen?

 Ekstra baskı, Jack!

 Evet.

 Evet, hikâyeyi okudum, resimleri gördüm.

 – Çok teşekkür ederim.

 – Bunu gördün mü?

 RAHİP AVLANIYOR Gördüm.

 – Bunu gördün mü?

 – Evet.

 Anladığım kadarıyla bu resimleri önce sana getirmiş.

 – Evet.

 – Ve sen onu geri çevirdin?

 Neden?

 Bu resimlerin kanıtladığı tek şey Gantry’nin herkes kadar insan olduğudur.

 Basmak, özgür basının yükümlülüğü– Haklısınız, Bay Eddington.

 Özgür basın her şeyi basabilir, yalanlar dahil.

 Bu pornografinin şantaj yalanı olduğu çok açık.

 Neden şu adamlar şapkalarını çıkarmıyor?

 Muhterem Pengilly’i ilk kez burda görüyorum.

 İlk kez başları dertte.

 Bu akşam geldiğiniz için teşekkür ederim.

 Bir açıklama isteme hakkınız var.

 Size bunu yapmaya çalışacağım.

 Bize günahtan bahset, Hemşire!

 Deccal!

 Yahuda’sın sen, Yahuda!

 – Sahte peygambersin!

 – Dolandırıcısın sen!

 Yalancı!

 Sen kendi ruhunu lanetle, Gantry!

 Sen kendine vaiz mi diyorsun?

 Hadi, Rachel.

 Rachel, burdan çıkman gerek.

 Hey, Bay Gantry!

 – Alo?

 – İsmim Bayan Welmer.

 Her pazar kiliseye gittiğimi Hemşire Sharon’a söyleyin.

 TÖVBE ET – Şehirden defol, vaiz kadın!

 – Evine git, Hemşire!

 Zavallı Hemşire!

 Tanrım neden beni terk ettin?

 Seni evine götüreceğiz.

 Bunu neden yaptın?

 Parayla gelmedi mi?

 Evet?

 Geldi.

 Neden bunu yaptın?

 Neden?

 Anlamazsın sen.

 Biliyorum.

 Resimleri gazeteye verdin çünkü sana daha da para vereceklerdi, ha?

 Onlar için ne kadar aldın?

 Hiçbir şey.

 Onları satmadım.

 Onları hiç satmayacaktın şu Hemşire kadına bile, değil mi?

 Gantry’den bu kadar mı çok nefret ediyorsun?

 Yoksa onu bu kadar mı çok seviyorsun?

 Bana karşı hiç iyi olmadın.

 Kendine de.

 Hiç kimseye karşı iyi olmadın!

 Bunun acıttığını bilmiyor musun?

 Üzgünüm, Lu.

 Herşey için çok üzgünüm.

 Kız ve erkek kardeşlerim hoşça kalın.

 Amin.

 Jim oğlum!

 İçkinin işe yarayabileceği birine benziyorsun.

 İçki.

 Biliyor musun, Jim?

 İçki içmeye karşı bir yasa olmalı.

 – Var.

 Yasaklama.

 – Bu satmaya karşı, içmeye değil.

 Amin.

 – Mutlu günlere!

 – Buna ben de içerim.

 Tanrım, iyiymiş.

 Şuraya bakar mısın, Jim?

 Ne için bu kadar çıldırdılar acaba?

 Ayak takımı Tanrılarının insan olmasından hoşlanmaz.

 – Canını yaktılar mı?

 – Senin yaktığın kadar değil.

 Kişisel bir şey yoktu.

 Şimdi ne yapacaksın?

 Şöyle düşünüyorum yukardasındır, aşağıdasındır; günah işliyorsundur, kurtulmuşsundur.

 Sen elinden geleni yap, gerisini Tanrıya bırak.

 Gerçekten Tanrıya inanıyorsun, değil mi?

 Elbette.

 Ara sıra dizlerinin üstüne çökmek bir insanı iyi yapar.

 İnsanlarının böyle yerlere gelmelerinin sebebi hastadırlar ya da korkmuşlardır.

 Ya da paraları yoktur, ya da çok paraları vardır.

 Ya bir savaş geliyordur ya da bir savaş bitmiştir.

 Dua etmek bildiğim en ucuz ve en iyi ilaç.

 Bu yüzden Shara onlara iyi geliyordu.

 O mücadeleci bir kadın.

 Öyle.

 Onunla evlenmelisin.

 – Kutsal evlilik bağına inanıyor musun?

 – Öneririm ama asla denemem.

 Artık çok geç, Jim oğlum.

 Belki de değildir.

 Bayan Bains, bu hikâye ile gazetede beni bekliyordu.

 ELMER GANTRY AHLAKİ SUÇLAMALARDAN AKLANDI

 “Elmer Gantry’e komplo kurdum.”

– Ona bunu nasıl yaptırdın?

 – Ben yapmadım.

 Tanrının hikmetine akıl ermez.

 Birazdan Hemşire Sharon Falconer’in sesini duyacaksınız, ama korkarım Elmer Gantry’ninkini değil.

 Bay Gantry üç geceden beri ortalıkta yok.

 Polisi, hastaneleri, tren istasyonlarını, otobüs duraklarını kontrol ettim.

 Nerede?

 Nerede?

 Ülkedeki her haber ajansı aynı soruyu soruyor.

 Gazetelerin ilk sayfalarında.

 Başına bir şey gelse bunu duyardım.

 Evet.

 Evet, biliyorum.

 Burda olacak, bundan eminim.

 Onu bekleyeceğiz.

 Bekleyemeyiz.

 Bu insanların bazıları sabahın erken saatlerinden beri burada.

 – Onsuz başlamayacağım.

 – Belki de geri dönmeyecek.

 Sadece bir his.

 Onu bekleyeceğiz.

 Elmer?

 Oh, sevgilim!

 Sevgilim!

 – Gantry döndü.

 – Nerden biliyorsun?

 Birisi görmüş.

 Burda nerde telefon var?

 – Dostun Gantry’e ne dersin?

 – Ne adam ama!

 Aşağılık herif.

 Bırak sana bir bakayım.

 Tek bir kelimesiz, üç bitip tükenmeyen gün.

 Neden?

 Sana ne çok ihtiyacım olduğunun farkında değil misin?

 Kızgın mısın?

 Bana mı?

 – Hayır, Shara.

 – Beni bir daha asla bırakma.

 Asla.

 Shara.

 Evet?

 her şeyi bırakıp gitsek ne olur, pek çok kişinin yaptığı gibi, sıvışıp eyalet sınırını geçsek ve evlensek?

 Bir sürü çocuğumuz olur ve diğer insanlar gibi onları beysbola götürürüz.

 Dansa gideriz.

 Bir kez olsun birlikte dansa gitmedik.

 Hadi yapalım, Shara.

 Bu akşam.

 Hemen şimdi.

 – Ama onca insan

– Dua etmek istiyorlarsa bırak kiliseye gitsinler.

 Ama bu onların kilisesi.

 Bak!

 Bak!

 Kayan bir yıldız!

 Bu bir işaret, bu akşam başlayan ihtişamın bir işareti.

 Hazır mısın, Shara?

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Bana şans dile.

 Işık, ışık, şükürler olsun!

 Hakikati ilerliyor Hemşire Sharon’un itikadına inanıyorsanız Evet!

Elmer Gantry’nin masumiyetine inanıyorsanız Evet!

ve Yüce Tanrıya inanıyorsanız

– Evet!

 onlara güçlü bir “şükürler olsun”la güven verin!

 – Şükürler olsun, Hemşire!

 – Şükürler olsun!

 Şu anda Kutsal Ruh’un güçü bu tapınağı sardı.

 O burada.

 Şu anda burda.

 Az önce gök kubbeyi geçip, mahşere yönelen bir işaret gördüm Tanrının yazdığı ateşten bir çizgi, harikulade bir kayan yıldız.

 Bu suretle Tanrı, onun gelişini bize haber verdi.

 Tanrıyı kayıp mı ettik?

 Doğaüstüyle temasımızı mı kaybettik?

 inancı mı kaybettik?

 Çünkü inançsız, ahlaken hastayız demektir.

 İnanç dünyadaki en büyük güçtür.

 İnanç ölüyü diriltebilir.

 İnanç iyileştirebilir.

 İnanç-

– Bana yardım et, Hemşire!

 Bana yardım et!

 Bana yardım et.

 Duyamıyor, Hemşire.

 Sağır o.

 Onu rahat bırakın, lütfen.

 Bana yardım et, Hemşire.

 Beni iyileştirin.

 Onu bir doktora götürseniz iyi olur.

 Tanrı en güçlü doktordur.

 Sağır mı doğdu?

 Bir gece bir fırtınayla uyandı.

 Yıldırımı duyamıyorum diye bağırdı.

 – Hissediyor ama duyamıyor.

 – Karısı mısınız?

 Evet, Hemşire.

 Sizi rahatsız ettiğim için kusura bakmayın.

 Baba, Oğul ve Kutsal Ruha inanıyor musun?

 Mesih’in elleriyle dokunarak iyileştirebildiğine, ve bu yeteneği havarilerine naklettiğine inanıyor musun?

 Herkes benimle birlikte dua etsin.

 Lütfen benimle dua edin.

 İnancınıza ihtiyacım var.

 Tanrım Tanrım, merhamet et.

 İyileş.

 İyileş.

 Tanrım, güçsüzlüklerimizde bize yardım et.

 Günahlarımız için bizi cezalandır, ama inancımız için ödüllendir.

 İyileş.

 İyileş.

 Ruhunla bu ibadethaneyi dolduralım.

 Yalnızca senin olan senin ihtişamın için yaratılan bu evi kutsallığınla kutsayalım.

 İyileş!

 İyileştirmesi için Tanrıya yakar!

 İyileş!

 Tanrım Beni duyuyor musun?

 Tanrım, ben Sa sanırım – Beni tekrar et.

 Tanrı mübarektir.

 – Tanrı mübarektir.

 – Merhametin için müteşekkiriz Tanrım.

 – Müteşekkiriz Tanrım.

 Duyabiliyorum.

 Tanrım duyabiliyorum!

 Şükürler olsun!

 Şükürler olsun!

 Lütfen bekleyin.

 Lütfen bekleyin.

 Paniğe kapılmayın.

 Tanrım.

 – İyi misin?

 – Evet.

 Diğerleriyle ilgilen lütfen.

 Tanrının evindesiniz!

 Tanrıya inananlar kurtulacaktır.

 Tanrıya güvenin!

 İyi misin, Shara?

 Shara?

 Shara?

 – Yo.

 Yo.

 Yo!

 – Shara!

 İmdat!

 Hayır, lütfen bekleyin.

 Hayır, bekleyin!

 Lütfen bekleyin!

 Bekleyin!

 İnançlı olmalısınız!

 – Bekleyin!

 – Shara!

 Shara!

 Shara!

 Shara!

 Shara!

 Shara!

 Shara!

 Shara!

 Bu onun.

 Tek bulabildiğimiz bu.

 İnsanlar sizden bir şeyler duymak istiyor, Bay Gantry.

 Herhangi bir şey.

 Bizimle konuşun, Bay Gantry.

 Lütfen Hemşire Sharon’dan bizi bağışlamasını isteyin.

 Bağışlanacak bir şey yok.

 Orası muazzam sıcaktı.

 Cehennem ateşinden daha sıcak.

 Kaçtım.

 Korkmuştum Lütfen Hemşirenin benden nefret etmemesini isteyin.

 Yukarda beni duyabiliyor musun, Hemşire?

 Bu insanlardan nefret ediyor musun?

 Sizden nefret etmiyor.

 Sizi seviyor.

 Tanrı ve onun aşkı için şükredin.

 Aşk nedir?

 Aşk sabah ve akşam yıldızıdır.

 Aşk müziğin sesidir.

 Bu yüzden şarkı söyleyin.

 Tanrının aşkını şakıyın.

 Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum.

 Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum.

 Yola çıktım Cennet diyarına gidiyorum.

 Yola çıktım Işık, şükürler olsun

Yola çıktım Çok zor zamanlar geçirdim

Ama yola çıktım

Çok zor zamanlar geçirdim İlham vericiydi.

 Sence de ilham verici miydi, Jim oğlum?

 Bence içtendi.

 Biliyorsun, Shara onun işini devam ettirmeni isterdi.

 Bu sefer daha büyük bir çadır bulacağız.

Çocukken, çocuk gibi konuşurdum.

 Çocuk gibi anlardım.”

 “Yetişkin biri olunca, çocukça davranışları bıraktım.”

  Aziz Paul, Birinci Korintliler, 13:11.

 Hoşça kal, Bill.